Elektroskop

Yazan: admin | icatlar | Çarşamba 9 Mart 2011 17:43

Elektroskop ve dokundurulan cismin yükünün işareti aynı ise, elektroskobun yapraklarının hareketini bilebilmek için kapasitelerinin de bilinmesi gerekir. Şekilde +q yüklü çubuk ve elektroskop birbirine dokundurulduğunda üç ihtimal vardır.

Yüklü bir elektroskoba zıt yüklü bir cisim yaklaştırıldığında zıt yüklü cisim elektroskobun yapraklarındaki yükleri çeker. Eğer cismin yük miktarı az ise cisim yapraklardan biraz yük çeker ve yapraklar biraz kapanır. Yüklü elektroskoba zıt yüklü cismin yaklaşması 2

Yüklü elektroskoba aynı yüklü cismin yaklaşmasısonucunda topuzdaki yükler cisim tarafından yapraklara doğru itilir. Yapraklarda daha fazla yük olacağından yapraklar biraz daha açılır. Bu olay + yükler hareket ediyor gibi düşünülerek + yüklü cisim ve elektroskop için de doğrudur. Yüklü elektroskoba zıt yüklü cismin yaklaşması 1

Yüklü bir cismi yüklü bir elektroskoba dokundurduğumuzda, yaprakların hareketinin nasıl olacağını anlamak için yük miktarlarını ve yükün işaretini bilmek gerekir.

Yüksüz bir elektroskoba + yüklü bir cisim yaklaÅŸtırılırsa yapraklardaki — yükler cisim tarafından topuza doÄŸru çekilir. Bu durumda yapraklar + yüklü kaldığından artıların itmesi sonucu yapraklar açılır. Yüksüz elektroskoba – yüklü cismin yaklaÅŸması

Yüksüz bir elektroskoba – yüklü bir cisim dokundurulursa elektroskop ile cisim arasında yük paylaşımı olur. Bu durumda elektroskop – yüklü kaldığından artıların itmesi sonucu yapraklar açılır. Artı yükler birbirini iter. Hareket eden yükler aslında eksi yüklerdir. Ama artılar hareket ediyor gibi düşünülürse yanlış sonuçlar çıkmaz. Yüklü elektroskoba aynı yüklü cismin yaklaÅŸması

Yüklü bir elektroskoba zıt yüklü cisim dokundurulursa sığalarla orantılı yük paylaşımı olur. Toplam yük topuzun ve cismin yarıçapları ile doğru orantılı paylaşılır. Yük paylaşımı elektroskobun yükünü azaltacak şekilde olmuşsa yapraklar biraz kapanır. Yüklü elektroskoba zıt yüklü cismin dokunması 2

Yüklü bir elektroskoba zıt yüklü bir cisim yaklaştırıldığında zıt yüklü cisim elektroskobun yapraklarındaki yükleri çeker. Eğer cismin yük miktarı yeterince büyük ise yaprakları nötürleyebilecek kadar yük çeker ve yapraklar tamamen kapanır. Yüklü elektroskoba zıt yüklü cismin yaklaşması 3

Elektroskop,bir cismin yüklü olup olmadığını, yüklü ise yükünün işaretini anlamaya yarayan alete denir. Elektroskobun basitçe yapısı şekildeki gibidir. bir topuz, bir tel, iletken çok hafif iki yaprak ve cam fanustan oluşmaktadır.Elektroskop yüksüz iken, yapraklar kapalı ve yapraklar arasındaki açı sıfır derecedir.

Yüklü bir elektroskoba zıt yüklü cisim dokundurulursa sığalarla orantılı yük paylaşımı olur. Toplam yük topuzun ve cismin yarıçapları ile doğru orantılı paylaşılır. Yük paylaşımı elektroskobun yükünü nötürleyecek şekilde olmuşsa yapraklar tamamen kapanır. Yüklü elektroskoba zıt yüklü cismin dokunması 3

Yüklü bir elektroskoba zıt yüklü cisim dokundurulursa sığalarla orantılı yük paylaşımı olur. Toplam yük topuzun ve cismin yarıçapları ile doğru orantılı paylaşılır. Yük paylaşımı elektroskobun yükünü değiştirecek şekilde olmuşsa yapraklar önce kapanır sonra açılır. Yüklü elektroskoba aynı yüklü cismin dokunması 1

Yüklü bir elektroskoba zıt yüklü cisim dokundurulursa sığalarla orantılı yük paylaşımı olur. Toplam yük topuzun ve cismin yarıçapları ile doğru orantılı paylaşılır. Yük paylaşımı + yüklerin cisme akması ile oluşmuşsa, yaprakların yükü azalacağından yapraklar biraz kapanır. Yüklü elektroskoba aynı yüklü cismin dokunması 3

Yüksüz elektroskoba + yüklü cismin yaklaşması

Yüklü bir elektroskoba zıt yüklü cisim dokundurulursa sığalarla orantılı yük paylaşımı olur. Toplam yük topuzun ve cismin yarıçapları ile doğru orantılı paylaşılır. Cismin ve elektoskobun potansiyelleri eşit ise yükler hareket etmez ve yapraklarda bir değişme olmaz. UYARI: Aslında hareket eden yükler eksi yüklerdir. Artı yüklerin hareket ettiği düşünülürse sonuçlar değişmez. Bu yüzden animasyonlarda + yükler hareket ettirilmiştir. Böyle düşünülmesi soru çözümlerinde pratiklik ve kesinlik sağlar.

Yüklü bir elektroskoba zıt yüklü cisim dokundurulursa sığalarla orantılı yük paylaşımı olur. Toplam yük topuzun ve cismin yarıçapları ile doğru orantılı paylaşılır. Yük paylaşımı + yüklerin elektroskoba akması ile oluşmuşsa, yaprakların yükü artacağından yapraklar biraz açılır. Yüklü elektroskoba aynı yüklü cismin dokunması 2

Yüklü bir cisim, yüklü bir elektroskoba yaklaştırıldığında yapraklar biraz açılıyorsa, cisim ile elektroskop aynı cins yükle yüklü, yapraklar biraz kapanıyorsa, cisim elektroskopla zıt yüklüdür. Cisim yaklaştırılırken yapraklar biraz açılıyorsa, uzaklaştırılırken yapraklar biraz kapanıyordur. Yani yaklaştırma ve uzaklaştırma birbirinin tersi olur.

Topuzdan yapraklara (–) yüklerin itilebilmesi için K cisminin yükünün işareti (–) olmalıdır. Eğer K cismi yaklaştırıldığında elektroskobun yaprakları biraz kapanıyorsa, yapraklardaki yük miktarı azalıyor yani topuza yapraklardan yük çekiliyordur. Buna göre, K cisminin yükünün işareti (+) dır.

Negatif yüklü bir top elektroskopun metal küresine yaklaştırıldığında, küre üzerinde bulunan negatif yükler, küreden çubuğun daha uzak bölgelerine itilecekler, yapraklar daha fazla yük aldığından birbirlerinden uzaklaşacaklardır. Pozitif yüklü topta ise durum tam tersi olacaktır Yüklü bir elektroskopun topuzuna, yüksüz cam, porselen, ebonit veya plastik ile dokunursak, yapraklar hiç kıpırdamaz. Bu maddeler bakımından yalıtkanlardır. Topuza bir kibrit çöpü ile dokunursak, yapraklar gene kapanır. Fakat bu kapanma çok yavaş olur. Görünüşe göre, odunun içinde de yükü hareket etmektedir. Fakat bu hareket, metallerde olduğu kadar serbest değildir. Odunun yüklerine karşı gösterdiği , metallerinkinden çok daha büyüktür

Yüksüz bir elektroskoba – yüklü bir cisim yaklaÅŸtırılırsa topuzdaki — yükler cisim tarafından yapraklara doÄŸru itilir. Bu durumda yapraklar – yüklü kaldığından eksilerin itmesi sonucu yapraklar açılır. Yüksüz elektroskoba yüklü cismin dokunması

Nötr bir elektroskoba (–) yüklü bir K cismi yaklaştırıldığında elektroskop etki ile elektriklenir. Yapraklar (–) yükle yüklenirken, topuz ise (+) yükle yüklenir, (+) yüklü cisim yaklaştırılsa idi, yapraklar (+), topuz ise (–) yükle yüklenirdi.

Yüklü bir elektroskoba zıt yüklü bir cisim yaklaştırıldığında zıt yüklü cisim elektroskobun yapraklarındaki yükleri çeker. Eğe cismin yük miktarı elektroskoptan çok fazla ise yaprakları nötürleyecek kadar çektikten sonrada yük çekmeye devam eder. Bu durumda yapraklar önce kapanır sonra açılır. Yüklü elektroskoba zıt yüklü cismin dokunması 1

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Elektroskop

Tags: , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , ,

Dinamometre icadı

Yazan: admin | icatlar | Çarşamba 9 Mart 2011 17:43

Dinamometre, döner bir makinenin çıkış kuvvetini ölçmede kullanılan aygıttır.

Dinamometre (ya da kuvvetölçer) en çok, bir motorunun ya da bir otomobil motorunun beygir gücünü ölçmede kullanılır. Döner parçaya uygulanan burma kuvveti (moment) ile açısal hızın çarpımı, kuvveti verir. Kuvvet ölçen dinamometrelerden en yaygın kullanılanı, esnek bir halkadan oluşur. Bu halkayı sıkıştıracak biçimde bir kuvvet yüklendiğinde halka burulur ve burulma miktarına göre kuvvet ölçülür. Cismin uyguladığı kuvvet ne kadar büyükse yay o kadar gerilir. Dinamometrede ölçülen değerler, birimiyle (N) gösterilir. (1 = 1/9,81 kg)

Dinamometreler metallerin esneklik özelliğinden yararlanılarak yapılmıştır. İç içe geçmiş iki borudan oluşur. İçteki boruda yay asılıdır. İçteki borunun üzeri eşit olarak bölmelendirilmiştir. Cisim içteki borunun ucundaki çengele takılır. Yer cismi ne kadar kendine doğru çekebilirse o cismin ağırlığı o kadardır.Aynı zamanda bu Dinamometrelerin küçüğü de vardır.Bunlar ise daha küçük birimli kuvvetleri ölçer .

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Dinamometre

Tags: , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , ,

Bisiklet kim icat etti

Yazan: admin | icatlar | Çarşamba 9 Mart 2011 17:43

Arka viteslerde ise dişli yokuş dişlisidir, küçüldükçe düz yol viteslerine ulaşılır, en küçük dişli ise sürat dişlisidir, diğer bir bakışla öndeki ana viteslerin arkadaki dişli kadar farklı seçeneği vardır, kısaca 3 ana dişlinin arkada 7 vites dişlisi olan bir bisiklette 3 x 7 = 21 vitesi vardır. Sistemde ön küçük vites ( yokuş vites ana dişlisi ) 1. vites ana dişlisidir. Sistemde arka vitesde dişli ( yokuş vitesi ) 1. vitesdir. Dik bir yokuş icin ön 1 x arka 1 kullanılırken Düz yol için ön 2 x arka 3-4 ideal dişlilerdir. Sürat için ön 3 x arka 6-7 ideal dişliler olabilir.

