Justus von Liebig

Yazan: admin | Mucitler | Salı 28 Aralık 2010 12:12

Paris’i terkeden Liebig Darmstadt’a dönerek eyalet başkanının kızı Henriette Moldenhauer ile evlendi. Ancak bu evlilik Liebig’in eski sevgilisi olan şair Platen ile ilişkileri yüzünden sona erdi. 1824′de 21 yaşındayken, Liebig, Humboldt’un önerileriyle Giessen Üniversitesi’nde profesör oldu. Bundan kısa süre sonra dünyanın ilk kaydadeğer okuluna imza attı. Bu nedenle Bavyera kralı 1852′de Liebig’i Münih Üniversitesi’ne atadı. Liebig burada 1873′te Münih’teki ölümüne kadar kaldı. Sonrasında ise 1845′te Liebig Freiherr yani baron ünvanını aldı. 1832′den başlayarak kurduğu Annalen der Chemie gazetesinde yazarlık yapan Liebig, bu gazeteyle en prestijli Almanca kimya gazetesi oldu.

Minimum yasası

Liebig, sonrasında Bonn Üniversitesi’nde eğitim almaya başladı. Burada aynı zamanda babasının iş ortağı olan Karl Wilhelm Gottlob Kastner adlı öğretmenin öğrencisi oldu. Kastner, Erlangen Üniversitesi’ne geçince, Liebig de onunla beraber bu üniversiteye geçti ve doktorasını burada tamamladı. Ancak buradan doktora diplomasını uzunca bir süre alamadı. Yine Liebig, Erlangen’de kendi adına soneler yazan şair August von Platen-Hallermünde (1796-1835) ile birlikte olmaya başladı.[1] Liebig, Erlangen’i 1822′de terketti. Bunun gerekçesi olarak Korps Rhenania adı verilen milliyetçi bir örgütte yer alması gösterildi.

Liebig, Alman eyaletlerinde bilimsel odaklı tarımı ve gübrelemeyi destekledi ve ülke çapında önemli bir rol oynadı. Liebig ayrıca yanan etin vücut salgılarında damgalandığını öne sürdü.[3] Bu fikir günümüzde de yaygındır ancak doğru değildir. Yine II. Dünya Savaşı sonrası, Giessen Üniversitesi, onun adına atfen, Justus-Liebig-Universität Giessen olarak değiştirildi. 1953′te Batı Almanya posta teşkilatı, onun adına bir pul yayımlandı.[4]

1822 sonbaharında Liebig, Paris’e öğretmeni Kastner’in güvencesiyle beraber hükümet tarafından gönderildi. Burada ünlü kimyacı Joseph Gay-Lussac’ın lâboratuvarında çalışma fırsatı buldu. Yine Alexander von Humboldt ve Georges Cuvier (1769-1832) adlı öğretmenlerden de yardım aldı.

Justus von Liebig (12 Mayıs 1803 – 18 Nisan 1873) tarımsal kimya ve biyokimya üzerine yaptığı çalışmalarıyla tanınan ve organik kimya üzerine yaptığı fikirlerle bilinen Alman kimyacıdır. Bir profesör olarak lâboratuvar destekli öğretim yöntemleri ve yenilikleriyle bilinen Liebig, gelmiş geçmiş en başarılı kimya öğretmenleri arasında gösterilmektedir. Bunların dışına gübreleme sanayisinin babası olarak tanınan Liebig, tarımda bitkilerin ihtiyaç duyduğu temel maddelerden olan azotun önemini keşfetti ve Minimum yasasında her bitkinin ihtiyaç duyduğu besinleri belirtti. Et üzerinde de çalışmalar yapan bilimadamı, kendi adıyla bilinen bir et şirketi de mevcuttur.

Liebig, ayrıca günümüzde bilinen lâboratuvarların ilk kurucusudur. Buhar buğusu plânı, her ne kadar öncesinde kullanılan bir yöntemse de, onun kullandığı yöntemlerden biridir. 1835 yılında gümüşleme yöntemini keşfeden Liebig, ayrıca yapımında da önemli bir yere sahip oldu. Jöns Jakob Berzelius adlı meslektaşının aksine, Liebig, organik ve inorganik bileşiklerin kesin bir kuralla ayrılmadığını, ileride şeker, salisin () ve morfin gibi maddelerin yapay olarak üretilebileceğini söyledi.

Liebig, Darmstadt kentinde, orta gelirli bir ailede dünyaya geldi. Çocukluğundan başlayarak, kimyaya büyük bir ilgi duymaya başladı. Gottfried Pirsch (1792-1870) adlı bir eczacıya çırak olarak verilen Liebig, bu dönemde Heppenheim kentinde yaşadı.

Liebig, potasyum hidroksit çözeltisini karbon dioksit üreten organik tepkimelerde kullanan beş ampüllü bir aparat olan Kaliapparat üzerinde yapılan analizleri geliştirdi.[2] Liebig, humusun bitki yetiştiriciliğinde olan etkisini önemsemeyerek bitkilerin topraktaki azotlu bileşikler, havadaki karbon dioksit ve topraktaki minerallerle beslendiğini ortaya koydu. Liebig’in günümüze değin en çok bilinen ve en çok sonuca sahip çalışmalarından biri, azot bazlı gübre üretmesidir. Bitkilerin köklerinde amonyak ve türevlerinin bulunması gerektiğine inanan Liebig, azota çok önem verdi. Birtakım pratik ve günlük engellere rağmen, gübreleme konusundaki bu keşfi, kimyasal gübrelerin doğal hayvan dışkıları yerine kullanılabileceğini gösterdi. Liebig ayrıca bunu Minimum yasasında formülize etti. Buna göre bir bitkinin gelişmesi, çevresindeki azota ve topraktaki minerallerle sınırlıydı.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Justus_von_Liebig

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , ,

Johannes Gutenberg

Yazan: admin | Mucitler | Salı 28 Aralık 2010 12:12

Gutenberg’in buluşu hızla yayıldı. 15. yüzyılın sonlarına gelmeden Avrupa’da, 1000′den fazla baskı makinesi vardı. Bu basım yöntemiyle daha çok kitabın basılabilmesi kitap fiyatlarının düşmesini sağladı. Böylece daha çok kitap okunmaya başlandı. Kitabın ve kitap okumanın yaygınlaşması, özgür düşüncenin doğmasına, bilimsel çalışmaların gelişmesine ve bilginin daha geniş kesimlere ulaşmasına yardımcı oldu. Tüm bu nedenlerden dolayı Gutenberg’in bulduğu bu baskı yöntemi, özgür düşüncenin yayılmasına ivedilik kazandıran, araştırmalarının gelişmesini sağlayan, reformların yapılmasını hızlandıran önemli olaylardan biri olarak kabul edilmektedir.

Mainz’deki Gutenberg Heykeli

Yaptığı çalışmalar ve basım deneyleri için bulmak zorunda olan Gutenberg 1450′de, Mainzlı bir tüccar olan Johannes Fust’la ortaklık kurdu. 1455′te bastıkları ilk kitap Latince bir İncildi. Gutenberg İncili denen bu yapıt Kırk İki Satırlı İncil ya da Mazarin İncili olarak da bilinir.

Gutenberg Anısına; Alman ilim, bilim, , araştırmacı ve adamlarının adlarını taşıyan kitaplardan oluşturulmuş anıt.

1960′lı Yıllara Ait Gutenberg Posta Pulu

Johannes Gutenberg (c. 1398 – 3 Şubat 1468), 1447 yılında ayrık (hareketli) harflerle dizgi ve baskıyı Avrupa’da ilk kez uygulayan kişi ve modern matbaacılığın kurucusu olarak anılır.

Almanya’da Mainz’da varlıklı bir ailenin oğlu olarak dünyaya gelen Gutenberg’in hayat hikâyesi, elimize çok sınırlı belge ulaşabildiği için, karanlıklar ve belirsizliklerle doludur. Ailesinin 1411′de Maiz’da çıkan bir ayaklanma sonrasında şehirden ayrıldığı, Eltville am Rhein (Alta Villa) şehrine göç ettiği, Gutenberg’in 1418′de Erfurt Üniversitesi’nde kayıtlı bir Johannes de Alta Villa (Eltville) ile aynı kişi olduğu , ailenin daha sonra anne tarafından akrabalarının bulunduğu Strasburg’a göç ettiği sanılıyor. Kendisinin 1934 tarihli bir mektubundan o sırada Strasburg’da yaşadığını öğreniyoruz. Burada yapımı, metaller ve değerli taşlar üzerinde çalıştığını, muhtemelen basım teknikleriyle de ilgilendiğini düşündüren bilgiler de var. Aynı dönemde ortaklarıyla aralarında çıkan bir anlaşmazlık yüzünden açılan bir dava kayıtlarından Gutenberg’in bir “buluşu” olduğunu öğreniyoruz. Nihayetinde 1448′de Mainz’a döndüğünü ve kayınbiraderi Arnold Gelthus’dan, muhtemelen matbaası için, borç aldığını biliyoruz. Görüntüler [değiştir] Gutenberg Anısına; Alman ilim, bilim, mucit, araştırmacı ve düşünce adamlarının adlarını taşıyan kitaplardan oluşturulmuş anıt.

