astronomi hakkında

Yazan: admin | Kategorilenmemiş | Cuma 5 Şubat 2010 18:40

Gökbilim (gök bilimi, astronomi), kökenleri, evrimleri, fiziksel ve kimyasal özellikleri ile gök cisimlerini açıklamaya çalışmak üzere gözleyen dalıdır. Gökbiliminin sınırlı ve özel bir alanı olan gök mekaniği ile karıştırılmaması gerekir. Gökbilim daha açık bir deyişle, yörüngesel cisimleri ve Dünya atmosferinin dışında gerçekleşen, yıldızlar, gezegenler, kuyrukluyıldızlar, kutup ışıkları, galaksiler (gökadalar) ve Kozmik arkaplan ışıması gibi gözlemlenebilir tüm olay ve olguları inceleyen bilim dalıdır. Evrende bulunan her çeşit maddenin dağılımını, hareketini, kimyasal bileşimini, evrimini, fiziksel özelliklerini ve birbirleriyle etkileşimlerini inceler.

Astronomi terimi eski ’daki astron ve nomos (άστρον et νόμος) sözcüklerinden türetilmiş olup, «yıldızların yasası» anlamına gelir. Asteroitlerin ve kuyruklu yıldızların keşfindeki katkıları gözönüne alınırsa, gökbilim amatörlerin de halen etkin bir rol oynayabildikleri nadir bilim dallarından biridir.

Gök bilimi yeryüzündeki en eski bilimlerden biri olarak kabul edilir. Arkeolojik bulgular en eski çağlarda bile insanların gök biliminin konuları hakkında bilgileri olduğunu ortaya koymaktadır. Neolitik çağda insanlar ekinoksların periyodik karakterini, mevsimlerle ilişkisini ve bazı takımyıldızları bilmekteydiler. Modern gök bilimi gelişimini, özellikle antik çağdaki ve onları izleyen matematikçilere ve Ortaçağ’ın sonunda keşfedilmiş gözlem aletlerine borçludur. Başlangıçta ayrılmaz bir ikili sayılan ve paralel olarak ilerleyen astroloji ve gök bilimi zamanla yollarını birbirlerinden ayırmak zorunda kalmışlardır.

Antik Çağ’da gök biliminin gelişimindeki önemli hususlar olarak şunlar söylenebilir :

Ortaçağ’da gökbilim bilgilerinin İslam bilginlerince geliştirildiği ve bu bilgilerin sonradan Batı’ya aktarıldığı görülür[kaynak belirtilmeli]. Gökbilimi geliştiren bu İslam bilginlerinden başlıcaları şöyle sıralanır :

Gök bilimin gelişmesinde devlet adamlarının yapmış olduğu kişisel girişimler de önemli bir yer tutmaktadır. Selçuklular döneminde yaşamış olan Kırşehir emiri Caca Bey burada kendi adıyla kurmuş olduğu medresede gök bilimin gelişmesine imkan sağlayacak ortamı oluşturmuştur.

[kaynak belirtilmeli]

Gökbilim 19. ve özellikle 20. yüzyılda baş döndürücü bir hızla ilerlemiştir. Yakın zamanlardaki ve gelişmelerle ilgili olarak şunlar söylenebilir:

Antikçağdaki başlangıç döneminde gök bilimi yalnızca astrometriden, yani yıldız ve gezegenlerin gökyüzündeki konumlarının ölçümünden ibaretti. Daha sonra Kepler ve ’un çalışmaları gök cisimlerinin kütle çekimi etkisi altındaki hareketlerinin yoluyla öngörülmesini sağlayan gök mekaniğini doğurdu. Bu iki alandaki (astrometri ve gök mekaniği) çalışmaların çoğu, önceleri, elle yapılan işlemlerden oluşuyordu. Günümüzde ise bu çalışmalar bilgisayarlar ve aygıtları ile yapılabilmektedir ki; bu da gök cisimlerinin konum ve hareketlerinin çok büyük bir hızla saptanabilmesini sağlamaktadır. Bu yüzden modern gökbilim daha ziyade gök cisimlerinin fiziksel doğasını gözlemlemleye ve anlamaya yönelmiştir.

20. yüzyıldan itibaren profesyonel gök bilimi iki alana ayrılma eğilimi göstermiştir : gözlemsel astronomi ve teorik astrofizik. Gök bilimcilerin çoğunun her iki alanda da çalışıyor olmasıyla birlikte, profesyonel gökbilimciler giderek bu iki alandan birinde uzmanlaşma eğilimi göstermektedirler. Gözlem gök bilimi esas olarak verilerin elde edilmesiyle ilgilenir. Teorik astrofizik ise esas olarak gözlemlenen fenomenleri anlamaya ve öngörülerde bulunmaya çalışır. Teorik astrofizik gözlem gökbilimine bir tamamlayıcı etken olarak gökbilimsel oluşumları açıklamaya çalışır da denilebilir.

Gök biliminin bir dalı olan astrofizik, yıldızların gözlemiyle sınıflandırılan fiziksel fenomenleri tanımlar, belirler. Günümüzde gök bilimcilerin hepsi de belirli bir astrofizik bilgisine sahiptirler ve gözlemleri de hemen hemen her zaman, yine astrofizik bağlamında incelenir. Bununla birlikte, kendilerini yalnızca astrofiziği incelemeye vermiş araştırmacılar da yok değildir. Astrofizikçilerin çalışması gökbilimsel gözlem verilerini analiz etmek ve onları fiziksel olgulara indirgemektir.

Astrofiziğin bir dalı olan kozmoloji, evreni fiziksel bir sistem olarak inceler; yani evrenin doğuşu ve büyümesi, evrimi, gökcisimlerinin fiziksel ve kimyasal özellikleri ve konumlarının hesaplanması ile ilişkilidir. Gökbilim gözlemleri salt gökbilim ile ilişkili değildir; aynı zamanda genel görelilik kuramı gibi fizikte çok önemli yeri olan kuramların sınanması için de gözlemsel veri sağlar.

