Hesap makinesi

Yazan: admin | Genel | Çarşamba 9 Mart 2011 17:43

Yirmi yıl kadar sonra, 1645 yılında filozof Blaise Pascal, vergi tahsildarı olan babasına yardımcı olmak için bir makinesi tasarladı. 1799 yılına kadar kullanılan bu mekanik , kadranlarla girilen sayıları toplayıp çıkarıyordu. Gottfried Wilhelm Leibniz 1671 yılında toplama ve dört işlemi yapabilen mekanik bir geliştirdi. Ancak bu aygıtlar, çok yaygın olarak kullanılmamıştır. Bunlardan yaklaşık bir asır kadar sonra Xavier ’ın bulduğu dört işlemi ve alma işlemini yapabilen Aritmometre, 1970’lere kadar kullanılmış olan mekanik hesap makinelerinin atası olmuştur.

makinesi

, ilk zamanlar dört işlemi yapabilen, daha sonraları geliştirilerek her türlü sayısal işlemi yapar duruma getirilen veya mekanik bir araçtır.

İlk hesap makineleri abaküsler idi. 1623 yılında Wilhelm Schickard ilk kez dört işlemi bir arada yapabilen hesap makinesini Almanya’daki Heidelberg Üniversitesinde geliştirdi. Schickard geliştirmiş olduğu araç ile astronomi, , alan ölçümleri, yüz ölçümü hesaplama ve haritacılık işlemlerinde kullanmıştır. Geliştirmiş olduğu cihaz oldukça karmaşık ve herkesin kolaylıkla kullanamayacağı bir çalışma sistemine sahipti.

Daha sonra üretilen bu hesap makineleri, ara sonuçları toplayan, eski sonuçların saklanıp gerektiğinde kullanılabilmesini sağlayan, trigonometrik, istatistiksel ve ileri matematik işlevleri içeren ve yazılımlanabilme özellikleri ile daha çok bilgisayarlara benzeyen çok karmaşık elektronik cihazlar hale gelmiştir.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Hesap_makinesi

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , ,

Foucault sarkacı

Yazan: admin | Genel | Çarşamba 9 Mart 2011 17:43

Foucault Sarkacı, adını fizikçi Léon Foucault’dan alan, ilk defa deneysel olarak Dünya’nın kendi ekseni çevresinde döndüğünü kanıtlayan sarkaç düzeneÄŸidir.

Foucault sarkacına benzeyen bir düzenekle benzeri bir deney, Foucault’dan iki yüzyıl önce 1661′de Vincenzo Viviani tarafından gerçekleÅŸtirilmiÅŸtir.

Düşünceleri ile toplumda büyük bir ilgi uyandıran Foucault’ya imparator III. Napolyon, deneyini Paris’teki büyük kubbeli Panthéon binasında yapmasına izin vermiÅŸtir. Foucault, kubbenin ortasına 67 metrelik telle 28 kg ağırlığında bir demir top asmıştır. Topun alt tarafına sivri bir uç takılarak, yere serili ince kum tabakasında, bu ucun bıraktığı izlerden yararlanarak, sarkacın salınım düzlemindeki deÄŸiÅŸimin gözlemciler tarafından izlenebilmesi saÄŸlanmıştır.

Dünya’daki pek çok kurum, müze ve laboratuarlarda, Foucault sarkacına benzeyen sarkaçlar bulunmaktadır. Hatta Güney Kutbu’nda da bir Foucault sarkacı bulunur. Türkiye’de Bilkent Üniversitesi Fen Fakültesi binasında ve Ege Üniversitesi Rasathanesi ve Ankara’da MTA’ya baÄŸlı müzede de Foucault sarkacı bulunmaktadır.

Bu tarihi deneyi izlemek için Pantheon’a büyük bir kalabalık toplanmıştır. Foucault’nun sarkacı hareket ettirmesinden bir önce, titreÅŸim ve hava akımlarına engel olmak üzere, gözlemcilerin hareketsiz ve sessiz olmaları temin edilmiÅŸtir. Sessizce salınımına baÅŸlayan sarkacın salınım düzleminde, bir süre her hangi bir deÄŸiÅŸim gözlenmemiÅŸtir. Bu sessiz bekleyiÅŸin ardından gözlemciler, kumun üzerindeki izlerin yavaşça deÄŸiÅŸtiÄŸini görmüşlerdir. Sarkacın salınım düzlemi gözle görünür biçimde dönmektedir. Bu topluluk, tarihte ilk kez Dünya’nın kendi ekseni etrafında döndüğüne tanık olmuÅŸtur. Foucault’nun 1851′de, bu deney sırasında Pantheon’a yerleÅŸtirdiÄŸi bu sarkaç hala aynı yerde asılı durmaktadır.

Kuzey Kutbu ya da Güney Kutbu’nda, bir sarkacın salınım düzlemi, altındaki Dünya dönmeye devam ederken, yıldızlara göre deÄŸiÅŸmeden sabit kalacaktır. Tam turunu tamamlaması bir gün sürecektir.

Bir sarkacın asılma noktası deÄŸiÅŸtiÄŸi halde salınımı deÄŸiÅŸmediÄŸini gözleyen Foucault, yeterince büyük bir sarkaç harekete geçirildiÄŸinde, bunun salınım düzeninin deÄŸiÅŸmeyeceÄŸini, fakat yerin, yani Dünya’nın hareket edeceÄŸi kuramını geliÅŸtirmiÅŸtir. EÄŸer Dünya dönüyorsa, Dünya ile birlikte sarkacı izleyen gözlemciler de dönecekler, buna karşın sarkacın salınım düzlemi hareketsiz kalacaktı. Bu nedenle sarkacın salınım düzlemi gözlemcilere göre yavaşça hareket ediyor gibi görünecekti. Gerçekte ise, gözlemcilerin dolaysız bir yolla izlemiÅŸ oldukları olay, Dünya’nın kendi etrafında dönmesinin bir sonucuydu.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Foucault_%C4%B1

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , ,

Emniyet kemeri

Yazan: admin | icatlar | Çarşamba 9 Mart 2011 17:43

, ulaşım araçlarında yolcuların güvenliklerini sağlamak üzere otomotiv üretici firmaları tarafından hazırlanmış ve insanların ulaşım esnasında can güvenliklerinin sağlanması amacıyla kullanılan düzenek.

Ortaya çıkan enerji inanılmazdır. 80 km/s hız 1 ton ağırlığındaki bir 30 yukarıya fırlatabilir.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Emniyet_kemeri

Tags: , , ,

Etiketler:, , ,

Dinamometre icadı

Yazan: admin | icatlar | Çarşamba 9 Mart 2011 17:43

Dinamometre, döner bir makinenin çıkış kuvvetini ölçmede kullanılan aygıttır.

Dinamometre (ya da kuvvetölçer) en çok, bir motorunun ya da bir otomobil motorunun beygir gücünü ölçmede kullanılır. Döner parçaya uygulanan burma kuvveti (moment) ile açısal hızın çarpımı, kuvveti verir. Kuvvet ölçen dinamometrelerden en yaygın kullanılanı, esnek bir halkadan oluşur. Bu halkayı sıkıştıracak biçimde bir kuvvet yüklendiğinde halka burulur ve burulma miktarına göre kuvvet ölçülür. Cismin uyguladığı kuvvet ne kadar büyükse yay o kadar gerilir. Dinamometrede ölçülen değerler, birimiyle (N) gösterilir. (1 = 1/9,81 kg)

Dinamometreler metallerin esneklik özelliğinden yararlanılarak yapılmıştır. İç içe geçmiş iki borudan oluşur. İçteki boruda yay asılıdır. İçteki borunun üzeri eşit olarak bölmelendirilmiştir. Cisim içteki borunun ucundaki çengele takılır. Yer cismi ne kadar kendine doğru çekebilirse o cismin ağırlığı o kadardır.Aynı zamanda bu Dinamometrelerin küçüğü de vardır.Bunlar ise daha küçük birimli kuvvetleri ölçer .