1457′de Gutenberg borcunu ödeyemediği için Fust’la olan ortaklıkları bozuldu. Fust bütün araç ve gereçlerine el koydu. Daha sonra Konrad Humery adlı bir Alman memurun sağladığı para yardımıyla yeni bir baskı makinesi kuran Gutenberg bir dilbilgisi kitabı, bir sözlük ve başka bazı kitaplar bastı. Başarıyla yürüttüğü bu çalışmaları sırasında büyük zorluklara katlandı ve hiçbir zaman çok fazla para kazanamadı. Mainz Başpiskoposu olan Nassau kontu, son yıllarda gözleri giderek bozulan ve yoksulluğa düşen Gutenberg’i sarayına aldı ve geçimini üstlendi.

O döneme kadar kitaplar ya doğrudan elle yazılır ya da her sayfa için elle oyularak ayrı ayrı hazırlanan bloklarla basılırdı. Gutenberg ise her harf için ayrı kalıplar hazırladı. Bu kalıplara erimiş dökülüyor ve harflerin çok sayıda örnekleri çıkarılabiliyordu. Basımcı harflerle dizgi yapabiliyor, asıl baskıdan önce dizgiyi düzeltebiliyor ve harfleri basımdan sonra saklayarak yeniden kullanabiliyordu. Gutenberg’in Avrupa’da öncüsü olduğu bu tipo basım tekniği, yüzyıllar öncesinde Çin ve Kore’de tahtadan yapılan ayrık harflerle uygulandıysa da yaygınlaşamamış, zamanla da unutulmuştu.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Johannes_Gutenberg

Tags: , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , ,

Gottlieb Daimler

Yazan: admin | Mucitler | Salı 28 Aralık 2010 12:12

Sonraları, 1890′de, Daimler Motoren Gesellschaft’ı (DMG) kurdular. İlk otomobillerini 1892′de sattılar. Daimler daha sonra hastalığa yakalanarak şirketten ayrıldı fakat deneyimlerini paylaşmak üzere hisse sahiplerinin ısrarlarıyla; 1893′te ayrıldığı şirkete 1894′te geri döndü. Maybach de şirketten ayrılmıştı fakat o da Daimler ile aynı zamanda işe geri döndü. Daimler, ′da hayata gözlerini yumdu ve Maybach DMG’den 1907 yılında ayrıldı. 1924′te, DMG yönetimi Karl Benz’in Benz & Cie. şirketiyle uzun dönemli bir ortaklık anlaşması imzaladı ve 1926′da bu iki şirket birleşerek Daimler-Benz AG adını aldı. Şirket şu anda Daimler AG’nin bir parçasıdır.

Daimler ve onu yaşam boyu iş ortağı olan Wilhelm Maybach, hayalleri küçük hızla işleyen bir yapıp bunu herhangi bir lokomotife monte etmek olan iki mucitti. İkili 1885′te modern motorların habercisi bir tasarım yaptı ve arkasından iki tekerli bir bunu uydurdular. Bu, ilk motosiklet olarak bilinmektedir. Ertesi yıl icatlarını bir posta arabası’na ve bota uyguladılar.

Gottlieb Wilhelm Daimler (17 Mart, 1834 – 6 Mart, 1900) bir mühendis, endüstri ürünleri tasarımcısıdır. Schorndorf’da (Württemberg Krallığı) doğmuştur. İçten yanmalı motorlar ve Otomobil geliştirme konusunda çığır açmıştır.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Gottlieb_Daimler

Tags: , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , ,

Alexander von Humboldt

Yazan: admin | Mucitler | Salı 28 Aralık 2010 12:12

Humboldt’un Amerikalı ve çevreciler üzerindeki etkileri (Clarence King, Jeremiah N. Reynolds, George Wallace Melville, ve John Muir) Aaron Sachs’ın The Humboldt Current: Nineteenth Century Exploration and the Roots of American Environmentalism, adlı kitabında incelenmektedir. (Viking, 2006).

Bu unutulmaz sefer sonucunda Humboldt fiziki coğrafya ile meteorolojinin temelini ana hatlarıyla kurmuştur. 1817 yılında çizdiği eşsıcaklık eğrileri ile değişik ülkelerin iklimsel koşullarını kıyaslamayı önerdi ve yöntemlerini ortaya koydu. İlk olarak deniz yüzeyinden yükseldikçe ortalama sıcaklıkların düşüş hızını inceleyerek tropik fırtınaların kaynağını açıkladı. Bu çalışmalar, yüksek enlemlerde karşılaşılan atmosferik karışıklıkları açıklayan karmaşık yasaların bulunmasına ilişkin ilk ipuçlarını oluşturmuştur. Bitkilerin coğrafyası üzerine olan denemesi ise organik yaşamın dağılımını, değişen fiziki koşullardan etkilenmesine bağlamak gibi yeni bir üzerine oturtulmuştu. Kutuplardan ekvatora doğru gittikçe Dünya’nın manyetik alan yoğunluğunun azaldığını bulan Humboldt, bu buluşunu 7 Aralık 1804′te Paris Enstitüsü’nde kendi okuduğu bir bildiriyle sunar. Başkaları tarafından da yapıldığına dair iddiaların hızla ortaya çıkması bu buluşun önemini ortaya koymaktadır. Jeolojiye olan katkıları, Yeni Dünya’nın volkanları üzerine yaptığı dikkatli çalışmalardan oluşmaktadır. Bu volkanların doğal olarak bir hat boyunca oluştuğunu ve büyük olasılıkla da geniş yeraltı çatlaklarının üzerinde yer aldıklarını gösterdi. Daha önceden tortul olduğu düşünülen kayaçların magmatik olduğunu göstererek hatalı görüşlerin ortaya çıkartılmasına büyük katkılarda bulundu.

Humboldt’un iyi bir biyografisi Profesör Karl Bruhns tarafından yazılmıştır (3 cilt, 8vo, Leipzig, 1872) ve 1873’te Misses Lasseil tarafında İngilizce’ye çevrilmiştir.

Önemli tavsiye mektuplarıyla birlikte 5 Haziran 1799’da A Coruña’dan Pizarro gemisiyle denize açılırlar. Teide’ye tırmanmak için altı gün boyunca Tenerif’te durakladıktan sonra 16 Temmuz’da Venezuela’da Cumaná’da Güney Amerika’ya ayak basarlar. Caripe’deki misyoner merkezini ziyaret eden Humboldt burada bulduğu yağ kuşunu (Steatornis caripensis) adıyla bilim dünyasına tanıtacaktır. Cumaná’dan dönen Humboldt 11 Kasım’ı 12 Kasım’a bağlayan gece dikkat çekici bir meteor yağmuru gözlemler. Bu, günümüzde Leonidler diye bildiğimiz meteor yağmurudur. Bonpland ile birlikte Karakas’a giden Humboldt, 1800 yılının Şubat ayında Orinoco Nehri’nin izlediği yolu keşfetmek için kıyıdan uzaklaşır. Dört ay süren ve 2.775 km. boyunca vahşi ve ıssız arazide geçen bu yolculuk sonucunda Orinoco ile Amazon nehirleri arasında bağlantı sağlayan Casiquiare Kanalı’nın varlığı kanıtlanmış ve bağlantının tam yerinin saptanması da sağlanmıştır. 19 Mart 1800 tarihinde Humboldt ve Bonpland yakaladıkları elektrikli yılan balıkları nedeniyle bolca şokuna maruz kaldılar.

İç yaşamına ilişkin ipuçlarını dehasının dayattığı ve sürekli kendinden söz ederek ortaya çıkan egoizminde görebiliriz. Bağlılıkları, bir kere kurulduktan sonra samimi ve uzun solukluydu. Sayısız arkadaşı vardı ve hiçbiriyle de ilişkisini sona erdirmedi. Hayatı boyunca yardımseverdi. Galiçya ve Franconia’daki madencilerin koşullarının iyileştirilmesi konusundaki gayreti, köleliğe karşı duyduğu tiksinti, genç bilim adamlarını himayesi altına alma gibi özellikleri karakterinin temelini gözler önüne serer.