Kullanılan inceleme yöntemi, amaç ve konuya göre birbiriyle iç içe olan, genel gök bilimi, astrofizik ve uzay bilimleri gibi birçok dala ayrılır. Gök biliminde inceleme alanları aynı zamanda şu iki kategoride ele alınır:

yıldızların evriminin son aşamaları :

Spectre detail.png

Astronomi (gökbilim) · Biyoloji (ve Ekoloji) ·  · Yer bilimleri ·

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/G%C3%B6kbilim

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , ,

büyük mucit isaac newton

Yazan: -icat-mucit | Mucitler | Pazar 3 Mayıs 2009 17:20
Isaac Newton’

İngiliz fizikçi, matematikçi, astronom, , felsefeci ve kimyacı,
Doğum 4 1642
Lincolnshire İngiltere
Ölüm 31 Mart 1727
Kensington Londra İngiltere

1689 çizimi Isaac Newton portresi

Isaac Newton, (Gregoryen takvimi için: d. 4 Ocak 1643 – ö. 31 Mart 1727)(Jülyen takvimi için: 25 Aralık 1642-20 Mart 1726), İngiliz fizikçi, matematikçi, astronom, mucit, filozof ve simyacı. En büyük matematikçi ve adamlarından biri olduğu düşünülür. devrimine ve heliyosentirizm‘in gelişmesinde büyük katkıları olmuştur.

Hayatı

Isaac Newton 4 Ocak 1642′de İngiltere’nin Lincolnshire kentinde doğdu. Çiftçi olan babasını, doğumundan üç ay önce kaybetmişti. Annesi ikinci kez evlendi. İkinci evlilikten üç üvey kardeşi olan Isaac Newton anneannesinde kalıyordu. On iki yaşında Grantham‘da King’s School’a yazılan Newton, bu okulu 1661′de bitirdi. Aynı yıl Cambridge Üniversitesi’ndeki Trinity Koleji’ne girdi. Nisan 1665′te bu okuldan lisans derecesini aldı. Lisansüstü çalışmalarına başlayacağı sırada ortalığı saran veba salgını yüzünden üniversite kapatıldı.

Salgından korunma amacıyla annesinin çiftliğine sığınan Newton, burada geçirdiği iki yıl boyunca en önemli buluşlarını gerçekleştirdi. 1667′de Trinity Koleji’ne öğretim üyesi olarak döndüğünde diferansiyel ve integral hesabın temellerini atmış, beyaz ışığı oluşturan renklere ulaşmıştı. Çekingenliği yüzünden Newton her biri bilimde devrim yaratacak nitelikteki bu buluşların çoğunu uzun yıllar sonra (örneğin diferansiyel ve integral hesabı 38 yıl sonra) yayınlamıştır.

Lisansüstü çalışmasını ertesi yıl tamamlayan Newton 1669′da henüz 27 yaşındayken Cambridge Üniversitesi’nde profesörlüğüne getirildi. 1671′de ilk aynalı teleskopu gerçekleştirdi ve ertesi yıl Royal Society üyeliğine seçildi. Royal Society’e sunduğu renk olgusuna ilişkin bildirisinin eleştirilere hedef olması, özellikle Robert Hooke tarafından şiddetle eleştirilmesi üzerine Newton tümüyle içine kapanarak, bilim dünyasıyla ilişkisini kesti.

1675′de optik konusundaki iki bildirisi yeni tartışmalara yol açtı. Hooke makalelerdeki bazı sonuçların kendi buluşu olduğunu, Newton’un bunlara sahip çıktığını öne sürdü. Bütün bu tartışma ve eleştiriler sonucunda 1678′de ruhsal bunalıma giren Newton ancak yakın dostu ünlü astronom ve matematikçi Edmond Halley’in çabalarıyla altı yıl sonra bilimsel çalışmalarına geri döndü.

Newton’un başına elma düşmesiyle yerçekimini keşfettiği yer, Cambridge’deki Botanik bahçesi’nde bulunuyor.

Isaac Newton’un kendisine ait ilk basım Principia, Üstünde kendi el yazısı ile ikinci basımda yapılacak değişiklikler yer alıyor.

Cambridge Üniversitesi’nde Katolikliği yaygınlaştırma ve egemen kılma çabalarına karşı başlatılan direniş hareketine öncülük eden Newton, kral düşürüldükten sonra 1689′da üniversitenin parlamentodaki temsilciliğine seçildi. 1693′de yeniden bir ruhsal bunalıma girdi ve yakın dostlarıyla, bu arada Samuel Pepys ve John Locke ile arası bozuldu. İki yıl süren bir dinlenme döneminden sonra sağlığına yeniden kavuştuysa da bundan sonraki yaşamında bilimsel çalışmaya eskisi gibi ilgi duymadı. Daha sonra 1699′da Bilimler Akademisi’nin yabancı üyeliğine 1703′de Royal Society’nin başkanlığına seçildi.

Newton ‘Eğer diğer insanlardan ileriyi görebiliyorsam,bu devlerin omuzlarında olduğum içindir.’ diyerek kendine yardım edenleri unutmadığını göstermiştir.

Kendisi İçin Söylenenler

John Maynard Keynes’in (1883-1946; İngiliz iktisatçı) Newton için yapmış olduğu yorumu okuyalım.

Newton 18. yy’dan beri çağdaş bilim adamlarının ilki ve en büyüğü, bir akılcı; bize serinkanlı düşünmeyi, katıksız mantığı öğreten biri olarak düşünülebilmiştir. Ben O’na bu göz ile bakmıyorum. 1696′da nihayet Cambridge’i terk ederken derlediği ve kısmen dağılmasına rağmen bize ulaşan sandığının içeriğini inceleyen her hangi birinin de onu böyle görebileceğini sanmıyorum. Newton akıl çağının başlangıcı değildi. O büyücülerin sonuncusu, Babillilerin ve Sümerlilerin sonuncusu; görünür ve zihinsel evreni, yaklaşık 10.000 yıl önce entelektüel mirasımızı kurmaya başlayanlarla aynı gözle gören son büyük beyin idi. 1642’de bir Noel günü babasının ölümünden sonra doğan Sir Isaac Newton müneccimlerin gereken bağlılığı içtenlikle gösterebilecekleri son harika çocuktu.[1]
Sanırız ki Keynes’e ait bu yorum Isaac Newton’un insanlık tarihinin neden en eşsiz bilim adamı olduğunun açık kanıtıdır; O görünenin arkasındaki görünmeyeni aramak ile yanıp tutuşan, buna varlığını adamış, bunun için insanlık tarihine yön vermiş ve vermekte olan değerler ortaya koymuş bir bilim insanı idi.”[2]
Doğa ve Doğanın yasası, karanlıkta saklıydı. Tanrı: Newton olsun! dedi ve her şey aydınlandı. Alexander Pope[3]
Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