2. Dünya Savaşı’nda Avrupa ülkeleri bisikleti askeri amaçla (ordu süratinin artırılması) kullanmışlardır.

sporunda da kullanılır. Yarış bisikleti, daÄŸ bisikleti, ÅŸehir bisikleti, motorlu , BMX, yatay (recumbent), çift kiÅŸilik (tandem) gibi türleri vardır. Vitesli ve vitessiz türleri bulunmaktadır. İlk 1791′de Sivrac’ın bisikletiydi. Bunun bir direksiyonu (gidonu) bile yoktu. 1818′de ilk defa gidonlu bulundu (Karl Drais) ve 1839′da Mac Millan’ın ilk pedallı bisikleti buluÅŸu bu günkü bisikletlerin taslağını oluÅŸturdu.

Asıl amacı akrobasi ve bazı özel yarışlar olan, saÄŸlam yapılı ve 20¨ tekerlekli bisikletlere BMX bisikletleri denir. Bu bisikletler 1980′li yıllardan itibaren ortaya çıkmış ve bütün dünyada popülerlik kazanmışlardır.

Frenler ön ve arka olmak üzere kolla idare edilir, tel ya da bir yerden sıkar veya hidrolik disk olabilir.

Bisiklet tipleri birkaç farklı şekilde sınıflandırılabilirler. Bunlardan birisi çaplarına göre sınıflandırmadır. 3 teker çapı şu anda çok yaygın olarak kullanılmaktadır. Bunlar: 622mm (28¨), 559mm (26¨), 406mm (20¨). Bunların dışında 27¨ çapındaki tekerlekler uzun yıllar boyunca yol bisikletlerinde kullanılmıştır. 584mm çaplı 650B olarak tanımlanan tekerlekler de son zamanlarda bazı üreticiler tarafından kullanılmaya başlanmıştır.

İlk seri bisiklet “Michaux Company” tarafından yapılmıştır. Åžirket, yılda yüzkırk bisiklet üretiyordu. Bisikletin ilgi görmesi dönemin devletlerinin de dikkatini çekmiÅŸtir. 1800′lerin ikinci yarısında Fransa Savunma Bakanlığı bisiklet üretimini destek vermiÅŸ ve 1871′de imal edilen bisikletlerAlmanya ile yapılan savaÅŸta kullanılmıştır.

Bisikletler kullanım amaçlarına göre de sınıflandırılabilirler. Teker çapı ne olursa olsun, ince tekerli ve daha nahif yapılı, asfaltta kullanıma yönelik yapılmış bisikletlere yol bisikleti denir.

Çatı da denir. Farklı maddelerden (karbon, , titanyum gibi) yapılabilir. Sağlamlık açısından daha çok tercih edilen ve DownHill, Trial gibi alanlarda kullanılacak bisikletlerde ve karbon kadrolar, DownHill veya Trial gibi alanlarda kullanılmayacak bisikletlerde daha çok alüminyum kadro tercih edilir. Alüminyum kadroların en büyük özelliklerinden birisi hafif olması ve darbeleri emmesidir.Günümüzde Karbon Fiber MTB ve Road Tipi Bisiklet Kadroları için Tercih Sebebi Olmuştur.

Teker çapı sınıflandırmasına göre 28¨ teker çapına sahip bisikletler yol bisikleti, 26¨ teker çapına sahip bisikletler dağ bisikleti olarak kabaca tanımlanır. 20¨ tekerlere sahip bisikletler BMX bisikletleri 19¨ hacı bisikleti olabildikleri gibi, farklı 3 tekerlekli hatta 4 tekerlekli bisikletlerde ve yatay bisikletlerde sıklıkla kullanılırlar.

Ön vitesdeki 3 dişli setinden küçük dişli (1.), yokuş için gerekli ana vitesdir. Ön-orta vites (2.) düz yol için idealdir. ön-büyük dişli (3.) ise sürat için ana vitesdir.

Bisiklette tekerlek 2, 3 veya 4 tane bulunabilir. Önde bir, arkada iki tane de olabilir. Tek tekerlekli olanlar ise genellikle sirklerde gösteri ve akrobasi amaçlı olarak kullanılmaktadır.

İrlanda’da 1888 yılında havalı plastik biskletler piyasaya sürülmüştür. Bu durum, bisiklet endüstrisini geliÅŸtirmiÅŸtir. Bisiklet üretiminde kullanılan malzemenin fiyatının yüksekliÄŸi, işçilik maliyetlerinin yüksekliÄŸi nedeniyle halka inememiÅŸtir. 1800′lerin sonundan fabrikaların artması ve seri üretimin hızlanmasıyla maliyetlerde yaÅŸanan düşüş bisikletin geniÅŸ kitlelere ulaÅŸmasını saÄŸladı. Özellikle Fransa, Belçika, İngiltere, İtalya veİspanya’daki bisiklet fabrikaları bisikletin bu ülkelerde yaygınlaÅŸmasına ve bisiklet sporunu geliÅŸmesine önayak olmuÅŸtur.

Bisiklette 6, 18 ve 21,24,27,30 vites seçenekleri olabilir. Sporcular yaygın olarak 27 vites seçeneğini kullanmaktadır. Vitesler eğime göre verimlik artışı sağlamak, bisikletin süratini arttırmak ve rampaları daha kolay çıkmak içindir.

Amortisörlü ya da düz olabilir ön ve arkada bulunur. amortisörlüler yüksekten inerken yardımcı olur ama normal çatal ise yardımcı olmaz cunku yaylanma bolumu yoktur o yüzden en çok tercih edilen çatal amortisörlü olanıdır.eğer şehirde sürecekseniz amortisörsüzde olabilir..

’nin çizimleri kullanarak ilk pedallı bisikleti üreten Kirkpatrick Mac Millan’dır. 1839-1840 yılları arasında İskoçya’da yapılan bu bisiklet, halen Londra Science Museum’da sergilenmektedir. 1855′te Ernest Michaux’un bisikleti pedalı etkin olarak kullanmıştır. 1870ten sonra geliÅŸtirilen yeni bisikletlere “Bicyole” denilmiÅŸtir. Bu modelde ön tekerliÄŸin çapı bir ila 1,5 metre arasında deÄŸiÅŸmiÅŸtir.

Bisiklet, motorsuz, iki tekerlekli, pedallı, insan gücü ile ilerleyen bir ulaşım aracı.

Teker çapı 622mm ya da 559mm ve son zamanlarda da 584mm olarak üretilen bazı bisikletler, uzun yollarda kullanılmak üzere üretilirler. Bu bisikletlerin ön ve arka kısımlarında taşımaya imkânları vardır. Çamurluklar, rahat sele ve gidonlar kullanırlar. Tek amacı uzun mesafelere binicisini ve binicinin eşyalarını taşımak olan bu bisikletlere tur bisikleti denir.

İlk bisiklet çok ilkel biçimde 12. yüzyılda Çin’de görülmüştür. Fransız Sirvac yaptığı saÄŸ ve sol ayakların itmesiyle yürüyen bisiklet yapmıştır. “Celerifere” adını taşıyan bu alet 1791 tarihlidir. Baron Karl Von Drais, Drais de Senerbol’un yaptığı bisikleti geliÅŸtirmiÅŸ ve bisiklete gidon eklemiÅŸtir. Bu bisiklet 1816 yılında yapılmıştır. Bu bisiklet tahtadan imal edilmiÅŸtir. 1818′de bisiklette kullanılmaya baÅŸlanmıştır.

Gene teker çapı 622mm ya da 559mm olmasına bakılmaksızın (genellikle 559mm olur), sağlam gövdeli ve dayanıklı parçalardan yapılmış, daha kalın lastiklerin kullanılmasına izin veren bisikletler araziye uygundurlar ve bunlara dağ bisikleti denir. Dağ bisikletlerinin ön süspansiyonlu, ön ve arka süspansiyonlu, süspansiyonsuz tipleri olabilir. Süspansiyon miktarına ve olup-olmamasına göre bisiklet kullanım alanları değişebilir.

Sürücüsünün arkasına yaslanmasına hatta bazı durumlarda yatar pozisyonda durmasına müsaade eden bisikletlere yatay bisiklet denir. Yatay bisikletler Türkiye’de yaygın deÄŸildir. Yatay bisiklet kelimesi bile bilinmemektedir. Yatay bisikletin İngilizce’si Recumbent’dir.

Sadece tek bir tekeri olan bisikletler de vardır. Iki teker karsiligi kullanilan Ingilizcesi “bicycle” olan bisiklet ,tek tekerden olustugu icin Ingilizcedeki “unicycle” kelimesinin karsiligi olarak unisiklet kelimesiyle tanimlanmaya baslamistir. Eskiden sirklerde gosteri amaciyla kullanilan unisikletler,son yillarda sokak hareket yarismalardan unisiklet basketbolu,hokeyi ve dag unisikleti anlamina gelen “Muni” kategorilerine kadar genis bir alana yayilmis ve giderek dünyada popülerlik kazanmışlardır. Tek tekerli bisiklet,yani unisikleti kullanmayı öğrenmek normal bisiklet kullanmaktan farklıdır.

İş bisikletleri özellikle yük taşımak için üretilirler. Bazıları yüz kilo ve üstündeki yükleri taşıyabilecek kadar sağlamdır. 2 veya 3 tekerlekli modelleri vardır. Bisikletin gövdesinde bulunan boş kısımda, hizmet ettiği şirketin reklam tabelasını taşıyabilirler.

İki sürücünün aynı anda binmesine müsaade eden bisikletlere tandem denir. Tandemler uzun turlardan kısa arazi yarışlarına kadar pek çok farklı alanda kullanılabilirler.

Vites sistemi iki bölümden oluşur, ön vites ve dişlileri ile ön vites ve arka vites dişlilerinden oluşur, bunları kontrol etmek için gidon çevresinde 2 vites kontrol kolu bulunur biri sag kol arka vitesi digeri sol kol ise ön vites dislilerini kontrol etmenizi saglar, pedal devrinize göre ( 70-90 dk.devir) devir arttikca vites düsürülür, devir düsdükce vites büyütülür.

Teker çapı Türkiye’de 28¨, Fransa, İtalya, İskandinav ülkeleri gibi bölgelerde ise 650B olan bazı bisikletler vardır ki bunlara ÅŸehir bisikletleri denir. Bu bisikletlerin çoÄŸu zaman ön ve arkalarında sepetleri, dinamolu ışıklandırma sistemleri vardır. Avrupa’nın pek çok yerinde genç-yaÅŸlı insanlar ÅŸehir içindeki iÅŸlerini görmek, bir yerden bir yere gitmek, yük taşımak için bu bisikletleri kullanırlar.

Trufaut, içi boÅŸ kauçuk lastiÄŸini bulmuÅŸ, bunu İngiltere’de eÅŸit tekerlekli komple kadrolu, bilyalı ve milli bisikletlerin yapılması ve ardından ortadan katlanan portatif bisikletler izlemiÅŸtir.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Bisiklet

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Johannes Gutenberg

Yazan: admin | Mucitler | Salı 28 Aralık 2010 12:12

Gutenberg’in buluÅŸu hızla yayıldı. 15. yüzyılın sonlarına gelmeden Avrupa’da, 1000′den fazla baskı makinesi vardı. Bu basım yöntemiyle daha çok kitabın basılabilmesi kitap fiyatlarının düşmesini saÄŸladı. Böylece daha çok kitap okunmaya baÅŸlandı. Kitabın ve kitap okumanın yaygınlaÅŸması, özgür düşüncenin doÄŸmasına, bilimsel çalışmaların geliÅŸmesine ve bilginin daha geniÅŸ kesimlere ulaÅŸmasına yardımcı oldu. Tüm bu nedenlerden dolayı Gutenberg’in bulduÄŸu bu baskı yöntemi, özgür düşüncenin yayılmasına ivedilik kazandıran, araÅŸtırmalarının geliÅŸmesini saÄŸlayan, reformların yapılmasını hızlandıran önemli olaylardan biri olarak kabul edilmektedir.