IV. Friedrich Wilhelm’in Haziran 1840’ta tahta çıkmasıyla Humboldt’un saray nezdindeki desteği arttı. Ancak, yeni kralın von Humboldt ile birlikte olmaktan duyduğu mutluluk nedeniyle, uyku dışında yazılarına ayırmak için yalnızca birkaç saati kalıyordu.

24 Şubat 1857’de Humboldt görülen semptomları olmayan ikinci derece bir apoplektik felç geçirdi. 1858-1859 kışına doğru kuvvetten düşen Humboldt ilkbaharda 6 Mayıs’ta seksen dokuz yaşında sessizce öldü. Hayatı boyunca gördüğü itibarı öldükten sonra da görmeye devam etti. Naaşı Tegel’de aile mezarlığına gömülmeden önce devlet töreniyle Berlin sokaklarından geçirildi ve katedral girişinde naip prens tarafından karşılandı. Doğumunun yüzüncü yılı hem Eski hem de Yeni Dünya’da 14 Eylül 1869’da büyük ilgiyle kutlandı. Adına sayısız anıt dikildi, ününe ve tanınmışlığına tanıklık edecek şekilde yeni keşfedilen bölgelere adı verildi.

Alexander von Humboldt’un çocukluğu ne sağlık ne de zekâ açısından pek ümit verici geçmemiştir. Yine de kısa sürede kendine özgü özellikleri ortaya çıkmıştır. Bitkileri, kabuklu hayvanların kabuklarını ve böcekleri toplayıp etiketlendirdiği için “küçük eczacı” diye adlandırılmıştır. 1779 yılında babasının beklenmeyen ölümü sonrasında annesinin verdiği yerinde kararlarla eğitimini sürdürmüştür. Politik kariyer için altı ay Frankfurt Üniversitesi’nde finans okudu ve bir yıl sonra 25 Nisan 1789′da Christian Gottlob Heine ve Johann Friedrich Blumenbach’ın verdiği derslerle ünlenen Göttingen Üniversitesi’ne kaydoldu. Çeşitli alanlara duyduğu ilgi ve yeteneği öylesine gelişmişti ki, 1789 yılında bir tatil esnasında Ren Nehri’ne yaptığı bir geziden sonra “Mineralogische Beobachtungen über einige Basalte am Rhein” (Ren Nehri’ndeki bazı Bazalt kayalar üzerine mineralojik gözlemler) (Brunswick, 1790) adlı eseri yazdı.

Kariyeri hakkında kısa bilgiler A. Dove tarafından “Allgemeine Deutsche Biographie“ de ve S. Gunther tarafından “Alexander von Humboldt“ (Berlin, ) adlı kitapta verilmektedir. “Le voyage aux régions équinoxiales du Nouveau Continent, fait en 1799-1804, par Alexandre de Humboldt et Aimé Bonpland“ (Paris, 1807, etc.), otuz folyo ve dört ciltten ibarettir. Bu ciltlerin arasında önemli olarak şunlar sayılabilir : “Vue des Cordillères et monuments des peuples indigènes de l’Amérique“ (2 cilt. folio, 1810); “Examen critique de l’histoire de la géographie du Nouveau Continent“ (1814-1834); “Atlas géographique et physique du royaume de la Nouvelle Espagne“ (1811); “Essai politique sur le royaume de la Nouvelle Espagne“ (1811); “Essai sur la géographie des plantes“ (1805); ve “Relation historique“ (1814-1825), “Essai politique sur l’île de Cuba“yı da içeren gezilerinin bitmemiş anlatısı.

Friedrich Wilhelm Heinrich Alexander Freiherr von Humboldt, (14 Eylül 1769, Berlin – 6 Mayıs 1859, Berlin), Prusyalı doğabilimci ve kâşif. Prusyalı bakan, filozof ve dilbilimci Wilhelm von Humboldt’un küçük kardeşi. Humboldt’un botanik coğrafya üzerine yaptığı çalışmalar biyocoğrafya dalının temelini oluşturmuştur.

Uzun süredir Fransa başkentine gerçek evi gözü ile bakıyordu. Orada yalnızca bilimsel sempati ile karşılaşmamış, güçlü ve zekâsının aradığı sosyal uyaranları da bulmuştu. Gerek balo salonlarının aslanı, gerekse enstitü ve gözlemevinin bilgini olarak kendini doğal ortamında hissediyordu. Kendi hükümdarı Berlin’de saraya davet ettiğinde bu çağrıya derin bir hüsran duyarak karşılık verdi. Doğduğu şehrin taşralılığı tiksindirici geliyordu. Her zaman, Spree Nehrinin kıyılarında karşılaştığı dinden uzak bağnazlığa, kültürden yoksun estetiğe ve anlayıştan uzak felsefeye karşı durdu. İki iyi niyetli prensin samimi bağlılığı ve aralıksız yardımları minnettar kalmasını sağladıysa da hoşnutsuzluğunu dindirmeye yetmedi. Önceleri yeni ikâmetinin “belirsizlikle dolu atmosfer”inden kurtulmak için sık sık Paris’e yolculuk yaptıysa da yıllar geçtikçe bu gezintiler Potsdam ile Berlin arasında saray maiyetinin tekdüze “salınımları”na eşlik etmeye dönüştü. 12 Mayıs 1827’de kalıcı olarak Prusya başkentine yerleşti ve çalışmalarını Dünya’nın manyetizması üzerinde yoğunlaştırdı. Uzun yıllar boyunca, uzak noktalarda aynı anda yapılacak gözlemlerle Dünya’nın manyetik alanında karşılaşılan ve “manyetik fırtına” adını verdiği karışıklıkların doğasını ortaya çıkarıp bunları yöneten yasaları bulmak için çabaladı. 18 Eylül 1828’de Berlin’de yapılan bir toplantı sonrasında yeni kurulan bilimsel bir derneğin başkanlığına seçilmesi, dikkatli kişisel gözlemleri ile birleşecek yoğun bir araştırma sistemi kurmasına olanak sağladı. 1829 yılında Rusya hükümetinden istediği yardım sonucunda kuzey Asya boyunca manyetik ve meteorolojik araştırma istasyonları hattı kuruldu. “Royal Society”nin başkanı olan Sussex Dükü’ne Nisan 1836′da yazdığı mektupla, Britanya İmparatorluğu’nun topraklarında aynı işin yapılmasını sağladı. Dolayısıyla modern uygarlığın en onurlu eserlerinden biri olan uluslararası bilimsel işbirliği ilk olarak Humboldt sayesinde başarıyla organize edildi.

Katılması için resmî olarak davet edildiği Nicolas Baudin’in dünya yolculuğunun ertelenmesi üzerine, Mısır’da bulunan Napolyon Bonapart’a katılmak için, ertelenen seferin botanikçisi Aimé Bonpland ile birlikte Paris’ten ayrılıp Marsilya’ya gider. Mısır’a ulaşmak için çabalarken yolları Madrid’e düşer ve beklenmedik bir şekilde, bakan Don Mariano Luis de Urquijo’nun himayesiyle için İspanyol Amerika’sına gitmeye karar verirler.

1794 yılında ünlü Weimar arkadaş grubuna katıldı ve Haziran 1795’te Friedrich Schiller’in Die Horen isimli yeni dergisine Die Lebenskraft, oder der rhodische Genius adlı felsefi bir alegori yazdı. 1790 yazında Georg Foster ile birlikte kısa süreliğine İngiltere’ye gitti. 1792 ve 1797 yıllarında Viyana’da bulundu. 1795′te İsviçre ve İtalya’da jeoloji ve botanik ile ilgilendiği bir gezi yaptı. Bu sıralarda, 29 Şubat 1792’de Berlin’de maden vergi tayin memuru olarak resmî bir göreve atandı. Devlet için çalıştığı bu görevi yalnızca bilime hizmet etmek için bir çıraklık dönemi gibi görmüş olsa da, sorumluluklarını öyle çarpıcı bir yetenekle yerine getirdi ki kısa sürede bölümünün başına geçmekle kalmayıp önemli diplomatik görevler de üstlendi. 19 Kasım 1796’da annesinin ölümü dehasının peşinden gidebilmesinin önünü açtı. Resmî görevlerinden uzaklaşarak, çok uzun zamandır içinde olan uzak diyarlara gitme hülyasını gerçekleştirmek için bir fırsat çıkmasını beklemeye başladı.

