Foucault sarkacı

Yazan: admin | Genel | Çarşamba 9 Mart 2011 17:43

Foucault Sarkacı, adını fizikçi Léon Foucault’dan alan, ilk defa deneysel olarak Dünya’nın kendi ekseni çevresinde döndüğünü kanıtlayan sarkaç düzeneğidir.

Foucault sarkacına benzeyen bir düzenekle benzeri bir deney, Foucault’dan iki yüzyıl önce 1661′de Vincenzo Viviani tarafından gerçekleştirilmiştir.

Düşünceleri ile toplumda büyük bir ilgi uyandıran Foucault’ya imparator III. Napolyon, deneyini Paris’teki büyük kubbeli Panthéon binasında yapmasına izin vermiştir. Foucault, kubbenin ortasına 67 metrelik telle 28 kg ağırlığında bir demir top asmıştır. Topun alt tarafına sivri bir uç takılarak, yere serili ince kum tabakasında, bu ucun bıraktığı izlerden yararlanarak, sarkacın salınım düzlemindeki değişimin gözlemciler tarafından izlenebilmesi sağlanmıştır.

Dünya’daki pek çok kurum, müze ve laboratuarlarda, Foucault sarkacına benzeyen sarkaçlar bulunmaktadır. Hatta Güney Kutbu’nda da bir Foucault sarkacı bulunur. Türkiye’de Bilkent Üniversitesi Fen Fakültesi binasında ve Ege Üniversitesi Rasathanesi ve Ankara’da MTA’ya bağlı müzede de Foucault sarkacı bulunmaktadır.

Bu tarihi deneyi izlemek için Pantheon’a büyük bir kalabalık toplanmıştır. Foucault’nun sarkacı hareket ettirmesinden bir önce, titreşim ve hava akımlarına engel olmak üzere, gözlemcilerin hareketsiz ve sessiz olmaları temin edilmiştir. Sessizce salınımına başlayan sarkacın salınım düzleminde, bir süre her hangi bir değişim gözlenmemiştir. Bu sessiz bekleyişin ardından gözlemciler, kumun üzerindeki izlerin yavaşça değiştiğini görmüşlerdir. Sarkacın salınım düzlemi gözle görünür biçimde dönmektedir. Bu topluluk, tarihte ilk kez Dünya’nın kendi ekseni etrafında döndüğüne tanık olmuştur. Foucault’nun 1851′de, bu deney sırasında Pantheon’a yerleştirdiği bu sarkaç hala aynı yerde asılı durmaktadır.

Kuzey Kutbu ya da Güney Kutbu’nda, bir sarkacın salınım düzlemi, altındaki Dünya dönmeye devam ederken, yıldızlara göre değişmeden sabit kalacaktır. Tam turunu tamamlaması bir gün sürecektir.

Bir sarkacın asılma noktası değiştiği halde salınımı değişmediğini gözleyen Foucault, yeterince büyük bir sarkaç harekete geçirildiğinde, bunun salınım düzeninin değişmeyeceğini, fakat yerin, yani Dünya’nın hareket edeceği kuramını geliştirmiştir. Eğer Dünya dönüyorsa, Dünya ile birlikte sarkacı izleyen gözlemciler de dönecekler, buna karşın sarkacın salınım düzlemi hareketsiz kalacaktı. Bu nedenle sarkacın salınım düzlemi gözlemcilere göre yavaşça hareket ediyor gibi görünecekti. Gerçekte ise, gözlemcilerin dolaysız bir yolla izlemiş oldukları olay, Dünya’nın kendi etrafında dönmesinin bir sonucuydu.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Foucault_%C4%B1

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , ,

Pilot ACE

Yazan: admin | icatlar | Cuma 14 Ocak 2011 15:43

Hernekadar, prototip amaçlı olarak üretilmiş olsa da, sonraları özellikle de dönemin bilgi işlem makinalarının azlığı nedeniyle oldukça faydalı bir kaynak olduğu kabul edilmiştir. Daha pratik kullanımı amaçlayan birkaç güncellemeden sonra 1951′de hizmete girmiş ve sonraki yıllarda oldukça fazla kullanılmıştır.

Yaklaşık 800 adet lambasına sahipti ve hafızası için civalı bir geciktime hattı kullanılıyordu. Makinenin orijinal hafızası 128 32 bit kelimeydi fakat daha sonra bu hafıza 352 kelime olarak geliştirilmişti. 1954 yılında ise 4096 kelimelik ( drum memory ) manyetik tamburlu hafıza eklenmişti. Temel hızı ( ya da vurum sıklığı ) 1 megahertz’di ve İngiltere’de dönemin en hızlı bilgisayarıydı.

Pilot ACE Mayıs 1955′de kapatıldı ve bugün halen sergilendiği Londra Müzesi’ne bağışlandı.

o kadar başarılıydı ki English Electric adlı şirket DEUCE adıyla ticari bir versiyonu yapıp satmıştı.

İngiltere’de 1950′li yılların başlarında yapılan ilk bilgisayarlardan biriydi.( the National Physical Laboratory – NPL ) Ulusal Labaratuar’ında tarafından tasarlanan nihai ACE ( Automated Computing Engine ) bilgisayarının ilk versiyonuydu. Turing’in NPL’den ayrılmasından sonra James H. Wilkinson projeyi devralmıştı. Pilot ACE ilk programını 10 Mayıs 1950′de çalıştırmıştı , kamuoyuna takdim ise Aralık 1950′de yapılmıştı.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Pilot_ACE

Tags: , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , ,

Keskin nişancı

Yazan: admin | Kategorilenmemiş | Cuma 14 Ocak 2011 15:42

Standart ordu eğitimlerinde çoğu asker 200 ila 300 metre mesafeden atışlarının yarısında hedefi vurmak üzere eğitim alır.[3] Çok iyi eğitilmiş askerler, örneğin ABD Deniz Piyadeleri askerleri 400 ila 500 metre uzaktan atışlarının yarısında hedefi vurabilir.[4] Ama bir keskin nişancı 800 metre uzaktan her atışında hedefi vurmak üzere eğitilmiştir.[5][6]

Keskin nişancı tüfekleri, tabancalarda kullanılan 0,22 inçlik (5,59 mm) .22 LR gibi küçük mermilerden, M2 Browning ağır makineli tüfeklerde kullanılan 0,5 inçlik (12,7 mm) .50 BMG mermilerine kadar değişik kalibrelerde olabilir.[20] .22 LR gibi küçük mermiler genellikle bir susturucu ile beraber yakın mesafede hızla sokak ışıklarını söndürmek veya küçük hayvanları vurmak için kullanılır.[20] Bu tip küçük mermiler, uzun mesafeli atışlarda kullanmak veya insan boyutlarında hedefleri durdurmak için yeterli güce sahip değildirler.[26] Tam tersine .50 BMG gibi büyük mermiler, zaman zaman hafif araç ve ekipmanı uzaktan tahrip etmek için de kullanılan çok büyük ve ağır nişancı tüfeklerinden ateşlenirler; bu tip tüfekler 1,5 km üstünde menzilden hedefleri vuracak isabet oranına ve güce sahiptirler, ancak kısa mesafede kullanışsız, genel kullanım için ağır ve pahalıdırlar.[27]

Genellikle kurmalı tüfekler, yarı otomatik modellere kıyasla daha uzun menzile ve isabet oranına sahiptir,[20] ancak her yeni merminin elle yüklenmesi gereksinimi yüzünden atış hızları nişancının tetik çekme hızına bağlı olan yarı otomatiklere göre daha düşüktür. Yakın mesafelerde veya nişancının ilk merminin ardından hemen ikinciyi ateşlemesi gereken durumlarda yarı otomatik tüfekler tercih edilir.[21]

Bir keskin nişancının kamuflajı, en iyi vücudunun şekli ve hatlarını gizlediğinde çalışır.[17] Bunun sebebi, insan gözünün insan bedeni şeklini seçmeye daha yatkın olmasıdır.[17] Keskin nişancının bedeni insan şeklinde görünmediğinde, çoğu kişi nişancıyı uyum sağladığı ortamdan ayırt edemeyecektir.[17] Nişancılar genellikle “ghillie suit”lerine çubuklar, yapraklar, çimen ve kumaş ekleyerek vücut hatlarını gizlerler.[15]

Bazı keskin nişancılar, hedefin elindeki bir cismi vuracak kadar isabetli atışlar yapmak üzere eğitilmişlerdir.[7] Bu tarz atışlar, özellikle uzak mesafelerde çok iyi nişan almayı gerektirir. Rüzgâr hızındaki değişimler, hedeften metrelerce sapmaya sebep olabilir. Bu sebeple keskin nişancılar rüzgârın mermi uçuşundaki etkilerini hesaba katmak zorundadırlar.[8] Ayrıca sebebiyle keskin nişancının attığı mermiler uçuş sırasında bir parabol çizecektir.[9] Bu sebeple keskin nişancı hedefin daha üstüne nişan alır.[9]

I. Dünya Savaşı sırasında, özel keskin nişancı tüfekleri yoktu. Bunun yerine, keskin nişancılar üzerine nişancı dürbünü monte edilmiş normal tüfekler kullanıyordu.[31]

II. Dünya Savaşı sırasında keskin nişancılar daha sık görülmeye başlandı, hatta mücadelenin önemli bir parçası oldu. Sovyet ordusunun her takımına bir keskin nişancı ya da ‘atıcı’ eklenmişti. Kamuflaj taktikleri bu süreçte geliştirilmiştir. Sovyet keskin nişancılar en çok Stalingrad Savaşı sırasında yararlı oldu. Vasili Zaytsev adındaki Rus keskin nişancısının 240 civarında Alman askeri öldürdüğü iddia edilmiştir.[32]

Polis keskin nişancıları kamuflaja askerî nişancılar kadar önem vermezler, çünkü polis nişancılarının asıl görevi suçludan gizlenmek değil, isabetli atışlar yapmaktır.[1][18] Ancak bazı durumlarda polis nişancılarının da suçludan gizlenmeleri gerekir, bu yüzden polis keskin nişancılarına da gizlenme eğitimi verilir.[19]

Keskin nişancılar çoğu video oyununda seçkin askerler olarak kullanılırlar. Bir nişancı tüfeği ile karşıdakini başından vurmak öğrenmesi zor bir yetenektir. Phone Booth ve Vantage Point gibi bazı filmlerde suikastçılar keskin nişancı tüfekleri kullanırlar.[33][34] Ekim 2002′de ABD’nin Virginia ve Maryland eyaletlerinde iki kişinin yakalanana dek bir ay boyunca diğer insanlara etmesi[35] gibi bazı olaylar sebebiyle keskin nişancılar medyada kötü bir şöhrete sahiptir.

