makineli tüfeğin icadi

Yazan: admin | icatlar | Salı 25 Mayıs 2010 22:48

Bu bileşenler tahrik edilmesi gereken bir mekanizmayı oluşturur. Eğer kartuşun geri tepmesiyle tahrik ediliyorsa geritepme işleyişli olarak, ateşlenen kartuşun oluşturduğu ile tahrik ediliyorsa işleyişli olarak adlandırılır. gibi bir dış etkenle tahrik ediliyorsa genellikle chain gun olarak adlandırılır.

Bir mekanizma ateşleme pininin kartuşu ateşlemesini sağlar boşaltma ve doldurma adımlarını etkinleştirir. Çevrim tekrarlanır. Bütün bu çevrim saniyenin küçük bir parçası kadar sürer böylece birsaniye içinde birçok atış sağlanır. İşleyiş bu meanizmalarının etkinleşmesi ne olursa olsun, basitçe aynıdır. Örneğin:

Diğer bir etken konvansiyonel patlayıcı toplarıdır. Yüksek kalibreli patlayıcı mermi kullanan otomatik silahlar, otomatik toplar veya otomatik bombaatarlardır. Makineli tüfekler yüksek bir kalibreye namlu uzunluğu oranına eğilimlidirler (uzun namluya küçük kalibre).

Piyade tüfekleri tabanca kalibreli hafif makineli ile geleneksel tam güçlü kartuş ateşli karışımıdır, tek atış, tek basışla birkaç atış ve tam otomatik atışa izin vermektedir(seçilebilir atış).

Makineli tüfeklerin tamamı ilk atak saldırısı için kullanılmaz. Geri tepmeli makineli tüfekler çoğu zaman yerde kullanılır. Atış hâlindeki bir silahın mil dirseği tarafından ateşleme pini döndürülür. Bazı otomatik tüfeklerin ilk ateşlenmesi ile olmaktadır.

Hafif makineli tüfekler basit demir nişangâhlara sahiptir. Yaygın bir nişan alma sistemi katı (yuvarlak) turlar ve izli mermi turlarıyla takip edilir (genellikle dört yuvarlak mermi ardından bir izli mermi şeklindedir), böylece nişancı mermi yolunu görebilir ve hedefe doğru hareket ettirebilir, ayrıca diğer askerlerinde ateşine yön verebilir.

Bir makineli tüfeğin kalibresinin üst limitini belirtmek için iki farklı tanımlama kullanılır:

50 kalibrelik Browning M2 gibi birçok ağır hedefleri uzak mesafelerden vurabilecek hassasiyettedir. Vietnam Savaşı sırasında, Carloss Hathchock 50 kalibrelik, dürbünlü görüşile donatılmış ağır makineli tüfeği ile 2250 metreden hedefini vurarak rekor oluşturdu. Bu olay Barrett M82 gibi 50 kalibrelik anti-materyal sniper tüfeklerinin tanıtımına öncülük etti.

Hemen hemen tüm silahların tetiği basitçe etmekten alıkoyan bir emniyet tetiği vardır.

Makineli tüfek, tam otomatik ve/veya portatif silahtır, genellikle şarjör, mermi kayışı veya büyük kapasiteli magazinlerden mermi alarak ve yine genellikle dakikada birkaç yüz mermi atma oranıyla tasarlanmışlardır. İlk makineli tüfekler bir el kolunun çevrilmesi gibi, manuel olarak kullanılıyordu. Birleşik Devletler kanunlarında terim olarak, özellik kullanılmamak suretiyle tam otomatik silahları tanımlar, örneğin medya haberlerinde veya yasal kodlarda.[1]

Merminin namluya sürülmesi ve ateşlenmesi aynı zamanda gerçekleşen silahlarda,merminin namluya sürülmeden ateşlenmesini önlemek için, atıcının güvenliğini sağlamak amacıyla,mekanik zamanlama gereklidir.Bu ,özellikle 40mm bombatar gibi yüksek patlayıcılı mühümmatların ateşlendiği silahlarda çok daha önemlidir.

İki makineli tüfek devri vardır: Manuel makineli tüfekler devri ve otomatik makineli tüfekler devri. Teknolojik geliÅŸme bir dizi otomatik özelliklerin geliÅŸimini saÄŸladı (zincirleme cephane gibi). Manuel çok atımlı araçların zamanı yüzlerce yıl öncesine dayanır; fakat manuel ve otomatik makineli tüfekler 1800′lerin son yarısına denk gelir. Manuel makineli tüfekler kolla kullanılan krank mekanizması ile çalıştırılırlardı ve kol döndürüldükçe ateÅŸleme ve yeniden yükleme gerçekleÅŸirdi, karşılık olarak otomatik makineli tüfeklerde basit bir tetik mekanizması mevcuttur. Daha birçok önemli fark bulunmasına raÄŸmen en önemli geliÅŸim daha yüksek ateÅŸ oranına izin vermesidir.

Bazı makineli tüfekler saatlerce sürecek önleme için denenmiştir, diğer otomatik silahlar bir süre kullanıldıktan (bazen bir dakika bile olmadan) sonra aşırı ısınabilir. Bütün makineli tüfekler atışlar arasında namludan hava soğutmasına izin veren açık mandaldan atış yaparlar. Ayrıca namlu sistemlerine de veya ısınan namlunun değiştirilmesine izin veren çıkartılabilir namlulara sahiptir.

Bütün makineli tüfekler şu bileşenlere sahiptir:

Modern otomatik makineli tüfeklerin başlıca iki işleme sistemi gaz işleyişli (yanan barutun gazını hareket çevrimine dönüştürür) ve geri tepme işleyişlidir (mermiyi boşaltımını geri tepme olarak çevrim hareketine dönüştürür). İlk gaz işleyişli makineli tüfek M1985 Colt-Browning makineli tüfeğidir. Diğer (daha küçük) tip dıştan çalıştırılan makineli tüfektir. İnsan gücü veya mermi enerjisinden ziyade, üçüncü bir kaynak (elektrik motoru gibi) kullanılır; bu tipler artık daha özel isimlerle anılmaktadır (minigun, Chaingun). Modern makineli tüfeklerin en yaygın tipi otomatik, geri tepme işleyişli ve kayış beslemeli tiptir. Elektrikli ve mitralyöz tipi makineli tüfekler savaş uçaklarında ve diğer araçlarda yaygındır.

Ağır makineli tüfekler genellikle su / hava soğutmalı veya değiştirilebilir namluludurlar. Değiştirilebilir namlular, namlunun aşırı ısınmasını engellemek için periyodik olarak değiştirilmelidir. Uzun süreli sürekli atışlarda namlu sıklıkla değiştirililerek soğuması sağlanmalıdır. Bu değişimi azaltmak için çoğu hava soğutmalı silahlarda sadece darbeli atışlar ya da kısa süreli sürekli atışlar yapılır.

Makineli tüfeÄŸin yer savaşında birincil rolü düşman üzerine, saklanmaları ve etkili olmamalarını saÄŸlayan önleme – destek ateÅŸi yapmaktır. Bu hem düşman saldırısını durdurur hem de dost kuvvetlere düşmana saldırma sırasından daha az risk sunar.

Diğer otomatik silahlar mermi boyuna ve merminin olumlu kilit kapalı mandal veya olumlu olmayan açık mandaldan ateşlenmesi gibi bir kaç kategoriye bölünmüştür. Tabanca kalibreli cephane kullanan tam otomatik silahlar, makineli tabanca (genellikle boyut kapsamında) olarak adlanırılabilirler; tam güçlü tüfek mermisini kapalı mandaldan ateşleyen seçici ateş tüfekleri, otomatik tüfekler olarak adlandırılır, bunlardan geri dönüşü güç ile tüfek mermisi kullananlar saldırı tüfeği olarak adlandırılırlar.

Manuel makinalı tüfekler, manuel yaylım ateÅŸi yapan silahlar gibi ilk kez Amerikan İç Savaşı’nda kullanıldı. Mitralyöz ve “coffee gun” manuel ateÅŸlemeli ve doldurma hunisinden mermiler ile beslenen otomatik doldurmalı olarak kullanıldı. Mitralyöz – manuel çalışan dönen makinalı tüfek- 19. yüz yıl sonlarında bir numaralı silah olacaktı, bununla birlikte birçok farklı model deÄŸiÅŸik kullanım açılarıyla üreetildi (Nordenfelt makinalı tüfeÄŸi). İlk otomatik makineli tüfek kayış cephaneli tek namlulu ve otomatik dolumlu geri tepme kullanımlı Maxim tüfeÄŸidir. Bu mermi enerjisi kullanımı ayrıca neredeyse diÄŸer tüm 20. yüzyılın yarı ve tam otomatik silahlarında geliÅŸim yarattı.

Her mermi için bir kez tetiÄŸe basılan yarı otomatik silahların aksine, makineli tüfek, tetiÄŸe basılı tutulduÄŸu sürece ve mermi ile beslendiÄŸi sürece ateÅŸ etmek üzere tasarlanmıştır. Siviller tarafından genellikle tüm tam otomatik silahları tanımlamak üzere kullanılan “makineli tüfek” terimi, askeri dilde, elle ateÅŸlenen göreceli olarak ağır silahlarla sınırlandırılmış, sürekli veya sık atışlı olarak cephanenin izin verdiÄŸi kadar otomatik ateÅŸlenen silahlar için kullanılır. Makineli tüfekler savunmasız veya az savunmalı kiÅŸilere veya önleme ateÅŸini desteklemek için kullanılması normaldir.

Bütün makineli tüfekler şu çevrimi takip eder:

Başlıca makineli tüfekler şerit beslemelidir, buna rağmen bazı hafif makineli tüfekler silindir veya kutu magazinlerden beslenebilir ve bazı araca bağlı makineli tüfekler besleme hunisinden mermi alabilir.

Makineli tüfekler bir ya da daha fazla mekanik emniyet tetiği tarafından kontrol edilir. Bir emniyet tetiği sürgüyü durdurarak merminin aynı noktaya düşmesini engeller. Bazı emniyet tetikleri ise geriye kilitlendiklerinde dururlar. Diğer emniyet tetikleri mermi fişek yatağına girdiği zaman kilitlenir ve ateşleme pinini durdurur.

Hafif makineli tüfek, Orta makineli tüfek ağır makineli tüfek veya genel amaçlı makineli tüfek olarak alt dallara ayrılmasına rağmen, en hafif makineli tüfek bile daha büyük ve daha ağır olma eğilimindedir. Manga otomatik silahları (SAW), hafif makineli tüfeklerin bir versiyonudur ve sadece bir kullanıcı (bazen bir de cephane taşıyıcı gerektirir. Orta ve ağır makineli tüfekler üç ayak ya da bir aracın üzerine monte edilebilir; insan taşıdığı zaman, makineli tüfek ve radımcı ilaveler (üç yaka, cephane, yedek namlular vs.) ek olarak insan gerektirebilir.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Makineli_t%C3%BCfek