yer çekimi nedir

Yazan: -icat-mucit | icatlar | Pazar 3 Mayıs 2009 17:18

ya da kütle çekimi, kütlesi bulunan maddelerin birbirlerine doğru ivmelenme eğilimidir. Elektromanyetik kuvvet, Zayıf ve Güçlü Nükleer Kuvvet ile birlikte doğadaki dört temel kuvveti oluşturur. Yer çekimi, bu dört kuvvet arasında en zayıf olanıdır. Yer çekiminin önemli özellikleri şunlardır:

  • Yer çekimi kuvveti, bir parçacığın kütlesine etki eder.
  • Yer çekimi kuvveti, sınırsız bir alanı kapsar.
  • Kuvvet çok zayıftır. Gündelik iki eşyanın bir birine uyguladığı yer çekimi kuvvetini ölçmek günümüz teknolojisi ile mümkün değildir.
  • Kuvvet taşıyıcısı graviton’lardır.
  • Gravitonların spini 2 olduğundan, aynı yüklü gravitonlar birbirini çeker. Zıt yüklü gravitonlar ise bir birlerini iterler.

Evrensel yer çekimi [değiştir]

Sir Isaac , 1687 yılında yayımladığı Philosophiae Naturalis Principia Mathematica adlı eserinde yer çekimi kuvvetini şöyle tanımlamıştır:

F_{M_1M_2}= G \frac{M_1 M_2}{R^2}

Burada; M1 ve M2 cisimlerin kütleleri, R aralarındaki uzaklık, G ise 6,6710 − 11Nm2kg − 2 değerinde olan evrensel yer çekimi sabitidir.

Kaynak:wikipedia.org

Tags: , , ,

Etiketler:, , ,

memristör hakkında bir yazı

Yazan: afe | Genel | Pazartesi 16 Şubat 2009 14:43

Memristor

Elektroniğin
3 temel elemanı vardır: , kapasitör (kondansatör) ve indüktör… 1971′de
California Üniversitesi’nden Leon Chua adında bir mühendis, bu ailenin kayıp bir üyesinin daha olduğuna ilişkin kimi kuramsal öngörülerde bulunmuştu. Her ne kadar nasıl bulacağını bilmese de Chua bu “dördüncü element’in adını da koymuştu: Memristor. İngilizce “memory resistor” sözcüklerinden kısaltılarak oluşturulan bu ad, kuramsal olarak ileri sürülen aygta çok uyuyordu. Aradan 37 yıl geçti, mühendislerin çabaları bu öngörüyü doğruladı. Geçtiğimiz aylarda HP’den bir grup araştırmacı memristorun gizini açığa çıkaracak keşiflerini duyurdu ve bu buluşlarını da ünlü Nature dergisinde yayımladı. Memristorun mucitlerine göre buluşun hem kısa hem de uzun vadede küçük bilgisayar
elemanlarından sinir ağlarına kadar birçok alanda uygulaması olacak.

Memristorun öyküsü 37 yıl öncesine dayanıyor. O zamanlar da bugün olduğu gibi
mühendislerinin elinde üç adet edilgen temel devre elemanı vardı; elektrik yükünü toplayan kapasitör, elektrik akımına karşı direnç gösteren direnç ve
kımı manyetik alana çeviren indüktör. Tüm hala bu elemanlara
dayanıyor aslında. Ancak 1971′de doğrusal olmayan devre kuramının öncülerinden Leon Chua, bu elemanlardaki yük ve akı arasındaki ilişkiyi incelerken,
memristoru, yani dördüncü elemanı öne sürdü. Leon Chua, ünlü memristor
makalesini yayımladığında, Berkeley Elektrik Mühendisliği Bölümü’ndeki görevine
henüz başlamıştı. Makalesinin başlığı “Kayıp Devre Elemanı: Memristor” idi. Chua,
makalesinde direnç, kapasitor ve indüktör gibi temel devre elemanlarına benzer,
iki terminalli, “kayıp” bir elemanın olduğuna ilişkin kanıtlar sunuyordu. Bir
direncin gerilimle arasındaki ilişkiyi vermesi gibi, memristorun de benzer
bir bağıntıyı manyetik akı ile yük arasında vereceğini söylüyordu. Bunun anlamı, memristorun aslında içinden geçen akıma bağlı olarak değeri değişen bir direnç gibi davranacağıydı. Ancak memristor akım geçip gittikten ve bittikten sonra dahi bu değeri aklında tutabiliyordu.

Bugün geriye
dönüp baktığında Chua şöyle diyor: “Elektronik kuramcıları yıllardır yanlış
değişken çiftini, yani gerilim ve yükü kullanıyorlardı. Oysa elektronik
kuramının kayıp bölümü yük ile akı çiftiydi. Durum aslında ’nun hareket
yasasına benziyor; o da yanlıştır, çünkü kuvvetin hızla orantılı olması
gerektiğini söyler. Bu yasa 2000 yıl boyunca insanları yanılttı, ta ki Newton
çıkıp Aristo’nun yanlış değişkenleri kullandığını söyleyene kadar. Newton,
kuvvetin hızla değil, hızdaki değişimle, yani ivmeyle orantılı olduğunu
söylemişti. Tam da günümüzdeki elektronik devre kuramındakiyle aynı durum. Tüm
elektronik ders kitapları yanlış değişkenleri (gerilim ve yük) kullanmayı
öğretiyor ki bu da kimi belirsizliklei ve tuhaflıkları açıklayamıyor. Oysa
öğretmeleri gereken, gerilimdeki ya da akıdaki değişim ile yük arasındaki
bağıntı”. Memristorun, devre tasarımı arenasına girmesini aslında bir anlamda
periyodik tabloya yeni bir elementin girmesine benzetiyor şimdi Chua. Hatta ona
göre tüm elektronik mühendisliği ders kitaplarının değişmesi gerekiyor!

