Emile Berliner

Yazan: admin | Mucitler | Salı 28 Aralık 2010 12:08

Berliner 78 yaşında kalp krizinden öldü ve Washington/Rock Creek Cemetery’de defnedildi.Karısı ve oğluyla mezarı yanyanadır.

Hanover/Almanya’da doğan Berliner 1870′de ABD’ye göç etmiştir. Kiralık at ahırında çalıştıktan sonra o dönemin yeni iletişim teknolojileri olan ve ile ilgilenmeye başladı ve alıcısının daha gelişmiş bir versiyonunu etti. Berliner daha sonra 1877 yılında Boston’a taşındı 1883 yılına kadar Bell Telephone şirketinde Washington’a gidip yerleşene kadar çalıştı. 1881 yılında ABD vatandaşlığına geçti.

Berliner 1886 yılında kaydetme methodları üzerinde deneyler yapmaya başladı. 1887 yılında ilk patentini için aldı. Bulduğu kaydetme yöntemi ’ınkine benziyordu. 1888 yılında disk kullanarak kaydetmenin daha kolay bir yöntemini buldu. Birkaç yıl boyunca icadı şirketleri tarafından üretildi ancak o icadının oyuncaktan daha önemli olduğuna inanıyordu. 1895′te bir grup işadamını ikna etti ve $25000 ile Berliner Gramaphone Company şirketini kurdu.

Patent TIFF formatındadır.

Emile Berliner (20 Mayıs 1851 – 3 Ağustos 1929) Almanya doğumlu ABD’li vatandaşı olan mucittir. Gramafona (Amerika’da fonograf olarak söylenmektedir) kayıt yapma çalışmalarıyla tanınmaktadır. The Berliner Gramophone Company şirketini 1895′te, The Gramophone Company şirketini 1897′de Londra’da, Deutsche Grammophon şirketini 1898′de Hanover/Almanya’da ve Berliner Gram-o-phone Company of Canada şirketini 1899 yılında Montreal’de kurmuştur.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Emile_Berliner

Tags: , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , ,

Oyuncak ayı

Yazan: admin | icatlar | Pazartesi 20 Aralık 2010 21:57

ayı, çoğunlukla içi doldurularak üretilen ve bütün dünyada Teddy Bear adı ile popülerlik kazanmış oyuncak.

Çocuk oyuncağı olarak nitelendirilen ayılar, Sherlock Holmes’dan Marilyn Monroe’ya kadar özel yere sahip birçok ünlü kişilikle özdeşleştirilerek yetişkinlerin de yoldaşı haline gelmiştir.Tüm dünyada bir klasik olarak, insanlararası iletişimin sembolü, her durumda teşvik ve teselli unsuru oldu.Oyuncak ayılar, pozitif duyguların sembolü ve sempati kaynağı olarak özellikle reklamlarda yer almaya başlamıştır.

Diğer hikâye; yine aynı zamanlarda Almanya’nın Württemberg eyaletinin küçük bir köyünde yaşamakta olan ve Stuttgart’ta sanat meslek okuluna devam eden Richard Steiff, bölgedeki hayvanat bahçesini gezerken ayılardan çok etkilenir.Steiff, yengesine ait oyuncak eşya firmasının bezden yapılmış hayvancıklar yelpazesine bir de hareket edebilen oyuncak ayıları dahil etmeyi planladı.Bir örnek hazırlayarak Amerikan pazarına satışa sundu.Bu ilk örneklerle daha sonra tiftikten yapılan ve firmanın amblemini taşıyan PB 55 kodlu oyuncak ayılar, 1903′teki Leipzig Fuarı’nda bir tüccarın ilgisini çekip 3000 adet sipariş etmesine kadar bu pazarda ilgi görmedi.

Oyuncak ayılar özellikle 1980′li yılların ortalarından itibaren bir koleksiyon malzemesi haline geldi.Çok sevilenler, hiç oynanmamış olanlar, eskiler, yeniler ve daha birçok çeşit, ünlü koleksiyonlarda yerlerini aldılar.

Oyuncak ayının gördüğü ilgi karşısında, örnek ayıyı Beyaz Saray’a göndererek başkandan isim babası olmasını istedi.Roosevelt isteksiz davransa da, sonunda Teddy Bear (Ayı Teddy) ismini buldu (1903).

İnsanlara her alanda destek veren bu varlıklar, hiçbir zaman bir kahraman olmadılar.Edebiyatta da ayılardan hiçbir zaman bir kahraman olarak söz edilmez, genellikle iyi huyluluğu ve ezilmişliği temsil eder.Alan Alexander Milne tarafından 1926 yılının sonbaharında Londra’da yazılan Winnie-the-Pooh ve iki yıl sonra yazılan The House at Pooh Corner, bu konuda yazılan en önemli eserler olarak tanınıyor. Bir çok dile çevrilen bu kitaplar dünyanın birçok yerinde milyonlarca sattı. Buna rağmen Pooh bir kahraman olamadı. Tam tersine, zevkine düşkün, tembel ve kendi değerlendirmesiyle zeka düzeyi düşük bir ayı idi. Fakat Winnie-the-Pooh en güzel çocuk kitaplarından bir tanesi olarak ve oyuncak ayıları gerçek anlamda iyi anlayabilen tek kitap olarak kaldı.

