Ejektörlü pompa nedir

Yazan: admin | icatlar | Çarşamba 9 Mart 2011 17:43

Buharlı lokomotifler 19. yüzyılın ortalarından 20. yüzyılın ortalarına kadar demiryolu taşımacılığına hekim olmuşlardır, daha sonra ise dizel ve elektrikli lokomotifler bunların yerini almıştır.

Özel uygulamaları dolayısıyla, bir enjektör sık sık edüktör, buhar jeti fışkırtıcısı (enjektörü), pompası veya aspiratör(extractor, emici) gibi isimlerle anılır.

Daha iyi bir vakum oluşturmak için, seri halinde çoklu ejektörler , yukarı yönlü ejektörlerin çıkışının aşağı yönlü ejektörlere emme için öncülük etmesiyle, kullanılırlar.

Esasen, girişteki hareketli akışkanın basınç enerjisi memenin boğazında, hız formunda kinetik enerjiye dönüştürülmektedir.Daha sonra karışık akışkan genişleyen ağızda genişlerken, kinetik enerji, Bernoulli prensibine göre, bu ağzın çıkışında tekrar basınç enerjisine dönüşür.

Bernoulli prensibinin özel bir durumu olan ventüri etkisi, bu aygıtın çalışmasını sağlar.Yüksek basınç altındaki akışkan, düşük basınç yaratan kısılmalı genişlemeli memenin boğazında, yüksek hızlı jete dönüştürülür.Düşük basınç, emme akışkanını(suction fluid), hareketlendirici akışkanla(motive fluid) karışacağı bu memeye çeker.

Enjektör aslen buhar tahrikli lokomotiflerde kazan besleme suyunu kazana ve kazandan dışarı pompalamak ve enjekte etmek için kullanılmıştır.

Bitişikteki çizim tipik bir modern enjektör veya fışkırtıcıyı resmetmektedir.Hareketli akışkan giriş memesi ve ksıslıp genişleyen bir çıkış memesinden oluşur. Su, hava, buhar veya yüksek basınçtaki herhangi başka bir akışkan girişte hareket verici kuvveti sağlar.

Enjektör 1858’de Henri Giffard tarafından edilmiş, patenti ise İngiltere’de Messrs Sharp Stewart & Co. şirketi tarafından alınmıştır.Girişteki hareket kuvveti uygun bir yüksek basınç akışkanı tarafından sağlanmaktaydı.

Ejektörlü , bir enjektör veya fışkırtıcı kısılıp genişleyen bir memenin ventüri etkisini kullanarak, hareketli akışkanın basınç enerjisini; bir düşük basınç alanı yaratıp, hız enerjisine çevirerek; hareketli akışkanı çekip, emme akışkanının buna karışmasını sağlar ve hemen ardından bu karışmış akışkanları, hız enerjisini tekrar basınç enerjisine dönüştürerek, yeniden sıkıştıran pompa benzeri bir alettir.Hareketli akışkan veya sıvı olabilir. Emme akışkanı bir , bir sıvı, bir bulamaç, toz yüklü bir akışı olabilir.[1]

Aspiratör(emmeç) gibi aynı çalışma prensibine sahip benzer cihazlar kısmi bir vakum yaratmak için laboratuarlarda ve vücut sıvıları ile mukusun emiliminde medikal olarak kullanılır.

Enjektörlerin çeşitli endüstriyel uygulamalardaki kullanımı, basitlikleri ve uyum yetenekleri dolayısıyla oldukça yaygın hale gelmiştir.Örneğin:

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Ejekt%C3%B6rl%C3%BC_pompa

Tags: , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , ,

Karl von Linde

Yazan: admin | Mucitler | Salı 28 Aralık 2010 12:12

Linde’nin yaptığı cihaz, yiyecek bölmesinin arkasına freon gazı pompalayan bir buhar motoruyla çalışıyordu. Borulardaki yoÄŸunlaÅŸarak sıvı hale geçiyordu. YoÄŸunlaÅŸma sırasında gazın sıcaklığı düşüyor ve bu, yiyecek bölmesinin soÄŸuk kalmasını saÄŸlıyordu.

Carl Gottfried von Linde (d. 11 Haziran 1842, Berndorf, Bavyera – ö. 16 Kasım 1934) Alman bilimadamı. Buzdolabının mucidi olarak tanınır.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Karl_von_Linde

Tags: , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , ,

Kalp pili nedir

Yazan: admin | icatlar | Pazartesi 20 Aralık 2010 02:15

Kalp kendi ürettiği elektriksel uyarılarla çalışan bir organdır, normal bir kalpte

elektriksel uyarılar sağ atriumda (sağ kulakçık) bulunan Sinoatriyal Nod 32 adı verilen bir bölgeden başlatılarak ileti sistemi aracılığı ile tüm kalp kası hücrelerine iletilmekte ve kalbin belirli hız sınıRları içersinde ritmik kasılması sağlanmaktadır.

