Transistorun icadı

Yazan: admin | icatlar | Cumartesi 7 AÄŸustos 2010 16:28

ismini alır. Transistörün NPN veya PNP oluşu ile değişmez.

Whiskerler fosforlu bronzdan yapılır, daha doğrusu yapılırdı, bu transistörler artık müzelerde veya eski amatörlerin nostaljik malzeme kutularında bulunurlar.

Transistör iki eklemli üç bölgeli bir devre elemanı olup iki ana çeşittir.

Geçirgeç veya transistör, yarı iletken malzemeden yapılmış devre elemanıdır. Transistörler cihazların temel yapı taşlarındandır. Günlük hayatta kullanılan cihazlarda birkaç taneden birkaç milyara varan sayıda transistör bulunabilir.

(Çıkış devresi gerilimi: Sabit)

Bazı darlington transistörler kılıf içinde bir de ihtiva ederler.

Bağlantı şekillerine göre kazancı;

Her iki whisker birbirine çok yakındır ve uçları kıvrık bir yay gibidir, bu kıvrık yay gibi olması nedeni ile kristale birkaç gramlık bir basınç uygular ve bu sayede sabit dururlar. Yani, yalnız temas vardır.

emitter; base, collector arasında akım sağlar ve devrede yükselteç görevi üstlenir. 132

Piyasada pek çok tip bipolar transistör mevcuttur. Bunların kullanılmaları sırasında mutlaka bacak bağlantılarını içeren bir katalog kullanılmalıdır; çünkü aynı kılıf yapısı içeren iki transistörün bacak bağlantıları ayrı olabilir. odev

Aynı kılıf içinde çift transistör varsa buna Darlington transistör adı verilir MJ3042 gibi.

İlk yapılan transistörler ‘Nokta Kontaklı’ transistörlerdi. Nokta kontaklı transistörler, iki whisker’li bir kristal diyottan ibarettir. Kristale ‘Base’, whiskerlerden birine ‘Emitter’ diÄŸerine de ‘Collector’ adı verilir. Bu transistörlerde N tipi Germanyum kristali base olarak kullanılmıştır.

Brattain ve Bardeen germanyum redresör ile yaptıkları deneylerde, germanyum kristali üzerindeki serbest elektron yoÄŸunluÄŸunun, redresörün her iki yöndeki karakteristiÄŸine olan tesirini incelediler ve bu sırada, catwhisker’e yakın bir baÅŸka kontak daha yaparak deneylerini sürdürdüler. Bu sırada ikinci whisker de akım ÅŸiddetlenmesinin farkına vardılar ve elektronik tarihinin bir dönüm noktasına tekabül eden transistör böylece keÅŸfedilmiÅŸ oldu.

Daha sonraları ‘Yüzey Temaslı’ transistörler yapıldı. Bu transistörler PNP veya NPN olacak ÅŸekilde üç kristal parçası birbirine yapıştırılarak imal edildiler. Yüzey temaslı transistörlerin yapılması ile transistörler piyasaya çıktı, daha sonraları transistörler kocaman bir aile oluÅŸturdular ve sayıları oldukça arttı.

Adını ‘Transfer – Resistor’ yani taşıyıcı kelimesinden alan transistör’ün geliÅŸtirilmesine daha sonra William Shockley de katıldı ve bu üçlü 1956 yılı nobel ödülüne layık görüldüler.

Transistörün yükseltme işlemi doğrudan doğruya çıkış akımı değişmelerinin giriş akımı değişmelerine oranı olan; akım kazancına bağlıdır. Bu işlemde çıkış devresi gerilimi sabittir. Akım kazancı, transistörün bağlantı şekline göre farklı isimler alır.

En çok kullanılan kılıf ÅŸekilleri To-3 To-5 To- 12 To- 72 To- 92 To- 220′dir.

AC128, BC108, AF139, BF439, AD165, BD135, AA139, BY101 gibi.

Akım kazancı=Çıkış devresi akımı değişmeleri/Giriş devresi akımı değişmeleri

1931-1940 yılları katı maddeler elektroniÄŸi hakkında daha ziyade teorik çalışmalar devri olmuÅŸtur. Bu sahada isimleri en çok duyulanlar, B.Kayaaltı L. Brillouin, A. H. Wilson, J. C. Slater, F. Seitz ve W. Schottky’dir.

Transistörler esas olarak bipolar transistörler ve unipolar transistörler olarak iki kısma ayrılırlar. Bipolar transistörler de PNP ve NPN olarak iki tiptir.

Transistör yapısal bakımdan, yükselteç olarak çalışma özelliğine sahip bir devre elemanıdır. Daha yaygın kullanım amacı ise devrede anahtarlama yapmaktır. Elektroniğin her alanında kullanılmaktadır. Dolayısı ile teknolojinin en değerli parçalarından biridir.

Bu ilk transistörler PNP tipinde idi, yani kristal N tipi Whiskerler P tipi idi.

NPN tipinde ise base pozitif, emitter ve collector negatif kristal yapısındadır. Emitter topraklı olarak kullanıldığında, emitter negatif, collector pozitif olarak polarize edilirler. İletimde olması için base, emittere göre daha pozitif olmalıdır. Buradaki gerilim farkı 0.7 (si) – 0.3 (ge) volt veya daha fazla olmalıdır.

Son zamanlarda transistörlerin çeşidi ve sayısı arttığı için bir katalog kullanmak zorunlu hale geliştir.

Yıl 1948, Walter H. Brattain ve John Bardeen kristal redresör yapmak için Bell laboratuarlarında çalışıyorlar. Esas olarak yapılan; çeşitli kristallere temas eden bir ‘catwhisker’ in tek yönde iletken, diğer yönde büyük bir direnç göstermesi ile ilgili bir çalışmadır. Deneyler sırasında Germanyum kristalinin ters akıma daha çok direnç gösterdiği ve daha iyi bir doğrultma işlemi yaptığı gözlemlendi ve böylece germanyum redresörler ortaya çıktı.

Bu transistörlerin Ge kristalleri 0.5 mm kalınlığında ve 1 – 1.5 mm eninde parçalardır. Whisker arası mesafe ise milimetrenin yüzde 3′ü yüzde 5′i kadardır.

Elektron lambaları ilk defa 1906′da Londra Üniversite Kolejinde [[]] tarafından uygulama sahasına konulmuÅŸtur. 1925′te Lilien Field ve 1938′de Hilsch ve Pohl tarafından, lambaların yerine geçecek bir katı amplifikatör elemanı bulma konusunda baÅŸarısızlıkla sonuçlanan bazı denemeler yapılmıştır. Çalışmaların amacı, lambalarda olduÄŸu gibi katılarda da elektrostatik alan etkisi ile elektron akışını saÄŸlamaktı. Daha sonraları bu çalışmalar bugünkü transistörlerin temelini teÅŸkil etmiÅŸtir.

Piyasada bulunan transistörler plastik veya kılıf içindedirler.

PNP tipinde base negatif emitter ve collektor pozitif kristal yapısındadır. Bu transistörler emitter montajında; emitter + collector – olarak polarize edilirler. Base emittere göre daha negatif olduÄŸunda transistör iletimdedir.

A ile başlayan transistörler Germanyum, B ile başlayan transistörler Silisyumdur. Keza, diyotlar için de bu geçerlidir, ikinci harfin anlamları şöyledir:

Bipolar transistörler genelde 2 ile başlayan 2N… 2SA…. 2SB….. 2SC… veya AC… BD… BUX…. BUW… MJ…. ile başlayan isimler alırlar.

Tablo: Transistör bağlantı Şekillerine göre akım kazançları

2N3055 2SA1122 2SB791 2SC1395 AC128 BD135 BUX80 BUW44 MJ3001 gibi….

Bir P tipi transistör push-pull olarak kullanıldığında, karakteristikleri benzer olan bir N tipi transistörle beraber kullanılır, buna ‘Complementary’ tamamlayıcı transistör adı verilir. MJ 2955 ile 2N3055 gibi.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Transistor

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , ,

Transistörün icadı

Yazan: admin | icatlar | Cumartesi 7 AÄŸustos 2010 16:28

Bir P tipi transistör push-pull olarak kullanıldığında, karakteristikleri benzer olan bir N tipi transistörle beraber kullanılır, buna ‘Complementary’ tamamlayıcı transistör adı verilir. MJ 2955 ile 2N3055 gibi.

Tablo: Transistör bağlantı Şekillerine göre kazançları

Whiskerler fosforlu bronzdan yapılır, daha doğrusu yapılırdı, bu transistörler artık müzelerde veya eski amatörlerin nostaljik malzeme kutularında bulunurlar.

Bu ilk transistörler PNP tipinde idi, yani kristal N tipi Whiskerler P tipi idi.

AC128, BC108, AF139, BF439, AD165, BD135, AA139, BY101 gibi.

NPN tipinde ise base pozitif, emitter ve collector negatif kristal yapısındadır. Emitter topraklı olarak kullanıldığında, emitter negatif, collector pozitif olarak polarize edilirler. İletimde olması için base, emittere göre daha pozitif olmalıdır. Buradaki gerilim farkı 0.7 (si) – 0.3 (ge) volt veya daha fazla olmalıdır.

Bipolar transistörler genelde 2 ile başlayan 2N… 2SA…. 2SB….. 2SC… veya AC… BD… BUX…. BUW… MJ…. ile başlayan isimler alırlar.

1931-1940 yılları katı maddeler elektroniÄŸi hakkında daha ziyade teorik çalışmalar devri olmuÅŸtur. Bu sahada isimleri en çok duyulanlar, B.Kayaaltı L. Brillouin, A. H. Wilson, J. C. Slater, F. Seitz ve W. Schottky’dir.

Akım kazancı=Çıkış devresi akımı değişmeleri/Giriş devresi akımı değişmeleri

Bazı darlington transistörler kılıf içinde bir de ihtiva ederler.

PNP tipinde base negatif emitter ve collektor pozitif kristal yapısındadır. Bu transistörler emitter montajında; emitter + collector – olarak polarize edilirler. Base emittere göre daha negatif olduÄŸunda transistör iletimdedir.

Son zamanlarda transistörlerin çeşidi ve sayısı arttığı için bir katalog kullanmak zorunlu hale geliştir.

Her iki whisker birbirine çok yakındır ve uçları kıvrık bir yay gibidir, bu kıvrık yay gibi olması nedeni ile kristale birkaç gramlık bir basınç uygular ve bu sayede sabit dururlar. Yani, yalnız temas vardır.

Bu transistörlerin Ge kristalleri 0.5 mm kalınlığında ve 1 – 1.5 mm eninde parçalardır. Whisker arası mesafe ise milimetrenin yüzde 3′ü yüzde 5′i kadardır.

2N3055 2SA1122 2SB791 2SC1395 AC128 BD135 BUX80 BUW44 MJ3001 gibi….

Bağlantı şekillerine göre akım kazancı;

Transistörün yükseltme işlemi doğrudan doğruya çıkış akımı değişmelerinin giriş akımı değişmelerine oranı olan; akım kazancına bağlıdır. Bu işlemde çıkış devresi gerilimi sabittir. Akım kazancı, transistörün bağlantı şekline göre farklı isimler alır.

Brattain ve Bardeen germanyum redresör ile yaptıkları deneylerde, germanyum kristali üzerindeki serbest elektron yoÄŸunluÄŸunun, redresörün her iki yöndeki karakteristiÄŸine olan tesirini incelediler ve bu sırada, catwhisker’e yakın bir baÅŸka kontak daha yaparak deneylerini sürdürdüler. Bu sırada ikinci whisker de akım ÅŸiddetlenmesinin farkına vardılar ve tarihinin bir dönüm noktasına tekabül eden transistör böylece keÅŸfedilmiÅŸ oldu.