Keskin nişancılar, nişancı tüfeği (İngilizce: sniper rifle) olarak adlandırılan özel tüfekler kullanırlar. Bu tüfekler, normal tüfeklerden çok daha isabetlidir.[20] Neredeyse tüm nişancı tüfekleri nişancı dürbünü olarak adlandırılan, uzaktaki hedeflere daha kesin nişan almayı sağlayan özel dürbünlere sahiptir. İki farklı nişancı tüfeği türü vardır, bunlardan ilki atılan her mermiden sonra kurma kolu ile tüfeğin tekrar kurulmasını gerektiren kurmalı tüfekler[21] ve tetik her çekildiğinde bir mermi atan ve kendini yeniden kuran yarı otomatik tüfekler.[21] Tetik çekili tutulduğu sürece mühimmat bitene dek kesintisiz ateş eden tam otomatik tüfekler, nişancı tüfeğine dönüştürüldükleri nadir durumlar dışında keskin nişancılar tarafından kullanılmazlar. Bu nadir durumlardan biri, ABD Ordusu tarafından Vietnam Savaşı’nda kullanılan nişancı dürbünü takılmış ağır makineli tüfeklerdir. Örneğin ABD Deniz Piyadesi keskin nişancısı Carlos Hathcock’un Browning M2 ağır makineli tüfeğiyle Şubat 1967′de 2.300 metreden yaptığı öldürücü atış,[22][23][24] Mart 2002′de Afganistan’da görev yapan Kanada’lı Rob Furlong’un 2,430 metrelik atışına[25] kadar dünya rekoruydu. Gelişen teknolojisi ve keskin nişancı eğitimleri sayesinde gerçek bir nişancı tüfeğinin bu rekoru kırması mümkün olmuştur.[23]

Bazı keskin nişancılar yüzlerce düşman askeri öldürmeleri ile tanınmışlardır. Bu nişancılara örnek olarak Vietnam Savaşı’nda görev yapan Carlos Hathcock[22] verilebilir. Hathcock aynı zamanda en uzak mesafeden (2.300 metre) öldürücü atış yapma rekorunu da uzun süre elinde tutmuştur.[23][22][24] Bu rekor Afganistan Savaşı’nda 2.430 metrelik atışıyla Kanada’lı keskin nişancılar tarafından kırılmıştır.[25] Diğer keskin nişancılar yaptıkları çok zorlu atışlarla tanınırlar. Örneğin İngiliz keskin nişancı Matt Hughes, Irak Savaşı’nda sert rüzgâr altında 860 metreden düşmanının 17 metre soluna nişan alıp ateş ederek öldürücü bir atış yapmıştır.[8][36] Bir diğer ünlü keskin nişancı ise II. Dünya Savaşı’nda Stalingrad Muharebesi sırasında 400 Alman askeri öldürdüğü iddia edilen Sovyet Vasily Zaytsev’dir.[37]

Birçok polis departmanı, özel eğitimli ekiplerinde keskin nişancılara yer verir.[1] Genellikle deneyimli avcılar da keskin nişancılarla benzer yeteneklere ihtiyaç duyarlar. İngilizcede keskin nişancılar için kullanılan “sniper” terimi de avcılar için görüp vurması çok zor olan su çulluğu (İngilizce: snipe) kuşundan türetilmiştir.[2]

Keskin nişancılar genellikle rüzgârın etkisini azaltmak için daha ağır mermiler kullanır. Bu mermileri yeterli namlu çıkış hızına ulaştırmak için kullanılan barut miktarı diğer mermilere kıyasla daha fazladır[10] ve bu mermiler daha yüksek hızla namludan çıkarlar. Bu sayede hedefi hareket etmeden vurmak ve yer çekimi ile rüzgârın etkisini azaltmak mümkün olur.[9][10] Ayrıca, daha büyük ve daha hızlı mermiler hedefi vurdukları zaman daha fazla zarar yaratırlar.[11]

Polis departmanları da keskin nişancılar kullanmaktadır. Bu keskin nişancılar genellikle SWAT ve benzeri özel eğitimli departmanlara bağlıdırlar.[19] Bu nişancılar sıklıkla özel olaylarda güvenlik sağlamak veya diğer keskin nişancıların suikast girişimlerini önlemek üzere savunma rolünde görev yaparlar.[18] Bu tip görevlere genel olarak “karşı-nişancılık” (İngilizce: counter-sniping) adı verilir.[18] Çoğu polis nişancısı ordu tarafından eğitilmiştir.[19]

Keskin nişancılar, yakın mesafede bile düşmandan gizlenmekte çok iyi olmaları sayesinde, çoğu kez ordu için gözcüler olarak kullanılmıştır.[3] Keskin nişancılar, tüfeklerindeki sayesinde diğer askerlerden daha iyi gözlem yapabilirler.[3] Diğer askerlerden daha iyi eğitimli olan keskin nişancılar diğer askerlere kıyasla daha ayrıntılı gözlemler yaparlar.[28] Keskin nişancılar genellikle bir gözlemci/hedef saptayıcı ve bir nişancıdan oluşan iki kişilik takımlar halinde çalışırlar.[29] Hedef saptayıcı nişancı için hedefleri bulur ve nişancının ıskalaması halinde ikinci atışın ayarlanmasına yardımcı olur.[29] Hedef saptayıcı aynı zamanda yakın mesafeden gelen düşmana karşı nişancıyı korur,[29] ayrıca telsiz iletişim kullanarak diğer askeri birliklerle haberleşir ve keskin nişancının zarar veremeyeceği hedefler için hava ve topçu bombardıman destek sağlar.[30] Bu sayede diğer birlikler daha güvenli biçimde ilerleyebilir.

Keskin nişancı (İngilizce: Sniper), orduda bir asker türü. Bu askerlere keskin nişancı tüfekleri ile özel eğitim verilmektedir. Keskin nişancılar hedeflere çok uzaktan isabet kaydetmek ya da çok küçük hedefleri vurmak için keskin nişancı ekipmanlarını kullanırlar. Ayrıca, düşman tarafından görülmemeleri için gizlilik ve kamuflaj eğitimlidirler.

Keskin nişancılar genellikle düşmana görünmeyi engellemek için kamuflaj kıyafetleri giyerler[12] ve çoğu zaman yüzlerini yeşil ya da siyaha boyayarak parlamasını engelleyip çevreye uyum sağlarlar.[13] Ayrıca bazen, ortama özel olarak çevrelerindeki çeşitli bitkilerin yaprakları ile hazırladıkları “ghillie suit” olarak adlandırılan özel kıyafetler kullanırlar.[14] Bu kıyafetler keskin nişancıyı saklamakta çok etkilidir.[14] Çoğu zaman keskin nişancı, hemen yanında ayakta duran bir asker tarafından bile görülemez.[15] Keskin nişancılar farklı şartlarında o ortama uygun farklı kıyafetler kullanarak düşmandan saklanırlar.[16]

Çanakkale Savaşları sırasında keskin nişancılar iki tarafta da yer almaktaydı. Gelibolu yarımadasının topografyası ve Müttefik askerlerin konumları keskin nişancılara avantaj sağlamaktaydı.[38] Özellikle Şarapnel Vadisi ve Korku Deresi gibi Anzak çıkarma bölgeleri Türk keskin nişancılarının en fazla etkinlik gösterdiği alanlar arasındaydı.[39][40] Avustralyalı keskin nişancı William Edward Sing (1886-1943), 1915-1916 yıllarında Çanakkale Savaşı’nda bulundu. Sing 201 asker vurdu.[41] Sing diğer bir ünlü asker olan Türk keskin nişancı Korkunç Abdül ile girdiği düelloyu daha hızlı davranarak kazanmıştır.[42]

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Keskin_ni%C5%9Fanc%C4%B1

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Silah icadı

Yazan: admin | icatlar | Cuma 14 Ocak 2011 15:42

Her ne kadar bir olmamakla birlikte, üzerlerinde çeşitli silahlar taşıyan ve birer savaş aracı olan savaş uçağı, savaş gemisi, , gemisi, tank da komplike ve dolaylı bir silah olarak kabul etmek mümkündür. Barış zamanlarında politik, istihbarat ve propaganda faaliyetleriyle kültürel ve sosyal yapı üzerinde tahribat yapmak için kullanılan usuller ve yapılan işler de bir silahtır. Savunmada bir vasıta olarak kullanılan radar, sonar, lidar gibi sistemler, ve yapay da birer silah grubu teşkil ederler.

Ramses II at Kadesh.jpgGustavus Adolphus at the Battle at Breitenfeld.jpgM1A1 abrams front.jpg

Güdümlü mermiler, deniz hedeflerine karşı kullanılan torpidolar, çeşitli tipteki bombalar, roketler ve mayınlar da ateşli silahlar grubuna dahil edilebilir. Kara, deniz ve hava birliklerince kullanılan bu silahların bazısı saldırı, bazısı savunma, bazısı da hem saldırı hem de savunma gayesi güder. Mesela uçaklarda saldırı için kullanılan , top, , güdümlü mermi ve çeşitli bombalar bulunabildiği gibi uçaklara karşı savunmada kullanılan güdümlü uçaksavar silahları da vardır. Yine zırhlı bir savaş aracı olan tankta kullanılan , top, roket, alev makineleri, sis ve makineleri yanında tanklara karşı kullanılan tanksavar topları, roketleri, bombaları, füzeleri bu silahların değişik gayelerde kullanılmasına misaldir.

