Amerikyum icadı

Yazan: admin | icatlar | Salı 28 Aralık 2010 12:05

Amerikyum. Periyodik tablonun aktinitler dizisinde yer alan ve yapay olarak elde edilen kimyasal bir element. Doğada varlığı saptanamayan amerikyum 1944’te Glenn T. Seaborg, Ralph A. James, Leon O. Morgan ve Ghiorso tarafından bir nükleer reaktörde plütonyum-239′dan ( numarası 94) amerikyum-241 izotopu halinde elde edilir. Bulunan dördüncü uranyum ötesi element ( numarası 96 olan küriyum bundan birkaç ay önce bulunmuştur) olan amerikyum gümüş beyazlığında bir metaldir. Oda sıcaklığındaki kuru havada çok yavaş kararır. Kolay elde edilebildiği için en önemli izotopu amerikyum–241′dir; bu izotop plütonyumdan elde edilmiş ve akışkan yoğunluklarının ölçümünde, kalınlık ölçmede yakıtı göstergelerinde ve uzaklık algılayıcı aygıtlarda kullanılmıştır. Bu uygulamaların hepsine amerikyum–241′in gamma ışımasından yararlanılır. Amerikyumun bütün izotopları radyoaktiftir. Amerikyum–241′in yarı ömrü 458 yıl iken en kararlı izotopu olan amerikyum–243′ün yarı ömrü 7.370 yıldır ve bu nedenle kimyasal ayrıştırmalar için daha elverişlidir.

Amerikyum (Am)

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Amerikyum

Tags: , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , ,

Enrico Fermi hakkında

Yazan: admin | Mucitler | Cumartesi 7 Ağustos 2010 16:27

Bir yıl sonra 1923′de İtalyan hükümetinden burs kazandı ve Göttingen’de profesör Max Born’la birkaç ay birlikte çalıştı. Rockefeller bursuyla 1924′de Leyden’e Ehrenfest’le birlikte çalışmaya gitti. Aynı yıl Floransa Üniversitesi’nde matematiksel dersleri vermek için İtalya’ya gitti.

Fermi’nin teorik ve deneysel fiziği konu alan birçok yayımı vardır. Bunlardan bazıları, gazların istatistiğinin hesabı ve Pauli parçacıklarından oluşan gazları konu alan “Sulla quantizzazione del gas perfetto monoatomico“, Rend. Accad. Naz. Lincei, 1935, Atomun istatistiksel modelini (Thomas-Fermi modeli) ve atomik özelliklerin hesaplanmasında yeni bir yaklaşımı (semiquantitative method) inceleyen Quantentheorie und Chemie, Leipzig, 1928, Über die magnetischen Momente der Atomkerne, Z. Phys., 1930, Tentativo di una teoria dei raggi ß, Ricerca Scientifica, 1933 sayılabilir.

, 29 Eylül 1901 Roma’da doğdu, 28 Kasım 1954 Chicago’da öldü, İtalyan fizikçi. 1938 Nobel Fizik Ödülü sahibi.


1926: Perrin | 1927: Compton, Wilson | 1928: Richardson | 1929: De Broglie | 1930: Raman | 1932: Heisenberg | 1933: Dirac & Schrödinger | 1935: Chadwick | 1936: Anderson, Hess | 1937: Davisson, | 1938: Fermi | 1939: Lawrence | 1943: Stern | 1944: Rabi | 1945: Pauli | 1946: Bridgman | 1947: Appleton | 1948: Blackett | 1949: Yukava | 1950: Powell

1944′de Fermi Amerikan vatandaşı oldu. II. Dünya Savaşı’ndan sonra 1954′de ölümüne kadar sürecek olan nükleer çalışmaları için Chicago Üniversitesi’nden profesörlük teklifini kabul etti. Burada yoğunluğunu yüksek enerji fiziğine verdi ve pion-nucleon etkileşimi çalışmalarına öncülük etti. Yaşamının son yıllarında Fermi kozmik ışınların kaynağını araştırmakla geçirdi. Sonunda kozmik ışınların çok büyük enerji kaynakları olduğunu gösteren bir teori geliştirdi.

Babası polis şefi Alberto Fermidir. İlk olarak dilbilgisi okuluna kaydoldu.Onun ilk ve fiziğe olan yeteneğini keşfeden ve destekleyen babasının arkadaşlarından A. Amidei olmuştur.

1926′da Fermi günümüzde Fermi istatistiği olarak bilinen Pauli parçaçıklarının istatistiğini keşfetti. Bose- istatistiğine göre hareket eden bozomların tersine, bu parçacıklar fermion olarak bilinir. 1927′de Fermi, Roma Üniversitesi’nde teorik fizik profesörü oldu. Bu görevini, Nobel ödülünü aldıktan hemen sonra, 1938′de Mussolini’nin faşist diktatörlüğünden kaçıp Amerika’ya göç edinceye kadar sürdürdü.

1918′de Pisa Üniversitesinin bursunu kazandı. Pisa Üniversite’sinde 4 yıl kaldıktan sonra 1922′de profesör Puccianti’den doktorasını aldı.

1938′de Fermi tartışmasız nötronlar konusunda en iyiydi. Bu çalışmalarına Amerika’da da devam etti. Amerika’ya varışından hemen sonra Columbia Üniversitesi’ne fizik profesörü olarak atandı. Hahn ve Strassmann’ın 1939′un başlarında füzyon’u keşfinden sonra ikincil nötronların yayılma ve zincirleme reaksiyon olasılığını hesapladı. Bu çalışmalarına büyük bir istekle devam etti ve birçok deneyden sonra kontrol altındaki ilk zincirleme reaksiyonu gerçekleştirdi. Bundan sonra yapımındaki sorunların aşılmasında önemli rol oynadı, Manhattan Projesi liderlerinden biriydi.