Chua, dört temel devre
değişkenini (akım, gerilim, yük ve manyetik akı) çiftler halinde birbirine
bağlayan 6 değişik matematiksel bağıntı olduğunu söylemişti. Bu bağıntılardan
birisi öteki iki değişkenin tanımından belirlenebiliyor (yük, akımın zamana göre
türevi alınarak elde ediliyor) ve bir başkasıysa Faraday’ın indüksiyon
yasasından bulunuyor (akı, gerilimin zamana göre türevi alınarak bulunabiliyor).
Dolayısıyla kalan bağıtıların belirlediği dört temel eleman olmalı. işte
memristorda, Chua’ya göre bir memristans, (İngilizce: “memory resistance”
sözcüklerinden geliyor) yani bellek direnci bulunmalı. M harfiyle gösterilen bu
direnç, yani memristans yük ve akı arasındaki dФ = Mdq bağıntısıyla ifade
ediliyor.

Memristans aslında bir
elektronik bileşeninin temel özelliği. Eğer elektrik yükü bir devre boyunca bir
yönde akarsa devrenin o bileşeninin direnci artacaktır ve eğer elektrik yükü
devrede ters yönde akarsa, direnç düşecektir. Uygulanan gerilimi kesip yük akışı
durdurulursa, bileşen daha önce taşıdığı direnci “hatırlayacak” ve yük akışı
yeniden başladığında devrenin direnci en son hatırladığı halinden başlayacaktır.

İdeal
bir memristor, memristans özelliğini ifade etmek için yapılmış, edilgen,iki
terminalli bir elektronik . Ancak pratikte saf bir memristor yapmak çok
zor, çünkü her aygit çok az da olsa bir başka özellik taşıyor. Örneğin,tüm
indüktörler dirence sahipler, benzer şekilde memristorun da kapasitansı var.

1971′de
anılmaya başlanan bu kuramsal aygıt, yıllarca kâğıt üzerinde matematiksel bir
olarak kalmıştı. Aradan 35 yıl geçtikten sonra, HP’den Stanley Williams
ve grubu moleküler elektronik üzerine çalışırlarken yaptıkarı bir aygıtın tuhaf
davranışlarını fark ettti. Sonra ekipten Greg Snider, Chua’nın 1971′deki
çalışmasını buldu. Willliams birkaç yıl boyunca Chua’nın makalesini tekrar
tekrar okudu ve bir süre sonra buldukları moleküler aygıtın aslında, yıllar önce
Chua’nın söylediği memristor olduğunu fark etti.

Chua’nın,
memristor gibi bir elemanın çok sayıda ilginç ve değerli devre özelliği olduğunu
göstermesine karşın, HP grubunun bu çalışmasına kadar kimse kullanışlı fiziksel
bir modelini geliştirememişti. Nature dergisindeki makalelerinde Williams ve
ekibi, memristorun özellikle nano ölçekteki sistemlerde doğal olarak kendini
gösterdiğini söylüyor. Bu da şimdiye değin kimsenin onu neden fark edemediğini
açıklıyor


Dirençler ve memristorlar, bellek direncine sahip
sistemler olarak tanımlanan çok daha genel bir dinamik aygıtlar sınıfının alt
gruplarıdır. R, C, L ve M, tanımlandıkları denklemler içerisinde bağımsız
değişkenlerin fonksiyonları olabilirler. Örneğin elektrik yüküne bağlı bir
memristor tek değerli bir M(q) fonksiyonu ile tanımlanabilir. Burada R direnç,C
kapasitans, L İndüktans ve M Memristans, yani bellek direncidir.

AKLIMDA

Memristorun
öteki temel devre elemanlarından en önemli farkı, geçmişindeki belleği de
taşıyor olması ve unutmaması. Devrenin gerilimini kestiğinizde memristor ne
kadar gerilim uygulandığını ve ne kadar süreyle uygulandığını hatırlamayı
sürdürüyor. Bu özelliği, öteki üç temel elemanın bir araya getirilecek herhangi
bir kombinasyonuyla yapmanın olanağı yok. Zaten bu nedenle memristor dördüncü ve
ayrı bir devre elemanı olarak anılıyor.

Memristorun
temelinde yatan ‘bellek direnci’ kavramı ilginç bir olgu. Direnç, içinden su
geçen bir hortuma benzetilebilir. Hortumun iç çapının büyüklüğü suyun akışına
karşı direncini de belirler. Çap ne kadar darsa hortumun suya karşı direnci de o
kadar büyük olacak, genişledikçe direnci azalacak ve su hem daha çok hem de daha
rahat akacaktır. Normal dirençlerde bu hortumun iç çapı değişmez. Ancak
memristorda durum farklı; içinden geçen suyun miktarına bağlı olarak genişliyor
ya da daralıyor. Eğer suyu hortumun içinden tek bir yönde akıtırsanız hortumun
iç çapı genişliyor, yani direnci azalıyor ve bununla da yetinmeyip bir de bunu
unutmuyor, belleğinde tutuyor. Suyun akışını kestiğinizdeyse, hortumun bu
genişlemiş hali değişmiyor, yani geriye dönüş yok, en son ne kadar akım geçmiş
ve ona göre biçim almışsa o durumda kalıyor.

Memristorun
belleğinin yardımı olacağı epey alan var: Örneğin herhangi bir nedenle yeniden
başlatılmak zorunda kalınan bilgisayarlar. Çalışmakta olan bir bilgisayarın
yeniden başlatılması durumunda, kapanmadan önceki bilgi uçup gidiyor. Ancak
memristor, gerilimi anımsayabildiğinden, memristorlü bir bilgisayarda böyle
sorunlar olmayacakmış gibi görünüyor. “Tüm Word belgelerinizi, Excel
dosyalarınızı açık bırakıp bilgisayarınızı kapatabilirsiniz. İster bir fincan
kahve almaya gidin, isterseniz iki haftalığına tatile çıkın” diyor Williams,
“Döndüğünüzde bilgisayarınızı açın, her şey bıraktığınız gibi olacak”.