Piyasada pek çok tip bipolar transistör mevcuttur. Bunların kullanılmaları sırasında mutlaka bacak bağlantılarını içeren bir katalog kullanılmalıdır; çünkü aynı kılıf yapısı içeren iki transistörün bacak bağlantıları ayrı olabilir. odev

Adını ‘Transfer – Resistor’ yani taşıyıcı kelimesinden alan transistör’ün geliÅŸtirilmesine daha sonra William Shockley de katıldı ve bu üçlü 1956 yılı nobel ödülüne layık görüldüler.

En çok kullanılan kılıf ÅŸekilleri To-3 To-5 To- 12 To- 72 To- 92 To- 220′dir.

Elektron lambaları ilk defa 1906′da Londra Üniversite Kolejinde [[]] tarafından uygulama sahasına konulmuÅŸtur. 1925′te Lilien Field ve 1938′de Hilsch ve Pohl tarafından, lambaların yerine geçecek bir katı amplifikatör elemanı bulma konusunda baÅŸarısızlıkla sonuçlanan bazı denemeler yapılmıştır. Çalışmaların amacı, lambalarda olduÄŸu gibi katılarda da elektrostatik alan etkisi ile elektron akışını saÄŸlamaktı. Daha sonraları bu çalışmalar bugünkü transistörlerin temelini teÅŸkil etmiÅŸtir.

Yıl 1948, Walter H. Brattain ve John Bardeen kristal redresör yapmak için Bell laboratuarlarında çalışıyorlar. Esas olarak yapılan; çeşitli kristallere temas eden bir ‘catwhisker’ in tek yönde iletken, diğer yönde büyük bir direnç göstermesi ile ilgili bir çalışmadır. Deneyler sırasında Germanyum kristalinin ters akıma daha çok direnç gösterdiği ve daha iyi bir doğrultma işlemi yaptığı gözlemlendi ve böylece germanyum redresörler ortaya çıktı.

(Çıkış devresi gerilimi: Sabit)

Daha sonraları ‘Yüzey Temaslı’ transistörler yapıldı. Bu transistörler PNP veya NPN olacak ÅŸekilde üç kristal parçası birbirine yapıştırılarak imal edildiler. Yüzey temaslı transistörlerin yapılması ile transistörler piyasaya çıktı, daha sonraları transistörler kocaman bir aile oluÅŸturdular ve sayıları oldukça arttı.

A ile başlayan transistörler Germanyum, B ile başlayan transistörler Silisyumdur. Keza, diyotlar için de bu geçerlidir, ikinci harfin anlamları şöyledir:

Geçirgeç veya transistör, yarı iletken malzemeden yapılmış elektronik devre elemanıdır. Transistörler elektronik cihazların temel yapı taşlarındandır. Günlük hayatta kullanılan elektronik cihazlarda birkaç taneden birkaç milyara varan sayıda transistör bulunabilir.

İlk yapılan transistörler ‘Nokta Kontaklı’ transistörlerdi. Nokta kontaklı transistörler, iki whisker’li bir kristal diyottan ibarettir. Kristale ‘Base’, whiskerlerden birine ‘Emitter’ diÄŸerine de ‘Collector’ adı verilir. Bu transistörlerde N tipi Germanyum kristali base olarak kullanılmıştır.

emitter; base, collector arasında akım sağlar ve devrede yükselteç görevi üstlenir. 132

Piyasada bulunan transistörler plastik veya kılıf içindedirler.

Transistör iki eklemli üç bölgeli bir devre elemanı olup iki ana çeşittir.

Transistör yapısal bakımdan, yükselteç olarak çalışma özelliğine sahip bir devre elemanıdır. Daha yaygın kullanım amacı ise devrede anahtarlama yapmaktır. Elektroniğin her alanında kullanılmaktadır. Dolayısı ile teknolojinin en değerli parçalarından biridir.

Transistörler esas olarak bipolar transistörler ve unipolar transistörler olarak iki kısma ayrılırlar. Bipolar transistörler de PNP ve NPN olarak iki tiptir.

ismini alır. Transistörün NPN veya PNP oluşu ile değişmez.

Aynı kılıf içinde çift transistör varsa buna Darlington transistör adı verilir MJ3042 gibi.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Transist%C3%B6r

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , ,

Diyot icadı

Yazan: admin | icatlar | Çarşamba 9 Haziran 2010 15:12

Bir LED ‘in üretimi sırasında kullanılan deÄŸiÅŸik katkı maddesine göre verdiÄŸi ışığın rengi deÄŸiÅŸmektedir.

Diyodun direnci uygulama yerine göre iki limit arasında sürekli olarak veya kademeli olarak değiştirilebilmektedir.

kristali, iki parçalı yapıldığında uygulanacak gerilimin büyüklüğüne göre kırmızı, yeşil veya sarı renklerden birini vermektedir.

İlk defa 1963 ‘te J.B. Gunn tarafından yapıldığı için bu ad verilmiÅŸtir. Gunn diyodu bir osilatör elemanı olarak kullanılmaktadır.

Impatt veya avalanş (çığ) diyotlar Gunn diyotlara göre daha güçlüdürler ve çalışma gerilimi daha büyüktür. sistemlerinin osilatör ve güç katlarında yararlanılır.

Nokta temaslı silikon diyotlar en çok mikro dalga karıştırıcısında, , video dedeksiyonunda, germanyum diyotlar ise radyofrekans ölçü aletlerinde (voltmetre, dalgametre, rediktör vs…) kullanılır.

P-I-N diyotları P+-I-N+ yapıya sahip diyotlardır. P+ ve N+ bölgelerinin katkı maddesi oranları yüksek ve I bölgesi büyük dirençlidir.

yayan diyot ısındıkça, yayma özelliği azalmaktadır. Bu hal etkinlik eğrisi olarak gösterilmiştir. Bazı hallerde fazla ısınmayı önlemek için bir soğutucu üzerine monte edilir.

Dirençlerin düzgün olmaması nedeniyle daha çok mikrodalga alıcılarında karıştırıcı olarak kullanılır. Ayrıca, modülatör, demodülatör, detektör olarak ta yararlanılır.

Yarı iletken diyotları, p ve n tipi germanyum veya yarı iletken kristallerinin bazı işlemler uygulanarak bir araya getirilmesiyle elde edilen diyotlardır. Hem elektrikte hem de elektronikte kullanılmaktadır. tipik bir örnek olarak kuvvetli akımda kullanılan bir silikon diyot verilmiştir.Yarı iletken diyotlar, tıpkı öbür diyotlar gibi malzemelerdir.

Diyotlar başlıca üç ana gruba ayrılır:

Alçak frekanslarda diyot bir P-N doğrultucu gibi çalışır. Frekans yükseldikçe I bölgesi de etkinliğini gösterir. Yüksek frekanslarda I bölgesinin doğru yöndeki direnci küçük ters yöndeki direnci ise büyüktür.

Germanyum veya silikon nokta temaslı diyodun esası; 0.5 mm çapında ve 0.2 mm kalınlığındaki N tipi kristal parçacığı ile “fosfor-bronz” veya “berilyum bakır” bir telin temasını saÄŸlamaktan ibarettir.

P-I-N diyotlar değişken dirençli eleman olarak, mikrodalga devrelerinde, zayıflatıcı, faz kaydırıcı, modülatör, anahtar, limitör gibi çeşitli amaçlar için kullanılmaktadır.

P-N birleÅŸme yüzeyi çok ince olup, küçük gerilim uygulamalarında bile çok hızlı ve yoÄŸun bir elektron geçiÅŸi saÄŸlanmaktadır. Bu nedenledir ki Tünel Diyot, 10.000 MHz ‘e kadar ki çok yüksek frekans devrelerinde en çok yükselteç ve osilatör elemanı olarak kullanılır.

140 Ohm ‘luk standart olmadığından en yakın standart üst direnci olan 150 Ohm ‘luk kullanılır.

Gunn diyoda gerilim uygulandığında, gerilimin belirli bir değerinden sonra diyot belirli bir zaman için geçirip belirli bir zamanda kesimde kalmaktadır. Böylece bir osilasyon oluşmaktadır.

Baritt Diyotlar ‘da nokta temaslı diyotlar gibi ve yarı iletken kristalinin birleÅŸtirilmesi ile elde edilmektedir. Ancak bunlar jonksiyon diyot tipindedir. DeÄŸme düzeyi (jonksiyon) direnci çok küçük olduÄŸundan doÄŸru yön beslemesinde 0.25V ‘ta dahi kolaylıkla ve hızla iletim saÄŸlamaktadır.Ters yöne doÄŸru akan azınlık taşıyıcıları çok az olduÄŸundan ters yön akımı küçüktür. Bu nedenle de gürültü seviyeleri düşük ve verimleri yüksektir.

R=9-2/0.05 = 7/0.05 = 140 Ohm olarak bulunur.

Nokta temaslı diyot elektronik alanında ilk kullanılan diyottur. -1940 tarihleri arasında özellikle alanında kullanılan galenli ve pritli detektörler kristal diyotların ilk örnekleridir.galen veya prit kristali üzerinde gezdirilen ince fosfor-bronz tel ile değişik istasyonlar bulunabiliyordu. Günlük hayatta bunlara, kristal detektör veya diğer adıyla kristal diyot denmiştir.nokta temaslı germanyum veya silikon diyotlar geliştirilmiştir.

Örnek: 10µm boyundaki bir gunn diyodunun osilasyon periyodu yaklaşık 0,1 nanosaniye tutar. Yani osilasyon frekansı 10GHz ‘dir.

diyotlar en yaygın biçimde redresör ve detektör olarak kullanılmıştır. Sıcak katotlu , civa buharlı ve tungar lambalar bu gruptandır. Sıcak katotlu diyodun iç görünüşü ve çalışma şekli verilmiştir. Şekilde görüldüğü gibi ısınan katotdan fırlayan elektronlar tarafından çekilmekte ve devreden tek yönlü bir akım akışı sağlanmaktadır. Eskiden kalanların dışında bu tür diyotlar artık kullanılmamaktadır.

Tünel Diyodun üstünlükleri:

Mikrodalga frekansları; uzay haberleşmesi, kıtalar arası televizyon yayını, radar, tıp, endüstri gibi çok geniş kullanım alanları vardır. Giga Hertz (GHz) mertebesindeki frekanslardır.

Anahtar Olarak: Tünel diyodun önemli fonksiyonlarından biri de elektronik beyinlerde multivibratörlerde, gecikmeli osilatörlerde, flip-flop devrelerinde ve benzeri elektronik sistemlerde anahtar görevi yapar

Tünel diyoda uygulanan gerilim Vt1 deÄŸerine gelinceye kadar gerilim büyüdükçe akım da artıyor. Gerilim büyümeye devam edince, akım A noktasındaki It deÄŸerinden düşmeye baÅŸlıyor. Gerilim büyümeye devam ettikçe, akım B noktasında bir müddet IV deÄŸerinde sabit kalıp sonra C noktasına doÄŸru artıyor. C noktası gerilimi Vt2, akımı yine It ‘dir. Bu akıma “Tepe deÄŸeri akımı” denilmektedir.

Türkçesi için ikiz kıvıluç, ikiz uç önerilmiÅŸtir. Kıvıluç, Oktay SinanoÄŸlu’nun elektrot için 1978′de yayımladığı bir öneridir.

Ayrıca LED ‘in aşırı ısınmasına yol açmamak için kataloÄŸunda belirtilen akımı aÅŸmamak gerekir. Bunun için gösterilmiÅŸ olduÄŸu gibi devresine seri olarak bir R direnci konur. Bu direncin büyüklüğü LED ‘in dayanma gerilimi ile besleme kaynağı gerilimine göre hesaplanır.

Yükselteç Olarak: Tünel diyot, negatif direnci nedeniyle, uygun bir bağlantı devresinde kaynaktan çekilen akımı arttırmakta, dolayısıyla bu akımın harcandığı devredeki gücün yükselmesini sağlamaktadır.