Kalp Pilleri elektriksel uyarı üretici bir ve üretilen bu elektriksel uyarıyı kalp dokusuna iletilmesini saÄŸlayan elektrot telden oluÅŸmaktadırlar. Kalıcı Kalp Pillerinın uyarıyı üreten jeneratörleri günümüzde 12,5-15,5 gr ağırlığında olup Lityum içerikli bataryalar taşımaktadır. Bu bataryalar vücutta saÄŸ veya sol göğüs duvarı içine, karın içine konulabilmektedir. Jeneratörde üretilen eletriksel uyarıyı kalp dokusuna taşıyan elektrot telin bir ucu jeneratöre baÄŸlı olup diÄŸer ucuda kan damarları içinden geçirilerek kalbin atriyumu veya ventrikülü içine yerleÅŸtirilmektedir. Takılan Kalıcı Kalp Pilinin çalışma hızı hastanın ihtiyacına göre dışarıdan ayarlanabilmektedir. Hastanın hastalığına, pilin özellikleri ve çevresel faktörlere baÄŸlı deÄŸiÅŸmekle birlikte pillerin ortalama ömrü 5-10 yıl arasında deÄŸiÅŸmektedir, içindeki sistem sayesinde belli aralıklarla yapılan kontrolleri sırasında cihaz ortalama ne kadar ömrünün kaldığını göstermekte ve bu ÅŸekilde zamanında jeneratör deÄŸiÅŸimi yapılmaktadır. Günümüzde yılda yaklaşık olarak 6.000.000 hastaya kalıcı kalp pili takılmaktadır…

Kalp pili, kalbin yeterli elektriksel uyarıyı oluşturamaması ve/veya tüm kalp dokusuna yeterli şekilde ulaştıramaması durumunda yeterli elektriksel uyarıyı oluşturmak için kullanılan cihazlara verilen isimdir.

Kalpteki bu elektriksel uyarıların üretiminde ve/veya iletiminde meydana gelecek herangi bir bozulma normal kalp kasılmalarını engelleyerek hastalıklara – aritmilere neden olmaktadır. Meydana gelen hastalıklar sonucu kalp vücudun ihtiyacı olan kanı yeterli miktarda pompalayamaz ve bayılma, baÅŸ dönmesi, yorguluk, sersemlik hali, çarpıntı gibi ÅŸikayetler oluÅŸur. Kalbin yeterli elektriksel uyarıyı oluÅŸturamaması ve/veya tüm kalp dokusuna yeterli ÅŸekilde ulaÅŸtıramamsı durumunda yeterli elektriksel uyarıyı oluÅŸturmak için kullanılan cihazlara “Kalp pili” denilmektedir. Kalp Pilleri geçici ve kalıcı piller olarak ikiye ayrılmaktadırlar. “Geçici kalp pilleri” acil ÅŸartlarda kullanılmak için dizayn edilmiÅŸken “Kalıcı kalp pilleri” sürekli kullanım için tasarlanmışlardır.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Kalp_pili

Tags: , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , ,

Buzdolabını icat eden mucit

Yazan: admin | icatlar | Cuma 2 Temmuz 2010 13:00

Bazı buzdolaplarında hareket eden bir kısım yoktur. Buharlaşma ve yoğunlaşma işlemlerinde ısı (ekseriya bir gaz alevi) kullanılır. Absorbsiyonlu soğutucular elektriğin olmadığı veya pahalı olduğu uzak köşelerde kullanılır.

Termostat soğutma sıcaklığını ayarlayan devre elemanıdır.İç yapısında yine soğutma sistemlerinde kullanılan gazlardan biri bulunur (R 12 ,R134 a v.b) Buzdolaplarında evaporatöre monteli olur içi gaz dolu bulpun ucu (yaklaşık termostatın 1,5 uzunluğunda kılcal borusu bulunur) evaporatöre monteli olup evaporatördeki soğutma arttıkça bulp içindeki gaz termostat gödesindeki körüğün şişerek kontağı açmasına ve bu kontağa bağlı kompresörün devre dışı kalmasına sıcaklık yükseldiği zaman körüğün sönerek tekrar kontağı kapamasıyla kompresörün çalışmasına sebeb olur.Bu şekilde soğutma sıcaklığı termostatda ayarlanan değerde kalır aynı zamanda kompresörün dinlenmesi sağlanır.Klima sistemlerinde termostat ortam sıcaklığına göre kompresörü devreye alıp çıkarır.

İdeal çevrimde, akışkan kompresöre doymuş buhar halinde girer. Uygulamada ise akışkanın hal değişimi hassas bir şekilde kontrol edilemediğinden, akışkanın kompresöre kızgın buhar halinde girmesi sağlanacak şekilde sistem tasarlanır. Kompresör (1), buharlaştırıcıdan (5) gelen kızgın buhar halindeki soğutkanı, emme vanasının açılmasıyla emer. Soğutkan silindire girmeden kompresör içinde basınç kaybına uğramaktadır.

1960’larda ise soğutucularda Peltier etkisinden yararlanılmaya başlandı.

Modern soğutucularda da gazların hızla genleştirilmesi ilkesinden yararlanılır. Buharlaştırarak soğutma yöntemi yüzyıllardan beri bilinmekle birlikte, mekanik soğutma yönteminin temel ilkeleri ancak 19. yüzyılın ortalarında ortaya konabildi. Bilinen ilk yapay soğutma sistemi 1748’de tarafından Glaskov Üniversitesi’nde sergilendi. Cullen etil eterin kısmî vakumda kaynatılmasından yararlanılıştı; ama bu yöntemini herhangi bir pratik amaca yönelik olarak kullanmadı. 1805’te ABD’li , sıvı yerine buharla çalışan ilk soğutma makinesini tasarladı.