Söz konusu tertip nötronları, termik hızlarla yavaşlatan grafit blokları ile bir araya getirilmiş uranyum içerecek şekilde Chicago Üniversitesi’nin bahçesinde kurulmuştur. Nötronları soğurmak ve böylece reaksiyonun hızını kontrol etmek amacıyla, atom piline kadmiyum çubuklar yerleştirildi. Kadmiyum çubuklar yavaş yavaş çekildi ve kendi kendine devam eden reaksiyon gözlendi. Ferminin bu başarısı, dünyada ilk nükleer reaktörün imali ve atom çağının başlangıcı olmuştur. Fermi 53 yaşında iken kanserden öldü. Bir yıl sonra yüzüncü element keşfedildi ve kendisinin onuruna bu element fermiyum olarak adlandırıldı.

Ona Nobel ödülü yavaş nötronların yarattığı radyasyon ve nükleer enerji alanındaki çalışmalarından dolayı verildi. Fermi Laura Capon ile 1928′de evlendi. Giulio adında bir oğlu Nella adında bir kızı vardır. Boş zamanlarında yürümeyi, tırmanmayı ve kış sporlarını severdi. 29 kasım 1954′de Chicago’da öldü.

Roma’daki ilk yıllarında kendini elektromanyetik problemlerin çözümüne ve bazı spektroskopik olayların teorik olarak açıklamasına verdi. Fakat asıl ilerlemesini çalışmalarını elektron ve atom çekirdeği üzerine yaptığı zaman gerçekleştirdi. 1934′de Beta Bozonu Teorisini geliştirerek Pauli’nin radyasyon teorisi ile birleştirdi. Curie ve Joliot’un yapay radyasyonu keşfinden sonra nötron bombardımanına tutulan aşağı yukarı her elementin nükleer dönüşüme tabi olduğunu keşfetti. Bu araştırma, yavaş nötronların ve nükleer füzyonun keşfine, ayrıca o zamana kadar periyodik tabloda bilinen elementlerden farklı elementlerin bulunmasına yol açtı.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Enrico_Fermi

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Periyodik elementler tablosunu

Yazan: admin | -1 | Perşembe 25 Şubat 2010 12:45

Daha sonraları elementlerin ağırlıkları yeniden belirlenip periyodik tabloda düzeltmeler yapıldıysa da, Mendeleyev ile Meyer’in 1871 deki tablolarında özelliklerine bakılarak yerleştirilmiş olan bazı elementlerin bu yerleri, ağarlıklarına göre dizilme düzenine uymuyordu. Örneğin argon – potasyum, kobalt – nikel ve tellür – iyot çiftlerinde, birinci elementlerin ağırlıkları daha büyük olmakla birlikte periyodik sistemdeki konumları ikinci elementlerden önce geliyordu. Bu tutarsızlık yapısının iyice anlaşılmasından sonra çözümlendi.

Mendeleyev’in hazırladığı ilk 17 grup (sütun) ile 7 periyottan oluşuyordu ; periyotlardan, potasyumdan broma ve rubidyumdan iyoda kadar olan elementlerin sıralandığı ikisi tümüyle doluydu ; bunun üstünde, her birinde 7 element bulunan (lityumdan flüora ve sodyumdan klora) iki kısmen dolu periyot ile altında üç boş periyot bulunuyordu. Mendeleyev 1871 de tablosunu yeniden düzenledi ve 17 elementin yerini (doğru biçimde) değiştirdi. Daha sonra Lothar Meyer ile birlikte, uzun periyotların her birinin 7 elementlik iki periyoda ayrıldığı ve 8. gruba demir, kobalt, nikel gibi üç merkezi elementin yerleştirildiği 8 sütunluk yeni bir tablo hazırladı.

b) Atom çapı ve hacmi büyür.

19. yüzyıl başlarında kimyasal çözümleme yöntemlerinde hızlı gelişmeler elementlerin ve bileşiklerin fiziksel ve kimyasal özelliklerine ilişkin çok geniş bir bilgi birikimine neden oldu. Bunun sonucunda elementler için çeşitli sınıflandırma sistemleri bulmaya çalıştılar. Rus kimyacı Dimitriy İvanoviç Mendeleyev 1860′larda elementlerin özellikleri arasındaki ilişkileri ayrıntılı olarak araştırmaya başladı.

Periyodik sistemin bugün kullanılan uzun Periyotlu biçiminde, doğal olarak bulunmuş ya da yapay yolla elde edilmiş olan 107 element artan atom numaralarına göre yedi yatay periyotta sıralanır ; lantandan (atom numarası 57) lütesyuma (71) kadar uzanan lantanitler dizisi ile aktinyumdan (89) lavrensiyuma (103) aktinitler dizisi bu periyotların altında ayrıca sıralanır. Periyotların uzunlukları farklıdır. İlk periyot hidrojen periyodudur. Ve burada hidrojen (1) ile helyum (21) yer alır. Bunun ardından her birinde 8 element bulunan iki kısa periyot uzanır. Birinci kısa periyotta lityumdan (3) neona (10) kadar olan elementler, ikinci kısa periyotta ise sodyumdan (11) argona (18) kadar olan elementler yer alır. Bunları, her birinde 18 elementin bulunduğu iki uzun periyot izler. Birinci uzun periyotta potasyumdan (19) kriptona (36), ikinci uzun periyotta rubidyumdan (37) ksenona (54) kadar olan elementler bulunur. Sezyumdan (55) radona (86) kadar uzanan 32 elementlik çok uzun altıncı periyot, lantanitlerin ayrı tutulmasıyla 18 sütunda toplanmıştır ve özellikleri birinci ve ikinci uzun periyottaki elementlerinkine çok benzeyen elementler bu elementlerin altında yer alır. 32 elementlik en son uzun periyot tamamlanmamıştır. Bu periyot ikinci en uzun periyottur ve atom numarası 118 olan elementlerle tamamlanacaktır.