Mainz’deki Gutenberg Heykeli

Yaptığı çalışmalar ve basım deneyleri için bulmak zorunda olan Gutenberg 1450′de, Mainzlı bir tüccar olan Johannes Fust’la ortaklık kurdu. 1455′te bastıkları ilk kitap Latince bir İncildi. Gutenberg İncili denen bu yapıt Kırk İki Satırlı İncil ya da Mazarin İncili olarak da bilinir.

Gutenberg Anısına; Alman ilim, bilim, , araştırmacı ve adamlarının adlarını taşıyan kitaplardan oluşturulmuş anıt.

1960′lı Yıllara Ait Gutenberg Posta Pulu

Johannes Gutenberg (c. 1398 – 3 Åžubat 1468), 1447 yılında ayrık (hareketli) harflerle dizgi ve baskıyı Avrupa’da ilk kez uygulayan kiÅŸi ve modern matbaacılığın kurucusu olarak anılır.

Almanya’da Mainz’da varlıklı bir ailenin oÄŸlu olarak dünyaya gelen Gutenberg’in hayat hikâyesi, elimize çok sınırlı belge ulaÅŸabildiÄŸi için, karanlıklar ve belirsizliklerle doludur. Ailesinin 1411′de Maiz’da çıkan bir ayaklanma sonrasında ÅŸehirden ayrıldığı, Eltville am Rhein (Alta Villa) ÅŸehrine göç ettiÄŸi, Gutenberg’in 1418′de Erfurt Üniversitesi’nde kayıtlı bir Johannes de Alta Villa (Eltville) ile aynı kiÅŸi olduÄŸu , ailenin daha sonra anne tarafından akrabalarının bulunduÄŸu Strasburg’a göç ettiÄŸi sanılıyor. Kendisinin 1934 tarihli bir mektubundan o sırada Strasburg’da yaÅŸadığını öğreniyoruz. Burada yapımı, metaller ve deÄŸerli taÅŸlar üzerinde çalıştığını, muhtemelen basım teknikleriyle de ilgilendiÄŸini düşündüren bilgiler de var. Aynı dönemde ortaklarıyla aralarında çıkan bir anlaÅŸmazlık yüzünden açılan bir dava kayıtlarından Gutenberg’in bir “buluÅŸu” olduÄŸunu öğreniyoruz. Nihayetinde 1448′de Mainz’a döndüğünü ve kayınbiraderi Arnold Gelthus’dan, muhtemelen matbaası için, borç aldığını biliyoruz. Görüntüler [deÄŸiÅŸtir] Gutenberg Anısına; Alman ilim, bilim, mucit, araÅŸtırmacı ve düşünce adamlarının adlarını taşıyan kitaplardan oluÅŸturulmuÅŸ anıt.

1457′de Gutenberg borcunu ödeyemediÄŸi için Fust’la olan ortaklıkları bozuldu. Fust bütün araç ve gereçlerine el koydu. Daha sonra Konrad Humery adlı bir Alman memurun saÄŸladığı para yardımıyla yeni bir baskı makinesi kuran Gutenberg bir dilbilgisi kitabı, bir sözlük ve baÅŸka bazı kitaplar bastı. BaÅŸarıyla yürüttüğü bu çalışmaları sırasında büyük zorluklara katlandı ve hiçbir zaman çok fazla para kazanamadı. Mainz BaÅŸpiskoposu olan Nassau kontu, son yıllarda gözleri giderek bozulan ve yoksulluÄŸa düşen Gutenberg’i sarayına aldı ve geçimini üstlendi.

O döneme kadar kitaplar ya doÄŸrudan elle yazılır ya da her sayfa için elle oyularak ayrı ayrı hazırlanan bloklarla basılırdı. Gutenberg ise her harf için ayrı kalıplar hazırladı. Bu kalıplara erimiÅŸ dökülüyor ve harflerin çok sayıda örnekleri çıkarılabiliyordu. Basımcı harflerle dizgi yapabiliyor, asıl baskıdan önce dizgiyi düzeltebiliyor ve harfleri basımdan sonra saklayarak yeniden kullanabiliyordu. Gutenberg’in Avrupa’da öncüsü olduÄŸu bu tipo basım tekniÄŸi, yüzyıllar öncesinde Çin ve Kore’de tahtadan yapılan ayrık harflerle uygulandıysa da yaygınlaÅŸamamış, zamanla da unutulmuÅŸtu.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Johannes_Gutenberg

Tags: , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , ,

DNA hesaplaması

Yazan: admin | icatlar | Salı 28 Aralık 2010 12:05

DNAzim mantık kapısında, kendisi ile uyuÅŸan bir oligonükleotite baÄŸlandığı ve kendi baÄŸlı olduÄŸu fluorogenik substrat kesilip salınınca bu mantık kapısının yapısı deÄŸiÅŸir. BaÅŸka malzemeler de kullanılabilse de, çoÄŸu modeller flüroresan bir substrat kullanırlar çünkü bunun algılanması kolaydır, tek molekül seviyesinde dahi.[12] Flüoresans miktarı ölçülerek bir reaksiyonun olup olmadığı anlaşılabilir. DeÄŸiÅŸen bir DNAzim “kullanılmış” olur ve yeni bir reaksiyon baÅŸlatamaz. Bu yüzden, bu reaksiyonlar eski ürünün atıldığı ve yeni moleküllerin eklenebildiÄŸi, sürekli karıştırmalı tank benzeri bir alet içinde bu reaksiyonlar yer alır.

DNA hesaplaması DNA nanoteknolojisi ile örtüşen ama ondan farklı bir sahadır. DNA nanoteknolojisi Watson-Crick baz eÅŸleÅŸmesinin spesifisitesini ve DNA’nın diÄŸer özelliklerini kullanarak DNA’dan yeni yapılar inÅŸa eder. Bu yapılar DNA hesaplamasında kullanılabilir ama bu ÅŸart deÄŸildir. Buna ek olarak, DNA hesaplaması DNA nanoteknolojisi ile mümkün olan bu tür molekülleri kullanmadan da yapılabilir.

2009′ta biyohesaplayıcı sistemlerin standart silikon çiplerle birleÅŸtirilebildiÄŸi ilan . Bu deneyde, yüzey-etkin silikon çipleri kullanılarak enzime dayalı bir OR-Reset/AND-Reset mantık sistemi elde edilmiÅŸtir. Bu sistem ve elektromekanik sistemlerin hücreden küçük boyutta bütünleÅŸmesinin ilk örneÄŸi olmuÅŸtur.[6]

2002′de, Weizmann Institute of Science’de araÅŸtırmacılar, enzim ve DNA moleküllerinden oluÅŸan programlanabilir bir moleküler makinasını duyurdular.[4] 2004′te ise aynı kuruluÅŸtan araçtırmacılar yeni bir DNA hesaplayıcısının duyurusunu yaptılar; bu sistem, bir girdi ve bir çıktı modülü ile birleÅŸtirilerek, bir hücrenin kanserli olduÄŸunu teÅŸhis edip, bu tanı üzerine bir anti-kanser ilacı salabilmekteydi.[5]

DNA hesaplaması, geleneksel silikon temelli teknolojileri yerine, DNA, biyokimya ve moleküler biyoloji kullanarak yapılan bir hesaplama biçimidir. DNA hesaplaması veya daha genel olarak biyomoleküler hesaplama, hızla gelişen, disiplinler arası bir sahadır. Bu sahadaki araştırma ve geliştirmenin konuları, DNA hesaplamasının teorisi, uygulaması ve bu konuda yapılan deneyleri kapsar.

Yaygın kullanılan iki DNAzimi E6 ve 8-17 olarak adlandırılır. Bunların popüler olmasının nedeni, bir substratın herhangi bir yerinden kesilmesine olanak vermeleridir.[13] Stojanovic ve MacDonald, E6 DNAzimini kullanarak MAYA I[14] ve MAYA II[15] makinalarını yaratmışlardır; Stojanovic ise, 8-17 DNAzimini kullanarak mantık kapıları yapılabileceğini göstermiştir.[16] Bu DNAzimlerin mantık kapıları yapmakta yararlı olduğu gösterilmiş olmakla beraber, işlev göstermek için Zn2+ veya Mn2+ gibi bir kofaktörüne gerek duymaları onların yaygın kullanımını kisitlar, bunlar in vivo kullanılamazlar.[12][17]

Katalitik DNA (deoksiribozim veya DNAzim), uygun bir sinyal girdisinin (uyuşan bir oligonükleotit gibi) varlığı halinde bir reaksiyonu katalizler. DNAzimler, silikon temelli sayısal mantığa benzer şekilde çalışan mantık kapıları imal etmekte kullanılır. Ancak, DNAzimler 1-, 2- ve 3-girdili kapılarla sınırlıdır ve birbirini seri olarak izleyen önermeleri değerlendirebilecek tasarımlar halen mevcut değildir.

ÖzelleÅŸmiÅŸ bazı problemler için DNA bilgisayarları bugüne kadar imal edilmiÅŸ tüm bilgisayarlardan daha hızlı ve daha küçüktür. Bazı hesaplamaların DNA bilgisayarı üzerinde çalıştığı gösterilmiÅŸtir. ÖrneÄŸin Strassen’in matris çarpım algoritmasının bir DNA bilgisayarında çalışabilen genel ve ölçeklenebilir bir uygulamasını yayımlanmıştır.[11]

Bu saha ilk Leonard Adleman tarafından 1994′te baÅŸlatıldı.[1] Adleman, 7 noktalı Hamilton patika problemini çözerek DNA’nın bir hesaplama aracı olarak kullanılabileceÄŸinin kavramını ıspatladı. Adleman’ın bu deneylerinden beri önemli geliÅŸmeler yapılmış ve DNA hesaplaması ile çalışan çeÅŸitli Turing makinaları inÅŸa edilebilmiÅŸtir.[2][3]

DNA hesaplaması silikonlu bilgisayarlara kıyasla çok daha az enerji tüketir. Ligasyon reaksiyonu ve hatta DNA’nın iki ipliÄŸinin ayrışması için adenozin trifosfat (ATP) kullanılır.[8] Hem hibridizasyonu hem de DNA omurgasının hidrolizi, DNA içinde depolanmış potansiyel enerjinin etkisiyle kendiliÄŸinden olabilir. İki ATP molekülünün hidrolizi 1.5 x 10−19 J enerji salar. İkiÅŸer ATP molekülü kullanan pek çok geçiÅŸ (transition) olayı olsa dahi güç tüketimi düşüktür. ÖrneÄŸin, Kahan, tasarımını sunduÄŸu sistemin saniyede 109 transisyonu (geçiÅŸi) 10−10 W kullandığını belirtilmiÅŸtir.[9] Shapiro da 4000 saniyede 7.5 x 1011 çıktı üreten bir sistemini rapor etmiÅŸtir ki bu da ~ 10−10 W enerji üretimine karşılık gelir.[10]

DNA hesaplaması temelde paralel hesaplama yapmaktadır çünkü pekçok farklı DNA molekülü farklı olanakları aynı anda denemektedir.[7]

Sap ilmik adı verilen bir tasarım, ucunda bir ilmik olan tek bir DNA ipliğinden oluşur, bu ilmik kısmına başka bir DNA ipliği bağlanınca bu yapı açılıp kapanır. Bu olgudan yararlanılarak çeşitli mantıksal kapılar yaratılmıştır. [18] Bu mantıksal kapılar MAYA I and MAYA II adlı bilgisayarların tasarımında kullanılmıştır.[19]

Ancak, DNA hesaplaması hesaplanabilirlik kuramı bakımından yeni bir yetenek sağlamamaktadır. Hesaplanabilirlik kuramı farklı hesaplama modelleri ile hangi problemlerin berimsel olarak çözülebilir olduğunun araştırmasıdır. Örneğin, Von Neumann makinalarında bir problemin çözümü için gereken bellek hacmi üssel olarak büyüyorsa (EXPSPACE tabir edilen problemler), DNA makinalarında da üssel olarak büyür. Çok büyük EXSPACE problemlerinde gerekli olan DNA miktarı kullanışlı olamayacak derecede çoktur. (Buna karşın kuantum hesaplaması ilginç yeni berimsel yetenekler sağlamaktadır.)