Buzdolabının içindeki ısıyı dışarı taşımak için kullanılan akışkan maddelerdir. Soğutkanlarda bulunması gereken bazı özellikler şunlardır:

Kompresörler soğutucu sistemin kalbini oluşturmaktadır ve çalışma prensipleri ne olursa olsun buharlaştırıcıdan çıkan gazı yoğuşma basıncına kadar sıkıştırılması işlevini yerine getirmektedir. Bu işlevi yerine getirebilecek başka kompresör çeşitleri ve tasarımları mevcut olmakla birlikte ev tipi buzdolaplarında hermetik pistonlu kompresörler kullanılmaktadır. Hermetik kompresörlerde tek fazlı, iki kutuplu asenkron indüksiyon motorları bulunmaktadır. Değişken hızlı kompresör uygulamalarında, hız kontrolü frekansın değiştirilmesi yoluyla gerçekleştirilmektedir. Hız kontrolü yapılan kompresörlerde doğru motorları, indüksiyon motorları ve senkron motorlar kullanılmaktadır.

Yoğuşturucular, kompresörden çıkan kızgın buharın soğuyup doymuş hale geçmesi ve bunu takiben yoğuşmasını sağlayan ve sonunda açığa çıkan ısıyı dışarı veren çevrim elemanıdır. Buzdolabının dışında veya yalıtım malzemesinin içinde saklı olarak yer almaktadır. Buzdolabının dışında yer aldığında, düz boruların kıvrılarak kat kat yapılmasıyla oluşturulan geçişlerin sayısı arttırılarak, yoğuşturucunun ısıyı havaya atması kolaylaştırılmakta, soğutkanın aşırı soğutulmuş sıvı haline geçmesi sağlanmaktadır. Yoğuşturucunun yalıtım malzemesi içinde saklı olarak yer alması, ısının atılmasında kabin yüzeylerinin de kullanılmasına olanak sağladığı için tercih edilmektedir.

Mekanik soğutucu sistemlerin geliştirilmesinden önce eski uygarlıklarda, örneğin Eski Yunanlılar ve Romalılarda besin maddeleri dağlardan taşınan buz ya da karla soğutuluyordu. Buz ve kar özel kilerlerde ya da yere açılmış ve odunlar ya da samanlarla yalıtılmış çukurlarda uzun süre erimeden korunabiliyordu. Daha sonraları geliştirilen buz depoları 20. yüzyılın başlarına değin temel soğutma ortamı olarak kaldı.

Drayer filtre kurutucu;Soğutma sistemlerinde montaj sırasında kalabilecek kaynak artıklarını kompresörün zamanla aşınıp soğutucu akışkanla sisteme yayılan tozlarını süzer nem ve oluşabilecek asidi tutar.Kondanser çıkışına varsa likit deposundan sonra monte edilir. Kompesör yanması,gaz kaçağı gibi arızalar ve büyük tadilatlarda drayerin değişimi gerekir.

Ticari amaçlı ilk soğutma işleminin, 1856’da buhar sıkıştırma makinesi yardımıyla ürettiği buzları satmaya başlayan ABD’li işadamı tarafından gerçekleştirildiği sanılmaktadır. Birkaç yıl sonra, Avustralyalı James Harrison ilk buhar sıkıştırmalı soğutma makinelerini yaptı. Fransız Ferdinand Carré 1959’da biraz daha karmaşık bir sistem geliştirdi. Carré’nin aygıtında buhar sıkıştırmalı makinelerde soğutucu gaz olarak kullanılan havanın yerine hızla genleşen amonyak kullanılıyordu. Carré’nin soğutucuları kısa sürede tutuldu ve bu teknik ufak değişikliklerle günümüze kadar geldi.

No frost buzdolaplarında gazlı, kompresörlü soğutma sistemi devre elemanlarının her biri mevcuttur tek farkı evapratör yüzeyinde bulunan ısıtıcı rezistanslar ve bu rezistansları devreye alan ve çıkaran zaman rölesi bulunur.Bu şekilde gün içerisinde belli aralıklarla rezistanslar evaporatör üzerinde biriken karı eriterek hem buzdolabının daha verimli çalışmasını sağlar hemde hiç bir zaman kullanıcının buzları eritmesini ihtiyaç kalmaz.Kullanıcı bu işlemin farkına olmaz.Buzdolaplarında eriyen buzların suları genelde kompresör üzerindeki hazneye giderek kompresörün sıcaklığı ile buharlaşır veya dolabın altına kadar uzatılan kondenser borularının içinden geçtiği bir su toplama kabında kondenser borusunun sıcaklığı ile buharlaşır.

Kompresör silindir hacmi, buzdolabı hacmi ve kullanılan soğutkana bağlı olarak 2 cm3 ve 10 cm3 arasında değişmektedir.

Soğutmanın amacı kapalı bir mahâlde, sıcaklığının altında sıcaklıklar elde etmek ve bu düşük sıcaklığı sürekli olarak muhafaza etmektir. Ancak ısı sıcaktan soğuğa kendiliğinden akarken, tersine akış kendi kendine olmaz. İki sistem arasındaki dengeyi bozabilmek için enerji gereklidir. Günümüzde bu iş soğutucu makineler tarafından gerçekleştirilir. Soğutucu makineler çalışma prensiplerine ve çalıştıkları sıcaklık aralığına göre sınıflandırılırlar. Buzdolapları ise soğutucu makinelerin evlerde kullanılan tipidir.

