TV icadı

Yazan: admin | icatlar | Perşembe 29 Temmuz 2010 16:13

1930′ların başında televizyon elektronik eşya olarak satılmaya ve geniş kitlelere hitap etmeye başladı. Örneğin 1936 Berlin Yaz Olimpiyatları Almanya’da evlerdeki televizyonlardan izlendi.

Sayısal yayınların başlamasına kadar televizyon izleyicisi sadece alıcı durumunda idi. Sayısal yayınlar sayesinde kullanıcının etkileşime geçmesi süreci başladı. İzleyicilerin sürekli alıcı olması, televizyonun kolay ulaşılabilir bir “kaynak” olması, kullanılan etkili görsel ve işitsel öğelerle etkisinin yüksek olması, birçok aydının televizyona soğuk bakmasına neden oldu. Günümüzde televizyon yayıncılığının ilk amacı, reklam ve ticaret üzerine kuruludur. Ancak toplumda psikolojik etkisi de oluşmuş ve televizyon bağımlılığı olarak tabir edilen bir rahatsızlık ortaya çıkmıştır.

Televizyon sözcüğü, Yunanca uzak anlamındaki tele ve Latince gör- anlamındaki visio sözcüklerinden, 20. yüzyıl başlarında türetilmiş ve uzaktan görmek anlamına gelir. Sonradan Türk Dil Kurumu tarafından televizyon sözcüğüne karşılık olarak göreç sözcüğü türetilmiştir. Daha sonraları izleç, uzakgör ve bakaç kelimeleri de televizyon yerine önerilmiştir ama Türk Dil Kurumu’nun türettiği bu kelimeler fazla benimsenmemiştir.

1940′larda renkli televizyon çalışmaları hız kazandı. 1950′lerde ABD’de ilk renkli televizyon satışa çıktı, ancak renkli televizyon ABD’de 1960′larda geniş kitlelerce kullanılmaya başlandı.

Türkiye’de ilk olarak 1953 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi tarafından bölgesel olarak ve haftada birkaç saat deneme yayınları başlatıldı. Zaman içinde gelişen televizyon altyapısı TRT’nin İstanbul stüdyoları ve vericisi kurulana kadar TRT ‘ye de hizmet vermiştir. Ancak TRT Kanunu ile ülkemizde radyo ve TV yayın tekelinin TRT Kurumuna verilmesi üzerine haftada bir yapılan İTÜ-TV yayınlarına son verildi. 1968 yılında TRT siyah beyaz olarak sürekli yayına başladı. Başta tek kanalken sonradan TRT1, TRT2… gibi çeşitli TRT kanalları oluşturuldu. Renkli televizyona geçiş 1980′lerde kısmen gerçekleşti. 1990′lı yılların başında özel televizyon kanalları yayına başladı.

Televizyon yayını, elektromanyetik yoluyla halkın doğrudan doğruya alması maksadıyla yapılan hareketli veya sabit resimlerin, sesli veya sessiz kalıcı olmayan görüntülerinin renkli ya da siyah beyaz yayınıdır.

Türkiye’de Televizyonculuk

Renkli Televizyon

Televizyon sisteminin temel parçaları şunlardır:

Televizyon veya kısaca TV, bir vericiden elektromanyetik dalga hâlinde yayınlanan görüntü ve seslerin, ekranlı ve hoparlörlü elektronik alıcılar sayesinde yeniden görüntü ve sese çevrilmesini sağlayan haberleşme sistemidir. Yayınlanan görüntü ve sesleri alıcıya ulaştıran elektronik cihaz da sistemin adı ile anılır.

Televizyon 1923 yılında, James Jargeson (Amerika) tarafından İngiltere’nin Hastings kasabasında icat edilmiştir. İlk televizyon görüntüsü ise yine Baird tarafından 1926 yılında yayınlanmıştır. Başlangıçta noktalar halinde ve titrek olan görüntülerin kalitesi Baird tarafından geliştirilmiştir. Baird’in televizyon sisteminde mekanik olarak döndürülen diskler kullanmasına karşın aynı dönemde Marconi – Emi sistemi gibi elektronik olarak işleyen rakip sistemler de üretildi.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/TV

Tags: , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , ,

Radarın icadı

Yazan: admin | icatlar | Perşembe 29 Temmuz 2010 16:13

Radarın çalışması prensip olarak yankı olayına dayanır. Bir alıcı verici dizeninden oluşan radar, bir cismin varlığını tayin etme, bulunduğu yön ve uzaklığı ölçme işlevlerini yerine getirir. Radar cihazları temel olarak bir sinyal üreteci, bir verici, bir alıcı ve bir veya daha çok antenden oluşur.

Radar, elektromanyetik enerji darbelerini Şekil 1′de görüldüğü gibi sesin yansımasına benzer bir tarzda kullanır. Radyo dalgaları ile taşınan enerji nesneye ulaşır ve tekrar nesneden yansıyarak geri döner. Enerjinin buradan küçük bir kısmı yansır ve radara geri gelir. Dönen bu bölüme aynen ses terminolojisinde olduğu gibi “yankı” adı verilir. Radar seti yankıyı yansıtan nesnenin yön ve mesafesini tespit etmek için kullanır.

Alman mühendis Christian Hülsmeyer elektromanyetik dalgalar ile gemilerin yerini belirlemekte kullanılabilen icadını tescil ettirmek için 1904 yılında Almanya ve İngiltere’de patent başvurusunda bulundu.

Radarlar; kullanım alanlarına göre hava ve deniz radarları olmak üzere ikiye ayrılır. Hava radarları; askeri (stratejik) meterolojik, astronomik, hava limanlarında ve uçaklarda kullanılır. Deniz radarları; askeri ve ticari gemilerde kullanılır. Radarlar çalıştığı frekans bandına göre de isimlendirilebilmektedir.

Radarın çalışma prensibi ses dalgası yansıma prensibine çok benzer. Sesi yansıtan bir nesneye doğru bağırılması halinde (örneğin bir kayalık vadide veya mağarada) bir yankı işitilir. Eğer sesin havada yayılma hızı biliniyorsa nesnenin mesafesi (menzil), yansıma zamanı ölçülerek hesaplanabilir. Dönüş yankısı için geçecek süre, ses hızı ve nesnenin mesafesi biliniyorsa kabaca hesaplanabilir. c ışık hızı ve t yansıma zamanı olmak üzere bir cismin radara olan menzili (R) şu formül ile bulunur:

30 Nisan 1904 tarihinde Kraliyet Patent Dairesi, Christian Hülsmeyer tarafından geliştirilen, “uzaktaki metal nesnelerin yerini bir gözlemciye bildiren” cihazı 165 546 Nolu belge ile tescil etti.

Patent belgesinde bir yansıma sayesinde, gelmekte olan bir gemiyi tespit eden bir buharlı geminin resmi yer almaktadır. Ren nehrinde yapılan bir denemeyle cihazın kullanılabilirliği kanıtlandı. Savaşın doğurdugu ihtiyaçlar ve zorlamalar sonunda geliştirilmiştir.

Bu noktadan itibaren verilecek bilgiler özel bir cins kısa menzilli radar için geçerli olup tüm radar tiplerinde temel radar mantığı aynı olmakla beraber sistemler ve cihazlar çok farklı olabileceği unutulmamalıdır. Radar kademeleri olan verici, görüntü alıcısı ve anten gibi bölümlerde ihtiyaca yönelik olarak veya radarın yapılma amacına göre değişiklik göstermektedir.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Radar

Tags: , , , , , ,

Etiketler:, , , , , ,

Televizyonda

Yazan: admin | -1 | Cuma 2 Temmuz 2010 13:01

Televizyon 1923 yılında, James Jargeson (Amerika) tarafından İngiltere’nin Hastings kasabasında icat edilmiştir. İlk televizyon görüntüsü ise yine Baird tarafından 1926 yılında yayınlanmıştır. Başlangıçta noktalar halinde ve titrek olan görüntülerin kalitesi Baird tarafından geliştirilmiştir. Baird’in televizyon sisteminde mekanik olarak döndürülen diskler kullanmasına karşın aynı dönemde Marconi – Emi sistemi gibi elektronik olarak işleyen rakip sistemler de üretildi.