DNA nanoteknolojisi, kendisiyle iliÅŸkili olan DNA hesaplaması sahasında uygulanmıştır. Çoklu yapışkan uçları olan DNA “karoları” tasarlanabilir, bu DNA moleküllerinin dizileri uygun ÅŸekilde seçilirse Wang karosu özelliÄŸinde karolar oluÅŸur. “Çifte krosover” (DX kısaltması ile bilinir) parçalarının birleÅŸmesinden oluÅŸan bir dizilimin XOR mantık iÅŸlemini kodladığı gösterilmiÅŸtir; Bunun sonucunda, DNA dizilimi hücresel otomat gibi davranarak Sierpinski üçkeni olarak adlandırılan bir fraktal üretir. Böylece gösterilmiÅŸtir ki DNA dizilimlerine hesap ürünleri de dahil edilebilmekte ve basit periyodik dizilimlerden daha karmaşık yapılar oluÅŸturabilmektedir.[23]

Bazı DNA bilgisayarlarından bir “girdi” DNA ipliÄŸi baÅŸka bir DNA molekülündeki yapışkan uca (tutunma yeri) baÄŸlanır, bu sayede o moleküldeki öbür ipliÄŸin yerine geçebilir. Bu tasarım sayesinde modüler AND, OR ve NOT kapıları ve sinyal amplifikatörleri yaratılabilir ve bunlar olabildiÄŸince büyük bilgisayarlara baÄŸlanabilir. Bu DNA bilgisayarları enzim gerektirmez.[22]

Bu maddenin 20 AÄŸustos 2010 tarihli bu sürümü tamamen, İngilizce Vikipedi’deki DNA computing maddesinin 17 Temmuz 2010 tarihli bu sürümünden çevrilmiÅŸtir.

Enzim-temelli DNA bilgisayarları basit Turing makinası ÅŸeklinde çalışırlar; enzim, Turing makinasına karşılık gelir, DNA da yazılıma.[20] Shapiro Fok I enzimi ile çalışan bir DNA bilgisayarı üretmiÅŸtir.[10] sonra bu çalışmayı geliÅŸtirerek prostat kanseri tanısı koyabilen ve ona bir tepki verebilen bir otomat imal etmiÅŸtir: otomat PPAP2B ve GSTP1 genlerinin düşük ifadesi ile, PIM1 ve HPN genlerinin yüksek ifadesine duyarlıdır.[5] Bu otomat bu genlerin ifade düzeyini teker teker belirlemekte ve pozitif tanı halinde kendini keserek tek sarmallı bir DNA molekülü salmaktadır. Bu tek sarmallı DNA MDM2 genine ters anlamlıdır (MD2 p53′in bir represörü, yani bir tümör süpresörüdür).[21] Bu sistemin tasarımında, negatif tanı halinde bu otomatın hiçbir ÅŸey yapmamasındansa pozitif tanı ilacının bir baskılayıcısını salmasına karar verilmiÅŸti. Bu uygulamanın bir sınırlaması, iki farklı otomata gerek olmasıdır, her bir ilaç için ayrı bir otomat gerekmektedir. İlacın salınmasına kadar geçen deÄŸerlendirme safhası yaklaşık bir sürmektedir. Bu yöntem ayrıca geçiÅŸ molekülleri ve FokI enzimin mevcut olmasını gerektirmektedir. FokI enziminin gerekliliÄŸi in vivo uygulamayı sınırlamaktadır, en azından “üst düzey organizmalarda” kullanım söz konusuysa.[9] Bu tasarımda ‘yazılım’ molekülleri tekrar kullanılabilmektedir.

DNA temelli bir hesaplama cihazı inÅŸa etmenin çeÅŸitli yöntemleri vardır, herbirinin avantajları ve dezavantajları vardır. Bunların çoÄŸu DNA’dan yapılmış temek mantıksal kapılardır (AND, OR, NOT). Sistemin çalışması için ayrıca oligonükleotitler, enzimler, DNA dizilimler ve polimeraz tepkimesi kullanılır.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/DNA_hesaplamas%C4%B1

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Disket kim icat etti

Yazan: admin | icatlar | Salı 28 Aralık 2010 12:05

Tüm bu dezavantajlara rağmen disketler; iş yerlerinde belgelerin (*.doc, *.txt, *.ppt gibi dosya türlerinin) saklanmasında, BIOS güncellemede, bazı SONY dijital kameralarda, bilgileri yedeklemede, anlık dosya aktarımı, bazı disket sürücüsü barındıran orglardaki melodilerin saklanmasında, bazı otomatlarda ve eski işletim sistemlerinin kurulumunda kullanılır (*.img).

Disket, (Floppy disk) bilgisayardaki bilgiyi taşımak için kullanılan, üzerine demir oksit kaplanmış bir plastik diskin yine plastik bir kap içerisine yerleştirilmesiyle oluşturulmuş manyetik veri saklama ortamı.

Disketlerin saÄŸ ve sol alt köşelerinde kare biçiminde iki delik bulunmaktadır. Disketlerin üzerindeki bu deliklerden biri protect (koruma) penceresidir. Disketlerin saÄŸ tarafındaki delik (kayıt koruma penceresi) üzerinde bir kapak bulunmaktadır. Bu koruma kapağı açıksa diskete bilgi kaydedilebilir, disketten bilgi silinebilir, diskete virüs bulaÅŸabilir. Koruma kapağı kapalı ise disket salt okunurdur. Disketteki bilgiler deÄŸiÅŸtirilemez, silinemez, diskete virüs bulaÅŸmaz. Disketteki bilgileri korumak için disket korumaya alınır (protect’lenir). İçinde önemli bilgiler olan disketlerin silinmemesi ve disketlere virüs bulaÅŸmaması için koruma penceresinin kapatılması gerekir.

Disketler, farklı ebat ve hacimlere sahiptirler. Bir disketin fiziksel büyüklüğü bir kenarının inç olarak uzunluÄŸuyla anılır. Günümüz piyasasında kullanımı en yaygın olan disket türü 3,5 inçlik (3.5″) diskettir. GeçmiÅŸte 5,25 inçlik ve 8 inçlik olanları da kullanılmıştır.

Bunların haricinde Amiga Bilgisayarları DD Disketlere 880 KB, HD Disketlere de 1.76 MB veri yazılmaktadır.

Disket kabının üzerinde bulunan (okuma penceresi kapağı) diski dış etkilerden (toz, ışığı, vb.) korumak amacıyla yapılmıştır. Disket sürücü içerisine girince bu kapak açılır ve okuma kafası diski okumak için diskin içindeki manyetik disk üzerine konumlanır. Bu kapağın açılarak içerdeki manyetik diske dokunulması disketin bozulmasına sebep olabilir.

Disketler, verileri yavaş bir şekilde kaydeder ve çabuk bozulma özelliğine sahiptir. Hiç kullanılmadan bozulanları bile bulunmaktadır. Çarpma, ısı gibi etkenler, bozulmayı hızlandırır. Plastik türü malzemeden imal edilmiş olması, bir başka dezavantaj olup, kırılma meydana gelmeden hasar, yani, kullanım dışı olmayı gerçekleştirir. Minik, kare bir düğme şeklindeki güvenlik konumlaması bulunmakla beraber, günümüzde kullanılan taşınabilir diskler gibi, çeşitli şifreleme söz konusu olmadığından, her an, her şekilde, herkes tarafından, her türlü , ortamda kolaylıkla kullanılabilir. Ancak ucuz olması sebebi ile kullanımı, asgari düzeyde olsa bile devam etmektedir.

Kapasitesi sınırlı olduğu için, resim, grafik, tablo vb. yüklü dosyaların aktarımı konusunda yetersizdir. Daha sonraları, zipli disketler (renkli) kullanıma sunulmuştur ama onlar içinde işlemci üzerinde bu kullanıma uygun yuva gerekli olmuştur. Kapasite artmış ama her işlemcide bu tip disketlerin kullanımına uygun yuvalar olmadığı için yine yetersiz olmuştur.

Disketler veri saklama kapasitesine göre de sınıflara ayrılır. Disketin kapasitesi saÄŸ üst köşesinde yazan DD ve HD harflerinden anlaşılır. DD (Double Density) disketler 720 KB, HD (Hight Density) disketler 1,44 MB’lık veri saklama kapasitesine sahiptir.

Plastik diskin esnek olması nedeniyle İngilizcede floppy adı verilir. Türkçede flopi disk ya da disket olarak okunur. Genellikle küçük boyutlardaki program ya da verilerin saklanması ve bir bilgisayardan diğerine aktarılması için bilgisayarların okuyucu gözüne yerleştirilerek kullanılan plak biçiminde manyetik özellikli bir araçtır. Disketlerden, bilgisayar kasası üzerinde bulunan disket sürücü ile bilgi alışverişi yapılır. Bilgiler silinerek disket içindeki manyetik hafıza alanı tekrar tekrar kullanılabilir. Disketlerin üzerinde, kullanıcılara disketin içindeki veri hakkında bilgi veren kâğıt etiketler de yapıştırılabilir.

Bir başka dezavantaj ise, yüklenen verilerin zaman zaman, bir kısmında hasar meydana gelebilmektedir. Ayrıca, zaman aşımı ile iyi korunsa bile kendiliğinden bozulma söz konusu olabilmektedir.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Disket

Tags: , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , ,

Amerikyum icadı

Yazan: admin | icatlar | Salı 28 Aralık 2010 12:05

Amerikyum. Periyodik tablonun aktinitler dizisinde yer alan ve yapay olarak elde edilen kimyasal bir element. DoÄŸada varlığı saptanamayan amerikyum 1944’te Glenn T. Seaborg, Ralph A. James, Leon O. Morgan ve Ghiorso tarafından bir nükleer reaktörde plütonyum-239′dan ( numarası 94) amerikyum-241 izotopu halinde elde edilir. Bulunan dördüncü uranyum ötesi element ( numarası 96 olan küriyum bundan birkaç ay önce bulunmuÅŸtur) olan amerikyum gümüş beyazlığında bir metaldir. Oda sıcaklığındaki kuru havada çok yavaÅŸ kararır. Kolay elde edilebildiÄŸi için en önemli izotopu amerikyum–241′dir; bu izotop plütonyumdan elde edilmiÅŸ ve akışkan yoÄŸunluklarının ölçümünde, kalınlık ölçmede yakıtı göstergelerinde ve uzaklık algılayıcı aygıtlarda kullanılmıştır. Bu uygulamaların hepsine amerikyum–241′in gamma ışımasından yararlanılır. Amerikyumun bütün izotopları radyoaktiftir. Amerikyum–241′in yarı ömrü 458 yıl iken en kararlı izotopu olan amerikyum–243′ün yarı ömrü 7.370 yıldır ve bu nedenle kimyasal ayrıştırmalar için daha elveriÅŸlidir.