Evde kullanılmak amacıyla 1913 yılında Chicago’da yapıldı.Domelre marka bu buzdolabı,elektrikle çalışıyordu.AhÅŸap gövdesinin üzerinde kompresör tipi bir soÄŸutucu vardı.Ev tipi ilk buzdolabı,1913 yılında ABD’nin Chicago kentinde üretildi.Gövdesi ahÅŸaptan yapılan bu buzdolabının soÄŸutucu aygıtı,dolabın tavanına konmuÅŸtu ve neredeyse yarısı kadardı.

Buzdolabı; buhar sıkıştırma yöntemiyle çalışan, gıdaların soğuk tutularak uzun zaman muhafaza edilmesini sağlayan soğutma makinesidir.

Buzdolabı soğutma devresinde, yüksek basınçlı soğutkanın dolaştığı borulara basma boruları, alçak basınçlı soğutkanın dolaştığı borulara da emme boruları denilmektedir. Emme ve basma borularının bir bölümü birleştirilerek bir ısı değiştirici meydana getirilir. Isı değiştirici; basma borusu, emme borusunun içinden geçecek şekilde yapılabileceği gibi, basma ve emme borularının ayrı ve açıkta birleştirilmesiyle de elde edilebilmektedir. Isı değiştiricisinde, buharlaştırıcıdan gelen soğutkan bir miktar ısınma yoğuşturucudan gelen soğutkan bir miktar soğuma imkânı bulur. Yoğuşturucudan gelen soğutkanın soğuması, kısılma vanasında başlayan buharlaşmayı azaltıcı yönde etki yapmaktadır. kısılma vanasında buharlaşamayan soğutkan, buharlaştırıcıda buharlaştığından soğutma kapasitesi artmaktadır. Buharlaştırıcıdan gelen soğutkanın ısınması, kompresöre sıvı soğutkan ulaşmamasını garanti altına alırken, soğutkanın kızgın buhar haline geçmesini de sağlamaktadır. Bu yöntem soğutma sisteminin verimini artırmaktadır.

Soğutma çevrimlerinin analizinde, genellikle ideal bir referans çevrim kullanılır. Sıkıştırma sürecinin izentropik olduğu varsayılmaktadır. Kısılma süreci de ısı değiştiricideki ısı geçişi göz önünde bulundurulmayarak adyabatik olarak kabul edilmektedir. Buharlaştırıcı ve yoğuşturucudaki basınç kayıpları dikkate alınmamaktadır.

Buharlaştırıcı, kısılma vanasından gelen düşük sıcaklık ve düşük basınçtaki sıvının, kabin ısısını alarak buharlaştığı bölümdür. Bu nedenle demir, , pirinç, bakır ve alüminyum gibi malzemelerden imal edilir. Kabin içinde saklı veya kabin yüzeyinden yaklaşık 30 mm uzaklıkta harici olarak monte edilmektedir. Harici olarak yerleştirmede toplam ısı geçiş katsayısı daha yüksek olmaktadır. Hava ile buharlaştırıcı yüzeyi arasındaki ısı geçişi, doğal ya da zorlanmış taşınım ile gerçekleşir. Doğal ısı taşınımı, ufak dirençlerle karşılaştığında bile sorun yaratmaktadır. Bu nedenle bir fan kullanılarak, hava dolaşımının zorlanmış ısı taşınımıyla elde edilmesi tercih edilmektedir. Zorlanmış ısı taşınımında daha çok kanatlı buharlaştırıcılar kullanılmaktadır. Buzdolabında, tek buharlaştırıcı kullanılabileceği gibi, birden fazla buharlaştırıcı da kullanılabilmektedir. İki buharlaştırıcı kullanıldığında, bunlardan biri donmuş depolama bölümüne, diğeri de taze depolama bölümüne konulmaktadır. Tek buharlaştırıcılı sistemlerde, fanlar yardımıyla hava hareketi sağlanarak, değişik bölmelerin istenilen oranlarda soğutulması sağlanmaktadır.

Soğutkan, kompresör içinde bulunan silindir hacmindeki bir piston aracılığıyla sıkıştırılır. Sıkıştırılan soğutkanın basıncı yükselir. Soğutkanın silindiri terk edebilmesi için basma vanasındaki basınç kayıplarını yenmesi gerekmektedir. Basma vanasının açılmasıyla soğutkan yüksek basınç ve sıcaklıkta pompalanır.

Soğutkanın Kılcal borudan gaz halde geçişi zordur(buhar tıkacı),sıvı haldeki soğutkan daha kolay geçer,Kılcal borunun bu özelliğiyle Soğutkanın akışı kontrol edilerek kondanserde yüksek basınç evaporatörde alçak basınç alanı oluşturulur. Küçük kapasiteli soğutma,klima sistemleri için basit ve ucuz bir çözümdür. Kompresör durduğunda akış soğutma devresindeki basınç farklılığı dengeleninceye kadar devam eder,bu olay kompresörün bir sonraki çalışması için kalkış kolaylığı sağlar. Kullanılacak kılcal borunun boy ve çap ölçüleri soğutma kapasitesi,Soğutkanın cinsi,evaporasyon,kondanzasyon durumuna göre değişir.

Hindistan ve Mısır’da ise buharlaştırarak soğutma tekniğinden yararlanılmıştır. Sıvılar hızla buharlaştırıldığında (kaynatma), buhar kısa sürede genleşir. Buharla yükselen moleküllerin kinetik enerjisi de aniden artar. Bu ek enerjinin büyük bölümü, buharın yakın çevresindeki ortamdan soğurulur, bu da ortamın soğumasına yol açar. Örneğin bir tepsiye su konur ve tepsi serin bir tropik akşamda gece boyu açıkta bırakılırsa , suyun hızla buharlaşması sonucunda hava sıcaklığı donma noktasının altına düşmese bile tepside buz oluşur. Buharlaşma koşulları denetlenerek, aynı yöntemle çok büyük buz blokları üretilebilir.