Peki, neden
kimse bellek direnci görmüyor? Chua aslında ortaya attığı kavramı kanıtlamak
için 1970′li yıllar da, kaba saba da olsa bir memristor üretmişti. Chua’nın
memristoru dirençler, kapasitörler, indüktörler ve yükselteçlerin bir
kombinasyonundan oluşuyordu. Ancak bellek direnci, bir malzemenin özelliği
olarak, yakın zamana kadar kullanılamayacak, hatta fark edilemeyecek kadar
zayıftı. Chua da o zamanlar fark edememişti. Bellek direnci, malzemenin öteki
özelliklerinin arasında kaybolmuş sayılırdı; yalnızca malzemeye ya da aygıta
nano ölçekte baktığınızda fark edebileceğiniz bir özellikti.

Kimse de bu zamana değin
bakmamıştı ve böyle bir şey yokmuş gibi davranılmıştı. Bir şeyin yokluğundan
haberdar değilseniz, zaten ona gereksiniminiz yok demektir. Dolayısıyla hiçbir
mühendis de çıkıp “keşke elimde bir memristor olsaydı da şöyle yapsaydım”
dememişti. Hatta yıllardır devre tasarımı dersi veren akademisyenlerin çoğu bir
kaç hafta öncesine kadar bu sözcüğü duymamıştı bile.

Williams’a
göre memristor neredeyse 50 yıldır bir yerlerde kendisini gösterip durmuş.
Literatürde, akım-gerilim karakteristiği garip olan birçok makaleye rastladığını
ve o makaleleri alıp incelediğini söylüyor ve ekliyor “Evet, bellek direnciydi
bunlar ama nasıl yorumlayacaklarını bilememişler”.

Williams
ayrıca Chua’nın devre denklemleri olmadan işlerin çok zor olduğunu da söylüyor
ve “Komik bir durum, insanlar tüm yanlış devre denklemlerini kullanıyorlardı.
Bu, bir makinesinin motorunu alıp benzinli bir otomobile takıp neden
çalışmadığını anlayamamaya benziyor”. diyor.

Williams ve
ekibi ideal memristoru, titanyum dioksitte (TiO2) bulmuş. Silikon
gibi, titanyum dioksit de bir yarı iletken ve saf durumdayken direnci hayli
yüksek. Ancak başka elementlerin yardımıyla iletken hale getirilebiliyor. TiO2
‘yi iletken hale getirmek için kullanılan katkı elementleri şiddetli bir
elektrik alanının altında kararlı olamıyorlar ve akım doğrultusunda sürüklenme
eğiliminde oluyorlar. Bu hareketlilik aslında transistorlar için pek zararlı bir
şey olmasına karşın, memristoru çalıştıran şeyin ta kendisi. Bir yüzünde katkı
elementlerinin olduğu ince bir TiO2 katmanına bir başlangıç gerilimi
uygulanması bu elementlerin saf Ti02 bulunan öteki yüze doğru hareket
etmesine neden olacak ki bu da direnci düşürecek. Ters yönde bir akım
uygulanmasıyla da elementler yerleri ne geri dönecek ve bu da direnci yeniden
artıracak.

Williams ve
ekibinin yaptığı şuydu: Üç nanometre (bir nanometre, bir metrenin milyarda
biridir) kalınlığında bir Ti02 katmanını iki platin katman arasına
yerleştirdiler. Ti02 katmanının bir bölümünde, normalde oksijen atomlarının
olması gerektiği artı yüklü boşluklar vardı. Ekip bu boşluklara yakın bir
elektroda uygulayarak elektrodun artı ve eksi yük şeklinde
salınmasını sağladı. Elektrot artı yüklüyken yüklü boşlukları ittiriyor ve
akımın ikinci elektroda doğru akmasını sağlıyordu. Akımı kestiklerindeyse
boşluklar hareket etmeyi bırakıyor ve memristorun yüksek ya da düşük dirençli
halinde kalmasını sağlıyordu.

HP
laboratuarları şimdi Ti02 ve başka malzemelerden nasıl memristor
üretebileceğinin yollarını ararken bir yandan da memristorun arkasındaki fiziği
anlamaya uğraşıyor. Ayrıca bir başka grup da aynı yonga üzerine hem memristor
hem de silikon devreleri nasıl yerleştirebileceklerini bulmaya çalışıyor. HP’
deki grubun elinde melez bir CMOS memristor yongası var ve laboratuvarlarındaki
test aletinin üzerine “oturmuş” durumda. Bu alet testleri geçerse, yenilerinin
yola çıkması hiç de gecikmeyecek.

Memristoru
yaratan HP araştırmacıları, memristorlar ve bu tür aygıtlar için öncelikle iki
uygulama görmüş. Birincisi, adının da ima ettiği gibi, kalıcı bir bellek. Böyle
bir belleğin, örneğin elektrik kesilse bile veriyi unutmamak gibi, yararlı
özellikleri var. Bunlar manyetik disklerden 1000 kat daha hızlı olacak ve çok
daha az güç harcayacak.

Memristorlara
dayalı bellekler için dünyanın birçok yerinde araştırmacılar çalışıyor; yani
bellek çubuklarına ciddi bir rakip geliyor. İşin en iyi yanı, bellek işlevi
göreceği düşünülen birçok oksit var; bunlar da şimdiki yonga
fabrikalarında işlenip üretilmeye çok uygun. Dolayısıyla pek değişiklik yapmadan
ya da yepyeni yatırımlara gerek kalmadan memristor üretimi kolaylıkla
yapılabilecek.

Başka bir
ilginç. uygulama da yapay sinaps Chua ilk makalelerinde sinapslarla önerdiği
memristorlar arasındaki ilişkiye işaret etmiş ve bu konuyla ilgili birçok da
araştırma yapmıştı. Bu da ilginç ve gelecek vaat eden değerli bir çalışma alanı
gibi görünüyor. Williams da zaten amaç yapay sinir sistemi kurmak olan birçok
nörobilim/mühendislik laboratuarıyla iletişim halinde. Chua’nın da zamanında
söylediği gibi, nöronlar arasındaki bağlantıyı sağlayan sinapsların kimi
memristor benzeri davranışlarını olduğuna inanıyor. Dolayısıyla Williams da
memristorun sinaps için en uygun elektronik aygıt olduğunu düşünüyor.