Eski ABD başkanlarından Theodore Roosevelt’in, Louisiana ve Mississippi arasında sürmekte olan sınır sorununa bir son vermek ve arabuluculuk etmek amacıyla güney eyaletlerine bir gezi düzenledi.Gezi sırasında, ayı avına meraklı olan başkana bir jest yapmak isteyen vatandaşlar bir yavru ayıyı yakalayarak vurması için Rooosevelt’in karşısına çıkarmışlardı.Ama başkan bu olaya şiddetle karşı çıktı.Bu olayın Washington Post gazetesinde bir karikatüre konu olmasından sonra, bu hikâyeden etkilenen Rus göçmen Morris Michtom, eşi Rose’a pelüşten bir ayı yapmasını istedi.Washington Post’da yayımlanan Berryman’ın çizdiği karikatürle birlikte bu oyuncak ayıyı Brooklyn’de sahibi olduğu dükkânın vitrinine yerleştirdi.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Oyuncak_ay%C4%B1

Tags: , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , ,

Mikroçip nedir

Yazan: admin | icatlar | Pazartesi 20 Aralık 2010 02:15

Günümüzde nano teknolojiyle saç telinden ince mikroçipler üretilebilmektedir.

tarafından 1959′da Teksas, ABD’de . ABD ve İngiltere’de aynı yıl patent kayıtlarına geçti. mühendisi olan Jack Kilby, lehimlenmiş küçük tel parçalarını yardımıyla iletken bir maddeye bağlayarak dünyanın ilk tamamlanmış devresini yapmış oldu. Küçük boyutu, hafifliği ve kullanım kolaylığı ile mikroçip, bugünün modern sektörünün temelini oluşturuyor. Bilgisayarlardan oyuncaklara kadar geniş bir kullanım alanına sahip.

Türkiye dünyada mikroçip üreten 15 ülke arasındadır.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Mikro%C3%A7ip

Tags: , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , ,

robot nedir

Yazan: admin | icatlar | Perşembe 10 Haziran 2010 12:41

da Robotik konvansiyonel bir görsel efekt tekniği olarak yer bulmuştur. Sanatsal görüş, malzeme bilgisi ve teknik birleştiğinde çok gerçek efektler elde edilebilmektedir. Genellikle bu konuda bilgi azdır, çünkü efekt şirketleri tekniklerini gizli tutmaktadır. Ancak genel olarak Mekatronik konusunda bilgili kişilerin ilgilendiği bir alandır. Sinemada robotikin nasıl gerçekleştirildiğini görmek için korku ve yaratık filmleri

, otonom veya önceden programlanmış görevleri yerine getirebilen elektro-mekanik bir cihazdır. Robotlar doğrudan bir operatörün kontrolünde çalışabildikleri gibi bağımsız olarak bir programının kontrolünde de çalışabilir. Robot deyince insan benzeri makineler akla gelse de robotların çok azı insana benzer.

Robot kelimesi, ilk olarak 1930′larin başında yazılmış bir oyunda karşımıza çıkar. Karel Čapek’in H.U.K adlı oyununda mekanik ve otonom, ama insanca duygulardan yoksun yaratılar olarak kullanılan robot, daha sonra birçok kurgu romanına konu olmuştur. Isaac Asimov ünlü robot serisiyle teknolojik açıdan tutarlı bir robot kavramı yaratır ve robotların amacının insana hizmet olduğunu, bir robotun kendi amaçlarını insanların amaçlarına hiçbir zaman tercih edemeyeceğini koyduğu 10 Robot Yasası’yla belirler. Bu robot yasaları şu anda insanla robot arasındaki ahlaksal ve hukuksal ilişkinin temelini oluşturmaktadır.

Bazı görevler için insanın yerini tamamen alabilecek, bazı görevler için ise insanlara yardım edebilecek sistemlerin hazırlanmasıyla ilgili çalışmaları kapsayan bilim dalıdır. Bu bilim dalında çalışan kişiler genel olarak yazılımcılar, elektriksel donanım tasarımcıları, mekanik donanım tasarımcıları ve bunların üreticileridir.

Robot duyargaları () ile çevresini algılayan, algıladıklarını yorumlayan, bunun sonucunda karar alan (yapay zeka), karar sonucuna göre davranan, eylem olarak hareket organlarını çalıştıran veya durduran bir aygıttır. Bu tanıma göre bilgisayara paralel port ile bağlı ve klavyeden kontrol edilen bir robot değildir. Çünkü kendisi tek başına karar vermemekte, bizim klavyeden verdiğimiz talimatları uygulamaktadır. Ancak aynı duyargaları ile algıladıklarını yorumlamak üzere bilgisayarın mikroişlemcisini kullanıp, yorumlatıyor ve kendi karar alabiliyor, algılamalarına gore bizden bağımsız davranabiliyorsa o artık bir robottur.