Basma borusu boyunca ilerleyerek yoğuşturucuya (2) gelen yüksek basınç ve sıcaklıktaki soğutkan, ortama ısı atarak önce yoğuşmakta, sonrasında aşırı soğutularak yine yüksek basınçta sıvı soğutkan haline geçmektedir. Soğutkan yoğuşturucuda da basınç kaybına uğramaktadır.

Buharlaştırıcıda da bir miktar basınç kaybına uğrayan soğutkan, soğutma ortamından ısı çekerek buharlaşır. Ardından emme borusu boyunca ilerleyerek tekrar ısı değiştiriciye gelir. Bu sefer ısı kazanır ve kompresöre kızgın buhar halinde döner.

Daha sonra soğutkan kısılma vanası (3) girişine gelir. Soğutucu akışkanın kılcal boruda kısılması esnasında entalpisi sabit kalır. Kısılma sürecinde sistem basıncı yoğuşturucu basıncından (yüksek basınç), buharlaştırıcı basıncına (alçak basınç) düşer. Isı değiştiricide (4) bir miktar ısı kaybeden soğutkan buharlaştırıcıya (5) ulaşır.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Buzdolab%C4%B1

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Elektrikli süpürgeyi icat eden

Yazan: admin | icatlar | Pazartesi 7 Haziran 2010 13:14

Elektrikli süpürge, ortamdaki katı ve sıvı maddeleri emip uzaklaÅŸtırmaya yarayan bir ev aletidir. Toz çeken ilk süpürge 1906 yılında Robert Bimm tarafından Birum adıyla Fransa’da yapıldı. Bu, pompayla iÅŸleyen bir el süpürgesiydi. Tozun toplandığı kısım kova, torba, boru, vb. biçiminde olabiliyordu. Çok geçmeden yerini motoru ve fandan oluÅŸan bugünkü elektrikli süpürgelere bıraktı.

Gırgır (süpürge)

Günümüzde süpürgeler üç tipe ayrılmaktadır: sırt biçimli aletler için düşey hazneli, kayaklı ve tekerlekli modeller için yatak silindirli, özellikle yere çivilenmiş halılar için kullanılan emer-döğer torbalı süpürgeler. Ayrıca torbalı veya mahfazlı, küçük, özellikle otomobillerin iç kısmı için çok kullanışlı tipler, bundan başka halısız evler için çok pratik, çeşitli biçimlerde emersüpürgeler de vardır.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Elektrikli_s%C3%BCp%C3%BCrge

Tags: , , , , ,

Etiketler:, , , , ,

Buhar türbinini icat eden

Yazan: admin | icatlar | Çarşamba 5 Mayıs 2010 13:49

Buhar türbini (İng.: steam turbine, Alm.: dampfturbine), ısıl enerjisi yüksek yani yüksek basınç ve sıcaklığa haiz bir akışkanın ısıl enerjisini mekanik enerjiye çeviren termik turbomakinalardır. Buhar türbinlerinde akışkan olarak su buharı kullanılmaktadır.

Genelde rankine çevrimiyle güç üretiminde kullanılırlar. Dizel makinalara göre verimleri düşük olmasına rağmen güç/kütle indeksi oldukça yüksektir. Buhar türbinleri buharda bulunan termik enerjiyi mekanik enerjiye dönüştürür.

Buhar türbininin önemli kısımları:

Buhar türbininden elde edilen mekanik enerji genellikle, türbine bir dişli kutusu aracılığıyla bağlanan yardımıyla enerjisine çevrilirken (Turbo-jeneratör grubu) bazen de bir pompanın tahrikinde de kullanılabilmektedir. (Turbo- grubu)

.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Buhar_t%C3%BCrbini

Tags: , , , , ,

Etiketler:, , , , ,

Joseph Wilson Swan

Yazan: admin | Mucitler | Salı 16 Mart 2010 18:31

Joseph Wilson Swan, (d. 1828 – ö. 1914) ünlü İngiliz fizikçi ve kimyager.

Asıl ününü karbon filamanlı ampulüne borçlu olan Swan, 1848’de, kömürleştirilmiş kâğıttan yaptığı ilk filamanı, havası boşaltılmış cam tüp içine yerleştirerek deneylerine başladı. Ancak, yüksek vakum tekniğinin ampul içinde tam bir boşluk sağlayabilecek seviyede olmaması ve kaynağı olarak sadece tipindeki üreteçlerin bilinmesi nedeniyle, uzun süre ara çalışmalarına ara verdi. 1870’lerde vakum pompalarındaki gelişmeler ve üretici olarak dinamonun ortaya çıkması, Swan’ın tekrar çalışmalarına devam etmesini sağladı. Geliştirdiği karbon filamanlı ampulü 18 Aralık 1878’de Newcastle derneğinde sergileyen Swan’dan sonra, deneylerini platin filaman kullanarak sürdüren ’da kısa sürede karbon filamana geçti ve elektrik ve elektrik direnci yüksek olduğu için daha kullanışlı olan bir ampul geliştirdi. ile Swan arasında İngiltere mahkemelerinde patent kavgası sürerken, iki buluşçu anlaşarak 1883’te -Swan limitet şirketini (ediswan)şirketini kurdular ve birlikte çalışmaya başladılar. Aynı yıl Swan, nitroselülozlu asetik asit içinde eritip ince deliklerden geçirdikten sonra kimyasal yollarla selüloza dönüştürerek filaman yapma yöntemini buldu. Bu yöntemde yapay elyafın özellikle viskozlu yapay ipeğin üretimi için başlangıç adımı oldu.