Amerikyum (Am)

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Amerikyum

Tags: , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , ,

Yıldırımsavar

Yazan: admin | icatlar | Çarşamba 22 Aralık 2010 20:25

Leiden ÅŸiÅŸesiyle ilgili deneyleri de sürdüren Franklin, Leiden ÅŸiÅŸesinden boÅŸalan elektriÄŸin oluÅŸturduÄŸu çatırtılar ve kıvılcımlar ile fırtınalı havalardaki gök gürültüsü ve ÅŸimÅŸek arasında bir iliÅŸki olması gerektiÄŸini düşündü ve 1752′de, fırtınalı bir havada uçurduÄŸu bir uçurtma ile bir Leiden ÅŸiÅŸesini yüklemeyi baÅŸardı. Franklin’in bu deneyden pratik yararlar elde etme yönündeki giriÅŸimleri paratonerin bulunmasına giden yolu açtı. Bu nedenle, yıldırıma karşı bir korunma aracı olarak kullanılan ve topraÄŸa baÄŸlı bir çubuktan ibaret olan paratonerin gerçek mucidi Franklin’dir. 1782 yılında ABD’nin Philadelphia kentinde kullanan konut sayısı 400′ü geçiyordu.

Bir çiviyi kum ya da toprak gibi bir yere saplayın. Karanlık bir odaya bu malzemeleri koyun. Şişirilmiş bir balonu yün bir giysiye iyice ve hızlı bir biçimde sürtün. Kuma saplanmış çiviye değdirmeden hafifçe yaklaştırın.

Çivi ile arasındaki bu kıvılcım küçük bir yıldırımdır.

Yıldırımsavar (ya da Fransızcadan Türkçeye girdiği şekliyle Paratoner), havadaki yükünü toprağa aktarmayı amaçlayan araçtır. İki bulutun sürtüşmesi, çarpışması veya kendi aralarında elektron boşalması yapmaları sonucu oluşan şiddetli görüntüsüne şimşek denir. Şimşeklerin yıldırıma dönüşebilmesi için bulutların yeryüzüne yakın birşekilde paralel olarak durup, elektron alışverişi yapması gerekir. Bu olaydan sonra elektronların izlediği yol şiddetli bir topuna dönüşür ve yıldırım oluşur. Yıldırımdan korunmak için binaların ve evlerin gök yüzüne yakın olan yerlerine paratoner adı verilen aletler konulur.Bu aletler kısaca toprağa bağlanmış birer demirçubuktur. Topraklama sayesinde demir iletkene gelen yıldırım etkisiz hale getirilir.

Elektrik yüklerinin artı ve eksi olarak belirlenip adlandırılmasını saÄŸlayan (1706 – 1790)’dir. Franklin, yaptığı çeÅŸitli deneylerin sonucunda elektriÄŸin belirli ortamlarda fazla veya eksik ölçülerde bulunabilen bir sıvı olduÄŸu görüşüne vardı. Her ikisinde de elektrik eksikliÄŸi ya da fazlalığı bulunan cisimlerin birbirini ittiÄŸini, birinde eksiklik diÄŸerinde fazlalık olan cisimlerin ise birbirlerini çektiÄŸini ileri sürdü. Fazlalığı artı elektrik, eksikliÄŸi ise eksi elektrik olarak adlandırıldı.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Y%C4%B1ld%C4%B1r%C4%B1msavar

Tags: , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , ,

Fermuar icadı

Yazan: admin | icatlar | Pazartesi 20 Aralık 2010 02:15

Yakın çekimden fermuar

Fermuarın açılması

Günümüzde ya da plastikten oldukça ucuza imal edilebilmesine rağmen, tek bir dişin bozulmasıyla ürün fonksiyon dışı kalabilir. Çünkü bir diş kırılınca diğerleri de kullanılamaz hale gelir.

Fermuarın kapanması

Fermuar kullanılarak bitiştirilecek iki yaka, genelde sayıları 10 ile 100 arasında değişen ve birbiri içine geçebilen özel dişler içeren kumaş bantla donatılır. Fermuar, iki yaka arasında gidip gelebilen ve elle kontrol edilen özel bir sürgü sayesinde açılır ya da kapanır. Sürgünun içinde yer alan Y-şeklindeki kanal, dişleri sıkıştırarak birleştirir ya da ayırır.

1891 yılında Whitcomb Judson adlı tarafından . 1918 yılına kadar yalnızca kovboy çizmelerinde kullanıldı. , valiz, , çadır, uyku tulumu gibi tekstil ürünlerinde sıkça kullanılır. Yerine düğme, çıtçıt, bağcık, cırt-cırt da kullanılabilir.

Fermuar, (Fransızca: ‘fermoir’, kilit, kopça’dan), iki kumaÅŸ türü yakanın geçici olarak birleÅŸtirilmesine yarayan baÄŸlantı türü.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Fermuar

Tags: , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , ,

DNA moleküllerinin yapısı

Yazan: admin | icatlar | Cumartesi 7 AÄŸustos 2010 16:32

Nükleazlar DNA iplikçikleri kesen enzimlerdir, fosfodiester baÄŸlarının hidrolizini katalizlerler. DNA iplikçiklerinin uçlarındaki nükleotitleri hidrolizleyen nükleazlare eksonükleaz denir, iplikçiklerin iç kısımlarındaki baÄŸları hidrolizleyenlere ise endonükleaz. Moleküler biyolojide en sık kullanılan endonükleazlar restriksiyon endonükleazlarıdır, bunlar DNA’yı belli dizilerde keserler. ÖrneÄŸin soldaki resimde görülen EcoRV enzimi 6 bazlı 5′-GAT|ATC-3′ dizisini tanır ve dik çizgi ile gösterilen noktada onu keser. DoÄŸada bu enzimler, restriksiyon modifikasyon sisteminin bir parçası olarak, bakterileri fajlara karşı korumaya yararlar, hücrenin içine giren faj DNA’sını sindirerek.[78] Teknolojide bu enzimler moleküler klonlama ve DNA parmakizlemesi (DNA fingerprinting) için kullanılır.

Canlılarda DNA genelde tek bir molekül değil, birbirine sıkıca sarılı bir çift molekülden oluşur. [5][6] Bu iki uzun iplikçik sarmaşık gibi birbirine sarılarak bir çift sarmal oluşturur. Nükleotit birimler bir şeker, bir fosfat ve bir bazdan oluşurlar. Şeker ve fosfat DNA molekülünün omurgasını oluşturur, baz ise çifte sarmaldaki öbür DNA iplikçiği ile etkileşir. Genel olarak bir şekere bağlı baza nükleozit, bir şeker ve bir veya daha çok fosfata bağlı baza ise nükleotit denir. Birden çok nükleotidin birbirine bağlı haline polinükleotit denir.[7]

Modern biyoloji ve biyokimyada rekombinant DNA teknolojisi yoÄŸun bir ÅŸekilde kullanılır. Rekombinant DNA baÅŸka DNA parçalarından bir araya getirilmiÅŸ yapay bir DNA’dır. DNA parçaları, plazmit veya viral vektörler aracılığıyla canlıların içine transformasyon yoluyla sokulabilir.[101] Bu yolla ortaya çıkan, genetik deÄŸiÅŸime uÄŸramış canlılar kullanılarak rekombinant proteinler üretilebilir, bunlar tibbi araÅŸtırmalarda[102] veya tarımda[103][104] kullanılabilir.

DNA ikileÅŸmesinde, DNA-bağımlısı DNA polimeraz, bir DNA dizisinin kopyasını yapar. Bu süreçte hata olmaması hayatî önem taşıdığı için bu tip polimerazlarının çoÄŸunda prova okuma aktivitesi bulunur. Bunlarda, sentez reaksiyonunda meydana gelen ender hatalar, baz eÅŸleÅŸmesinin doÄŸru olmamasıyla anlaşılır. EÄŸer bir uyumsuzluk algılanırsa, 3′-5′ yönünde çalışan bir eksonükleaz aktivitesi etkinleÅŸtirilir ve hatalı baz çıkartılır.[83] ÇoÄŸu canlıda DNA polimerazlar replizom olarak adlandırılan ve yardımcı altbirimler (DNA kıskacı ve helikazlar gibi) içeren büyük bir kompleks içinde yer alır.[84]

DNA’nın tüm iÅŸlevleri onun proteinlerle olan etkileÅŸimine baÄŸlıdır. Bu protein etkileÅŸimlerinin bazıları özgül-dışıdır (non-spesifiktir), bazılarında ise protein ancak belli bir DNA dizisine baÄŸlanabilir. Enzimler de DNA’ya baÄŸlanabilir ve bunlar arasında DNA baz disini transkripsiyon ve DNA ikilemesi için kopyalayan polimerazlar özellikle çok önemlidir.

DNA’nın bir iplikçiÄŸindeki bir baz tipi, öbür iplikçikten tek bir baz tipi ile baÄŸ kurar. Buna tümleyici (komplemanter) baz eÅŸleÅŸmesi denir: pürinler pirimidinler ile hidrojen bağı kurar, A yalnızca T’ye baÄŸlanır, C’de yalnızca G’ye baÄŸlanır. Çift sarmalda karşıdan karşıya birine baÄŸlı iki baza bir baz çifti denir. Çift sarmalı kararlı kılan ayrıca hidrofobik etki ve pi istiflenmesi vardır, bunlar DNA dizisisinden bağımsızdır.[12] Hidrojen baÄŸları kovalent baÄŸlardan daha zayıf olduklarından kolayca kopup tekrar oluÅŸabilirler. Dolayısıyla DNA zincirinin iki iplikçiÄŸi bir fermuar gibi kolayca birbirinden ayrılabilir, ya mekanik güç ile veya yüksek sıcaklıkta.[13] KomplementerliÄŸin bir sonucu olarak bir DNA sarmalındaki iki iplikçikli dizideki tüm bilgi iplikçiklerin her birinde kopyalanmış durumdadır, bu da DNA kopyalanması için esas bir özelliktir. Aslında komplementer baz çiftleri arasındaki spesifik ve tersinir etkileÅŸimler DNA’nın canlılardaki iÅŸlevleri için ÅŸarttır.[1]

Bir DNA sarmalı genelde baÅŸka DNA parçaları ile etkileÅŸmez, ve hatta insan hücrelerinde farklı kromozomlar çekirdekte farklı bölgelerde yer alırlar.[88] Farklı kromozomların fiziksel olarak bu ÅŸekilde ayrı tutulması DNA’nın kararlı bir bilgi deposu olarak iÅŸlev görmesinde önemli bir rol oynar. Kromozomların birbiriyle etkileÅŸtiÄŸi zamanlar sadece rekombinasyona girdikleri krosover sırasındadır. Krosover sırasında iki DNA sarmalı kesilir, bir bölüm yer deÄŸiÅŸtirir ve kesik uçlar birleÅŸir.