Özel mektuplarını yok ettiği için Humboldt’un özel yaşamının büyük bölümü gizemini sürdürmektedir. Magnus Hirschfeld ile çalışan cinsiyet araştırmacısı Näcke, 1908 yılında, Humboldt’un Berlin’deki eşcinsel altkültürün etkinliklerine katıldığını hatırlayan kişilerin anılarını derledi. [1] Yaşamı boyunca erkeklerle güçlü duygusal bağlar kuran Humboldt hiç evlenmemiş ve kadınlarla herhangi bir duygusal bağ da kurmamıştır. Kardeşinin ailesine ise büyük bir bağlılık duymaktaydı. Son yıllarında ise eski ve sadık bir hizmetlisi ile evlilikten öte bir ilişki içindeydi. Bazılarının zayıflık diye adlandırdıkları büyük bir cömertlikle ölümünden dört yıl önce tüm mal varlığını Seifert adındaki bu adama bağışlamıştır.

1799 ile 1804 yılları arasında Güney ve Orta Amerika’ya giden von Humboldt, keşif gezileri sonucunda kıtayı bilimsel açıdan betimleyen ilk bilimadamı olmuştur. 21 yıl boyunca yaptığı gezilerde karşılaştıklarını devasa bir eserde toplamıştır. Atlantik Okyanusu’nun iki kıyısında yer alan kara parçalarının (özellikle Güney Amerika ve Afrika’nın) bir zamanlar birleşik olduğunu ilk öne süren Humboldt olmuştur. Hayatının son dönemlerinde yazdığı Kosmos adlı eserinde dünya üzerine bilgi toplayan çeşitli bilim dallarını birleştirmeye çalışmıştır. Humboldt aralarında Joseph-Louis Gay-Lussac, Justus von Liebig, Louis Agassiz ve Matthew Fontaine Maury’nin bulunduğu birçok bilimadamıyla çalışmış ve çalışmaları desteklemiştir.

Von Humboldt’un Prusya ordusunda binbaşı olan babası Pomeranya’nın önde gelen ailelerinden birine mensuptu ve Yedi Yıl Savaşları’ndaki hizmetleri karşılığında kraliyet nazırlığı göreviyle ödüllendirilmişti. Baron von Hollwede’nin dul eşi Maria Elizabeth von Colomb ile 1766 yılında evlendikten sonra iki oğlu olmuştu. Bunlardan küçük olanı Alexander’dır.

Humboldt ve Bonpland tarafından toplanan 4500’den fazla türün tanımlarını içeren “Nova genera et species plantarum” (7 cilt. folio, 181 5?1825), Carl Sigismund Kunth tarafından derlenmiştir. J. Oltmanns’ın hazırlanmasına yardımcı olduğu “Recueil d’observations astronomiques“ (1808). Cuvier, Latreille, Valenciennes ve Gay-Lussac ile birlikte çalışarak “Recueil d’observations de zoologie et d’anatomie comparée“ (1805-1833). Humboldt’un Ansichten der Natur (Stuttgart ve Tübingen, 1808) adlı kitabı yaşamı süresince üç kez basılmış ve hemen hemen her Avrupa ülkesinin diline çevrilmiştir. Asya seferinin sonuçları “Fragments de géologie et de climatologie asiatiques“ (2 cilt. 8vo, 1831), ve “Asie centrale“ (3 cilt. 8vo, 1843) olarak yayımlanmıştır. Ayrıca bilimsel derneklerde sunduğu bildiriler ve bilim dergilerine yazdığı yazılar çok olduğundan burada tek tek verilmemiştir.

1811’de Rus hükümeti ve 1818’de Prusya hükümeti tarafından Humboldt’a Asya’da keşif gezisi projeleri önerildiyse de her seferinde istenmeyen koşulların ortaya çıkması nedeniyle sonuçlanmadı. Humboldt ancak altmış yaşına bastıktan sonra, gençliğinde olduğu gibi bilim adına yeniden yolculuğa çıkabilecekti. 1829 yılının Mayıs ile Kasım ayları arasında asistanları Gustav Rose ve C. G. Ehrenberg ile Rusya İmparatorluğu’nu Neva’dan Yenisey’e kadar baştan başa geçerek yirmi beş hafta içinde 15.472 km katetti. Yolculuk Rus hükümetinin doğrudan himayesi altında olmanın verdiği avantajlara sahip olsa da faydalı olabilmek için yeterince yavaş değildi. Bu yolculuğun en önemli başarıları, Orta Asya platosunun yüksekliği hakkında o güne kadarki abartılı tahminleri düzeltmek ve Ural’ların altın tortuları ile kaplı arazilerinde elmas madenleri bulmak olmuştur.

Avrupa’dan uzak kaldığı süre boyunca topladığı, ansiklopedik ölçüdeki bilimsel, politik ve arkeolojik bilgi bütününün uygun şekle sokularak yayımlanması artık Humboldt’un isteği hâline gelmişti. Manyetik sapma yasasını incelemek amacıyla Joseph Louis Gay-Lussac ile İtalya’ya yaptığı kısa gezinin ardından doğduğu şehirde iki buçuk yıl kalan Humboldt 1808 ilkbaharında büyük eserini basabilmek için gerekli olan bilimsel işbirliğini sağlayabilmek üzere Paris’e yerleşti. Başlangıçta yalnızca iki yıl süreceğini umduğu bu devasa iş Humboldt’un yirmi bir yılını aldı ve yine de tamamlanamadı. Paris’te bulunduğu ilk yıllarda önceleri rakibi ama artık arkadaşı olan Joseph-Louis Gay-Lussac ile hem kaldığı hem de çalıştığı yeri paylaştı, gaz analizleri ve atmosferin yapısı üzerine onunla birlikte çalıştı.

Keşif gezilerinin sonucu olarak Humboldt, o zamana kadar Avrupa’da bilinmeyen birçok coğrafi oluşumu ve canlı türlerini tanımlamıştır. Onun adı verilen türler arasında şunlar sayılabilir:

Hayatının son on yılını eserini tamamlamaya ayırdı ve üçüncü ile dördüncü ciltler 1850 ve 1858’de yayımlandı. Beşinci cildin bir bölümü ölümünden sonra 1862’de yayımlandı. Bu ciltlerde, ilk ciltte yaptığı geniş incelemenin içerdiği bilim dalları üzerine detayları tamamlamaya çalıştı. Çabalarının çoğu, başkaları ile birlikte çalışmaktan kendine yarar sağlayabilmesi ve farklı düşünceleri bir potada eritebilmesi sayesinde başarılı oldu.

Darwin, Amerika kıtasındaki bilimsel gezilerini anlattığı “Voyage of the Beagle” adlı eserinde Humboldt’un çalışmalarına sık sık atıfta bulunur.

Anlatım tarzının kendine özgü ağırlığı ve zahmetli pitoresk söylem, genel okuyucuya çekici gelmekten çok görkemli gelmektedir. Ancak bu yapıtın asıl üstünlüğü ve ebedi değeri, büyük bir adamın zihninin sadık bir yansıması olmasındadır. Evrenin portresini çizmeye kalkışan Alexander von Humboldt için, çok yönlü zekâsını gösterecek bundan daha iyi bir methiye yazılamazdı.

24 Kasım’da Küba’ya geçen iki arkadaş birkaç ay burada kaldıktan sonra Kolombiya’daki Cartagena’ya çıkarak anakaraya geri dönerler. Suları kabarmış olan Magdalena Nehri boyunca ilerleyip, Cordillera Real Dağları’nın donmuş sırtlarından geçen zorlu bir yolculuktan sonra 6 Ocak 1802’de Quito’ya varırlar. Burada kaldıkları sürede hem Pichincha Dağı’na hem de Chimborazo Dağı’na tırmanırlar. Bu tırmanışla Humboldt ve ekibi zamanın dünya rekoru sayılabilecek olan 5.878 m.lik yüksekliğe ulaşmıştır. Yol üzerinde Amazon’un kaynaklarını araştırdıktan sonra Peru’da Lima’ya ulaşınca sefer sona erer. Humboldt, Callao’da 9 Kasım’da Merkür’ün Güneş önünden geçişini gözlemler. Aynı zamanda guano’nun gübre özelliklerini inceler. Guano’nun Avrupa’ya girişi Humboldt’un yazıları neticesinde olmuştur. Fırtınalı bir deniz yolculuğundan sonra Meksika’ya gelirler. Burada yaklaşık bir yıl kaldıktan sonra kısa süreliğine Amerika Birleşik Devletleri’ne uğrar ve Delaware Nehri’nin ağzından Avrupa’ya yelken açarlar. Bu yolculuğun sonunda 3 Ağustos 1804 günü Fransa’nın Bordeaux şehrine çıkarak Avrupa’ya geri dönerler.