Periyodik Tablonun Tarihçesi

I. grup alkali metaller grubudur ; lityum ve sodyumun yanı potasyumdan fransiyuma kadar inen metalleri kapsayan bu grup, farklı özelliklere sahip Ib grubu metallerini içermez. Aynı biçimde, berilyumdan radyuma kadar inen elementleri kapsayan II. grup toprak alkali metallerdir ve IIb grubundaki elementleri kapsamaz. III. grubu oluşturan bor grubu elementlerinin özellikleri, IIIa grubunun mu yoksa IIIb grubunun mu, bu grupta yer alacağı sorusuna kesin bir yanıt getirmez, ama çoğunlukla IIIa grubu elementleri bor grubu olarak düşünülür. IV. grubu karbon grubu elementleri oluşturur ; bu grup , kalay, kurşun, gibi elementleri kapsar. Azot grubu elementleri V. grupta toplanmışlardır. VI. grup oksijen grubu elementlerinden, VII. grup ise halojenlerden oluşur.

f) Elementlerin, oksitlerin ve hidroksitlerin baz özelliği artar, asit özelliği azalır.

Bir Grupta Yukarıdan Aşağıya Doğru İnildikçe ;

g) Elementlerin indirgen özelliği artar, yükseltgen özelliği azalır.

e) Elementlerin özelliği artar, ametal özelliği azalır.

c) İyonlaşma enerjisi artar.

e) Elementlerin metal özelliği azalır, ametal özelliği artar. (8A hariç)

d) İyonlaşma enerjisi, elektron ilgisi ve elektronegatiflik azalır.

Periyodik kimyasal elementlerin sınıflandırılmasına yarayan tablodur. Bu tablo bilinen bütün elementlerin artan atom numaralarına (buna proton sayısı da denir) göre bir sıralanışdır. Periyodik cetvelden önce de bu yönde çalışmalar yapılmış olmakla birlikte, icadı genellikle Rus kimyager Dimitri Mendeleyev’e maledilir. 1869′da Mendeleyev, tabloyu, atomların artan atom ağırlıklarına göre sıralandıklarında belli özelliklerin tekrarlanıyor olmasından oluşturmuştur.

b) Atom çapı ve hacmi küçülür.

Bir grupta yukarıdan aşağıya inildikçe,

Hidrojen elementi bazı tablolarda Ia grubunda gösterilmekle birlikte kimyasal özellikleri alkali metallere ya da halojenlere çok benzemez ve elementler arasında benzersiz özelliklere sahip tek elementtir. Bu nedenle hiç bir grubun kapsamında değildir. Uzun periyotların (4., 5. Ve 6. periyotlar) orta bölümünde yer alan IIIb, IVb, Vb, VIIb, Ib gruplarındaki ve VIII. gruptaki 56 elemente geçiş elementleri denir.

c) Değerlik elektron sayısı değişmez.

1869′da, elementlerin artan atom ağırlıklarına göre dizildiklerinde özelliklerinin de periyodik olarak değiştiğini ifade eden periyodik yasayı geliştirdi ve gözlemlediği bağlantıları sergilemek için bir periyodik tablo hazırladı. Alman kimyacı Lothar Meyer de, Mendeleyev’den bağımsız olarak hemen hemen aynı zamanda benzer bir sınıflandırma yöntemi geliştirdi. Mendeleyev’in periyodik tablosu o güne değin tek başına incelenmiş kimyasal bağlantıların pek çoğunun birlikte gözlemlenmesini de olanaklı kıldı. Ama bu sistem önceleri pek kabul görmedi. Mendeleyev tablosunda bazı boşluklar bıraktı ve bu yerlerin henüz bulunmamış elementlerle doldurulacağını ön gördü. Gerçekten de bunu izleyen 20 yıl içinde skandiyum, galyum ve germanyum elementleri bulunarak boşluklar doldurulmaya başlandı.

d) Elektron ilgisi ve elektronegatifliği artar. (8A hariç)

Helyum, neon, argon, kripton, ksenon ve radondan oluşan altı soy , tümüyle dolu altı periyodun sonunda yer alır ve bunlar periyodik sistemin 0 grubunu oluştururlar. Lityumdan flüora ve sodyumdan klora kadar uzanan ikinci ve üçüncü periyottaki yedişer element ise sırasıyla I., II., III., IV., V., VI., VII. grupları oluştururlar. Dördüncü periyotta yer alan, potasyumdan broma kadar sıralanan 17 elementin özellikleri farklıdır. Bunların periyodik sistemde 17 alt grup oluşturdukları düşünülebilir, ama bu elementler geleneksel olarak 15 alt grupta toplanırlar ve demir, kobalt, nikel ve bundan sonraki periyotta benzer özellikte olan elementler tek bir grupta, VIII. Grupta yer alırlar. Potasyumdan (19) manganeze (25) kadar olan elementler sırasıyla Ia, IIa, IIIa, IVa, Va, VIa, VIIa alt gruplarında, bakırdan (29) broma (35) kadar olan elementler de Ib, IIb, IIIb, IVb, Vb, VIb, VIIb, alt gruplarında toplanırlar.

Yaklaşık 1910′da Sir Ernest Rutherford’un ağır atom çekirdeklerin- den alfa parçacıkları saçılımı üzerine yaptığı deneyler sonucunda çekirdek yükü kavramı geliştirildi. Çekirdek yükünü elektron yüküne oranı kabaca atom ağırlığının yarısı kadardı. A. van den Broek 1911′de, atom numarası olarak tanımlanan bu niceliğin elementin periyodik sistemindeki sıra numarası olarak kabul edilebileceği görüşünü ortaya attı. Bu öneri H.G.J. Moseley’in pek çok elementin özgün X ışını tayf çizgi- lerinin dalga boylarını ölçmesiyle doğrulandı. Bundan sonra elementler periyodik tabloda artan atom numaralarına göre sıralanmaya başladı. Periyodik sistem, Bohr’un 1913′te başlattığı atomların elektron yapıları ve tayfın kuvantum kuramı üzerindeki çalışmalarla açıklığa kavuştu.

a) Proton sayısı, nötron sayısı, elektron sayısı, çekirdek yükü, Atom no, Kütle no artar.