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

termodinamiÄŸin mucidi

Yazan: admin | icatlar | Salı 23 Şubat 2010 12:47

Mekanik değişkenler, temel klasik veya parçacık fiziği tanımlarıyla tarif edilebilirken, istatistiksel değişkenler sadece istatistiksel mekanik tanımlarıyla anlaşılabilir.1A2C1 ve 1B2C1 çevrimleri birbirlerine eşittir. Termodinamiğin 1. kanunu uygulandığında a ve b denklemleri ortaya çıkar b denklemi a denkleminden çıkarırsak c denklemini buluruz.Örnek hal değişimi.JPG
AÅŸağıdaki formüllerdeKlasik mekanik | Elektromanyetizm | Termodinamik | Genel görelilik | Kuantum mekaniÄŸi Ya da, (1) oyunu ne kazanabilirsiniz ne de oyundan çıkabilirsiniz, (2) çok soÄŸuk olmadığı sürece oyunu berabere bitiremezsiniz, (3) hava o kadar soÄŸumaz.Bu denklemde R evrensel sabiti’dir. Ayrıca istatistiksel mekanik terimleriyle bu denklem şöyle yazılır:olmak üzere;Bu yazıda oldukça yararlanılan Wikipedia İngilizce termodinamik baÅŸlığıTermodinamik her ne kadar sistemlerin madde ve/veya enerji alış-veriÅŸiyle ilgilense de, bu iÅŸlemlerin hızıyla ilgilenmez. Bundan dolayı aslında termodinamik denilirken, denge termodinamiÄŸi kastedilir. Bu yüzden termodinamiÄŸin ana kavramlarından biri “quasi-statik” (yarı-duraÄŸan) adı verilen, idealize edilmiÅŸ “sonsuz yavaÅŸlıkta” olaylardır. Zamana baÄŸlı termodinamik olaylarla, denge halinde olmayan termodinamik ilgilenir.Bu yasaların çeÅŸitli çeÅŸitlemeleri de vardır:göstersin. Ama bir de çevrime ihtiyaç duyuyoruz ÅŸimdi onu da basit olarak çizelim,
Termal olarak izole edilmiÅŸ büyük bir sistemin entropisi hiçbir zaman azalmaz (bkz: ’in Cini). Ancak mikroskopik bir sistem, yasanın dediÄŸinin tersine entropi dalgalanmaları yaÅŸayabilir (bkz: Dalgalanma Teoremi). Aslında, dalgalanma teoreminin zamana göre tersinebilir ve nedensellik ilkesinden çıkan matematiksel kanıtı ikinci yasanın bir kanıtını oluÅŸturur. Mantıksal bakımdan ikinci yasa bu ÅŸekilde aslında fiziÄŸin bir yasasından ziyade göreli olarak büyük sistemler ve uzun zamanlar için geçerli bir teoremi haline gelir. Ludwig Boltzmann tarafından tanımlanmıştır. Sisteme dışardan enerji verilmediÄŸi sürece düzenin düzensizliÄŸe düzensizliÄŸin de kaosa dönüşeceÄŸini anlatır. Kırık bir bardağın durup dururken veya kırarken harcanan enerjiden daha azı kullanılarak eski haline döndürülemeyeceÄŸi örneÄŸi verilir klasik olarak. Yine aynı ÅŸekilde devrilen bir kitabı düzeltmek için devirirken harcanan enerjiden fazlasını kullanmak gerekir, potansiyel enerjinin bir kısmı ısıya dönüşmüştür ve geri getirilemez. Aynı zamanda evrendeki düzensizlik eÄŸilimini de anlatır. Düzensizlik eÄŸilimini anlatırken entropi kelimesini kullanır. , en = ingilizcedeki ‘in’ gibidir, önüne geldiÄŸi kelimeye -de, -da eki verir ve tropos = yol kelimesinin çoÄŸulu olan ‘tropoi’ (tropi diye telaffuz edilir) kelimesinden. Yani; “yolda”).Bu yasa neden bir maddeyi mutlak sıfıra kadar soÄŸutmanın imkânsız olduÄŸunu belirtir:Daha basit bir ifadeyle farklı sıcaklıklarda iki cisim ısıl bakımdan temas ederse sıcak olan cisim soÄŸur, soÄŸuk olan cisim ısınır. İşin temelinde, iki farklı sıcaklığa sahip iki cisim arasında gerçekleÅŸen ısı akışının sıcak cisimden soÄŸuk cisme gerçekleÅŸtiÄŸi gerçeÄŸi yatar, bazı soÄŸuk cisimlerin sıcak, ya da bazı sıcak cisimlerin soÄŸuk algılanması mümkündür. –30 derece soÄŸuk olarak düşünülebilirse de –50 dereceye göre daha sıcaktır. Isı akışının soÄŸuktan sıcaÄŸa doÄŸru olmayışının temeli ÅŸudur: sıcaklık, malzeme atomlarının, daha doÄŸrusu elektronlarının kinetik enerjisine etki eden bir faktördür. Elektronlar her zaman temel enerji seviyesinde olacak ÅŸekilde davranış gösterirler. Fazla kinetik enerjilerini aktarmak ve temel enerji seviyesine dönmek isterler. Sıcaklık, malzeme içinde atomların titreÅŸmesi ile iletilir. Bu nedenledir ki, ısı akışı sıcak cisimden soÄŸuk cisime doÄŸru gerçekleÅŸir.Sistemin herhangi bir hal deÄŸiÅŸimindeki enerjisi de;TermodinamiÄŸin en basit yasasıdır. EÄŸer iki sistem birbirleriyle etkileÅŸim içerisindeyken aralarında ısı veya madde alışveriÅŸi olmuyorsa bu sistemler termodinamik dengededirler. Sıfırıncı yasa şöyle der:formülü çıkar. Termodinamikte enerji, maddenin yapısına baÄŸlı iç enerji ve koordinat eksenlerine baÄŸlı olan kinetik enerji (EK) ve potansiyel enerji (EP) olarak ayrılabilir;Ginsberg’in teoremi: (1) kazanamazsınız, (2) berabere kalamazsınız, ve (3) oyundan çıkamazsınız.Ya da: (1) çalışmadan bir ÅŸey elde edemezsiniz, (2) çalışarak en fazla elde edebileceÄŸiniz ÅŸey ancak karsız zararsız olmaktır, ve (3) bunu da ancak mutlak sıfırda elde edebilirsiniz.Parçacık fiziÄŸi |  | YoÄŸun madde fiziÄŸi  | fiziÄŸi |Bu yasalardan birini ihlal eden makinalara o yasanın numarası türünden (örneÄŸin, yoktan enerji yaratıyorsa birinci türden) devridaim makinası (ilginç bir ÅŸekilde Türkçe’de “Con Ahmet Makinası“) denir.Termodinamik, (Yunancada: thermos:ısı ve dynamic:enerji). Bazı Türkçe kaynaklarda ısıl devingi olarak da geçer. Enerji, ısı, iÅŸ, entropi ve ekserji gibi fiziksel kavramlarla ilgilenen dalı. Termodinamik yasalarının istatistiksel mekanikten türetilebileceÄŸi gösterilmiÅŸtir.Bir sistemin iç enerjisindeki artış: sisteme verilen ısı ile, sistemin çevresine uyguladığı iÅŸ arasındaki farktır.”Dökülen sütün arkasından aÄŸlamayın, evrenin bütün kuvvetleri sütü dökmeyi aklına koymuÅŸtu bir kez.” – William Somerset Maugham
TermodinamiÄŸin çoÄŸu uygulamasında, bir ya da daha çok deÄŸiÅŸken sabit tutulurken, diÄŸer deÄŸiÅŸkenlerin bunlara göre nasıl deÄŸiÅŸtiÄŸi incelenir ve bu da sistemin matematiksel olarak (n sabit tutulmayan deÄŸiÅŸkenlerin sayısı olmak üzere) n boyutlu bir uzay olarak tarif edilebileceÄŸi anlamına gelir. İstatistiksel mekaniÄŸi yasalarıyla birleÅŸtirerek, bu deÄŸiÅŸkenleri birbirleri cinsinden ifade edecek “durum denklemleri” yazılabilir. Bunların en basit ve en önemli olanlarından biri ise ideal gaz yasasıdır.Bu deÄŸiÅŸkenler genellikle sistemin ya kendisini, ya da koÅŸulları tarif etmek için kullanılır. En çok kullanılanlar ve simgeleri ÅŸunlardır:”Bu evde biz termodinamik kurallarına uyarız!” (Lisa enerjisi zamanla artan bir devridaim makinası yaptıktan sonra ) – Homer Simpson1931 yılında Ralph H. Fowler tarafından tanımlanan bu yasa, temel bir fizik ilkesi olarak karşımıza çıktığından, doÄŸal olarak 1. ve 2. yasalardan önce gelmek zorunluluÄŸu doÄŸmuÅŸ ve sıfırıncı yasa adını almıştır.Fizik Portalı konusudur. diÄŸer konularSıcaklık mutlak sıfıra yaklaÅŸtıkça, bir sistemin entropisi bir sabite yaklaşır. Bu sayının sıfır deÄŸil de bir sabit olmasının sebebi, bütün hareketler durmasına ve buna baÄŸlı olan belirsizliklerin yok olmasına raÄŸmen kristal olmayan maddelerin moleküler dizilimlerinin farklı olmasından kaynaklanan bir belirsizliÄŸin hala mevcut olmasıdır. Ayrıca üçüncü yasa sayesinde maddelerin mutlak sıfırdaki entropileri referans alınmak üzere kimyasal tepkimelerin incelenmesinde çok yararlı olan mutlak entropi tanımlanabilir.Termodinamik yasaları çok genel bir geçerliliÄŸe sahiptirler ve karşılıklı etkileÅŸimlerin ayrıntılarına veya incelenen sistemin özelliklerine baÄŸlı olarak deÄŸiÅŸmezler. Yani bir sistemin sadece madde veya enerji giriÅŸ-çıkışı bilinse dahi bu sisteme uygulanabilirler.1A2 ve 1B2 aynı haller arasında herhangi iki hal deÄŸiÅŸimi olduÄŸundan δQ – δW ifadesinin 1-2 noktası arasındaki bütün hal deÄŸiÅŸimleri için bağımsız olduÄŸu söylenebilir. Bunların farkı nokta fonksiyonudur ve tam diferansiyeldir. Bu sisteme has bir özellik olup sistemin enerjisidir ve E ile gösterilir (E=δQ-δW) sonsuz küçük hal deÄŸiÅŸimi için bu formülün integrali alınırsa;Bu denklemde de k Boltzmann sabiti’dir.Åžimdi bu ÅŸekilde sistemin herhangi iki hali görünüyor yani 1 ve 2 nolu noktalar. Hal deÄŸiÅŸimleri ise A , B , C çizgileriyle saÄŸlansın. Ok yönleri de hal deÄŸiÅŸimlerinin olacağı . Åžimdi hal deÄŸiÅŸimleri 1A2 ve 1B2 ise 2C1 ilk hale dönülen durumdur. Åžimdi çevrimleri kurguluyalım elimizde 1A2C1 ve 1B2C1 çevrimleri var:Birçok alanda uygulanabilen ikinci yasa şöyle tanımlanabilir:Entalpi,özel bir fonksiyondur.Basınç sabit olduÄŸu zaman bize ısıyı verir. Bu dört potansiyelin diferansiyel denklemlerini ve zincirleme türev kuralını kullanarak bu dört potansiyel, deÄŸiÅŸkenler ve birbirleri cinsinden yazılabilir:”Termodinamik komik bir konudur. İlk defa öğrendiÄŸinizde, ne olduÄŸunu anlamazsınız bile. İkinci defa üzerinden geçtiÄŸinizde, bir-iki nokta hariç anladığınızı düşünürsünüz. Üçüncü defa baktığınızda ise, anlamadığınızı bilirsiniz, ama o zamana kadar konuya alıştığınız için bu sizi o kadar rahatsız etmez.” – Arnold SommerfeldBu yasa “enerjinin korunumu” olarak da bilinir. Enerji yoktan var edilemez ve yok edilemez sadece bir ÅŸekilden diÄŸerine dönüşür. Bir sistemin herhangi bir çevrimi için çevrim sırasında ısı alışveriÅŸi ile iÅŸ alışveriÅŸi aynı birim sisteminde birbirlerine eÅŸit farklı birim sistemlerinde ise birbirlerine orantılı olmak zorundadır. Bu ifadelerin yapılan deneylerle doÄŸruluÄŸu gözlenmiÅŸtir fakat ispat edilememektedir. Bütün bu ifadeler matematiksel olarak çok daha kolay ifade edilebilir.Termodinamik deÄŸiÅŸkenler vasıtasıyla dört tane termodinamik potansiyel tanımlanabilir:
Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Termodinamik

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

buhar makinesi

Yazan: admin | icatlar | Pazartesi 22 Åžubat 2010 14:50

Buhar makinesi, buharın içinde var olan ısı enerjisini, mekanik enerjiye dönüştüren bir dıştan yanmalı motordur. Buhar makineleri, lokomotifler, buharlı gemiler, pompalar, buharlı traktörler ve endüstriyel devreler olabilir.1764 yılında bozulan Newcomen makinalarından biri onarılması için İskoçyalı mühendis ’a verildi. [3] Makinayı onaran watt aynı zamanda randımanı düşük bu makineyi geliÅŸtirmek de istedi. Arkadaşı İskoç kimyacı Joseph Black’tan gizli ısıyı [4] öğrenmiÅŸ olan Watt aynı odayı sürekli ısıtıp soÄŸutmanın ne kadar israflı bir ÅŸey olduÄŸunu anladı ve aklına iki oda yapmak fikri geldi. Biri sürekli sıcak, diÄŸeri de sürekli soÄŸuk tutulacaktı. Buhar iÅŸini yaparken sıcak odada bulunacaktı ve su haline getirilmesi gerektiÄŸinde supaplar sistemiyle soÄŸuk odaya alınacaktı.1712 ‘de İngiliz mühendis Thomas Newcomen (1663-1729) yeni bir tür buhar makinesi geliÅŸtirdi. Bu makinenin Savery Makinesinden en büyük avantajı pistonun bir yardımıyla tahterevalli benzeri bir tür kaldıraca tutturulmuÅŸ olmasıydı. Bu kaldıracın diÄŸer ucu ise bir tür tulumbaya baÄŸlanmıştı. Piston silindirin en üst noktasında iken silindirin içine gönderilen soÄŸuk su buharı yoÄŸunlaÅŸtırıyordu. Böylece atmosferik basınç pistona aÅŸağıya doÄŸru kuvvet uyguladığı anda su madenden yükseliyordu. Buhar pistona dolunca bu çevrim tekrar ediyordu. Ayrıca daha az tehlikeliydi. Yine de istenilen verime ulaÅŸamamış ve yakıt tüketimi azalmamıştı.Bilinen ilk buhar makinesi diyebileceÄŸimiz örnek Mısırlı mühendis Heron’nun birinci yüzyılda 50 yıllarına doÄŸru Mısır İskenderiye’de uçları birbirlerine göre zıt yönleri gösteren iki eÄŸik tüpün yerleÅŸtirildiÄŸi oyuk bir küreden yaptığı türbin’dir. Kürede su kaynatıldığında buhar borulardan dışarı çıkmakta günümüzde etki tepki kanunu dediÄŸimiz ÅŸeyin sonucunda kürenin dönmesine yol açmakta idi. Hero buharlı bir türbin ya da etmesine raÄŸmen toplumda bir etki yaratmadığından bunu aygıtının icadı olarak görülmemektedir1884 yılında İngiliz mühendis Algernon Parsons (1854-1931) ilk baÅŸarılı buhar türbinini yapmıştır. [5] Bu sayede yüksek hızlı gemi yapımı kolaylaÅŸmış. Jeneratörlerin de kullanılması kolaylaÅŸmıştır.İlk buharlı motorların gemilerde kullanılmasından sonra 1804 yılında Richard Trevithick bir vagonun ÅŸasesi üzerine sabit bir buhar motoru yerleÅŸtirerek dünyanın ilk buharlı lokomotifini üretti. Yaptığı özel yolda lokomotifini hareket ettirerek gösteri düzenlemiÅŸ fakat bundan ticari bir kazanç elde edememiÅŸtir. [12]1787 yılına kadar buharlı motorlar sadece su pompalarını ve tekstil makinalarını çalıştırmak için kullanılmıştı. 22 AÄŸustos 1787 yılında ise Amerikalı mucit John Fitch (1743-1798) ilk vapuru Delaware Nehri’ne indirmiÅŸtir.[6] Bir süre Philaderphia ile Trenton arasında düzenli vapur yolculuÄŸu yapılmasını saÄŸlamıştır.Fakat Fitch ticari anlamda baÅŸarı kazanamamıştır. 1807 yılına gelindiÄŸinde ise yine Amerikalı mucit olan Robert Fulton saatte 8 km hızla giden adını Clermont koyduÄŸu kırk metre uzunluÄŸundaki vapurları Hudson Nehri’nde iÅŸletmeye baÅŸladı. [7] Bu sefer Fitch’in tersine ticari baÅŸarı kazanıldığından Fulton vapuların mucidi kabul edilmektedir. 1809 yılında ise Moses Rogers komutası altındaki Phoenix okyonusa açılan ilk buharlı vapur oldu. [8]1811 yılında Mississippi Nehri üzerinde iÅŸleyen ilk gemi New Orleans faaliyete geçti. [9]Buhar makinasının verimini inceleyen ilk kiÅŸi Fransız fizikçi Nicolas Leonard Sadi Carnot’tur (1796-1832) 1824 yılında yayımladığı AteÅŸin Tahrik Kuvveti Üzerine isimli kitabında buhar makinasının maksimum veriminin en sıcak halindeki buhar ile en soÄŸuk halindeki suyun sıcaklığı arasındaki farka baÄŸlı olduÄŸunu gösterdi. Carnot ısı ve iÅŸin birbirlerine dönüşmesi yolunu ilk olarak ele alan kiÅŸi olduÄŸundan Termodinamik biliminin kurucusu kabul edilmektedir.Bilinen ilk örnek Fransız mühendis Nicolas Joseph Cugnot tarafından yapılan Fardier’dir. Nicholas Joseph Cugnot küçük ölçekte yaptığı iki kazanlı Newcomen makinesini üç tekerlekli bir arabaya yükleyerek 1769 yılında deneme yapmıştır. Fakat buharlaÅŸma yoluyla azalan kazan suyunu yenileyecek bir sistem olmadığından araç 15 dakikada bir durmak ve su ikmali yapıp suyun kaynamasını beklemek gerekmekteydi.Bir buhar makinesi basınç altında buhar üretmek için suyu kaynatacak bir kazana ihtiyaç duyar. Herhangi bir ısı kaynağı kullanılabilir, fakat genelde odun, kömür veya petrol türevi yakıtların yakılmasından elde edilen kullanılır. [1]Buhar gücünün Heron tarafından uygulamasından sonra 1679 yılında ilk faydalı uygulama Fransız fizikçi Denis Papin ‘den (1647-1712) geldi. İçinde suyun kaynadığı ve biriken buharın suyun kaynama noktasını yükselttiÄŸi sıkıca kapanan bir kapağı olan düdüklü tencere icat edilmiÅŸti. Papin’in dikkat ettiÄŸi ÅŸey daha yüksek ısıda kemikler yumuÅŸuyor ve et daha çabuk piÅŸiyordu. Tencereye buhar basıncının çok yükselmesine karşın bir de güvenlik vanası eklenmiÅŸti.1825 yılına gelindiÄŸinde ise İngiliz mucit George Stephenson geliÅŸtirilmiÅŸ buharlı motorlardan faydalanarak ilk buharlı denebilecek ve adına Rocket dediÄŸi aracı yaptı.Çalışma prensibi ise, buhar kazanından gelen buhar odacığa dolar. Odacık buhar ile doluyken üzerine soÄŸuk su döküldüğünde suya donüşen buhar vakum yaratır böylece odacıktaki su seviyesi yükselir. Vana yardımıyla odaya buhar dolduÄŸunda iÅŸ yapılmış olur yani madenden su çekilmiÅŸ olur. Bu makinede vanalar insan gücüyle sırayla kapatılıp açılması gerekmektedir.James Watt’ın geliÅŸtirmesine raÄŸmen buhar makinalarının verimi halen %7 civarında idi kalan %93 boÅŸa giden ısı olarak kayboluyordu.Buhar makineleri iki ana baÅŸlıkta sınıflandırılabilir.Çalışma prensibi olarak, ısı enerjisini alan su buharlaÅŸarak geniÅŸler ve bir odacığa alınır, odacık soÄŸutulduÄŸunda sıvı hale geçen buhar vakum yaratır böylece mekanizmaların hareket alması ile mekanik enerjiye yani iÅŸe dönüşür.Okyanusu aÅŸan ilk gemi ise 1819 yılında Georgia Savannah’tan İngiltere’deki Liverpool’a beÅŸbuçuk haftada ulaÅŸan Savannah isimli gemi oldu. YolculuÄŸun büyük kısmı yelkenlerin açılması ile bitirildiÄŸinden aslında buharlı gemi sayılmazdı. [10]Watt 1781 yılına gelindiÄŸinde makinasını iyice geliÅŸtirmiÅŸ ve pistonun ileri geri hareketini ustalıkla bir tekerleÄŸin dönme hareketine çeviren mekanik aletleride icat etmiÅŸti. Watt’ın makine tarihi ve makine mühendisliÄŸine katkıları çok büyük önem taşır.1827 yılında Türbinlerin ve gemi pervanesinin keÅŸfedilmesi sonucu , pervanenin yan çarktan daha etkili olduÄŸu anlaşıldı ve gemi teknolojisi hızla geliÅŸti [11]1698 yılında, İngiliz mühendis Thomas Savery (1650-1715), ilk ticari olarak satılan buhar makinesini yapmıştır. Bu makine maden ocağından suyu dışarı atmak amacıyla kullanılmıştır. Madencinin Arkadaşı olarak tanınmaktaydı.
Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Buhar_makinesi