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Dinamometre

Tags: , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , ,

Bisiklet kim icat etti

Yazan: admin | icatlar | Çarşamba 9 Mart 2011 17:43

Arka viteslerde ise dişli yokuş dişlisidir, küçüldükçe düz yol viteslerine ulaşılır, en küçük dişli ise sürat dişlisidir, diğer bir bakışla öndeki ana viteslerin arkadaki dişli kadar farklı seçeneği vardır, kısaca 3 ana dişlinin arkada 7 vites dişlisi olan bir bisiklette 3 x 7 = 21 vitesi vardır. Sistemde ön küçük vites ( yokuş vites ana dişlisi ) 1. vites ana dişlisidir. Sistemde arka vitesde dişli ( yokuş vitesi ) 1. vitesdir. Dik bir yokuş icin ön 1 x arka 1 kullanılırken Düz yol için ön 2 x arka 3-4 ideal dişlilerdir. Sürat için ön 3 x arka 6-7 ideal dişliler olabilir.

2. Dünya Savaşı’nda Avrupa ülkeleri bisikleti askeri amaçla (ordu süratinin artırılması) kullanmışlardır.

sporunda da kullanılır. Yarış bisikleti, daÄŸ bisikleti, ÅŸehir bisikleti, motorlu , BMX, yatay (recumbent), çift kiÅŸilik (tandem) gibi türleri vardır. Vitesli ve vitessiz türleri bulunmaktadır. İlk 1791′de Sivrac’ın bisikletiydi. Bunun bir direksiyonu (gidonu) bile yoktu. 1818′de ilk defa gidonlu bulundu (Karl Drais) ve 1839′da Mac Millan’ın ilk pedallı bisikleti buluÅŸu bu günkü bisikletlerin taslağını oluÅŸturdu.

Asıl amacı akrobasi ve bazı özel yarışlar olan, saÄŸlam yapılı ve 20¨ tekerlekli bisikletlere BMX bisikletleri denir. Bu bisikletler 1980′li yıllardan itibaren ortaya çıkmış ve bütün dünyada popülerlik kazanmışlardır.

Frenler ön ve arka olmak üzere kolla idare edilir, tel ya da bir yerden sıkar veya hidrolik disk olabilir.

Bisiklet tipleri birkaç farklı şekilde sınıflandırılabilirler. Bunlardan birisi çaplarına göre sınıflandırmadır. 3 teker çapı şu anda çok yaygın olarak kullanılmaktadır. Bunlar: 622mm (28¨), 559mm (26¨), 406mm (20¨). Bunların dışında 27¨ çapındaki tekerlekler uzun yıllar boyunca yol bisikletlerinde kullanılmıştır. 584mm çaplı 650B olarak tanımlanan tekerlekler de son zamanlarda bazı üreticiler tarafından kullanılmaya başlanmıştır.

İlk seri bisiklet “Michaux Company” tarafından yapılmıştır. Åžirket, yılda yüzkırk bisiklet üretiyordu. Bisikletin ilgi görmesi dönemin devletlerinin de dikkatini çekmiÅŸtir. 1800′lerin ikinci yarısında Fransa Savunma Bakanlığı bisiklet üretimini destek vermiÅŸ ve 1871′de imal edilen bisikletlerAlmanya ile yapılan savaÅŸta kullanılmıştır.

Bisikletler kullanım amaçlarına göre de sınıflandırılabilirler. Teker çapı ne olursa olsun, ince tekerli ve daha nahif yapılı, asfaltta kullanıma yönelik yapılmış bisikletlere yol bisikleti denir.

Çatı da denir. Farklı maddelerden (karbon, , titanyum gibi) yapılabilir. Sağlamlık açısından daha çok tercih edilen ve DownHill, Trial gibi alanlarda kullanılacak bisikletlerde ve karbon kadrolar, DownHill veya Trial gibi alanlarda kullanılmayacak bisikletlerde daha çok alüminyum kadro tercih edilir. Alüminyum kadroların en büyük özelliklerinden birisi hafif olması ve darbeleri emmesidir.Günümüzde Karbon Fiber MTB ve Road Tipi Bisiklet Kadroları için Tercih Sebebi Olmuştur.

Teker çapı sınıflandırmasına göre 28¨ teker çapına sahip bisikletler yol bisikleti, 26¨ teker çapına sahip bisikletler dağ bisikleti olarak kabaca tanımlanır. 20¨ tekerlere sahip bisikletler BMX bisikletleri 19¨ hacı bisikleti olabildikleri gibi, farklı 3 tekerlekli hatta 4 tekerlekli bisikletlerde ve yatay bisikletlerde sıklıkla kullanılırlar.

Ön vitesdeki 3 dişli setinden küçük dişli (1.), yokuş için gerekli ana vitesdir. Ön-orta vites (2.) düz yol için idealdir. ön-büyük dişli (3.) ise sürat için ana vitesdir.

Bisiklette tekerlek 2, 3 veya 4 tane bulunabilir. Önde bir, arkada iki tane de olabilir. Tek tekerlekli olanlar ise genellikle sirklerde gösteri ve akrobasi amaçlı olarak kullanılmaktadır.

İrlanda’da 1888 yılında havalı plastik biskletler piyasaya sürülmüştür. Bu durum, bisiklet endüstrisini geliÅŸtirmiÅŸtir. Bisiklet üretiminde kullanılan malzemenin fiyatının yüksekliÄŸi, işçilik maliyetlerinin yüksekliÄŸi nedeniyle halka inememiÅŸtir. 1800′lerin sonundan fabrikaların artması ve seri üretimin hızlanmasıyla maliyetlerde yaÅŸanan düşüş bisikletin geniÅŸ kitlelere ulaÅŸmasını saÄŸladı. Özellikle Fransa, Belçika, İngiltere, İtalya veİspanya’daki bisiklet fabrikaları bisikletin bu ülkelerde yaygınlaÅŸmasına ve bisiklet sporunu geliÅŸmesine önayak olmuÅŸtur.

Bisiklette 6, 18 ve 21,24,27,30 vites seçenekleri olabilir. Sporcular yaygın olarak 27 vites seçeneğini kullanmaktadır. Vitesler eğime göre verimlik artışı sağlamak, bisikletin süratini arttırmak ve rampaları daha kolay çıkmak içindir.

Amortisörlü ya da düz olabilir ön ve arkada bulunur. amortisörlüler yüksekten inerken yardımcı olur ama normal çatal ise yardımcı olmaz cunku yaylanma bolumu yoktur o yüzden en çok tercih edilen çatal amortisörlü olanıdır.eğer şehirde sürecekseniz amortisörsüzde olabilir..

’nin çizimleri kullanarak ilk pedallı bisikleti üreten Kirkpatrick Mac Millan’dır. 1839-1840 yılları arasında İskoçya’da yapılan bu bisiklet, halen Londra Science Museum’da sergilenmektedir. 1855′te Ernest Michaux’un bisikleti pedalı etkin olarak kullanmıştır. 1870ten sonra geliÅŸtirilen yeni bisikletlere “Bicyole” denilmiÅŸtir. Bu modelde ön tekerliÄŸin çapı bir ila 1,5 arasında deÄŸiÅŸmiÅŸtir.