Evlerde robot kullanımı giderek artmaktadır. Evlere giren ilk robotlar Furby, AIBO gibi oyuncaklardır. Başta ABD’de olmak üzere ev işlerine yardımcı olan robotların kullanımı da giderek yaygınlaşmaktadır. Yerleri kendi kendine süpüren robot süpürgeleri büyük talep görmektedir.

Günümüzde robotların kullanım alanı endüstriyel üretimdir. Özellikle otomotiv endüstrisinde çok sayıda robot kullanılır. Bunların çoğu kol şeklindeki robotlardır. Bunlar parçaları monte eden, birleştiren, kaynak ve boya yapan robotlardır.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Robot

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Wright kardeşler

Yazan: admin | Mucitler | Pazartesi 7 Haziran 2010 13:14

4 Haziran 1908 senesinde ABD’nin ilk ‘resmi’ uçuşunu Kanadalı Glenn H. Curtis, June Bug adını verdiği dışarıdan yardım almadan kalkabilen bir ile yaptı.Bu uçuş Amerika’nın ilk resmi “Havadan Ağır Uçağı ve Uçuşudur”. Curtis 1 numaralı Pilot Lisansı sahibidir, Wright Kardeşler ise 4 ve 5 nolu lisansları almışlardır.

Sayısız testlerden birinde, 1902 Wright Planörü’nün üstünde Wilbur Wright, solda Orville Wright, sağda arkadaşları Dan Tate, (10 Ekim 1902).

Wright Kardeşler’in evi/Wright Brothers’ Home

Wright Kardeşler artık uçabilen bir uçak yapmışlardı ama onu nasıl uçuracaklarını bilmiyorlardı. Smithsonian Enstitüsü lider havacılardan Mouillard, Gabriel Voisin, John J. Montgomery, Blériot, Alberto Santos Dumont ve Percy Pilcher ile yazışarak elde ettiği tüm bilgileri, Wright Kardeşlere iletmeye devam ediyordu.

Wright Kardeşler, Orville (d. 19 Ağustos 1871 – ö. 30 1948), Wilbur (d. 16 Nisan 1867 – ö. 30 Mayıs 1912), motorlu uçak uçuran ABD’li kardeşler.

Amerika Birleşik Devletleri’nde tek kanatlı ve buhar motorlu havadan ağır ilk pervaneli uçak, Alman Gustav Weisskopf tarafından Nisan 1899 da Pittsburgh, Pennsylvania sonra 14 Ağustos 1901’de Bridgeport Connecticut, daha sonra da 17 Ocak 1902 de 11,300 m’lik Connecticut uçuşu ile başlamıştı. Gustav Weiskoff (ona İngilizce tercümesi ile Whitehead derlerdi) Amerikan vatandaşlığına geçmemekte ısrar ettiğinden, Smithsonian Enstitüsü Wright Kardeşleri desteklemeye devam etti.

1891’de ilk Aerodrome model uçak ile denemelere başlayan Samuel P. Langley, dört senelik çalışmalarının sonunda, buhar gücü ile çalışan Aerodrome No.V’ in 30 m yükselerek 1006 m yol katetmesini sağlamıştır. (Aerodrome Latince’de – Hava Koşusu demektir) Sürati ise saatte 32 km idi. Bir sonraki modeli Aerodrome No.VI ise Kasım 1896’da bu sefer 1280 m uçmuş ve 1 dk.’dan fazla havada kalmıştır. Bu pilotsuz uçuşlar ABD Savaş Bakanlığı ($50,000) ve Smithsonian Enstitüsü ($20,000) tarafından, pilotlu uçuş için desteklenmişti.

Wright kardeşlerin 17 Aralık 1903′te Kuzey Karolina’da Orville’in kontrolünde havalanan ilk uçağı aerodinamik teorisine bağlı kalınarak yapılmıştı.

Ohio, Dayton’lu iki ustası olan Wilbur ve Orville Wright, 1890′da kuşların nasıl uçtukları hakkında kendilerine ipucu verebilecek her şeyi sistemli bir şekilde incelemeye başladılar. Bilimsel eserlerde ve eski insanların deneyimleri arasında kendi işlerine yarayacak hiçbir şey olmadığını kısa sürede anlayan Wright kardeşler sadece Berlin yakınlarındaki bir tepe üstünden planörle uçuş denemeleri yapan ve bu konuda çok dikkatli notlar tutan Alman mühendisi Otto Lilienthal’in çalışmaları ile işe başladılar.

Wright Kardeşler’in uçaklarından biri, (1908)

Wright Kardeşler’in uçak planlarından biri, (1899)

Bu uçak iki pervaneliydi. Pilotla birlikte ağırlığı 335 kg’dı. Orville birinci denemede 12 saniye uçtu ve sadece 37 mesafe kat etti. O günkü son denemesinde ise, bu süre 59 saniyeye çıkmıştı ve 280 metrelik bir mesafeye uçmuştu.