Araştırmacıların devre tasarımında öncelikle beklediği şey, memristor
kullanılarak yeniden tasarlanan belli tür devrelerin daha ucuza mal olması ve
daha az güç tüketmesi. Aslında Williams geleneksel devre tasarım elemanlarını
memristorla bir araya getirerek Boole tarzından farklı hesap yapabilen aygıtlar
üretmeyi umuyor. “Bir beyin üreteceğimizi ileri sürmüyoruz ama beyin gibi hesap
yapabilecek bir şey istiyoruz” diyor.

Şimdilerde
Berkeley’de onursal üye olarak görevini sürdüren memristorun yaratıcısı Chua,
memristorun yapıldığını görmeye ömrünün yeteceğini düşünmüyormuş. Chua “Müthiş
bir şey.” diyor ve ekliyor “Memristoru tümüyle unutmuştum”.

Memristorun
yaratıcıları iddalı; memristorun yalnızca var olan teknolojiyi yenisiyle
değiştirmek anlamına gelmediğini, daha önce kimsenin aklına gelmeyecek türden
yeni aygıtlar ailesinin yapımında kullanılacağını söylüyorlar.

Kaynak : Bilim ve Teknik
Temmuz 2008

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Albert Einstein

Yazan: admin | Mucitler | Pazartesi 15 Aralık 2008 20:48

Albert Einstein (14 Mart 1879 – 18 Nisan 1955) , Yahudi asıllı Alman teorik fizikçi.

20. yüzyılın en önemli kuramsal fizikçisi olarak nitelenen Albert Einstein, Görelilik kuramını (diğer adları ile İzafiyet Teorisi ya da Rölativite Kuramı) geliştirmiş, kuantum mekaniği, istatistiksel mekanik ve kozmoloji dallarına önemli katkılar sağlamıştır. Kuramsal fiziğine katkılarından ve fotoelektrik etki olayına getirdiği açıklamadan dolayı 1921 Nobel Ödülü’ne layık görülmüştür. (Nobel Ödülü’nün ve Nobel Komitesi’nin o zamanki ilkeleri doğrultusunda, bugün en önemli katkısı olarak nitelendirilen Görelilik kuramı fazla kuramsal bulunmuş ve ödülde açıkça söz konusu edilmemiştir.)
Einstein 1879 yılında Güney Almanya’nın Ulm kentinde dünyaya geldi. Babası küçük bir elektrokimya fabrikasının sahibi; annesi ise, klasik müziğe meraklı, eğitimli bir ev hanımıydı. Konuşmaya geç başlaması ve içine kapanık bir çocuk olması, ailesini tedirginliğe düşürmüşse de, sonraki yıllarda bu korkularının gereksizliği anlaşılacaktı. Giderek meraklı, hayal gücü zengin bir çocuk olarak büyüyordu.

Okulu hiçbir zaman sevemedi. Gerçekten de, genç Einstein’ın ileride ortaya çıkacak dehasının temelleri, kendisinin de sonradan belirttiği gibi, okulda değil başka yerlerde atılmıştı: “Çocukluğumda yaşadığım iki önemli olayı unutamam. Biri, beş yaşında iken amcamın armağanı pusulada bulduğum gizem; diğeri on iki yaşındayken tanıştığım Öklid geometrisi.Gençliğinde bu geometrinin büyüsüne kapılmayan bir kimsenin, ileride kuramsal bilimde parlak bir atılım yapabileceği hiç beklenmemelidir!”

Lise öğrenimini 1894′te İsviçre’de tamamladı ve 1896′da Zürih Politeknik Enstitüsü’ne (ETH) girdi.

Einstein, Sırp asıllı Mileva Maric adlı bir fizik öğrencisi ile evlendi. Mileva, Einstein’nın 1905′te çıkardığı araştırmanın matematik hesaplarında yardımcı olmuştur.

1955′te hayata gözlerini yumana kadar bilim dünyasına çok şey kattı. 1916′da yayımladığı “Genel Görelilik Kuramı“, 1921′de “fotoelektrik etki ve kuramsal fizik” alanında çalışmalarıyla aldığı Nobel Fizik Ödülü, dahinin en önemli başarılarından sadece ikisi ya dünyası… Bern’de federal patent dairesinde görev aldı. Bu görevden arta kalan zamanlarda çağdaş fizikte ortaya atılmaya başlanan problemler üzerinde düşünme fırsatı buldu. Önce atomun yapısı ve Max Planck’ın kuantum teorisi ile ilgilendi. Brown hareketine ihtimaller hesabını uygulayarak bunun teorisini kurdu ve Avogadro sayısının değerini hesaplayarak teorisini test etti. Kuantum teorisinin önemini ilk anlayan fizikçilerden birisi oldu ve bunu ışıma enerjisine uyguladı. Bu da onun, tanecikleri veya fotonlar hipotezini kurmasını ve fotoelektrik olayını açıklayabilmesini sağladı.

1905 yılında “Annalen der Physik” dergisinde bu çalışmalarını açıklayan iki yazısından başka, üçüncü bir yazısı daha çıktı ve bu yazıda görecelik teorisinin temelini attı. Teorileri sert tartışmalara yol açtı. 1909′da Zürih Üniversitesi’nde öğretim görevlisi oldu. Prag’da bir yıl kaldıktan sonra, Zürih Politeknik Enstitüsü’nde profesör oldu. 1913′de Berlin Kaiser-Wilhelm Enstitüsü’nde ders verdi ve Prusya Bilimler akademisine üye seçildi.Bir bilim adamı olarak 1. Dünya Savaşı’nda tarafsız kaldı. . İlk eşinden Hans ve Eduard isminde iki erkek çocuk sahibi olan bilim adamını 1914 yılında eşi terk etti. 1. Dünya Savaşı nedeniyle yiyecek kıtlığı sırasında mide ağrıları çeken bilim adamına kuzeni Elsa bakmış ve ikinci defa kuzeni Elsa (takma ismi Else) ile evlenmiştir.

Birçok özlü inceleme yazısı yayımladı ve bunlarda teorilerini geliştirdi. 1921′de Nobel Fizik Ödülü’nü kazandı.