Bisiklet, motorsuz, iki tekerlekli, pedallı, insan gücü ile ilerleyen bir ulaşım aracı.

Teker çapı 622mm ya da 559mm ve son zamanlarda da 584mm olarak üretilen bazı bisikletler, uzun yollarda kullanılmak üzere üretilirler. Bu bisikletlerin ön ve arka kısımlarında taşımaya imkânları vardır. Çamurluklar, rahat sele ve gidonlar kullanırlar. Tek amacı uzun mesafelere binicisini ve binicinin eşyalarını taşımak olan bu bisikletlere tur bisikleti denir.

İlk bisiklet çok ilkel biçimde 12. yüzyılda Çin’de görülmüştür. Fransız Sirvac yaptığı saÄŸ ve sol ayakların itmesiyle yürüyen bisiklet yapmıştır. “Celerifere” adını taşıyan bu alet 1791 tarihlidir. Baron Karl Von Drais, Drais de Senerbol’un yaptığı bisikleti geliÅŸtirmiÅŸ ve bisiklete gidon eklemiÅŸtir. Bu bisiklet 1816 yılında yapılmıştır. Bu bisiklet tahtadan imal edilmiÅŸtir. 1818′de bisiklette kullanılmaya baÅŸlanmıştır.

Gene teker çapı 622mm ya da 559mm olmasına bakılmaksızın (genellikle 559mm olur), sağlam gövdeli ve dayanıklı parçalardan yapılmış, daha kalın lastiklerin kullanılmasına izin veren bisikletler araziye uygundurlar ve bunlara dağ bisikleti denir. Dağ bisikletlerinin ön süspansiyonlu, ön ve arka süspansiyonlu, süspansiyonsuz tipleri olabilir. Süspansiyon miktarına ve olup-olmamasına göre bisiklet kullanım alanları değişebilir.

Sürücüsünün arkasına yaslanmasına hatta bazı durumlarda yatar pozisyonda durmasına müsaade eden bisikletlere yatay bisiklet denir. Yatay bisikletler Türkiye’de yaygın deÄŸildir. Yatay bisiklet kelimesi bile bilinmemektedir. Yatay bisikletin İngilizce’si Recumbent’dir.

Sadece tek bir tekeri olan bisikletler de vardır. Iki teker karsiligi kullanilan Ingilizcesi “bicycle” olan bisiklet ,tek tekerden olustugu icin Ingilizcedeki “unicycle” kelimesinin karsiligi olarak unisiklet kelimesiyle tanimlanmaya baslamistir. Eskiden sirklerde gosteri amaciyla kullanilan unisikletler,son yillarda sokak hareket yarismalardan unisiklet basketbolu,hokeyi ve dag unisikleti anlamina gelen “Muni” kategorilerine kadar genis bir alana yayilmis ve giderek dünyada popülerlik kazanmışlardır. Tek tekerli bisiklet,yani unisikleti kullanmayı öğrenmek normal bisiklet kullanmaktan farklıdır.

İş bisikletleri özellikle yük taşımak için üretilirler. Bazıları yüz kilo ve üstündeki yükleri taşıyabilecek kadar sağlamdır. 2 veya 3 tekerlekli modelleri vardır. Bisikletin gövdesinde bulunan boş kısımda, hizmet ettiği şirketin reklam tabelasını taşıyabilirler.

İki sürücünün aynı anda binmesine müsaade eden bisikletlere tandem denir. Tandemler uzun turlardan kısa arazi yarışlarına kadar pek çok farklı alanda kullanılabilirler.

Vites sistemi iki bölümden oluşur, ön vites ve dişlileri ile ön vites ve arka vites dişlilerinden oluşur, bunları kontrol etmek için gidon çevresinde 2 vites kontrol kolu bulunur biri sag kol arka vitesi digeri sol kol ise ön vites dislilerini kontrol etmenizi saglar, pedal devrinize göre ( 70-90 dk.devir) devir arttikca vites düsürülür, devir düsdükce vites büyütülür.

Teker çapı Türkiye’de 28¨, Fransa, İtalya, İskandinav ülkeleri gibi bölgelerde ise 650B olan bazı bisikletler vardır ki bunlara ÅŸehir bisikletleri denir. Bu bisikletlerin çoÄŸu zaman ön ve arkalarında sepetleri, dinamolu ışıklandırma sistemleri vardır. Avrupa’nın pek çok yerinde genç-yaÅŸlı insanlar ÅŸehir içindeki iÅŸlerini görmek, bir yerden bir yere gitmek, yük taşımak için bu bisikletleri kullanırlar.

Trufaut, içi boÅŸ kauçuk lastiÄŸini bulmuÅŸ, bunu İngiltere’de eÅŸit tekerlekli komple kadrolu, bilyalı ve milli bisikletlerin yapılması ve ardından ortadan katlanan portatif bisikletler izlemiÅŸtir.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Bisiklet

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Balon (hava taşıtı) icadı

Yazan: admin | icatlar | Çarşamba 9 Mart 2011 17:43

Montgolfier Kardeşler sonraki uçuşlarını 19 Eylül 1783 tarihinde, aralarında ’in de bulunduğu kalabalık karşısında Paris’te yapmışlardır. 6 millik uçuşta balonun sepetine bir horoz, bir ördek ve bir koyun koymuşlardır.

Bir ; zarf, gondol (ya da sepet) denilen iki bölümden oluÅŸur. Zarf balonun havayla doldurulan yeri olduÄŸundan yüksek iç basınca dayanıklı, küçük yırtıkların büyümesini önleyecek, gözenekli olmayan esnek ve hafif malzemelerden yapılmaktadır. Bu malzemeler “peÅŸ” denilen parçalara göre yatay, dikey veya diagonal olarak birbirine eklenmektedir. Sepeti ve yükleri taşıyan bir aÄŸ balonu çevreler. Balonun tepesinde alçalmak veya iniÅŸten sonra balonu söndürmek için ayrı bir iple çekilerek açılan hava boÅŸaltma deliÄŸi vardır.

En eski “pratik” hava taşıtı[1] olan balon

ÅžiÅŸirilen ve balonlar

20 Kasım 1793 yılında sıcak hava balonu fizikçi Jean François Pilatre de Rozier (1756-1783) ve bir arkadaşını da taşımış tarihte balon kullanan ilk pilotlar olmuşlardır.

Fransız fizikçi Jean Baptiste Biot (1774-1862) ve Joseph Gay-Lussac (1778-1850), 1804 yılında 6,5 km yüksekliğe çıkarak bu yükseklikteki havanın bileşimini sınadılar ve dünyanın manyetik alanının doğasını incelediler. Bu bilimsel amaçlı olarak yapılan ilk uçuştu.

Balon, ısıtılmış hava ya da hafif bir gazla (helyum , hidrojen) doldurulan atmosferde uçabilen küredir.

Almanya’da bir balon

Balon fikri ilk kez 1766 yılında hidrojeni bulan Henry Cavendish’in bu gazın havadan hafif olduğunu görmesi ve 1767’de Joseph Black’ın hafif bir aracın hidrojenle doldurulduğu zaman uçabileceğini öne sürmesiyle doğdu. Ancak ilk balon hidrojenle değil sıcak havayla doldurularak uçtu. İlk uçuş 5 Haziran 1783 tarihinde Fransız Joseph Michel Montgolfier (1740-1810) ve Jacques Etienne Montgolfier (1745-1799) kardeşler tarafından Annonay köyünde çapı 10,5 olan ketenden bir torbayı sıcak havayla doldurarak olmuştur. Balon 450 kadar yükselerek 10 dakikada 1,5 millik mesafe katetmiştir.