Bazı kodlamayan DNA dizileri kromozomlar için yapısal rol oynarlar. Telomer ve sentromerler tipik olarak çok az sayıda gen içerir, ama kromozomların iÅŸlev ve stabilitesi için önemlidir.[34][60] İnsanlarda bulunan kodlamayan DNA’ların önemli bir türü psödogenlerdir, bunlar mutasyon sonucu çalışmaz hale gelmiÅŸ genlerin kopyalarıdır.[61] Bu DNA dizileri genelde birer moleküler fosilden ibarettir ama bazen yeni genlerin oluÅŸumuna ham madde olabilirler, gen ikilenmesi ve ıraksak evrim süreçleri sonucu.[62]

Deoksiribonükleik asit (DNA), tüm organizmalar ve bazı virüslerin canlılık iÅŸlevleri ve biyolojik geliÅŸmeleri için gerekli olan genetik talimatları taşıyan bir nükleik asittir. DNA’nın baÅŸlıca rolü bilginin uzun süreli saklanmasıdır. Protein ve RNA gibi hücrenin diÄŸer bileÅŸenlerinin inÅŸası için gerekli olan bilgileri içermesinden dolayı DNA bir kalıp, ÅŸablon veya reçeteye benzetilir. Bu genetik bilgileri içeren DNA parçaları gen olarak adlandırılır, ama baÅŸka DNA dizilerinin yapısal iÅŸlevleri vardır, diÄŸerleri ise bu genetik bilginin kullanılmasının düzenlenmesine yararlar.

Zaman içinde DNA’da biriken mutasyonlar sonra kalıtsal olarak aktarıldığı için, taşıdığı bilgi bir anlamda tarihseldir. Genetikçiler DNA dizlerini karşılaÅŸtırarak bir canlının evrimsel tarihi yani onun filogenetiÄŸi hakında çıkarımlar yapabilirler.[114] Filogenetik sahası evimsel biyolojide güçlü bir araçtır. Bir türün bireylerine ait DNA dizileri karşılaÅŸtırıldığında topluluk genetikçileri o topluluÄŸun tarihine dair bilgiler edinebilirler. Ekoloji genetiÄŸinden antropolojiye kadar uzanan çeÅŸitli sahalarda bu bilgilerden yararlanılabilir. ÖrneÄŸin, tevratta söz konusu olan İsrail’in on kayıp kavmi, DNA bulguları ile tanımlanmaktadır.[115][116]

Genomu oluşturan DNA ökaryotlarda hücre çekirdeğinde, ayrıca az miktarda mitokondrilerde bulunur. Prokaryotlardaki DNA, sitoplazma içinde yer alan, düzensiz şekilli nükleoid denen cismin içindedir.[55] Genom tarafından kodlanan bilgi genlerde yer alır, bir canlı birey tarafından taşınan bu bilginin tamamına onun genotipi denir. Gen kalıtımsal bir birimdir ve organizmanın belli bir özelliğini belirleyen bir DNA dizisi ile tanımlanır. Ayrıca, bu DNA bölgesinin transkripsiyonunu düzenleyen diziler (promotör ve hızlandırıcılar gibi) de vardır.

DNA çeÅŸitli farklı mutajenler tarafından hasara uÄŸrayabilir, bunun sonucunda DNA dizisi deÄŸiÅŸebilir. Mutajenler arasında baÅŸlıca, yükseltgen (oksitleyici) etmenler, alkilleyici etmenler ve yüksek enerjili elektomanyetik ışınlar (morötesi ve X ışınları gibi) sayılabilir. DNA’da meydana gelen hasarın tipi mutagenin tipine baÄŸlıdır. ÖrneÄŸin, mor ötesi timin ikilileri (timin dimerleri) oluÅŸturarak DNA’ya hasar verir.[45] Buna karşın, serbest radikaller veya hidrojen peroksit gibi yükseltgen etmenler çeÅŸitli farklı türden hasar oluÅŸturabilirler, baz deÄŸiÅŸimi (özellikle guanozin) ve iki iplikçikli kırılmalar gibi.[46] Her bir insan hücresinde günde 500 baz yükseltgeyici zarar görür.[47][48] Bu yükseltgeyici hasarlardan en zararlısı çift zincirli kırılmalardır, çünkü bunların onarımı zordur, bunlar DNA dizilerinde noktasal mutasyonlara, insersiyonlara ve delesyonlara ayrıca kromozomal translokasyonlara yol açabilirler.[49]

Nükleotit olarak adlandırılan birimlerden oluşan bir polimerdir.[1][2] DNA zinciri 22 ila 26  Ångström arası (2,2-2,6 nanometre) genişliktedir bir nükleotit birim 3,3 Å (0.33 nm) uzunluğundadır.[3] Herbir birim çok küçük olmasına rağmen, DNA polimerleri milyonlarca nükleotitten oluşan muazzam moleküllerdir. Örneğin, insan kromozomu olan 1 numaralı kromozom yaklaşık 220 milyon baz çifti uzunluğundadır. [4]

Çifte sarmal saÄŸ elli bir spiraldir(sarmal). DNA iplikçiklerinin birbirine sarılı halinde ÅŸeker-fosfatlı omurgalar arasındaki aralıktan bazların kenarları görünür (animasyona bakınız). Sarmal etrafında dolanan bu oyuklardan iki tane vardır: bunlardan büyük oyuk (majör oyuk) olarak adlandırılanı 22 Å geniÅŸliÄŸinde, küçük (minör) oyuk ise 12 Å geniÅŸliÄŸindedir.[10] Küçük oyuÄŸun darlığı nedeniyle bazların kenarlarına eriÅŸmek büyük oluktan daha kolaydır. Bu nedenle, DNA’daki belli baz dizilerine baÄŸlanan, transkripsiyon faktörü gibi proteinler büyük oyuktan bazların kenarlarına temas ederler. [11]

Bu istiflenmiÅŸ yapıların aynı , telomerler ayrıca telomer ilmiÄŸi (T-ilmiÄŸi; ingilizce telomere loops veya T-loops) adlı yapılar oluÅŸtururlar. Bunlarda tek iplikçikli DNA, telomer baÄŸlanıcı proteinler tarafından stabilize edilmiÅŸ bir halka olarak kıvrılır.[38] Bir T-ilmiÄŸinin en ucundaki tek iplikçikli DNA, çift iplikçi bir DNA bölgesine baÄŸlıdır. Bu birleÅŸme noktasında tek iplikçikli telomer DNA’sı, çift iplikçikli DNA’nın çifte sarmalını bozup iki sarmaldan biri ile baz eÅŸleÅŸmesi yapar. Bu üç sarmallı yapıya yer deÄŸiÅŸim halkası (İngilizce displacement loop veya D-loop) denir.[36]

DNA ayrıca aile iliÅŸkilerini belirlemek için kullanılmıştır, örneÄŸin Amerikan baÅŸkanlarından Jefferson’un kölesi Sally Hemings’in soyundan kiÅŸiler ile Jefferson arasında akrabalık olduÄŸunun kanıtlanmasında. Bu amaçlı kullanım, yukarda deÄŸinilen suç tahkikatlarında DNA’nın kullanılmasına benzerdir. Nitekim, bazı tahkikatların çözümlenmesi, suç mahalinde bulunan DNA’nın suçlunun akrabalarının DNA’sıyla uyuÅŸması sayesinde olmuÅŸtur.[117]

DNA’da bulunan genetik bilgi tüm modern canlıların iÅŸlev görmesine, yani büyümesi ve çoÄŸalmasına olanak saÄŸlar. Ancak, 4 milyar yıldır sürmekte olan yaÅŸamın tarihçesi boyunca DNA’nın bu iÅŸlevi yerine getirdiÄŸi belli deÄŸildir, yaÅŸamın en eski biçimlerinin kullanmış olduÄŸu kalıtsal malzemenin RNA olduÄŸu öne sürülmüştür.[82][94] RNA, hem genetik bilgi aktarma hem de ribozimlerin parçası olarak katalizör özelliÄŸine sahip olmasından dolayı ilk hücrelerin metabolizmasında merkezî bir rol oynamış olabilir.[95] Nükleik asitlerin hem kalıtımda hem de katalizde rol oynadığı bu eski RNA dünyası, günümüz genetik kodunun dört nükleotit bazından oluÅŸmuÅŸ ÅŸekilde evrimleÅŸmesine etki etmiÅŸ olabilir. Bunun nedeni, bir canlıdaki bazların sayısının azlığının replikasyon verimini artıracağı ama bazların çokluÄŸunun ise ribozimlerin katalitik verimini artıracağı, bu iki zıt etki ile kalıtsal bilgiyi kodlayan baz sayısının dört olarak dengelenmiÅŸ olabileceÄŸi öne sürülmüştür.[96]

Helikazlar moleküler özellikli proteinlerdir. Nükleozit trifosfatlarda, özellikle ATP’de taşınan kimyasal enerjiyi kullanıp bazlar arasındaki hidrojen baÄŸlarını kırarlar ve DNA çifte sarmalını ters yönde burarak onu tek iplikçikler halinde açarlar.[81] Bu enzimler DNA bazlarına eriÅŸmeye gerek duyan enzimlerin bulunduÄŸu süreçlerde gereklidir.

DNA iplikçiÄŸinin omurgası almaşıklı ÅŸeker ve fosfat artıklarından oluÅŸur.[8] DNA’da bulunan ÅŸeker 2-deoksiribozdur, bu bir pentozdur (beÅŸ karbonlu ÅŸekerdir). BitiÅŸik iki ÅŸekerden birinin 3 numaralı karbonu ile öbürünün 5 numaralı karbon atomu arasındaki fosfat grubu, bir fosfodiester bağı oluÅŸturarak ÅŸekerleri birbirine baÄŸlar. Fosfodiester bağın asimetrik olması nedeniyle DNA iplikçiÄŸinin bir yönü vardır. Çifte sarmalda bir iplikçikteki nükleotitlerin birbirine baÄŸlanma yönü, öbür iplikçiktekilerin yönünün tersidir. DNA iplikçiklerinin bu düzenine antiparalel denir. DNA iplikçiklerin asimetrik olan uçları 5′ (beÅŸ üssü) ve 3′ (üç üssü) olarak adlandırılır, 5′ uç bir fosfat grubu, 3′ uç ise bir hidroksil grubu taşır. DNA ve RNA arasındaki baÅŸlıca farklardan biri, içerdikleri ÅŸekerdir, RNA’da 2-deoksiriboz yerine baÅŸka bir pentoz ÅŸeker olan riboz bulunur.[6]

Yukarıda deÄŸinilen proteinlerden farklı olarak baÅŸka proteinler belli DNA dizilerine baÄŸlanacak ÅŸekilde evrimleÅŸmiÅŸlerdir. Bunların en iyi araÅŸtırılmış olanları transkripsiyon faktörleridir, bular transkripsiyonu düzenleyen proteinlerdir. Her transkripsiyon faktörü belli bir DNA diziler kümesine baÄŸlanır ve bu dizilere yakın protörleri olan genlerin transkripsiyonu etkinleÅŸtirir veya engeller. Transkripsiyon faktörleri bunu iki farklı yoldan gerçekletirir. Birincisi, transkripsiyondan sorumlu olan RNA polimeraz baÄŸlanırlar, bunu ya doÄŸrudan ya da aracı proteinlerle yaparlar, bunun sonucunda polimeraz promotöre yakın bir konuma yerleÅŸtitilmiÅŸ olur ve transkripsiyona baÅŸlaması mümkün hale gelir.[73] Bir diÄŸer yolda ise, transkripsiyon faktörleri promotörde yer alan histonları kimyasal deÄŸiÅŸime uÄŸratan enzimlere baÄŸlanırlar; bunun sonucunda polimerazın DNA’ya eriÅŸimi deÄŸiÅŸir.[74]