Gürz, bıçak, kılıç, mızrak, kargı, kırbaç, yay, cirit, bumerang, kalkan, zırh, mancınık, koçbaşı, hançer, balta, kama ve bunlara benzer pekçok çeşitte silah geliştirildi. Bunların savaşta en yaygın olanı kılıçtı. Meç, şimşir, gaddare, yatağan gibi çeşitleri vardı. Ateşli silahların bulunuşuna kadar yaygın olarak kullanılan diğer bir silah oktu. Mancınık, gülleleri ve büyük okları fırlatmaya yarayan bir aletten çok bir mekanizmaydı. Günümüzde hala kullanılmakta olan kasatura, tüfeğin ucuna takılan dürtücü ve kesici ateşsiz bir silahtır. Koçbaşı, ucunda demir bir koçbaşı bulunan asılı bir kirişten ibarettir. Kale kapılarını yıkmak için kullanılır.

Askeriye Portalı   g • t • d 

Doğu ülkelerinde bulunan barutun, Ortadoğu ve Avrupa’ya geçmesiyle ateşli silahlarda da önemli gelişmeler oldu. Suriye’den Bizans’a geçen bir ateşli silah şaşkınlıkla karşılandı. Çok eskiden beri Asya’da Türkler ve Çinliler tarafından kullanılan sonradan roket, top ve tüfek gibi silahlarda kullanılmaya başlandı. Selçuklu ve Osmanlılar döneminde bu tür silahlarda büyük gelişmeler kaydedildi. Kosova Meydan Muharebesi’nde ve özellikle Fatih Sultan Mehmed Han tarafından, İstanbul’un fethinde toptan büyük ölçüde faydalanıldı. Yavuz Sultan Selim Han zamanında, tüfek orduda yaygın bir şekilde kullanılmaktaydı. Top namlularına ilk yivi veren de Yavuz Sultan Selim Han’dır. O zamanlar top tekniği Avrupalılardan çok üstündü.

Silah insanların ve toplumların bir başka insana veya toplumlara karşı savunma ve saldırı amaçlı kullandığı bir araçtır.

Zamanla büyük değişikliğe uğrayan ateşli silahlar, tabanca, tüfek, bombaatar, top, obüs, havan gibi çeşitli adlar altında, değişik vasıflara sahip birçok çeşitlere ayrıldı. Bunların her birinin kullanılma gayesine göre özellikleri vardır. Ayrıca bunların makineli, yarı otomatik tipleri gelişti.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Silah

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Gustav Robert Kirchoff

Yazan: admin | Mucitler | Salı 28 Aralık 2010 12:12

1875’te Berlin üniversitesinde tekerlekli sandalyede ders anlatarak araştırmalarını devam ettirdi.

1845 yılında ünlü Kirchhoff yasalarını ortaya koydu. Kirchhoff yasaları elektriksel akımın , voltajın , direncin hesaplanmasında kullanılan temel yasalardır. Bu yasayı bulmakla birlikte Ohm’un araştırıp bulduğu yöntemi biraz daha genişletmiştir.

Kirchhoff’un babası Friedrick Kirchhoff hukukçuydu ve mecliste millet vekiliydi.

Kirchhoff yasasına göre; bir düğüme giren akımla çıkan akımın toplamı eşittir. Kirchhoff gerilim yasasına göre ise; bir çevredeki potansiyel kaynakları potansiyel düşmelere ya da dirençlerin potansiyel toplamlarına eşittir.

Gustav Kirchhoff, Ohm yasalarını uygulayarak genelleştirilmiş matematiksel sonuca varmak ister ama sonuçları farklı olduğunu saptar.

1843’te okumak için Albertus üniversitesine girdi. 1833 senesinden başlayarak - semineri vermeye başlar. 1845’te Gustav Kirchhoff , Königsberg üniversitesinde Freirich Jules Richelot’tan eğitimini alırken Neumann iki önemli elektriksel indüksiyonla ilgili araştırmaları yapmaktadır.İzleyen yıllarda Neumann’la çalışırken elektriksel akım hakkında araştırmasını tamamladı.

Gustav Robert Kirchhoff d.12 mart 1824 Köningsberg, Prusya (şimdiki Kaliningrad- Rusya) – ö. 17 Ekim 1887 Schöneberg, Berlin

1847 yılında Königsberg üniversitesinden mezun olur. 1848 yılından 1850 yılına kadar Berlin üniversitesinde almaksızın eğitim verir ve Berlin’deki çalışmalarında akımını ve elektrostatiğin doğruluğunu bir daha kanıtlar. Elastik levhanın bozulmasıyla ilgili problemleri araştırarak çözümüne ulaştırır. Bu teorinin formülleşmesinde Germain ve Poisson ile birlikte çalıştı. 1857 yılında, Kirchhoff ve Weber ikisi de hızın telin cinsine bağlı olduğu ve hızına hemen-hemen yakın olduğunu buldular.

Kirchoff yasası, akımın herzaman en kısa ve en dirençsiz yolu tercih ettiğini tanımlar.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Gustav_Robert_Kirchoff

Tags: , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , ,

Justus von Liebig

Yazan: admin | Mucitler | Salı 28 Aralık 2010 12:12

Paris’i terkeden Liebig Darmstadt’a dönerek eyalet başkanının kızı Henriette Moldenhauer ile evlendi. Ancak bu evlilik Liebig’in eski sevgilisi olan şair Platen ile ilişkileri yüzünden sona erdi. 1824′de 21 yaşındayken, Liebig, Humboldt’un önerileriyle Giessen Üniversitesi’nde profesör oldu. Bundan kısa süre sonra dünyanın ilk kaydadeğer okuluna imza attı. Bu nedenle Bavyera kralı 1852′de Liebig’i Münih Üniversitesi’ne atadı. Liebig burada 1873′te Münih’teki ölümüne kadar kaldı. Sonrasında ise 1845′te Liebig Freiherr yani baron ünvanını aldı. 1832′den başlayarak kurduğu Annalen der Chemie gazetesinde yazarlık yapan Liebig, bu gazeteyle en prestijli Almanca kimya gazetesi oldu.

Minimum yasası

Liebig, sonrasında Bonn Üniversitesi’nde eğitim almaya başladı. Burada aynı zamanda babasının iş ortağı olan Karl Wilhelm Gottlob Kastner adlı öğretmenin öğrencisi oldu. Kastner, Erlangen Üniversitesi’ne geçince, Liebig de onunla beraber bu üniversiteye geçti ve doktorasını burada tamamladı. Ancak buradan doktora diplomasını uzunca bir süre alamadı. Yine Liebig, Erlangen’de kendi adına soneler yazan şair August von Platen-Hallermünde (1796-1835) ile birlikte olmaya başladı.[1] Liebig, Erlangen’i 1822′de terketti. Bunun gerekçesi olarak Korps Rhenania adı verilen milliyetçi bir örgütte yer alması gösterildi.

Liebig, Alman eyaletlerinde bilimsel odaklı tarımı ve gübrelemeyi destekledi ve ülke çapında önemli bir rol oynadı. Liebig ayrıca yanan etin vücut salgılarında damgalandığını öne sürdü.[3] Bu fikir günümüzde de yaygındır ancak doğru değildir. Yine II. Dünya Savaşı sonrası, Giessen Üniversitesi, onun adına atfen, Justus-Liebig-Universität Giessen olarak değiştirildi. 1953′te Batı Almanya posta teşkilatı, onun adına bir pul yayımlandı.[4]

1822 sonbaharında Liebig, Paris’e öğretmeni Kastner’in güvencesiyle beraber hükümet tarafından gönderildi. Burada ünlü kimyacı Joseph Gay-Lussac’ın lâboratuvarında çalışma fırsatı buldu. Yine Alexander von Humboldt ve Georges Cuvier (1769-1832) adlı öğretmenlerden de yardım aldı.

Justus von Liebig (12 Mayıs 1803 – 18 Nisan 1873) tarımsal kimya ve biyokimya üzerine yaptığı çalışmalarıyla tanınan ve organik kimya üzerine yaptığı fikirlerle bilinen Alman kimyacıdır. Bir profesör olarak lâboratuvar destekli öğretim yöntemleri ve yenilikleriyle bilinen Liebig, gelmiş geçmiş en başarılı kimya öğretmenleri arasında gösterilmektedir. Bunların dışına gübreleme sanayisinin babası olarak tanınan Liebig, tarımda bitkilerin ihtiyaç duyduğu temel maddelerden olan azotun önemini keşfetti ve Minimum yasasında her bitkinin ihtiyaç duyduğu besinleri belirtti. Et üzerinde de çalışmalar yapan bilimadamı, kendi adıyla bilinen bir et şirketi de mevcuttur.

Liebig, ayrıca günümüzde bilinen lâboratuvarların ilk kurucusudur. Buhar buğusu plânı, her ne kadar öncesinde kullanılan bir yöntemse de, onun kullandığı yöntemlerden biridir. 1835 yılında gümüşleme yöntemini keşfeden Liebig, ayrıca yapımında da önemli bir yere sahip oldu. Jöns Jakob Berzelius adlı meslektaşının aksine, Liebig, organik ve inorganik bileşiklerin kesin bir kuralla ayrılmadığını, ileride şeker, salisin () ve morfin gibi maddelerin yapay olarak üretilebileceğini söyledi.

Liebig, Darmstadt kentinde, orta gelirli bir ailede dünyaya geldi. Çocukluğundan başlayarak, kimyaya büyük bir ilgi duymaya başladı. Gottfried Pirsch (1792-1870) adlı bir eczacıya çırak olarak verilen Liebig, bu dönemde Heppenheim kentinde yaşadı.