1931 yılında ise İsviçreli fizikçi Auguste Piccard (1884-1962) kapalı bir vagon yaptırarak iyonosfer ve kozmik ışınları inceleyebilmek için 16 km’ye kadar balonla çıkmayı baÅŸarmıştır.

1902′de bir balon uçurma denemesi

Balonlar bir yerden bir yere ulaşmak için elverişli araçlar değildirler, sadece dikey hareket kontrolü vardır ve rüzgarla sürüklendiklerinden yatay yönlendirme imkânları yoktur. Ulaşım aracı olarak kullanılan güdümlü balonlar olan zeplinlerin sürüklenerek değil itme kuvvetiyle yol almalarını sağlayan motorları ve havada yönlenmesini sağlayan dümenleri vardır.

Ferrara Balon Festivalinde ters dönmüş bir balon

1902 yılında Fransız Meteorolog Leon Philippe Teisserenc de Bort (1855-1913) insanların çıkamadığı yükseklikler için ölçüm aletleri yerleştirilmiş insansız balonlar uçurmuştur. Bu yöntemle atmosfer sıcaklığının 11 km yüksekliğe kadar düzenli olarak düştüğünü tespit etmiş ulaşabildiği daha yükseklerde ise sıcaklığın sabit kaldığını tespit etmiştir.

Balonun havada yükselmesi, suya atılan bir cismin yüzmesiyle aynı ilke olan ’in kaldırma prensibine dayanır. Bir balon yerini kapladığı havanın ağırlığı kendi ağırlığına eÅŸit oluncaya kadar yükselir. Yükseklik arttığında havanın yoÄŸunluÄŸu azaldığından ağırlık dengelenir ve balon daha yükseÄŸe çıkamaz. EÄŸer daha yükseÄŸe çıkmak isteniyorsa ağırlığın azaltılması, alçalmak isteniyorsa da balonun içindeki havanın azaltılması gerekmektedir.

Fransız Fizikçi Jacques (1746-1823) sıcak havanın kısmen az bir havada yüzme etkisi yarattığını ve soğudukça bu özelliğini yitirdiğini farketti. Sepette yakılan havayı bir müddet daha ısıtmakta idi. Ancak Hidrojen gazı daha hafif ve havada yüzme kabiliyeti kalıcı idi. 27 Ağustos 1783 tarihinde Jacques Cesar Charles ilk hidrojen balonunu yaptı ve uçurmayı başardı.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Balon_(hava_ta%C5%9F%C4%B1t%C4%B1)

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Keskin nişancı

Yazan: admin | KategorilenmemiÅŸ | Cuma 14 Ocak 2011 15:42

Standart ordu eğitimlerinde çoğu asker 200 ila 300 mesafeden atışlarının yarısında hedefi vurmak üzere eğitim alır.[3] Çok iyi eğitilmiş askerler, örneğin ABD Deniz Piyadeleri askerleri 400 ila 500 metre uzaktan atışlarının yarısında hedefi vurabilir.[4] Ama bir keskin nişancı 800 metre uzaktan her atışında hedefi vurmak üzere eğitilmiştir.[5][6]

Keskin nişancı tüfekleri, tabancalarda kullanılan 0,22 inçlik (5,59 mm) .22 LR gibi küçük mermilerden, M2 Browning ağır makineli tüfeklerde kullanılan 0,5 inçlik (12,7 mm) .50 BMG mermilerine kadar değişik kalibrelerde olabilir.[20] .22 LR gibi küçük mermiler genellikle bir susturucu ile beraber yakın mesafede hızla sokak ışıklarını söndürmek veya küçük hayvanları vurmak için kullanılır.[20] Bu tip küçük mermiler, uzun mesafeli atışlarda kullanmak veya insan boyutlarında hedefleri durdurmak için yeterli güce sahip değildirler.[26] Tam tersine .50 BMG gibi büyük mermiler, zaman zaman hafif araç ve ekipmanı uzaktan tahrip etmek için de kullanılan çok büyük ve ağır nişancı tüfeklerinden ateşlenirler; bu tip tüfekler 1,5 km üstünde menzilden hedefleri vuracak isabet oranına ve güce sahiptirler, ancak kısa mesafede kullanışsız, genel kullanım için ağır ve pahalıdırlar.[27]

Genellikle kurmalı tüfekler, yarı otomatik modellere kıyasla daha uzun menzile ve isabet oranına sahiptir,[20] ancak her yeni merminin elle yüklenmesi gereksinimi yüzünden atış hızları nişancının tetik çekme hızına bağlı olan yarı otomatiklere göre daha düşüktür. Yakın mesafelerde veya nişancının ilk merminin ardından hemen ikinciyi ateşlemesi gereken durumlarda yarı otomatik tüfekler tercih edilir.[21]

Bir keskin niÅŸancının kamuflajı, en iyi vücudunun ÅŸekli ve hatlarını gizlediÄŸinde çalışır.[17] Bunun sebebi, insan gözünün insan bedeni ÅŸeklini seçmeye daha yatkın olmasıdır.[17] Keskin niÅŸancının bedeni insan ÅŸeklinde görünmediÄŸinde, çoÄŸu kiÅŸi niÅŸancıyı uyum saÄŸladığı ortamdan ayırt edemeyecektir.[17] NiÅŸancılar genellikle “ghillie suit”lerine çubuklar, yapraklar, çimen ve kumaÅŸ ekleyerek vücut hatlarını gizlerler.[15]

Bazı keskin nişancılar, hedefin elindeki bir cismi vuracak kadar isabetli atışlar yapmak üzere eğitilmişlerdir.[7] Bu tarz atışlar, özellikle uzak mesafelerde çok iyi nişan almayı gerektirir. Rüzgâr hızındaki değişimler, hedeften metrelerce sapmaya sebep olabilir. Bu sebeple keskin nişancılar rüzgârın mermi uçuşundaki etkilerini hesaba katmak zorundadırlar.[8] Ayrıca sebebiyle keskin nişancının attığı mermiler uçuş sırasında bir parabol çizecektir.[9] Bu sebeple keskin nişancı hedefin daha üstüne nişan alır.[9]

I. Dünya Savaşı sırasında, özel keskin nişancı tüfekleri yoktu. Bunun yerine, keskin nişancılar üzerine nişancı dürbünü monte edilmiş normal tüfekler kullanıyordu.[31]

II. Dünya Savaşı sırasında keskin niÅŸancılar daha sık görülmeye baÅŸlandı, hatta mücadelenin önemli bir parçası oldu. Sovyet ordusunun her takımına bir keskin niÅŸancı ya da ‘atıcı’ eklenmiÅŸti. Kamuflaj taktikleri bu süreçte geliÅŸtirilmiÅŸtir. Sovyet keskin niÅŸancılar en çok Stalingrad Savaşı sırasında yararlı oldu. Vasili Zaytsev adındaki Rus keskin niÅŸancısının 240 civarında Alman askeri öldürdüğü iddia edilmiÅŸtir.[32]

Polis keskin nişancıları kamuflaja askerî nişancılar kadar önem vermezler, çünkü polis nişancılarının asıl görevi suçludan gizlenmek değil, isabetli atışlar yapmaktır.[1][18] Ancak bazı durumlarda polis nişancılarının da suçludan gizlenmeleri gerekir, bu yüzden polis keskin nişancılarına da gizlenme eğitimi verilir.[19]

Keskin niÅŸancılar çoÄŸu video oyununda seçkin askerler olarak kullanılırlar. Bir niÅŸancı tüfeÄŸi ile karşıdakini başından vurmak öğrenmesi zor bir yetenektir. Phone Booth ve Vantage Point gibi bazı filmlerde suikastçılar keskin niÅŸancı tüfekleri kullanırlar.[33][34] Ekim 2002′de ABD’nin Virginia ve Maryland eyaletlerinde iki kiÅŸinin yakalanana dek bir ay boyunca diÄŸer insanlara etmesi[35] gibi bazı olaylar sebebiyle keskin niÅŸancılar medyada kötü bir şöhrete sahiptir.