Televizyon veya kısaca TV, bir vericiden elektromanyetik dalga hâlinde yayınlanan görüntü ve seslerin, ekranlı ve hoparlörlü elektronik alıcılar sayesinde yeniden görüntü ve sese çevrilmesini sağlayan haberleşme sistemidir. Yayınlanan görüntü ve sesleri alıcıya ulaştıran elektronik cihaz da sistemin adı ile anılır.

1940′larda renkli televizyon çalışmaları hız kazandı. 1950′lerde ABD’de ilk renkli televizyon satışa çıktı, ancak renkli televizyon ABD’de 1960′larda geniş kitlelerce kullanılmaya başlandı.

Televizyon yayını, elektromanyetik yoluyla halkın doğrudan doğruya alması maksadıyla yapılan hareketli veya sabit resimlerin, sesli veya sessiz kalıcı olmayan görüntülerinin renkli ya da siyah beyaz yayınıdır.

1930′ların başında televizyon elektronik eşya olarak satılmaya ve geniş kitlelere hitap etmeye başladı. Örneğin 1936 Berlin Yaz Olimpiyatları Almanya’da evlerdeki televizyonlardan izlendi.

Renkli Televizyon

Türkiye’de Televizyonculuk

Televizyon sözcüğü, Yunanca uzak anlamındaki tele ve Latince gör- anlamındaki visio sözcüklerinden, 20. yüzyıl başlarında türetilmiş ve uzaktan görmek anlamına gelir. Sonradan Türk Dil Kurumu tarafından televizyon sözcüğüne karşılık olarak göreç sözcüğü türetilmiştir. Daha sonraları izleç, uzakgör ve bakaç kelimeleri de televizyon yerine önerilmiştir ama Türk Dil Kurumu’nun türettiği bu kelimeler fazla benimsenmemiştir.

Televizyon sisteminin temel parçaları şunlardır:

Türkiye’de ilk olarak 1953 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi tarafından bölgesel olarak ve haftada birkaç saat deneme yayınları başlatıldı. Zaman içinde gelişen televizyon altyapısı TRT’nin İstanbul stüdyoları ve vericisi kurulana kadar TRT ‘ye de hizmet vermiştir. Ancak TRT Kanunu ile ülkemizde radyo ve TV yayın tekelinin TRT Kurumuna verilmesi üzerine haftada bir yapılan İTÜ-TV yayınlarına son verildi. 1968 yılında TRT siyah beyaz olarak sürekli yayına başladı. Başta tek kanalken sonradan TRT1, TRT2… gibi çeşitli TRT kanalları oluşturuldu. Renkli televizyona geçiş 1980′lerde kısmen gerçekleşti. 1990′lı yılların başında özel televizyon kanalları yayına başladı.

Sayısal yayınların başlamasına kadar televizyon izleyicisi sadece alıcı durumunda idi. Sayısal yayınlar sayesinde kullanıcının etkileşime geçmesi süreci başladı. İzleyicilerin sürekli alıcı olması, televizyonun kolay ulaşılabilir bir “kaynak” olması, kullanılan etkili görsel ve işitsel öğelerle etkisinin yüksek olması, birçok aydının televizyona soğuk bakmasına neden oldu. Günümüzde televizyon yayıncılığının ilk amacı, reklam ve ticaret üzerine kuruludur. Ancak toplumda psikolojik etkisi de oluşmuş ve televizyon bağımlılığı olarak tabir edilen bir rahatsızlık ortaya çıkmıştır.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Televizyon

Tags: , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , ,

1906 tarihi

Yazan: admin | Önemli tarihler | Çarşamba 9 Haziran 2010 15:12
  •  ? – Turgut Zaim – Türk ressamı (ö. 1974)
  • 18 Eylül – Hong Kong, tayfunla birlikte gelen tusunami sonucu yaklaşık 10.000 kişi öldü.
  • İlk kez bir Avrupa ülkesinde; Finlandiya’da kadınlara oy hakkı verildi.
  • 21 Mart – Samed Vurgun, Azeri şair.
  • 23 Kasım – Sait Faik Abasıyanık, Türk yazarı (ö. 1954)
  • 22 Haziran – Anne Morrow Lindbergh, ABD’li yazar ve havacı
  • 22 Ekim – Paul Cézanne, Fransız ressam (d. 1839)
  • Rus Çarı demokratları yanına alarak, komünistlerle başedebilmek için meşrutiyet ilan etti.
  • 8 Mayıs – Roberto Rossellini, İtalyan yönetmen (ö. 1977)
  • 13 Nisan – Samuel Beckett (ö. 1989)
  • 14 Temmuz – Olive Borden, ABD’li sinema oyuncusu (ö. 1947)
  • 10 Aralık – Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Theodore Roosevelt, Rus-Japon savaşındaki barış yanlısı görüşmeleri için nobel barış ödülü ile ödüllendirildi.
  •  ? – Abidin Paşa, Osmanlı Devleti veziri Mesnevi yorumcusu (d.1843)
  • 4 milyon sermaye ile Osmanlı Devleti’nde Osmanlı İtibar-ı Milli Bankası kuruldu.
  • 22 Ocak – Robert E. Howard, ABD’li yazar.
  • İran’da meşrutiyet ilan edildi.
  • 24 Aralık – Reginald Fessenden tarafından ilk radyo yayını yapıldı.
  • 10 Mart – Fransa, Courrières’te kömür madeninde patlama oldu ve 1060 kişi öldü.
  • 3 Kasım – SOS uluslararası acil yardım sinyali olarak kabul edildi.
  • Osmanlı Devleti’nde özgürlükçü hareketler yeniden hızlandı. Selanik’te Osmanlı Hürriyet Cemiyeti kuruldu.Osmanlı gazetelerinden biri olan no copy past gazetesindede yayınlandı.
  • 26 Aralık – Dünyadaki ilk uzun metrajlı film olan “The Story of the Kelly Gang” gösterime girdi.
  •  ? – Zihni Rona (ö. 1993), Türk Tiyatro Sanatçısı.
  • 14 Mart – Ulvi Cemal Erkin, Türk besteci (ö. 1972)
  • 31 Ocak – Ekvador’da 8.6 büyüklüğünde deprem oldu.
  • 18 Nisan, San Fransisco ili, 7.7 büyüklüğünde 50 saniye süren deprem ve onu izleyen yangınlarla yerle bir oldu. 28 bin bina yıkıldı, yaklaşık 500 kişi öldü, 100 bin kişi evsiz kaldı.
  • 30 Aralık – Carol Reed, İngiliz film yönetmeni (ö. 25 Nisan 1976)
  • Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/1906

    Tags: , , , , , , , , , , , , , ,

    Etiketler:, , , , , , , , , , , , , ,

    Diyot icadı

    Yazan: admin | icatlar | Çarşamba 9 Haziran 2010 15:12

    Bir LED ‘in üretimi sırasında kullanılan değişik katkı maddesine göre verdiği ışığın rengi değişmektedir.

    Diyodun direnci uygulama yerine göre iki limit arasında sürekli olarak veya kademeli olarak değiştirilebilmektedir.

    Diyot kristali, iki parçalı yapıldığında uygulanacak gerilimin büyüklüğüne göre kırmızı, yeşil veya sarı renklerden birini vermektedir.

    İlk defa 1963 ‘te J.B. Gunn tarafından yapıldığı için bu ad verilmiştir. Gunn diyodu bir osilatör elemanı olarak kullanılmaktadır.

    Impatt veya avalanş (çığ) diyotlar Gunn diyotlara göre daha güçlüdürler ve çalışma gerilimi daha büyüktür. Mikrodalga sistemlerinin osilatör ve güç katlarında yararlanılır.

    Nokta temaslı silikon diyotlar en çok mikro dalga karıştırıcısında, televizyon, video dedeksiyonunda, germanyum diyotlar ise radyofrekans ölçü aletlerinde (voltmetre, dalgametre, rediktör vs…) kullanılır.

    P-I-N diyotları P+-I-N+ yapıya sahip diyotlardır. P+ ve N+ bölgelerinin katkı maddesi oranları yüksek ve I bölgesi büyük dirençlidir.