Humboldt artık, Napolyon Bonapart’tan sonra Avrupa’daki en ünlü kişiydi. Her yerde alkışlarla karşılanıyordu. Hem yerli hem de yabancı akademiler, Humboldt’u üyeleri arasına katabilmek için yarışıyordu. Prusya Kralı III. Friedrich Wilhelm, Humboldt’u saray nazırı ilan etmiş, herhangi bir görev beklemeden daha sonra ikiye katlanacak olan 2.500 talerlik bir maaş bağlamıştı. Humboldt, 1810 yılında Prusya eğitim bakanlığı görevini reddetti. 1814 yılında müttefik hükümdarlara Londra’da eşlik etti. 1818 yılında Prusya Kralı’nın emriyle Aachen Kongresi’ne katıldı. 1822 sonbaharında yine aynı kralla birlikte Verona Kongresi’ne katıldı, buradan kraliyet maiyetinde önce Roma’ya sonra Napoli’ye geçti ve 1823 sonbaharında Paris’e döndü.

Ölümünden sonra arkadaşları ve yakın çalışma arkadaşları, Von Humboldt’un genç bilim adamlarına karşı olan cömert yardımseverliğini sürdürmek için Alexander von Humboldt Vakfı’nı kurdular. İlk bağış, 1920’lerin Alman hiper enflasyonunda ve II. Dünya Savaşı sonrasında değerini kaybetse de, Alman hükümeti tarafından Vakıf yeniden ıslah edilmiştir ve günümüzde yabancı araştırmacıları Almanya’ya çekmek ve Alman araştırmacıların yurtdışında bir süre çalışmasını sağlamak açısından önemli rol oynamaktadır.

Yolculuklara olan tutkusu, Kaptan James Cook’un ikinci yolculuğunda yanında bulunan, Heyne’in damadı Georg Foster ile Göttingen’de kurduğu arkadaşlıkla iyice pekişti. Artık çalışmaları ve nadir olarak birarada görülen kişisel yetenekleri olağanüstü bir anlayış ile kendisini bilimsel kâşif olarak hazırlama amacına yönelmişti. Bu düşünceyle Hamburg’ta ticaret ve yabancı diller, Freiberg’te Abraham Gottlob Werner ile coğrafya, Jena’da Justus Christian Loder ile anatomi, Franz Xaver von Zach ve Johann Gottfried Koehler ile astronomi ve bilimsel aletlerin kullanımı konularında eğitimini sürdürdü. Freiberg madenlerindeki bitki örtüsü üzerine yaptığı çalışmalar sonucunda 1793 yılında “Florae Fribergensis Specimen” (Fribergen Florasından Örnekler) adlı eserini yayımladı. Luigi Galvani tarafından yeni keşfedilmiş olan kasların tepkiselliği fenomeni üzerine yaptığı uzun süreli deneyler sonucunda 1797 yılında Berlin’de “Versuche über die gereizte Muskel- und Nervenfaser” (Kas ve sinir lifleri tepkiselliği üzerine çalışmalar) adlı çalışmasını yayımladı.

Edgar Allan Poe son şaheseri “Eureka”yı von Humboldt’a ithaf etmiştir. Humboldt’un “Kosmos” adlı eserindeki bilimleri birleştirme çabası Poe’nun projesi için büyük ilham kaynağı olmuştur.

Adı verilen coğrafi oluşumlar:

İlerleyen yaşının kusurlarının uygunsuz bir şekilde öne çıkarılması, Varnhagen von Ense ile olan yazışmalarının düşüncesizce yayımlanmasından kaynaklanmıştır. Bu kusurların başında, dalkavukluğa varacak kadar aşırı kibar konuşmasına rağmen özel yazışmalarında oldukça alycı ve iğneleyici olması gelir. Her zaman göze çarpan kibri, mizah duygusuyla dengeleniyor ve iyi niyetle açıkça söylendiğinden sempati yaratıyordu. Yine de her açıdan değerlendirildiğinde Humboldt ülkesinin bilimsel yanını temsil etmek üzere Goethe’nin yanında yer alabilecek kadar muazzam bir kişilik olarak karşımıza çıkar.

Aşağıdaki yerleşim birimleri Humboldt’un adını taşımaktadır:

1830 ile 1848 yılları arasında von Humboldt, çok samimi olduğu Louis Philippe’in nezdinde sıklıkla diplomatik görevlerde bulundu. Kardeşi Wilhelm von Humboldt 8 Nisan 1836’da Alexander’ın kollarında öldü. Alexander, yaşamının geri kalanını üzüntüye boğan bu ölümle “diğer yarısını” kaybettiğini söylemiştir.

Hayatının projesini yetmiş altıncı yaşına kadar erteleyip sonra da başarıyla gerçekleştirmek pek sık rastlanan bir durum değildir. Humboldt’un şaheseri sayılabilecek olan Kosmos ‘un ilk iki cildi 1845 – 1847 yılları arasında yazıldı ve yayımlandı. Genelleştirmeyi detaylarla destekleyen ve detayları genelleştirmeyle değerlendiren, grafiksel tanımlamanın ötesinde fiziksel dünyayı yaratıcı bir kavram olarak iletebilecek bir çalışmanın fikri yarım yüzyıldan uzun süredir zihnini rahatsız ediyordu. Bu fikir ilk olarak 1827 – 1828 kışında Berlin Üniversitesi’nde verdiği bir dizi konferansta şekillenmişti. Daha sonraları biyografisini yazan yazarın ifade ettiği gibi bu konferanslar “”muhteşem Kosmos freskosunun karikatürü”” idi. Bu dikkat çekici çalışma için kısaca doğanın karmaşıklığı içinde ortaya çıkan birliğin betimlenmesi denebilir. Bu çalışmada 18. yüzyılın geniş ve belirsiz idealleri 19. yüzyılın kesin bilimsel gereklilikleriyle birleştirilmeye uğraşılmıştır. Kaçınılmaz eksikliklerine rağmen bu girişim büyük oranda başarılı olmuştur.

Ölümünden itibaren Humboldt’un yazışmalarının önemli bölümü halka açıldı. Hem zaman hem de önem açısından bunların başında “Briefe an Varnhagen von Enze “ (Leipzig, 1860) gelir. Bunları “Briefwechsel mit einem jungen Freunde” (Friedrich Althaus, Berlin, 1861); “Briefwechsel mit Heinrich Berghaus” (~ cilt., Jena, 1863); “Correspondance scientifique et littéraire” (2 cilt., Paris, 1865?1869); “Lettres à Marc-Aug. Pictet,” “Le Globe” da yayımlandı, cilt vii. (Geneva, 1868); “Briefe an Bunsen” (Leipzig, 1869); “Briefe zwischen Humboldt und Gauss” (1877); “Briefe an seinen Bruder Wilhelm” (Stuttgart, 1880); “Jugendbriefe an W. G. Wegener” (Leipzig, 1896); yazışmaları izledi. Humboldt’un başlıca çalışmaları “sekiz” baskı olarak Tb. Morgand tarafından Paris’te yayımlanmıştır (1864?1866). Ayrıca bakınız: Karl von Baer, “Bulletin de l’acad. des sciences de St-Pétersbourg”, xvii. 529 (1859); R. Murchison, Proceedings, Geog. Society of London, vi. (1859); L. Agassiz, American Jour. of Science, xxviii. 96 (1859); Proc. Roy. Society, X. xxxix.; A. Quetelet, Annuaire de l’acad. des sciences (Brussels, 1860), p. 97; J. Mädler, Geschichte der Himmelskunde, ii. 113; J.C.Houzeau, Bibl. astronomique, ii. 168. (A. M. C.)

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Alexander_von_Humboldt

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

William Stanley, Jr.

Yazan: admin | Mucitler | Salı 28 Aralık 2010 12:10

1885 yılında Lucien Gaulard ve John Dixon Gibbs’in fikirlerine dayanan alternatif akımı pratikleştirdi. Daha sonra modern transformatörlerin gelişimine ön ayak olacak indüksiyon bobinini buldu.

William Stanley, Jr. (d. 28 Kasım 1858 – ö. 14 Mayıs 1916), ABD’li fizikçi, .