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

buharlı makineyi icat etti

Yazan: admin | icatlar | PerÅŸembe 11 Åžubat 2010 15:51

Buhar makinesi, buharın içinde var olan ısı enerjisini, mekanik enerjiye dönüştüren bir dıştan yanmalı motordur. Buhar makineleri, lokomotifler, buharlı gemiler, pompalar, buharlı traktörler ve endüstriyel devreler olabilir.Bir buhar makinesi basınç altında buhar üretmek için suyu kaynatacak bir kazana ihtiyaç duyar. Herhangi bir ısı kaynağı kullanılabilir, fakat genelde odun, kömür veya petrol türevi yakıtların yakılmasından elde edilen ateÅŸ kullanılır. [1]Çalışma prensibi olarak, ısı enerjisini alan su buharlaÅŸarak geniÅŸler ve bir odacığa alınır, odacık soÄŸutulduÄŸunda sıvı hale geçen buhar vakum yaratır böylece mekanizmaların hareket alması ile mekanik enerjiye yani iÅŸe dönüşür.Bilinen ilk buhar makinesi diyebileceÄŸimiz örnek Mısırlı mühendis Heron’nun birinci yüzyılda 50 yıllarına doÄŸru Mısır İskenderiye’de uçları birbirlerine göre zıt yönleri gösteren iki eÄŸik tüpün yerleÅŸtirildiÄŸi oyuk bir küreden yaptığı türbin’dir. Kürede su kaynatıldığında buhar borulardan dışarı çıkmakta günümüzde etki tepki kanunu dediÄŸimiz ÅŸeyin sonucunda kürenin dönmesine yol açmakta idi. Hero buharlı bir türbin ya da motor icat etmesine raÄŸmen toplumda bir etki yaratmadığından bunu motor aygıtının icadı olarak görülmemektedirBuhar gücünün Heron tarafından uygulamasından sonra 1679 yılında ilk faydalı uygulama fizikçi Denis Papin ‘den (1647-1712) geldi. İçinde suyun kaynadığı ve biriken buharın suyun kaynama noktasını yükselttiÄŸi sıkıca kapanan bir kapağı olan düdüklü tencere icat edilmiÅŸti. Papin’in dikkat ettiÄŸi ÅŸey daha yüksek ısıda kemikler yumuÅŸuyor ve et daha çabuk piÅŸiyordu. Tencereye buhar basıncının çok yükselmesine karşın bir de güvenlik vanası eklenmiÅŸti.1698 yılında, İngiliz mühendis Savery (1650-1715), ilk ticari olarak satılan buhar makinesini yapmıştır. Bu maden ocağından suyu dışarı atmak amacıyla kullanılmıştır. Madencinin Arkadaşı olarak tanınmaktaydı.Çalışma prensibi ise, buhar kazanından gelen buhar odacığa dolar. Odacık buhar ile doluyken üzerine soÄŸuk su döküldüğünde suya donüşen buhar vakum yaratır böylece odacıktaki su seviyesi yükselir. Vana yardımıyla odaya buhar dolduÄŸunda iÅŸ yapılmış olur yani madenden su çekilmiÅŸ olur. Bu makinede vanalar insan gücüyle sırayla kapatılıp açılması gerekmektedir.1712 ‘de İngiliz mühendis Thomas Newcomen (1663-1729) yeni bir tür buhar makinesi geliÅŸtirdi. Bu makinenin Savery Makinesinden avantajı pistonun bir yardımıyla tahterevalli benzeri bir tür kaldıraca tutturulmuÅŸ olmasıydı. Bu kaldıracın diÄŸer ucu ise bir tür tulumbaya baÄŸlanmıştı. Piston silindirin en üst noktasında iken silindirin içine gönderilen soÄŸuk su buharı yoÄŸunlaÅŸtırıyordu. Böylece atmosferik basınç pistona aÅŸağıya doÄŸru kuvvet uyguladığı anda su madenden yükseliyordu. Buhar pistona dolunca bu çevrim tekrar ediyordu. Ayrıca daha az tehlikeliydi. Yine de istenilen verime ulaÅŸamamış ve yakıt tüketimi azalmamıştı.1764 yılında bozulan Newcomen makinalarından biri onarılması için İskoçyalı mühendis James Watt’a verildi. [3] Makinayı onaran watt aynı zamanda randımanı düşük bu makineyi geliÅŸtirmek de istedi. Arkadaşı İskoç kimyacı Joseph Black’tan gizli ısıyı [4] öğrenmiÅŸ olan Watt aynı odayı sürekli ısıtıp soÄŸutmanın ne kadar israflı bir ÅŸey olduÄŸunu anladı ve aklına iki oda yapmak fikri geldi. Biri sürekli sıcak, diÄŸeri de sürekli soÄŸuk tutulacaktı. Buhar iÅŸini yaparken sıcak odada bulunacaktı ve su haline getirilmesi gerektiÄŸinde supaplar sistemiyle soÄŸuk odaya alınacaktı.Watt 1781 yılına gelindiÄŸinde makinasını iyice geliÅŸtirmiÅŸ ve pistonun ileri geri hareketini ustalıkla bir tekerleÄŸin dönme hareketine çeviren mekanik aletleride icat etmiÅŸti. Watt’ın makine tarihi ve makine mühendisliÄŸine katkıları çok büyük önem taşır.1884 yılında İngiliz mühendis Algernon Parsons (1854-1931) ilk baÅŸarılı buhar türbinini yapmıştır. [5] Bu sayede yüksek hızlı gemi yapımı kolaylaÅŸmış. Jeneratörlerin de kullanılması kolaylaÅŸmıştır.James Watt’ın geliÅŸtirmesine raÄŸmen buhar makinalarının verimi halen %7 civarında idi kalan %93 boÅŸa giden ısı olarak kayboluyordu.Buhar makinasının verimini inceleyen ilk kiÅŸi Fransız fizikçi Nicolas Leonard Sadi Carnot’tur (1796-1832) 1824 yılında yayımladığı AteÅŸin Tahrik Kuvveti Üzerine isimli kitabında buhar makinasının maksimum veriminin en sıcak halindeki buhar ile en soÄŸuk halindeki suyun sıcaklığı arasındaki farka baÄŸlı olduÄŸunu gösterdi. Carnot ısı ve iÅŸin birbirlerine dönüşmesi yolunu ilk olarak ele alan kiÅŸi olduÄŸundan Termodinamik biliminin kurucusu kabul edilmektedir.1787 yılına kadar buharlı motorlar sadece su pompalarını ve tekstil makinalarını çalıştırmak için kullanılmıştı. 22 AÄŸustos 1787 yılında ise Amerikalı mucit John Fitch (1743-1798) ilk vapuru Delaware Nehri’ne indirmiÅŸtir.[6] Bir süre Philaderphia ile Trenton arasında düzenli vapur yolculuÄŸu yapılmasını saÄŸlamıştır.Fakat Fitch ticari anlamda baÅŸarı kazanamamıştır. 1807 yılına gelindiÄŸinde ise yine Amerikalı mucit olan Robert Fulton saatte 8 km hızla giden adını Clermont koyduÄŸu kırk metre uzunluÄŸundaki vapurları Hudson Nehri’nde iÅŸletmeye baÅŸladı. [7] Bu sefer Fitch’in tersine ticari baÅŸarı kazanıldığından Fulton vapuların mucidi kabul edilmektedir. 1809 yılında ise Moses Rogers komutası altındaki Phoenix okyonusa açılan ilk buharlı vapur oldu. [8]1811 yılında Mississippi Nehri üzerinde iÅŸleyen ilk gemi New Orleans faaliyete geçti. [9]Okyanusu aÅŸan ilk gemi ise 1819 yılında Georgia Savannah’tan İngiltere’deki Liverpool’a beÅŸbuçuk haftada ulaÅŸan Savannah isimli gemi oldu. YolculuÄŸun büyük kısmı yelkenlerin açılması ile bitirildiÄŸinden aslında buharlı gemi sayılmazdı. [10]1827 yılında Türbinlerin ve gemi pervanesinin keÅŸfedilmesi sonucu , pervanenin yan çarktan daha etkili olduÄŸu anlaşıldı ve gemi teknolojisi hızla geliÅŸti [11]İlk buharlı motorların gemilerde kullanılmasından sonra 1804 yılında Richard Trevithick bir vagonun ÅŸasesi üzerine sabit bir buhar motoru yerleÅŸtirerek dünyanın ilk buharlı lokomotifini üretti. Yaptığı özel yolda lokomotifini hareket ettirerek gösteri düzenlemiÅŸ fakat bundan ticari bir kazanç elde edememiÅŸtir. [12]1825 yılına gelindiÄŸinde ise İngiliz mucit George Stephenson geliÅŸtirilmiÅŸ buharlı motorlardan faydalanarak ilk buharlı denebilecek ve adına Rocket dediÄŸi aracı yaptı.Bilinen ilk örnek Fransız mühendis Nicolas Joseph Cugnot tarafından yapılan Fardier’dir. Nicholas Joseph Cugnot küçük ölçekte yaptığı iki kazanlı Newcomen makinesini üç tekerlekli bir arabaya yükleyerek 1769 yılında deneme yapmıştır. Fakat buharlaÅŸma yoluyla azalan kazan suyunu yenileyecek bir sistem olmadığından araç 15 dakikada bir durmak ve su ikmali yapıp suyun kaynamasını beklemek gerekmekteydi.Buhar makineleri iki ana baÅŸlıkta sınıflandırılabilir.
Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Buharl%C4%B1_makine

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Cıvalı termometre icadı

Yazan: admin | icatlar | Çarşamba 10 Şubat 2010 10:43

Cıva, sembolü “Hg” ve numarası 80 olan kimyasal element. “Hg” sembolü, Latince’deki hydrargyrum (sulu/sıvı gümüş) sözcüğünden gelir. Cıva için İngilizce’de ise iki sözcük kullanılır: “mercury” ve “quicksilver” (akıcı gümüş).

Cıva, hava, su ve toprakta birkaç şekilde bulunur. Bunlar, elementel cıva, inorganik ve organik cıva bileşikleri şeklindedir.

Gümüş renkli, ağır bir olan cıva, oda sıcaklığında (25oC)sıvı halde bulunan 5 elementten(Galyum, brom, sezyum, cıva ve fransiyum) birisidir. Cıva zehirli ve pahalı bir maddedir. İnhibitör(enzimlerin çalışmasına olumsuz etkide bulunur) olduğu için çok tehlikelidir.

Cıva, doğada mevcut olan bir elementtir. İnsanlar cıvayı; yiyeceklerden, çevresel ve endüstriyel ortamlarda ve amalgam bileşiklerinden alırlar. Bazı mikroorganizmalar cıvayı daha zehirli bir hali olan metilcıvaya dönüştürür. Bu bileşik, çevrede en çok karşılaşılan organik cıva bileşiğidir ve besin zincirinde birikir.

Ayrıca birinci derece cıvaya maruz kalınan besin maddesi metilcıva içeren balık etidir. Metilcıva, mikroorganizmalarla birlikte, besin zincirinin daha üst organizmalarında birikir.