Keskin niÅŸancılar, niÅŸancı tüfeÄŸi (İngilizce: sniper rifle) olarak adlandırılan özel tüfekler kullanırlar. Bu tüfekler, normal tüfeklerden çok daha isabetlidir.[20] Neredeyse tüm niÅŸancı tüfekleri niÅŸancı dürbünü olarak adlandırılan, uzaktaki hedeflere daha kesin niÅŸan almayı saÄŸlayan özel dürbünlere sahiptir. İki farklı niÅŸancı tüfeÄŸi türü vardır, bunlardan ilki atılan her mermiden sonra kurma kolu ile tüfeÄŸin tekrar kurulmasını gerektiren kurmalı tüfekler[21] ve tetik her çekildiÄŸinde bir mermi atan ve kendini yeniden kuran yarı otomatik tüfekler.[21] Tetik çekili tutulduÄŸu sürece mühimmat bitene dek kesintisiz ateÅŸ eden tam otomatik tüfekler, niÅŸancı tüfeÄŸine dönüştürüldükleri nadir durumlar dışında keskin niÅŸancılar tarafından kullanılmazlar. Bu nadir durumlardan biri, ABD Ordusu tarafından Vietnam Savaşı’nda kullanılan niÅŸancı dürbünü takılmış ağır makineli tüfeklerdir. ÖrneÄŸin ABD Deniz Piyadesi keskin niÅŸancısı Carlos Hathcock’un Browning M2 ağır makineli tüfeÄŸiyle Åžubat 1967′de 2.300 metreden yaptığı öldürücü atış,[22][23][24] Mart 2002′de Afganistan’da görev yapan Kanada’lı Rob Furlong’un 2,430 metrelik atışına[25] kadar dünya rekoruydu. GeliÅŸen teknolojisi ve keskin niÅŸancı eÄŸitimleri sayesinde gerçek bir niÅŸancı tüfeÄŸinin bu rekoru kırması mümkün olmuÅŸtur.[23]

Bazı keskin niÅŸancılar yüzlerce düşman askeri öldürmeleri ile tanınmışlardır. Bu niÅŸancılara örnek olarak Vietnam Savaşı’nda görev yapan Carlos Hathcock[22] verilebilir. Hathcock aynı zamanda en uzak mesafeden (2.300 metre) öldürücü atış yapma rekorunu da uzun süre elinde tutmuÅŸtur.[23][22][24] Bu rekor Afganistan Savaşı’nda 2.430 metrelik atışıyla Kanada’lı keskin niÅŸancılar tarafından kırılmıştır.[25] DiÄŸer keskin niÅŸancılar yaptıkları çok zorlu atışlarla tanınırlar. ÖrneÄŸin İngiliz keskin niÅŸancı Matt Hughes, Irak Savaşı’nda sert rüzgâr altında 860 metreden düşmanının 17 metre soluna niÅŸan alıp ateÅŸ ederek öldürücü bir atış yapmıştır.[8][36] Bir diÄŸer ünlü keskin niÅŸancı ise II. Dünya Savaşı’nda Stalingrad Muharebesi sırasında 400 Alman askeri öldürdüğü iddia edilen Sovyet Vasily Zaytsev’dir.[37]

Birçok polis departmanı, özel eÄŸitimli ekiplerinde keskin niÅŸancılara yer verir.[1] Genellikle deneyimli avcılar da keskin niÅŸancılarla benzer yeteneklere ihtiyaç duyarlar. İngilizcede keskin niÅŸancılar için kullanılan “sniper” terimi de avcılar için görüp vurması çok zor olan su çulluÄŸu (İngilizce: snipe) kuÅŸundan türetilmiÅŸtir.[2]

Keskin nişancılar genellikle rüzgârın etkisini azaltmak için daha ağır mermiler kullanır. Bu mermileri yeterli namlu çıkış hızına ulaştırmak için kullanılan miktarı diğer mermilere kıyasla daha fazladır[10] ve bu mermiler daha yüksek hızla namludan çıkarlar. Bu sayede hedefi hareket etmeden vurmak ve yer çekimi ile rüzgârın etkisini azaltmak mümkün olur.[9][10] Ayrıca, daha büyük ve daha hızlı mermiler hedefi vurdukları zaman daha fazla zarar yaratırlar.[11]

Polis departmanları da keskin niÅŸancılar kullanmaktadır. Bu keskin niÅŸancılar genellikle SWAT ve benzeri özel eÄŸitimli departmanlara baÄŸlıdırlar.[19] Bu niÅŸancılar sıklıkla özel olaylarda güvenlik saÄŸlamak veya diÄŸer keskin niÅŸancıların suikast giriÅŸimlerini önlemek üzere savunma rolünde görev yaparlar.[18] Bu tip görevlere genel olarak “karşı-niÅŸancılık” (İngilizce: counter-sniping) adı verilir.[18] ÇoÄŸu polis niÅŸancısı ordu tarafından eÄŸitilmiÅŸtir.[19]

Keskin nişancılar, yakın mesafede bile düşmandan gizlenmekte çok iyi olmaları sayesinde, çoğu kez ordu için gözcüler olarak kullanılmıştır.[3] Keskin nişancılar, tüfeklerindeki sayesinde diğer askerlerden daha iyi gözlem yapabilirler.[3] Diğer askerlerden daha iyi eğitimli olan keskin nişancılar diğer askerlere kıyasla daha ayrıntılı gözlemler yaparlar.[28] Keskin nişancılar genellikle bir gözlemci/hedef saptayıcı ve bir nişancıdan oluşan iki kişilik takımlar halinde çalışırlar.[29] Hedef saptayıcı nişancı için hedefleri bulur ve nişancının ıskalaması halinde ikinci atışın ayarlanmasına yardımcı olur.[29] Hedef saptayıcı aynı zamanda yakın mesafeden gelen düşmana karşı nişancıyı korur,[29] ayrıca telsiz iletişim kullanarak diğer askeri birliklerle haberleşir ve keskin nişancının zarar veremeyeceği hedefler için hava ve topçu bombardıman destek sağlar.[30] Bu sayede diğer birlikler daha güvenli biçimde ilerleyebilir.

Keskin nişancı (İngilizce: Sniper), orduda bir asker türü. Bu askerlere keskin nişancı tüfekleri ile özel eğitim verilmektedir. Keskin nişancılar hedeflere çok uzaktan isabet kaydetmek ya da çok küçük hedefleri vurmak için keskin nişancı ekipmanlarını kullanırlar. Ayrıca, düşman tarafından görülmemeleri için gizlilik ve kamuflaj eğitimlidirler.