Bir Periyotta Soldan Sağa Doğru Gidildikçe ;

a) Atom no, kütle no, proton sayısı, atom kütlesi, nötron sayısı, elektron sayısı, değerlik elektron sayısı artar.

f) Elementlerin oksitlerinin ve hidroksitlerinin baz özelliği azalır, asitlik özellik artar. (8A hariç)

Lord Rayleigh (Jonh William Strutt) ve Sir William Ramsay’in 1894 den başlayarak soygazlar olarak anılan helyum, neon, argon, kripton, radon ve ksenonu bulmalarından sonra, Mendeleyev ve öbür kimyacılar periyodik tabloya yeni bir “sıfır” grubunun eklenmesini önerdiler ve sıfırdan sekize kadar olan grupların yer aldığı kısa periyotlu tabloyu geliştirdiler. Bu tablo 1930′lara değin kullanıldı.

Bir periyotta soldan sağa doğru gidildikçe,

g) Elementlerin indirgen özelliği azalır, yükseltgen özelliği artar. (8A hariç)

Sağdan sola doğru gidildikçe ise tam tersi olur… aşağıdan yukarı gidildikçe ise tam tersi olur… Bu yüzden çaprazlama gidilirse atom çapı her zaman büyür.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Periyodik_elementler_tablosu

Tags: , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , ,

Dmitri Mendeleev kimdir

Yazan: admin | Mucitler | Perşembe 25 Şubat 2010 12:45

Daha 32 yaşında iken St. Petersburg Üniversitesi’nde profesörü oldu. Düzenlilikleri araştırmak için, elementleri özeliklerine göre sıraladı. Böylece kimyacıların sessiz bilgisayarı olan periyodik cetveli elde etti. Bu cetvelden yola çıkarak o zaman henüz bazı elementlerin bulunacağını ve onların bazı özeliklerini öngördü.

, Mendeleyev’in mükemmel yorumculuğu ve üretici zekasının çarpıcı bir ürünüdür. Mendeleyev’in 25 büyük kitaptan oluşan diğer çalışmaları da oldukça ilginçtir. O’nun izomorfizm hakkındaki bilgileri organize etmesi, jeokimyanın gelişmesini sağlamıştır. Ayrıca, kritik kaynama noktasını bulup, çözeltilerin hidrat teorisini geliştirmesi onun büyük bir fizikokimyacı olarak anılmasına sebep olmuştur. Mendeleyev, 70 kadar akademi ve ilim topluluğunun üyesi idi. Kendi deyimiyle onun birinci hizmeti ilmi araştırmaları, ikincisi ise öğretmenlikti.

1955 yılında Glenn Seaborg başkanlığındaki ABD’li fizikçiler tarafından sentezlenen 101 numaralı elemente, Dimitri Mendelyev onuruna “mendelevyum” adı verilmiştir.

Mendeleyev, St. Petersburg (Leningrad) Üniversitesi’nde kendini tanıttı ve doktorasını ilginç bir konu olan “alkol ve suyun birleşmesi” tezi üzerinde yaptı. Fransa ve Almanya’daki incelemeleri, ona, 1858 Karlsruhe Kimya Konferansına katılma olanağını sağladı. Bu konferansta Avogadro Hipotezi üzerinde ateşli tartışmalar yapılmıştı. Daha sonra, ilk petrol kuyusunu görmek için Pennsylvania’daki petrol bölgelerini gezdi. Rusya’ya döndükten sonra yeni bir ticari damıtma yöntemi geliştirdi.

Ailesinin 17 çocuğundan en küçüğü olan Mendeleyev’in büyük babası Sibirya’nın ilk gazetesini çıkarıyordu; babası ise bir lise müdürüydü. Mendeleev, ilköğretimini sürgünde yaptı; babası ölünce annesi ona daha iyi öğrenim koşulları sağlamak amacıyla batıya göçtü.

Bu yorulmaz deneyci ve öğretmen, toplumsal konularla da ilgiliydi. Hükümetin işlerine karışmaması için, verilen emri dinlemektense profesörlükten istifa etmeyi uygun buldu. Liberal düşünceleri destekliyor, saçlarını kestirmeyi reddediyor ve Çar’ın isteklerine karşı koyuyordu. Buna karşın “Ağırlıklar ve Ölçüler Bürosu” müdürlüğüne atandı. Mendeleyev, ilk periyodik cetveli bastırdığı zaman henüz 63 element biliniyordu. Ölümünden bir yıl sonra bilinen element sayısı 86 ya çıkmıştı. Bu hızlı artış, kimyanın en önemli genellemesi olan periyodik yoluyla sağlanmıştır.

Varlığını bildirdiği elementlerden bazıları birkaç yıl sonra bulununca periyodik tablonun önemi anlaşıldı ve Mendeleev, büyük bir bilgin olarak tanındı.