Liebig, potasyum hidroksit çözeltisini karbon dioksit üreten organik tepkimelerde kullanan beş ampüllü bir aparat olan Kaliapparat üzerinde yapılan analizleri geliştirdi.[2] Liebig, humusun bitki yetiştiriciliğinde olan etkisini önemsemeyerek bitkilerin topraktaki azotlu bileşikler, havadaki karbon dioksit ve topraktaki minerallerle beslendiğini ortaya koydu. Liebig’in günümüze değin en çok bilinen ve en çok sonuca sahip çalışmalarından biri, azot bazlı gübre üretmesidir. Bitkilerin köklerinde amonyak ve türevlerinin bulunması gerektiğine inanan Liebig, azota çok önem verdi. Birtakım pratik ve günlük engellere rağmen, gübreleme konusundaki bu keşfi, kimyasal gübrelerin doğal hayvan dışkıları yerine kullanılabileceğini gösterdi. Liebig ayrıca bunu Minimum yasasında formülize etti. Buna göre bir bitkinin gelişmesi, çevresindeki azota ve topraktaki minerallerle sınırlıydı.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Justus_von_Liebig

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , ,

Gottlieb Daimler

Yazan: admin | Mucitler | Salı 28 Aralık 2010 12:12

Sonraları, 1890′de, Daimler Motoren Gesellschaft’ı (DMG) kurdular. İlk otomobillerini 1892′de sattılar. Daimler daha sonra hastalığa yakalanarak şirketten ayrıldı fakat deneyimlerini paylaşmak üzere hisse sahiplerinin ısrarlarıyla; 1893′te ayrıldığı şirkete 1894′te geri döndü. Maybach de şirketten ayrılmıştı fakat o da Daimler ile aynı zamanda işe geri döndü. Daimler, ′da hayata gözlerini yumdu ve Maybach DMG’den 1907 yılında ayrıldı. 1924′te, DMG yönetimi Karl Benz’in Benz & Cie. şirketiyle uzun dönemli bir ortaklık anlaşması imzaladı ve 1926′da bu iki şirket birleşerek Daimler-Benz AG adını aldı. Şirket şu anda Daimler AG’nin bir parçasıdır.

Daimler ve onu yaşam boyu iş ortağı olan Wilhelm Maybach, hayalleri küçük hızla işleyen bir yapıp bunu herhangi bir lokomotife monte etmek olan iki mucitti. İkili 1885′te modern motorların habercisi bir tasarım yaptı ve arkasından iki tekerli bir bunu uydurdular. Bu, ilk motosiklet olarak bilinmektedir. Ertesi yıl icatlarını bir posta arabası’na ve bota uyguladılar.

Gottlieb Wilhelm Daimler (17 Mart, 1834 – 6 Mart, 1900) bir mühendis, endüstri ürünleri tasarımcısıdır. Schorndorf’da (Württemberg Krallığı) doğmuştur. İçten yanmalı motorlar ve Otomobil geliştirme konusunda çığır açmıştır.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Gottlieb_Daimler

Tags: , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , ,

Alexander von Humboldt

Yazan: admin | Mucitler | Salı 28 Aralık 2010 12:12

Humboldt’un Amerikalı bilim adamları ve çevreciler üzerindeki etkileri (Clarence King, Jeremiah N. Reynolds, George Wallace Melville, ve John Muir) Aaron Sachs’ın The Humboldt Current: Nineteenth Century Exploration and the Roots of American Environmentalism, adlı kitabında incelenmektedir. (Viking, 2006).

Bu unutulmaz sefer sonucunda Humboldt fiziki coğrafya ile meteorolojinin temelini ana hatlarıyla kurmuştur. 1817 yılında çizdiği eşsıcaklık eğrileri ile değişik ülkelerin iklimsel koşullarını kıyaslamayı önerdi ve yöntemlerini ortaya koydu. İlk olarak deniz yüzeyinden yükseldikçe ortalama sıcaklıkların düşüş hızını inceleyerek tropik fırtınaların kaynağını açıkladı. Bu çalışmalar, yüksek enlemlerde karşılaşılan atmosferik karışıklıkları açıklayan karmaşık yasaların bulunmasına ilişkin ilk ipuçlarını oluşturmuştur. Bitkilerin coğrafyası üzerine olan denemesi ise organik yaşamın dağılımını, değişen fiziki koşullardan etkilenmesine bağlamak gibi yeni bir düşünce üzerine oturtulmuştu. Kutuplardan ekvatora doğru gittikçe Dünya’nın manyetik alan yoğunluğunun azaldığını bulan Humboldt, bu buluşunu 7 Aralık 1804′te Paris Enstitüsü’nde kendi okuduğu bir bildiriyle sunar. Başkaları tarafından da yapıldığına dair iddiaların hızla ortaya çıkması bu buluşun önemini ortaya koymaktadır. Jeolojiye olan katkıları, Yeni Dünya’nın volkanları üzerine yaptığı dikkatli çalışmalardan oluşmaktadır. Bu volkanların doğal olarak bir hat boyunca oluştuğunu ve büyük olasılıkla da geniş yeraltı çatlaklarının üzerinde yer aldıklarını gösterdi. Daha önceden tortul olduğu düşünülen kayaçların magmatik olduğunu göstererek hatalı görüşlerin ortaya çıkartılmasına büyük katkılarda bulundu.

Humboldt’un iyi bir biyografisi Profesör Karl Bruhns tarafından yazılmıştır (3 cilt, 8vo, Leipzig, 1872) ve 1873’te Misses Lasseil tarafında İngilizce’ye çevrilmiştir.

Önemli tavsiye mektuplarıyla birlikte 5 Haziran 1799’da A Coruña’dan Pizarro gemisiyle denize açılırlar. Teide’ye tırmanmak için altı gün boyunca Tenerif’te durakladıktan sonra 16 Temmuz’da Venezuela’da Cumaná’da Güney Amerika’ya ayak basarlar. Caripe’deki misyoner merkezini ziyaret eden Humboldt burada bulduğu yağ kuşunu (Steatornis caripensis) adıyla bilim dünyasına tanıtacaktır. Cumaná’dan dönen Humboldt 11 Kasım’ı 12 Kasım’a bağlayan gece dikkat çekici bir meteor yağmuru gözlemler. Bu, günümüzde Leonidler diye bildiğimiz meteor yağmurudur. Bonpland ile birlikte Karakas’a giden Humboldt, 1800 yılının Şubat ayında Orinoco Nehri’nin izlediği yolu keşfetmek için kıyıdan uzaklaşır. Dört ay süren ve 2.775 km. boyunca vahşi ve ıssız arazide geçen bu yolculuk sonucunda Orinoco ile Amazon nehirleri arasında bağlantı sağlayan Casiquiare Kanalı’nın varlığı kanıtlanmış ve bağlantının tam yerinin saptanması da sağlanmıştır. 19 Mart 1800 tarihinde Humboldt ve Bonpland yakaladıkları elektrikli yılan balıkları nedeniyle bolca elektrik şokuna maruz kaldılar.

İç yaşamına ilişkin ipuçlarını dehasının dayattığı ve sürekli kendinden söz ederek ortaya çıkan egoizminde görebiliriz. Bağlılıkları, bir kere kurulduktan sonra samimi ve uzun solukluydu. Sayısız arkadaşı vardı ve hiçbiriyle de ilişkisini sona erdirmedi. Hayatı boyunca yardımseverdi. Galiçya ve Franconia’daki madencilerin koşullarının iyileştirilmesi konusundaki gayreti, köleliğe karşı duyduğu tiksinti, genç bilim adamlarını himayesi altına alma gibi özellikleri karakterinin temelini gözler önüne serer.

IV. Friedrich Wilhelm’in Haziran 1840’ta çıkmasıyla Humboldt’un saray nezdindeki desteği arttı. Ancak, yeni kralın von Humboldt ile birlikte olmaktan duyduğu mutluluk nedeniyle, uyku dışında yazılarına ayırmak için yalnızca birkaç saati kalıyordu.

24 Şubat 1857’de Humboldt görülen semptomları olmayan ikinci derece bir apoplektik felç geçirdi. 1858-1859 kışına doğru kuvvetten düşen Humboldt ilkbaharda 6 Mayıs’ta seksen dokuz yaşında sessizce öldü. Hayatı boyunca gördüğü itibarı öldükten sonra da görmeye devam etti. Naaşı Tegel’de aile mezarlığına gömülmeden önce devlet töreniyle Berlin sokaklarından geçirildi ve katedral girişinde naip prens tarafından karşılandı. Doğumunun yüzüncü yılı hem Eski hem de Yeni Dünya’da 14 Eylül 1869’da büyük ilgiyle kutlandı. Adına sayısız anıt dikildi, ününe ve tanınmışlığına tanıklık edecek şekilde yeni keşfedilen bölgelere adı verildi.

Alexander von Humboldt’un çocukluğu ne ne de zekâ açısından pek ümit verici geçmemiştir. Yine de kısa sürede kendine özgü özellikleri ortaya çıkmıştır. Bitkileri, kabuklu hayvanların kabuklarını ve böcekleri toplayıp etiketlendirdiği için “küçük eczacı” diye adlandırılmıştır. 1779 yılında babasının beklenmeyen ölümü sonrasında annesinin verdiği yerinde kararlarla eğitimini sürdürmüştür. Politik kariyer için altı ay Frankfurt Üniversitesi’nde finans okudu ve bir yıl sonra 25 Nisan 1789′da Christian Gottlob Heine ve Johann Friedrich Blumenbach’ın verdiği derslerle ünlenen Göttingen Üniversitesi’ne kaydoldu. Çeşitli alanlara duyduğu ilgi ve yeteneği öylesine gelişmişti ki, 1789 yılında bir tatil esnasında Ren Nehri’ne yaptığı bir geziden sonra “Mineralogische Beobachtungen über einige Basalte am Rhein” (Ren Nehri’ndeki bazı Bazalt kayalar üzerine mineralojik gözlemler) (Brunswick, 1790) adlı eseri yazdı.