18 Ağustos 1871 yılında Alphonse Pénaud, ilk defa yapısal dengeli model uçağı Tuileries Gardens, Paris’te Société de Navigation Aérienne kurumu gözetiminde 11 saniyede 40 m uçurarak havacılık da yeni bir çığır açmıştı. “Planophore” adını verdiği bu model uçak, tarihte ilk yapısal dengeli uçaktır. Buna benzer bir , Wright kardeşlerin çocukken çok ilgilerini çekmişti.

Avrupa’daki hızlı havacılık gelişmeleri ve Kanadalı Glenn H. Curtis ile çalışmaya başlayan ABD Savaş Bakanlığı ve Smithsonian Enstitüsü, yarışa başlamakta bile zorlanan Wright Kardeşleri artık “İlk Uçuş” ile pazarlamaya devam edecekti. Nitekim ABD, 12 Aralık 1928 tarihinde İlk Uçuş’un 25′ci yılı adı altında bir Uluslararası Sivil Havacılık konferansı düzenledi. Dünyaya ‘İlk Uçuşun 25′ci Yılı’ diye ilan edilen bu konferansa, “İlk Uçuş yalanı” yüzünden hiç bir devlet katılmadı. Tarihte kayıtlara “Güzel bir kutlama” diye geçti. (12-14 Aralık 1928)

Wilbur ve Orville Wright bilimsel öğrenim görmemişler, liseden sonra yüksek bir okulda gitmemişlerdi. Fakat uçma alanındaki çalışmalarını ilerletirken kendi yöntemlerini de model uçaklar, uçurtmalar, insan taşıyan planörler ile yaptıkları yüzlerce deney sayesinde bu konuda ilerlettiler. Havacılıktaki gelişmelerden ülke olarak geri kalmamak için, Smithsonian Enstitüsü – ABD, Lilienthal’in Lift & Drag tablosu ile birlikte Wenham ve John Browning’in 1871’deki rüzgar tüneli çalışmasını daha 1895 yılında Wright kardeşlere vermişti.

Lilienthal kuşların uçmalarını çok yakından incelediği için planörünün bir kuşu andırmasına fazla şaşmamak gerekir. Lilienthal uçabilecek bir uçağın havayla temas halinde olan sabit bir kanadı olması gerektiğini gösterdi. Kararlı bir uçuşu gerçekleştirebilmek için gerekli kontrol sadece onun söylediği böyle bir kanat tarafından sağlanabilirdi ve bu konuda Wright kardeşler Lilienthal çalışmalarını esas aldılar.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Wright_karde%C5%9Fler

Tags: , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , ,

Emile Berliner kimdir

Yazan: admin | Mucitler | Pazartesi 7 Haziran 2010 12:50

Berliner 1886 yılında kaydetme methodları üzerinde deneyler yapmaya başladı. 1887 yılında ilk patentini için aldı. Bulduğu kaydetme yöntemi ’ınkine benziyordu. 1888 yılında disk kullanarak kaydetmenin daha kolay bir yöntemini buldu. Birkaç yıl boyunca icadı şirketleri tarafından üretildi ancak o icadının oyuncaktan daha önemli olduğuna inanıyordu. 1895′te bir grup işadamını ikna etti ve $25000 ile Berliner Gramaphone Company şirketini kurdu.

Emile Berliner (20 Mayıs 1851 – 3 Ağustos 1929) Almanya doğumlu ABD’li vatandaşı olan mucittir. Gramafona (Amerika’da olarak söylenmektedir) kayıt yapma çalışmalarıyla tanınmaktadır. The Berliner Gramophone Company şirketini 1895′te, The Gramophone Company şirketini 1897′de Londra’da, Deutsche Grammophon şirketini 1898′de Hanover/Almanya’da ve Berliner Gram-o-phone Company of Canada şirketini 1899 yılında Montreal’de kurmuştur.

Berliner 78 yaşında kalp krizinden öldü ve Washington/Rock Creek Cemetery’de defnedildi.Karısı ve oğluyla mezarı yanyanadır.

Patent TIFF formatındadır.

Hanover/Almanya’da doğan Berliner 1870′de ABD’ye göç etmiştir. Kiralık at ahırında çalıştıktan sonra o dönemin yeni iletişim teknolojileri olan ve fonograf ile ilgilenmeye başladı ve alıcısının daha gelişmiş bir versiyonunu etti. Berliner daha sonra 1877 yılında Boston’a taşındı 1883 yılına kadar Bell Telephone şirketinde Washington’a gidip yerleşene kadar çalıştı. 1881 yılında ABD vatandaşlığına geçti.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Emile_Berliner