Böyle bir diyodun elektrotlar arası kapasitesi 1 pF ‘ın altına kadar düşmektedir. Dolayısıyla yüksek frekanslar için diÄŸer diyotlara göre daha uygun olmaktadır.

Bakır oksitli diyotlar ölçü aletleri ve telekominikasyon devreleri gibi küçük gerilim ve küçük güçle çalışan devrelerde, selenyum diyotlar ise birkaç kilowatt ‘a kadar çıkan güçlü devrelerde kullanılır

Bakır oksit (CuO) ve selenyumlu diyotlar bu gruba girmektedirler.

Işık yayan diyotlar, doğru yönde gerilim uygulandığı zaman ışıyan, diğer bir deyimle elektriksel enerjiyi ışık enerjisi haline dönüştüren özel katkı maddeli PN diyotlardır.

Mikro dalga diyotlarının ortak özelliği, çok yüksek frekanslarda dahi, yani devre akımının çok hızlı yön değiştirmesi durumunda da bir yönde küçük direnç gösterecek hıza sahip olmasıdır.

“I” tabakası ise iyonlaÅŸmanın olmadığı bir bölgedir. Taşıyıcılar buradan sürüklenerek geçer ve etrafına enerji

Bu diyotlara, aşağıda yazılmış olduğu gibi, İngilizce adındaki kelimelerin ilk harfleri bir araya getirilerek LED (Light Emitting Diode; Işık yayan diyot) veya SSL (Solid State Lamps; Katı hal lambası) denir.

I = f(V) eğrisinin A-B noktaları arasındaki eğimi negatif olup, -1/R ile ifade edilmekte ve diyodun bu bölgedeki direnci de negatif direnç olmaktadır. Tünel diyot A-B bölgesinde çalıştırılarak negatif direnç özelliğinden yararlanılır.

Farklı iki ayrı gruptaki elemandan oluşması nedeniyle baritt diyotların dirençleri (lineer) değildir.

Osilatör Olarak: Tünel diyotlardan MHz mertebesinde osilatör olarak yararlanılabilmektedir. Bir tünel diyot ile osilasyon saÄŸlayabilmek için negatif direncinin diÄŸer rezonans elemanlarının pozitif direncinden daha büyük olması gerekir. Tünel diyoda Åžekil 3.20 ‘de görüldüğü gibi seri bir rezonans devresi baÄŸlanabilecektir. Tünel diyodun negatif direnci – R=80 Ohm olsun. Rezonans devresinin direnci 80 Ohm ‘dan küçük ise tünel diyot bu devrenin dengesini bozacağından osilasyon doÄŸacaktır.

Üzerinden geçen voltajın sabitlenmesine yarayan bir diottur. Mesela 5,6V deÄŸerinde bir zenere 10V girerse çıkışta 5,6V oluÅŸur. Fazla voltajı geçirmez…

Gerilimi, Vt2 değerinden daha fazla arttırmamak gerekir. Aksi halde geçen akım, It tepe değeri akımını aşacağından diyot bozulacaktır.

Özellikleri

Direncin küçük olduÄŸu yöne “doÄŸru yön” veya “iletim yönü”, büyük olduÄŸu yöne “ters yön” veya “tıkama yönü” denir. Diyot sembolü akım geçiÅŸ yönünü gösteren bir ok ÅŸeklindedir.

Ani toparlanmalı (Step-Recovery) diyotlar varaktör diyotların daha da geliştirilmişlerdir. Varaktör diyotlar ile frekansların iki ve üç kat büyütülmeleri mümkün olabildiği halde, ani toparlanmalı diyotlar ile 4 ve daha fazla katları elde edilebilmektedir.

Tünel Diyodun dezavantajları:

1958 ‘de Read (Rid) tarafından geliÅŸtirilmiÅŸtir.Bu nedenle Read diyodu da denir. P+ – N – I – N+ veya N+ – P – I – P+ yapıya sahiptir. Ters polarmalı olarak çalışır.

Yapımında ana elemanlar olarak Slikon ve Galliyum arsenid (GaAs) kullanılır. Diyot içerisindeki P+ ve N+ tipi kristaller, içerisindeki katkı maddeleri normal haldekinden çok daha fazla olan P,N kristalleridir.

KirÅŸof kanununa göre: 9=I*R+2 ‘dir. I=0.05A olup

Ayrıca, diyodun uçları pozitif (+) ve negatif (-) iÅŸaretleri ile de belirlenir. “+” uca anot, “-” uca katot denir. Diyodun anoduna, gerilim kaynağının pozitif (+) kutbu, katoduna kaynağın negatif (-) kutbu gelecek ÅŸekilde gerilim uygulandığında diyot iletime geçer.

2W ‘ın üzerindeki diyotlar Büyük Güçlü Diyotlar olarak tanımlanır. Bu tür diyotlar, büyük deÄŸerli DC akıma ihtiyaç duyulan galvano-plasti, ark kaynakları gibi devrelere ait doÄŸrultucularda kullanılmaktadır.

Katkı maddesinin cinsine göre şu ışıklar oluşur:

Bugün nokta temaslı diyotların yerini her ne kadar jonksiyon diyotlar almış ise de, yine de elektrotları arasındaki kapasitenin çok küçük olması nedeniyle yüksek frekanslı devrelerde kullanılma alanları bulunmaktadır. Ters yön dayanma gerilimleri düşük olup dikkatli kullanılması gerekir.

Tünel diyotlar, özellikle mikro dalga alanında yükselteç ve osilatör olarak yararlanılmak üzere üretilmektedir. Tünel diyoda, esaslarını 1958 ‘de ilk ortaya koyan Japon Dr. Lee Esaki’nin adından esinlenerek “Esaki Diyodu” dan denmektedir.

Bu tür diyotta, N tipi kristale noktasal olarak büyük bir pozitif gerilim uygulanır. Pozitif gerilim temas noktasındaki bir kısım kovalan bağı kırarak elektronları alır. Böylece, çok küçük çapta bir P tipi kristal ve dolayısıyla da PN diyot oluÅŸur. Bu oluÅŸum ÅŸekil 3.12 (b) ‘de gösterilmiÅŸtir.

Mikrodalga bölgelerinde kullanılabilen başlıca diyotlar şunlardır: Gunn (Gan) diyotları Impatt (Avalanş) diyotları Baritt (Schottky)(Şotki) diyotları Ani toparlanmalı diyotlar P-I-N diyotları

Yapısı, N tipi Galliyum arsenid (GaAs) veya İndiyum fosfat (InP) ‘den yapılacak ince çubukların kısa kısa kesilmesiyle elde edilir.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Diyot

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Periyodik elementler tablosunu

Yazan: admin | -1 | PerÅŸembe 25 Åžubat 2010 12:45

Daha sonraları elementlerin ağırlıkları yeniden belirlenip periyodik tabloda düzeltmeler yapıldıysa da, Mendeleyev ile Meyer’in 1871 deki tablolarında özelliklerine bakılarak yerleÅŸtirilmiÅŸ olan bazı elementlerin bu yerleri, aÄŸarlıklarına göre dizilme düzenine uymuyordu. ÖrneÄŸin argon – potasyum, kobalt – nikel ve tellür – iyot çiftlerinde, birinci elementlerin ağırlıkları daha büyük olmakla birlikte periyodik sistemdeki konumları ikinci elementlerden önce geliyordu. Bu tutarsızlık yapısının iyice anlaşılmasından sonra çözümlendi.

Mendeleyev’in hazırladığı ilk 17 grup (sütun) ile 7 periyottan oluÅŸuyordu ; periyotlardan, potasyumdan broma ve rubidyumdan iyoda kadar olan elementlerin sıralandığı ikisi tümüyle doluydu ; bunun üstünde, her birinde 7 element bulunan (lityumdan flüora ve sodyumdan klora) iki kısmen dolu periyot ile altında üç boÅŸ periyot bulunuyordu. Mendeleyev 1871 de tablosunu yeniden düzenledi ve 17 elementin yerini (doÄŸru biçimde) deÄŸiÅŸtirdi. Daha sonra Lothar Meyer ile birlikte, uzun periyotların her birinin 7 elementlik iki periyoda ayrıldığı ve 8. gruba demir, kobalt, nikel gibi üç merkezi elementin yerleÅŸtirildiÄŸi 8 sütunluk yeni bir tablo hazırladı.

b) Atom çapı ve hacmi büyür.

19. yüzyıl baÅŸlarında kimyasal çözümleme yöntemlerinde hızlı geliÅŸmeler elementlerin ve bileÅŸiklerin fiziksel ve kimyasal özelliklerine iliÅŸkin çok geniÅŸ bir bilgi birikimine neden oldu. Bunun sonucunda adamları elementler için çeÅŸitli sınıflandırma sistemleri bulmaya çalıştılar. Rus kimyacı Dimitriy İvanoviç Mendeleyev 1860′larda elementlerin özellikleri arasındaki iliÅŸkileri ayrıntılı olarak araÅŸtırmaya baÅŸladı.

Periyodik sistemin bugün kullanılan uzun Periyotlu biçiminde, doğal olarak bulunmuş ya da yapay yolla elde edilmiş olan 107 element artan atom numaralarına göre yedi yatay periyotta sıralanır ; lantandan (atom numarası 57) lütesyuma (71) kadar uzanan lantanitler dizisi ile aktinyumdan (89) lavrensiyuma (103) aktinitler dizisi bu periyotların altında ayrıca sıralanır. Periyotların uzunlukları farklıdır. İlk periyot hidrojen periyodudur. Ve burada hidrojen (1) ile helyum (21) yer alır. Bunun ardından her birinde 8 element bulunan iki kısa periyot uzanır. Birinci kısa periyotta lityumdan (3) neona (10) kadar olan elementler, ikinci kısa periyotta ise sodyumdan (11) argona (18) kadar olan elementler yer alır. Bunları, her birinde 18 elementin bulunduğu iki uzun periyot izler. Birinci uzun periyotta potasyumdan (19) kriptona (36), ikinci uzun periyotta rubidyumdan (37) ksenona (54) kadar olan elementler bulunur. Sezyumdan (55) radona (86) kadar uzanan 32 elementlik çok uzun altıncı periyot, lantanitlerin ayrı tutulmasıyla 18 sütunda toplanmıştır ve özellikleri birinci ve ikinci uzun periyottaki elementlerinkine çok benzeyen elementler bu elementlerin altında yer alır. 32 elementlik en son uzun periyot tamamlanmamıştır. Bu periyot ikinci en uzun periyottur ve atom numarası 118 olan elementlerle tamamlanacaktır.

Periyodik Tablonun Tarihçesi

I. grup alkali metaller grubudur ; lityum ve sodyumun yanı potasyumdan fransiyuma kadar inen metalleri kapsayan bu grup, farklı özelliklere sahip Ib grubu metallerini içermez. Aynı biçimde, berilyumdan radyuma kadar inen elementleri kapsayan II. grup toprak alkali metallerdir ve IIb grubundaki elementleri kapsamaz. III. grubu oluşturan bor grubu elementlerinin özellikleri, IIIa grubunun mu yoksa IIIb grubunun mu, bu grupta yer alacağı sorusuna kesin bir yanıt getirmez, ama çoğunlukla IIIa grubu elementleri bor grubu olarak düşünülür. IV. grubu karbon grubu elementleri oluşturur ; bu grup , kalay, kurşun, gibi elementleri kapsar. Azot grubu elementleri V. grupta toplanmışlardır. VI. grup oksijen grubu elementlerinden, VII. grup ise halojenlerden oluşur.

f) Elementlerin, oksitlerin ve hidroksitlerin baz özelliği artar, asit özelliği azalır.

Bir Grupta Yukarıdan Aşağıya Doğru İnildikçe ;

g) Elementlerin indirgen özelliği artar, yükseltgen özelliği azalır.

e) Elementlerin özelliği artar, ametal özelliği azalır.

c) İyonlaşma enerjisi artar.

e) Elementlerin metal özelliği azalır, ametal özelliği artar. (8A hariç)

d) İyonlaşma enerjisi, elektron ilgisi ve elektronegatiflik azalır.