Kariyeri hakkında kısa bilgiler A. Dove tarafından “Allgemeine Deutsche Biographie“ de ve S. Gunther tarafından “Alexander von Humboldt“ (Berlin, ) adlı kitapta verilmektedir. “Le voyage aux régions équinoxiales du Nouveau Continent, fait en 1799-1804, par Alexandre de Humboldt et Aimé Bonpland“ (Paris, 1807, etc.), otuz folyo ve dört ciltten ibarettir. Bu ciltlerin arasında önemli olarak şunlar sayılabilir : “Vue des Cordillères et monuments des peuples indigènes de l’Amérique“ (2 cilt. folio, 1810); “Examen critique de l’histoire de la géographie du Nouveau Continent“ (1814-1834); “Atlas géographique et physique du royaume de la Nouvelle Espagne“ (1811); “Essai politique sur le royaume de la Nouvelle Espagne“ (1811); “Essai sur la géographie des plantes“ (1805); ve “Relation historique“ (1814-1825), “Essai politique sur l’île de Cuba“yı da içeren gezilerinin bitmemiş anlatısı.

Friedrich Wilhelm Heinrich Alexander Freiherr von Humboldt, (14 Eylül 1769, Berlin – 6 Mayıs 1859, Berlin), Prusyalı doğabilimci ve kâşif. Prusyalı bakan, filozof ve dilbilimci Wilhelm von Humboldt’un küçük kardeşi. Humboldt’un botanik coğrafya üzerine yaptığı çalışmalar biyocoğrafya dalının temelini oluşturmuştur.

Uzun süredir Fransa başkentine gerçek evi gözü ile bakıyordu. Orada yalnızca bilimsel sempati ile karşılaşmamış, güçlü ve zekâsının aradığı sosyal uyaranları da bulmuştu. Gerek balo salonlarının aslanı, gerekse enstitü ve gözlemevinin bilgini olarak kendini doğal ortamında hissediyordu. Kendi hükümdarı Berlin’de saraya davet ettiğinde bu çağrıya derin bir hüsran duyarak karşılık verdi. Doğduğu şehrin taşralılığı tiksindirici geliyordu. Her zaman, Spree Nehrinin kıyılarında karşılaştığı dinden uzak bağnazlığa, kültürden yoksun estetiğe ve anlayıştan uzak felsefeye karşı durdu. İki iyi niyetli prensin samimi bağlılığı ve aralıksız yardımları minnettar kalmasını sağladıysa da hoşnutsuzluğunu dindirmeye yetmedi. Önceleri yeni ikâmetinin “belirsizlikle dolu atmosfer”inden kurtulmak için sık sık Paris’e yolculuk yaptıysa da yıllar geçtikçe bu gezintiler Potsdam ile Berlin arasında saray maiyetinin tekdüze “salınımları”na eşlik etmeye dönüştü. 12 Mayıs 1827’de kalıcı olarak Prusya başkentine yerleşti ve çalışmalarını Dünya’nın manyetizması üzerinde yoğunlaştırdı. Uzun yıllar boyunca, uzak noktalarda aynı anda yapılacak gözlemlerle Dünya’nın manyetik alanında karşılaşılan ve “manyetik fırtına” adını verdiği karışıklıkların doğasını ortaya çıkarıp bunları yöneten yasaları bulmak için çabaladı. 18 Eylül 1828’de Berlin’de yapılan bir toplantı sonrasında yeni kurulan bilimsel bir derneğin başkanlığına seçilmesi, dikkatli kişisel gözlemleri ile birleşecek yoğun bir araştırma sistemi kurmasına olanak sağladı. 1829 yılında Rusya hükümetinden istediği yardım sonucunda kuzey Asya boyunca manyetik ve meteorolojik araştırma istasyonları hattı kuruldu. “Royal Society”nin başkanı olan Sussex Dükü’ne Nisan 1836′da yazdığı mektupla, Britanya İmparatorluğu’nun topraklarında aynı işin yapılmasını sağladı. Dolayısıyla modern uygarlığın en onurlu eserlerinden biri olan uluslararası bilimsel işbirliği ilk olarak Humboldt sayesinde başarıyla organize edildi.

Katılması için resmî olarak davet edildiği Nicolas Baudin’in dünya yolculuğunun ertelenmesi üzerine, Mısır’da bulunan Napolyon Bonapart’a katılmak için, ertelenen seferin botanikçisi Aimé Bonpland ile birlikte Paris’ten ayrılıp Marsilya’ya gider. Mısır’a ulaşmak için çabalarken yolları Madrid’e düşer ve beklenmedik bir şekilde, bakan Don Mariano Luis de Urquijo’nun himayesiyle keşif için İspanyol Amerika’sına gitmeye karar verirler.

1794 yılında ünlü Weimar arkadaş grubuna katıldı ve Haziran 1795’te Friedrich Schiller’in Die Horen isimli yeni dergisine Die Lebenskraft, oder der rhodische Genius adlı felsefi bir alegori yazdı. 1790 yazında Georg Foster ile birlikte kısa süreliğine İngiltere’ye gitti. 1792 ve 1797 yıllarında Viyana’da bulundu. 1795′te İsviçre ve İtalya’da jeoloji ve botanik ile ilgilendiği bir gezi yaptı. Bu sıralarda, 29 Şubat 1792’de Berlin’de maden vergi tayin memuru olarak resmî bir göreve atandı. Devlet için çalıştığı bu görevi yalnızca bilime hizmet etmek için bir çıraklık dönemi gibi görmüş olsa da, sorumluluklarını öyle çarpıcı bir yetenekle yerine getirdi ki kısa sürede bölümünün başına geçmekle kalmayıp önemli diplomatik görevler de üstlendi. 19 Kasım 1796’da annesinin ölümü dehasının peşinden gidebilmesinin önünü açtı. Resmî görevlerinden uzaklaşarak, çok uzun zamandır içinde olan uzak diyarlara gitme hülyasını gerçekleştirmek için bir fırsat çıkmasını beklemeye başladı.

Özel mektuplarını yok ettiği için Humboldt’un özel yaşamının büyük bölümü gizemini sürdürmektedir. Magnus Hirschfeld ile çalışan cinsiyet araştırmacısı Näcke, 1908 yılında, Humboldt’un Berlin’deki eşcinsel altkültürün etkinliklerine katıldığını hatırlayan kişilerin anılarını derledi. [1] Yaşamı boyunca erkeklerle güçlü duygusal bağlar kuran Humboldt hiç evlenmemiş ve kadınlarla herhangi bir duygusal bağ da kurmamıştır. Kardeşinin ailesine ise büyük bir bağlılık duymaktaydı. Son yıllarında ise eski ve sadık bir hizmetlisi ile evlilikten öte bir ilişki içindeydi. Bazılarının zayıflık diye adlandırdıkları büyük bir cömertlikle ölümünden dört yıl önce tüm mal varlığını Seifert adındaki bu adama bağışlamıştır.

1799 ile 1804 yılları arasında Güney ve Orta Amerika’ya giden von Humboldt, keşif gezileri sonucunda kıtayı bilimsel açıdan betimleyen ilk bilimadamı olmuştur. 21 yıl boyunca yaptığı gezilerde karşılaştıklarını devasa bir eserde toplamıştır. Atlantik Okyanusu’nun iki kıyısında yer alan kara parçalarının (özellikle Güney Amerika ve Afrika’nın) bir zamanlar birleşik olduğunu ilk öne süren Humboldt olmuştur. Hayatının son dönemlerinde yazdığı Kosmos adlı eserinde dünya üzerine bilgi toplayan çeşitli bilim dallarını birleştirmeye çalışmıştır. Humboldt aralarında Joseph- Gay-Lussac, Justus von Liebig, Agassiz ve Matthew Fontaine Maury’nin bulunduğu birçok bilimadamıyla çalışmış ve çalışmaları desteklemiştir.

Von Humboldt’un Prusya ordusunda binbaşı olan babası Pomeranya’nın önde gelen ailelerinden birine mensuptu ve Yedi Yıl Savaşları’ndaki hizmetleri karşılığında kraliyet nazırlığı göreviyle ödüllendirilmişti. Baron von Hollwede’nin dul eşi Maria Elizabeth von Colomb ile 1766 yılında evlendikten sonra iki oğlu olmuştu. Bunlardan küçük olanı Alexander’dır.

Humboldt ve Bonpland tarafından toplanan 4500’den fazla türün tanımlarını içeren “Nova genera et species plantarum” (7 cilt. folio, 181 5?1825), Carl Sigismund Kunth tarafından derlenmiştir. J. Oltmanns’ın hazırlanmasına yardımcı olduğu “Recueil d’observations astronomiques“ (1808). Cuvier, Latreille, Valenciennes ve Gay-Lussac ile birlikte çalışarak “Recueil d’observations de zoologie et d’anatomie comparée“ (1805-1833). Humboldt’un Ansichten der Natur (Stuttgart ve Tübingen, 1808) adlı kitabı yaşamı süresince üç kez basılmış ve hemen hemen her Avrupa ülkesinin diline çevrilmiştir. Asya seferinin sonuçları “Fragments de géologie et de climatologie asiatiques“ (2 cilt. 8vo, 1831), ve “Asie centrale“ (3 cilt. 8vo, 1843) olarak yayımlanmıştır. Ayrıca bilimsel derneklerde sunduğu bildiriler ve bilim dergilerine yazdığı yazılar çok olduğundan burada tek tek verilmemiştir.