    Işık yayan diyot ısındıkça, ışık yayma özelliği azalmaktadır. Bu hal etkinlik eğrisi olarak gösterilmiştir. Bazı hallerde fazla ısınmayı önlemek için bir soğutucu üzerine monte edilir.

    Dirençlerin düzgün olmaması nedeniyle daha çok mikrodalga alıcılarında karıştırıcı olarak kullanılır. Ayrıca, modülatör, demodülatör, detektör olarak ta yararlanılır.

    Yarı iletken diyotları, p ve n tipi germanyum veya silisyum yarı iletken kristallerinin bazı işlemler uygulanarak bir araya getirilmesiyle elde edilen diyotlardır. Hem elektrikte hem de elektronikte kullanılmaktadır. tipik bir örnek olarak kuvvetli akımda kullanılan bir silikon diyot verilmiştir.Yarı iletken diyotlar, tıpkı öbür diyotlar gibi elektronik malzemelerdir.

    Diyotlar başlıca üç ana gruba ayrılır:

    Alçak frekanslarda diyot bir P-N doğrultucu gibi çalışır. Frekans yükseldikçe I bölgesi de etkinliğini gösterir. Yüksek frekanslarda I bölgesinin doğru yöndeki direnci küçük ters yöndeki direnci ise büyüktür.

    Germanyum veya silikon nokta temaslı diyodun esası; 0.5 mm çapında ve 0.2 mm kalınlığındaki N tipi kristal parçacığı ile “fosfor-bronz” veya “berilyum bakır” bir telin temasını sağlamaktan ibarettir.

    P-I-N diyotlar değişken dirençli eleman olarak, mikrodalga devrelerinde, zayıflatıcı, faz kaydırıcı, modülatör, anahtar, limitör gibi çeşitli amaçlar için kullanılmaktadır.

    P-N birleşme yüzeyi çok ince olup, küçük gerilim uygulamalarında bile çok hızlı ve yoğun bir elektron geçişi sağlanmaktadır. Bu nedenledir ki Tünel Diyot, 10.000 MHz ‘e kadar ki çok yüksek frekans devrelerinde en çok yükselteç ve osilatör elemanı olarak kullanılır.

    140 Ohm ‘luk standart direnç olmadığından en yakın standart üst direnci olan 150 Ohm ‘luk direnç kullanılır.

    Gunn diyoda gerilim uygulandığında, gerilimin belirli bir değerinden sonra diyot belirli bir zaman için akım geçirip belirli bir zamanda kesimde kalmaktadır. Böylece bir osilasyon oluşmaktadır.

    Baritt Diyotlar ‘da nokta temaslı diyotlar gibi metal ve yarı iletken kristalinin birleştirilmesi ile elde edilmektedir. Ancak bunlar jonksiyon diyot tipindedir. Değme düzeyi (jonksiyon) direnci çok küçük olduğundan doğru yön beslemesinde 0.25V ‘ta dahi kolaylıkla ve hızla iletim sağlamaktadır.Ters yöne doğru akan azınlık taşıyıcıları çok az olduğundan ters yön akımı küçüktür. Bu nedenle de gürültü seviyeleri düşük ve verimleri yüksektir.

    R=9-2/0.05 = 7/0.05 = 140 Ohm olarak bulunur.

    Nokta temaslı diyot elektronik alanında ilk kullanılan diyottur. 1900-1940 tarihleri arasında özellikle radyo alanında kullanılan galenli ve pritli detektörler kristal diyotların ilk örnekleridir.galen veya prit kristali üzerinde gezdirilen ince fosfor-bronz tel ile değişik istasyonlar bulunabiliyordu. Günlük hayatta bunlara, kristal detektör veya diğer adıyla kristal diyot denmiştir.nokta temaslı germanyum veya silikon diyotlar geliştirilmiştir.

    Örnek: 10µm boyundaki bir gunn diyodunun osilasyon periyodu yaklaşık 0,1 nanosaniye tutar. Yani osilasyon frekansı 10GHz ‘dir.

    Lamba diyotlar en yaygın biçimde redresör ve detektör olarak kullanılmıştır. Sıcak katotlu lamba, civa buharlı ve tungar lambalar bu gruptandır. Sıcak katotlu lamba diyodun iç görünüşü ve çalışma şekli verilmiştir. Şekilde görüldüğü gibi ısınan katotdan fırlayan elektronlar atom tarafından çekilmekte ve devreden tek yönlü bir akım akışı sağlanmaktadır. Eskiden kalanların dışında bu tür diyotlar artık kullanılmamaktadır.

    Tünel Diyodun üstünlükleri:

    Mikrodalga frekansları; uzay haberleşmesi, kıtalar arası televizyon yayını, radar, tıp, endüstri gibi çok geniş kullanım alanları vardır. Giga Hertz (GHz) mertebesindeki frekanslardır.

    Anahtar Olarak: Tünel diyodun önemli fonksiyonlarından biri de elektronik beyinlerde multivibratörlerde, gecikmeli osilatörlerde, flip-flop devrelerinde ve benzeri elektronik sistemlerde anahtar görevi yapar

    Tünel diyoda uygulanan gerilim Vt1 değerine gelinceye kadar gerilim büyüdükçe akım da artıyor. Gerilim büyümeye devam edince, akım A noktasındaki It değerinden düşmeye başlıyor. Gerilim büyümeye devam ettikçe, akım B noktasında bir müddet IV değerinde sabit kalıp sonra C noktasına doğru artıyor. C noktası gerilimi Vt2, akımı yine It ‘dir. Bu akıma “Tepe değeri akımı” denilmektedir.

    Türkçesi için ikiz kıvıluç, ikiz uç önerilmiştir. Kıvıluç, Oktay Sinanoğlu’nun elektrot için 1978′de yayımladığı bir öneridir.

    Ayrıca LED ‘in aşırı ısınmasına yol açmamak için kataloğunda belirtilen akımı aşmamak gerekir. Bunun için gösterilmiş olduğu gibi devresine seri olarak bir R direnci konur. Bu direncin büyüklüğü LED ‘in dayanma gerilimi ile besleme kaynağı gerilimine göre hesaplanır.

    Yükselteç Olarak: Tünel diyot, negatif direnci nedeniyle, uygun bir bağlantı devresinde kaynaktan çekilen akımı arttırmakta, dolayısıyla bu akımın harcandığı devredeki gücün yükselmesini sağlamaktadır.

    Böyle bir diyodun elektrotlar arası kapasitesi 1 pF ‘ın altına kadar düşmektedir. Dolayısıyla yüksek frekanslar için diğer diyotlara göre daha uygun olmaktadır.

    Bakır oksitli diyotlar ölçü aletleri ve telekominikasyon devreleri gibi küçük gerilim ve küçük güçle çalışan devrelerde, selenyum diyotlar ise birkaç kilowatt ‘a kadar çıkan güçlü devrelerde kullanılır

    Bakır oksit (CuO) ve selenyumlu diyotlar bu gruba girmektedirler.

    Işık yayan diyotlar, doğru yönde gerilim uygulandığı zaman ışıyan, diğer bir deyimle elektriksel enerjiyi ışık enerjisi haline dönüştüren özel katkı maddeli PN diyotlardır.

    Mikro dalga diyotlarının ortak özelliği, çok yüksek frekanslarda dahi, yani devre akımının çok hızlı yön değiştirmesi durumunda da bir yönde küçük direnç gösterecek hıza sahip olmasıdır.

    “I” tabakası ise iyonlaşmanın olmadığı bir bölgedir. Taşıyıcılar buradan sürüklenerek geçer ve etrafına enerji

    Bu diyotlara, aşağıda yazılmış olduğu gibi, İngilizce adındaki kelimelerin ilk harfleri bir araya getirilerek LED (Light Emitting Diode; Işık yayan diyot) veya SSL (Solid State Lamps; Katı hal lambası) denir.

    I = f(V) eğrisinin A-B noktaları arasındaki eğimi negatif olup, -1/R ile ifade edilmekte ve diyodun bu bölgedeki direnci de negatif direnç olmaktadır. Tünel diyot A-B bölgesinde çalıştırılarak negatif direnç özelliğinden yararlanılır.