Periyodik kimyasal elementlerin sınıflandırılmasına yarayan tablodur. Bu tablo bilinen bütün elementlerin artan atom numaralarına (buna proton sayısı da denir) göre bir sıralanışdır. Periyodik cetvelden önce de bu yönde çalışmalar yapılmış olmakla birlikte, icadı genellikle Rus kimyager Dimitri Mendeleyev’e maledilir. 1869′da Mendeleyev, tabloyu, atomların artan atom ağırlıklarına göre sıralandıklarında belli özelliklerin tekrarlanıyor olmasından oluÅŸturmuÅŸtur.

b) Atom çapı ve hacmi küçülür.

Bir grupta yukarıdan aşağıya inildikçe,

Hidrojen elementi bazı tablolarda Ia grubunda gösterilmekle birlikte kimyasal özellikleri alkali metallere ya da halojenlere çok benzemez ve elementler arasında benzersiz özelliklere sahip tek elementtir. Bu nedenle hiç bir grubun kapsamında değildir. Uzun periyotların (4., 5. Ve 6. periyotlar) orta bölümünde yer alan IIIb, IVb, Vb, VIIb, Ib gruplarındaki ve VIII. gruptaki 56 elemente geçiş elementleri denir.

c) Değerlik elektron sayısı değişmez.

1869′da, elementlerin artan atom ağırlıklarına göre dizildiklerinde özelliklerinin de periyodik olarak deÄŸiÅŸtiÄŸini ifade eden periyodik yasayı geliÅŸtirdi ve gözlemlediÄŸi baÄŸlantıları sergilemek için bir periyodik tablo hazırladı. Alman kimyacı Lothar Meyer de, Mendeleyev’den bağımsız olarak hemen hemen aynı zamanda benzer bir sınıflandırma yöntemi geliÅŸtirdi. Mendeleyev’in periyodik tablosu o güne deÄŸin tek başına incelenmiÅŸ kimyasal baÄŸlantıların pek çoÄŸunun birlikte gözlemlenmesini de olanaklı kıldı. Ama bu sistem önceleri pek kabul görmedi. Mendeleyev tablosunda bazı boÅŸluklar bıraktı ve bu yerlerin henüz bulunmamış elementlerle doldurulacağını ön gördü. Gerçekten de bunu izleyen 20 yıl içinde skandiyum, galyum ve germanyum elementleri bulunarak boÅŸluklar doldurulmaya baÅŸlandı.

d) Elektron ilgisi ve elektronegatifliği artar. (8A hariç)

Helyum, neon, argon, kripton, ksenon ve radondan oluşan altı soy , tümüyle dolu altı periyodun sonunda yer alır ve bunlar periyodik sistemin 0 grubunu oluştururlar. Lityumdan flüora ve sodyumdan klora kadar uzanan ikinci ve üçüncü periyottaki yedişer element ise sırasıyla I., II., III., IV., V., VI., VII. grupları oluştururlar. Dördüncü periyotta yer alan, potasyumdan broma kadar sıralanan 17 elementin özellikleri farklıdır. Bunların periyodik sistemde 17 alt grup oluşturdukları düşünülebilir, ama bu elementler geleneksel olarak 15 alt grupta toplanırlar ve demir, kobalt, nikel ve bundan sonraki periyotta benzer özellikte olan elementler tek bir grupta, VIII. Grupta yer alırlar. Potasyumdan (19) manganeze (25) kadar olan elementler sırasıyla Ia, IIa, IIIa, IVa, Va, VIa, VIIa alt gruplarında, bakırdan (29) broma (35) kadar olan elementler de Ib, IIb, IIIb, IVb, Vb, VIb, VIIb, alt gruplarında toplanırlar.

Yaklaşık 1910′da Sir Ernest Rutherford’un ağır atom çekirdeklerin- den alfa parçacıkları saçılımı üzerine yaptığı deneyler sonucunda çekirdek yükü kavramı geliÅŸtirildi. Çekirdek yükünü elektron yüküne oranı kabaca atom ağırlığının yarısı kadardı. A. van den Broek 1911′de, atom numarası olarak tanımlanan bu niceliÄŸin elementin periyodik sistemindeki sıra numarası olarak kabul edilebileceÄŸi görüşünü ortaya attı. Bu öneri H.G.J. Moseley’in pek çok elementin özgün X ışını tayf çizgi- lerinin dalga boylarını ölçmesiyle doÄŸrulandı. Bundan sonra elementler periyodik tabloda artan atom numaralarına göre sıralanmaya baÅŸladı. Periyodik sistem, Bohr’un 1913′te baÅŸlattığı atomların elektron yapıları ve tayfın kuvantum kuramı üzerindeki çalışmalarla açıklığa kavuÅŸtu.

a) Proton sayısı, nötron sayısı, elektron sayısı, çekirdek yükü, Atom no, Kütle no artar.

Bir Periyotta Soldan Sağa Doğru Gidildikçe ;

a) Atom no, kütle no, proton sayısı, atom kütlesi, nötron sayısı, elektron sayısı, değerlik elektron sayısı artar.

f) Elementlerin oksitlerinin ve hidroksitlerinin baz özelliği azalır, asitlik özellik artar. (8A hariç)

Lord Rayleigh (Jonh William Strutt) ve Sir William Ramsay’in 1894 den baÅŸlayarak soygazlar olarak anılan helyum, neon, argon, kripton, radon ve ksenonu bulmalarından sonra, Mendeleyev ve öbür kimyacılar periyodik tabloya yeni bir “sıfır” grubunun eklenmesini önerdiler ve sıfırdan sekize kadar olan grupların yer aldığı kısa periyotlu tabloyu geliÅŸtirdiler. Bu tablo 1930′lara deÄŸin kullanıldı.

Bir periyotta soldan sağa doğru gidildikçe,

g) Elementlerin indirgen özelliği azalır, yükseltgen özelliği artar. (8A hariç)

SaÄŸdan sola doÄŸru gidildikçe ise tam tersi olur… aÅŸağıdan yukarı gidildikçe ise tam tersi olur… Bu yüzden çaprazlama gidilirse atom çapı her zaman büyür.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Periyodik_elementler_tablosu

Tags: , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , ,

mıknatısın icadı

Yazan: admin | icatlar | Pazartesi 8 Åžubat 2010 01:20

, manyetik alan üreten nesne veya malzemedir. Demir, nikel, kobalt gibi bazı metalleri çeker, bakır ve alüminyum gibi bazı metallere ve olmayan malzemelere etki etmez.

Mıknatıslık etkisi, malzemelerde iki karşılıklı uçta toplanır. Bu iki uca mıknatısın kuzey ve güney kutubu ismi verilir. İki mıknatısın eş kutupları birbirini iterken, zıt kutupları birbirini çeker.

Çubuk mıknatıslar, daire Mıknatıslar,U mıknatıslar olmak üzere bir çok değişik şekilde üretilebilirler.

Demir, kobalt, nikel oda ısısında ferromanyetik özelliğe sahiptir. Sabit mıknatıslar, mıknatıs taşı gibi doğada mıknatıslanmış halde bulunan maddeler olabileceği gibi, Alnico, NdFeB, Sm-Co,Sm-Fe mıknatıslar gibi yapay olarak hazırlanmış alaşımlar da olabilir. Yapay mıknatıslar genellikle düz bir çubuk veya at nalı şeklinde üretilirler. Bu tür mıknatıslarda manyetik kutuplar kısa olan uçların üzerindedir.

Sabit mıknatıslar, motorları, hoparlörler gibi enerjisini hareket enerjisine veya hareket enerjisini enerjisine çeviren aletlerde kullanılır.

En basit haliyle bir elektromıknatıs sarmal şekil verilmiş bir telin iki ucuna gerilim uygulanarak elde edilir. Sarmalın ortasına ferromanyetik bir cisim koyularak mıknatıslık özelliği yüzlerce kat arttırılabilir. Elektromıknatıslar, mıknatıslık özelliğini sadece telden geçtiği sürece korur. Oluşan manyetik alanın kuzey kutbunun yönü sağ el kuralı ile tesbit edilebilir.

Elektromıknatıslar, elektrik motorları, parçacık hızlandırıcılar, röleler gibi cihazlarda, yüklü parçacıkları saptırmak veya elektrik enerjisini hareket enerjisine çevirmek gibi birçok amaç için kulanırlar. Dünyada adı”MİNYATİT” denilen doÄŸal mıknatıslar vardır.

Eski ve kısmen günümüzde de kullanılabilen bir kuram olan mıknatısın moleküler kuramına göre; mıknatıslanabilen cisimlerin içinde Kuzey (N) ve Güney (S) kutuplar bulunur. Cismin içindeki kutuplar, cisim mıknatıslanmadan önce moleküler seviyede düzensiz gruplar halindedir. Cisim manyetik hale geldiğinde, cismin içindeki bu grupların birçoğu aynı doğrultuya gelerek cismin toplam manyetik alanına katkıda bulunur. Böylece tek bir manyetik alan ve tam bir manyetik kutupluluk elde edilir.

Mıknatıslığın modern elektron kuramı da kısmen aynı noktaları kabul eder ama yük fikrini bırakır. Domain veya gruplarından meydana gelen tanecik fikrine ağırlık verir. Manyetiklik durumunun sebebini ve moleküllerin manyetik momentlerine ve dış etkilerle cismin içindeki manyetik kuvvetin paralelleştirilmesine bağlar.

Manyetik kuvvetin etkisi ile, kendisi manyetik olmadığı halde çekilen maddelere paramanyetik, itilen maddelere diyamanyetik denir. Paramanyetik maddelere örnek olarak alüminyum, baryum ve oksijen, diyamanyetik maddelere ise civa, altın, bizmut, ve benzeri maddeler verilebilir.

Demir,kobalt, nikel gibi manyetik herhangi bir metal aşağıdaki yöntemlerden biri veya birkaçı ile sabit mıknatıs haline getirilebilir.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/M%C4%B1knat%C4%B1s

Tags: , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , ,

Dünyanın

Yazan: admin | icatlar | Pazartesi 8 Åžubat 2010 01:20

→ Başlığın diğer anlamları için Dünya (anlam ayrımı) sayfasına bakınız. → Başlığın diğer anlamları için Yeryüzü (anlam ayrımı) sayfasına bakınız.

Yapılan araÅŸtırmalar sonucu gezegenimizin yaşı 4,5 milyar yıl olarak hesaplanmıştır.Geçen bu zaman dilimi, karmaşık bileÅŸik yapılar ve içerdiÄŸi elementler göze alındığında, , Dünya ve diÄŸer gezegenler dahil sistemi’ndeki yapıları oluÅŸturan moleküler bulutsunun kaynağı, ömrünü önceden tamamlamış bir genç tip yıldız’ın dağılmış artıklarının ve yıldızlarası maddenin bir merkez etrafında dönerek gittikçe yoÄŸunlaÅŸmasıyla oluÅŸmuÅŸtur. Merkezde yoÄŸunlaÅŸan çoÄŸunlukla Hidrojen ve Helyum molekülleri yeni bir G2 türü yıldızı, yani ’i oluÅŸturmaya baÅŸlamış, çevre disklerdeki yoÄŸunluklu bölgelerde ise gezegenler oluÅŸmaya baÅŸlamıştır. Dünyamız ise ’e 3. sırada yakınlıkta bulunan karasal bir iç gezegendir.