Transkripsiyon, DNA-bağımlısı RNA polimeraz tarafından gerçekleÅŸtirilir, bu enzim DNA iplikçiÄŸindeki diziyi RNA olarak kopyalar. Bir genin transkripsiyonu için RNA polimeraz, DNA üzerinde promotör adlı bir bölgeye baÄŸlanır ve DNA iplikçiklerini ayrıştırır. Sonra genin dizisini bir RNA zinciri olarak kopyalar, ta ki terminatör (sonlayıcı, İng. ‘terminator’) adlı bir DNA bölgesine gelip orada durup DNA’dan kopana kadar. DNA bağımlı DNA polimeraz da olduÄŸu gibi, RNA polimeraz II (ökaryotlardaki çoÄŸu genin transkripsiyonun yapan enzim) de çeÅŸitli düzenleyici ve yardımcı proteinlerden oluÅŸmuÅŸ büyük bir protein kompleksinin parçası olarak çalışır.[86]

DoÄŸrusal kromozomların uçlarında telomer olarak adlandırılan özelleÅŸmiÅŸ bölgeler bulunur. Bu bölgelerin ana fonksiyonu kromozom uçlarının telomeraz adlı enzim aracılığıyla kopyalanmasını saÄŸlamaktır. DNA’yı normalde kopyalayan enzimler kromozomların en uç kısımların kopyalayamadığı için bu kopyalama telomeraz aracılığıyla yapılır.[33] Bu özelleÅŸmiÅŸ kromozom baÅŸlıkları ayrıca DNA’nın uçlarını korurlar ve hücredeki DNA tamir sistemlerinin bunları tamir edilmesi gereken hasar olarak algılanmasını engeller.[34] İnsan hücrelerinde telomerler genelde TTAGGG dizisinin birkaç bin kere tekrarından oluÅŸan tek iplikçikli DNA uzantılarıdır.[35]

Bir DNA dizisi, eÄŸer ondan protein sentezlemeye yarayan mesajcı RNA kopyası ile aynı diziye sahipse, “anlamlı” olduÄŸu söylenir.[17] Öbür iplikçikteki diziye “ters anlamlı” dizi denir. Aynı DNA iplikçiÄŸinin farklı bölgelerinde anlamlı ve ters anlamlı diziler bulunabilir, yani her iki iplikçikte hem anlamlı hem anlamsız diziler bulunur. Hem prokaryot ve ökaryotlarda ters anlamlı, yani protein üretimine yaramayan, RNA’nın üretildiÄŸi olur, bu RNA’ların iÅŸlevi halen tam bilinmemektedir.[18] Bir görüşe göre ters anlamlı RNA, RNA-RNA baz eÅŸleÅŸmesi yoluyla gen ifadesinin düzenlenmesine yaramaktadır.[19]

A biçimi daha geniş bir sarmaldır, B biçimine kıyasla küçük oluk daha geniş ve sığ, büyük oluk da daha dar ve derindir. A biçimli nükleik asitler, fizyolojik olmayan şartlarda, suyunu kaybetmiş DNA örneklerinde görülür, hücre içinde ise DNA ve RNA iplikçiklerinin birbirine sarılmasından oluşan karma (hibrit) eşleşmelerde, ayrıca bazı enzim-DNA komplekslerinde meydana gelebilir.[28][29] Metilasyonla kimyasal değişime uğrayan DNA parçaları daha büyük biçimsel değişiklik gösterip Z biçimini alabilirler. Bu durumda iplikçikler sarmal ekseni etrafında dönerek sol elli bir spiral oluşturur, bu daha yaygın olan B biçimimdekinin tersi yöndedir.[30] Bu sıra dışı yapılar Z-DNA bağlayıcı proteinler tarafından tanınır ve transkripsiyon kontrolü ile ilişkili olduğu sanılmaktadır.[31]

DNA ligaz enzimleri kesilmiş veya kırık DNA iplikçiklerini birleştirir.[79] Ligazlar özellikle gecikmeli iplikçik DNA ikileşmesinde önemli bir rol oynarlar, çünkü replikasyon çatalında meydana gelen kısa DNA parçalarını birleştirirler. Ayrıca DNA tamiri ve genetik rekombinasyonda kullanılırlar.

DNA’nın çeÅŸitli biçimleri (konformasyonları) mevcuttur.[8] Ancak, canlılarda sadece A-DNA, B-DNA, ve Z-DNA gözlemlenmiÅŸtir. DNA’nın hangi biçimi aldığı DNA dizisine, süperburulmanın yönü ve miktarına, bazlardaki kimyasal deÄŸiÅŸimlere, ve çözeltinin özelliklerine ( iyonu ve poliamin konsantrasyonu gibi) baÄŸlıdır. [26] Bu üç biçimden yukarıda betimlenmiÅŸ olan “B” biçimi, hücrelerdebulunan ÅŸartlar altında en sık görülenidir.[27] DNA’nın diÄŸer iki alternatif biçiminin geometri ve boyutları farklıdır.

RNA-bağımlısı DNA polimerazlar RNA iplikçiğinde bulunan diziyi DNA olarak kopyalayan özel bir polimeraz sınıfıdır. Ters transkiptazlar bu sınıfa dahildir, bunlar viral enzimler olup hücrelerin retrovirüsler tarafından enfeksiyonunda yer alırlar. Telomerazlar da bu sınıfa dahildir, bunlar da telomerlerin ikilenmesi için gereklidir.[85][33] Telomerazı diğer bu tip enzimlerden farklı kılan bir özelliği, kullandığı RNA kalbın kendi yapısının bir parçası olmasıdır.[34]

Adli bilimciler, bir suç mahalinde bulunmuÅŸ kan, meni, deri, tükürük veya saçta bulunan DNA’yı kullanarak bir failin kimliÄŸini belirleyebilirler. Bu iÅŸleme genetik parmak izi çıkarma veya genetik profilleme denir. DNA profillemesinde, tekrarlı diziler (kısa tandem tekrar ve miniuydu) içeren DNA’nın deÄŸiÅŸken kısımlarının uzunlukları belirlenir, bunlar farklı insanlarda karşılaÅŸtırılır. Bu yöntem bir suçlunun tanınması için son derece güvenilir bir yöntemdir.[105] Ancak, eÄŸer suç mahaline birde fazla kiÅŸinin DNA’sı bulaÅŸmışsa bu kimlik belirleme karmaşıklaÅŸabilir.[106] DNA profillemesi 1984′te Britanyalı genetikçi Sir Alec Jeffreys,[107] tarafından geliÅŸtirilmiÅŸ ve adli bilimde ilk defa 1988′de Enderby cinayetleri için Colin Pitchfork’un suçlu bulnmasında kullanılmasında kullanılmıştır.[108] Bazı tür suçları iÅŸlemiÅŸ kiÅŸiler bir veritabanında depolanmak amacıyla kendi DNA’larından bir örnek vermeye mecbur tutlabilirler. Bu sayede suç mahalinde bulunmuÅŸ DNA örneÄŸinden baÅŸka elde hiç bir delil bulunmayan bazı eski vakalar çözülebilmiÅŸtir. DNA profillemesi katliam kurbanlarının kimliklerinin belirlenmesinde de kullanılmıştır.[109]

Crick, 1957′de yaptığı etkili bir sunumda, moleküler biyolojinin “Temel Dogması”nı ortaya koyarak DNA, RNA ve proteinler arasındaki iliÅŸkiyi, bu konuda kanıtlar henüz tamamen toplanmadan, özetledi, ayrıca “adaptör hipotezi”ni dile getirdi.[130] Çift sarmallı yapının ima ettiÄŸi kopyalama mekanizmasının teyidi, 1958′de yayımlanan Meselson-Stahl deneyi ile edildi.[131] Crick ve arkadaÅŸları tarafından yapılan diÄŸer çalışmalar genetik kodun, kodon olarak adlandırılan, örtüşmeyen baz üçlülerinden oluÅŸtuÄŸunu gösterdi, bu sayede Har Gobind Khorana, Robert W. Holley ve Marshall Warren Nirenberg genetik kodu çözdüler.[132] Bu moleküler biyolojinin doÄŸumuna karşılık gelir.

Bazı DNA dizilerinde anlam ve ters anlam kavramları birbirine karışır, çünkü bazen genler birbiriye örtüşebilir.[20] Böyle durumlarda bazı DNA dizileri çifte görev yapar, bir iplikçik boyunca okununca bir protein kodlar, öbür iplikçik boyunca okununca ikinci bir protein kodlar. Bakterilerde bu tür gen örtüşmeleri gen transkripsiyonunun düzenlenmesi ile ilişkili olduğuna dair bulgular vardır,[21] virüslerde ise, genlerin örtüşmesi küçük bir viral genoma daha çok bilginin sığmasını sağlar.[22]

DNA ilk İsviçreli hekim Friedrich Miescher tarafından saflaÅŸtırılmıştır, kendisi 1869′da atık cerrahi pansumanlardaki irin içinde mikroskopik bir madde keÅŸfetmiÅŸtir. Hücre çekirdeklerinde (nükleus) bulunduÄŸu için ona “nüklein” adını vermiÅŸtir. [118] 1919′da Phoebus Levene, nükleotit birimleri oluÅŸturan baz, ÅŸeker ve fosfatı tanımlanmıştır.[119] Levene DNA’nın, birbirine fosfat grupları ile baÄŸlı olan nükleotit birimlerden oluÅŸan bir olduÄŸunu öne sürmüştür. Ancak, Levene, bu zincirin kısa olduÄŸunu ve bazları kendini tekrar eden bir sıralamaya sahip olduÄŸunu düşünmüştür. 1937′de William Astbury DNA’nın düzenli bir yapıya sahip olduÄŸunu gösteren ilk X ışını difraksiyon görüntülerini elde etti.[120]

Kromozom sarılmasının en yaygın şekli homolog rekombinasyondur, bunda iki kromozom birbirine çok benzer dizilere sahiptir. Non-homolog rekombinasyon hücreye zarar verici olabilir çünkü kromozomal translokasyon ve genetik anormalliklere yol açabilir. Rekombinasyon tepkimesi rekombinaz olarak adlandırılan enzimler (örneğin RAD51) tarafından katalizlenir.[91] Rekombinasyonun ilk adımı çift iplikli bir kesik oluşturulmasıdır, bu ya bir endonükleaz ya da DNA hasarı sonucunda meydana gelir.[92] Rekombinaz tarafından kısmen katalizlenen bir dizi adım sonucunda iki sarmal en az bir Holliday bağlantısı tarafından birleştirilir: her sarmalın bir iplikçiği, öbür sarmalda ona komplementer olan öbür iplikçik ile kaynaşır. Holliday kavşağı, tetrahedral bir yapıdır, bu şekilde birleşmiş iki kromozomda bir iplikçiğin bir diğeriyle yer değiştirmesiyle bu yapı kromozomlar boyunca ilerler. Rekombinasyon tepkimesi junction2ın kesilmesi ve serbest kalan DNA uçlarının tekrar birleşmesi ile son bulur.[93]