Cıvanın buharını solumak, insanlarda geliÅŸmekte olan sinir sistemlerine zarar verir. ÇoÄŸu insan çevrede dağılmış bulunan cıva nedeniyle, dokularında eser miktarda cıva taşır. Cıvaya maruz kalan insanın zarar görüp görmeyeceÄŸi birçok faktöre baÄŸlı olmakla birlikte genelde zehirleyicidir.–Reselya 10:40, 8 Ekim 2009 (UTC)

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/C%C4%B1va

Tags: , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , ,

Güneş sistemi

Yazan: admin | icatlar | Çarşamba 10 Şubat 2010 10:43

→ BaÅŸlığın diÄŸer anlamları için GüneÅŸ (anlam ayrımı) sayfasına bakınız.GüneÅŸ, GüneÅŸ Sistemi’nin merkezinde yer alan yıldızdır. Orta büyüklükte olan GüneÅŸ tek başına GüneÅŸ Sistemi’nin kütlesinin % 99,8′ini oluÅŸturur. Geri kalan kütle GüneÅŸ’in çevresinde dönen gezegenler, asteroitler, göktaÅŸları, kuyrukluyıldızlar ve kozmik tozdan oluÅŸur. Günışığı ÅŸeklinde GüneÅŸ’ten yayılan enerji, fotosentez yoluyla Dünya üzerindeki hayatın hemen hemen tamamının var olmasını saÄŸlar ve Dünya’nın iklimiyle hava durumunun üzerinde önemli etkilerde bulunur.Samanyolu gökadasında bilinen 200 milyar yıldızdan birisi olan GüneÅŸ, kütlesi sıcak gazlardan oluÅŸan ve çevresine ısı ve yayan bir yıldızdır. GüneÅŸin çapı dünyanın çapının 109 katı (1.5 milyon km), hacmi 1,3 milyon katı ve ağırlığı 333.000 katı kadardır. GüneÅŸin yoÄŸunluÄŸu ise Dünyanın yoÄŸunluÄŸunun ¼’ü kadardır. GüneÅŸ kendi ekseni etrafında saatte 70.000 km hızla döner. Bir turunu ise 25 günde tamamlar. GüneÅŸin yüzey sıcaklığı 5500 °C ve çekirdeÄŸinin sıcaklığıysa 15,6 milyon °C’dir. GüneÅŸten çıkan enerjinin 2 milyonda 1′i yeryüzüne ulaşır. Güneş’in üç günde yaymış olduÄŸu enerji, dünyadaki tüm petrol, aÄŸaç, doÄŸalgaz, vb. yakıta eÅŸdeÄŸerdir. GüneÅŸ ışınları 8,44 dakikada yeryüzüne ulaşır. GüneÅŸ dünyaya en yakın yıldızdır. Çekim kuvveti dünya yer çekiminin 28 katıdır.GüneÅŸ yüzeyi kütlesinin %74′ünü ve hacminin %92′sini oluÅŸturan hidrojen, kütlesinin %24-25′ünü[9] ve hacminin %7′sini oluÅŸturan helyum ile Fe, Ni, O, Si, S, Mg, C, Ne, Ca, ve Cr gibi diÄŸer elementlerden oluÅŸur.[10] GüneÅŸ’in yıldız sınıfı G2V’dir. G2 GüneÅŸ’in yüzey sıcaklığının yaklaşık 5.780 K olduÄŸu, dolayısıyla beyaz renge sahip olduÄŸu anlamına gelir. Günışığının atmosferden geçerken kırılması sonucu sarı gibi görünür. Bu mavi fotonların Rayleigh saçılımının sonucunda yeteri kadar mavi ışığın kırılmasıyla geride sarı olarak algılanan kırmızılığın kalmasıdır.Tayfı içinde iyonize ve nötr metaller olduÄŸu kadar çok zayıf hidrojen çizgileri de bulunur. V eki (Roma rakamıyla beÅŸ) çoÄŸu yıldız gibi GüneÅŸ’in de ana dizi üzerinde olduÄŸunu gösterir. Enerjisini hidrojen çekirdeklerinin füzyonla helyuma dönüşmesinden elde eder ve hidrostatik denge içindedir, yani zaman içinde ne geniÅŸler ne de küçülür. Saniyede 600 milyon ton hidrojen, helyuma dönüşür. Bu da, GüneÅŸ`in her geçen saniye 4,5 milyon ton hafiflemesine yol açar. GüneÅŸteki füzyon olayı sonucunda kızıl kırmızımsı bir alev 15-20 bin km yükselir ve GüneÅŸ Fırtınası meydana gelir. Galaksimizde 100 milyondan fazla G2 sınıfı yıldız bulunur. GüneÅŸ, galaksimiz içinde bulunan yıldızların % 85′inden daha parlaktır, bu yıldızların çoÄŸu kırmızı cücelerdir.[11]GüneÅŸ Samanyolu merkezinin çevresinde yaklaşık 26.000 ışıkyılı uzaklıkta döner. Galaktik merkez çevresinde bir dönüşünü yaklaşık 225–250 milyon yılda bir tamamlar. Yaklaşık yörünge hızı saniyede 220 kilometredir (+/-20km/s). Bu da her 1.400 yılda bir, 1 ışıkyılı ve her 8 günde 1 GB’dir. Bu galaktik uzaklık ve hız bilgileri ÅŸu anda sahip olduÄŸumuz en doÄŸru bilgilerdir ancak daha fazla öğrendikçe bunlar da geliÅŸebilir.[12]GüneÅŸ günümüzde Samanyolu’nun daha büyük olan Kahraman takımyıldızı ve Yay takımyıldızı kolları arasında kalan Orion Kolu’nun iç kısmında, Yerel Yıldızlararası Bulut içinde yüksek sıcaklıkta dağınık gaz bölgesi olan düşük yoÄŸunluklu Yerel Kabarcık içinden geçmektedir. Dünya’ya 17 ışıkyılı uzaklıkta yer alan en yakın 50 yıldız içinde GüneÅŸ, mutlak kadir olarak dördüncü sıradadır (M=4,83)GüneÅŸ’in yıldız geliÅŸimi modellemesi ve nükleokozmokronoloji yöntemleri kullanılarak ana dizi üzerinde hesaplanan yaşının 4,57 milyar yıl olduÄŸu düşünülmektedir.[13] Hidrojen moleküler bulutun hızla kendi içine çökmesi sonucu üçüncü nesil, Öbek I, T Tauri yıldızı olan GüneÅŸ’in doÄŸduÄŸu düşünülmektedir. Bu doÄŸan yıldızın Samanyolu gökadasının çekirdeÄŸinden 26.000 ışıkyılı uzakta hemen hemen dairesel bir yörüngeye girdiÄŸi varsayılmaktadır.Yıldız ana dizi üzerinde yıldız evrimi aÅŸamasının yarı yolundadır. Bu aÅŸamada çekirdekte oluÅŸan nükleer füzyon reaksiyonları hidrojeni helyuma dönüştürür. Her saniye GüneÅŸ’in çekirdeÄŸinde 4 milyon ton madde enerjiye çevrilir ve ortaya nötrinolarla radyasyon çıkar. Bu hızla günümüze kadar 100 Dünya kütlesi kadar madde enerjiye çevrilmiÅŸtir. GüneÅŸ yaklaşık olarak 10 milyar yıl ana dizi yıldızı olarak yaÅŸamına devam edecektir.GüneÅŸ süpernova olarak patlayacak kadar fazla kütleye sahip deÄŸildir. Bunun yerine 5-6 milyar yıl içinde kırmızı dev aÅŸamasına girecektir. Çekirdekte bulunan hidrojen yakıtı tükendikçe dış katmanları geniÅŸleyecek, çekirdeÄŸi büzüşerek ısınacaktır. Çekirdek ısısı 100 MK civarına ulaÅŸtığında helyum füzyonu tetiklenecek ve karbon ile oksijen üretmeye baÅŸlayacaktır. Böylece 7,8 milyar yıl içinde gezegen bulutsu aÅŸamasının asimptotik dev koluna girerek iç sıcaklığında oluÅŸan kararsızlıklar nedeniyle yüzeyinden kütle kaybetmeye baÅŸlayacaktır. GüneÅŸ’in dış katmanlarının geniÅŸleyerek Dünya’nın yörüngesinin bulunduÄŸu noktaya kadar gelmesi olasıdır ancak son zamanlarda yapılan araÅŸtırmalar, GüneÅŸ’ten kırmızı dev aÅŸamasının baÅŸlarında kaybolan kütle nedeniyle Dünya’nın yörüngesinin daha uzaklaÅŸacağını, dolayısıyla da GüneÅŸ’in dış katmanları tarafından yutulmayacağını önermektedir.[14] Ancak Dünya’nın üstündeki suyun tamamı kaynayacak ve atmosferinin çoÄŸu uzaya kaçacaktır. Bu dönemde oluÅŸan güneÅŸ sıcaklıklarının sonucunda 900 milyon yıl sonra Dünya yüzeyi bildiÄŸimiz yaÅŸamı destekleyemeyecek kadar ısınacaktır.[15] Bir kaç milyar yıl sonra da yüzeyde bulunan su tamamen yok olacaktır.[16]Kırmızı dev aÅŸamasının ardından yoÄŸun termal titreÅŸimler GüneÅŸ’in dış katmanlarından kurtularak bir gezegensel bulutsu oluÅŸturmasına neden olacaktır. Geride kalan tek cisim aşırı derecede sıcak olan yıldız çekirdeÄŸi olacaktır. Bu çekirdek milyarlarca yıl boyunca yavaÅŸ yavaÅŸ soÄŸuyup beyaz cüce olarak yok olacaktır. Bu yıldız evrimi senaryosu düşük ve orta kütleli yıldızların tipik geliÅŸim senaryosudur.[14][17]GüneÅŸ bir sarı cücedir. GüneÅŸ Sistemi’nin toplam kütlesinin yaklaşık % 99′unu oluÅŸturur. GüneÅŸ hemen hemen mükemmel bir küre ÅŸeklindedir, basıklığı yalnızca 9 milyonda birdir,[18] yani kutuplararası çapı ile ekvator çapı arasında bulunan fark yalnızca 10 km.’dir. GüneÅŸ plazma hâlindedir ve katı deÄŸildir; dolayısıyla kendi ekseni etrafında dönerken kademeli olarak döner, yani ekvatorda kutuplarda olduÄŸundan daha hızlı döner. Bu gerçek dönüşün periyodu ekvatorda 25 gün, kutuplarda 35 gündür. Ancak Dünya GüneÅŸ’in etrafında dönerken gözlem noktamız sürekli deÄŸiÅŸtiÄŸi için GüneÅŸ’in görünür dönüşü ekvatorda yaklaşık 28 gün kadardır. Bu yavaÅŸ dönüşün merkezkaç etkisi GüneÅŸ’in ekvatorunda yüzey çekiminden 18 milyon kat daha güçsüzdür. Aynı zamanda gezegenlerden kaynaklanan gelgit etkisi GüneÅŸ’in ÅŸeklini belirgin derecede etkilemez.Kayalık gezegenlerde olduÄŸu gibi GüneÅŸ’in belirli sınırları yoktur. Dış katmanlarında, merkezinden uzaklaÅŸtıkça gaz yoÄŸunluÄŸu üstel olarak azalır. Ancak aÅŸağıda açıklandığı gibi GüneÅŸ’in belirgin bir iç yapısı bulunur. GüneÅŸ’in yarıçapı merkezinden ışıkyuvarının (fotosfer) kenarına kadar ölçülür. Bu hemen yukarısında gazların önemli miktarda ışık saçamayacak kadar çok soÄŸuk ya da çok ince olduÄŸu katmandır. Işık yuvarı çıplak gözle görülen yüzeydir. GüneÅŸ çekirdeÄŸi toplam hacminin yüzde 10′una ama toplam kütlesinin yüzde 40′ına sahiptir.[19]GüneÅŸ’in içi doÄŸrudan gözlemlenemez ve GüneÅŸ elektromanyetik ışımaya karşı opaktır. Ancak nasıl sismoloji deprem tarafından üretilen dalgaları kullanarak Dünya’nın iç yapısını ortaya çıkarıyorsa helyosismoloji de GüneÅŸ’in içinden geçen basınç dalgalarını kullanarak iç yapısını ölçmeye ve görüntülemeye çalışır. GüneÅŸ’in bilgisayar modellemesi de iç katmanları araÅŸtırmak amacıyla kuramsal bir araç olarak kullanılır.GüneÅŸ çekirdeÄŸi merkezden 0,2 güneÅŸ yarıçapına kadar uzanır. YoÄŸunluÄŸu 150.000 kg/m³ (Yeryüzünde suyun yoÄŸunluÄŸunun 150 katı) civarında, sıcaklığı da 13.600.000 kelvin kadardır (yüzey sıcaklığı yaklaşık 5.800 kelvindir). Yakın zamandaki SOHO (Solar and Heliospheric Observatory) misyonunun getirdiÄŸi bilgiler çekirdekte işınsal bölgeye doÄŸru daha hızlı bir dönme hızı olduÄŸunu belirtmektedir[20] GüneÅŸ’in yaÅŸamının çoÄŸunda enerji, proton-proton zincirleme tepkimesi diye adlandırılan aÅŸamalardan oluÅŸan ve hidrojeni helyuma çeviren nükleer füzyon ile oluÅŸur. Çekirdek, füzyon ile önemli derecede ısı oluÅŸturulan tek yerdir. Yıldızın geri kalanı çekirdekten dışarıya doÄŸru transfer edilen enerjiyle ısınır. Çekirdekte füzyonla oluÅŸan tüm enerji arka arkaya gelen katmanlardan geçerek güneÅŸ ışıkyuvarına ulaşır ve buradan uzaya günışığı ve parçacıkların kinetik enerjisi olarak yayılır.GüneÅŸ’te serbest olarak bulunan toplam ~8.9×1056 proton (hidrojen çekirdeÄŸi) her saniye 3,4×1038 kadarı helyum çekirdeÄŸine dönüşür, saniyede 4,26 milyon ton madde-enerji dönüşüm oranıyla saniyede 383 yottawatt (3,83×1026 W) ya da 9,15×1010 megaton TNT enerji açığa çıkar. Bu aslında güneÅŸ çekirdeÄŸinde 0,3 µW/cm³ ya da 6 µW/kg madde gibi oldukça düşük bir enerji üretimi oranına karşılık gelir. ÖrneÄŸin insan vücudu yaklaşık olarak 1,2 W/kg ısı üretir, yani bu da GüneÅŸ’in birim kütle başına milyonlarca katı demektir. Dünya üzerinde benzer parametreler kullanılarak plazma ile enerji üretilmesi tamamen mantıksız olacaktır çünkü orta kapasitede 1 GW’lık bir füzyon güç santralı bir küp mil hacminde 170 milyar tonluk plazmaya ihtiyaç duyacaktır. Dolayısıyla yeryüzünde bulunan füzyon reaktörleri, GüneÅŸ’in içindekinden çok daha yüksek plazma sıcaklıkları kullanmaktadır.Nükleer füzyon hızı, yoÄŸunluk ve sıcaklığa çok yakından baÄŸlıdır, dolayısıyla çekirdekteki füzyon hızı kendi kendini düzenleyen bir dengeye sahiptir. Biraz yüksek bir füzyon hızı sonucunda çekirdek ısınarak dış katmanlara doÄŸru hafifçe geniÅŸleyecek, füzyon hızını azaltacak ve kendini düzenleyecektir. Biraz düşük bir füzyon hızı da çekirdeÄŸin soÄŸumasına ve daralmasına dolayısyla da füzyon hızının artmasına neden olacaktır.Nükleer füzyon tepkimeleri sonucunda açığa çıkan yüksek enerjili fotonlar (kozmik, gama ve X ışınları) güneÅŸ plazmasının yalnızca birkaç milimetresi tarafında emilir ve tekrar rastgele yönlerde çok az enerji kaybederek tekrar yayılır, bu nedenle de ışımanın GüneÅŸ’in yüzeyine ulaÅŸması uzun zaman alır. “Foton yolculuk zamanı” 10.000 ilâ 170.000 yıl kadar sürer.[21]Isıyayımsal dış katmandan ÅŸeffaf “yüzey” ışıkyuvara doÄŸru son bir yolculuktan sonra fotonlar görünür ışık olarak kaçar. GüneÅŸ’in merkezinde bulunan her gama ışını uzaya kaçmadan önce bir kaç milyon görünür ışık fotonuna dönüşür. Nötrinolar da çekirdekteki tepkimelerde oluÅŸur ama fotonların aksine nadiren madde ile etkileÅŸime girer, dolayısıyla hemen hemen hepsi GüneÅŸ’ten hemen kaçabilir. Çok uzun yıllar, GüneÅŸ’te üretilen nötrinoların ölçümü kuramlar sonucu tahmin edilenden 3 kat daha düşüktü. Bu tutarsızlık yakın zamanda nötrino salınım etkilerinin keÅŸfiyle çözüldü. GüneÅŸ gerçekten de kuramlarca önerilen miktarda nötrinoyu açığa çıkarmakta ancak nötrino algılayıcıları bunların üçte ikisini kaçırmaktadır çünkü nötrinolar kuantum sayılarını deÄŸiÅŸtirmektedir.Yaklaşık 0,2 güneÅŸ yarıçapından 0,7 güneÅŸ yarıçapına kadar bulunan madde, çekirdekteki yoÄŸun ısıyı dışarı doÄŸru temal radyasyonla taşıyacak kadar sıcak ve yoÄŸundur. Bu bölgede ısıyayım yoktur, yükseklik arttıkça madde soÄŸusa da sıcaklık düşümü adyabatik sapma oranından düşük olduÄŸu için ısıyayım oluÅŸamaz. Isı ışınım yoluyla iletilir. Hidrojen ve helyum iyonları foton açığa çıkarır. Fotonlar diÄŸer iyonlar tarafından emilmeden bir miktar yol alır. Bu ÅŸekilde enerji dışarı doÄŸru çok yavaÅŸ bir hızla ilerler.Işınsal ile ısıyayımsal bölge arasında “tachocline” adı verilen bir geçiÅŸ katmanı bulunur. Burada ışınsal bölgenin tekdüze dönüşüyle ısıyayımsal bölgenin kademeli dönüşü arasında oluÅŸan ani deÄŸiÅŸiklik büyük bir kırılmaya neden olur.GüneÅŸ’in dış katmanında, yani yarıçapının % 70 aÅŸağısına kadar olan bölgede plazma ısıyı dışarıya doÄŸru ışıma yoluyla iletecek kadar yoÄŸun ve sıcak deÄŸildir. Sonuç olarak sıcak sütunların yüzeye yani ışıkyuvara doÄŸru madde taşıdığı ısıyayım oluÅŸur. Yüzeye çıkan madde soÄŸuyunca tekrar ısıyayımsal bölgenin baÅŸladığı yere çökerek ışınsal bölgenin üst kısmından daha fazla ısı alır.Isıyayımsal bölgede bulunan termal sütunlar GüneÅŸ’in yüzeyinde belirli bir iz bırakır. GüneÅŸ’in iç bölgesinin dış katmanı olan bu bölgedeki türbülanslı ısıyayım küçük ölçekli bir dinamo yaratarak GüneÅŸ’in yüzeyinin tamamında manyetik kuzey ve güney kutuplar yaratır.Işıkyuvar, GüneÅŸ’in görünen yüzeyi, hemen altında görünen ışığa opak olduÄŸu katmandır. Işıkyuvarın üzerinde görünen günışığı uzaya serbestçe yayılır ve enerjisi GüneÅŸ’ten uzaklaşır. Opaklıkta olan deÄŸiÅŸiklik görünen ışığı kolayca soÄŸuran H- iyonlarının miktarlarının azalmasıdır. Buna karşın görünen ışık elektronların hidrojen atomlarıyla H- iyonu oluÅŸturmak için tepkimeye girmesiyle oluÅŸur.