Dimitri İvanoviç Mendeleev, kiril alfabesiyle: Дми́трий Ива́нович Менделе́ев (Dmitriy İvanoviç Mendelyeev)(d. 8 Şubat 1834 Tobalska – ö. 2 Şubat 1907 St. Petersburg), Rus bilimadamı.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Dmitri_Mendeleev

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , ,

1869 hakkında

Yazan: admin | Önemli tarihler | Perşembe 25 Şubat 2010 12:44
  •  ? – Abdullah Atıf devleti divan şairi lugatçı (ö. ? )
  • 22 – Grigori Yefimoviç Rasputin, Rus mistik (ö. 1916).
  •  ? – Abdullah Zühdü Osmanlı Devleti gazeteci (ö. 1925)
  • Jean Marie Poiseuille
  • Mısır’da Süveyş kanalı’nın açılışı
  • 16 Eylül – , İskoç kimyacı (d. 1805).
  •  ? – Mehmet Emin Kalmuk (ö. 20 Mart 1954), hendese (Geometri) muallimi, ve müderrisi (Medrese hocası).
  • 8 Ekim – Franklin Pierce, 14. Amerika Birleşik Devletleri başkanı (d. 1804).
  •  ? – Rakım Elkutlu Klâsik mûsıkisi bestekârı (ö. 1948)
  • 28 Şubat – Alphonse de Lamartine (Alphonse-Marie-Louis de Prat de Lamartine), yazar, şair ve politikacı (d. 1790).
  • 31 Mart – Allan Kardec, Fransız yazar, Deneysel Spiritüalizm’in kurucusu (d. 1804).
  • 31 Aralık – Henri Matisse, Fransız ressam (ö. 1954)
  •  ? – Barutçubaşı Hovannes Bey Dadyan, Osmanlı döneminde yaşamış Ermeni asıllı mühendis ve müteşebbis (d. 1799).
  •  ? – Ali Şefik Özdemir, (ö. 5 Mayıs 1951) TBMM 6. dönem Siirt milletvekili.
  • Japon İmparatoru Mutsuhito çeşitli sanayi ve finans kuruluşlarıyla üniversitelerin gelişmesi için gerekli adımların atılmasını sağladı. Hiroşima,Tokyo ve Kyoto gibi büyük şehirlerde Tersane,Fabrika ve Üniversiteler kuruldu.
  • 1 Mayıs – (Prens) Aleksandr Menşikov, Kırım Savaşı’nın ilk iki yılında Rus kuvvetlerinin komutanı (d. 1787).
  • 6 Mart – Rus kimyager Dimitriy İvanoviç Mendeleyev Elementlerin periyodik tablosunu yayınladı
  • İlk Çocuk dergisi “Mümeyyiz”, aynı adı taşıyan gazetenin eki olarak yayınlanmaya başladı.
  •  ? – Ahmet Ağaoğlu, yazar ve siyaset adamı (ö. 1939)
  • 9 Eylül – Abdullah Cevdet, Jön Türkler hareketinin önderlerinden, düşünür (ö. 1932).
  • 27 Haziran – Emma Goldman, anarko-komünist yazar (ö. 1940).
  • 23 Aralık – İlk gülmece dergisi Diyojen yayımlandı
  • Maarif Nezareti adı altında Milli Eğitim Bakanlığı kuruldu.
  • Japonya da ilk basıldı, Demiryolu ağı yapımına başlandı. İlk kuruldu ve Genel Nüfus sayımı yapıldı.
  • 22 Kasım – André Gide, Fransız yazar (ö. 1951).
  • Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/1869

    Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

    Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , ,

    Periyodik tablo kim buldu

    Yazan: admin | buluşlar | Cuma 5 Haziran 2009 17:24

    Altın, gümüş, kalay, bakır, kurşun ve cıva gibi elementler eski çağlardan beri biliniyordu. Bir elementin ilk bilimsel olarak bulunması 1649 yılında Henning Brand’ın fosforu bulmasıyla başlamıştır. Bundan sonraki 200 yıl boyunca elementler ve onları bileşikleri hakkında kimyacılar tarafından pekçok bilgi elde edilmiştir. Bununla beraber 1869 yılına kadar toplam 63 element bulunabilmiştir. 1817 yılında Johann Dobereiner benzer kimyasal özelliklere sahip olan stronsiyum, kalsiyum ve baryuma bakarak, stronsiyumun ağırlığının kalsiyum ve baryum ağırlıklarının ortasında olduğuna dikkat çekmiştir. 1829 yılında klor, brom ve iyot üçlüsünün de benzer özellikler gösterdiği bulunmuşdu. Yine benzer davranış lityum, ve potasyum için de gözleniyordu. 1829 ve 1858 yılları arasında bu konuda pek çok araştırma yapıldı. Bu sırada halojenler grubu katıldı. Oksijen, kükürt, selenyum ve tellür bir grubun üyesi olarak düşünülürken azot, fosfor, arsenik, antimon ve bizmut başka bir grup içine yerleştirildiler. İlk periyodik tabloyu oluşturma şerefi adamı A. E. Beguyer de Chancourtois’e düştü. De Chancourtois, silindirin çevresine 16 kütle birimleri yerleştirerek elementleri buraya oturttu. Benzer özelliklerdeki elementler bu silindir üzerinde düşey satırlarda gruba ayırmıştı. Atom ağırlıkları sekizin katı kadar olan elementlerin özellikleri benzerdi. 1864 yılında yazılan bir yazıda Newlands bunu Oktav kanunu (Law of Octaves) olarak tanımladı. Bu kanuna göre herhangi bir element tablodaki sekizinci elementle benzerlikler gösteriyordu.

    via Periyodik tablo – Vikipedi.

    Tags: , , , , , , , , , , , , , ,

    Etiketler:, , , , , , , , , , , , , ,

    memristör hakkında bir yazı

    Yazan: afe | Genel | Pazartesi 16 Şubat 2009 14:43

    Memristor

    Elektroniğin
    3 temel elemanı vardır: Direnç, kapasitör (kondansatör) ve indüktör… 1971′de
    California Üniversitesi’nden Leon Chua adında bir mühendis, bu ailenin kayıp bir üyesinin daha olduğuna ilişkin kimi kuramsal öngörülerde bulunmuştu. Her ne kadar nasıl bulacağını bilmese de Chua bu “dördüncü element’in adını da koymuştu: Memristor. İngilizce “memory resistor” sözcüklerinden kısaltılarak oluşturulan bu ad, kuramsal olarak ileri sürülen aygta çok uyuyordu. Aradan 37 yıl geçti, mühendislerin çabaları bu öngörüyü doğruladı. Geçtiğimiz aylarda HP’den bir grup araştırmacı memristorun gizini açığa çıkaracak keşiflerini duyurdu ve bu buluşlarını da ünlü Nature dergisinde yayımladı. Memristorun mucitlerine göre buluşun hem kısa hem de uzun vadede küçük
    elemanlarından sinir ağlarına kadar birçok alanda uygulaması olacak.