Tags: , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , ,

memristör hakkında bir yazı

Yazan: afe | Genel | Pazartesi 16 Şubat 2009 14:43

Memristor

Elektroniğin
3 temel elemanı vardır: Direnç, kapasitör (kondansatör) ve indüktör… 1971′de
California Üniversitesi’nden Leon Chua adında bir mühendis, bu ailenin kayıp bir üyesinin daha olduğuna ilişkin kimi kuramsal öngörülerde bulunmuştu. Her ne kadar nasıl bulacağını bilmese de Chua bu “dördüncü element’in adını da koymuştu: Memristor. İngilizce “memory resistor” sözcüklerinden kısaltılarak oluşturulan bu ad, kuramsal olarak ileri sürülen aygta çok uyuyordu. Aradan 37 yıl geçti, mühendislerin çabaları bu öngörüyü doğruladı. Geçtiğimiz aylarda HP’den bir grup araştırmacı memristorun gizini açığa çıkaracak keşiflerini duyurdu ve bu buluşlarını da ünlü Nature dergisinde yayımladı. Memristorun mucitlerine göre buluşun hem kısa hem de uzun vadede küçük
elemanlarından sinir ağlarına kadar birçok alanda uygulaması olacak.

Memristorun öyküsü 37 yıl öncesine dayanıyor. O zamanlar da bugün olduğu gibi elektrik
mühendislerinin elinde üç adet edilgen temel devre elemanı vardı; elektrik yükünü toplayan kapasitör, elektrik akımına karşı direnç gösteren direnç ve
kımı manyetik alana çeviren indüktör. Tüm elektronik hala bu elemanlara
dayanıyor aslında. Ancak 1971′de doğrusal olmayan devre kuramının öncülerinden Leon Chua, bu elemanlardaki yük ve akı arasındaki ilişkiyi incelerken,
memristoru, yani dördüncü elemanı öne sürdü. Leon Chua, ünlü memristor
makalesini yayımladığında, Berkeley Elektrik Mühendisliği Bölümü’ndeki görevine
henüz başlamıştı. Makalesinin başlığı “Kayıp Devre Elemanı: Memristor” idi. Chua,
makalesinde direnç, kapasitor ve indüktör gibi temel devre elemanlarına benzer,
iki terminalli, “kayıp” bir elemanın olduğuna ilişkin kanıtlar sunuyordu. Bir
direncin gerilimle akım arasındaki ilişkiyi vermesi gibi, memristorun de benzer
bir bağıntıyı manyetik akı ile yük arasında vereceğini söylüyordu. Bunun anlamı, memristorun aslında içinden geçen akıma bağlı olarak değeri değişen bir direnç gibi davranacağıydı. Ancak memristor akım geçip gittikten ve bittikten sonra dahi bu değeri aklında tutabiliyordu.

Bugün geriye
dönüp baktığında Chua şöyle diyor: “Elektronik kuramcıları yıllardır yanlış
değişken çiftini, yani gerilim ve yükü kullanıyorlardı. Oysa elektronik
kuramının kayıp bölümü yük ile akı çiftiydi. Durum aslında ’nun hareket
yasasına benziyor; o da yanlıştır, çünkü kuvvetin hızla orantılı olması
gerektiğini söyler. Bu yasa 2000 yıl boyunca insanları yanılttı, ta ki
çıkıp Aristo’nun yanlış değişkenleri kullandığını söyleyene kadar. Newton,
kuvvetin hızla değil, hızdaki değişimle, yani ivmeyle orantılı olduğunu
söylemişti. Tam da günümüzdeki elektronik devre kuramındakiyle aynı durum. Tüm
elektronik ders kitapları yanlış değişkenleri (gerilim ve yük) kullanmayı
öğretiyor ki bu da kimi belirsizliklei ve tuhaflıkları açıklayamıyor. Oysa
öğretmeleri gereken, gerilimdeki ya da akıdaki değişim ile yük arasındaki
bağıntı”. Memristorun, devre tasarımı arenasına girmesini aslında bir anlamda
periyodik tabloya yeni bir elementin girmesine benzetiyor şimdi Chua. Hatta ona
göre tüm elektronik mühendisliği ders kitaplarının değişmesi gerekiyor!

Chua, dört temel devre
değişkenini (akım, gerilim, yük ve manyetik akı) çiftler halinde birbirine
bağlayan 6 değişik matematiksel bağıntı olduğunu söylemişti. Bu bağıntılardan
birisi öteki iki değişkenin tanımından belirlenebiliyor (yük, akımın zamana göre
türevi alınarak elde ediliyor) ve bir başkasıysa ’ın indüksiyon
yasasından bulunuyor (akı, gerilimin zamana göre türevi alınarak bulunabiliyor).
Dolayısıyla kalan bağıtıların belirlediği dört temel eleman olmalı. işte
memristorda, Chua’ya göre bir memristans, (İngilizce: “memory resistance”
sözcüklerinden geliyor) yani bellek direnci bulunmalı. M harfiyle gösterilen bu
direnç, yani memristans yük ve akı arasındaki dФ = Mdq bağıntısıyla ifade
ediliyor.

Memristans aslında bir
elektronik bileşeninin temel özelliği. Eğer elektrik yükü bir devre boyunca bir
yönde akarsa devrenin o bileşeninin direnci artacaktır ve eğer elektrik yükü
devrede ters yönde akarsa, direnç düşecektir. Uygulanan gerilimi kesip yük akışı
durdurulursa, bileşen daha önce taşıdığı direnci “hatırlayacak” ve yük akışı
yeniden başladığında devrenin direnci en son hatırladığı halinden başlayacaktır.