OluÅŸum diskleri süreci ve sonrasında bu karasal gezegenler ağır göktaşı çarpışmalarına sahne olmuÅŸtur. GöktaÅŸları yapısında bulunan donmuÅŸ buzlar ve silikat ve metal yapılar, karaların ve okyanuslarının oluÅŸmasını saÄŸlamış, merkezde yoÄŸunlaÅŸan ağır demir ve nikel elementleri ise gezegenimizin çekirdeÄŸini oluÅŸturmuÅŸtur. Ağır göktaşı bombardımanı, asteroid kuÅŸağının Jüpiter’in güçlü çekim etkisi sonucu daha kararlı hale gelmesiyle gittikçe azalmıştır. Uygun koÅŸullar oluÅŸtuÄŸunda geliÅŸmeye baÅŸlayan canlı hayat sonrasında özellikle bitkiler ve yaptıkları fotosentez ile atmosfer’imizin yapısal bileÅŸimi önemli oranda deÄŸiÅŸmiÅŸ ve oksijen oranının yükselmesine neden olmuÅŸtur.

Dünya’nın yaşı doÄŸrudan doÄŸruya kayaçların yaşıyla ölçülemez. Çünkü bilinen en yaÅŸlı kayaçların bile bugün artık yeryüzünde var olmayan daha yaÅŸlı kayaçlardan oluÅŸtuÄŸunu biliyoruz. Bugüne kadar saptanabilen en yaÅŸlı kayaçlar Grönland’ın batısında bulunmuÅŸtur ve 3,8 milyar yaşındadır. Demek oluyor ki Dünya’nın yaşı bundan daha fazladır.

Bugün Dünya’nın yaşını hesaplamak için elde edilen en iyi yöntem radyoaktif elementlerin yarılanmaları sonucu baÅŸka elementlere dönüşümleridir. ÖrneÄŸin radyoaktif uranyum elementinin uranyum-238 ve uranyum-235 gibi iki ayrı tipte atomu (izotop) vardır. Bu atomların ikisi de çok yavaÅŸ bir süreçle kurÅŸun atomlarına dönüşür. Öbür uranyum izotopundan biraz daha ağır olan uranyum-238′in dönüşümüyle daha hafif bir kurÅŸun izotopu olan kurÅŸun-206, uranyum-234′in dönüşümüyle de biraz daha ağır bir izotop olan kurÅŸun-207 atomları oluÅŸur. Uranyum-235′in kurÅŸuna dönüşme hızı uranyum-238′in dönüşme hızından altı kat daha fazladır. Bu nedenler, incelenen bir kayaçtaki kurÅŸun-206 ve kurÅŸun-207 atomlarının oranı kayacın yaşına baÄŸlı olarak deÄŸiÅŸir. En yaÅŸlı olduÄŸu düşünülen bir kurÅŸun minerali ile bugün okyanuslarda oluÅŸan kurÅŸunun izotop yapısı arasındaki fark, ancak bu iki örneÄŸin oluÅŸumları arasında 4,55 milyar yıllık bir zaman dilimi olmasıyla açıklanabilir. Bu süre de Dünya’nın yaşı olarak kabul edilebilir. En eski kayaçların yaşını hesaplamak için radyoaktif rubidyum elementinin stronsiyuma dönüşme süreci de temel zaman ölçeÄŸi olarak alınabilir. Bunun sonucunda dünyamızın tahminen 5.5 milyar yıllık olduÄŸu varsayılmaktadır.

Dünya’nın üzerindeki topografik oluÅŸumlar ve kendi ekseni etrafındaki eksantrik hareketi nedeniyle düzgün bir geometrisi yoktur. Geoibs bir biçimdedir, fakat ekvatordaki yarıçapı kutuplardaki yarıçapından fazladır. Bu kutuplarından basık özel küresel geometrik ÅŸekil jeoit (Latince, Eski Geo “dünya”) yani “Dünya ÅŸekli” diye adlandırılır. Referans küremsinin ortalama çapı 12.742 km’dir (~40.000 km/Ï€). Yer’in ekseni etrafında dönmesi ekvatorun dışarı doÄŸru biraz fırlamasına neden olduÄŸu için ekvatorun çapı, kutupları birleÅŸtiren çaptan 43 km daha uzundur. Ortalamadan en büyük sapmalar, Everest Dağı (denizden 8.848 m yüksekte) ve Mariana Çukuru dur (deniz seviyesinin 10.924 m altı). Dolayısıyla ideal bir elipsoide kıyasla Yer’in %0,17′lik toleransı vardır. Ekvatorun ÅŸiÅŸkinliÄŸi yüzünden Yer’in merkezinden en yüksek nokta aslında ekvatordadır.

Yer’in içi, diÄŸer gezegenler gibi, kimyasal olarak tabakalardan oluÅŸur. Yer’in silikattan oluÅŸmuÅŸ bir kabuÄŸu, yüksek viskoziteli bir mantosu, akışkan bir dış çekirdeÄŸi ve katı halde bir iç çekirdeÄŸi vardır.

Yer’in tabakaları aÅŸağıda belirtilen derinliklerdedir:

Dünya’nın dış kabuÄŸu ile bu kabuÄŸun üzerindeki atmosfer(hava) ve hidrosfer (okyanuslar ve denizler)katmanları doÄŸrudan gözlemle incelenebilir. Oysa Dünya’nın iç bölümlerine ulaÅŸarak yapısını doÄŸrudan inceleme olanağı yoktur. Dünya’nın iç yapısına iliÅŸkin bütün bilgiler depremlerin incelenmesinden ve Dünya’nın içinde var olduÄŸu düşünülen maddeler üzerindeki deneylerden elde edilmiÅŸtir. YanardaÄŸların varlığına ve yerkabuÄŸunun yüzeyindeki ısı akışı ölçümlerine dayanarak Dünya’nın iç böümlerinin çok sıcak olduÄŸunu biliyoruz. YerkabuÄŸunun derinliklerine doÄŸru indikçe kayaçların sıcaklığı her kilometrede 30 °C kadar yükselir. Böylece; kabuÄŸun en alt katmanlarının çok daha üstünde yer alan kayaçlar kızıl kor haline dönüşür. Aslında Dünya’nın büyüklüğüne oranla yerkabuÄŸu çok incedir. EÄŸer Dünya’yı bir büyüklüğünde düşünürsek kabuÄŸu da ancak topun üzerine yapıştırılmış bir posta pulu kalınlığındadır. KabuÄŸun altında kalan kayaçlar ise akkor sıcaklığına kadar ulaşır.

Depremlerin nedeni, yerkabuÄŸundaki bir kırıkla birbirinden ayrılan iki büyük kütlenin (levhanın) birdenbire harekete geçerek üst üste binmesi ya da uzaklaÅŸması sonucunda yerkabuÄŸunun ÅŸiddetle ileri geri sarsılmasıdır. Büyük bir depremde bazi titreÅŸimler Dünya’nın öbür yüzündeki dairesel bir alanda “odaklanır”. Buna karşılık bazı titreÅŸimler çekirdeÄŸi aşıp öbür yana geçmez. Böylece Dünya’nın öbür yüzünde hiçbir titreÅŸimin duyulmadığı halka biçiminde bir “gölge” belirir. Bu gölgenin boyutları ölçülerek çekirdeÄŸin büyüklüğü hesaplanabilir. Ayrıca deprem titreÅŸimlerinin yayılma hızi saptanarak içinden geçtikleri maddelerin yoÄŸunluÄŸu, dolayısıyla bileÅŸimi belirlenebilir. EritilmiÅŸ kayaçlarla yapılan laboratuvar deneyleri bu çalışmalara büyük ölçüde tutar. Dünya’nın yüzeyi, kalınlığı 6 ile 70 km arasında deÄŸiÅŸen bir “kabuk” katmanıyla örtülüdür. YerkabuÄŸu denen bu katman daha ağır maddelerden oluÅŸan ve 2.865 km derine inen çok kalın “manto” katmanının üzerine oturur. Mantonun bittiÄŸi yerde Dünya’nın merkezine kadar kadar 3.473 km boyunca uzanan “çekirdek” baÅŸlar. Jeologlara göre, içteki manto katmanı çok büyük kabarma harektleri sonucunda yerkabuÄŸunu iterek birçok yerde yüzeye cıkmıştır. Ayrıca normal olarak yerkabuÄŸunun yapısında bulunmayan bazı kayaçlar da yanardağı hareketleri nedeniyle Dünya’nın yüzeyine ulaÅŸmıştır. Jeologlar bu verilere dayanarak mantonun üst kesimlerinin “ültrabazik” korkayaçlardan oluÅŸtuÄŸunu ileri sürerler. Bir yanda “asit” kayaç olarak nitelenen granitin yer aldığı kayaç sınıflandırmasının öbür ucunda bulunan bu ültrabazik kayaçlar ağır demir ve magnezyum silikatlardan oluÅŸur. Mantonun alt bölümlerinin de aynı yapıda, ama daha ağır ve yoÄŸun olduÄŸu sanılmaktadır. ÇekirdeÄŸin yapısındaki maddeler ise hem mantodakilerden daha ağır, hem de hiç deÄŸilse çekirdeÄŸin dış bölümünde sıvı haldedir. Buna karşılık çekirdeÄŸin içinin manto ve kabuk gibi katı olduÄŸu sanılıyor. YerçekirdeÄŸin olaÄŸanüstü bir basınç vardır. Bilinen elementlerin çoÄŸu böylesine büyük bir basınç altında çok yoÄŸunlaÅŸmış olarak bulunabilir; ama jeologların genel kanısı, bazı demirli göktaÅŸları (meteoritler) gibi çekirdeÄŸin de metal halindeki nikel ve demirden oluÅŸtuÄŸudur.

YerkabuÄŸu mantoya oranla daha hafif maddelerden oluÅŸmuÅŸtur ve bu iki katman arasındaki geçiÅŸ bölgesi nerdeyse kesin bir sınır çizer. Bu geçiÅŸ bölgesi, böyle bir sınırın varlığını ilk kez saptayan Yugoslav adamı Andrije Mohoroviçiç’in (1857-1936) adıyla “Mohoroviçiç süreksizliÄŸi” kısaca “M-süreksizliÄŸi” ya da “moho” olarak anılır. Bu sınırın varlığını gösteren en önemli kanıt yerkabuÄŸundaki deprem titreÅŸimlerinin süreksizlik bölgesinden geçip mantoya ulaÅŸtığında bir denbire hızlanmasıdır.

Yer kabuÄŸu okyanusların ve denizlerin altında uzandığı zaman “okyanus kabuÄŸu” , kıtaları oluÅŸturduÄŸu zaman’da “kıta kabuÄŸu” olarak adlandırılır. Okyanus kabuÄŸunun kalınlığı 6-8 km arasındadır. Oysa ortalama kalınlığı 40 kilometreyi bulan kıta kabuÄŸu yüksek sıradaÄŸların altında 60-70 kilometreye ulaşır.

Okyanus kabuğu üç katmandan oluşur. En alt katman, yerin derinlerindeki erimiş maddelerin (magmanın) katılaşmasıyla oluşan korkayaçlardır. Orta katman yanardağ lavrarından, üst katman ise temel olarak kum ve çamur gibi tortullardan oluşur. Okyanus kabuğu sürekli hareket halindedir. Bu nedenle kabukta okyanus sırtları boyunca çatlaklar oluşur ve bu çatlakların arasından yüzeye çıkan erişmiş maddelerin sertleşmesiyle okyanus kabuğuna yeni katmanlar eklenir. Bu yeni kabuk sertleşdikten sonra yılda 1 ile 10 cm kadar ilerliyerek yavaş yavaş okyanus sırtından iki yana doğru yayılır. Böylece okyanus sırtları suyun altında yüksek sırdağlar oluşturur.