31 Ekim 1828′de Newcastle yakınlarındaki Sunderland’da doÄŸdu, 27 Mayıs 1914’te Londra’nın güneyindeki Warlnigham‘da öldü. Ailesinin mali durumu bozulunca 14 yaşında okuldan ayrılıp, birkaç yıl eczacı çıraklığı yapıktan sonra, Newcastle’de levhaları üreten bir firmada çalışmaya baÅŸladı. Sonradan ortak olduÄŸu bu firmada levhalarına iliÅŸkin birçok buluÅŸun patentini aldı ve giderek baÅŸarılı bir iÅŸ adamı oldu. Özellikle karbon filamanlı elektrik ampulünü geliÅŸtirmesiyle tanınan Swan, 1984’te Londra’daki Royal Society’nin üyeliÄŸine seçilmiÅŸ. 1904’te kendisine “Sir” unvanı verilmiÅŸtir. Swan’ın fotoÄŸrafçılık alanındaki en önemli buluÅŸları, 1856’da levhalarına ışığa duyarlı maddeyi sıvamakta kullanılan ve nitroselülozun bir alkol eter karışımındaki çözeltisi olan kolodyumun elde edilmesi yönteminin geliÅŸtirilmesi, 1872’de, o zamana deÄŸin kullanılan yaÅŸ levhası (camı) yerine, bugünkü filmine ulaşılmasında önemli bir adım olan kuru levhasını, 1871’de de gümüş bromürlü kağıdını bulmasıdır.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Joseph_Wilson_Swan

Tags: , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , ,

Asansörün icadı

Yazan: admin | icatlar | Salı 23 Şubat 2010 12:52

Asansör kat düzeyine gelip durduğunda kapılar otomatik olarak açılır; yolcuların bütün iniş çıkışları bitince de yavaş yavaş kapanır. Tüm kapılar kapanırken iki kanadın arasında bir yolcu kalmışsa, bir bu durumu saptayarak kapıların yolcuya çarpmadan durmasını sağlar. Ama bu yalnızca bir anlık bir duraklamadır. Eğer herhangi birisi kapıları zorlayarak açık tutmaya çalışırsa, kapı kanatları aradaki yolcuyu hafifçe iterek uzaklaştırır ve asansörün yoluna devam etmesini sağlar.

Bugünün asansörleri, kabinin çok hızlı inip çıkmasını ve en üst ya da en alt kat hizasını çıkmasını ve en üst ya da en alt kat hizasını geçmesini önleyen birçok güvenlik düzeneğiyle donatılmıştır. Bu düzenekler çalışmasa bile, asansörün en üst katı geçerek tepedeki aygıtlara değecek kadar yükselmesi olanaksızdır. Çünkü kabin en üst kata ulaştığında karşı ağırlık ,kuyu dibinde bulunan tamponlarin üzerine oturur böylece halatlar gevşediği için kabini daha yukarı çekemez.

19. yüzyılda bazı maden ocakları ve fabrikalarda, kömür ve gerekli maddelerin taşınmasında yük asansörleri kullanılıyordu. İnsanların can güvenliğini tehlikeye atmayan ilk asansörler 19. yüzyıl ortalarında yapıldı. Bu döneme kadar kentlerdeki yapılar insanların merdivenle yukarı çıkabileceği yükseklikte, en çok beş altı katlı yapılıyordu.

Modern asansörlerden bazıları da pistonlu-elektrikli tiptedir. Bunlar tıpkı eski hidrolik asansörler gibi çalışır, yalnız paslanmayı ve donmayı önlemek için su yerine yağ kullanılır. Silindirin içine elektrikli bir pompayla basılan yağ elektrikli vanalara boşaltılır. Bu asansörler çok yüksek olmayan yapılarda, özellikle de ağır yüklerin kaldırılması için fabrikalarda ve gemileri ile otomobil yıkama-yağlama istasyonlarının yükseltici platformlarında kullanılır.

Elektrikli asansörlerin yaygınlaÅŸmasından sonra bile, asansörün iniÅŸ çıkışını denetlemek ve kabin kapılarını açıp lapatmak için uzun süre asansör görevlilerine gerek duyuldu. Yolcuların kabindeki düğmelere basarak asansörü kendi kendilerine çalıştırabilmeleri 1890′lara rastlar. BaÅŸlangıçtaki küçük kabinli ve çok yavaÅŸ olan bu asansörler ancak konutlarda ya da az sayıda insanın girip çıktığı birkaç katlı iÅŸ hanlarında kullanılabiliyordu.

Temel Britannica Asansör Maddesi

Bu güvenli asansörler buhar gücü ile çalışıyordu. Bu asansörlerde bir tamburu döndürüyor, asansör kabinini çeken halat da tıpkı makaralı balık oltalarında olduğu gibi bu tamburun üzerine sarılıyordu.

Asansör, dikey ve yatay* olarak yük ve insan taşımada kullanılan bir araçtır.Asansör, özellikle şehirlerde vazgeçilmez bir araç olmuştur. Şehirlerde gittikçe artan arsa değerleri sonucu daha yüksek binalar yapılması, insanların üst katlara ulaşabilmesi için asansörleri zorunlu kılmıştır. Ayrıca inşaatlarda ve fabrikalarda yük taşıyan asansörler de mevcuttur.