İdeal
bir memristor, memristans özelliğini ifade etmek için yapılmış, edilgen,iki
terminalli bir elektronik aygıt. Ancak pratikte saf bir memristor yapmak çok
zor, çünkü her aygit çok az da olsa bir başka özellik taşıyor. Örneğin,tüm
indüktörler dirence sahipler, benzer şekilde memristorun da kapasitansı var.

1971′de
anılmaya başlanan bu kuramsal aygıt, yıllarca kâğıt üzerinde matematiksel bir
olarak kalmıştı. Aradan 35 yıl geçtikten sonra, HP’den Stanley Williams
ve grubu moleküler elektronik üzerine çalışırlarken yaptıkarı bir aygıtın tuhaf
davranışlarını fark ettti. Sonra ekipten Greg Snider, Chua’nın 1971′deki
çalışmasını buldu. Willliams birkaç yıl boyunca Chua’nın makalesini tekrar
tekrar okudu ve bir süre sonra buldukları moleküler aygıtın aslında, yıllar önce
Chua’nın söylediği memristor olduğunu fark etti.

Chua’nın,
memristor gibi bir elemanın çok sayıda ilginç ve değerli devre özelliği olduğunu
göstermesine karşın, HP grubunun bu çalışmasına kadar kimse kullanışlı fiziksel
bir modelini geliştirememişti. Nature dergisindeki makalelerinde Williams ve
ekibi, memristorun özellikle nano ölçekteki sistemlerde doğal olarak kendini
gösterdiğini söylüyor. Bu da şimdiye değin kimsenin onu neden fark edemediğini
açıklıyor


Dirençler ve memristorlar, bellek direncine sahip
sistemler olarak tanımlanan çok daha genel bir dinamik aygıtlar sınıfının alt
gruplarıdır. R, C, L ve M, tanımlandıkları denklemler içerisinde bağımsız
değişkenlerin fonksiyonları olabilirler. Örneğin elektrik yüküne bağlı bir
memristor tek değerli bir M(q) fonksiyonu ile tanımlanabilir. Burada R direnç,C
kapasitans, L İndüktans ve M Memristans, yani bellek direncidir.

AKLIMDA

Memristorun
öteki temel devre elemanlarından en önemli farkı, geçmişindeki belleği de
taşıyor olması ve unutmaması. Devrenin gerilimini kestiğinizde memristor ne
kadar gerilim uygulandığını ve ne kadar süreyle uygulandığını hatırlamayı
sürdürüyor. Bu özelliği, öteki üç temel elemanın bir araya getirilecek herhangi
bir kombinasyonuyla yapmanın olanağı yok. Zaten bu nedenle memristor dördüncü ve
ayrı bir devre elemanı olarak anılıyor.

Memristorun
temelinde yatan ‘bellek direnci’ kavramı ilginç bir olgu. Direnç, içinden su
geçen bir hortuma benzetilebilir. Hortumun iç çapının büyüklüğü suyun akışına
karşı direncini de belirler. Çap ne kadar darsa hortumun suya karşı direnci de o
kadar büyük olacak, genişledikçe direnci azalacak ve su hem daha çok hem de daha
rahat akacaktır. Normal dirençlerde bu hortumun iç çapı değişmez. Ancak
memristorda durum farklı; içinden geçen suyun miktarına bağlı olarak genişliyor
ya da daralıyor. Eğer suyu hortumun içinden tek bir yönde akıtırsanız hortumun
iç çapı genişliyor, yani direnci azalıyor ve bununla da yetinmeyip bir de bunu
unutmuyor, belleğinde tutuyor. Suyun akışını kestiğinizdeyse, hortumun bu
genişlemiş hali değişmiyor, yani geriye dönüş yok, en son ne kadar akım geçmiş
ve ona göre biçim almışsa o durumda kalıyor.

Memristorun
belleğinin yardımı olacağı epey alan var: Örneğin herhangi bir nedenle yeniden
başlatılmak zorunda kalınan bilgisayarlar. Çalışmakta olan bir bilgisayarın
yeniden başlatılması durumunda, kapanmadan önceki bilgi uçup gidiyor. Ancak
memristor, gerilimi anımsayabildiğinden, memristorlü bir bilgisayarda böyle
sorunlar olmayacakmış gibi görünüyor. “Tüm Word belgelerinizi, Excel
dosyalarınızı açık bırakıp bilgisayarınızı kapatabilirsiniz. İster bir fincan
kahve almaya gidin, isterseniz iki haftalığına tatile çıkın” diyor Williams,
“Döndüğünüzde bilgisayarınızı açın, her şey bıraktığınız gibi olacak”.