Yabancı ülkelere birçok gezi yapmakla birlikte 1933′e kadar Berlin’de yaşadı. Almanya’da yönetime gelen Nasyonal Sosyalist (Nazi) rejimin ırkçı tutumu dolayısıyla, pek çok Musevi asıllı bilim adamı gibi o da Almanya’dan ayrıldı. Paris’te College de France’ta ders verdi; burdan Belçika’ya oradan da İngiltere’ye geçti. Son olarak Amerika Birleşik Devletleri’ne giderek Princeton Üniversitesi kampüsünde etkinlik gösteren Institute for Advanced Study’de (İleri Araştırma Enstitüsü) profesör oldu. 1940 yılında Amerikan yurttaşlığına geçti.

Küçük oğlu Eduard akıl hastalığı nedeni ile Zürih yakınlarında bir bakım evinde hayatını geçirmiş; büyük oğlu Hans, babası ve annesinin karşılaştığı Zürih Polytecnic’te mühendislik okumuş ve daha sonra University of California, Berkley’de profesörlük yapmıştır. 1955′de Princeton’da ölmüştür; oğlu Hans yanında bulunmuştur.

Üvey kızı Margot Einstein, bilim adamının kişisel mektuplarını özenle herkesten saklamış ve kendisinin ölümunden 20 yıl sonra daha saklı kalmasını vasiyet etmisti. Günümüzde Princeton Üniversitesi tarafından basılan bu mektuplar bilim adamının gizli kalmış özel yaşamı hakkında ilginç bilgiler sunmaktaydı.

Buluşları

Einstein’ın gazetecilere dil çıkarması

Einstein’ın fizik alanındaki çalışmaları modern bilimi büyük ölçüde etkiledi.

Bu teori üç bölüme ayrılır:

  1. Newton mekaniğinin yasalarını değiştiren ve kütle ile enerjinin eşdeğerli olduğunu öne süren Özel Görelilik (1905);
  2. Eğrisel ve sonlu olarak düşünülen dört boyutlu bir evrene ait çekim teorisini veren Genel Görelilik (1916);
  3. Elektro-manyetizma ve yerçekimini aynı alanda birleştiren daha geniş kapsamlı teori denemeleri.

İlk iki teorinin geçerliliği fiziği ve astronomi alanında yapılan deneylerle çok başarılı bir biçimde sınanmıştır; çağdaş fiziğin temel taşları arasında yer alırlar. Einstein ile ilgili olarak: “Ben atomu iyi bir şey için keşfettim,ama insanlar atomla birbirlerini öldürüyorlar.” demiştir. Ayrıca birçok kişinin ilgisini çeken “Neden Sosyalizm?” adlı yazısı Monthly Review adlı aylık dergisinin, ilk sayısının, ilk yazısıdır.

Bazı Eserleri

  • Einstein, Albert, İzafiyet Teorisi
  • Einstein, Albert (1954), Fikirler ve Tercihler
  • Einstein, Albert (1940), “On Science and Religion”, Nature 146: 605
  • Einstein, Albert (Mayıs 1949) “Neden Sosyalizm?”, dergi yazısı.
  • Einstein, Albert (1950), “On the Generalized Theory of Gravitation”, Scientific American CLXXXII (4): 13–17
Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Tüm icatlar 2