1811’de Rus hükümeti ve 1818’de Prusya hükümeti tarafından Humboldt’a Asya’da keşif gezisi projeleri önerildiyse de her seferinde istenmeyen koşulların ortaya çıkması nedeniyle sonuçlanmadı. Humboldt ancak altmış yaşına bastıktan sonra, gençliğinde olduğu gibi bilim adına yeniden yolculuğa çıkabilecekti. 1829 yılının Mayıs ile Kasım ayları arasında asistanları Gustav Rose ve C. G. Ehrenberg ile Rusya İmparatorluğu’nu Neva’dan Yenisey’e kadar baştan başa geçerek yirmi beş hafta içinde 15.472 km katetti. Yolculuk Rus hükümetinin doğrudan himayesi altında olmanın verdiği avantajlara sahip olsa da faydalı olabilmek için yeterince yavaş değildi. Bu yolculuğun en önemli başarıları, Orta Asya platosunun yüksekliği hakkında o güne kadarki abartılı tahminleri düzeltmek ve Ural’ların altın tortuları ile kaplı arazilerinde elmas madenleri bulmak olmuştur.

Avrupa’dan uzak kaldığı süre boyunca topladığı, ansiklopedik ölçüdeki bilimsel, politik ve arkeolojik bilgi bütününün uygun şekle sokularak yayımlanması artık Humboldt’un isteği hâline gelmişti. Manyetik sapma yasasını incelemek amacıyla Joseph Louis Gay-Lussac ile İtalya’ya yaptığı kısa gezinin ardından doğduğu şehirde iki buçuk yıl kalan Humboldt 1808 ilkbaharında büyük eserini basabilmek için gerekli olan bilimsel işbirliğini sağlayabilmek üzere Paris’e yerleşti. Başlangıçta yalnızca iki yıl süreceğini umduğu bu devasa iş Humboldt’un yirmi bir yılını aldı ve yine de tamamlanamadı. Paris’te bulunduğu ilk yıllarda önceleri rakibi ama artık arkadaşı olan Joseph-Louis Gay-Lussac ile hem kaldığı hem de çalıştığı yeri paylaştı, analizleri ve atmosferin yapısı üzerine onunla birlikte çalıştı.

Keşif gezilerinin sonucu olarak Humboldt, o zamana kadar Avrupa’da bilinmeyen birçok coğrafi oluşumu ve canlı türlerini tanımlamıştır. Onun adı verilen türler arasında şunlar sayılabilir:

Hayatının son on yılını eserini tamamlamaya ayırdı ve üçüncü ile dördüncü ciltler 1850 ve 1858’de yayımlandı. Beşinci cildin bir bölümü ölümünden sonra 1862’de yayımlandı. Bu ciltlerde, ilk ciltte yaptığı geniş incelemenin içerdiği bilim dalları üzerine detayları tamamlamaya çalıştı. Çabalarının çoğu, başkaları ile birlikte çalışmaktan kendine yarar sağlayabilmesi ve farklı düşünceleri bir potada eritebilmesi sayesinde başarılı oldu.

Darwin, Amerika kıtasındaki bilimsel gezilerini anlattığı “Voyage of the Beagle” adlı eserinde Humboldt’un çalışmalarına sık sık atıfta bulunur.

Anlatım tarzının kendine özgü ağırlığı ve zahmetli pitoresk söylem, genel okuyucuya çekici gelmekten çok görkemli gelmektedir. Ancak bu yapıtın asıl üstünlüğü ve ebedi değeri, büyük bir adamın zihninin sadık bir yansıması olmasındadır. Evrenin portresini çizmeye kalkışan Alexander von Humboldt için, çok yönlü zekâsını gösterecek bundan daha iyi bir methiye yazılamazdı.

24 Kasım’da Küba’ya geçen iki arkadaş birkaç ay burada kaldıktan sonra Kolombiya’daki Cartagena’ya çıkarak anakaraya geri dönerler. Suları kabarmış olan Magdalena Nehri boyunca ilerleyip, Cordillera Real Dağları’nın donmuş sırtlarından geçen zorlu bir yolculuktan sonra 6 Ocak 1802’de Quito’ya varırlar. Burada kaldıkları sürede hem Pichincha Dağı’na hem de Chimborazo Dağı’na tırmanırlar. Bu tırmanışla Humboldt ve ekibi zamanın dünya rekoru sayılabilecek olan 5.878 m.lik yüksekliğe ulaşmıştır. Yol üzerinde Amazon’un kaynaklarını araştırdıktan sonra Peru’da Lima’ya ulaşınca sefer sona erer. Humboldt, Callao’da 9 Kasım’da Merkür’ün Güneş önünden geçişini gözlemler. Aynı zamanda guano’nun gübre özelliklerini inceler. Guano’nun Avrupa’ya girişi Humboldt’un yazıları neticesinde olmuştur. Fırtınalı bir deniz yolculuğundan sonra Meksika’ya gelirler. Burada yaklaşık bir yıl kaldıktan sonra kısa süreliğine Amerika Birleşik Devletleri’ne uğrar ve Delaware Nehri’nin ağzından Avrupa’ya yelken açarlar. Bu yolculuğun sonunda 3 Ağustos 1804 günü Fransa’nın Bordeaux şehrine çıkarak Avrupa’ya geri dönerler.

Humboldt artık, Napolyon Bonapart’tan sonra Avrupa’daki en ünlü kişiydi. Her yerde alkışlarla karşılanıyordu. Hem yerli hem de yabancı akademiler, Humboldt’u üyeleri arasına katabilmek için yarışıyordu. Prusya Kralı III. Friedrich Wilhelm, Humboldt’u saray nazırı ilan etmiş, herhangi bir görev beklemeden daha sonra ikiye katlanacak olan 2.500 talerlik bir maaş bağlamıştı. Humboldt, 1810 yılında Prusya eğitim bakanlığı görevini reddetti. 1814 yılında müttefik hükümdarlara Londra’da eşlik etti. 1818 yılında Prusya Kralı’nın emriyle Aachen Kongresi’ne katıldı. 1822 sonbaharında yine aynı kralla birlikte Verona Kongresi’ne katıldı, buradan kraliyet maiyetinde önce Roma’ya sonra Napoli’ye geçti ve 1823 sonbaharında Paris’e döndü.

Ölümünden sonra arkadaşları ve yakın çalışma arkadaşları, Von Humboldt’un genç bilim adamlarına karşı olan cömert yardımseverliğini sürdürmek için Alexander von Humboldt Vakfı’nı kurdular. İlk bağış, 1920’lerin Alman hiper enflasyonunda ve II. Dünya Savaşı sonrasında değerini kaybetse de, Alman hükümeti tarafından Vakıf yeniden ıslah edilmiştir ve günümüzde yabancı araştırmacıları Almanya’ya çekmek ve Alman araştırmacıların yurtdışında bir süre çalışmasını sağlamak açısından önemli rol oynamaktadır.

Yolculuklara olan tutkusu, Kaptan James Cook’un ikinci yolculuğunda yanında bulunan, Heyne’in damadı Georg Foster ile Göttingen’de kurduğu arkadaşlıkla iyice pekişti. Artık çalışmaları ve nadir olarak birarada görülen kişisel yetenekleri olağanüstü bir anlayış ile kendisini bilimsel kâşif olarak hazırlama amacına yönelmişti. Bu düşünceyle Hamburg’ta ticaret ve yabancı diller, Freiberg’te Abraham Gottlob Werner ile coğrafya, Jena’da Justus Christian Loder ile anatomi, Franz Xaver von Zach ve Johann Gottfried Koehler ile astronomi ve bilimsel aletlerin kullanımı konularında eğitimini sürdürdü. Freiberg madenlerindeki bitki örtüsü üzerine yaptığı çalışmalar sonucunda 1793 yılında “Florae Fribergensis Specimen” (Fribergen Florasından Örnekler) adlı eserini yayımladı. Luigi Galvani tarafından yeni keşfedilmiş olan kasların tepkiselliği fenomeni üzerine yaptığı uzun süreli deneyler sonucunda 1797 yılında Berlin’de “Versuche über die gereizte Muskel- und Nervenfaser” (Kas ve sinir lifleri tepkiselliği üzerine çalışmalar) adlı çalışmasını yayımladı.

Edgar Allan Poe son şaheseri “Eureka”yı von Humboldt’a ithaf etmiştir. Humboldt’un “Kosmos” adlı eserindeki bilimleri birleştirme çabası Poe’nun projesi için büyük ilham kaynağı olmuştur.

Adı verilen coğrafi oluşumlar:

İlerleyen yaşının kusurlarının uygunsuz bir şekilde öne çıkarılması, Varnhagen von Ense ile olan yazışmalarının düşüncesizce yayımlanmasından kaynaklanmıştır. Bu kusurların başında, dalkavukluğa varacak kadar aşırı kibar konuşmasına rağmen özel yazışmalarında oldukça alycı ve iğneleyici olması gelir. Her zaman göze çarpan kibri, mizah duygusuyla dengeleniyor ve iyi niyetle açıkça söylendiğinden sempati yaratıyordu. Yine de her açıdan değerlendirildiğinde Humboldt ülkesinin bilimsel yanını temsil etmek üzere Goethe’nin yanında yer alabilecek kadar muazzam bir kişilik olarak karşımıza çıkar.

Aşağıdaki yerleşim birimleri Humboldt’un adını taşımaktadır:

1830 ile 1848 yılları arasında von Humboldt, çok samimi olduğu Louis Philippe’in nezdinde sıklıkla diplomatik görevlerde bulundu. Kardeşi Wilhelm von Humboldt 8 Nisan 1836’da Alexander’ın kollarında öldü. Alexander, yaşamının geri kalanını üzüntüye boğan bu ölümle “diğer yarısını” kaybettiğini söylemiştir.