[22][23] Işıkyuvar on ile yüz kilometre arasındaki kalınlığıyla Dünya üzerinde bulunan havadan daha az opaktır. Işıkyuvarın üst kısmının alt kısmından soÄŸuk olması nedeniyle GüneÅŸ ortada kenarlara nazaran daha parlakmış gibi görünür. GüneÅŸ’in kara cisim ışınımı 6.000 K sıcaklığında olduÄŸunu gösterir. Işıkyuvarın parçacık yoÄŸunluÄŸu yaklaşık 1023 m−3‘dir bu da Dünya havayuvarının deniz düzeyindeki parçacık yoÄŸunluÄŸunun % 1′i kadardır.Işıkyuvarın ilk optik tayf incelemeleri sırasında bazı soÄŸurma çizgilerinin o zamanlar Dünya üzerinde bilinen hiçbir elemente ait olmadığı anlaşıldı. 1868 yılında Norman Lockyer bunun yeni bir elemente ait olduÄŸu varsayımını öne sürdü ve adını Yunan güneÅŸ tanrısı Helios’tan esinlenerek “helyum” koydu. Bundan ancak 25 yıl sonra helyum yeryüzünde izole edilebildi.[24]GüneÅŸ’in ışıkyuvar üzerinde bulunan bölümlerine topluca güneÅŸ gazyuvarı denir. Radyo dalgalarından görünür ışığa ve gama ışınlarına kadar olan elektromanyetik spektrumda çalışan teleskoplarlarla görünebilir ve baÅŸlıca beÅŸ bölgeden oluÅŸur: Sıcaklık ineci, renkyuvar, geçiÅŸ bölgesi, korona ve günyuvar. GüneÅŸ’in dış gazyuvarı sayılan günyuvar Plüton’un yörüngesinin çok ötesine gündurguna kadar uzanır. Gündurgunda yıldızlararası ortam ile ÅŸok dalgası ÅŸeklinde bir sınır oluÅŸturur. Renkyuvar, geçiÅŸ bölgesi ve korona GüneÅŸ’in yüzeyinden daha sıcaktır. Sebebi tamamen kanıtlanmasa da kanıtlar Alfvén dalgalarının koronayı ısıtabilecek kadar enerjiye sahip olabileceÄŸini göstermektedir.[25]GüneÅŸ’in en soÄŸuk bölgesi ışıkyuvarın yaklaşık 500 km üzerindeki sıcaklık ineci bölgesidir. Sıcaklık yaklaşık 4.000 K’dir. Bu bölge karbonmonoksit ve su gibi basit moleküllerin soÄŸurma tayflarıyla farkedilebileceÄŸi kadar soÄŸuktur.Sıcaklık ineci bölgenin hemen üzerinde 2.000 km kalınlığında, yayılım ve soÄŸurma çizgilerinin egemen olduÄŸu ince bir katman bulunur. Adının renkyuvar olmasının nedeni, güneÅŸ tutulmalarının başında ve sonunda bu bölgenin renkli bir ışık olarak görülmesidir. Renkyuvarın sıcaklığı yükseldikçe artar ve en üst bölgede 100.000 K’e eriÅŸir.Işıkyuvarın üzerinde, sıcaklığın çok hızla 100.000 K’den bir milyon K’e çıktığı geçiÅŸ bölgesi yer alır. Sıcaklık artışının nedeni bölgede bulunan helyumun yüksek sıcaklıklar nedeniyle tamamen iyonize olarak faz geçiÅŸidir. GeçiÅŸ bölgesi kesin belirli bir yükseklikte oluÅŸmaz. Daha çok renkyuvarda bulunan iÄŸnemsi ve ipliksi yapıların çevresinde bir ayça oluÅŸturur ve sürekli kaotik bir hareket içindedir. GeçiÅŸ bölgesi yeryüzünden kolay görülmez ama uzaydan, elektromanyetik spektrumun morötesi bölümüne kadar hassas cihazlar tarafından kolayca gözlemlenebilir.Korona hacim olarak GüneÅŸ’ten çok daha büyük olan dış gazyuvarı katmanıdır. Korona tüm GüneÅŸ Sistemi’ni ve günyuvarını kaplayan güneÅŸ rüzgârına pürüzsüzce geçiÅŸ yapar. Korona’nın GüneÅŸ yüzeyine yakın olan alt katmanlarının parçacık yoÄŸunluÄŸu 1014–1016 m−3‘dur. Sıcaklığı birkaç milyon kelvin civarındadır.Günyuvar ise yaklaşık 20 güneÅŸ yarıçapınden (0,1 GB) GüneÅŸ Sistemi’nin en son noktasına kadar uzanır. İç sınırlarının tanımı güneÅŸ rüzgârının süperalfvénik akışa sahip olması yani bu akışın Alfvén dalgalarının hızından daha fazla olması ile belirlenir. Bu sınırın dışındaki türbülans ya da kuvvetler GüneÅŸ koronasının ÅŸeklini etkilemez çünkü bilgi ancak Alfvén dalgalarının hızıyla yayılabilir. GüneÅŸ rüzgârı, sürekli olarak günyuvar boyunca dışa doÄŸru akar, GüneÅŸ’ten 50 GB ötede gündurguna çarpana kadar güneÅŸ manyetik alanını spiral bir ÅŸekle sokar. Aralık 2004′te Voyager 1 uzay sondasının, gündurgun olduÄŸuna inanılan bir ÅŸok dalgası cephesini geçtiÄŸi bildirildi. Her iki Voyager sondası da sınıra yaklaÅŸtıkça daha yüksek düzeyde enerji yüklü parçacıkların varlığını kaydetti.[26]GüneÅŸ, atomdan büyük her nesne gibi kimyasal elementlerden oluÅŸmuÅŸtur. Bir çok biliminsanı bu elementlerin bolluklarını, gezegenlerdeki elementlerle olan baÄŸlantılarını ve güneÅŸin içindeki dağılımlarını araşırmıştır[kaynak belirtilmeli].Bazı elementlerin karakteristik kütle oranları şöyledir[27][28]:1968 yılında Belçikalı bir biliminsanı lityum, berilyum, ve bor bolluklarının önceden düşünüldüğünden daha fazla olduÄŸunu bulmuÅŸtur[29]. 2005 yılında üç biliminsanı neon bolluÄŸunun önceden düşünüldüğünden daha fazla olabileceÄŸini helyosismolojik gözlemlere dayanarak önermiÅŸlerdir[30]. 1986′ya kadar GüneÅŸ’in helyum içeriÄŸinin Y=0,25 olduÄŸu genel kabul görmüştü ancak bu tarihte iki biliminsanı Y=0,279 deÄŸerinin daha doÄŸru olduÄŸunu iddia etmiÅŸtir.[31]. 1970′lerde bir çok araÅŸtırma GüneÅŸ’te bulunan demir grubu elementlerin bolluÄŸuna odaklandı.[32][32] Tek iyonlu demir grubu elementlerinin gf deÄŸerlerinin ilk 1962′de bulunmuÅŸ[32] ve geliÅŸtirilmiÅŸ f deÄŸerleri 1976′da hesaplanmıştır.[32] Kobalt ve mangan gibi bazı demir grubu elementlerinin bolluk tespitleri, çok ince yapıya sahip olmalarından ötürü zordur.[32].GüneÅŸ içinde bulunan elementlerin dağılımı bir çok deÄŸiÅŸkene baÄŸlıdır, örneÄŸin kütleçekimi nedeniyle ağır elementler (örneÄŸin helyum) güneÅŸ kütlesinin merkezine yakın dururken, ağır olmayan elementler (örneÄŸin hidrojen) GüneÅŸ’in dış katmanlarına doÄŸru yayılır. [28] Özellikle GüneÅŸ’in içinde helyumun dağılımı özel olarak ilgi çekmektedir. Helyumun dağılma sürecinin zamanla hızlandığı ortaya çıkarılmıştır. [33] GüneÅŸ’in dış katmanını oluÅŸturan ışıkyuvarın bileÅŸimi, içinde bulunan döteryum, lityum, bor ve berilyum dışında, GüneÅŸ Sistemi’nin oluÅŸumundaki kimyasal bileÅŸime örnek olarak alınmaktadır.[34]Uygun filtrelemeyle GüneÅŸ gözlemlendiÄŸinde ilk dikkati çeken etrafına göre daha soÄŸuk olması nedeniyle daha koyu görüken belirli sınırlara sahip güneÅŸ lekeleridir. GüneÅŸ lekeleri, güçlü manyetik kuvvetlerin ısıyayımı engellediÄŸi ve sıcak iç bölgeden yüzeye doÄŸru enerji transferinin azaldığı yoÄŸun manyetik etkinliÄŸin olduÄŸu bölgelerdir. Manyetik alan koronanın aşırı ısınmasına neden olur ve yoÄŸun güneÅŸ püskürtüleri ile koronada kütle fırlatılmasına neden olan etkin bölgeler oluÅŸturur.GüneÅŸ’in üzerinde görünür güneÅŸ lekelerinin sayısı sabit deÄŸildir ama GüneÅŸ döngüsü denen 11 yıllık bir döngü içinde deÄŸiÅŸiklik gösterir. Döngünün tipik minimum döneminde çok az güneÅŸ lekesi görünür ve hatta bazen hiç görünmez. Gözükenler yüksek enlemlerde bulunur. GüneÅŸ döngüsü ilerledikçe Spörer yasasının açıkladığı gibi güneÅŸ lekelerinin sayısı artar ve ekvatora doÄŸru yaklaşır. GüneÅŸ lekeleri genelde zıt manyetik kutuplara sahip çiftler olarak bulunur. Ana güneÅŸ lekesinin manyetik polaritesi her güneÅŸ döngüsünde deÄŸiÅŸir, dolayısıyla bir döngüde kuzey manyetik kutba sahip olan leke bir sonraki döngüde güney manyetik kutba sahip olur.GüneÅŸ döngüsünün uzayın durumu üzerinde büyük etkisi vardır, ve Dünya’nın iklimi üzerinde de önemli bir etki yapar. GüneÅŸ etkinliÄŸinin minimumda olduÄŸu dönemler soÄŸuk hava sıcaklıklarıyla, normalden daha uzun süren güneÅŸ döngüleri de daha sıcak hava sıcaklıklarıyla iliÅŸkilendirilir. 17. yüzyılda güneÅŸ döngüsünün bir kaç on yıl boyunca tamamen durduÄŸu gözlemlenmiÅŸtir; bu dönemde çok az güneÅŸ lekesi görülmüştür. Küçük Buz Çağı ya da Maunder minimumu diye bilinen bu dönemde Avrupa’da çok soÄŸuk hava sıcaklıklarıyla karşılaşılmıştır.[35] Daha da önceleri benzer minimum dönemler aÄŸaç halkalarının analiziyle ortaya konmuÅŸtur ve bu dönemler normalden daha düşük global hava sıcaklıklarıyla eÅŸleÅŸmektedir.Çok yeni bir teori GüneÅŸ’in çekirdeÄŸindeki manyetik kararsızlıkların 41.000 ya da 100.000 yıllık periyotlarda deÄŸiÅŸikliklere sebep olduÄŸunu öne sürmektedir. Bu kuram, buzul çaÄŸlarını Milankovitch döngülerinden daha iyi açıklayabilir. Astrofizik alanındaki bir çok kuram gibi bu da doÄŸrudan test edilemez.[36][37]Uzun yıllar boyunca Dünya üzerinde tespit edilen GüneÅŸ’ten gelen nötrinoların sayısı standart GüneÅŸ modeline göre tahmin edilenin yarısı ile üçte biri arasında deÄŸiÅŸmekteydi. Bu aykırı sonuç GüneÅŸ nötrino problemi olarak bilinir. Problemi çözmek için öne sürülen kuramlar ya GüneÅŸ’in iç sıcaklığını azaltarak daha düşük bir nötrino akısını açıklamaya çalışıyordu, ya da nötrinoların GüneÅŸ’ten Dünya’ya gelirken salınıma uÄŸradığını yani varlığı tespit edilemeyen tau ve muon nötrino parçacıklarına dönüştüğünü öneriyordu.[38] 1980′lerde nötrino akısını olabildiÄŸince tam olarak ölçebilmek için Sudbury Nötrino Gözlemevi ve Kamiokande gibi birkaç nötrino gözlemevi kuruldu. Bu gözlemevlerinden gelen sonuçlar sonunda nötrinoların çok küçük durak kütlesi (“rest mass”) olduÄŸunu ve gerçekten de salındıklarını gösterdi.[39] Hatta, 2001 yılında Sudbury Nötrino Gözlemevi doÄŸrudan üç tip nötrinoyu da tespit etmeyi baÅŸardı ve GüneÅŸ’in toplam nötino ışıma oranının standart GüneÅŸ modeli ile uyumlu olduÄŸunu ortaya çıkardı. Nötrino enerjisine baÄŸlı olarak Dünya’da görünen nötrinoların üçte biri elktron nötrino tipindedir. Bu oran maddede nötrino salınımını açıklayan, madde etkisi de diye bilinen Mikheyev-Smirnov-Wolfenstein (MSW) etkisi ile tahmin edilen oranla uyumludur. Dolayısıyla problem artık çözülmüştür.GüneÅŸ’in optik yüzeyi ışıkyuvar yaklaşık 6.000 K’lik bir sıcaklığa sahiptir. Bunun üzerinde 1.000.000 K’lik güneÅŸ koronası bulunur. Koronanın bu aşırı yüksek sıcaklığı, ışıkyuvardan doÄŸrudan ısı iletimi dışında baÅŸka bir kaynaktan ısıtıldığını gösterir.Koronayı ısıtmak için gerekli olan enerjinin ışıkyuvarın altında bulunan ısıyayımsal bölgedeki türbülanslı hareketten kaynaklandığı düşünülmüş ve koronanın nasıl ısındığına dair iki ana iÅŸleyiÅŸ önerilmiÅŸtir. Bunlardan birincisi dalga ısınmasıdır. Isıyayımsal bölgedeki türbülanslı hareket , kütleçekim ve manyetohidrodinamik dalgalar üretir. Bu dalgalar yukarı doÄŸru hareket eder ve koronada dağılarak enerjilerini ortamdaki gaza ısı olarak verir. İkincisi ise manyetik ısınmadır. Işıkyuvarında hareketin sürekli olarak oluÅŸturduÄŸu manyetik enerji güneÅŸ püskürtüsü gibi büyük ve buna benzer bir çok küçük olayla yayılır.[40]Åžu anda dalgaların etkin bir ısı yayma iÅŸleyiÅŸi olup olmadığı çok açık deÄŸildir. Alfvén dalgaları dışında tüm dalgaların koronaya ulaÅŸmadan önce dağıldıkları ortaya çıkarılmıştır.[41] Alfvén dalgaları da korona da kolayca dağılmamaktadır. Günümüzde araÅŸtırma daha çok püskürtü yolu ile ısınma iÅŸleyiÅŸine doÄŸru yönelmiÅŸtir. Korona ısınmasını açıklamak için olası bir görüş sürekli küçük ölçekli püskürtülerdir[42] ve hâlâ araÅŸtırılmaktadır.GüneÅŸ geliÅŸiminin kuramsal modelleri 3,8 ile 2,5 milyar yıl önce Arkeyan Devir’de GüneÅŸ’in bugünkünden 75% daha az parlak olduÄŸunu önerir. Bu kadar zayıf bir yıldız Dünya üzerinde su varlığını destekleyemeyeceÄŸinden hayatında geliÅŸememesi gerekirdi. Ancak jeolojik kayıtlar Dünya’nın tarihi boyunca oldukça sabit bir sıcaklıkta kaldığını gösterir, hatta genç Dünya bugünden biraz daha sıcaktır. Biliminsanları arasında varılan görüşbirliÄŸi genç Dünyanın atmosferinde oldukça fazla miktarda sera gazlarının (karbon dioksit, metan ve/veya amonyak) bulunması nedeniyle GüneÅŸ’ten gelen az enerjiyi atmosferde hapsettikleri fazla ısıyla dengelediÄŸidir.