    Farklı iki ayrı gruptaki elemandan oluşması nedeniyle baritt diyotların dirençleri (lineer) değildir.

    Osilatör Olarak: Tünel diyotlardan MHz mertebesinde osilatör olarak yararlanılabilmektedir. Bir tünel diyot ile osilasyon sağlayabilmek için negatif direncinin diğer rezonans elemanlarının pozitif direncinden daha büyük olması gerekir. Tünel diyoda Şekil 3.20 ‘de görüldüğü gibi seri bir rezonans devresi bağlanabilecektir. Tünel diyodun negatif direnci – R=80 Ohm olsun. Rezonans devresinin direnci 80 Ohm ‘dan küçük ise tünel diyot bu devrenin dengesini bozacağından osilasyon doğacaktır.

    Üzerinden geçen voltajın sabitlenmesine yarayan bir diottur. Mesela 5,6V değerinde bir zenere 10V girerse çıkışta 5,6V oluşur. Fazla voltajı geçirmez…

    Gerilimi, Vt2 değerinden daha fazla arttırmamak gerekir. Aksi halde geçen akım, It tepe değeri akımını aşacağından diyot bozulacaktır.

    Özellikleri

    Direncin küçük olduğu yöne “doğru yön” veya “iletim yönü”, büyük olduğu yöne “ters yön” veya “tıkama yönü” denir. Diyot sembolü akım geçiş yönünü gösteren bir ok şeklindedir.

    Ani toparlanmalı (Step-Recovery) diyotlar varaktör diyotların daha da geliştirilmişlerdir. Varaktör diyotlar ile frekansların iki ve üç kat büyütülmeleri mümkün olabildiği halde, ani toparlanmalı diyotlar ile 4 ve daha fazla katları elde edilebilmektedir.

    Tünel Diyodun dezavantajları:

    1958 ‘de Read (Rid) tarafından geliştirilmiştir.Bu nedenle Read diyodu da denir. P+ – N – I – N+ veya N+ – P – I – P+ yapıya sahiptir. Ters polarmalı olarak çalışır.

    Yapımında ana elemanlar olarak Slikon ve Galliyum arsenid (GaAs) kullanılır. Diyot içerisindeki P+ ve N+ tipi kristaller, içerisindeki katkı maddeleri normal haldekinden çok daha fazla olan P,N kristalleridir.

    Kirşof kanununa göre: 9=I*R+2 ‘dir. I=0.05A olup

    Ayrıca, diyodun uçları pozitif (+) ve negatif (-) işaretleri ile de belirlenir. “+” uca anot, “-” uca katot denir. Diyodun anoduna, gerilim kaynağının pozitif (+) kutbu, katoduna kaynağın negatif (-) kutbu gelecek şekilde gerilim uygulandığında diyot iletime geçer.

    2W ‘ın üzerindeki diyotlar Büyük Güçlü Diyotlar olarak tanımlanır. Bu tür diyotlar, büyük değerli DC akıma ihtiyaç duyulan galvano-plasti, ark kaynakları gibi devrelere ait doğrultucularda kullanılmaktadır.

    Katkı maddesinin cinsine göre şu ışıklar oluşur:

    Bugün nokta temaslı diyotların yerini her ne kadar jonksiyon diyotlar almış ise de, yine de elektrotları arasındaki kapasitenin çok küçük olması nedeniyle yüksek frekanslı devrelerde kullanılma alanları bulunmaktadır. Ters yön dayanma gerilimleri düşük olup dikkatli kullanılması gerekir.

    Tünel diyotlar, özellikle mikro dalga alanında yükselteç ve osilatör olarak yararlanılmak üzere üretilmektedir. Tünel diyoda, esaslarını 1958 ‘de ilk ortaya koyan Japon Dr. Lee Esaki’nin adından esinlenerek “Esaki Diyodu” dan denmektedir.

    Bu tür diyotta, N tipi kristale noktasal olarak büyük bir pozitif gerilim uygulanır. Pozitif gerilim temas noktasındaki bir kısım kovalan bağı kırarak elektronları alır. Böylece, çok küçük çapta bir P tipi kristal ve dolayısıyla da PN diyot oluşur. Bu oluşum şekil 3.12 (b) ‘de gösterilmiştir.

    Mikrodalga bölgelerinde kullanılabilen başlıca diyotlar şunlardır: Gunn (Gan) diyotları Impatt (Avalanş) diyotları Baritt (Schottky)(Şotki) diyotları Ani toparlanmalı diyotlar P-I-N diyotları

    Yapısı, N tipi Galliyum arsenid (GaAs) veya İndiyum fosfat (InP) ‘den yapılacak ince çubukların kısa kısa kesilmesiyle elde edilir.

    Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Diyot

    Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

    Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

    1903 tarihi

    Yazan: admin | Önemli tarihler | Pazartesi 7 Haziran 2010 13:14
  •  ? Aralık – Uranyumun radyoaktivite etkisi bulundu.
  • 17 Kasım – Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisi, Londra’da yaptığı toplantı sonunda Menşevikler ve Bolşevikler olarak ikiye ayrıldı.
  • 28 Nisan – J. Willard Gibbs, Amerikalı bilimadamı (d.1839)
  • 17 Aralık – Modern havacılığın başlangıcı. Amerika Birleşik Devletleri’nde Orville ve Wilbur Wright kardeşler ilk kez motorlu bir uçak uçurdular.
  •  ? – ABD’li W. Read sarı humma virüsünü buldu.
  • 19 Mart – Beşiktaş Jimnastik Kulübü kuruldu.
  • 5 Mart – Osmanlı İstanbul – Bağdat demiryolu yapımına başladı.
  • 17 Eylül – Türk kuvvetleri Makedonya’daki isyanı bastırdı.
  • 24 Nisan – Malazgirt’te meydana gelen depremde 2626 kişi öldü.
  • 7 Kasım – Konrad Lorenz, Avusturyalı bir etoloji uzmanıdır.
  • 29 Mayıs – Bob Hope, ABD’li komedyen (ö. 2003)
  • 3 Kasım – Panama, Amerika Birleşik Devletleri’nin desteğiyle Kolombiya’dan bağımsızlığını ilan etti.
  • 11 Ağustos – Fransa’da Paris metrosunda çıkan yangında 84 kişi yaşamını yitirdi
  • 28 Mayıs – İstanbul depreminde 2000 kişi öldü.
  •  ? – İvan Pavlov, şartlı refleks çalışmalarını tanıttı. Bu araştırma Pavlov’un köpeği örneğiyle özdeşleşti.
  • 1 Ekim – Vladimir Horowitz (ö. 1989)
  • 10 Aralık – Henri Becquerel, Pierre Curie ve eşi Marie Curie-Sklodowska Nobel fizik ödüllerini aldılar.
  • 13 Şubat – Georges Simenon, Belçikalı polisiye yazarı (ö. 1989)
  • 15 Mayıs – Maria Reiche, Peru’daki Nazca çizgilerini araştırması ile ünlü olan Almanya doğumlu matematikçi ve arkeologdur (ö. 1998)
  • 13 Aralık – İtalyan asıllı ABD’li dondurma satıcısı Italo Marcioni, ilk dondurma külahının patentini aldı.
  • 6 Haziran – Aram İlyiç Haçaturyan, Ermeni besteci (ö. 1978)
  • 7 Şubat – Osmanlı Makedonya’daki ayaklanmaları bastırmak için yeni kuvvetler bölgeye sevk etti.
  • 14 Ocak – Sultan II. Abdülhamid, Avlonyalı Mehmed Ferid Paşa’yı sadrazamlığa getirdi
  • 14 Nisan – Bulgar komiteciler Manastır yakınındaki bir Türk köyünü basarak çocuk kadın ve erkek 165 kşiyi öldürdü.
  •  ? – İstanbul’un Beşiktaş semtinde, ‘Beşiktaş’ adı altında Türkiye’nin en eski ve ilk jimnastik kulübü kuruldu. Futbola iştigal etmeye başlaması 1911 yılını bulmuştur. İlk Beşiktaş başkanı Şeref bey’dir
  • 19 Temmuz – Bisikletle ilk Fransa-almanya turu atıldı.
  • Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/1903