    Memristorun öyküsü 37 yıl öncesine dayanıyor. O zamanlar da bugün olduğu gibi
    mühendislerinin elinde üç adet edilgen temel devre elemanı vardı; elektrik yükünü toplayan kapasitör, elektrik akımına karşı direnç gösteren direnç ve
    kımı manyetik alana çeviren indüktör. Tüm elektronik hala bu elemanlara
    dayanıyor aslında. Ancak 1971′de doğrusal olmayan devre kuramının öncülerinden Leon Chua, bu elemanlardaki yük ve akı arasındaki ilişkiyi incelerken,
    memristoru, yani dördüncü elemanı öne sürdü. Leon Chua, ünlü memristor
    makalesini yayımladığında, Berkeley Elektrik Mühendisliği Bölümü’ndeki görevine
    henüz başlamıştı. Makalesinin başlığı “Kayıp Devre Elemanı: Memristor” idi. Chua,
    makalesinde direnç, kapasitor ve indüktör gibi temel devre elemanlarına benzer,
    iki terminalli, “kayıp” bir elemanın olduğuna ilişkin kanıtlar sunuyordu. Bir
    direncin gerilimle akım arasındaki ilişkiyi vermesi gibi, memristorun de benzer
    bir bağıntıyı manyetik akı ile yük arasında vereceğini söylüyordu. Bunun anlamı, memristorun aslında içinden geçen akıma bağlı olarak değeri değişen bir direnç gibi davranacağıydı. Ancak memristor akım geçip gittikten ve bittikten sonra dahi bu değeri aklında tutabiliyordu.

    Bugün geriye
    dönüp baktığında Chua şöyle diyor: “Elektronik kuramcıları yıllardır yanlış
    değişken çiftini, yani gerilim ve yükü kullanıyorlardı. Oysa elektronik
    kuramının kayıp bölümü yük ile akı çiftiydi. Durum aslında Aristo’nun hareket
    yasasına benziyor; o da yanlıştır, çünkü kuvvetin hızla orantılı olması
    gerektiğini söyler. Bu yasa 2000 yıl boyunca insanları yanılttı, ta ki Newton
    çıkıp Aristo’nun yanlış değişkenleri kullandığını söyleyene kadar. Newton,
    kuvvetin hızla değil, hızdaki değişimle, yani ivmeyle orantılı olduğunu
    söylemişti. Tam da günümüzdeki elektronik devre kuramındakiyle aynı durum. Tüm
    elektronik ders kitapları yanlış değişkenleri (gerilim ve yük) kullanmayı
    öğretiyor ki bu da kimi belirsizliklei ve tuhaflıkları açıklayamıyor. Oysa
    öğretmeleri gereken, gerilimdeki ya da akıdaki değişim ile yük arasındaki
    bağıntı”. Memristorun, devre tasarımı arenasına girmesini aslında bir anlamda
    periyodik tabloya yeni bir elementin girmesine benzetiyor şimdi Chua. Hatta ona
    göre tüm elektronik mühendisliği ders kitaplarının değişmesi gerekiyor!

    Chua, dört temel devre
    değişkenini (akım, gerilim, yük ve manyetik akı) çiftler halinde birbirine
    bağlayan 6 değişik matematiksel bağıntı olduğunu söylemişti. Bu bağıntılardan
    birisi öteki iki değişkenin tanımından belirlenebiliyor (yük, akımın zamana göre
    türevi alınarak elde ediliyor) ve bir başkasıysa ’ın indüksiyon
    yasasından bulunuyor (akı, gerilimin zamana göre türevi alınarak bulunabiliyor).
    Dolayısıyla kalan bağıtıların belirlediği dört temel eleman olmalı. işte
    memristorda, Chua’ya göre bir memristans, (İngilizce: “memory resistance”
    sözcüklerinden geliyor) yani bellek direnci bulunmalı. M harfiyle gösterilen bu
    direnç, yani memristans yük ve akı arasındaki dФ = Mdq bağıntısıyla ifade
    ediliyor.

    Memristans aslında bir
    elektronik bileşeninin temel özelliği. Eğer elektrik yükü bir devre boyunca bir
    yönde akarsa devrenin o bileşeninin direnci artacaktır ve eğer elektrik yükü
    devrede ters yönde akarsa, direnç düşecektir. Uygulanan gerilimi kesip yük akışı
    durdurulursa, bileşen daha önce taşıdığı direnci “hatırlayacak” ve yük akışı
    yeniden başladığında devrenin direnci en son hatırladığı halinden başlayacaktır.

    İdeal
    bir memristor, memristans özelliğini ifade etmek için yapılmış, edilgen,iki
    terminalli bir elektronik . Ancak pratikte saf bir memristor yapmak çok
    zor, çünkü her aygit çok az da olsa bir başka özellik taşıyor. Örneğin,tüm
    indüktörler dirence sahipler, benzer şekilde memristorun da kapasitansı var.

    1971′de
    anılmaya başlanan bu kuramsal aygıt, yıllarca kâğıt üzerinde matematiksel bir
    oyuncak olarak kalmıştı. Aradan 35 yıl geçtikten sonra, HP’den Stanley Williams
    ve grubu moleküler elektronik üzerine çalışırlarken yaptıkarı bir aygıtın tuhaf
    davranışlarını fark ettti. Sonra ekipten Greg Snider, Chua’nın 1971′deki
    çalışmasını buldu. Willliams birkaç yıl boyunca Chua’nın makalesini tekrar
    tekrar okudu ve bir süre sonra buldukları moleküler aygıtın aslında, yıllar önce
    Chua’nın söylediği memristor olduğunu fark etti.