[43]GüneÅŸ içinde bulunan tüm madde yüksek sıcaklıklardan ötürü gaz ve plazma hâlindedir. Bu nedenle GüneÅŸ ekvatorda yukarı enlemlerde olduÄŸundan daha hızlı döner. Ekvatorda dönüş hızı 25 gün iken kutuplarda 35 günde kendi etrafında döner. Bu kademeli dönüş sonucunda manyetik alan çizgilerinin zamanla kıvrılarak manyetik alan halkaları oluÅŸturması GüneÅŸ’in yüzeyinden patlamalarla ayrılarak güneÅŸ lekeleri ve güneÅŸ püskürtüleri oluÅŸumuna neden olur. Bu kıvrılma hareketi solar dinamonun oluÅŸmasına ve 11 yıllık GüneÅŸ döngüsü ile GüneÅŸ’in manyetik alanının yön deÄŸiÅŸtirmesine neden olur.GüneÅŸ’in dönen manyetik alanının gezegenlerarası ortamda bulunan plazma üzerindeki etkisi Günyuvar katmanını oluÅŸturur. Bu katman farklı yönleri gösteren manyetik alanları ayırır. Gezegenlerarası ortamda bulunan plazma aynı zamanda Dünya’nın yörüngesinde GüneÅŸ’in manyetik alanının kuvvetinden de sorumludur. EÄŸer uzay bir vakum olsaydı GüneÅŸ’in10-4 tesla manyetik dipol alanı uzaklığın kübüyle azalarak 10-11 tesla olacaktı. Ancak gözlemleri bunun 100 kat daha fazla kuvvetli olduÄŸunu ve 10-9 tesla civarında olduÄŸunu göstermektedir. Manyetohidrodinamik (MHD) kuram manyetik alan içindeki iletken bir akışkanın (örneÄŸin gezegenlerarası ortam) yine manyetik alan yaratan elektrik akımları indüklediÄŸini söyler, dolayısıyla bir MHD dinamo gibi hareket eder.Gökyüzü’nde bulunan parlak bir disk olan GüneÅŸ, ufuÄŸun üzerindeyken gün, ortada yokken de gece olur kavrayışı İnsanoÄŸlu’nun GüneÅŸ hakkındaki en temel görüşüdür. Tarihöncesi ve antik çaÄŸ dönemi kültürlerde GüneÅŸ’in bir tanrı olduÄŸuna ya da diÄŸer doÄŸaüstü olaylara neden olduÄŸuna inanılırdı. Güney Amerika’daki İnka ve günümüz Meksika’sındaki Aztek uygarlıklarının merkezinde GüneÅŸ’e tapınma bulunmaktadır. Bir çok antik anıt GüneÅŸ ile ilgili fenomenlere göre yapılmıştır. ÖrneÄŸin taÅŸ megalitler oldukça doÄŸru bir ÅŸekilde gündönümünü iÅŸaret eder. En tanınmış megalitler Nabta Playa, Mısır, İngiltere’de Stonehenge’dedir. Meksika’da Chichén Itzá’da bulunan El Castillo piramidi, ilkbahar ve sonbahar ekinokslarında merdivenlerden yukarı yılanların çıktığını gösteren gölgeler verecek ÅŸekilde tasarlanmıştır. Sabit yıldızlara göre GüneÅŸ tutulum boyunca zodyaktan geçerek bir yıl içinde tam tur atıyormuÅŸ gibi görünür, dolayısıyla da Yunan gökbilimciler tarafından yedi gezegenden biri olarak sayılırdı. Haftanın günlerine de bu yedi gezegenin adı verilmiÅŸtir.GüneÅŸ hakkında ilk bilimsel açıklamayı yapan insanlardan birisi Yunanlı filozof Anaxagoras GüneÅŸ’in tanrı Helios’un arabası olmadığını Peloponnez’den bile büyük devasa yanan bir top olduÄŸunu söylemiÅŸtir. Bu sapkın düşünceyi öğrettiÄŸi için iktidardakiler tarafından tutuklanmış ve ölüm cezasına çarptırılmıştır ancak Perikles’in araya girmesiyle daha sonra serbest bırakılmıştır. Dünya ile GüneÅŸ arasındaki uzaklığı tam olarak ilk hesaplayan insan 3. yüzyılda Eratosthenes olmuÅŸtur. BulduÄŸu 149 milyon km uzaklık günümüzde kabul edilen uzaklık ile aynıdır.Gezegenlerin GüneÅŸ’in etrafında döndüğü kuramı Yunan Samoslu Aristarchus ve Hintliler tarafından önerilmiÅŸtir. Bu görüş 16. yüzyılda Mikolaj Kopernik tarafından tekrar ele alınmıştır. 17. yüzyılın başında teleskobun bulunuÅŸuyla güneÅŸ lekeleri Thomas Harriot, Galileo Galilei ve diÄŸer gökbilimcileri tarafından detaylı olarak gözlemlenebilmiÅŸtir. Galileo, güneÅŸ lekelerinin Batı uygarlığında bilinen ilk gözlemlerini yapmış ve bunların GüneÅŸ ile Dünya arasında dolaÅŸan küçük gökcisimleri olmadığını aksine GüneÅŸ’in yüzeyinde olduÄŸunu varsaymıştır.[45] GüneÅŸ lekeleri Han hanedanından beri gözlemlenmekte ve Çinli gökbilimciler tarafından yüzyıllardır kayıtları tutulmaktaydı. 1672′de Giovanni Cassini ve Jean Richer mars olan uzaklığı belirledi, dolayısıyla da GüneÅŸ’e olan uzaklığı edebildiler. bir prizma kullanarak günışığını inceledi ve ışığın birçok renkten oluÅŸtuÄŸunu gösterdi.[46] 1800′de William Herschel güneÅŸ tayfının kırmızı bölümünün ötesinde kızılötesi ışımayı keÅŸfetti.[47] 1800′lerde GüneÅŸ’in spektroskopik incelenmesinde ilerlemeler kaydedilmiÅŸtir. Joseph von Fraunhofer tayf üstünde soÄŸurma çizgilerinin ilk gözlemlerini gerçekleÅŸtirmiÅŸtir. Tayf üzerindeki en kuvvetli soÄŸurma çizgilerinin adı günümüzde Fraunhofer çizgileri olarak bilinir. GüneÅŸ’ten gelen ışığı tayfı geniÅŸletildiÄŸinde kayıp birçok renk bulunabilir.Modern bilimsel dönemin baÅŸlarında GüneÅŸ enerjisinin kaynağı hâlâ bir bilmeceydi. Lord Kelvin, GüneÅŸ’in içerisinde barındırdığı ısıyı ışıyan, soÄŸuyan sıvı bir nesne olduÄŸunu önerdi.[48] Kelvin ve Hermann von Helmholtz daha sonra enerji çıktısını açıklamak için Kelvin-Helmholtz iÅŸleyiÅŸini önerdi. Maalesef ortaya çıkan yaÅŸ tahmini jeolojik kanıtların önerdiÄŸi bir kaç milyon yıldan çok daha az olan 20 milyon yıl kadardı. In 1890′da güneÅŸ tayfında helyumu keÅŸfeden Joseph Norman Lockyer, GüneÅŸ’in oluÅŸumu ve geliÅŸimi için kuyrukluyıldızlara dayanan bir varsayım öne sürdü.[49]1904 yılına kadar kanıtlanmış bir çözüm getirilemedi. Ernest Rutherford GüneÅŸ’in enerji çıktısının iç ısı kaynağıyla devam ettirilebileceÄŸini ve bunun da radyoaktif bozulma olabileceÄŸini önerdi.[50] Ancak GüneÅŸ enerjisinin kaynağı hakkındaki en önemli ipucunu saÄŸlayan kiÅŸi ünlü kütle-enerji denkliÄŸi bağıntısı E = mc² ile Albert Einstein olmuÅŸtur.1920′de Arthur Eddington GüneÅŸ’in çekirdeÄŸinde bulunan basınç ve sıcaklıkların hidrojeni helyuma dönüştürecek bir nükleer füzyon tepkimesi için yeterli olduÄŸunu, kütledeki net deÄŸiÅŸiklikten de enerji oluÅŸacağını önermiÅŸtir.[51] GüneÅŸ’te bulunan hidrojenin baskınlığı 1925 yılında Cecilia Payne-Gaposchkin tarafından doÄŸrulanmıştır. Kuramsal füzyon kavramı 1930′larda astrofizikçiler Subrahmanyan Chandrasekhar ve Hans Bethe tarafından geliÅŸtirilmiÅŸtir. Hans Bethe, GüneÅŸ’in enerjisini saÄŸlayan iki ana nükleer tepkimeyi hesaplamıştır.[52][53]1957 yeni ufuklar açan, “Yıldızlarda Elementlerin Sentezi” baÅŸlıklı bir bilimsel makale Margaret Burbridge tarafından yayımlandı[54] Makale evrende bulunan elementlerin GüneÅŸ gibi yıldızların içinde sentezlendiÄŸini kanıtlarıyla gösterdi. Bu açıklamalar günümüzde bilimin önemli ilerlemelerinden biri olarak sayılmaktadır.GüneÅŸ’i gözlemlemek için tasarlanmış ilk uydular NASA’nın 1959 ile 1968 yılları arasında fırlatılan Pioneer 5, 6, 7, 8 ve 9 uzay sondalarıdır. Bu sondalar, Dünya’nınkine benzer bir uzaklıkta GüneÅŸ’in yörüngesinde kaldılar ve güneÅŸ rüzgârı ile güneÅŸ manyetik alanının ilk detaylı ölçümlerini gerçekleÅŸtirdiler. Pioneer 9 özellikle uzun bir zaman çalışır durumda kaldı ve 1987′ye kadar data göndermeye devam etti.[55]1970′lerde Helios 1 uzay sondası ve Skylab Apollo Teleskobu biliminsanlarına güneÅŸ rüzgârı ve korona hakkında yeni data saÄŸladı. ABD – Almanya ortak giriÅŸimi olan Helios 1 uzay sondası, günberi rotasında Merkür’ün yörüngesine giren bir yörüngedeydi. NASA tarafından 1973′te fırlatılan Skylab uzay istasyonunun içinde Apollo Teleskobu denen bir güneÅŸ gözlem modülü de bulunmaktaydı. Skylab GüneÅŸ geçiÅŸ bölgesinin ve koronanın morötesi ışınımının ilk zamanlamalı göslemlerini gerçekleÅŸtirdi. BuluÅŸlar arasında koronodan kütle fırlatılması ve ÅŸimdilerde güneÅŸ rüzgârıyla yakın iliÅŸkisi olduÄŸu bilinen korona delikleri olmuÅŸtur.1980′de NASA tarafından Solar Maksimum uzay uydusu fırlatıldı. Bu uzay aracı yüksek güneÅŸ etkinliÄŸi sırasında güneÅŸ püskürtülerinde ortaya çıkan gamma ışını, X ışını ve UV ışımasını gözlemlemek için tasarlanmıştı. Ancak fırlatmadan bir iki ay sonra bir elektronik hata sonucu sonda bekleme moduna girdi ve sonraki üç yılını bu ÅŸekilde geçirdi. 1984 yılında uzay mekiÄŸi Challenger STS-41C görevi uyduyu bularak onardı. Haziran 1989′da Dünya atmosferine girene kadar Solar Maximum sondası binlerce korona görseli çekebildi.[56]Japonya’nın 1991′de fırlatılan Yohkoh (Günışığı) uydusu X ışını dalgaboyunda güneÅŸ püskürtülerini gözlemledi. Sondadan gelen datalar sayesinde biliminsanları deÄŸiÅŸik tipte güneÅŸ püskürtülerini tanımlayabildiler. Ayrıca doruk etkinlik bmlgelerinden uzakta olan koronanın da eskiden düşünüldüğünün aksine daha dinamik ve etkin olduÄŸu ortaya çıkarıldı. Yohkoh tam bir güneÅŸ döngüsünü gözlemledi ancak 2001de güneÅŸ tutulması sırasında bekleme moduna girdi ve GüneÅŸ ile olan baÄŸlantısını yitirdi. 2005 yılında atmosfere yeniden girerken yokoldu.[57]Günümüze kadar en önemli güneÅŸ uzay görevlerinden biri Avrupa Uzay Ajansı ile NASA ortak projesi olan ve 2 Aralık 1995′te fırlatılan SOHO (Solar and Heliospheric Observatory) görevidir. BaÅŸlangıcında iki yıllık bir görev için planlanan SOHO 2007 itibariyle on yılı aÅŸkın bir süre etkinlik göstermiÅŸtir. Çok yararlı olduÄŸunu kanıtlamasından 2008′de fırlatılacak devam görevi Solar Dynamics Observatory planlanmıştır. Dünya ile GüneÅŸ arasında Lagrange noktasına yerleÅŸtirilen SOHO fırlatıldığından beri deÄŸiÅŸik dalgaboylarında GüneÅŸ’in görüntüsünü sürekli olarak iletmektedir. DoÄŸrudan GüneÅŸ’i gözlemleyebilmesinin yanı sıra SOHO özellikle GüneÅŸ’in yanından geçerken yanan bir çok küçük kuyrukluyıldız dahil bir çok kuyrukluyıldızın keÅŸfine yaradı.[58]Tüm bu uydular GüneÅŸ’i tutulum düzlemi üzerinden gözlemlemiÅŸtir, yani yalnızca ekvator bölgelerinin detayları mevcuttur. 1990 yılında GüneÅŸ’in kutup bölgelerini incelemek için Ulysses uzay sondası fırlatıldı. Önce Jüpiter’e kadar giderek burada ‘sapan’ etkisinden faydalanarak tutulum düzleminin üstünde bir yörüngeye oturdu. Tesadüfen çok yakından 1994 yılında Shoemaker-Levy 9 kuyrukluyıldızının Jüpiter ile çarpışmasını izleyebildi. Ulysses planlanan yörüngesine girdikten sonra güneÅŸ rüzgârını gözlemlemeye ve yüksek enlemlerde manyetik alan kuvvetini belirlemeye baÅŸladı. Yüksek enlemlerden çıkan güneÅŸ rüzgârının beklenenden daha düşük olarak 750 km/s hızla hareket ettiÄŸini buldu. Ayrıca yüksek enlemlerden çıkan, galaktik kozmik ışınlar saçan büyük manyetik dalgaların varlığını keÅŸfetti.[59]Işıkyuvar’da bulunan elementlerin bolluÄŸu günışığı tayflarından çok iyi bilinmektedir ancak GüneÅŸ’in içinin bileÅŸimi çok iyi anlaşılamamıştır. Bir güneÅŸ rüzgârı örnek getirme görevi için kullanılan Genesis uzay aracı, gökbilimcilerinin güneÅŸ maddesi bileÅŸimini doÄŸrudan ölçebilmesi için tasarlanmıştı. Genesis 2004 yılında Dünya’ya döndü ancak iniÅŸ sırasında paraşütlerinden biri açılmadığı için zarar gördü. Aşırı derecede zarara raÄŸmen bazı iÅŸe yarar örnekler ele geçirildi ve analizleri devam etmektedir.STEREO (The Solar Terrestrial Relations Observatory) görevi Ekim 2006′da fırlatılmıştır. İki eÅŸlenik uzay aracı GüneÅŸ’in ve koronadan kütle fırlatımı gibi olayların stereoskopik fotoÄŸrafını çekebilecek ÅŸekilde yörüngeye sokulmuÅŸlardır.Günışığı çok parlaktır ve çıplak gözle kısa süreler için GüneÅŸ’e bakmak acı verici olabilir ama özel olarak normal gözler için zararlı deÄŸildir.[60][61] GüneÅŸ’e doÄŸrudan bakıldığında gözde yıldız gibi parlamalar oluÅŸur ve geçici olarak yarı körlüğe sebep olur. Aynı zamanda retinaya 4 milliwatt günışığı düşmesine, böylece retinanın hafifçe ısınarak, potansiyel olarak gözlerin zarar görmesine neden olur.[62][63] UV ışınlarına maruz kalma sonucu aÅŸamalı olarak gözün lensi yıllar sonra sararır ve katarakt oluÅŸumuna neden olabilir.[64] DoÄŸrudan GüneÅŸ’e bakıldığında yaklaşık 100 dakika sonra UV kaynaklı güneÅŸ yanığı benzeri lezyonlar retina üzerinde oluÅŸur, özellikle morötesi ışınlar yoÄŸun ise.[65][66] Gözler genç ise durum daha da kötüleÅŸir, çünkü yaÅŸlanan gözlerden daha fazla UV’den etkilenir.GüneÅŸ’i dürbün gibi ışığı yoÄŸunlaÅŸtıran optik cihazlarla izlemek eÄŸer UV ışınları filtre edecek uygun bir filtre yoksa çok zararlıdır. Filtresiz dürbünler çıplak gözün aldığından 500 kat daha fazla enerjinin retinaya gelmesini saÄŸlayacağından retina hücrelerinin hemen ölmesine neden olur. Öğlen güneÅŸine filtresiz dürbünle çok kısa bir süre bakmak bile kalıcı körlüğe neden olur.[67] GüneÅŸ’i izlemenin güvenli bir yolu teleskop kullanarak görüntüsünü bir ekrana yansıtmaktır.Kısmi güneÅŸ tutulmalarını izlemek zararlıdır, çünkü gözbebekleri aşırı yüksek kontrasta uyumlu deÄŸildir. GözbebeÄŸi ortamda bulunan toplam ışık miktarına göre geniÅŸler, ortamda bulunan en parlak nesneye göre deÄŸil. Kısmi tutulmalarda günışığının çoÄŸunluÄŸu GüneÅŸ’in önünden geçen Ay tarafından engellenir ama ışıkyuvarın örtülmemiÅŸ kısımlarının yüzey parlaklığı normal günlerdeki ile aynıdır. Ortamın loÅŸ olması nedeniyle gözbebeÄŸi ~2 mm’den ~6 mm’ye büyür, ve günışığına maruz kalan her retina hücresi tutulmayan normalin on katı ışık alacaktır. Bu gözlemcinin gözünde kalıcı kör noktalara neden olacak ÅŸekilde hücreleri öldürebilir ya da hücrelere zarar verebilir.[68] Hemen acı oluÅŸmadığı için tecrübesiz gözlemciler ve çocuklar bu zararın farkına varamaz, bir kiÅŸinin görüşünün bozulması hemen farkedilmez.GündoÄŸumu ve günbatımı esnasında günışığı Rayleigh saçılımı ve Mie saçılımı nedeniyle azalır. Dünya atmosferinden geçerken aldığı uzun yol nedeniyle çıplak gözle rahat bir ÅŸekilde seyredilebilecek kadar sönüktür. Pus, duman, toz ve yüksek nem ışığın azalmasına yardımcı olur.GüneÅŸi izlemek için kullanılan ışık azaltıcı filtreler bu nedenle tasarlanır. Uydurularak yapılan filtreler UV ve IR ışınları geçirebilir dolayısıyla yüksek parlaklık düzeylerinde göze zararlı olabilir. Teleskoplarda kullanılan filtreler lensin ya da açıklığın üzerinde olmalı ama oküler mercekte olmamalıdır. Çünkü emilen günışığından kaynaklanan aşırı ısı bu filtrelerin aniden çatlamasına neden olabilir. 14 numaralı kaynak camı kabul edilebilir bir güneÅŸ filtresidir ama negatif siyah filmi deÄŸildir çünkü çok fazla kızılötesi ışını geçirir.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/G%C3%BCne%C5%9F