    Tags: , , , , , , , , , , , , , , ,

    Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , ,

    Polonya mucitler

    Yazan: admin | Mucitler | Pazartesi 7 Haziran 2010 13:14

    Polonya Meclisi (Sejm) Başkan kürsüsünün arkasında Haç vardır. Anayasa’da ilgili her bölümde Katolikliğe atıf vardır. Bu anlamda, Katoliklik devletin resmi dini olarak kabul edilmektedir de denebilir. Kilise; devlet, siyaset ve toplum hayatında gerektiğinde kullandığı ciddi bir nüfuza sahiptir. Bazı katolik papaz ve din grupları, siyasete açıkça girmekte ve bugünkü koalisyon iktidarının bazı partilerini desteklemektedir. Bugün Polonya’da hiçbir kişi ya da resmi veya özel kurumun, Katolikliği açıkça reddetmesi ya da eleştirmesinin düşünülmesi imkânsızdır. Kilise ile açıkça ters düşen bir partinin siyasi yaşamda yer sahibi olması neredeyse imkânsızdır. Papa II. Jean Paul’e incitici eleştiriler yönelten bir gazeteci, mahkeme tarafından suçlu bulunmuştur. Resmi kurumların devlet ile kilise ilişkisini, 1989 yılı yasaları düzenlemektedir. Söz konusu yasalar, inanç özgürlüğünü garanti altına almakta, Roma Katolik Kilisesi’nin radyo ve televizyon programları yapmasına, ayrıca okul, hastane ve tarihi değeri olan binaları işletmesine izin vermektedir. Lublin Katolik Üniversitesi ve Varşova İlahiyat Akademisi dışında birçok üniversite ve eğitim kurumunda ilahiyat bölümleri vardır. 28 Temmuz 1993 yılında hükümet, Başpiskoposluk ile aralarındaki karşılıklı ilişkileri düzenleyen bir Konkordato imzalamış, söz konusu anlaşma üzerinde 5 yıl görüşmeler yapıldıktan sonra Parlamento tarafından yasallaştırılmıştır. Varşova Başpiskoposu, aynı zamanda Polonya Başpiskoposu’dur ki, 1981′den bu yana bu görevi Kardinal Józef Glemp üstlenmektedir. Dini başkent Gniezno’dur ve bu kentin piskoposu doğrudan, başpiskopos ûnvanı alır. 1978 yılının Ekim ayında, Krakow Piskoposu kardinal Karol Wojtyła (Karol Voytıua), II. Jean Paul (ikinci Jan Pol) adı ile ‘Papa’ seçilmiştir. Wojtyła, yani II. Jean Paul 2005 yılında yaşlılık nedeniyle ölmüştür.

    Polonya’da ulaşım %80 oranında trenlerle sağlanır. Heryere hatta köylere bile trenlerle gidebilirsiniz. Trenler otobüslere göre daha ucuz ve daha hızlı olabilmektedir. Yerleşim birimlerinde tren istasyonları genellikle merkezdedir ve otobüs istasyonlarına göre daha yakındırlar.

    Polonya‘da bulunan Galeria Sztuki w Legnicy Galeria Bielak Galeria Yes Galeria Milano Galeria Srebra Pod Przepiórczym Koszem ve diger galeriler bu modern sanatçıları takdim edip ve eserlerini satışa sunmaktadır.

    1990′ların başından beri istikrarlı bir ekonomik liberalizasyon politikası izleyen Polonya, geçiş süreci ekonomileri arasında bir başarı örneği olarak öne çıkmaktadır. Buna rağmen, Polonya ekonomisinin gelişimi için başta işsizlik oranının düşürülmesi olmak üzere atılması gereken birçok adım bulunmaktadır.

    Polonya’da 5.000 kadar müslüman Tatar yaşamaktadır. 1989 yılından itibaren, yeni müslüman göçmenler ülkeye yerleşmiştir.[kaynak belirtilmeli]

    Polonyadaki dünyaca tanınmış sinema yönetmenleri Roman Polanski ve Krzysztof Kieślowski’dir.

    Polonya’nın ünlü takı tasarımcıları Jacek Byczewski, Jan Suchodolski, Piotr Małysz, Krzysztof Ginko, Maryla Dubiel, Jan ve Alicja Wyganowski, Marcin Gronkowski, Jakub Zeligowski, Piotr Modliński ve digerleri modern gümüş takı tasarımında çağdaş sanatin dünyaca tanınmış sanatçılarıdır.

    2004 yılı ekonomik verileri 2005 2006

    Polonya (Lehçe: Polska (yardım·bilgi)), resmî adı Polonya Cumhuriyeti (Lehçe: Rzeczpospolita Polska (yardım·bilgi)) Orta Avrupa’da bulunan bir ülke. Komşuları, batıda Almanya, güneybatıda Çek Cumhuriyeti, güneyde Slovakya, kuzeydoğuda Rusya Federasyonu ve Litvanya, doğuda Belarus, güneydoğuda Ukrayna ve kuzeyde Baltık Denizi’dir. Ülke 312.679 km²’lik yüzölçümüyle Avrupa’nın dokuzuncu, dünyanın altmış dokuzuncu büyük ülkesidir. Yaklaşık 38 milyonluk nüfusu da, dünya sıralamasında en kalabalık 33. ülke olmasını sağlar.

    1 Ocak 1999 tarihinde yapılan idari reformla, daha önce 49 idari bölgeye ayrılmış Polonya, bu sayıyı 16 idari bölgeye düşürmüştür. Bu iller Wroclaw, Bydgoszcz/Toruń, Łódź, Lublin, Gorzów Wielkopolski/Zielona Góra, Kraków, Varşova, Opole, Rzeszów, Białystok, Gdańsk, Katowice, Kielce, Olsztyn, Poznań ve Szczecin’dir.


    1414′te Macar Kralı Sigismund’un Leh kralına gönderdiği bir rica mektubu, Polonya-Litvanya Krallığı ile Osmanlı Devleti arasındaki ilişkilerin yeni bir dönemini başlattı. Söz konusu mektupta Sigismund, Osmanlılar karşısında Lehistan kralından yardım istiyordu. Jagiello askeri katkı yerine Sultan I. Mehmet Çelebi’ye Skarbek z Gory (Gura’lı Sıkarbek) ve Grzegorz Ormianin (Ermeni Gregor) adlarında iki sefir gönderdi. Bu ilk sefaret, Osmanlı Devleti ile Lehistan-Litvanya Krallığı arasındaki resmi ilişkilerin başlangıcı olarak düşünülebilir. O dönemde Macaristan’ı himaye altına almak, gerek Lehistan gerekse Osmanlı Devleti için önemli bir siyasi sorundu. 1439′da, bugün adı belli olmayan, ilk Osmanlı sefiri, o zamanki Lehistan Başkenti Krakov’a geldi. Gelişinin amacı, Macarlara karşı Lehistan ve Osmanlı Devleti’nin işbirliğini sağlamaktı. 1440′ta Leh Kralı III. Wladyslaw Warnenczyk’ın (Varnalı Vladislav) Macaristan kralı olarak seçilmesi, Leh-Osmanlı dostluk havasının değişmesine yol açmıştır. Genç kral, Polonya soylularının tavsiyeleriyle Osmanlı’ya karşı bir sefere hazırlandı ve 1444′te aslında Lehler arasında çok taraftar bulmayan ve resmi olarak da Lehistan tarafından desteklenmeyen bir Haçlı Seferi’ne başladı. Saflarında bazı Leh şövalyelerini de barındıran Macar ordusu, Varna Muharebesi’nde yenilgiye uğradı. 1455′te Boğdan Prensi Petru Aron, Osmanlıların hakimiyetini tanıyor ama bir yandan da Lehistan hakimiyetinde kalıyordu. 1504′e kadar süren bu ilginç siyasi durum, Lehler ile Osmanlılar arasında yeni anlaşmazlıklara yol açmıştı. 1476′da Lehistan Kralı Kazimierz Jagiellonczyk (Kazimir Yagyelonçık) Boğdan Prensi Stefan Çel Mare’ye destek vermek amacıyla Fatih Sultan Mehmet’e Marcin Wrocimowski (Martin Vrotsimovski) adında bir elçi gönderdi. 1476′da Osmanlı ve Tatar sefirleri, Macaristan’a karşı padişahın yeni bir önerisini Leh kralına ilettiler. Ancak ne Lehistanlı ne de Osmanlı sefirleri amaçlarına ulaştı. Kırım Tatarlarının Osmanlı korumasına alınması ve Fatih Sultan Mehmet’in ölümü, Lehistan-Osmanlı ilişkilerini etkilemiştir. II. Beyazıt’ın saltanatının ilk yıllarında Kili ve Akkirman’in zaptı Lehistan’da Osmanlılardan yana bir kaygı doğurdu. Kralın gönderdiği ordu, bu kaleleri geri alamadı. Kanuni Sultan Süleyman zamanında iki ülke dostluk içinde yaşamışlar. 17. yüzyılda Kozak ve Tatarların, Polonya Krallığı’nın yaptığı saldırılar Kozakların da Kırım tarafına yaptığı saldırılar iki ülke arasını bozuyor.