YerkabuÄŸu çok sayıda eÄŸri levhanın yan yana dizilmesiyle oluÅŸan bir bütün olarak düşünebilir. Bu levhalar mantonun oldukça yumuÅŸak üst katmanına oturduÄŸu için saÄŸa sola hareket edebilir. Okyanus sırtları, okyanus çukurları ve bazı uzun kırıklar yalnızca levhaların kenarlarında oluÅŸur; bu kırıkların olduÄŸu yerlerde de levhalar kayarak birbirinin üstüne binebilir. Levhalardan çoÄŸunun üzerinde bu levhalarla birlikte hareket eden bir ya da birkaç kıta bulunur. Nitekim, bir zamanlar iki kıtaya ayıran okyanus kabuÄŸunun çökmesiyle kıtalar bazı yerde birbirine iyice yaklaÅŸmış, hatta üst üste binmiÅŸtir. ÖrneÄŸin aralarındaki okyanus kabuÄŸu cökmesi sonucunda Hindistan ve ile Asya kıtası çarpışmış ve iki karanın kenarları yükselerek Himalaya DaÄŸları’nı oluÅŸturmuÅŸtur. Büyük ve ÅŸiddetli depremlerin hemen hepsi bu levhaların kenarlarında, bir levhanın öbürünün altına girmesiyle olur. Aynı biçimde, en etkin yanardaÄŸlar da okyanus kabuÄŸunun ya İzlanda’da olduÄŸu gibi yükselerek sırta dönüştüğü ya da Andlar’da olduÄŸu gibi çökerek kıtaların altına girdiÄŸi yerlerde bulunur.

Okyanus tabanının yanlara doÄŸru yayılarak geniÅŸlemesi çok çarpıcı bir biçimde kanıtlanmıştır. Bu kanıtlamanın en önemli dayanak noktası da Dünya’nın magnetik alanının yukarıda anlatıldığı gibi zaman zaman yön deÄŸiÅŸtirmesidir. YerkabuÄŸunun derinliklerindeki erimiÅŸ magma yüzeye çıkarak kristalleÅŸirken bazı mineral parçacıkları mıknatıslanır. Böylece her biri Dünya’nın magnetik kutuplarını gösteren küçük birer mıknatısa dönüşür. Jeologlar yaÅŸları bilinen lav katmanlarının, yapılarındaki mıknatıslanmış parçacıklar bazen kuzey, bazen güney magnetik kutbuna yönelecek biçiminde yan yana yerleÅŸtiÄŸini saptamışlardır. Bunun nedeni, bir katmandaki mıknatıslanmış parçacıkların kuzey ve güney kutuplarının Dünya’nın magnetik kutuplarına uygun olarak dizilmesi, sonra magnetik kutuplar yön deÄŸiÅŸtirdiÄŸinde üstteki yeni katmanda bulunan parçacıkların bir önceki katmandakilere ters yönde yerleÅŸmesidir. Kısacası okyanus kabuÄŸu magnetik bantlı dev bir kayıt aleti, yani bir teyp gibi Dünya’nın magnetik alanındaki bütün deÄŸisikleri bir bir kaydetmiÅŸtir.

Levha hareket teorisi’ne (tektonik levha teorisi olarak da bilinir) göre Yer’in en dış kısmı iki tabakadan oluÅŸur: kabuÄŸu da kapsayan litosfer ve mantonun katılaÅŸmış dış kısmı. Litosferin altında astenosfer bulunur, bu mantonun yüksek viskoziteli olan iç kısmıdır.

Litosfer, astenosferin üzerinde, tektonik levhalara ayrılmış bir halde yüzmektedir. Bu plakalar belli temas noktalarında üç tür hareketten birini gösterirler: yaklaşma, uzaklaşma veya yanyana kayma. Bu temas noktalarında depremler, volkanik faaliyetler, dağ oluşumları ve okyanus dibi hendekler oluşur.

Ana plakalar şunlardır:

Önemli küçük plakalar arasinda Hint plakası, Arabistan plakası, Karaip plakası, Nazka plakası, Skotia plakası ve Anadolu plakası sayılabilir.

Kıtaları oluÅŸturan güç, levha hareketlerinin motoru olan Yer’in iç enerji kaynağıysa, çok daha büyük bir dış enerji kaynağı, kıtaları aşındırarak yok etme sürecinde etkili olur: . Atmosfer hareketlerini ve su döngüsünü sürdürmek için gerekli enerjiyi saÄŸlayan güneÅŸ ışınları, su ve rüzgar aşındırması ile kıta yüzeylerinden koparılan minerallerin yine bu iki araç yardımıyla okyanus tabanlarına taşınarak çökmesine yardımcı olur. Bu mekanizma ile okyanus kabuÄŸu üzerinde gittikçe kalınlaÅŸarak biriken tortul kaya katmanı, dalma-batma mekanizması sırasında yerküre içlerine taşınarak yeniden erir.

Aşınma mekanizması, suyun etkisi altındaki hareketlerini izler, yüksek dağların aşınarak alçalmasına, okyanus derinliklerinin dolarak yükselmesine yol açar, sonuçta yer yuvarlağının girinti ve çıkıntılarının törpülenerek çekim etkisi ile belirlenmiş ideal jeoit biçimine yaklaşması yönünde çalışır.

Güneş Sistemi’nin oluşumu ile ilgili farklı teoriler ortaya atılmıştır. En geçerli teori sayılan Kant-Laplace teorisine Nebula teorisi de denir. Bu teoriye göre, Nebula adı verilen kızgın kütlesi ekseni çevresinde sarmal bir hareketle dönerken, zamanla soğuyarak küçülmüştür. Bu dönüş etkisiyle oluşan çekim merkezinde Güneş oluşmuştur. Gazlardan hafif olanları Güneş tarafından çekilmiş, çekim etkisi dışındakiler uzay boşluğuna dağılmış ağır olanlar da Güneş’ten farklı uzaklıklarda soğuyarak gezegenleri oluşturmuşlardır.

Dünya’nın Oluşumu Dünya, Güneş Sistemi oluştuğunda kızgın bir gaz kütlesi halindeydi. Zamanla ekseni çevresindeki dönüşünün etkisiyle, dıştan içe doğru soğumuş, böylece iç içe geçmiş farklı sıcaklıktaki katmanlar oluşmuştur. Günümüzde iç kısımlarda yüksek sıcaklık korunmaktadır. Dünya’nın oluşumundan bugüne kadar geçen zaman ve Dünya’nın yapısı jeolojik zamanlar yardımıyla belirlenir.

Jeolojik Zamanlar Yaklaşık 4,5 milyar yaşında olan Dünya, günümüze kadar çeşitli evrelerden geçmiştir. Jeolojik zamanlar adı verilen bu evrelerin her birinde , değişik canlı türleri ve iklim koşulları görülmüştür. Dünya’nın yapısını inceleyen jeoloji bilimi, jeolojik zamanlar belirlenirken fosillerden ve tortul tabakaların özelliklerinden yararlanılır. Jeolojik zamanlar günümüze en yakın zaman en üstte olacak şekilde sıralanır.

Dördüncü Zaman Üçüncü Zaman İkinci Zaman Birinci Zaman İlkel Zaman

İlkel Zaman Günümüzden yaklaşık 600 milyon yıl önce sona erdiği varsayılan jeolojik zamandır. İlkel zamanın yaklaşık 4 milyar yıl sürdüğü tahmin edilmektedir.

Zamanın önemli olayları : Sularda tek hücreli canlıların ortaya çıkışı En eski kıta çekirdeklerinin oluşumu

İlkel zamanı karakterize eden canlılar alg ve radiolariadır.

Birinci Zaman (Paleozoik)

Günümüzden yaklaşık 225 milyon yıl önce sona erdiği varsayılan jeolojik zamandır. Birinci zamanın yaklaşık 375 milyon yıl sürdüğü tahmin edilmektedir.

Zamanın önemli olayları : Kaledonya ve Hersinya kıvrımlarının oluşumu Özellikle karbon devrinde kömür yataklarının oluşumu İlk kara bitkilerinin ortaya çıkışı Balığa benzer ilk organizmaların ortaya çıkışı Birinci zamanı karakterize eden canlılar graptolith ve trilobittir.

İkinci Zaman (Mezozoik) Günümüzden yaklaşık 65 milyon yıl önce sona erdiği varsayılan jeolojik zamandır. İkinci zamanın yaklaşık 160 milyon yıl sürdüğü tahmin edilmektedir. İkinci zamanı karakterize eden dinazor ve ammonitler bu zamanın sonunda yok olmuşlardır.

Zamanın önemli olayları : Ekvatoral ve soğuk iklimlerin belirmesi Kimmeridge ve Avustrien kıvrımlarının oluşumu İkinci zamanı karakterize eden canlılar ammonit ve dinazordur.

Üçüncü Zaman (Neozoik) Günümüzden yaklaşık 2 milyon yıl önce sona erdiği varsayılan jeolojik zamandır. Üçüncü zamanın yaklaşık 63 milyon yıl sürdüğü tahmin edilmektedir.

Zamanın önemli olayları : § Kıtaların bugünkü görünümünü kazanmaya başlaması § Linyit havzalarının oluşumu § Bugünkü iklim bölgelerinin ve bitki topluluklarının belirmeye başlaması § Alp kıvrım sisteminin gelişmesi § Nümmilitler ve memelilerin ortaya çıkışı Üçüncü zamanı karakterize eden canlılar nummilit, hipparion, elephas ve mastadondur.

Dördüncü Zaman (Kuaterner) Günümüzden 2 milyon yıl önce başladığı ve hala sürdüğü varsayılan jeolojik zamandır. Zamanın önemli olayları : İklimde büyük değişikliklerin ve dört buzul döneminin (Günz, Mindel, Riss, Würm) yaşanması İnsanın ortaya çıkışı Dördüncü zamanı karakterize eden canlılar mamut ve insandır.

Çekirdek Manto Taşküre (Litosfer)

Deprem Dalgaları Deprem dalgaları farklı dalga boylarını göstermektedir. Deprem dalgaları yoğun tabakalardan geçerken dalga boyları küçülür, titreşim sayısı artar. Yoğunluğu az olan tabakalarda ise dalga boyu uzar, titreşim sayısı azalır.

Çekirdek Yoğunluk ve ağırlık bakımından en ağır elementlerin bulunduğu bölümdür. Dünya’nın en iç bölümünü oluşturan çekirdeğin, 5120-2890 km’ler arasındaki kısmına dış çekirdek, 6371-5150 km’ler arasındaki kısmına iç çekirdek denir. İç çekirdekte bulunan demir-nikel karışımı çok yüksek basınç ve sıcaklık etkisiyle kristal haldedir. Dış çekirdekte ise bu karışım ergimiş haldedir.

Manto Litosfer ile çekirdek arasındaki katmandır. 100-2890 km’ler arasında bulunan mantonun yoğunluğu 3,3-5,5 g/cm3 sıcaklığı -3700 °C arasında değişir. Manto, yer hacminin en büyük bölümünü oluşturur. Yapısında , magnezyum , nikel ve demir bulunmaktadır. Mantonun üst kesimi yüksek sıcaklık ve basınçtan dolayı plastiki özellik gösterir. Alt kesimleri ise sıvı halde bulunur. Bu nedenle mantoda sürekli olarak alçalıcı-yükselici hareketler görülür.

Mantodaki Alçalıcı-Yükselici Hareketler Mantonun alt ve üst kısımlarındaki yoğunluk farkı nedeniyle magma adı verilen kızgın akıcı madde yerkabuğuna doğru yükselir. Yoğunluğun arttığı bölümlerde ise magma yerin içine doğru sokulur.

Taşküre (Litosfer) Mantonun üstünde yer alan ve yeryüzüne kadar uzanan katmandır. Kalınlığı ortalama 100 km’dir. Taşküre’nin ortalama 35 km’lik üst bölümüne yerkabuğu denir. Daha çok silisyum ve alüminyum bileşimindeki taşlardan oluşması nedeniyle sial de denir. Yerkabuğunun altındaki bölüme ise silisyum ve magnezyumdan oluştuğu için sima denir. Sial, okyanus tabanlarında incelir yer yer kaybolur. Örneğin Büyük Okyanus tabanının bazı bölümlerinde sial görülmez. Yeryüzünden yerin derinliklerine inildikçe 33 m’de bir sıcaklık 1 °C artar. Buna jeoterm basamağı denir.