Keskin niÅŸancılar genellikle düşmana görünmeyi engellemek için kamuflaj kıyafetleri giyerler[12] ve çoÄŸu zaman yüzlerini yeÅŸil ya da siyaha boyayarak parlamasını engelleyip çevreye uyum saÄŸlarlar.[13] Ayrıca bazen, ortama özel olarak çevrelerindeki çeÅŸitli bitkilerin yaprakları ile hazırladıkları “ghillie suit” olarak adlandırılan özel kıyafetler kullanırlar.[14] Bu kıyafetler keskin niÅŸancıyı saklamakta çok etkilidir.[14] ÇoÄŸu zaman keskin niÅŸancı, hemen yanında ayakta duran bir asker tarafından bile görülemez.[15] Keskin niÅŸancılar farklı ÅŸartlarında o ortama uygun farklı kıyafetler kullanarak düşmandan saklanırlar.[16]

Çanakkale SavaÅŸları sırasında keskin niÅŸancılar iki tarafta da yer almaktaydı. Gelibolu yarımadasının topografyası ve Müttefik askerlerin konumları keskin niÅŸancılara avantaj saÄŸlamaktaydı.[38] Özellikle Åžarapnel Vadisi ve Korku Deresi gibi Anzak çıkarma bölgeleri Türk keskin niÅŸancılarının en fazla etkinlik gösterdiÄŸi alanlar arasındaydı.[39][40] Avustralyalı keskin niÅŸancı William Edward Sing (1886-1943), 1915-1916 yıllarında Çanakkale Savaşı’nda bulundu. Sing 201 asker vurdu.[41] Sing diÄŸer bir ünlü asker olan Türk keskin niÅŸancı Korkunç Abdül ile girdiÄŸi düelloyu daha hızlı davranarak kazanmıştır.[42]

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Keskin_ni%C5%9Fanc%C4%B1

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Heinrich Ruhmkorff

Yazan: admin | Mucitler | Salı 28 Aralık 2010 12:12

Heinrich Daniel Ruhmkorff d. 15 1803 Hanover, Almanya – ö. 20 Aralık 1877 Paris,Fransa

1855 te Paris’te, aparatlarıyla ilgili bir dükkân açtı.

Ruhmkorff bobini, iki elektrot arasında çok yüksek gerilim üreterek kıvılcım yaratan bir tür transformatör olup benzinli otomobillerdeki ateşleme bujileri örnek olarak gösterilebilir.

itibarını, Nicholas Callan’ın 1836 da bulduğu indüksiyon bobinini; 30 cm den daha fazla kıvılcım üretebilmek için cam yalıtım kullanıp ve diğer bazı yenilikler ile geliştirerek hayata geçirmesiyle kazandı. Buluşunun patentini 1851 de almasına karşın esas başarısı, 1858 yılında Napoleon III ten aldığı 50,000 frank ödüldür. Geliştirdiği bobin, anısına, halen Ruhmkorff bobini olarak bilinir.

Almanya’da ki çıraklık döneminin ardından İngiltere’ye göç etti. Joseph Bramah’ın kurduğu Bramah şirketi için çalıştı.

Alman adamı, buluşçu.

Ruhmkorff , ayrıca galvonometre, elektrometre gibi hassas ölçüm aygıtları yapmıştır.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Heinrich_Ruhmkorff

Tags: , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , ,

Daniel Gabriel Fahrenheit

Yazan: admin | Mucitler | Salı 28 Aralık 2010 12:12

şeklinde bir bağıntı vardır.

Daniel Gabriel Fahrenheit, ya da Gabriel Daniel Fahrenheit, 24 Mayıs 1686 Danzig’da doÄŸdu, 16 Eylül 1736 Lahey’de öldü; Alman fizikçi.

Hollanda ve İngiltere gezilerinde deneysel ve alanlarında kullanılan kimi araçların yapımını öğrendi. 1710 da yaptığı baÅŸlangıç noktası olarak soÄŸuk bir karışımın sıcaklığını bitiÅŸ noktası olarak da ağız boÅŸluÄŸunun sıcaklığını ilke saydı. Daha sonra bu termometreyle ölçtüğü suyun donma sıcaklığını 32, kaynama sıcaklığını da 212 derece olarak saptayarak kısaca °F simgesiyle gösterilen Fahrenheit derecesi ölçeÄŸini ortaya koydu. 1720 termometresini daha da geliÅŸtirerek ispirto yerine ilk kez civayı kullandı. İngiltere’de, Royal Society üyeliÄŸine seçildi. Maddenin kaynama noktasının hava basıncıyla deÄŸiÅŸtiÄŸini gösterdi. 1721′de suyun aşırı soÄŸuma özelliÄŸini 1724′te de içine tuz karıştırılan suyun donma ve kaynama sıcaklıklarının deÄŸiÅŸtiÄŸini ortaya koydu. Günümüzde İngiltere ve ABD’de sıcaklık ölçü birimi olarak kullanılmakta olan Fahrenheit derecesi ile Celsius derecesi arasında

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Daniel_Gabriel_Fahrenheit

Tags: , , , ,

Etiketler:, , , ,

Carl Friedrich Gauss

Yazan: admin | Mucitler | Salı 28 Aralık 2010 12:12

Gauss tam bir mükemmeliyetçi ve bir iÅŸkolikti. Bir hikâyeye göre, bir problem üzerinde çalışırken karısının ölmek üzere olduÄŸu haberini alınca “biraz beklesin, bitirmek üzereyim” demiÅŸti.[6] Kafasındaki fikirler tam olgunluÄŸa eriÅŸmeden onları yayımlamak istemezdi. Bu konudaki ilkesini pauca sed matura (az ama olgun) sözüyle özetliyordu. Ölümünden sonra incelenen günlükleri ortaya çıkardı ki, meslekdaÅŸları tarafından yayımlanmış olan pek çok önemli matematiksel keÅŸfi o daha önceden yapmış, ama yayımlamamayı tercih etmiÅŸti. tarihçisi Eric Temple Bell’e göre, Gauss günlüklerine yazdığı tüm matematiksel fikirleri hayattayken yayımlamış olsaydı 50 yıl ileri atlamış olurdu.[7]

1796 Gauss için oldukça verimli bir yıl oldu. Düzgün çokgenlerle ilgili keÅŸfinden bir ay kadar sonra, yine kendi keÅŸfi olan modüler aritmetik fikrini kullanarak, sayılar kuramında “karesel karşılıklılık ilkesi” (Alm. quadratisches Reziprozitätsgesetz) olarak bilinen çok önemli teoremi kanıtladı. İlk olarak Euler ve Legendre tarafından ortaya atılmış ama kanıtlanamamış olan bu teorem, ikinci dereceden denklemlerin çözülebilirliÄŸinin belirlenmesini saÄŸlıyordu. Yine aynı yıl içinde Gauss, asal sayıların tamsayılar arasındaki dağılımına iliÅŸkin önemli bir sonuç buldu. Bundan kısa bir süre sonra da, her tamsayının en fazla üç üçgensel sayının toplamı olarak yazılabileceÄŸini kanıtladı, ve 10 Temmuz 1796′da günlüğüne ÅŸu notu düştü: “Eureka! Num = Δ + Δ + Δ.” Ekim 1796′da ise katsayıları sonlu bir cisimden gelen polinomların çözümleriyle ilgili bir sonuç yayımladı. (Bu sonuç, 150 yıl sonraki Weil varsayımlarının da çıkış noktası olmuÅŸtur.)

1989-2001 yılları arasında Gauss’un resmi, bir normal dağılım eÄŸrisiyle beraber, 10 DM banknotlarının üzerine basılmıştır.