    Polonya 2004 yılı Mayıs ayında Avrupa Birliği’ne (AB) üye olmuştur. 2004 yılında Polonya’nın Avrupa Birliği ülkelerine olan ihracatında yaşanan artış ülkenin büyümesine katkıda bulunmuştur. Polonya 2006 yılına kadar AB fonlarından yaklaşık olarak 13.5 milyar ABD Doları katkı sağlayacaktır.

    Devletin sahibi olduğu küçük ve orta ölçekli işletmelerin özelleştirilmesi, yeni firmaların kuruluşunu düzenleyen liberal bir yasanın kabul edilmesi özel sektörün gelişimini teşvik etse de, süregelen yosuzluklara ilaveten yasal ve bürokratik engellerin bulunması özel sektörün daha da gelişmesini baltalamaktadır. Tarım sektörü, işçi fazlası, verimsiz küçük tarlalar ve yatırım eksikliği nedeniyle gelişememektedir. Kömür, çelik, demiryolları ve enerji gibi “hassas sektörlerin” yeniden yapılandırılması ve özelleştirilmesi süreci başlatılsa da, bu süreç yavaş işlemektedir. Sağlık, eğitim, emeklilik sistemi ve devlet yönetiminde yapılan reformlar devlet bütçesine beklenenden daha fazla yük getirmiştir.

    Yönetim şekli cumhuriyet. Cumhuriyetin ilan ediliş tarihi 11 Kasım 1918′dir. Şimdiki cumhurbaşkanı Lech Kaczynski, 23 Ekim 2005′te göreve gelmiştir. 10 Nisan 2010 da Polonya Devlet Başkanı Lech Kaczynski ve beraberindeki heyeti taşıyan Tu-154 tipi uçak aşırı sisli havada iniş yapmaya çalışırken düşmüs ve kurtulan olmamistir. Polonya Başbakanı Donald Tusk, Devlet Başkanı Lech Kaczynski’yi taşıyan uçağın Rusya’da düşmesinin, “Polonya’nın savaş sonrası tarihinin en trajik olayı olduğunu” söylemistir. Düşen uçaktaki Polonya heyetinde Kaczynkski ile eşi Maria’nın yanı sıra Genelkurmay Başkanı Franciszek Gagor, Merkez Bankası Başkanı Slawir Skrzypek, Dışişleri Bakan Yardımcısı Andrej Kremer, Polonya’nın sürgündeki son Devlet Başkanı Ryszard Kaczorowski, Ulusal Güvenlik Bölümü Başkanı Aleksander Szczyglo, Devlet Başkan Yardımcıları Pawel Wypch ile Mariusz Handzlik, Parlamento Başkan Yardımcısı Jerzego Szmajdzinski gibi üst düzey devlet görevlileri yer alıyordu.

    Kamu maliyesinin gelişimi kamu iktisadi teşekküllerinden kaynaklanan kayıpların azaltılmasına, kayıtdışı ekonominin kayıt altına alınmasına ve vergi reformu gerçekleştirilmesine bağlı gözükmektedir. Polonya Hükümeti, 2004 yılında kamu harcamalarını 2007 yılına kadar yaklaşık olarak 17 milyar ABD Doları azaltmaya yönelik bir ekonomik paket yürürlüğe koymuştur.

    Adam Mickiewicz, Jan Kochanowski, Witold Gombrowicz, Stanisław Lem, Bruno Schulz, Stanisław Ignacy Witkiewicz, Jan Polkowski, Adam Zagajewski, Julian Kornhauser, Ewa Lipska ve Rafal Wojaczek gibi tanınmış yazarları vardır. Ayrıca, Henryk Sienkiewicz,Władysław Reymont,Czesław Miłosz ve Wisława Szymborska Nobel ödülü alan edebiyatçılarıdır.

    Sözleri J. Wybicki tarafından yazılıp M. Oginski tarafından bestelenmiş olan “Dabrowski’nin Mazurkası”, “Jeszcze Polska nie zginela” (Polonya Daha Ölmedi) marşı, Polonya’nın ulusal marşıdır. Ulusal simgesi Beyaz Kartal’dır. Ulusal rengi kırmızı ve beyazdır. Polonya’nın bir sloganı “Polonya Aile Cumhuriyeti”dir.

    Polonya Avrupa’nın en dindar ülkesidir. Katolik olduğunu söyleyenler %90′a, düzenli olarak kiliseye gittiğini beyan edenler %80′e ulaşmaktadır. Dini inancı olanlar arasından 4 grup saptanabilir niteliktedir.

    Polonya ve Türkiye’nin ikili ilişkilerinde önemli noktalar vardır. 1386-87 yılları Osmanlı Devleti’nin Polonya’yı karşısına çıkaran zamanlardır. 1386′da Litvanya prensi Wladyslaw Jagiello (Vladıslav Yagyelo), Lehistan kraliçesi Jadwiga (Yadviga) ile evlendi. Eskiden önemsiz sayılan Lehistan ve Litvanya devletleri, bu birleşmeyle Avrupa’nın en büyük ve en güçlü devletlerinden biri oldu. Boğdan Prensi Petro’nun 1387′de Lehistan kralının himayesine girişi, Osmanlı Devleti ile Lehistan-Litvanya Krallığı’nı komşu haline getirdi. Bunu izleyen yıl, I. Kosova Savaşı’na (1389′da) Sırp saflarında Polonya şövalyelerinin de katılışı, Türklerle ilk kesin karşılaşmaydı. Kosova Savaşı’ndan sonra iki devlet arasındaki ilişkinin uzun yıllar için kesilmesinin başka önemli nedenleri de vardı: Bir tarafta Lehistan kralı II. Wladyslaw Jagiello, Meryem Ana Haçlı Şövalyeleri’ne karşı 1410′a kadar sürecek bir savaşa girişmişti. Öbür tarafta ise Timur’un Anadolu’ya girişi ve 1402′deki Ankara Savaşı, Osmanlı Devleti’nin dikkatini içeride tutuyordu.

    1620′de Osmanlı Devleti ile İran arasındaki savaş biter bitmez, Osmanlı ordusu Lehistan’a doğru ilerledi. Çeçora olarak bilinen savaşta Leh ordusu büyük yenilgiye uğratılmıştır. Bir yıl sonra ise yeni bir savaş başladı: Hotin Savaşı. Bu savaşın galibi yoktu ve sonucunda yeni barış antlaşması hazırlandı. Sonraki yıllarda barışı koruyabilmek için diplomasiye ağırlık verildi, her iki ülke arasında elçilerin sürekli gidip geldiğini görüyoruz. Bu dönemde Lehistan, bazı iç sorunları nedeniyle ciddi bir mali krize girmiştir.

    (Satın alma gücü paritesi)

    Polonya’nın en ünlü sanatçısı, on dokuzuncu yüzyılda yaşamış besteci ve piyanist Fredric Chopin dir.

    Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Polonya

    Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

    Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

    radyoaktif nedir

    Yazan: admin | buluşlar | Pazartesi 7 Haziran 2010 13:13

    Bir maddenin radyoaktifliğine etki eden en önemli faktör , maddenin atomlarının çekirdekleri ile ilgilidir. Nötron proton dengesizliği radyoaktiviteye neden olur.