Kıtalar ve Okyanuslar Yeryüzünün üst bölümü kara parçalarından ve su kütlelerinden oluşmuştur. Denizlerin ortasında çok büyük birer ada gibi duran kara kütlelerine kıta denir. Kuzey Yarım Küre’de karalar, Güney Yarım Küre’den daha geniş yer kaplar. Asya, Avrupa, Kuzey Amerika’nın tamamı ve Afrika’nın büyük bir bölümü Kuzey Yarım Küre’de yer alır. Güney Amerika’nın ve Afrika’nın büyük bir bölümü, Avustralya ve çevresindeki adalarla Antartika kıtası Güney Yarım Küre’de bulunur. Yeryüzünün yaklaşık ¾’ü sularla kaplıdır. Kıtaların birbirinden ayıran büyük su kütlelerine okyanus denir.

Kara ve Denizlerin Farklı Dağılışının Sonuçları Karaların Kuzey Yarım Küre’de daha fazla yer kaplaması nedeniyle, Kuzey Yarım Küre’de; Yıllık sıcaklık ortalaması daha yüksektir. Sıcaklık farkları daha belirgindir. Eş sıcaklık eğrileri enlemlerden daha fazla sapma gösterir. Kıtalar arası ulaşım daha kolaydır. Nüfus daha kalabalıktır. Kültürlerin gelişmesi ve yayılması daha kolaydır. Ekonomi daha hızlı ve daha çok gelişmiştir.

Hipsografik Eğri Yeryüzünün yükseklik ve derinlik basamaklarını gösteren eğridir. Kıta Platformu: Derin deniz platformundan sonra yüksek dağlar ile kıyı ovaları arasındaki en geniş bölümdür. Karaların Ortalama Yüksekliği: Karaların ortalama yüksekliği 1000 m dir. Dünya’nın en yüksek yeri deniz seviyesinden 8840 m yükseklikteki Everest Tepesi’dir. Kıta Sahanlığı: Deniz seviyesinin altında, kıyı çizgisinden -200 m derine kadar inen bölüme kıta sahanlığı (şelf) denir. Şelf kıtaların su altında kalmış bölümleri sayılır. Kıta Yamacı: Şelf ile derin deniz platformunu birbirine bağlayan bölümdür. Denizlerin Ortalama Derinliği: Denizlerin ortalama derinliği 4000 m dir. Dünya’nın en derin yeri olan Mariana Çukuru denzi seviyesinden 11.035 m derinliktedir. Derin Deniz Platformu: Kıta yamaçları ile çevrelenmiş, ortalama derinliği 6000 m olan yeryüzünün en geniş bölümüdür. Derin Deniz Çukurları: Sima üzerinde hareket eden kıtaların, birbirine çarptıkları yerlerde bulunur. Yeryüzünün en dar bölümüdür.

Dünya kendi çevresinde (23 , 56 dakika, 4.091 saniye) ve güneş çevresinde (365 gün, 6 , 48 dakika) hareket eder. Günlük ve yıllık hareketlerine bağlı olarak gece, gündüz, mevsimler, kayaçların oluşması ve diğer canlılık ve olaylar gerçekleşir. Mevsimlerin oluşmasında etken ise 23 derecelik eksen eğikliğidir.

Hareketleri : Sürekli olarak hareket eden dünyanın iki çeşit hareketi vardır. Bu hareketlerden birisi kendi ekseni etrafında olur ve batıdan doğuya doğrudur. Bu dönmesini 24 saatte tamamlar. Dünyanın kendi ekseni etrafındaki bu dönmesi ile birlikte olan ikinci hareketi ,güneş etrafındadır. Güneş etrafında dünya, elips şeklinde çok geniş bir yörünge üzerindeki hareketini de 365 1/4 günde, yani bir yılda tamamlar. Dünyanın kendi ekseni etrafındaki ve güneş etrafındaki bu iki hareketi, iki önemli olaya sebep verir. Kendi ekseni etrafında dönmesi ile gece ve gündüz, güneşin etrafında dönmesi ile mevsimler meydana gelir. Dünyanın yüzeyi : Dünyanın yüzölçümü 509.200.000 kilometrekaredir. Bunun % 70 denizler 360.600.000 kilometrekare, % 39,u karalar ,148.600.000 kilometrekare dir. Kuzey kutup çevresinde karalarla çevrilmiş bir deniz, Güney Kutup çevresinde denizlerle kuşatılmış bir kara parçası vardır.

Konuyla ilgili diğer Wikimedia sayfaları :

Commons‘da Dünya ile ilgili çoklu ortam dosyaları bulunmaktadır.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/D%C3%BCnya

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

21 yüzyılda yapılan icatlar ve buluşlar

Yazan: -icat-mucit | Yeni icatlar | Pazar 26 Nisan 2009 18:52

1901 ılk kez okyanus aşırı radyo yayını yapıldı
“     1902 Polonya Marie CURıE ve kocası Pierre CURıE Radyumu keÅŸfettiler
“     1903 ABD WRIGHT kardeÅŸler ilk motorlu uçağı tasarladılar
“     1903 Fransız Gustave LıEBAU ilk emniyet kemerini tasarladı ve patentini aldı
“     1903 Hollanda Dr Willem EıNTHOVEN Elektro kardiografi cihazını icat etti
“     1904 ıngiliz John FLEMıNG ilk elektronik vakum tüpü (Diyot) icat etti
“     1905 ABD Albert EINSTEIN (Musevi asıllı Alman) görecelik kuramını yayınladı. Bu yazısını 1915 ve 1919 da tamamladı
“     1906 ABD Alva FıSHER ilk çamaşır makinesını ict etti
“     1907 Kanada Reginald FESSENDEN radyo aracılığıyla ilk insan sesini iletti
“     1907 Fransız CORNU ilk motorlu helikopteri uçurdu
“     1908 Alman GEIGER kendi adını verdiÄŸi ve Radyasyonun varlığını saptayan cihazı geliÅŸtirdi
“     1908 ABD Henry FORD T modeli adındaki ilk seri üretim yaptı. ılk üretim bandı fikrinin de babası olan Ford 1913 de günde   1000 üretebiliyordu
“     1911 Norveç Roald AMUNDSEN Güney kutbunu keÅŸfetti
“     1913 ABD Elmer SPERRY ilk Robotu yaptı (ROBOT kelimesi Çek dilinde “zorunlu emek” anlamındadır ve deyim tarlada köle gibi sürekli çalışan işçiler için kullanılmıştır)
“     1913 ıngiliz Sheffield Paslanmaz çeliÄŸi buldu
“     1914 ABD Ohio kentinde ilk trafik lambaları kullanıldı
“     1914 I Dünya savaşı baÅŸladı ve 1918 de bitti
“     1915 Isıya dayanıklı Pyrex cam üretildi
“     1918 Fransız Pierre LANGEVIN ve ekibi ilk kez SONAR sistemini ict ettiler (SONAR : Sound Navigation and Ranging: yardımıyla yer belirleme ve mesafe ölçme anlamına gelmektedir)
“     1921 Almanya ılk otoyol hizmete girdi
“     1922 Alman Arthur KORN radyo dalgalarıyla fotoÄŸraf gönderebilen Faks tasarladı ve Amerika’ya gönderdi
“     1922 Kanada ılk kez bir ÅŸeker hastasına Ensülin tedavisi uygulandı
“     1923 ısveç Platen ve Munters adlı iki mühendis ilk elektrikli buzdolabını tasarladı
“     1926 ıskoç John Logie BAıRD ilk kez insan yüzünün görüntüsünü Televizyonda elde etti
“     1926 ABD Robert GODDART ilk sıvı yakıtlı roketi baÅŸarıyla fırlattı
“     1928 ABD’li Richard DREW genel amaçlı yapışkan bandı üretti (Avrupada seloteyp diye bilinir)
“     1928 ıskoç Alexander penisilini buldu
“     1929 ABD AT&T Laboratuarlarında Coaxial kablonun patenti alındı
“     1930 ABD ilk elektronik cihaz yaratıldı
“     1930 Wallace CAROTHERS naylonu üretti
“     1930 ABD Clyde TOMBAUGH Plüton u keÅŸfetti
“     1933 Almanya ilk Teleks kullanıldı
“     1934 ıngiliz Percy SHAW kedi gözü adını verdiÄŸi yansıtıcı tasarladı ve çok para kazandı
“     1935 ıskoç Robert Watson-Watt, Radarı icat etti Bu radar uçakları 65 Km den tanıyabiliyordu
“     1935 Rus asıllı Amerikan ıgor SKORSKY VS 300 adlı ilk modern helikopteri yaptı
“     1936 ıngiltere BBC siyah beyaz yayınına baÅŸladı
“     1937 ıngiltere Frank WHITTLE ilk jet motorunu tasarladı
“     1938 Macar Lazla BıRO tükenmez kalemi ict etti
“     1938 ABD Chester CARLSON ilk fotokopi makinesını ict etti
“     1939 ıngiltere ılk Çamaşır makinesi üretildi
“     1939 ABD de HP ÅŸirketi Analog verileri dijitale çeviren Pulse-code modulation sistemini geliÅŸtirdi
“     1939 II Dünya savaşı baÅŸladı ( 1945 de sona erdi )
“     1942 ABD Von BRAUN (Alman göçmeni) V-2 adlı uzun menzilli roketi tasarladı
“     1942 ıtalyan Enrico FERMı ilk Nükleer Reaktörü tasarladı
“     1943 Holanda Wilhelm KOLFF ilk yapay böbreÄŸi tasarladı
“     1945 ABD Robert OPPENHEıMER ilk bombasını geliÅŸtirdi ve denedi. Ayni yıl Japonya’nın Nagazaki ve HiroÅŸima ÅŸehirlerine atıldı ve binlerce sivil öldürüldü. II. Dünya Savaşı sona erdi
“     1945 ABD Percy SPENCER ilk Mikro dalga fırının patentini aldı
“     1946 ABD J.MAUCHLY ve J.ECKERT askeri amaçlı balistik hesaplamalarda kullanılmak üzere ENIAC adlı ilk elektronik sayılan aleti tasarladılar
“     1947 ABD Sesten hızlı uçuÅŸ denemesi baÅŸarıldı
“     1947 ABD’li Edvin LAND polaroid fotoÄŸraf makinesini icat etti
“     1947 ABD Transistorun teorisi geliÅŸtirildi
“     1948 ABD BARDEEN, BRATTAIN ve SCHOCKLEY adlı üç bilim adamı Transistoru icat ettiler
“     1951 ABD IBM ÅŸirketi tarafından ilk ticari bilgisayar yaratıldı
“     1951 ABD John ECKERT ve John MAUCHLY ilk sayısal bilgisayar olan UNIVAC ı yaptılar
“     1953 ABD ılk Renkli TV yayını yapılmaya baÅŸladı
“     1953 ıngiliz Francis CRıCK ve ABD James WATSON DNA moleküllerinin yapısını keÅŸfettiler
“     1957 SSCB uzaydaki ilk insan yapımı cisim olan SPUTNıK 1 adlı uyduyu fırlattı
“     1958 ABD Fizikçiler TOWNES ve SCHAWLOW kuramını ortaya koydular
“     1958 ABD yonga / Mikro Chip icat edildi
“     1958 ABD Alman asıllı Von BRAUN tasarladığı roket sistemleriyle uzaya ilk uydunun fırlatılmasını saÄŸladı
“     1960 ABD Theodor MAIMAN ilk LAZER tabancasını gerçekleÅŸtirdi
“     1961 SSCB Yuri GAGARıN uzaya giden ilk insan oldu
“     1962 ABD ilk TV uydusu olan Telstarı fırlattı
“     1964 ABD IBM ÅŸirketi ilk kelime iÅŸlemciyi üretti
“     1966 ABD Tek transistörlü hafıza yongası yaratıldı
“     1967 G.Afrika Christian BERNARD ılk kalp naklini gerçekleÅŸtirdi
“     1969 ABD Bilgisayar platformlarında UNIX ışletim sistemi çalıştırılmaya baÅŸlandı
“     1969 ABD Neil ARMSTRONG ve Edwin ALDRIN Aya ayak basan ilk insanlar oldular
“     1970 ABD IBM firması ilk Floopy denilen esnek disketi üretti
“     1971 SSCB ilk uzay istasyonu olan Solyut 1 fırlatıldı ve dünya yörüngesine oturtuldu.
“     1972 ıngiliz Godfrey HOUNSFIELD Bilgisayarlı Tomografi cihazını üretti
“     1973 SSCB Lunokhod adlı robot aya iniÅŸ yapan insansız ilk araç oldu
“     1974 ABD DeÄŸiÅŸik bilgisayarların komünikasyonu için TCP/IP protokolü geliÅŸtirildi
“     1974 ABD Bar Code uygulaması baÅŸlatıldı
“     1975 ABD Microsoft adlı yazılım ÅŸirketi kuruldu
“     1976 ABD Intel tarafından 4.77 MHZ hızında 8086 koduyla Mikro iÅŸlemci gerçekleÅŸtirildi
“     1981 ABD IBM firması IBM-PC with MS DOS adıyla kiÅŸisel bilgisayar yaratıldı
“     1982 Hollanda ÅŸirketi olan PHILIPS ilk kompact diski (CD) üretti ( Sony ile ayni zamanda)
“     1982 ABD ılk yapay kalp nakli gerçekleÅŸtirilir.
“     1983 ABD de MicroSoft firması Windows iÅŸletim sistemini yarattı
“     1984 ABD Milyon bitlik hafıza yongası yapıldı
“     1984 ABD firması MACıNTOSH adlı bilgisayarı anons etti
“     1985 ABD ARPA nın adı INTERNET olarak deÄŸiÅŸtirildi
“     1985 Avrupa’da Mobil telefonlar kullanılmaya baÅŸlanır.
“     1986 SSCB Çernobil Nükleer kazası meydana geldi
“     1986 ABD National Instruments firması LabVIEW adı altında GUI tabanlı bir endüstri yazılımı geliÅŸtirdi
“     1990 ABD World Wide Web anons edildi
“     1991 ABD Avrupa’nın ilk çevre uydusu ERS-1 yörüngeye oturtuldu
“     1992 ABD Sanal gerçeklik tasarlandı
“     1992 Ozon tabakasındaki delik Güney Amerika sahillerine kadar geniÅŸlediÄŸi saptandı
“     1997 ABD NASA tarafından fırlatılan Pethfinder Robotu Marsa iniÅŸ yaptı
“     1997 ABD Genetik kopyalamada ilk somut baÅŸarı saÄŸlandı. DOLLY adı verilen bir koyun kopyalandı
“     1997 ABD IBM tarafından gerçekleÅŸtirilen DEEPER BLUE adlı bilgisayar Satranç ustası Kasparov’u yendi
“     2000 ABD ortak bir projede genetik ÅŸifrenin çok büyük oranda çözüldüğünü açıkladılar