    Chua’nın,
    memristor gibi bir elemanın çok sayıda ilginç ve değerli devre özelliği olduğunu
    göstermesine karşın, HP grubunun bu çalışmasına kadar kimse kullanışlı fiziksel
    bir modelini geliştirememişti. Nature dergisindeki makalelerinde Williams ve
    ekibi, memristorun özellikle nano ölçekteki sistemlerde doğal olarak kendini
    gösterdiğini söylüyor. Bu da şimdiye değin kimsenin onu neden fark edemediğini
    açıklıyor


    Dirençler ve memristorlar, bellek direncine sahip
    sistemler olarak tanımlanan çok daha genel bir aygıtlar sınıfının alt
    gruplarıdır. R, C, L ve M, tanımlandıkları denklemler içerisinde bağımsız
    değişkenlerin fonksiyonları olabilirler. Örneğin elektrik yüküne bağlı bir
    memristor tek değerli bir M(q) fonksiyonu ile tanımlanabilir. Burada R direnç,C
    kapasitans, L İndüktans ve M Memristans, yani bellek direncidir.

    AKLIMDA

    Memristorun
    öteki temel devre elemanlarından en önemli farkı, geçmişindeki belleği de
    taşıyor olması ve unutmaması. Devrenin gerilimini kestiğinizde memristor ne
    kadar gerilim uygulandığını ve ne kadar süreyle uygulandığını hatırlamayı
    sürdürüyor. Bu özelliği, öteki üç temel elemanın bir araya getirilecek herhangi
    bir kombinasyonuyla yapmanın olanağı yok. Zaten bu nedenle memristor dördüncü ve
    ayrı bir devre elemanı olarak anılıyor.

    Memristorun
    temelinde yatan ‘bellek direnci’ kavramı ilginç bir olgu. Direnç, içinden su
    geçen bir hortuma benzetilebilir. Hortumun iç çapının büyüklüğü suyun akışına
    karşı direncini de belirler. Çap ne kadar darsa hortumun suya karşı direnci de o
    kadar büyük olacak, genişledikçe direnci azalacak ve su hem daha çok hem de daha
    rahat akacaktır. Normal dirençlerde bu hortumun iç çapı değişmez. Ancak
    memristorda durum farklı; içinden geçen suyun miktarına bağlı olarak genişliyor
    ya da daralıyor. Eğer suyu hortumun içinden tek bir yönde akıtırsanız hortumun
    iç çapı genişliyor, yani direnci azalıyor ve bununla da yetinmeyip bir de bunu
    unutmuyor, belleğinde tutuyor. Suyun akışını kestiğinizdeyse, hortumun bu
    genişlemiş hali değişmiyor, yani geriye dönüş yok, en son ne kadar akım geçmiş
    ve ona göre biçim almışsa o durumda kalıyor.

    Memristorun
    belleğinin yardımı olacağı epey alan var: Örneğin herhangi bir nedenle yeniden
    başlatılmak zorunda kalınan bilgisayarlar. Çalışmakta olan bir bilgisayarın
    yeniden başlatılması durumunda, kapanmadan önceki bilgi uçup gidiyor. Ancak
    memristor, gerilimi anımsayabildiğinden, memristorlü bir bilgisayarda böyle
    sorunlar olmayacakmış gibi görünüyor. “Tüm Word belgelerinizi, Excel
    dosyalarınızı açık bırakıp bilgisayarınızı kapatabilirsiniz. İster bir fincan
    kahve almaya gidin, isterseniz iki haftalığına tatile çıkın” diyor Williams,
    “Döndüğünüzde bilgisayarınızı açın, her şey bıraktığınız gibi olacak”.

    Peki, neden
    kimse bellek direnci görmüyor? Chua aslında ortaya attığı kavramı kanıtlamak
    için 1970′li yıllar da, kaba saba da olsa bir memristor üretmişti. Chua’nın
    memristoru dirençler, kapasitörler, indüktörler ve yükselteçlerin bir
    kombinasyonundan oluşuyordu. Ancak bellek direnci, bir malzemenin özelliği
    olarak, yakın zamana kadar kullanılamayacak, hatta fark edilemeyecek kadar
    zayıftı. Chua da o zamanlar fark edememişti. Bellek direnci, malzemenin öteki
    özelliklerinin arasında kaybolmuş sayılırdı; yalnızca malzemeye ya da aygıta
    nano ölçekte baktığınızda fark edebileceğiniz bir özellikti.

    Kimse de bu zamana değin
    bakmamıştı ve böyle bir şey yokmuş gibi davranılmıştı. Bir şeyin yokluğundan
    haberdar değilseniz, zaten ona gereksiniminiz yok demektir. Dolayısıyla hiçbir
    mühendis de çıkıp “keşke elimde bir memristor olsaydı da şöyle yapsaydım”
    dememişti. Hatta yıllardır devre tasarımı dersi veren akademisyenlerin çoğu bir
    kaç hafta öncesine kadar bu sözcüğü duymamıştı bile.

    Williams’a
    göre memristor neredeyse 50 yıldır bir yerlerde kendisini gösterip durmuş.
    Literatürde, akım-gerilim karakteristiği garip olan birçok makaleye rastladığını
    ve o makaleleri alıp incelediğini söylüyor ve ekliyor “Evet, bellek direnciydi
    bunlar ama nasıl yorumlayacaklarını bilememişler”.

    Williams
    ayrıca Chua’nın devre denklemleri olmadan işlerin çok zor olduğunu da söylüyor
    ve “ bir durum, insanlar tüm yanlış devre denklemlerini kullanıyorlardı.
    Bu, bir çamaşır makinesinin motorunu alıp benzinli bir otomobile takıp neden
    çalışmadığını anlayamamaya benziyor”. diyor.