1890′da Pittsfield’da “the Stanley Laboratory Company” ve “the Stanley Electric Manufacturing Company” şirketlerini kurdu. Daha sonra bu şirketlerde C. C. Chesney ve J. F. Kelly ile, transformatör amaçlı değişiklik yapıldı. The Stanley Electric Manufacturing Company, 1905 yılında General Electric tarafından satın alındı.

Brooklyn, New York’ta doğdu. Kariyeri boyunca değişik cihazları için 129 patent aldı.

İlk zamanlar tuşları ve yangın alarmları üretimi üzerine çalışan bir elektrikçiydi. İlk elektriksel izalatörleri tasarladı. George Westinghouse’ın Pittsburgh’taki fabrikasında şef mühendis olarak çalıştı.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/William_Stanley,_Jr.

Tags: , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , ,

Charles Lindbergh

Yazan: admin | Mucitler | Salı 28 Aralık 2010 12:10

Savaştan sonra Lindbergh kendi kabuğuna çekilerek çeşitli havacılık firmaları için danışmanlık yaptı. Boeing 747 jetinin tasarımına yardım etti. Başkan Dwight D. Eisenhower ona itibarını iade etti. 1953’te Lindbergh, 1927’deki Atlas Okyanusunu tek başına geçişini anlatan The Spirit of St. isimli kitabını yayınladı. Bu kitapla 1954’te Pulitzer Ödülünü kazandı. 1960’ların sonunda Lindbergh çevre koruması faaliyetlerine ayırarak geçirdi. Son yıllarını Hawaii adalarından biri olan Maui’de geçirdi. 26 August 1974’te aynı ada da kanserden öldü ve burada gömüldü. Ölmeden önce, gömüleceği yerin ve mezarının tasarımını ve tabutunu kendi yaptı.

Augustus Lindbergh, Jr. (d. 4 Şubat 1902 – ö. 26 Ağustos 1974), “Şanslı Lindy” ve “Yalnız Kartal” adlarıyla da bilinen ABD’li pilottur. 1927 yılında Atlas Okyanusu’nu uçakla tek başına geçen ilk pilottur.

Charles Augustus Lindbergh 4 Şubat 1902 yılında Detroit’te doğdu. Minnesota’nın Little Falls şehrinde ki bir çiftlikte büyüdü. Babası Charles Augustus Lindbergh, Sr isimli bir avukat annesi ise Evangeline Lodge Land isimli bir öğretmendi. Babası 1907′de Amerikan Senatosu’na Minesota’dan seçilerek 1917′ye kadar orada kongre üyeliği yaptı. Lindbergh, çocukken makinalara karşı çok büyük bir ilgi duyuyordu. 18 yaşına geldiğinde Wisconsin Üniversitesi’ne girdi. Üniversitede iki yıl mühendislik okuduktan sonra uçaklara olan ilgisi yüzünden okulu terkederek yeni gelişmekte olan havacılık alanına girdi. Kasaba fuarlarında havada uçmakta olan uçakların kanatlarında yürümek, yüksek hızla uçan uçaklardan aşağı sarkınmak ve paraşütle uçaktan atlamak gibi o günler için çok yeni ve tehlikeli olan gösteriler yapmaya başladı. Gözü pekliğiyle ünlendi. 1923 yılında babasının kefilliğiyle bankadan 900 dolar krediyle ordudan çıkma bir Curtis JN-4 model, 90 beygir gücünde bir uçak satın aldı. 1924′te Lindbergh pilot olmak için orduya yazıldı. 1925′de Ordu’nun uçuş eğitim okulunu birincilikle tamamlayarak mezun oldu. Uçuş okulundan mezun oluduktan sonra Robertson Aircraft Corporation adlı firmada posta uçağı pilotu olarak işe başladı. St. Louis’den Chicago’ya posta taşıdı.

Lindberghler Avrupa’da yaşarken, Fransa ve Almanya havacılık alanındaki katetmiş oldukları endüstriyel gelişmeleri göstermek için Lindberg’ü ülkelerine davet ettiler. Lindbergh özellikle Nazi Almanyasının havacılık endüstrisinde yapmış olduğu gelişmelerden çok etkilendi. Bu ülkedeyken 1938 yılında Hermann Goering tarafından Almanya şeref madalyası ile taltif edildi. Lindbergh ve ailesi 1939 yılında Amerika’ya geri döndüler. Lindbergh’de babasının Amerika’nın gönüllü olarak I. Dünya Savaşına girmesini protesto etmek için Amerikan Kongresinden istifa ettiği gibi, o da Amerika’nın gönüllü olarak II. Dünya Savaşına katılmasını önlemek için Önce Amerika Komitesine katıldı ve komitenin baş konuşmacısı oldu. Franklin D. Roosevelt’i, Yahudileri ve İngilizleri gereksiz yere ABD’yi savaşa sürüklemekle suçladı. Fakat Japonların 7 Aralık 1941’de Pearl Harbour’u bombalaması üzerine bu aktivitelerini durdurup orduya yazılmak istedi. Bu isteği yetkililer tarafından kabul edilmedi. Lindbergh’de ülkesine hizmet edebilmek için Ford Company ve United Aircraft Corporation’ın kendisine teklif ettiği teknik danışmanlık ve test pilotluğu görevlerini kabul ederek ABD’nin Büyük Okyanusunda bulunan uçak filolarını denetlemek ve teknik danışmanlıkta bulunmak üzere buraya gitti. Böylece, Lindbergh ABD’nin Büyük Okyanus’ta Japonlara karşı yaptığı savaşta yerini aldı ve gayri resmi olarak 50 uçuş görevine katıldı ve Japonlara karşı en ön saflarda savaştı.

1919 yılında, Raymond Orteig adında bir asıllı otel sahibi New York’ tan Paris’ e kesintisiz uçan ilk pilota 25.000 dolar vaad etti. Orteig ödülünü kazanmaya çalışan birkaç pilot da hayatlarını kaybetti. 1927 yılına gelindiğinde hala kimse Orteig ödülünü kazanmaya başaramamıştı. Bu arada, Lindbergh doğru uçakla bu işi yapabileceğine yani Atlas Okyanusunu tek başına geçip Paris’ e inebileceğine inandı. Fakat yeni bir uçak alabilmesi için gerekliydi. Gerekli olan parayı da dokuz St. Louis’ li iş adamından buldu. Lindbergh, eğer Atlas Okyanusunu geçecekse bunun bir tek motorlu uçakla mümkün olabileceğine inanıyordu ve böyle bir uçak inşa ettirmek istedi. Görüşme yaptığı bazı uçak üreticileri onun bu fikrini gerçekçi bulmadı ve uçağın güvenlik açısından iki veya daha fazla motorlu olması gerektiğini söylediler. Buna karşılık Lindbergh iki motorun riski ikiye katlayacağına inandığı için bu önerileri kabul etmedi. Şubat 1927’ de beklediği teklif Ryan Havayoları adlı San Diego, Kaliforniya’ da bulunan bir uçak üreticisinden geldi. Lindberg hemen Kaliforniya’ ya giderek firmayı ziyaret etti. İlk başta firmayı beğenmese de firmanın sahibi ve baş mühendisiyle yaptığı toplantıdan sonra ikna oldu. The Spirit of St. Louis (uçak ismini yatırım yapan iş sahiplerinin yaşadığı şehirden aldı) bu firma tarafından inşa edilecekti. Olağanüstü özverili bir çalışmadan sonra uçak iki ay sonra 28 Nisan 1927’ de bitirildi. Lindbergh’ün isteği üzerine uçakta bazı değişiklikler yapıldı. Yakıt deposu uçağın arkası yerine ön tarafa motorun hemen arkasına konuldu. Bunun nedenini ise Lindbergh: “uçuş sırasında zorunlu iniş yapmak mecburiyetinde kalırsam motorla yakıt deposu arasında sıkışıp kalmak istemem” diye açıkladı. Bu yüzden de uçağa ön cam takılmadı. Uçarken önünü görmek için ya periskobu kullandı ya da başını camdan çıkarmak suretiyle ilerisini görmeye çalıştı. Lindbergh uçağını 10-11Mayıs, 1927’de San Diego’dan New York’a 20 saat 21 dakika da uçarak test etti. Aynı zamanda bu kıtaiçi hız rekoruydu. Bu arada 10 Mayıs’ta Charles Nungesser ve François Coli (yön bulucu) isimli iki Fıransız ödülü kazanmak için Paris’ten New York’a doğru uçuşa geçti. İşte bu anda Lindbergh bütün umutlarının kaybolduğunu hissetti. Fakat kalkıştan sonra bu ikiliden bir daha haber alınamadı. Bu haberden sonar Şanslı Lindy’nin bu uçuşu yapabilme umudu hala devam ediyordu. Lindbergh, New York’un Long Island bölgesinde bulunan Curtis Havaalanına 12 Mayıs’ta indi ve Garden City Oteli’ne yerleşti. Kıtalararası uçuşunu hava şartlarından birkaç kez ertelemek zorunda kaldı ve havanın düzelmesini beklemeye başladı. Bu arada rakiplerinin de her an bu uçuşu gerçekleştirebilecekleri haberlerini alıyor, acele etmesi gerektiğini hissediyordu. Hava şartları uygun olmadığı halde 20 Mayıs 1927’de uçuşu denemeye karar verdi. 19’u akşamı oteldeki gazeteciler ve kalabalıktan uyuyamadı. Ertesi sabah uykusuz bir şekilde sisli ve buzlu bir havada Long Island’da bulunan Roosevelt Havaalanı’ndan (Şu anda bu pistin yerinde “Roosevelt Mall” adında bir alışveriş merkezi yükselmektedir) tek başına Paris’e gitmek üzere havalandı. 21 Mayıs 1927, saat 10:22:30’da Paris’in Le Bourget Havaalanı’na indi. “The Spirit of St. Louis” onu 33,5 saatte 5.800 km taşımıştı. Bu kıtalararası uçuş onu aniden dünyada en tanınan insanlardan biri haline getirdi. Fakat Atlas Okyanusu’nu tek motorlu bir uçakla geçmesi hiç de kolay olmamıştı. Uykusuz başladığı bu 33,5 saatlik uçuş sırasında zaman zaman uykusuzluğa yenik düşmüş, zaman zaman da yağmur ve fırtınalar atlatmış, hatta halisülasyonlar görmüştü. Okyanusa çok yakın uçması ve kontrolünün hassas olması sayesinde Lindbergh uykuya daldığı zaman uçağın tekerlekleri su yüzeyine çarparak onu uyandırmış ve kontrolü tekrar ele almasını sağlamıştır. Uçuşun zorluklarından bir başkası ise, gideceği istikameti sadece bir pusula yardımıyla bulmuş olmasıdır. Bu uçuşun dünyada yarattığı büyük heyecanın sebepleri; Lindbergh’in gençliği ve daha önce haftalar süren Atlas Okyanusu geçişini saatlerle ölçülen bir süreye indirmesidir.