1801′de yayımladığı Disquisitiones Arithmeticae, sayılar kuramına modüler aritmetik gibi bir çok yenilik getirdi. Aynı yıl içinde, İtalyan astronom Giuseppe Piazzi, Ceres asteroidini keÅŸfetti, ama asteroidi ancak 40 gün kadar takip edebildikten sonra kaybetti. 24 yaşındaki Gauss, üç aylık bir çalışmadan sonra, Ceres’in tekrar görülebileceÄŸi pozisyonu hesapladı, ve 31 Aralık’ta iki ayrı astronom (Franz Xaver von Zach ve Heinrich Olbers), Ceres’i tam Gauss’un söylediÄŸi pozisyonda gözlemlediler. Zach, “Doktor Gauss’un zeki çalışması ve hesapları olmasaydı, Ceres’i tekrar bulamayabilirdik” diyerek Gauss’un katkısına teÅŸekkür etti. O zamana kadar hala Dük’ün verdiÄŸi bursla geçinen ve bu durumdan memnun olmayan Gauss, astronomide kariyer yapmayı düşündü, ve 1807′de Göttingen Üniversitesi’nde astronomi profesörü ve gözlemevi müdürü olarak çalışmaya baÅŸladı. Hayatının sonuna kadar aynı üniversitede çalışacaktı.

Gauss, yazdığı zeki kanıtları nasıl akıl ettiğini asla açıklamazdı. Kanıtı bir kere bulduktan sonra sanki vahiyle gelmiş gibi yazar, sonuca nasıl ulaştığı konusunda özellikle ipucu vermezdi.

Gauss, Kutsal Roma Cermen İmparatorluÄŸu’na baÄŸlı olan Braunschweig-Lüneburg Dükalığı’ndaki Braunschweig kentinde, Gebhard Dietrich ve Dorothea Gauss çiftinin tek çocuÄŸu olarak dünyaya geldi. Babası az eÄŸitimli bir taÅŸ ve duvar ustasıydı, annesinin ise okuma-yazması bile yoktu. Efsaneye göre, Gauss henüz üç yaşındayken, babasının kâğıt üzerinde yaptığı hesapları kafasından kontrol edip düzelterek dehasını belli etti.[2]

http://www.yarindansonra.net/gauss-yontemi-ardisik-dogal-sayilarin-toplanmasi-t2707.0.html

Gauss’un çocukluk yıllarından beri dahi olduÄŸunu gösteren pek çok hikâye vardır, nitekim pek çok matematiksel keÅŸfini henüz 20 yaşına gelmeden yapmıştır. Sayılar kuramının önemli sonuçlarını derleyip kendi katkılarını da ekleyerek yazdığı büyük eseri Disquisitiones Arithmeticae’yi 21 yaşında (1798) bitirmiÅŸse de, eser ilk olarak 1801′de basılmıştır.

Gauss 23 Åžubat 1855′te, 78 yaşındayken, yıllardır yaÅŸadığı Göttingen’de hayata gözlerini yumdu ve bu ÅŸehirdeki Albanifriedhof ‘a gömüldü. Cenazesinde damadı Heinrich Ewald ve yakın arkadaşı (aynı zamanda biyografisinin yazarı) Wolfgang Sartorius von Waltershausen birer konuÅŸma yaptılar. Beyni araÅŸtırma için muhafaza , ve bugün hala Göttingen Üniversitesi’nin tıp fakültesinde formalin içinde korunmaktadır.

Ay’daki Gauss krateri[8], “1001 Gaussia” asteroidi[9] ve Antarktika’da sönmüş bir volkan olan Gaussberg[10], Gauss’un anısına isimlendirilmiÅŸ bazı doÄŸal oluÅŸumlardır.

Konuyla ilgili diğer Wikimedia sayfaları :

Oldukça dindar ve muhafazakar bir adamdı. Ayrıca bir monarÅŸi destekçisiydi ve tüm Almanya’yı etkisi altına alan 1848 devrimlerini onaylamıyordu.

1818′de Hannover eyaleti için yüzey ölçümleri yapan Gauss, bu ölçümler için helyotropu ( ışığı ve aynalar yardımıyla doÄŸrultu gözlemleri yapmaya yarayan ) icat edip kullandı.

Gauss, Öklit dışı geometrilerin varlığını keÅŸfettiÄŸini, ama tepkilerden çekindiÄŸi için fikirlerini yayımlamadığını iddia etmiÅŸtir. Öklit dışı geometriler, Öklit aksiyomlarının bir kısmını atarak oluÅŸturulan, sezgilerimizle çeliÅŸen fakat kendi içinde tutarlı geometrilerdir ve ’ın genel görelilik kuramı gibi pek çok yeni fikrin doÄŸumunu mümkün kılmışlardır. Gauss’un yakın arkadaşı Farkas Bolyai’nin oÄŸlu János Bolyai, 1832′de Öklit dışı geometrilerle ilgili eserini yayımladığında, Gauss Farkas Bolyai’ye bir mektup yazdı ve “eseri övmek kendimi övmek gibi olur, çünkü eserin içeriÄŸi son 30-35 yıldır benim kafamda dolaÅŸan fikirlerle neredeyse birebir örtüşüyor” dedi. Bu kanıtsız iddia, János Bolyai ve Gauss’un arasının açılmasına sebep oldu. (Gauss’un notları ve mektuplarından anlaşıldığı kadarıyla, Öklit dışı geometrilerle ilgili temel fikirleri János Bolyai’den önce keÅŸfettiÄŸi doÄŸrudur.[5])

KiÅŸiliÄŸi

Almanya’nın Dransfeld kentindeki 51 metrelik beton gözlem kulesinin ismi Gauss Kulesi’dir.

Gauss ilk evliliÄŸini 1805 yılında Johanna Osthoff ile yaptı. Bu evlilikten Joseph (1806-1873) adında bir oÄŸlu ve Wilhelmine (1808-1846) adında bir kızı oldu. 1809′da, adını verdikleri üçüncü çocuÄŸun doÄŸumu sırasında Johanna hayatını kaybetti, de henüz bir yaşına gelmeden annesini takip etti. Gauss, bu ölümlerden dolayı girdiÄŸi depresyondan asla tam anlamıyla kurtulamadı. ’in ölümünden kısa süre sonra, 1810′da karısının arkadaşı Minna Waldeck ile evlendi. Bu evlilikten de üç çocuÄŸu oldu: Eugen (1811-1896), Wilhelm (1813-1879) ve Therese (1816-1864). Minna 1831′de hastalıktan ölünce Gauss’a ölümüne kadar kızı Therese baktı. Eugen ve Wilhelm ABD’nin Missouri eyaletine yerleÅŸtiler.

Gauss, Hannover’de yaptığı yüzey ölçümleri sırasında, ölçüm hatalarının istatistiksel dağılımını veren (ve daha önce astronomi araÅŸtırmalarında da kullandığı) normal dağılım fikrini kafasında iyice belirginleÅŸtirdi. (Bugün normal dağılıma Gauss dağılımı da denmektedir.) Ayrıca bu ölçümler Gauss’un diferansiyel geometriye de (eÄŸriler ve yüzeylerle ilgilenen bir matematik dalı) ilgi duymasını saÄŸladı. 1828′de bu matematik dalının önemli teoremlerinden biri olan theorema egregium’u kanıtladı.