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

en saçma icatlar

Yazan: -icat-mucit | icatlar | Salı 13 Ekim 2009 10:26
EĞRİ NAMLULU MAKİNELİ
1953 – Köşenin öbür tarafındaki düşmanı vurmak için tasarlanan bu tüfek ilk denemeden sonra çöpe gitti.
KAPKAÇ CAYDIRICI
1963 – Sokakta biri çantanızı kaptığında çantaya baÄŸlı zincire asılıyorsunuz ve çantanın dibi açılarak içindeki herÅŸeyi yere saçıyor. Mucidi John H T Rinfret hırsızın geri dönüp saçılanları toplamayacağını varsaymıştı.
HUBBARD ELEKTROMETRESİ
1968 – Bilimkurgu yazarı ve Sicentology tarikatı kurucusu L. Ron Hubbard, ‘geliÅŸtirdiÄŸi” elektrometreyle domateslerin acı çekip çekmediÄŸini ölçmüştü! DediÄŸine göre domatesler dilimlenirken çığlık atıyordu.
BAĞSIZ, DESTEKSİZ SÜTYEN
1949 – L. Langs, askısız, kopçasız, desteksiz sütyen tasarımlarıyla poz veriyor. EÅŸiyse durumdan pek memnun görünmemekte.
PORTATİF FİN SAUNASI
1962 – Kilo vermek isteyenler için tasarlanmış ilk buhar tulumlarından. Resimdeki tasarım çok baÅŸarılı olmasa da ilerleyen yıllarda benzer ürünler üretildi… ve hiç biri iÅŸe yaramadı.
KAFESİ
1937 – Büyük ÅŸehirde bahçesiz bloklarda yaÅŸayanların bebekleri için geliÅŸtirilen tüyler ürpertici bir ürün.
LARİNGFON
1929 – Telefonla görüştüğünüz kiÅŸiye sesinizi deÄŸil gırtlağınızda tellerinizin yarattığı titreÅŸimleri gönderiyor. Amaç çevredeki gürültülerin konuÅŸmaya dahil olmasını önlemek.
MOTORLU SÖRF TAHTASI
1948 – Holywood’lu Joe Gilpin, ne yöne gittiÄŸi belli olmayan motorlu sört tahtasını denerken görülüyor. Prototipi sık sık devrilse de olarak ufuk açıcı olduÄŸu kesin.
YAĞMUR İŞLEMEZ SİGARA AĞIZLIĞI
1954 – Zeus Corp. sahibi Robert L. Stern’in fena tiryaki olduÄŸu anlaşılıyor. Ancak tüm denemelerine karşın ÅŸemsiyeli sigara ağızlığı bir iÅŸe yaramamış.
SIRT ROKETİ
1961 – FotoÄŸrafta eski ABD BaÅŸkanı Kennedy’yi selamlarken görülen mühendis Harold yerden birkaç havalanmayı baÅŸarmış, ancak dengesini bir türlü saÄŸlayamamıştı. Bugün daha baÅŸarılı örnekleri mevcut.
Kaynak: milliyeta
Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Makeneli tüfeğin icadı

Yazan: -icat-mucit | icatlar | Salı 4 Ağustos 2009 10:22

Bir makineli tüfeğin kalibresinin üst limitini belirtmek için iki farklı tanımlama kullanılır:

  1. 12.7 mm (.50 kalibre)’den büyük kalibreler veya
  2. 20 mm.’den büyük kalibreler büyük kalibreli otomatik silahlar genellikle otomatik toplar ÅŸeklindedir. Bunlar arasında her iki isimle anılan ve diÄŸer özelliklere göre deÄŸiÅŸen silahlar da vardır; örneÄŸin yaklaşık 15 mm silahlar, otomatik top veya makineli olarak düşünülebilir.