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

ısı sensörleri

Yazan: admin | Genel | Pazartesi 15 Aralık 2008 20:43

Bir ortamdaki ya da bir maddenin ısısını ölçmek için kullanılan sensörlere ısı sensörleri denir.

sensör nedir adlı yazıda da bahsettiğimiz gibi ortamdaki fiziksel değerleri akımına çeviren devre elemanlarıdır.

Isı sensörlerine ayrıca termistör denir. ve diye iki tür termistör vardır.
PTC sıcaklık ile direnci artan ısı sensörlerine,NTC ise ısı ile direnci düşen sensörlerdir.

Ayrıca ısı ve sıcaklık sensörleri ve transdüserleri ile ilgili olarak aşağıdaki siteleri öneririm

www..net

http://www.obitet.gazi.edu.tr/obitet/sensorler/otoda_kullanilan_sensorler.htm

http://www.otomasyonsistemleri.org/isi-sensorleri-ve-transduserleri/

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Tüm icatlar 3

Yazan: admin | icatlar | Pazartesi 24 Kasım 2008 18:12

1913 ıngiliz Sheffield Paslanmaz çeliği buldu
1914 ABD Ohio kentinde ilk trafik lambaları kullanıldı
1914 I Dünya savaşı başladı ve 1918 de bitti
1915 Isıya dayanıklı Pyrex cam üretildi
1918 Fransız Pierre LANGEVIN ve ekibi ilk kez SONAR sistemini ict ettiler (SONAR : Sound Navigation and Ranging: Ses yardımıyla yer belirleme ve mesafe ölçme anlamına gelmektedir)
1921 Almanya ılk otoyol hizmete girdi
1922 Alman Arthur KORN radyo dalgalarıyla gönderebilen Faks tasarladı ve Amerika’ya gönderdi
1922 Kanada ılk kez bir şeker hastasına Ensülin tedavisi uygulandı
1923 ısveç Platen ve Munters adlı iki mühendis ilk elektrikli buzdolabını tasarladı
1926 ıskoç John Logie BAıRD ilk kez insan yüzünün görüntüsünü Televizyonda elde etti

1926 ABD Robert GODDART ilk sıvı yakıtlı roketi başarıyla fırlattı
1928 ABD’li Richard DREW genel amaçlı yapışkan bandı üretti (Avrupada seloteyp diye bilinir)1928 ıskoç Alexander penisilini buldu
1929 ABD AT&T Laboratuarlarında Coaxial kablonun patenti alındı
1930 ABD ilk cihaz yaratıldı
1930 Wallace CAROTHERS naylonu üretti
1930 ABD Clyde TOMBAUGH Plüton u keşfetti
1933 Almanya ilk Teleks kullanıldı
1934 ıngiliz Percy SHAW kedi gözü adını verdiği yansıtıcı tasarladı ve çok para kazandı
1935 ıskoç Robert Watson-Watt, Radarı etti Bu radar uçakları 65 Km den tanıyabiliyordu
1935 Rus asıllı Amerikan ıgor SKORSKY VS 300 adlı ilk modern helikopteri yaptı
1936 ıngiltere BBC siyah beyaz yayınına başladı
1937 ıngiltere Frank WHITTLE ilk jet motorunu tasarladı
1938 Macar Lazla BıRO tükenmez kalemi ict etti
1938 ABD Chester CARLSON ilk fotokopi makinesını ict etti
1939 ıngiltere ılk Çamaşır makinesi üretildi
1939 ABD de HP şirketi Analog verileri dijitale çeviren Pulse-code modulation sistemini geliştirdi
1939 II Dünya savaşı başladı ( 1945 de sona erdi )
1942 ABD Von BRAUN (Alman göçmeni) V-2 adlı uzun menzilli roketi tasarladı
1942 ıtalyan Enrico FERMı ilk Nükleer Reaktörü tasarladı
1943 Holanda Wilhelm KOLFF ilk yapay böbreği tasarladı
1945 ABD Robert OPPENHEıMER ilk atom bombasını geliÅŸtirdi ve denedi. Ayni yıl Japonya’nın Nagazaki ve HiroÅŸima ÅŸehirlerine atıldı ve binlerce sivil öldürüldü. II. Dünya Savaşı sona erdi
1945 ABD Percy SPENCER ilk Mikro dalga fırının patentini aldı
1946 ABD J.MAUCHLY ve J.ECKERT askeri amaçlı balistik hesaplamalarda kullanılmak üzere ENIAC adlı ilk elektronik sayılan aleti tasarladılar
1947 ABD Sesten hızlı uçuş denemesi başarıldı
1947 ABD’li Edvin LAND polaroid fotoÄŸraf makinesini icat etti
1947 ABD Transistorun teorisi geliÅŸtirildi
1948 ABD BARDEEN, BRATTAIN ve SCHOCKLEY adlı üç adamı Transistoru icat ettiler
1951 ABD IBM şirketi tarafından ilk ticari bilgisayar yaratıldı
1951 ABD John ECKERT ve John MAUCHLY ilk sayısal bilgisayar olan UNIVAC ı yaptılar
1953 ABD ılk Renkli TV yayını yapılmaya başladı
1953 ıngiliz Francis CRıCK ve ABD James WATSON DNA moleküllerinin yapısını keşfettiler
1957 SSCB uzaydaki ilk insan yapımı cisim olan SPUTNıK 1 adlı uyduyu fırlattı
1958 ABD Fizikçiler TOWNES ve SCHAWLOW kuramını ortaya koydular
1958 ABD yonga / Mikro Chip icat edildi
1958 ABD Alman asıllı Von BRAUN tasarladığı roket sistemleriyle uzaya ilk uydunun fırlatılmasını sağladı
1960 ABD Theodor MAIMAN ilk LAZER tabancasını gerçekleştirdi
1961 SSCB Yuri GAGARıN uzaya giden ilk insan oldu
1962 ABD ilk TV uydusu olan Telstarı fırlattı
1964 ABD IBM şirketi ilk kelime işlemciyi üretti
1966 ABD Tek transistörlü hafıza yongası yaratıldı
1967 G.Afrika Christian BERNARD ılk kalp naklini gerçekleştirdi
1969 ABD Bilgisayar platformlarında UNIX ışletim sistemi çalıştırılmaya başlandı
1969 ABD Neil ARMSTRONG ve Edwin ALDRIN Aya ayak basan ilk insanlar oldular
1970 ABD IBM firması ilk Floopy denilen esnek disketi üretti
1971 SSCB ilk uzay istasyonu olan Solyut 1 fırlatıldı ve dünya yörüngesine oturtuldu.
1972 ıngiliz Godfrey HOUNSFIELD Bilgisayarlı Tomografi cihazını üretti
1973 SSCB Lunokhod adlı aya iniş yapan insansız ilk araç oldu
1974 ABD Değişik bilgisayarların komünikasyonu için TCP/IP protokolü geliştirildi
1974 ABD Bar Code uygulaması başlatıldı
1975 ABD Microsoft adlı yazılım şirketi kuruldu
1976 ABD tarafından 4.77 MHZ hızında 8086 koduyla Mikro işlemci gerçekleştirildi
1981 ABD IBM firması IBM-PC with MS DOS adıyla kişisel bilgisayar yaratıldı
1982 Hollanda şirketi olan PHILIPS ilk kompact diski (CD) üretti ( Sony ile ayni zamanda)
1982 ABD ılk yapay kalp nakli gerçekleştirilir.
1983 ABD de MicroSoft firması Windows işletim sistemini yarattı
1984 ABD Milyon bitlik hafıza yongası yapıldı
1984 ABD Apple firması MACıNTOSH adlı bilgisayarı anons etti
1985 ABD ARPA nın adı INTERNET olarak değiştirildi
1985 Avrupa’da Mobil telefonlar kullanılmaya baÅŸlanır.
1986 SSCB Çernobil Nükleer kazası meydana geldi
1986 ABD National Instruments firması LabVIEW adı altında GUI tabanlı bir endüstri yazılımı geliştirdi
1990 ABD World Wide Web anons edildi
1991 ABD Avrupa’nın ilk uydusu ERS-1 yörüngeye oturtuldu
1992 ABD Sanal gerçeklik tasarlandı
1992 Ozon tabakasındaki delik Güney Amerika sahillerine kadar genişlediği saptandı
1997 ABD NASA tarafından fırlatılan Pethfinder Robotu Marsa iniş yaptı
1997 ABD Genetik kopyalamada ilk somut başarı sağlandı. DOLLY adı verilen bir koyun kopyalandı
1997 ABD IBM tarafından gerçekleÅŸtirilen DEEPER BLUE adlı bilgisayar Satranç ustası Kasparov’u yendi
2000 ABD Bilim adamları ortak bir projede genetik şifrenin çok büyük oranda çözüldüğünü açıkladılar

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,