Ceres’in keÅŸfi sayesinde gezegen ve asteroidlerin GüneÅŸ çevresindeki hareketleriyle ilgilenmeye baÅŸlayan Gauss, 1809′da Theoria motus corporum coelestium in sectionibus conicis solem ambientum (GüneÅŸ çevresinde konik kesitler üzerinde hareket eden gök cisimlerinin hareketlerinin teorisi) adlı eserini yayımladı. Bu eser, günümüz bilimlerinde yaygın olarak kullanılan en küçük kareler yöntemini de ayrıntılı olarak ele alıyordu. (Aynı yöntem, 1805′te matematikçi Adrien-Marie Legendre ve 1808′de matematikçi Robert Adrain tarafından da tanımlanmış ve kullanılmıştı, fakat Gauss bu yöntemi 1795′den beri bildiÄŸini iddia etti.[4])

Alman yazar Daniel Kehlmann’ın 2005 tarihli romanı Die Vermessung der Welt (Dünya’nın Ölçümü), Gauss ve Alexander von Humboldt’un hayatlarını konu almaktadır.

Gauss, kendisini örnek alan genç matematikçileri desteklemediği için çok eleştirildi. Pek çok meslekdaşı onu mesafeli ve katı buluyordu. Gauss öğretmenlikten nefret ettiğini söylese de Richard Dedekind, Bernhard Riemann, Friedrich Bessel gibi bazı öğrencileri sonradan başarılı ve üretken matematikçiler oldular.

Carl Friedrich Gauss ya da Gauß (30 Nisan 1777 – 23 Åžubat 1855), Alman kökenli matematikçi ve bilim adamı. Katkıda bulunduÄŸu alanlardan bazıları; sayılar kuramı, analiz, diferansiyel geometri, jeodezi, manyetizma, astronomi ve optiktir. “Matematikçilerin prensi” ve “antik çaÄŸlardan beri yaÅŸamış matematikçi” olarak da bilinen Gauss,[1] matematiÄŸin ve bilimin pek çok alanına etkisini bırakmıştır ve tarihin en nüfuzlu matematikçilerinden biri olarak kabul edilir.

1977′de, Gauss’un 200. doÄŸumgünü ÅŸerefine, DoÄŸu Almanya ve Batı Almanya’da ayrı ayrı hatıra pulları basılmıştır.

Gauss’un babasıyla arası iyi deÄŸildi. Babası Gauss’un matematik ve bilim okumasını istemiyor, kendisi gibi taÅŸ ustası olmasını istiyordu. Gauss, eÄŸitimi boyunca babasından görmediÄŸi desteÄŸi annesinden gördü. OÄŸullarıyla da iyi geçinemeyen Gauss, Eugen’in ve daha sonra Wilhelm’in ABD’ye göç etmesine sebep oldu.

1831 yılında Gauss, fizik profesörü Wilhelm Weber’le beraber çalışmaya baÅŸladı. Bu beraberlik, manyetizma ve konularına pek çok yenilik getirecekti (kütle, uzunluk ve zamana baÄŸlı yeni bir manyetizma birimi gibi). 1833′te Gauss ve Weber ilk elektromanyetik telgrafı icat ettiler, ve bu telgrafla gözlemevini fizik enstitüsüne baÄŸladılar. Gauss, hala müdürü olduÄŸu gözlemevinin bahçesine bir manyetik gözlemevi kurulması talimatını verdi, ve Weber’le beraber Dünya’nın çeÅŸitli yerlerindeki manyetik alanı ölçmek amacıyla bir “manyetik kulüp” (Alm. magnetischer Verein) kurdu. Gauss’un bu sıralarda geliÅŸtirdiÄŸi, manyetik alanın yatay yoÄŸunluÄŸunu ölçmeye yarayan metod, 20. yüzyıl ortalarına kadar kullanılmaya devam etti. Gauss ayrıca, Dünya’nin manyetik alanının iç (çekirdek) ve dış (manyetosfer) kaynaklarını ayırmak için gereken matematiksel teoriyi de geliÅŸtirdi. Hayatının sonlarına doÄŸru matematiksel yeteneklerinin köreldiÄŸini hissedince edebiyatla ilgilenmeye baÅŸladı.

Commons‘ta Carl Friedrich Gauss ile ilgili çoklu ortam dosyaları bulunmaktadır.

Gauss en karmaşık hesapları aklından yapabilmesiyle de ünlenmiÅŸti. Anlatılana göre, Ceres’in izleyeceÄŸi yörüngeyi nasıl bu kadar hatasız hesaplayabildiÄŸi sorulunca, “ kullandım” cevabını vermiÅŸ, cetvelini nasıl bu kadar hızlı kullanabildiÄŸi sorulunca da “cetvele ne gerek var, hepsini kafamda hesaplıyorum!” demiÅŸtir.

Gauss’un ismi matematik ve fizikte onlarca teorem, formül ve kavrama verilmiÅŸtir. Cgs sistemindeki manyetik alan birimi 1 Gauss’tur.

Gauss, Braunschweig Dükü Karl Wilhelm Ferdinand’in verdiÄŸi burs sayesinde 1792-1795 arasında Collegium Carolinum’da (bugünkü adıyla Braunschweig Teknik Üniversitesi), 1795-1798 arasında da Göttingen Üniversitesi’nde öğrenim gördü. 1796′da kenar sayısı bir Fermat asalı olan her düzgün çokgenin, sadece cetvel ve pergel kullanılarak çizilebileceÄŸini kanıtladı. Bu tür cetvel ve pergel problemleri Antik Yunan’dan beri matematikçileri meÅŸgul etmekteydi, dolayısıyla da Gauss’un keÅŸfinin önemi büyüktü. Gauss bu baÅŸarısından o kadar memnun oldu ki, mezar taşına bir düzgün onyedigenin oyulmasını vasiyet etti. Ne var ki, daireye çok yakın olan bu ÅŸeklin oyulması çok zor olacağından, vasiyetini yerine getirecek bir taÅŸ ustası bulamadı.

Gauss, 1799′da bitirdiÄŸi doktora tezinde cebirin temel teoreminin bir kanıtını sundu. Bu çok önemli teorem, karmaşık sayılar üzerine tanımlanmış her polinomun en az bir kökü olduÄŸunu söyler. Gauss’tan önce pek çok matematikçi bu teoremi kanıtlamayı denemiÅŸ, ama hiçbir kanıt genel kabul görmemiÅŸti. Gauss’un kanıtına da, o zamanlar henüz kanıtlanmamış olan Jordan eÄŸri teoremini kullandığı için itiraz edildi. Bu itirazlar üzerine Gauss, hayatı boyunca üç deÄŸiÅŸik kanıt daha sunacak, 1849′daki son kanıtı tüm matematikçilerden kabul görecekti. Gauss bu kanıtlar üzerinde çalışırken, karmaşık sayılar kavramının olgunlaÅŸmasına çok büyük katkıda bulundu.

Bir baÅŸka meÅŸhur hikâyeye göre, Gauss’un ilkokul öğretmeni J.G. Büttner, öğrencilerini oyalamak için 1′den 100′e kadar olan sayıları toplamalarını isteyince, Gauss cevabı birkaç saniye içinde bularak hem öğretmenini, hem de asistanı Martin Bertels’i hayrete düşürdü. Küçük Gauss, sayı listesinin iki zıt ucundan birer sayı alıp topladığında hep aynı sonucun çıktığını farketmiÅŸti: 1 + 100 = 101, 2 + 99 = 101, 3 + 98 = 101, vesaire. Böylece 1′den 100′e kadar olan sayıların toplamı 50 × 101 = 5050 oluyordu.[3]

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Carl_Friedrich_Gauss

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Sonraki Sayfa »