    şeklindedir.Tepkimedeki X, doğal radyoaktif atomu, Y ise oluşan yeni atomu göstermektedir.

    Büyük atom çekirdeklerinin nötronlarla bombardıman edilerek daha küçük atom çekirdeklerine dönüştürülmesine fisyon denir.

    Doğal radyasyon uranyum gibi bazı kimyasal elementler ile uzay boşluğundaki yıldızlar ve bazı nesneler tarafından üretilir. Bazı nesneler bir saniyeden çok daha az süreyle radyoaktif kalabilirler, bazıları ise binlerce yıl radyoaktif özelliğini koruyabilir.

    Yapay radyoaktif çekirdek tepkimeleri,

    Radyoaktivite (Radyoaktiflik / Işınetkinlik) , atom çekirdeğinin, tanecikler veya elektromanyetik ışımalar yayarak kendiliğinden parçalanmasıdır, bir enerji türüdür. Çekirdek tepkimesi sırasında ortaya çıkar. İnsan vücudunun olduğu gibi, birçok nesnenin de içinden geçebilir. Yalnızca toprağın, kayaların ve özellikle kurşunun içinden rahatça geçemez. Radyasyon yayan nesneler, radyoaktif olarak adlandırılır.

    Radyoaktif olmayan bir atom çekirdeğinin, temel taneciklerle(alfa,nötron,proton,…) bombardıman edilerek kararsız çekirdek haline dönüştürülmesi olayına yapay radyoaktiflik denir.

    Bombardıman etme işlemlerinde kullanılan en uygun tanecik nötrondur.Çünkü nötron yüksüz olduğu için çekirdek tarafından itilmez ve böylelikle kolayca etkileşime girilebilir.

    Küçük atom çekirdeklerinin kaynaşması ile daha büyük ve kararlı çekirdekler haline geçmesine füzyon denir.

    Çekirdeği kararsız, radyoaktif bir atomun hiçbir dış etkiye bağlı kalmaksızın, kendiliğinden ışımalar yaparak başka çekirdeklere dönüşmesi olayına doğal radyoaktiflik denir.

    Atom ağırlığı büyük olan kararsız çekirdekler kendiliğinden parçalanarak kararlı çekirdeklere dönüşebilirler.Bu olaya doğal fisyondenmektedir.

    1 proton; 1 nötrona dönüşürken 1 pozitron ve 1 elektron nütrionusu fırlatır. Buna Pozitron ışıması denir. Proton sayısı 1 azalırken, nötron sayısı 1 artar. Kütle numarası değişmez.

    Bu serilerde radyoaktifliğin çeşitli tipleri ile karşılaşılır:

    Radyasyon özel makineler sayesinde de üretilebilir, bu makinelere Siklotron (ivme makinesi), doğrusal hızlandırıcı veya parçacık hızlandırıcı adı verilir. Bazı bilim adamları bu makineleri üzerinde çalışabilecekleri radyasyonu üretebilmek için kullanırlar. Röntgen cihazları az miktarda üretilen (X ışınları) sayesinde insan vucudunun iç kısımlarının görüntülenmesini sağlar.

    Doğal radyoaktif çekirdek tepkimeleri;

    1 nötron; 1 protona dönüşürken 1 elektron ve 1 antielektron nütrinosu fırlatır. Buna Beta ışıması denir.Proton sayısı 1 artar. Nötron sayısı 1 azalır. Kütle numarası değişmez.

    şeklindedir.Tepkimedeki X kararlı çekirdeği, a ise bombardıman taneciğini gösterir.X, bombardıman edilerek Y kararsız taneciğine dönüşürken bir de ışıma yapmaktadır.Oluşan Y çekirdeği, doğal radyoaktif bozunmaya uğrayarak başka çekirdeklere dönüşür.

    Bunun dışında sıcaklık da radyoaktiviteye etkiler. Sıcaklık arttıkça radyoaktif bozunma hızı azalır. Bunu veren formül de şu şekildedir ;

    Radyoaktiflik hemen hemen bütün bilimsel ve teknik alanlarda geniş bir uygulama alanı bulur. Radyoaktif izotopların nükleer tepkimelerinden tekniğin birçok dalında kontrol aracı olarak faydalanılır. Bu kontrolde özellikle radyoaktif bir elementin radyoaktif olmayan bütün izotoplarıyla aynı özellikleri göstermesinden yararlanılır. Radyoaktif uygulamalardan bazı bilim dallarında şu şekilde yararlanılmıştır:

    Doğada kendiliğinden radyoaktif olan bazı elementler vardır, bunlar dört grupta toplanır:

    Nükleer silahlar (atom bombaları), yapıları tahrip etmek ve insanları öldürmek amacıyla çok hızlı bir şekilde çok yüksek miktarda radyasyon ortaya çıkarırlar. Bu konuda en büyük ve insanlığın hafızasına kazınmış en acı deneyim, Amerikan ordusunun II. Dünya Savaşı’nın sonunda (1945) Hiroşima ve Nagazaki’ye attığı bombalardır. Öte yandan nükleer silahlar, II. Dünya Savaşı’ndan seksenli yılların sonuna kadar Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyetler Birliği başta olmak üzere, kapitalist ve sosyalist bloklar arasında meydana gelen Soğuk Savaş’ın temelini oluşturmuştur. Uzun yıllar boyunca devam eden karşılıklı nükleer tehditler, insanlık için korkutucu bir deneyim meydana getirmiştir.

    Nükleer reaktörler elektrik üretmek için kullanılmaktadırlar. Bunlar da çok miktarda radyasyon meydana çıkarırlar, bu nedenle radyasyonun reaktörden dışarı sızmasını önleyecek şekilde dikkatlice inşa edilirler. Fakat birçok insan, reaktörlerde bir sorun oluşması durumunda radyasyonun çevreye yayılabileceğinden ve insanlara ve diğer canlılara zazar verebileceğinden endişe duymaktadır. 26 Nisan 1986’da Ukrayna’nın Çernobil şehrinde meydana gelen ve kanserojen etkileri Sovyetler Birliği, Avrupa ülkeleri ve Türkiye’nin de dahil olduğu geniş alanda bugün de hissedilen büyük felaket, bu korkunun başlıca temelidir. Öte yandan nükleer reaktörlerin parçaları ve atıkları büyük sorun oluşturmaktadır. Kimi parçalar, yüzlerce hatta binlerce yıl boyunca radyoaktif kalabilmekte ve çevreye zarar verebilmektedir. Bu nedenle bunların güvenli bir şekilde nasıl saklanması gerektiğine ilişkin bugün bile devam eden tartışmalar vardır.

    Çevremizde her zaman için bir miktar radyasyon bulunur, fakat radyasyonun fazlası insan sağlığını tehdit ettiği gibi, daha ileri safhalarda ölüme yol açabilir.

    \lambda' = \frac{\lambda}{ \frac{\frac{3}{2}kT}{mc^2} +1}

    Radyoaktif dönüşümler az veya çok hızlı olurlar. Göz önüne alınan element çekirdeğin yarısının parçalanması için gerekli süreye Periyot (radyoaktiflik) veya yarılanma süresi denir. Çekirdeğin yapısı, en önemli unsurdur. Bir saniyenin milyarda birinin binde biri ( 10-12 ) kadar süren periyotlar olduğu gibi 1017 yıla ulaşan periyotlar olduğu bilinmektedir. Nükleer tepkimelerde, doğada bulunmayan radyoaktif çekirdekler elde edilebilir. Bu olaya suni radyoaktiflik denir.

    Bu olayı ilk kez 1 Mart 1896 yılında Fransız fizikçi Henri Becquerel uranyum üzerinde ortaya çıkarmıştır. Becquerel buluşunu 1898 yılına kadar Becquerel ışınları olarak adlandırmış daha sonra da radyoaktivite ismini vermiştir.

    Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Radyoaktif

    Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

    Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

    Uranyumunun icadı

    Yazan: admin | icatlar | Pazartesi 7 Haziran 2010 13:13

    Kovalent_yarıçapı=142 pm

    Uranyum mineralleri, uraninit, autinit, tobernit, koffinittir. Minerallerde bulunan uranyum kimyasal reaksiyonlar sonucunda uranyum okside veya diğer formlarına dönüştürülür. Metal olarak uranyum, KUF5 ve UF4 bileşiklerinin elektrolizi ile elde edilir.

    Uranyum (U)

    Uranyum, bir kimyasal element. 1789 yılında Martin Heinrich Klaaproth tarafından keşfedildi. 1841 yılında Eugene-Melchior Peligot tarafından izole edilmiştir. Radyoaktif olduğu ise 1896 yılında Mendeleyev uranyumun ağırlığının %50 daha fazla olduğunu bulmuştur.

    Uranyum cama katıldığı zaman ilginç sarı-yeşil bir renk verir. Zayıf radyoaktif elementtir. Yüksek yoğunluğa sahiptir. Çelikten daha yumuşaktır. Kurşundan %65 daha yoğundur. 3 tane allotropu vardır.

    Çok saf uranyum ise halojenlerinin termal yanması ile elde edilir.

    Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Uranyum

    Tags: , , , ,

    Etiketler:, , , ,

    Alternatif akım nedir

    Yazan: admin | 2010 icatları | Pazartesi 7 Haziran 2010 12:54

    Endüstriyel amaçlı üç faz (İngilizce: Three-phase) AC elektrik akımı üreten ilk santral ise, 1893 yılında Almirian Decker tarafından Kaliforniya’ daki Mill Creek hidroelektrik santralinde kurulmuştur. Decker’ in tasarladığı sistem 10.000 volt ve 3 fazlı bir sistemdir. Bu gerilimi kullanan sistemler günümüzde hala motorlarda ve bazı nakil hatlarında bulunmaktadır.

    AA güç genellikle sanayi ve konutlarda kullanılır. Santrallerde üretilen enerjinin sevkinde de AA kullanılmaktadır. Deniz altına yapılan enerji nakil hatlarında üretilen AA elektrik, dalga yapısında bozulmalara sebep verilmemesi için DC’ ye dönüştürülerek taşınmaktadır. HVDC ismi verilen uygulama ile okyanus ya da deniz altından nakil hatları işlenebilmektedir.

    IT earthing system

    Günümüzde HVDC sistemler, yani yüksek gerilimli doğru akım iletim sistemleri(1) bu etkileri ortadan kaldırmıştır, ancak uygulanması ve işletme maliyetleri çok yüksektir. Bu sistemde santralde üretilen AC güç, doğrultucu devreler yardımıyla DA güce çevrilir ve DA olarak taşınır. Hat sonunda tekrar AA güce çevrilir.

    Pik-pik(tepeden tepeye) değeri AC gerilim için pozitif tepe değeri ve negatif tepe değeri arasındaki değerdir. \displaystyle \sin(x) için en büyük değer olan +1 ile ve en düşük değer -1 arasında, AC gerilim pik değerleri \displaystyle+V_{\rm pik} and \displaystyle-V_{\rm pik} arasında değişir. Pik-Pik değeri genellikle, \displaystyle V_{\rm pp} or \displaystyle V_{\rm P-P} şekillerinde yazılır, V_{\rm pik} - \left(-V_{\rm pik}\right) = 2 \times V_{\rm pik}, ile formülize edilir.

    İzolasyonlu kablolar arasındaki alternatif akım etkisini pratikte ilk dizayn eden William Stanley’ dir. İndüksiyon bobini adını verdiği ve transformatör’ün atası olan sistemle alternatif akımla ilgili çalışmalarına başlamıştır. Bugün kullanılan haliyle alternatif akım ilk olarak Nikola Tesla tarafından 1886 yılında laboratuar ortamında üretilmeye başlanmıştır. Tesla daha sonra patentini George Westinghouse’ a satmıştır. O yıllarda Lucien Gaulard, John Dixon Gibbs, Carl Wilhelm Siemens ve diğer bazı bilim adamlarıda, bu alanda çalışmalar yapmışlardır.

    Elektriğin frekansı ülkelere göre değişiklik gösterebilir. En çok kullanılan frekanslar 50 ve 60 hertzdir. Askeri alanlarda, denizaltılarda, tekstil endüstrisinde, bazı merkez bilgisayarlarda, uçaklarda ve uzay araçlarında 400 hertz kullanılmaktadır. Aşağıdaki tabloda ülkelere göre frekans ve gerilim değerleri bulunmaktadır.

    Alternatif akımın gücü bilindiği gibi transformatörlerle arttırılabilir veya azaltılabilir. İletim sırasında nakil hatlarında oluşan gerilim düşümünü indirgemek için yüksek gerilimler kullanılır. Türkiye için iletim hatlarında 154 ve 380 kV(kilovolt) kullanılır. Burada iletim hattından kasdedilen santral ile şehir şebeke girişleri arasıdır.

    Alternatif akım, alternatif gerilimle beraber incelenir. Alternatif akım genellikle sinüzoidaldir. Sinüs değeri 0° için 0, 90° için +1, 180° için 0, 270° için -1′ dir. AC gerilim (V) matematiksel olarak aşağıdaki formül ile ele alınabilir;

    Bir iletim hattındaki kayıp güç iletkendeki akımın karesi ve direncinin çarpımı ile bulunur.  P=I^2 \cdot R \,\! olarak formülüze edilir. Bunun anlamı; eğer iletkendeki akım 2 katına çıkarsa güç kaybı 4 kat artacaktır demektir.

    Bilindiği gibi içerisinden elektrik akımı geçen bir kablo etrafında manyetik alan meydana getirir. Tersinir olarak, manyetik alana maruz kalan bir kabloda da elektrik akımı oluşur. Bu ilkeden yola çıkılarak sabit stator ve hareketli rotor dan oluşan bir sistem dizayn edilmiştir. Çeşitli güçlerle(hidroelektrik santraldeki yüksekten düşen su, termik santraldeki buhar gücü vb) döndürülen rotor statorda sarılı haldeki kablolar üzerinde elektrik akımı oluşturur. Daire biçimindeki statorun 120° lik açı ile 3 tarafından üretilen elektrik enerjisi alınır. Üç faz oluşmuş bulunmaktadır. AC’ deki sinüs dalgasının sebebi ise her faza düşen manyetik alanın, döner haldeki rotor sebebiyle sürekli değişmesinden kaynaklanmaktadır.

    Alternatif akım 19. yüzyılın sonları ile 20. yüzyılın başlarında geliştirilerek kullanılmaya başlanılmıştır.

    Burada;

    Hatta 3 faz taşımak esastır. Çünkü dünyadaki elektrik santrallerinin tamamına yakını 3 faz elektrik üretir. Bunun sebebi jeneratörün statorundaki 120°’lik açıyla dizilmiş hat çıkışlarıdır.

    Günümüzde havadan ve kablo üzerinden taşınan, ses ve radyo dalgalarının karışmama sebebi de alternatif akımın farklı sinüzoidal yapılarda olmasından kaynaklanmaktadır.

    Şehirlerarası nakil hatları sonlar ile şehir şebekesi başlangıçları arasında indirici merkezler bulunur. Bu merkezlerin görevi gelen yüksek gerilimi dağıtım planlarına göre orta gerilim veya düşük gerilime çevirmektir. Bu merkezlerdeki transformatörler bu görevi yüklenirler. Temel olarak bir indirici merkezde, transformatör, kesici, ayırıcı, gerilim trafosu, kumando panoları bulunur.

    Ancak yüksek gerilimlerinde dezavantajları vardır. Bunlar;

    Alternatif akım (AA ve AC İngilizce: Alternating current), genliği ve yönü periyodik olarak değişen elektriksel akımdır. En bilinen AC dalga biçimi sinüs dalgasıdır. Yine de farklı uygulamalarda üçgen ve kare dalga gibi değişik dalga biçimleri de kullanılmaktadır. Bütün dalgalar birbirlerine elektronik devreler aracılığı ile çevrilebilirler. Devrede kondansatör, diyotlar, röle ler ile bu çevrim yapılabilir.

    Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Alternatif_ak%C4%B1m

    Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

    Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

    Sonraki Sayfa »