Diğer bir etken konvansiyonel patlayıcı toplarıdır. Yüksek kalibreli patlayıcı mermi kullanan otomatik silahlar, otomatik toplar veya otomatik bombaatarlardır. Makineli tüfekler yüksek bir kalibreye namlu uzunluğu oranına eğilimlidirler (uzun namluya küçük kalibre).

İki devri vardır: Manuel makineli tüfekler devri ve otomatik makineli tüfekler devri. Teknolojik geliÅŸme bir dizi otomatik özelliklerin geliÅŸimini saÄŸladı (zincirleme cephane gibi). Manuel çok atımlı araçların zamanı yüzlerce yıl öncesine dayanır; fakat manuel ve otomatik makineli tüfekler 1800′lerin son yarısına denk gelir. Manuel makineli tüfekler kolla kullanılan krank mekanizması ile çalıştırılırlardı ve kol döndürüldükçe ateÅŸleme ve yeniden yükleme gerçekleÅŸirdi, karşılık olarak otomatik makineli tüfeklerde basit bir tetik mekanizması mevcuttur. Daha birçok önemli fark bulunmasına raÄŸmen en önemli geliÅŸim daha yüksek oranına izin vermesidir.

Manuel makinalı tüfekler, manuel yaylım yapan silahlar gibi ilk kez Amerikan İç Savaşı’nda kullanıldı. Mitralyöz ve “coffee gun” manuel ateÅŸlemeli ve doldurma hunisinden mermiler ile beslenen otomatik doldurmalı olarak kullanıldı. Mitralyöz – manuel çalışan dönen makinalı tüfek- 19. yüz yıl sonlarında bir numaralı silah olacaktı, bununla birlikte birçok farklı model deÄŸiÅŸik kullanım açılarıyla üreetildi (Nordenfelt makinalı tüfeÄŸi). İlk otomatik makineli tüfek kayış cephaneli tek namlulu ve otomatik dolumlu geri tepme kullanımlı Maxim tüfeÄŸidir. Bu mermi enerjisi kullanımı ayrıca neredeyse diÄŸer tüm 20. yüzyılın yarı ve tam otomatik silahlarında geliÅŸim yarattı.

Modern otomatik makineli tüfeklerin başlıca iki işleme sistemi işleyişli (yanan barutun gazını hareket çevrimine dönüştürür) ve geri tepme işleyişlidir (mermiyi boşaltımını geri tepme olarak çevrim hareketine dönüştürür). İlk işleyişli makineli tüfek M1985 Colt-Browning makineli tüfeğidir. Diğer (daha küçük) tip dıştan çalıştırılan makineli tüfektir. İnsan gücü veya mermi enerjisinden ziyade, üçüncü bir kaynak ( motoru gibi) kullanılır; bu tipler artık daha özel isimlerle anılmaktadır (minigun, Chaingun). Modern makineli tüfeklerin en yaygın tipi otomatik, geri tepme işleyişli ve kayış beslemeli tiptir. Elektrikli ve mitralyöz tipi makineli tüfekler savaş uçaklarında ve diğer araçlarda yaygındır.

Kaynak: wikipeadia.org

Tags: , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , ,

buharlı makine icadı

Yazan: admin | Kategorilenmemiş | Perşembe 7 Mayıs 2009 12:48

Buhar makinesi, buharın içinde var olan ısı enerjisini, mekanik enerjiye dönüştüren bir dıştan yanmalı motordur. Buhar makineleri, lokomotifler, buharlı gemiler, pompalar, buharlı traktörler ve endüstriyel devreler olabilir.

Bir buhar makinesi basınç altında buhar üretmek için suyu kaynatacak bir kazana ihtiyaç duyar. Herhangi bir ısı kaynağı kullanılabilir, fakat genelde odun, kömür veya petrol türevi yakıtların yakılmasından elde edilen ateş kullanılır. [1]

Çalışma prensibi olarak, ısı enerjisini alan su buharlaşarak genişler ve bir odacığa alınır, odacık soğutulduğunda sıvı hale geçen buhar vakum yaratır böylece mekanizmaların hareket alması ile mekanik enerjiye yani işe dönüşür.

Konu başlıkları

[gizle]

  • 1 İlk Örnek
  • 2 Buhar gücünün ilk faydalı uygulaması
  • 3 Buhar Makineleri
    • 3.1 Savery Makinesi
    • 3.2 Newcomen Makinesi
    • 3.3 Watt Makinesi
    • 3.4 Buhar Türbinleri
  • 4 Buhar Makinasının Verimi
  • 5 Buharlı Ulaşım Araçları
    • 5.1 Buharlı Gemiler
    • 5.2 Buharlı Lokomotifler
    • 5.3 Buharlı otomobil
  • 6 Buhar Makinesi Tipleri
  • 7 BaÄŸlantılar
  • 8 Kaynaklar

İlk Örnek [değiştir]

Yunanlı mühendis Hero’nun yaptığı ilk örnek türbin

Bilinen ilk buhar makinesi diyebileceğimiz örnek Yunanlı mühendis Heron’nun birinci yüzyılda 50 yıllarına doğru Mısır İskenderiye’de uçları birbirlerine göre zıt yönleri gösteren iki eğik tüpün yerleştirildiği oyuk bir küreden yaptığı türbin’dir. Kürede su kaynatıldığında buhar borulardan dışarı çıkmakta günümüzde etki tepki kanunu dediğimiz şeyin sonucunda kürenin dönmesine yol açmakta idi. Hero buharlı bir türbin ya da motor etmesine rağmen toplumda bir etki yaratmadığından bunu motor aygıtının icadı olarak görülmemektedir

Buhar gücünün ilk faydalı uygulaması [değiştir]

Buhar gücünün Heron tarafından uygulamasından sonra 1679 yılında ilk faydalı uygulama fizikçi Denis Papin ‘den (1647-1712) geldi. İçinde suyun kaynadığı ve biriken buharın suyun kaynama noktasını yükselttiği sıkıca kapanan bir kapağı olan düdüklü tencere icat edilmişti. Papin’in dikkat ettiği şey daha yüksek ısıda kemikler yumuşuyor ve et daha çabuk pişiyordu. Tencereye buhar basıncının çok yükselmesine karşın bir de güvenlik vanası eklenmişti.

Buhar Makineleri [deÄŸiÅŸtir]

Buhar motorunun çalışması

Savery Makinesi [deÄŸiÅŸtir]

1698 yılında, İngiliz mühendis Thomas Savery (1650-1715), ilk ticari olarak satılan buhar makinesini yapmıştır. Bu makine maden ocağından suyu dışarı atmak amacıyla kullanılmıştır. Madencinin Arkadaşı olarak tanınmaktaydı.

Çalışma prensibi ise, buhar kazanından gelen buhar odacığa dolar. Odacık buhar ile doluyken üzerine soğuk su döküldüğünde suya donüşen buhar vakum yaratır böylece odacıktaki su seviyesi yükselir. Vana yardımıyla odaya buhar dolduğunda iş yapılmış olur yani madenden su çekilmiş olur. Bu makinede vanalar insan gücüyle sırayla kapatılıp açılması gerekmektedir.

Yüksek basınçla çalıştığından o günün teknolojisine göre bu tip bir buharı güvenli biçimde kullanacak düzeyde değildi. Ayrıca gerekli buharı oluşturmak için suyu ısıtmada çok fazla yakıt gerekliydi. Bu tip makinaların öncülü olan Savery’nin makinası verimi düşük olduğundan fazla kullanılmadı fakat kendinden sonra gelen makinalar için temel teşkil etti. [2]
Makinenin çalışma şeması

Newcomen Makinesi [deÄŸiÅŸtir]

Newcomen makinesinin şematik gösterimi
-Buhar; pembe, su; mavi ile gösterilmiştir.
-Açık vanalar yeşil, kapalı olanlar kırmızıdır.

1712 ‘de İngiliz mühendis Thomas Newcomen (1663-1729) yeni bir tür buhar makinesi geliştirdi. Bu makinenin Savery Makinesinden avantajı pistonun bir yardımıyla tahterevalli benzeri bir tür kaldıraca tutturulmuş olmasıydı. Bu kaldıracın diğer ucu ise bir tür tulumbaya bağlanmıştı. Piston silindirin en üst noktasında iken silindirin içine gönderilen soğuk su buharı yoğunlaştırıyordu. Böylece atmosferik basınç pistona aşağıya doğru kuvvet uyguladığı anda su madenden yükseliyordu. Buhar pistona dolunca bu çevrim tekrar ediyordu. Ayrıca daha az tehlikeliydi. Yine de makine istenilen verime ulaşamamış ve yakıt tüketimi azalmamıştı.

Watt Makinesi [deÄŸiÅŸtir]

1764 yılında bozulan Newcomen makinalarından biri onarılması için İskoçyalı mühendis ’a verildi. [3] Makinayı onaran watt aynı zamanda randımanı düşük bu makineyi geliÅŸtirmek de istedi. Arkadaşı İskoç kimyacı Joseph Black’tan gizli ısıyı [4] öğrenmiÅŸ olan Watt aynı odayı sürekli ısıtıp soÄŸutmanın ne kadar israflı bir ÅŸey olduÄŸunu anladı ve aklına iki oda yapmak fikri geldi. Biri sürekli sıcak, diÄŸeri de sürekli soÄŸuk tutulacaktı. Buhar iÅŸini yaparken sıcak odada bulunacaktı ve su haline getirilmesi gerektiÄŸinde supaplar sistemiyle soÄŸuk odaya alınacaktı. Watt 1781 yılına gelindiÄŸinde makinasını iyice geliÅŸtirmiÅŸ ve pistonun ileri geri hareketini ustalıkla bir tekerleÄŸin dönme hareketine çeviren mekanik aletleride icat etmiÅŸti. Watt’ın makine tarihi ve makine mühendisliÄŸine katkıları çok büyük önem taşır.

Buhar Türbinleri [değiştir]

1884 yılında İngiliz mühendis Algernon Parsons (1854-1931) ilk başarılı buhar türbinini yapmıştır. [5] Bu sayede yüksek hızlı gemi yapımı kolaylaşmış. Jeneratörlerde kullanılması kolaylaşmıştır.

Buhar Makinasının Verimi [değiştir]

James Watt’ın geliştirmesine rağmen buhar makinalarının verimi halen %7 civarında idi kalan %93 boşa giden ısı olarak kayboluyordu.

Buhar makinasının verimini inceleyen ilk kişi Fransız fizikçi Nicolas Leonard Sadi Carnot’tur (1796-1832) 1824 yılında yayımladığı Ateşin Tahrik Kuvveti Üzerine isimli kitabında buhar makinasının maksimum veriminin en sıcak halindeki buhar ile en soğuk halindeki suyun sıcaklığı arasındaki farka bağlı olduğunu gösterdi. Carnot ısı ve işin birbirlerine dönüşmesi yolunu ilk olarak ele alan kişi olduğundan Termodinamik biliminin kurucusu kabul edilmektedir.

Buharlı Ulaşım Araçları [değiştir]

Buharlı Gemiler [değiştir]

1787 yılına kadar buharlı motorlar sadece su pompalarını ve tekstil makinalarını çalıştırmak için kullanılmıştı. 22 Ağustos 1787 yılında ise Amerikalı John Fitch (1743-1798) ilk vapuru Delaware Nehri’ne indirmiştir.[6] Bir süre Philaderphia ile Trenton arasında düzenli vapur yolculuğu yapılmasını sağlamıştır.Fakat Fitch ticari anlamda başarı kazanamamıştır. 1807 yılına gelindiğinde ise yine Amerikalı mucit olan Robert Fulton saatte 8 km hızla giden adını Clermont koyduğu kırk metre uzunluğundaki vapurları Hudson Nehri’nde işletmeye başladı. [7] Bu sefer Fitch’in tersine ticari başarı kazanıldığından Fulton vapuların mucidi kabul edilmektedir. 1809 yılında ise Moses Rogers komutası altındaki Phoenix okyonusa açılan ilk buharlı vapur oldu. [8]1811 yılında Mississippi Nehri üzerinde işleyen ilk gemi New Orleans faaliyete geçti. [9]

Okyanusu aşan ilk gemi ise 1819 yılında Georgia Savannah’tan İngiltere’deki Liverpool’a beşbuçuk haftada ulaşan Savannah isimli gemi oldu . Yolculuğun büyük kısmı yelkenlerin açılması ile bitirildiğinden aslında buharlı gemi sayılmazdı. [10]

1827 yılında Türbinlerin ve gemi pervanesinin keşfedilmesi sonucu , pervanenin yan çarktan daha etkili olduğu anlaşıldı ve gemi teknolojisi hızla gelişti [11]

Buharlı Lokomotifler [değiştir]

Buharlı lokomotifin çalışması

İlk buharlı motorların gemilerde kullanılmasından sonra 1804 yılında Richard Trevithick bir vagonun şasesi üzerine sabit bir buhar motoru yerleştirerek dünyanın ilk buharlı lokomotifini üretti. Yaptığı özel yolda lokomotifini hareket ettirerek gösteri düzenlemiş fakat bundan ticari bir kazanç elde edememiştir. [12]

1825 yılına gelindiğinde ise İngiliz mucit George Stephenson geliştirilmiş buharlı motorlardan faydalanarak ilk buharlı denebilecek ve adına Rocket dediği aracı yaptı.

Buharlı otomobil [değiştir]

Bilinen ilk örnek Fransız mühendis Nicolas Joseph Cugnot tarafından yapılan Fardier’dir. Nicholas Joseph Cugnot küçük ölçekte yaptığı iki kazanlı Newcomen makinesini üç tekerlekli bir arabaya yükleyerek 1769 yılında deneme yapmıştır.Fakat buharlaşma yoluyla azalan kazan suyunu yenileyecek bir sistem olmadığından araç 15 dakikada bir durmak ve su ikmali yapıp suyun kaynamasını beklemek gerekmekteydi.

Buhar Makinesi Tipleri [deÄŸiÅŸtir]

Buhar makineleri iki ana başlıkta sınıflandırılabilir.

  • 1 ) Teknoloji kullanımına göre
1.1) Pistonlu buhar makinaları
1.2) Türbinli buhar makinaları
  • 2) Uygulama alanlarına göre
2.1) DuraÄŸan (Sabit) buhar makineleri
2.1.1) Sarımlı,dönen milli motorlar ve frekanslı olarak duran ve tersine hareket edebilen basit uygulamalar.
2.1.2) Nadiren duran ve tersine hareket ihtiyacı olmayan güç sağlayan motorlar.(Tüm termal güç istasyonları, değirmenler, fabrikalar.)
2.2) Araç Motorları
2.2.1) Buharlı bot ve gemiler
2.2.2) Buharlı lokomotif
2.2.3) Buharlı otomobil
2.2.4) Buharlı iş makineleri
2.2.4.1) Buharlı yol silindiri
2.2.4.2) Buharlı traktör

Kaynak:wikipedia.org

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

« Önceki Sayfa