Peki, neden
kimse bellek direnci görmüyor? Chua aslında ortaya attığı kavramı kanıtlamak
için 1970′li yıllar da, kaba saba da olsa bir memristor üretmişti. Chua’nın
memristoru dirençler, kapasitörler, indüktörler ve yükselteçlerin bir
kombinasyonundan oluşuyordu. Ancak bellek direnci, bir malzemenin özelliği
olarak, yakın zamana kadar kullanılamayacak, hatta fark edilemeyecek kadar
zayıftı. Chua da o zamanlar fark edememişti. Bellek direnci, malzemenin öteki
özelliklerinin arasında kaybolmuş sayılırdı; yalnızca malzemeye ya da aygıta
nano ölçekte baktığınızda fark edebileceğiniz bir özellikti.

Kimse de bu zamana değin
bakmamıştı ve böyle bir şey yokmuş gibi davranılmıştı. Bir şeyin yokluğundan
haberdar değilseniz, zaten ona gereksiniminiz yok demektir. Dolayısıyla hiçbir
mühendis de çıkıp “keşke elimde bir memristor olsaydı da şöyle yapsaydım”
dememişti. Hatta yıllardır devre tasarımı dersi veren akademisyenlerin çoğu bir
kaç hafta öncesine kadar bu sözcüğü duymamıştı bile.

Williams’a
göre memristor neredeyse 50 yıldır bir yerlerde kendisini gösterip durmuş.
Literatürde, akım-gerilim karakteristiği garip olan birçok makaleye rastladığını
ve o makaleleri alıp incelediğini söylüyor ve ekliyor “Evet, bellek direnciydi
bunlar ama nasıl yorumlayacaklarını bilememişler”.

Williams
ayrıca Chua’nın devre denklemleri olmadan işlerin çok zor olduğunu da söylüyor
ve “Komik bir durum, insanlar tüm yanlış devre denklemlerini kullanıyorlardı.
Bu, bir çamaşır makinesinin motorunu alıp benzinli bir otomobile takıp neden
çalışmadığını anlayamamaya benziyor”. diyor.

Williams ve
ekibi ideal memristoru, titanyum dioksitte (TiO2) bulmuş. Silikon
gibi, titanyum dioksit de bir yarı iletken ve saf durumdayken direnci hayli
yüksek. Ancak başka elementlerin yardımıyla iletken hale getirilebiliyor. TiO2
‘yi iletken hale getirmek için kullanılan katkı elementleri şiddetli bir
elektrik alanının altında kararlı olamıyorlar ve akım doğrultusunda sürüklenme
eğiliminde oluyorlar. Bu hareketlilik aslında transistorlar için pek zararlı bir
şey olmasına karşın, memristoru çalıştıran şeyin ta kendisi. Bir yüzünde katkı
elementlerinin olduğu ince bir TiO2 katmanına bir başlangıç gerilimi
uygulanması bu elementlerin saf Ti02 bulunan öteki yüze doğru hareket
etmesine neden olacak ki bu da direnci düşürecek. Ters yönde bir akım
uygulanmasıyla da elementler yerleri ne geri dönecek ve bu da direnci yeniden
artıracak.

Williams ve
ekibinin yaptığı şuydu: Üç nanometre (bir nanometre, bir metrenin milyarda
biridir) kalınlığında bir Ti02 katmanını iki platin katman arasına
yerleştirdiler. Ti02 katmanının bir bölümünde, normalde oksijen atomlarının
olması gerektiği artı yüklü boşluklar vardı. Ekip bu boşluklara yakın bir
elektroda alternatif akım uygulayarak elektrodun artı ve eksi yük şeklinde
salınmasını sağladı. Elektrot artı yüklüyken yüklü boşlukları ittiriyor ve
akımın ikinci elektroda doğru akmasını sağlıyordu. Akımı kestiklerindeyse
boşluklar hareket etmeyi bırakıyor ve memristorun yüksek ya da düşük dirençli
halinde kalmasını sağlıyordu.

HP
laboratuarları şimdi Ti02 ve başka malzemelerden nasıl memristor
üretebileceğinin yollarını ararken bir yandan da memristorun arkasındaki fiziği
anlamaya uğraşıyor. Ayrıca bir başka grup da aynı yonga üzerine hem memristor
hem de silikon devreleri nasıl yerleştirebileceklerini bulmaya çalışıyor. HP’
deki grubun elinde melez bir CMOS memristor yongası var ve laboratuvarlarındaki
test aletinin üzerine “oturmuş” durumda. Bu alet testleri geçerse, yenilerinin
yola çıkması hiç de gecikmeyecek.

Memristoru
yaratan HP araştırmacıları, memristorlar ve bu tür aygıtlar için öncelikle iki
uygulama görmüş. Birincisi, adının da ima ettiği gibi, kalıcı bir bellek. Böyle
bir belleğin, örneğin elektrik kesilse bile veriyi unutmamak gibi, yararlı
özellikleri var. Bunlar manyetik disklerden 1000 kat daha hızlı olacak ve çok
daha az güç harcayacak.