Elektronik bilimi ilerledikçe, iÅŸlek yapılarda kullanılan hızlı asansörler için otomatik denetim sistemleri geliÅŸtirildi. Bu otomatik elektronik aygıtlar, birkaç asansörü olan yapılarda aynı zamanda görev dağıtımı yapan bir “komuta tablosu” iÅŸlevini görür. Bu aygıtlar verilen programa uygun olarak asansörlerin iniÅŸ çıkış yönünü yolcu trafiÄŸine göre düzenler. Yaklaşık 30 yıldır yüksek yapılardaki asansörlerin çoÄŸu tam otomatiktir. Bu asansörler insan eliyle denetlenen asansörlerden çok daha verimli, hızlı ve güvenilirdir.

Asansör emniyet devresi

Eski asansörlerde kullanılan halat sarmalı tambur sistemi, buhar makinesi yerine bir motoruyla döndürülerek bugün de bazı asansörler de uygulanır. Ama elektrikli asansörlerin çoğu artık çekmeli tiptedir. Bu asansörlerde, askı halatlarının bir ucuna asansör kabini, öbür ucuna da kabinin ağırlığını dengeleyen bir karşı ağırlık bağlanmıştır. Askı halatlardan her biri, asansör boşluğunun tepesine yerleştirilmiş bir kasnağın ya da makaranın üzerindeki ayrı bir yive oturur. Bir motoruyla çalışan bu makara döndükçe halatları hareket ettirir. Böylece asansör bir yöne doğru yol alırken karşı ağırlık ters yönde harreket eder.

1870- yılları arasında çoÄŸunlukla hidrolik asansörler kullanıldı. Bu sistemde, yarısı yapının en üst katından yere kadar inen, öbür yarısı da temelin altında topraÄŸa gömülü olan çelikten bir silindir asansör boÅŸluÄŸunu oluÅŸturuyordu. Asansörün kabini de bu silindirin içinde aÅŸağı yukarı hareket eden çok saÄŸlam bir pistonun üzerine oturtulmuÅŸtu. Silindire basınçlı su pompalandığında aÅŸağıya iniyordu. 1890′dan sonra elektrik motorları yaygınlaşınca hidrolik asansörlerin yerini elektrikli asansörler aldı. Bugün kullanılan asansörlerin hemen hepsi elektriklidir.

Çok sayıda asansörü olan yüksek yapılarda bütün asansörlerin çalışması bilgisayarlara bağlı otomatik aygıtlarla yönlendirilir. Bu aygıtlar, asansörlerin iniş çıkışlarını yolcu trafiğine göre düzenleyecek biçimde programlanmıştır. Çok işlek bir yapıda sabah ve akşam saatleri arasındaki yolcu trafiğinin akışına uygun olarak genellikle altı ayrı program uygulanır. Günün erken saatlerinde insanlar işyerlerine yetişmek için acele ettiklerinden asansörlerin çoğu çıkış yönüne çalıştırılır. Sabahın geri kala bölümünde çıkış ve inişler dengelidir. İnsanların öğle yemeğine gittiği saatlerde inişler, öğle yemeğinden dönüşte çıkışlar daha yoğundur. Sonra yine uzun bir süre inişler ve çıkışlar dengelenir. İş günün bitiminde asansörlerin çoğu bu kez iniş yönünde çalşıacak şekilde programlanır. En sonunda, gece hizmetine ayrılan bir ya da iki asansör dışında elektronik sistem bütün asansörleri otomatik olarak durdurur.Ve de asansörü Elisha Graves Otis bulmuştur.

Otomatik asansörlerin kabininde, kapının bir ya da iki yanında yerleştirilmiş bir panelde yapının her katı için numaralı bir düğme bulunur. Asansöre binen kişinin yapacağı tek şey çıkmak ya da inmek istediği katın düğmesine basmaktır. Sonradan binen yolculara asansörün hangi katta duracağını haber vermek için, basılan düğmenin içinde bir yanar. Düğmeye basıldıktan sonra çok kısa bir süre sonra kapılar otomatik olarak kapanır ve asansör kendiliğinden harekete geçer. Duracağı kata yaklaşırken de gene otomatik olarak yavaşlar ve kat kapısıyla aynı düzeye geldiğinde durur. Asansör yukarı çıkarken, yapının koridorlarındaki asanör kapılarının yanında bulunan panelin çıkış düğmelerine basan başka yolcuların bulunduğu katlarda da durur. Aşağı inerken de iniş çağrılarına yanıt verir. Otomatik denetim düzeneği bütün çağrıları sırayla yanıtlamak üzere belleğinde sakladığı için, aynı iniş ya da çıkış sırasında asansörden çok sayıda yolcu yararlanabilir.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%B6r

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

transformatörün icadı

Yazan: admin | icatlar | Salı 23 Şubat 2010 12:52

Primer sargısı ince iletkenden çok spirli, sekonder sargısı kalın iletkenden az spirlidir.