Hayatının projesini yetmiş altıncı yaşına kadar erteleyip sonra da başarıyla gerçekleştirmek pek sık rastlanan bir durum değildir. Humboldt’un şaheseri sayılabilecek olan Kosmos ‘un ilk iki cildi 1845 – 1847 yılları arasında yazıldı ve yayımlandı. Genelleştirmeyi detaylarla destekleyen ve detayları genelleştirmeyle değerlendiren, grafiksel tanımlamanın ötesinde fiziksel dünyayı yaratıcı bir kavram olarak iletebilecek bir çalışmanın fikri yarım yüzyıldan uzun süredir zihnini rahatsız ediyordu. Bu fikir ilk olarak 1827 – 1828 kışında Berlin Üniversitesi’nde verdiği bir dizi konferansta şekillenmişti. Daha sonraları biyografisini yazan yazarın ifade ettiği gibi bu konferanslar “”muhteşem Kosmos freskosunun karikatürü”” idi. Bu dikkat çekici çalışma için kısaca doğanın karmaşıklığı içinde ortaya çıkan birliğin betimlenmesi denebilir. Bu çalışmada 18. yüzyılın geniş ve belirsiz idealleri 19. yüzyılın kesin bilimsel gereklilikleriyle birleştirilmeye uğraşılmıştır. Kaçınılmaz eksikliklerine rağmen bu girişim büyük oranda başarılı olmuştur.

Ölümünden itibaren Humboldt’un yazışmalarının önemli bölümü halka açıldı. Hem zaman hem de önem açısından bunların başında “Briefe an Varnhagen von Enze “ (Leipzig, 1860) gelir. Bunları “Briefwechsel mit einem jungen Freunde” (Friedrich Althaus, Berlin, 1861); “Briefwechsel mit Heinrich Berghaus” (~ cilt., Jena, 1863); “Correspondance scientifique et littéraire” (2 cilt., Paris, 1865?1869); “Lettres à Marc-Aug. Pictet,” “Le Globe” da yayımlandı, cilt vii. (Geneva, 1868); “Briefe an Bunsen” (Leipzig, 1869); “Briefe zwischen Humboldt und Gauss” (1877); “Briefe an seinen Bruder Wilhelm” (Stuttgart, 1880); “Jugendbriefe an W. G. Wegener” (Leipzig, 1896); yazışmaları izledi. Humboldt’un başlıca çalışmaları “sekiz” baskı olarak Tb. Morgand tarafından Paris’te yayımlanmıştır (1864?1866). Ayrıca bakınız: Karl von Baer, “Bulletin de l’acad. des sciences de St-Pétersbourg”, xvii. 529 (1859); R. Murchison, Proceedings, Geog. Society of London, vi. (1859); L. Agassiz, American Jour. of Science, xxviii. 96 (1859); Proc. Roy. Society, X. xxxix.; A. Quetelet, Annuaire de l’acad. des sciences (Brussels, 1860), p. 97; J. Mädler, Geschichte der Himmelskunde, ii. 113; J.C.Houzeau, Bibl. astronomique, ii. 168. (A. M. C.)

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Alexander_von_Humboldt

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Charles Lindbergh

Yazan: admin | Mucitler | Salı 28 Aralık 2010 12:10

Savaştan sonra Lindbergh kendi kabuğuna çekilerek çeşitli havacılık firmaları için danışmanlık yaptı. Boeing 747 jetinin tasarımına yardım etti. Başkan Dwight D. Eisenhower ona itibarını iade etti. 1953’te Lindbergh, 1927’deki Atlas Okyanusunu tek başına geçişini anlatan The Spirit of St. Louis isimli kitabını yayınladı. Bu kitapla 1954’te Pulitzer Ödülünü kazandı. 1960’ların sonunda Lindbergh koruması faaliyetlerine ayırarak geçirdi. Son yıllarını Hawaii adalarından biri olan Maui’de geçirdi. 26 August 1974’te aynı ada da kanserden öldü ve burada gömüldü. Ölmeden önce, gömüleceği yerin ve mezarının tasarımını ve tabutunu kendi yaptı.

Augustus Lindbergh, Jr. (d. 4 Şubat 1902 – ö. 26 Ağustos 1974), “Şanslı Lindy” ve “Yalnız Kartal” adlarıyla da bilinen ABD’li pilottur. 1927 yılında Atlas Okyanusu’nu uçakla tek başına geçen ilk pilottur.

Charles Augustus Lindbergh 4 Şubat 1902 yılında Detroit’te doğdu. Minnesota’nın Little Falls şehrinde ki bir çiftlikte büyüdü. Babası Charles Augustus Lindbergh, Sr isimli bir avukat annesi ise Evangeline Lodge Land isimli bir öğretmendi. Babası 1907′de Amerikan Senatosu’na Minesota’dan seçilerek 1917′ye kadar orada kongre üyeliği yaptı. Lindbergh, çocukken makinalara karşı çok büyük bir ilgi duyuyordu. 18 yaşına geldiğinde Wisconsin Üniversitesi’ne girdi. Üniversitede iki yıl mühendislik okuduktan sonra uçaklara olan ilgisi yüzünden okulu terkederek yeni gelişmekte olan havacılık alanına girdi. Kasaba fuarlarında havada uçmakta olan uçakların kanatlarında yürümek, yüksek hızla uçaklardan aşağı sarkınmak ve paraşütle uçaktan atlamak gibi o günler için çok yeni ve tehlikeli olan gösteriler yapmaya başladı. Gözü pekliğiyle ünlendi. 1923 yılında babasının kefilliğiyle bankadan 900 dolar krediyle ordudan çıkma bir Curtis JN-4 model, 90 beygir gücünde bir uçak satın aldı. 1924′te Lindbergh pilot olmak için orduya yazıldı. 1925′de Ordu’nun uçuş eğitim okulunu birincilikle tamamlayarak mezun oldu. Uçuş okulundan mezun oluduktan sonra Robertson Aircraft Corporation adlı firmada posta uçağı pilotu olarak işe başladı. St. Louis’den Chicago’ya posta taşıdı.

Lindberghler Avrupa’da yaşarken, Fransa ve Almanya havacılık alanındaki katetmiş oldukları endüstriyel gelişmeleri göstermek için Lindberg’ü ülkelerine davet ettiler. Lindbergh özellikle Nazi Almanyasının havacılık endüstrisinde yapmış olduğu gelişmelerden çok etkilendi. Bu ülkedeyken 1938 yılında Hermann Goering tarafından Almanya şeref madalyası ile taltif edildi. Lindbergh ve ailesi 1939 yılında Amerika’ya geri döndüler. Lindbergh’de babasının Amerika’nın gönüllü olarak I. Dünya Savaşına girmesini protesto etmek için Amerikan Kongresinden istifa ettiği gibi, o da Amerika’nın gönüllü olarak II. Dünya Savaşına katılmasını önlemek için Önce Amerika Komitesine katıldı ve komitenin baş konuşmacısı oldu. Franklin D. Roosevelt’i, Yahudileri ve İngilizleri gereksiz yere ABD’yi savaşa sürüklemekle suçladı. Fakat Japonların 7 Aralık 1941’de Pearl Harbour’u bombalaması üzerine bu aktivitelerini durdurup orduya yazılmak istedi. Bu isteği yetkililer tarafından kabul edilmedi. Lindbergh’de ülkesine hizmet edebilmek için Ford Company ve United Aircraft Corporation’ın kendisine teklif ettiği teknik danışmanlık ve test pilotluğu görevlerini kabul ederek ABD’nin Büyük Okyanusunda bulunan uçak filolarını denetlemek ve teknik danışmanlıkta bulunmak üzere buraya gitti. Böylece, Lindbergh ABD’nin Büyük Okyanus’ta Japonlara karşı yaptığı savaşta yerini aldı ve gayri resmi olarak 50 uçuş görevine katıldı ve Japonlara karşı en ön saflarda savaştı.