Memristorlara
dayalı bellekler için dünyanın birçok yerinde araştırmacılar çalışıyor; yani
bellek çubuklarına ciddi bir rakip geliyor. İşin en iyi yanı, bellek işlevi
göreceği düşünülen birçok oksit var; bunlar da şimdiki yonga
fabrikalarında işlenip üretilmeye çok uygun. Dolayısıyla pek değişiklik yapmadan
ya da yepyeni yatırımlara gerek kalmadan memristor üretimi kolaylıkla
yapılabilecek.

Başka bir
ilginç. uygulama da yapay sinaps Chua ilk makalelerinde sinapslarla önerdiği
memristorlar arasındaki ilişkiye işaret etmiş ve bu konuyla ilgili birçok da
araştırma yapmıştı. Bu da ilginç ve gelecek vaat eden değerli bir çalışma alanı
gibi görünüyor. Williams da zaten amaç yapay sinir sistemi kurmak olan birçok
nörobilim/mühendislik laboratuarıyla iletişim halinde. Chua’nın da zamanında
söylediği gibi, nöronlar arasındaki bağlantıyı sağlayan sinapsların kimi
memristor benzeri davranışlarını olduğuna inanıyor. Dolayısıyla Williams da
memristorun sinaps için en uygun elektronik aygıt olduğunu düşünüyor.

Araştırmacıların devre tasarımında öncelikle beklediği şey, memristor
kullanılarak yeniden tasarlanan belli tür devrelerin daha ucuza mal olması ve
daha az güç tüketmesi. Aslında Williams geleneksel devre tasarım elemanlarını
memristorla bir araya getirerek Boole tarzından farklı yapabilen aygıtlar
üretmeyi umuyor. “Bir beyin üreteceğimizi ileri sürmüyoruz ama beyin gibi hesap
yapabilecek bir şey istiyoruz” diyor.

Şimdilerde
Berkeley’de onursal üye olarak görevini sürdüren memristorun yaratıcısı Chua,
memristorun yapıldığını görmeye ömrünün yeteceğini düşünmüyormuş. Chua “Müthiş
bir şey.” diyor ve ekliyor “Memristoru tümüyle unutmuştum”.

Memristorun
yaratıcıları iddalı; memristorun yalnızca var olan teknolojiyi yenisiyle
değiştirmek anlamına gelmediğini, daha önce kimsenin aklına gelmeyecek türden
yeni aygıtlar ailesinin yapımında kullanılacağını söylüyorlar.

Kaynak : Bilim ve Teknik
Temmuz 2008

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

2008 yılındaki yeni icatlar

Yazan: admin | icatlar | Pazartesi 8 Aralık 2008 23:00
Polaroid ZINK- Taşınabilir mini

Livescribe Pulse – El yazınızı dijital ortama aktarırken çevredeki sesleri de kaydeden

Ugobe Pleo- Gören, duyan ve öğrenen

Tonium Pacemaker- Mini DJ sistemi.

Sleek Audio SA6- Kişilerin işitme yapısına uygun çalışan kulaklıklar.

alanında ise en önemli olarak yeniden hücrelendirilmiş kalp kabul . Böylece bağışlanmış bir organın hücreleri ayrıştırılarak nakledilecek hastanın hücreleri konulabilecek. Böylece vücudun yeni organı kabul etmeme riski ortadan kalkıyor.

CellScope- Cep telefonuna takılabilen mikroskop.

SensAble- Diş tedavisine hız kazandıran bir sistem.

Toshiba Aquilion One CT-En hızlı tomografi makinesi

İlk uzaktan kumandalı mide kamerası

Hewlett Packard Smart Drug Delivery- Deriye yapıştırılan ve zamanı gelince vücuda ilaç salgılayan bandajlar.

Uzay ve Havacılık alanında NASA’nın Mars üzerinde araştırmalar yapan insansız aracı Mars Phoenix Lander en başarılı gelişme seçildi.

White Knight II- Uzay turistlerin bulunduğu aracı, uzaya taşıyacak olan asıl araç.

Büyük Çift Gözlü Teleskop- Hubble’ın 10 katı güçte, en uzağı görebilen ve dünyanın en yüksek çözünürlüklü teleskobu.

Martin Jetpack- Kişisel uçuş aracı

DraganFlyer- Mini casus helikopteri.

Otomobil kategorisinde 2009 Nissan GT-R- 21. yüzyılın ‘süper arabası’ seçildi.

Audi Dinamik Direksiyon- En gelişmiş direksiyon sistemi

Infiniti EX-35 kaporta onarıcı boyası- Minik çizikleri derinliklerine göre birkaç gün içinde kendiliğinden onaran boya.

BMW 7 Hız Sınırı Göstergesi- Kameralarla yoldaki hız sınırı tabelalarının fotoğrafını çekip uymanız gereken azami süratı gösteren yazılım.

Honda FCX Clarity- Yakıt piliyle çalışan ve hidrojen üreten ilk otomobil.

Ford Capless Benzin Deposu- Depoya yabancı bir cisim girdiğinde öterek benzin hırsızlarıyla savaşan sistem.

Microsoft PhotoSynth- çektiğiniz fotoğrafları video oyunlarındaki gibi üç boyutlu hale getiren ücretsiz yazılım.
milliyet.com dan alındı
Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,