Transformatör su kuyularında dalgıç çalıştırmak için kullanılır

Bir transfomatörün çıkış sargısı, giriÅŸ sargılarından daha fazla sayıda ise çıkış voltajı büyüyecektir. ÅŸiddetiyse, bu oranın tersiyle deÄŸiÅŸir. Transformatörler yardımıyla gerilimi yükseltmek mümkün olduÄŸu gibi, düşürmek de mümkündür. Transformatörün gücü manyetik alanın deÄŸiÅŸimine baÄŸlı olduÄŸundan, bu alan demir çekirdeÄŸi ısıtır. Bu sebepten demir çekirdekli transformatörler, genellikle 60 hertz’lik, düşük frekanslarda kullanılır. Demir çekirdeÄŸin tek döküm olarak deÄŸil, ince levhalar ÅŸeklinde yapılması fazla ısınmayı önlemek içindir. Bu sebepten dolayı, frekanslarında çalışan transformatörler hava çekirdeklidir.

Transformatör en basit halde, birbirine yakın konan iki sargıdan ibarettir. Eğer bu iki sargı ince demir levhaların üzerine sarılmışsa buna demir çekirdekli transformatör denir. Eğer demirsiz plastik tüp gibi bir çekirdeğe sarılmışsa buna hava çekirdekli transformatör denir. Sargılardan birine voltaj uygulanırsa, diğerinde de bir voltaj meydana gelir. Voltajın tatbik edilmesiyle ortaya çıkan akım, sargı etrafında bir manyetik alan doğurur. Bu alan, yakına konan diğer sargıda bir voltaj ortaya çıkarır. Ancak manyetik alanın daima değişerek çıkış sargısındaki voltajı devam ettirmesi gerekir. Birinci bobine tatbik edilen voltaj sabit olursa, diğer bobinde herhangi bir voltaj meydana gelmez. Ancak doğru akım sürekli olarak kapatılır ve açılırsa manyetik alan değişerek bir çıkış meydana gelir. Otomobillerde bulunan radyo alıcısındaki vakum tüp bu prensiple çalışır.

Eğer her iki sargı tek bir demir çekirdeğe konur ve voltaj tatbik edilirse, demir çekirdek manyetize olur. Demir, uygun manyetik özelliklerinden dolayı tercih edilir ve bu suretle manyetik alan konsantre edilmiş olur. Bu yöntemle enerji kayıpları en düşük düzeyde kalır, verim % 97-99,9 gibi değerlere ulaşabilir.

Transformatör, iki veya daha fazla devresini elektromanyetik indüksiyonla birbirine bağlayan bir aletidir. Bir devresinden diğer devresine, enerjiyi elektromanyetik alan aracılığıyla nakleder.Transformatörler enerjisinin belirli gücünde gerilim ve akım değerlerinde istenilen değişimi yapan makinalardır.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Transformat%C3%B6r

Tags: , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , ,

Makinelere

Yazan: admin | icatlar | Salı 23 Şubat 2010 12:22

Makineler belirli bir işin gerçekleştirilmesinde ya da fiziksel bir işlevin yerine getirilmesinde, insan ya da hayvan gücüne yardımcı olmak veya tümüyle onların yerini almak için geliştirilmişlerdir. Kaldıraç, eğik düzlem, çıkrık gibi basit makinelerden, modern bir otomobil gibi çok karmaşık sistemlere kadar geniş bir yelpaze içindeki aygıtları kapsarlar.Bu makinelerden elde edilen çıkış enerjisi (çıktı), çoğunlukla döner millerin aracılığıyla üreteci, hidrolik ya da kompresör gibi başka makinelere girdi olarak beslenebilir. Bu son üç ise üreteçler () sınıfına girer; bu aygıtların çıktısı olan elektriksel, hidrolik ve pnömatik enerjiler, elektrik, hidrolik ya da hava motorlarında girdi olarak kullanılabilir. Bu lardan, takım tezgahları gibi malzeme işleme makineleri, paketleme ve taşıma makineleri ya da ve gibi çeşitli türlerde çıktılar üreten makinelerin çalıştırılmasında yararlanılır.Bazı durumlarda bütün kategorilerdeki makineler tek bir birim içinde toplanır. Örneğin, bir dizel-elektrikli lokomotifte, birincil devindirici dizel motorudur; bu motor elektrik üretecine güç sağlar, üreteç de tekerlekleri çeviren motorları çalıştırır.Giriş enerjilerini (girdi), rüzgâr, akarsu, kömür, petrol ya da uranyum gibi doğal kaynaklardan alan ve bu enerjiyi mekanik enerjiye dönüştüren makinelere birincil devindirici (primer motor) denir. Yeldeğirmenleri, su çarkları, türbinler, buhar makineleri ve içten yanmalı motorlar birincil devindiricilerdir., herhangi bir enerji türünü başka bir enerjiye dönüştürmek, belli bir güçten yararlanarak bir işi yapmak veya etki oluşturmak için dişliler, yataklar ve miller gibi çeşitli makine elemanlarından oluşan düzenekler bütününe denir. Herhangi bir mekanik parçası olmayan veya organik aygıtlara da makine denir.Makineci SitesiMakineler ısıl, kimyasal, nükleer ya da elektriksel enerjiyi mekanik enerjiye dönüştürerek ya da bunu tam tersi biçiminde çalışabilir veya yalnızca kuvvetleri ve hareketi aktarma ya da uyarlama işlevi görebilir. Bütün makinelerde birer giriş ve çıkış donanımı ile uyarlama ya da dönüştürme ve aktarma donanımları vardır.Birincil devindirici, üreteç ya da motor sınıfına girmeyen makineler ise işlemci (operatör makine) denir; işlemciler kategorisi, makinesi ve makinesi gibi elle çalıştırılan bütün aletleri kapsar.
Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Makine

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Sonraki Sayfa »