1919 yılında, Raymond Orteig adında bir Fransız asıllı otel sahibi New York’ tan Paris’ e kesintisiz uçan ilk pilota 25.000 dolar vaad etti. Orteig ödülünü kazanmaya çalışan birkaç pilot da hayatlarını kaybetti. 1927 yılına gelindiğinde hala kimse Orteig ödülünü kazanmaya başaramamıştı. Bu arada, Lindbergh doğru uçakla bu işi yapabileceğine yani Atlas Okyanusunu tek başına geçip Paris’ e inebileceğine inandı. Fakat yeni bir uçak alabilmesi için para gerekliydi. Gerekli olan parayı da dokuz St. Louis’ li iş adamından buldu. Lindbergh, eğer Atlas Okyanusunu geçecekse bunun bir tek motorlu uçakla mümkün olabileceğine inanıyordu ve böyle bir uçak inşa ettirmek istedi. Görüşme yaptığı bazı uçak üreticileri onun bu fikrini gerçekçi bulmadı ve uçağın güvenlik açısından iki veya daha fazla motorlu olması gerektiğini söylediler. Buna karşılık Lindbergh iki motorun riski ikiye katlayacağına inandığı için bu önerileri kabul etmedi. Şubat 1927’ de beklediği teklif Ryan Havayoları adlı San Diego, Kaliforniya’ da bulunan bir uçak üreticisinden geldi. Lindberg hemen Kaliforniya’ ya giderek firmayı ziyaret etti. İlk başta firmayı beğenmese de firmanın sahibi ve baş mühendisiyle yaptığı toplantıdan sonra ikna oldu. The Spirit of St. Louis (uçak ismini yatırım yapan iş sahiplerinin yaşadığı şehirden aldı) bu firma tarafından inşa edilecekti. Olağanüstü özverili bir çalışmadan sonra uçak iki ay sonra 28 Nisan 1927’ de bitirildi. Lindbergh’ün isteği üzerine uçakta bazı değişiklikler yapıldı. Yakıt deposu uçağın arkası yerine ön tarafa motorun hemen arkasına konuldu. Bunun nedenini ise Lindbergh: “uçuş sırasında zorunlu iniş yapmak mecburiyetinde kalırsam motorla yakıt deposu arasında sıkışıp kalmak istemem” diye açıkladı. Bu yüzden de uçağa ön cam takılmadı. Uçarken önünü görmek için ya periskobu kullandı ya da başını camdan çıkarmak suretiyle ilerisini görmeye çalıştı. Lindbergh uçağını 10-11Mayıs, 1927’de San Diego’dan New York’a 20 21 dakika da uçarak test etti. Aynı zamanda bu kıtaiçi hız rekoruydu. Bu arada 10 Mayıs’ta Charles Nungesser ve François Coli (yön bulucu) isimli iki Fıransız ödülü kazanmak için Paris’ten New York’a doğru uçuşa geçti. İşte bu anda Lindbergh bütün umutlarının kaybolduğunu hissetti. Fakat kalkıştan sonra bu ikiliden bir daha haber alınamadı. Bu haberden sonar Şanslı Lindy’nin bu uçuşu yapabilme umudu hala devam ediyordu. Lindbergh, New York’un Long Island bölgesinde bulunan Curtis Havaalanına 12 Mayıs’ta indi ve Garden City Oteli’ne yerleşti. Kıtalararası uçuşunu hava şartlarından birkaç kez ertelemek zorunda kaldı ve havanın düzelmesini beklemeye başladı. Bu arada rakiplerinin de her an bu uçuşu gerçekleştirebilecekleri haberlerini alıyor, acele etmesi gerektiğini hissediyordu. Hava şartları uygun olmadığı halde 20 Mayıs 1927’de uçuşu denemeye karar verdi. 19’u akşamı oteldeki gazeteciler ve kalabalıktan uyuyamadı. Ertesi sabah uykusuz bir şekilde sisli ve buzlu bir havada Long Island’da bulunan Roosevelt Havaalanı’ndan (Şu anda bu pistin yerinde “Roosevelt Mall” adında bir alışveriş merkezi yükselmektedir) tek başına Paris’e gitmek üzere havalandı. 21 Mayıs 1927, 10:22:30’da Paris’in Le Bourget Havaalanı’na indi. “The Spirit of St. Louis” onu 33,5 saatte 5.800 km taşımıştı. Bu kıtalararası uçuş onu aniden dünyada en tanınan insanlardan biri haline getirdi. Fakat Atlas Okyanusu’nu tek motorlu bir uçakla geçmesi hiç de kolay olmamıştı. Uykusuz başladığı bu 33,5 saatlik uçuş sırasında zaman zaman uykusuzluğa yenik düşmüş, zaman zaman da yağmur ve fırtınalar atlatmış, hatta halisülasyonlar görmüştü. Okyanusa çok yakın uçması ve kontrolünün hassas olması sayesinde Lindbergh uykuya daldığı zaman uçağın tekerlekleri su yüzeyine çarparak onu uyandırmış ve kontrolü tekrar ele almasını sağlamıştır. Uçuşun zorluklarından bir başkası ise, gideceği istikameti sadece bir pusula yardımıyla bulmuş olmasıdır. Bu uçuşun dünyada yarattığı büyük heyecanın sebepleri; Lindbergh’in gençliği ve daha önce haftalar süren Atlas Okyanusu geçişini saatlerle ölçülen bir süreye indirmesidir.

Amerikan Hükümeti Lindbergh’ün bu ününden yararlanmak için onu iyi niyet elçisi olarak davet edildiği ülkelere göndermeğe başladı. Latin Amerika ülkelerine düzenlediği gezinin Meksika durağında Amerikan Konsolosunun kızı olan Anne Spencer Morrow’la tanıştı ve 1929 yılında evlendi. Bu evliliğinden 6 çocukları oldu; Charles Augustus Lindbergh III (1930-1932), Jon Lindbergh (d. 1932), Land Morrow Lindbergh (d. 1937), Anne Lindbergh (1940-1993), Scott Lindbergh (d.1942) ve Reeve Lindbergh (d.1945). 1 March 1932’de Charles Augustus Lindbergh III, daha 20 aylıkken New Jersey’deki evlerinde beşiğinde uyurken çocuğun yatak odası penceresine dayanan bir mediven vasıtasıyla bilinmeyen bir kişi tarafından kaçırıldı. 10 hafta süren arama ve fidye pazarlıklarından sonra oğlunun cesedini evlerinden birkaç kilometre ötesinde buldular. Bruno Hauptmann adındaki bir Alman göçmeni oğlunun katili olarak yakalandı. Mahkeme edilip suçlu bulunduktan sonra 1938’de idam edildi. Katili yakalayan Amerikali Albay Norman H. Schwarzkopf daha sonralari Iran baskenti Tahran da jandarma kurmakla gorevlendirildi. Bu dava basının ve halkın ilgisinden dolayı “yüzyılın davası” olarak tarihe geçti. Bu davanın görülmesinden sonra Lindberghler kamuoyunun gözlerinden uzak kalabilmek için İngiltere’ye yerleştiler.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Charles_Lindbergh

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

John Deere

Yazan: admin | Mucitler | Salı 28 Aralık 2010 12:10

Bunlardan inovasyona ayrı bir parantez açmak gerekir; zira John Deere araştırma ve geliştirme (Ar-Ge) faaliyetlerine her gün yaklaşık 3 milyon USD ayırmaktadır, yani yılda 1 milyar USD’den fazla bir meblağı mevcut ve tamamen yeni ürün ve hizmetlerin geliştirilmesi için teknolojik araştırma ve geliştirme çalışmalarına aktarmaktadır. Bu çabaların doğal bir sonucu olarak John Deere; en gelişmiş ve son teknolojiye sahip, müşterilerinin işlerini ve hayatlarını daha da kolaylaştırmaya ve verimliliklerini artırmaya yönelik ürünleri arka arkaya piyasa sürebilmektedir. Geçtiğimiz yıllarda piyasaya sürülen ve büyük ilgi ve hayranlık uyandıran destekli tarımsal yönetim çözümleri (AMS) sistemleri buna iyi bir örnektir. Uydudan pozisyonlama yaparak 10 cm. gibi inanılmaz hassasiyetlerle çalışabilme imkânı veren bu sistemlerle hassas tarla ölçümleri, tarla verim analizi ve verim haritası çıkarma gibi daha bir çok işlem hiç olmadığı kadar zahmetsiz ve hassas bir biçimde yapılabilmektedir. Toprak işleme verimini arttıran ve yakıt, tohum, gübre gibi maliyetlerden sağlayan yine 10 cm.’ye kadar hassasiyetle çalışabilen kısaca kontrollü otomatik sürüş olarak tanımlanabilecek AutoTrac gibi çözümler de dünya ile eşzamanlı olarak çiftçilerinin hizmetine sunulmuştur.

Şirketin dünya çiftçileri tarafından büyük beğeniyle karşılanan traktör, biçerdöver, pamuk hasat makinası, ilaçlama makinası ve benzeri kendi yürür makinaları’nı diğer markalardan ayıran en bariz özellik olarak bu ürünlerde kendi tasarlamakta ve üretmekte olduğu dizel motorları kullanmasıdır. John Deere’ın kendi mühendislik merkezlerinde çiftçilerin ihtiyaçlarına göre tarım faaliyetleri için özel olarak tasarlanan bu motorlar dünyada tarım sektöründe güç ve dayanıklılığın simgesi haline gelmiştir.

2007 Kasım ayından itibaren John Deere Türkiye’nin; Almanya, İspanya, Fransa, İtalya, Rusya, Portekiz, Finlandiya, İsveç, İngiltere/İrlanda ve Polonya’yla birlikte direkt olarak Deere & Company’e bağlı bir şube (branch) olarak faaliyetlerine devam edeceği ilan edilmiştir. Deere & Company’nin Türkiye’ye olan güveni ve olumlu beklentilerinin bir yansıması olan bu karar ve devamında atılması beklenen adımlar John Deere’ın Türkiye’deki faaliyetlerinin, yatırımlarının ve pazar payının her geçen gün eskisinden daha hızlı bir şekilde artacağının habercisi olarak yorumlanmaktadır.

John Deere’in üretmekte ve satmakta olduğu ürünler arasında başta traktör olmak üzere, biçerdöver, pamuk hasat makinası, silaj makinası, ilaçlama makinası, şeker pancarı hasat makinası, ön yükleyici, balya makinası, mibzer vb. gibi tarım makinalarının yanı ; iş ve ormancılık makinaları, çeşitli çim biçme ve bahçe bakım makinaları gibi tüketici ürünleri ile güç sistemleri (kendi ürünleri ve başka birçok marka için dizel motorlar) ürünleri bulunmaktadır. Ayrıca şirket toprak ve üretimle doğrudan ilgili alanlarda büyüme stratejisine paralel olarak son yıllarda yaptığı atılımlarla hassas sulama sistemleri (precision irrigation) alanında dünyada ilk üç arasına girmeyi başarmıştır. Yine son yıllarda; gelecekte önemini iyice arttırması beklenen bir alternatif enerji kaynağı olan rüzgâr enerjisi alanında da çeşitli stratejik ortaklıklar vasıtasıyla büyümektedir. 2007 yılında dünya çapında cirosu 24,1 milyar USD civarında olan şirket, Türkiye’de tarım makinaları alanında faaliyetlerini sermayesinin tamamı Deere & Company ‘e ait olan John Deere Makinaları Ltd. Şti. vasıtasıyla sürdürmektedir.

Şirketin tarım makinaları alanında bir kült haline gelmesinin süreç içerisinde birçok sebebi olmakla birlikte kuruluşundan kısa bir süre sonra benimsenen ana prensipleri önemlidir. Şirketin ödün verilemez olarak belirlenen bu dört ana prensibi ve değeri şunlardır: Dürüstlük (Integrity), Kalite (Quality), Adanmışlık (Commitment) ve İnovasyon (Innovation-Yenileşim).

John Deere (7 Şubat, 1804 – 17 Mayıs, 1886), kendi kendine temizlenen, dünyada ticari alanda ilk başarılı sabanı geliştiren kişi. 1837 yılında tek başına başlattığı macerası ve kurduğu Deere & Company adlı şirket; günümüzde 55.000′in üzerinde çalışanı olan, John Deere markasıyla 160′tan fazla ülkede satılan, dünyanın tarım makinaları üreticisi haline gelmiştir.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/John_Deere

Tags: , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , ,

Sonraki Sayfa »