Yazan: admin | icatlar | Pazartesi 1 Aralık 2008 22:50

MİLATTAN SONRA

999 Bir keşiş tarafından ilk mekanik icat
1000~Türk gök bilimci BıRUNı 13 000 sayfalık araştırmalarını yayımladı
1010~Türk ıbn SıNA 270 kitaplık araştırmalarını yayımladı
1020~Irak ıbn-ül HEYSEM Optik konusunda ayrıntılı araştırmalar kitabını yayımladı
1045 Çin Pi CHENG portatif matbaa harflerini keşfetti
1280 ıtalyan ARMATı gözlüğü ict etti (kontak lens üzerindeki ilk çalışmalar ise Leanardo da Vinci tarafından yapılmıştır)
1453 Polonyalı Keşiş Nicolas KOPERNICUS Dünya ve güneş sistemi kuramını ortaya attı
1521 Türk Piri REıS Kitab-ı Bahriye adını verdiği gerçeğe en yakın Dünya haritasını yayınladı
1528 Türk PıRı Reis ikinci haritasını yaptı
1592 ıtalyan GALıLEO 30 kez büyüten teleskopu yaptı (daha önce Hollandalı gözlükçü Hans Lippershey ilk teleskopu bulmuştu)
1614 ıskoçyalı John NAPıER Logaritma cetvelini ict etti
1618 Alman Johannes KEPLER Güneş sisteminin yasalarını keşfetti
1642 Fransız matematikçi Blaise PASCAL ilk toplama makinesini icat etti
1643 ıtalyan Evangelista TORıCELLı cıvalı barometreyi buldu
1666 Pariste Kraliyet Bilimler akademisi kuruldu
1687 ıngiliz ısac evrensel çekim yasalarını keşfetti.
1492 ıspanyol Kristof KOLOMB Amerika’ya ayak bastı
1507 ıtalyan Amerigo VESPUCCı Amerikanın yeni kıta olduğunu kanıtlar
1630~Türk Hazarfen Ahmet çelebi yaptığı kanatlarla ilk kez uçmayı başaran adam oldu
1680~Türk Lagari Hasan çelebi aya gitme denemesini yaptı
1698 ıngiliz Thomas SAVERY ilk buharlı makineyi yaptı
1704 ıngiliz NEWTON Optik adlı kitabını yayımladı
1742 ısveç Anders CELSıUS sıcaklık ölçümleri için standart geliştirdi
1763~Fransız Claude CHAPPE uzaktan yazma anlamına gelen Telgrafı icat etti
1777 ıngiliz James WATT uzun süreli çalışan buharlı makineyi yaptı
1778 Fransız Joseph BRAMAH ilk modern tuvaleti tasarladı ve patentini aldı
1783 Fransız MONTGOLFıER kardeşler ilk uçan balonla yolculuk yaptılar
1783 Fransız Louis LENORAD ilk paraşütü tasarladı
1789 Fransız Antoine LAVOISIER Oksijeni ve kimyasal adlandırma tablosunu yayımladı
1796 Edvard JENNER çiçek aşısını buldu
1799 ıtalyan Alessandro VOLTA ilk elektrik bataryasını yaptı
1800~Fransız Dominique LARREY ilk ambulans fikrini ortaya atmıştır.
1804 ıngiliz Richard TREVıTHıCK ray üzerinde 16 Km hızla giden ilk lokomotifi icat etti
1816 ıngiliz George MANBY yangın söndürücü bir tüp tasarladı
1816 Fransız Rene LAENNEC ilk tıpta kullanılan stetoskobu ict etti
1820 Danimarkalı Hans OERSTED elektromanyetik akımı keşfetti
1826 Fransız Joseph NIEPCE ilk fotoğraf çekimini başardı
1830 Fransız terzi Berthelemy ilk dikiş makinesini yaptı (bu tip makineleri üretip satan ilk kişi Isac SINGER dir)
1831 ıngiliz Michael FARADAY elektromanyetik kuramları keşfetti
1836 ABD Samuel COLD kendi adını verdiği tabancayı tasarladı
1837 ıngiliz COOKE ve WHEATSTONE ilk elektrikli telgrafı icat ettiler
1843 ABD Samuel MORS kendi adını verdiği bir kodu tasarladı
1846 ABD dişçi William ORTON ik kez ameliyatında uyuşturma ve ağrıyı azaltmak için eteri kullandı
1849 ABD Walter HUNT ilk modern çengelli iğneyi tasarladı ve patentini aldı
1852 ABD Elisha OTıS ilk Asansörü icat etti
1853 Fransız Charles PRAVAZ ilk deri altı şırıngasını tasarladı
1853 ıtalyan Linus YALE kendi adıyla anılan pimli kapı anahtarını icat etti
1855 ıskoç James MAXWELL Faraday kanunlarını matematiksel olarak kanıtladı ve kendi kuramını yazdı
1859 ıngiliz Charles DARWIN Türlerin kökenleri adlı evrim kuramını yayınladı
1860 Belçika Müh ilk tek zamanlı ve içten yanmalı motor yaptı
1867 ABD Christopher SHOLES gerçek anlamda ilk daktiloyu icat etti
1863 ıngiltere Londrada ilk metro çalışmaya başladı
1869 Rus Dimitriy MENDELEYEV Periyodik elementler tablosunu yayımladı
1865 ısveç Alfred NOBEL dinamiti ict etti
1876 ABD EDıSON tarafından dünyanın ilk Endüstriyel Araştırma Laboratuvarı kuruldu. ( bu laboratuarda 1093 adet patentli icatta bulunmuştur.)
1876 Alman Nikolaus OTTO 4 zamanlı motoru yaptı
1876 ABD ıskoç asıllı Alexander Graham BELL ilk icat etmiştir. (Tarihteki ılk uzaktan konuşma denilen Tele-Phone konuşması 10 Mart 1876 BELL ile yardımcısı Watson arasında yapılmıştır)
1877 ABD Thomas EDıSON Fonograf denilen ses kayıt cihazını icat etti
1878 ıngiliz Joseph SWAN elektrik ampulünü icat etti
1879 Alman Ernst von SıEMENS ilk elektrikli treni icat etti
1880 ABD Thomas EDıSON elektrikli ampulü güvenli hale getirerek satışa sundu
1882 Alman Robert KOCH Kolera virüsünü tanımladı
1884 Hiram MAXIM tam otomatik makineli tüfeği yaptı
1885 Alman Karl BENZ 14,5 Km hız yapabilen satış amaçlı ilk arabayı üretti
1885 Alman Heinrich HERTS Elektromanyetik dalgalarının varlığını keşfetti
1885 Fransız Louis PASTEUR kuduz aşısını buldu
1887 ABD Emile BERLıNER Gramafonu (Plak) icat etti ve patentini aldı
1888 ABD George EASTMAN ilk taşınabilir fotoğraf makinesini yaptı
1894 ABD Jesse RENO ilk yürüyen merdiveni tasarladı
1894 Fransız LıMUERE kardeşler ilk sinema makinesini icat ettiler
1895 Alman Wilhelm RONTGEN X ışınlarını keşfetti
1896 ıtalyan Guglielmo MARCONı Radyo dalgalarıyla ilk yayını yaptı
1896 Fransız Antoine BECQUEREL Uranyumun radyoaktif madde olduğunu keşfetti
1898 Danimarkalı Valdemer POULSEN ılk teybi icat etti
1900 Norveç VAALER Kağıt tutturmada kullanılan Ataç ı geliştirdi
1901 ABD GıLETTE ve NıCKERSON körlenince atılan tıraş bıçağının patentini aldı
1901 ıngiliz Hubert BOOTH ilk elektrikli süpürgeyi icat etti
1901 ılk kez okyanus aşırı radyo yayını yapıldı
1902 Polonya Marie CURıE ve kocası Pierre CURıE Radyumu keşfettiler
1903 ABD WRIGHT kardeşler ilk motorlu uçağı tasarladılar
1903 Fransız Gustave LıEBAU ilk emniyet kemerini tasarladı ve patentini aldı
1903 Hollanda Dr Willem EıNTHOVEN Elektro kardiografi cihazını icat etti
1904 ıngiliz John FLEMıNG ilk vakum tüpü () icat etti
1905 ABD Albert EINSTEIN (Musevi asıllı Alman) görecelik kuramını yayınladı. Bu yazısını 1915 ve 1919 da tamamladı
1906 ABD Alva FıSHER ilk makinesını ict etti
1907 Kanada Reginald FESSENDEN radyo aracılığıyla ilk insan sesini iletti
1907 Fransız Paul CORNU ilk motorlu helikopteri uçurdu
1908 Alman GEIGER kendi adını verdiği ve Radyasyonun varlığını saptayan cihazı geliştirdi
1908 ABD Henry FORD T modeli adındaki ilk seri otomobili yaptı. ılk bandı fikrinin de babası olan Ford 1913 de günde 1000 araba üretebiliyordu
1911 Norveç Roald AMUNDSEN Güney kutbunu keşfetti
1913 ABD Elmer SPERRY ilk Robotu yaptı (ROBOT kelimesi Çek dilinde “zorunlu emekanlamındadır ve deyim tarlada köle gibi sürekli çalışan işçiler için kullanılmıştır)

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

« Önceki Sayfa