Amerikan Hükümeti Lindbergh’ün bu ününden yararlanmak için onu iyi niyet elçisi olarak davet edildiği ülkelere göndermeğe başladı. Latin Amerika ülkelerine düzenlediği gezinin Meksika durağında Amerikan Konsolosunun kızı olan Anne Spencer Morrow’la tanıştı ve 1929 yılında evlendi. Bu evliliğinden 6 çocukları oldu; Charles Augustus Lindbergh III (1930-1932), Jon Lindbergh (d. 1932), Land Morrow Lindbergh (d. 1937), Anne Lindbergh (1940-1993), Scott Lindbergh (d.1942) ve Reeve Lindbergh (d.1945). 1 March 1932’de Charles Augustus Lindbergh III, daha 20 aylıkken New Jersey’deki evlerinde beşiğinde uyurken çocuğun yatak odası penceresine dayanan bir mediven vasıtasıyla bilinmeyen bir kişi tarafından kaçırıldı. 10 hafta süren arama ve fidye pazarlıklarından sonra oğlunun cesedini evlerinden birkaç kilometre ötesinde buldular. Bruno Hauptmann adındaki bir Alman göçmeni oğlunun katili olarak yakalandı. Mahkeme edilip suçlu bulunduktan sonra 1938’de idam edildi. Katili yakalayan Amerikali Albay Norman H. Schwarzkopf daha sonralari Iran baskenti Tahran da jandarma kurmakla gorevlendirildi. Bu dava basının ve halkın ilgisinden dolayı “yüzyılın davası” olarak tarihe geçti. Bu davanın görülmesinden sonra Lindberghler kamuoyunun gözlerinden uzak kalabilmek için İngiltere’ye yerleştiler.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Charles_Lindbergh

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

John Deere

Yazan: admin | Mucitler | Salı 28 Aralık 2010 12:10

Bunlardan inovasyona ayrı bir parantez açmak gerekir; zira John Deere araştırma ve geliştirme (Ar-Ge) faaliyetlerine her gün yaklaşık 3 milyon USD ayırmaktadır, yani yılda 1 milyar USD’den fazla bir meblağı mevcut ve tamamen yeni ürün ve hizmetlerin geliştirilmesi için teknolojik araştırma ve geliştirme çalışmalarına aktarmaktadır. Bu çabaların doğal bir sonucu olarak John Deere; en gelişmiş ve son teknolojiye sahip, müşterilerinin işlerini ve hayatlarını daha da kolaylaştırmaya ve verimliliklerini artırmaya yönelik ürünleri arka arkaya piyasa sürebilmektedir. Geçtiğimiz yıllarda piyasaya sürülen ve büyük ilgi ve hayranlık uyandıran destekli tarımsal yönetim çözümleri (AMS) sistemleri buna iyi bir örnektir. Uydudan pozisyonlama yaparak 10 cm. gibi inanılmaz hassasiyetlerle çalışabilme imkânı veren bu sistemlerle hassas tarla ölçümleri, tarla verim analizi ve verim haritası çıkarma gibi daha bir çok işlem hiç olmadığı kadar zahmetsiz ve hassas bir biçimde yapılabilmektedir. Toprak işleme verimini arttıran ve yakıt, tohum, gübre gibi maliyetlerden sağlayan yine 10 cm.’ye kadar hassasiyetle çalışabilen kısaca kontrollü otomatik sürüş olarak tanımlanabilecek AutoTrac gibi çözümler de dünya ile eşzamanlı olarak çiftçilerinin hizmetine sunulmuştur.

Şirketin dünya çiftçileri tarafından büyük beğeniyle karşılanan traktör, biçerdöver, pamuk hasat makinası, ilaçlama makinası ve benzeri kendi yürür makinaları’nı diğer markalardan ayıran en bariz özellik olarak bu ürünlerde kendi tasarlamakta ve üretmekte olduğu dizel motorları kullanmasıdır. John Deere’ın kendi mühendislik merkezlerinde çiftçilerin ihtiyaçlarına göre tarım faaliyetleri için özel olarak tasarlanan bu motorlar dünyada tarım sektöründe güç ve dayanıklılığın simgesi haline gelmiştir.

2007 Kasım ayından itibaren John Deere Türkiye’nin; Almanya, İspanya, Fransa, İtalya, Rusya, Portekiz, Finlandiya, İsveç, İngiltere/İrlanda ve Polonya’yla birlikte direkt olarak Deere & Company’e bağlı bir şube (branch) olarak faaliyetlerine devam edeceği ilan edilmiştir. Deere & Company’nin Türkiye’ye olan güveni ve olumlu beklentilerinin bir yansıması olan bu karar ve devamında atılması beklenen adımlar John Deere’ın Türkiye’deki faaliyetlerinin, yatırımlarının ve pazar payının her geçen gün eskisinden daha hızlı bir şekilde artacağının habercisi olarak yorumlanmaktadır.

John Deere’in üretmekte ve satmakta olduğu ürünler arasında başta traktör olmak üzere, biçerdöver, pamuk hasat makinası, silaj makinası, ilaçlama makinası, şeker pancarı hasat makinası, ön yükleyici, balya makinası, mibzer vb. gibi tarım makinalarının yanı ; iş ve ormancılık makinaları, çeşitli çim biçme ve bahçe bakım makinaları gibi tüketici ürünleri ile güç sistemleri (kendi ürünleri ve başka birçok marka için dizel motorlar) ürünleri bulunmaktadır. Ayrıca şirket toprak ve üretimle doğrudan ilgili alanlarda büyüme stratejisine paralel olarak son yıllarda yaptığı atılımlarla hassas sulama sistemleri (precision irrigation) alanında dünyada ilk üç arasına girmeyi başarmıştır. Yine son yıllarda; gelecekte önemini iyice arttırması beklenen bir alternatif enerji kaynağı olan rüzgâr enerjisi alanında da çeşitli stratejik ortaklıklar vasıtasıyla büyümektedir. 2007 yılında dünya çapında cirosu 24,1 milyar USD civarında olan şirket, Türkiye’de tarım makinaları alanında faaliyetlerini sermayesinin tamamı Deere & Company ‘e ait olan John Deere Makinaları Ltd. Şti. vasıtasıyla sürdürmektedir.