    Williams ve
    ekibi ideal memristoru, titanyum dioksitte (TiO2) bulmuş. Silikon
    gibi, titanyum dioksit de bir yarı iletken ve saf durumdayken direnci hayli
    yüksek. Ancak başka elementlerin yardımıyla iletken hale getirilebiliyor. TiO2
    ‘yi iletken hale getirmek için kullanılan katkı elementleri şiddetli bir
    elektrik alanının altında kararlı olamıyorlar ve akım doğrultusunda sürüklenme
    eğiliminde oluyorlar. Bu hareketlilik aslında transistorlar için pek zararlı bir
    şey olmasına karşın, memristoru çalıştıran şeyin ta kendisi. Bir yüzünde katkı
    elementlerinin olduğu ince bir TiO2 katmanına bir başlangıç gerilimi
    uygulanması bu elementlerin saf Ti02 bulunan öteki yüze doğru hareket
    etmesine neden olacak ki bu da direnci düşürecek. Ters yönde bir akım
    uygulanmasıyla da elementler yerleri ne geri dönecek ve bu da direnci yeniden
    artıracak.

    Williams ve
    ekibinin yaptığı şuydu: Üç nanometre (bir nanometre, bir metrenin milyarda
    biridir) kalınlığında bir Ti02 katmanını iki platin katman arasına
    yerleştirdiler. Ti02 katmanının bir bölümünde, normalde oksijen atomlarının
    olması gerektiği artı yüklü boşluklar vardı. Ekip bu boşluklara yakın bir
    elektroda alternatif akım uygulayarak elektrodun artı ve eksi yük şeklinde
    salınmasını sağladı. Elektrot artı yüklüyken yüklü boşlukları ittiriyor ve
    akımın ikinci elektroda doğru akmasını sağlıyordu. Akımı kestiklerindeyse
    boşluklar hareket etmeyi bırakıyor ve memristorun yüksek ya da düşük dirençli
    halinde kalmasını sağlıyordu.

    HP
    laboratuarları şimdi Ti02 ve başka malzemelerden nasıl memristor
    üretebileceğinin yollarını ararken bir yandan da memristorun arkasındaki fiziği
    anlamaya uğraşıyor. Ayrıca bir başka grup da aynı yonga üzerine hem memristor
    hem de silikon devreleri nasıl yerleştirebileceklerini bulmaya çalışıyor. HP’
    deki grubun elinde melez bir CMOS memristor yongası var ve laboratuvarlarındaki
    test aletinin üzerine “oturmuş” durumda. Bu alet testleri geçerse, yenilerinin
    yola çıkması hiç de gecikmeyecek.

    Memristoru
    yaratan HP araştırmacıları, memristorlar ve bu tür aygıtlar için öncelikle iki
    uygulama görmüş. Birincisi, adının da ima ettiği gibi, kalıcı bir bellek. Böyle
    bir belleğin, örneğin elektrik kesilse bile veriyi unutmamak gibi, yararlı
    özellikleri var. Bunlar manyetik disklerden 1000 kat daha hızlı olacak ve çok
    daha az güç harcayacak.

    Memristorlara
    dayalı bellekler için dünyanın birçok yerinde araştırmacılar çalışıyor; yani
    bellek çubuklarına ciddi bir rakip geliyor. İşin en iyi yanı, bellek işlevi
    göreceği düşünülen birçok oksit var; bunlar da şimdiki yonga üretim
    fabrikalarında işlenip üretilmeye çok uygun. Dolayısıyla pek değişiklik yapmadan
    ya da yepyeni yatırımlara gerek kalmadan memristor üretimi kolaylıkla
    yapılabilecek.

    Başka bir
    ilginç. uygulama da yapay sinaps Chua ilk makalelerinde sinapslarla önerdiği
    memristorlar arasındaki ilişkiye işaret etmiş ve bu konuyla ilgili birçok da
    araştırma yapmıştı. Bu da ilginç ve gelecek vaat eden değerli bir çalışma alanı
    gibi görünüyor. Williams da zaten amaç yapay sinir sistemi kurmak olan birçok
    nörobilim/mühendislik laboratuarıyla iletişim halinde. Chua’nın da zamanında
    söylediği gibi, nöronlar arasındaki bağlantıyı sağlayan sinapsların kimi
    memristor benzeri davranışlarını olduğuna inanıyor. Dolayısıyla Williams da
    memristorun sinaps için en uygun elektronik aygıt olduğunu düşünüyor.

    Araştırmacıların devre tasarımında öncelikle beklediği şey, memristor
    kullanılarak yeniden tasarlanan belli tür devrelerin daha ucuza mal olması ve
    daha az güç tüketmesi. Aslında Williams geleneksel devre tasarım elemanlarını
    memristorla bir araya getirerek Boole tarzından farklı hesap yapabilen aygıtlar
    üretmeyi umuyor. “Bir beyin üreteceğimizi ileri sürmüyoruz ama beyin gibi hesap
    yapabilecek bir şey istiyoruz” diyor.

    Şimdilerde
    Berkeley’de onursal üye olarak görevini sürdüren memristorun yaratıcısı Chua,
    memristorun yapıldığını görmeye ömrünün yeteceğini düşünmüyormuş. Chua “Müthiş
    bir şey.” diyor ve ekliyor “Memristoru tümüyle unutmuştum”.

    Memristorun
    yaratıcıları iddalı; memristorun yalnızca var olan teknolojiyi yenisiyle
    değiştirmek anlamına gelmediğini, daha önce kimsenin aklına gelmeyecek türden
    yeni aygıtlar ailesinin yapımında kullanılacağını söylüyorlar.

    Kaynak : ve Teknik
    Temmuz 2008

    Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

    Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,