Şirketin tarım makinaları alanında bir kült haline gelmesinin süreç içerisinde birçok sebebi olmakla birlikte kuruluşundan kısa bir süre sonra benimsenen ana prensipleri önemlidir. Şirketin ödün verilemez olarak belirlenen bu dört ana prensibi ve değeri şunlardır: Dürüstlük (Integrity), Kalite (Quality), Adanmışlık (Commitment) ve İnovasyon (Innovation-Yenileşim).

John Deere (7 Şubat, 1804 – 17 Mayıs, 1886), kendi kendine temizlenen, dünyada ticari alanda ilk başarılı sabanı geliştiren kişi. 1837 yılında tek başına başlattığı macerası ve kurduğu Deere & Company adlı şirket; günümüzde 55.000′in üzerinde çalışanı olan, John Deere markasıyla 160′tan fazla ülkede satılan, dünyanın tarım makinaları üreticisi haline gelmiştir.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/John_Deere

Tags: , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , ,

George Westinghouse

Yazan: admin | Mucitler | Salı 28 Aralık 2010 12:10

George Westinghouse (6 Ekim 1846, Central Bridge, New York – 12 Mart 1914, New York kenti, ABD), ABD’de iletiminde alternatif kullanılmasına öncülük eden ve sanayici.

1880′lerde ABD’de geliştirilen elektrik iletim sistemlerinde yalnızca doğru akım kullanılıyordu; Avrupa’da ise alternatif akımlı birkaç sistem geliştirilmişti. Bunların en başarılı olanlarından biri Lucien Gaulard ile John Gibbs’in 1881′de Londra’da kurdukları sistemdi. Westinghouse bir grup Gaulard-Gibbs transformatörü ile bir Siemens üreteci getirterek Pittsburgh’da bir elektrik dağıtım sistemi kurdu (1885). Üç elektrik mühendisinin de yardımıyla transformatörleri daha gelişkin hale getiren Westinghouse, ürettiği gerilimin değeri sabit tutalabilen bir üreteci de geliştirdi. 1886′da kurduğu Westinghouse Electric Company, üç yıl sonra Westinghouse Electric Manufacturing Company adını aldı. Nikola Tesla’nın motoruna ilişkin patentlerini satın alan Westinghouse, Tesla’yı da motorunu geliştirip kurulucak enerji sistemine uygun duruma getirmesi için işe aldı. Enerji sistemi pazarlanacak duruma geldiğinde enerji iletiminde doğru akım kullanılması yanlıları için yoğun bir kötüleme ve gözden düşürme kampanyası açtılar.Alternatif akıma yöneltilen saldırılar, alternatif akımın insan yaşamı için tehdit oluşturduğu iddiasına dayandırılıyordu. 1893′te düzenlenen Chicago Dünya Fuarı’nın aydınlatılması işi Westinghouse’un şirketine verildi; Niyagara Irmağı üzerideki çağlayanlardan elektrik enerjisi elde etmek üzere alternatif akımlı sistemler kurma hakkını da Westinghouse aldı.

Demiryollarına duyduğu ilgi, ilk büyük icadı olan havalı freni ortaya koymasına yol açtı (1869), aynı yıl Westinghouse Air Brake Company’yi kurdu. Kimi otomatik mekanizmaların da eklenmesiyle havalı frenler trenlerde yaygın olarak kullanılmaya başladı; 1893′te kabul edilen Demiryolu Güvenlik Aygıtları Yasası, trenlerde bu tür frenlerin kullanılmasını zorunlu kıldı. Otomatik havalı frenlerin Avrupa’da da yaygınlaşması üzerine farklı hatlarda çalışan trenlerde aynı tür frenlerin kullanılabilmesi ve mevcut trenlere frenin sonradan daha gelişmiş modellerinin takılabilmesi amacıyla havalı fren aygıtlarının standartlaştırılması konusu üzerinde çalışmalar yapan Westinghouse, böylece modern standartlaştırma yöntemlerinin de öncülüğünü yapmış oldu.

Kurduğu şirket ticari olarak büyük bir gelişme gösterdi, ama Westinghouse , 1907′deki bir borsa krizi sonucunda şirket üzerindeki denetimini yitirdi ve 1911′de bütün şirketleriyle ilişkisini kesti.

İç Savaş sırasında kara ve deniz kuvvetlerinde görev yaptı. 1865′te dönme hareketi sağlayan bir buhar makinesine ilişkin ilk patentini aldı. Bu makinenin kullanışlı olmadığı sonradan anlaşıldı ama Westinghouse makinede uyguladığı çalışma ilkesinden yararlanarak yeni bir su sayacı geliştirdi. Aynı yıl raydan çıkmış yük vagonlarını raylar üzerine yerleştiren bir düzenek icat etti.

Daha sonra demiryolu işaret sistemleri üzerinde çalışmaya başlayan Westinghouse, satın aldığı patentlere kendi buluşlarını da ekleyerek elektrik ve basınçlı havayla çalışan tam bir işaret sistemi geliştirdi.Havalı frenlere ilişkin bilgi birikiminden yararlanarak 1883′te güvenlikli bir doğal boru hattı sistemi üzerinde çalışmaya başladı. Bu konuda iki yıl içinde aldığı patentlerin sayısı 38′e ulaştı (Westinghouse’un almış olduğu patentlerin toplam sayısı 100′ün üzerindedir).

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/George_Westinghouse

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Clyde Vernon Cessna

Yazan: admin | Mucitler | Salı 28 Aralık 2010 12:09

Clyde Vernon Cessna 1924 yılında Llyoyd Stearman ve Walter Beech ile birlikte Travel Air Manufacturing Company firmasını kurarak Doppeldecker adı verilen iki kişilik üretti.

Çok yakın bir arkadaşını bir uçak kazası sırasında kaybeden Clyde Vernon Cessna artık uçaklara olan ilgisini yitirdi. Firmayı Dwane ve Dwight Wallace adlı iki yeğenine devretti. Bu iki yeğen daha sonra Cessna üretimine devam ederek onu dünya çapında bir marka yaptılar.[3]

Bleriot XI markasının Amerikan versiyonu olan Silverling adın verdiği ilk uçağını Haziran 1911′de tahtadan yaparak Missipi nehri ile Rocky dağları arasında uçurdu.[1]

Clyde Vernon Cessna, Amerika’nın Howthorne bölgesinde, Lowa’da yaşayan çiftçi bir ailenin çocuğudur. O 2 yaşındayken ailesi Kansas eyâletinin Kingman bölgesine taşındı. Çocukluğunda ve mekanik aletlere ilgisi vardı. Bu hobi zamanla onda tutku halini aldı. Ailesine yardımcı olmak ve çiftçilikte kullanmak üzere aletler ve araçlar geliştirdi. Bir süre sonra Kansas’ın en başarılı satıcısıydı.[1]

Clyde’nin uçma isteği 1910 yılında başladı. Bir fuarda gördüğü uçaklara hayran kalarak, uçak sektörünü öğrenmek üzere New York’a taşındı. Queen Aeroplane Company isimdeki firmaya işçi olarak girerek uçak üretimini öğrendi. Hayali kendi uçağını yapmaktı.[1]

Daha sonra 1927 yılında dünya çapında ün yapan küçük özel ve ticari uçaklar üreten firma olan Cessna Aircraft Company’yi Amerika’nın Wichita eyâletinde kurarak Eindecker adını verdiği tek kişilik uçaklar üretmeye devam etti.[2]

Clyde Vernon Cessna (d. 5 Aralık 1879 – ö. 20 Ekim 1954) ABD’li ve iş adamı.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Clyde_Vernon_Cessna

Tags: , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , ,

Elisha Otis

Yazan: admin | Mucitler | Salı 28 Aralık 2010 12:09

19 yaşında evden ayrıldı ve Troy-New York’a yerleşti. İlk güvenli asansörlerini 1853′de sattı. Otis’in ölümünün ardından, oğulları ve Norton, 1867′de Otis Brothers şirketini kurdular. Büyüyerek Otis Elevator Company adını alan şirket, günümüzde United Technologies Corporation’ın bir bölümüdür.

Elisha Graves Otis, (d. 3 Ağustos 1811, Halifax-Vermont – ö. 7 Nisan 1861). güvenlik cihazının mucidi.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Elisha_Otis

Tags: , , , , ,

Etiketler:, , , , ,

« Önceki SayfaSonraki Sayfa »