Çoğu mutajen, iki baz çifti arasındaki boşluğa girer, buna enterkalasyon denir. Çoğu enterkalatörler aromatik ve düzlemsel moleküllerdir, bunlara örnek olarak etidyum bromür, daunomisin, doksorubisin ve talidomit sayılabilir. Bir enterkalatörün iki baz çifti arasına girebilmesi için bunların arasının açılması, bunun olabilesi için de DNA sarmalının normalin aksi yönde burularak gevşemesi gerekir. Bunlar olunca transkripsiyon ve DNA ikilenmesi engellenir, zehirlenme ve mutasyonlar meydana gelir. Bu yüzden DNA enterkalatörleri çoğunlukla kanserojendir, bunların iyi bilinen örnekleri olarak benzopiren diol epoksit, akridin türevleri aflatoksin ve etidyum bromür sayılabilir.[50][51][52] Tüm bunlara rağmen, DNA transkripsiyonuna engel olma özelliklerinden dolayı bu toksinler aynı zamanda hızla büyüyen kanser hücrelerini engellemek amacıyla kemoterapide kullanılırlar.[53]

Bu guanin zengini diziler normal DNA’daki baz çiftleri yerine, dört bazlı birimlerden meydana gelmiÅŸ istiflenme kümeleri ile kromozom uçlarını stabilize ederler. Burada dört guanin baz yassı bir tabaka oluÅŸtururlar, bular da birbiri üzerine istiflenerek kararlı bir G-dörtlüsü (G-quadruplex) yapısı oluÅŸtururlar.[36] Bu yapıların stabilizasyonu, bazların kenarları arasındaki hidrojen baÄŸları ve her dört bazlı birimin ortasında yer alan bir metal iyonun ÅŸelasyonu ile gerçekleÅŸir.[37] Bu G-dörtlüleri baÅŸka yollardan da oluÅŸabilir: tek bir iplikçiÄŸin bir kaç kere katlanması ile bu dörtli birim oluÅŸabilir, veya ikiden fazla farklı paralel iplikçiÄŸin her birinin ortak yapıya bir baz temin etmesi ile de bu dört baz bir araya gelebilir.

Topoizomerazlar hem nükleaz hem de ligaz etkinliÄŸine sahiptir. Bu proteinler DNA’daki süperburulma derecesini deÄŸiÅŸtirirler. Bu enzimlerin bazıları DNA sarmalının bir iplikçiÄŸini kesip bunun öbürü etrafında dönmesini saÄŸlar, sonra da DNA’daki kesiÄŸi tekrar birleÅŸtirir.[24] Bu enzimlerin diÄŸerleri ise DNA sarmalının bir iplikçiÄŸini kesip öbür iplikçiÄŸin bu kesiÄŸin içinden kesmesini saÄŸlarlar, sonra kesiÄŸi tekrar birleÅŸtirirler.[80] Topoizomerazlar DNA’yla ilgili pekçok süreçte yer alırlar, DNA ikileÅŸmesi ve transkripsiyonu gibi.[25]

1953′te Rosalind Franklin tarafından elde edilmiÅŸ X-ışını kırınım görüntülerine dayanarak ve bazların eÅŸlendiÄŸi bilgisini kullanarak, James D. Watson ve Francis Crick DNA’nın bugün kabul görmüş yapısını ilk defa öne sürdüler.[124] Watson ve Crick’in modelini destekleyen deneysel veriler Nature dergisinin aynı sayısında 5 ek makale olarak yayımlandı. Bunlardan Franklin ve Raymond Gosling’in makalesi, Watson ve Crick’in modelini destekleyen ilk X ışını kırınım verisi yayınıydı,[125][126] derginin bu sayısında ayrıca Maurice Wilkins ve çalışma arkadaÅŸları tarafından DNA yapısı hakkında bir makale de vardı.[127] 1962′de Franklin’in ölümünün ardından, Watson, Crick ve Wilkins beraberce Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülünü aldılar.[128] Ancak, bu keÅŸfin kime ait olduÄŸuna dair tartışma sürmektedir[129]

DNA, ökaryotlarda doğrusal kromozomlar, prokaryotlarda ise dairesel kromozomlar içinde bulunur. Bir hücredeki kromozomlar kümesine onun genomu denir; insan genomu 46 kromozom içinde yer alan yaklaşık 3 milyar baz çiftinden oluşur.[54] Protein ve diğer işlevsel RNA molekülleri kodlayan bilgi, gen adı verilen DNA parçalarının dizisinde yer alır. Genlerdeki genetik bilginin aktarılması baz eşleşmesi ile gerçekleşir. Örneğin, transkripsiyon sırasında bir DNA dizisinin ona komplementer bir RNA dizisi olarak kopyalanması, DNA ile doğru RNA nükleotitler arasındaki çekim ile mümkün olur. Protein çevrimi (translasyon) denen süreç sırasında bu RNA dizisine kaşılık gelen bir protein sentezlenirken, RNA nükleotitleri arasında gene baz eşleşmesi olur. Bir diğer önemli biyolojik süreç, hücredeki genetik bilginin kopyalanması olan DNA ikilenmesidir. Bu işlevlerin ayrıntıları başka maddelerde işlenmiştir; burada DNA ile genomun fonksiyonlarını yerine getiren diğer moleküller arasındaki etkileşimler ele alınmıştır.

1928′de Frederick Griffith, Pnömokok bakterisinin “düz” ÅŸeklini belirleyen özelliÄŸin “buruÅŸuk” ÅŸekilli Pnömokok bakterilere aktarılmasının mümkün olduÄŸunu, bunun için ölü “düz” bakterilerin canlı “buruÅŸuk” bakterilerle karıştırılmasının yettiÄŸini gösterdi.[121] Bu deneysel sistem kullanarak Oswald Avery ve arkadaÅŸları Colin MacLeod ve Maclyn McCarty 1943′de deÄŸiÅŸtirici etmenin DNA olduÄŸunu gösterdiler.[122] 1952′de Alfred Hershey ve Martha Chase tarafından Hershey-Chase deneyinde T2 fajının genetik malzemesinin DNA olduÄŸunu göstererek DNA kalıtımdaki rolü teyid ettiler.[123]

Hücrelerde DNA, kromozom olarak adlandırılan yapıların içinde yer alır. Hücre bölünmesinden evvel kromozomlar ikilenir, bu sırada DNA ikileÅŸmesi gerçekleÅŸir. Ökaryotlarda (yani hayvan, bitki, mantar ve protistalar) DNA’larını hücre çekirdeÄŸi içinde bulundururlar, buna karşın prokaryotlarda (yani bakteri ve arkelerde) DNA hücre sitoplazmasında yer alır. Kromozomlarda bulunan kromatin proteinleri (histonlar gibi) DNA’yı sıkıştırıp organize ederler. Bu sıkışık yapılar DNA ile diÄŸer proteinler arasındaki etkileÅŸimleri düzenleyerek DNA’nın hangi kısımlarının okunacağını kontrol ederler.

Kromatin adı verilen bir yapı içinde DNA’nın paketlenmesi ile kromozomlar meydana gelir. Bu paketlenme gen ifadesine etki eder. Baz deÄŸiÅŸimi (modifikasyonu) bu paketlenmeyle iliÅŸkilidir, öyle ki gen ifadesinin az olduÄŸu veya hiç olmadığı yerlerde sitozin bazları yüksek derecede metilasyona uÄŸramıştır. ÖrneÄŸin, sitozin metilasyonu ile 5-metilsitozin meydana gelir, bu X kromozomu inaktivasyonu için önemlidir.[39] Ortalama metilasyon düzeyi canlıdan canlıya farkeder: solucan Caenorhabditis elegans’da sitozin metilasyonu olmaz, buna karşın omurgalı DNA’sının %1′e ulaÅŸan kadarı 5-metilsitozin içerebilir.[40] 5-metilsitozinin önemli bir baz olmasına raÄŸmen, onun deamidinasyonu sonucu bir timin bazı oluÅŸur, bu yüzden metillenmiÅŸ sitozinler mutasyona eÄŸilimlidirler.[41] DiÄŸer baz modifikasyonarı arasında bakterilerde görülen adenin metilasyonu ve kinetoplastitlerde urasilin glikozilasyonu sonunda meydana gelen “J-bazı” sayılabilir.[42][43]

DNA nanoteknolojisi DNA’ya has moleküler tanıma özelliklerini kullanarak faydalı özelliklere sahip, kendi kendini oluÅŸturan, dallı DNA komplksleri imal eder. DNA böylede biyolojik bilgi taşımak için deÄŸil, yapısal bir malzeme olarak kullanılır. Bu yolla iki boyutlu periyodik dizilimler ve polihedral ÅŸekilli üç boyutlu yapılar yaratılmıştır. Nanomekanik araçlar ve algoritmik olarak oluÅŸan yapılar da gösterilmiÅŸ, bu DNA yapıları ile baÅŸka moleküllerin (altın nano tanecikleri ve streptavidin proteinlerinin) düzenlenmesi saÄŸlanabilmiÅŸtir.

Transkripsiyonda, protein kodlayan bir genin kodonları önce RNA polimeraz tarafından bir mesajcı RNA ÅŸeklinde kopyalanır. Bu RNA kopya, ardından bir ribozom tarafından deÅŸifre edilir; ribozom, mesajcı RNA ile amino asit taşıyan taşıyıcı RNA’lar arasında baz eÅŸlemesi yaparak onu okur. Dört bazın 3′lü kombinasyonları olabildiÄŸi için 64 olası kodon vardır (43 kombinasyon). Bunlar yirmi standart amino asidi kodlarlar, böylece çoÄŸu amino asite birden çok kodon düşer. Ayrıca, protein kodlayıcı bölgenin sonuna iÅŸaret eden üç tane de ‘stop’ veya anlamsız (nonsense) kodon vardır, bunlar TAA, TGA ve TAG kodonlarıdır.

ÇoÄŸu biyolojik türde genomdaki dizilerin ancak ufak bir bölümü protein kodlar. ÖrneÄŸin insan genomunun ancak %1′i protein eksonları kodlar, buna karşın insan DNA’sının %50′si protein kodlamayan, kendini tekrar eden dizilerden oluÅŸur.[56] Ökaryot genomlarında bu kadar çok protein kodlamayan DNA’nın bulunması ve türlerin genom büyüklüğündeki (“C-deÄŸeri”ndeki) büyük farklılıkların nedeni henüz anlaşılamamıştır ve “C deÄŸeri muamması” olarak bilinir.[57] Ancak, protein kodlamayan (non-coding) DNA dizileri gene de iÅŸlevsel kodlamayan RNA molekülleri kodlamaktadır, bunlar da gen ifadesinin düzenlenmesinde rol oynarlar.[58]

DNA’ya baÄŸlanan yapısal proteinler, non-spesifik DNA-protein etkileÅŸimlerinin iyi anlaşılmış örneklerindendir. Kromozomlarda bulunan DNA, yapısal proteinlerle beraber kompleksler oluÅŸturur. Bu proteinler DNA’yı kromatin adlı kompakt yapı içinde organize ederler. Ökaryotlarda kromatinin oluÅŸmasında DNA’nın histon adlı küçük, bazik proteinlere baÄŸlanması önemli bir rol oynar; prokaryotlarda ise çeÅŸitli baÅŸka protein türleri DNA’ya baÄŸlanır.[64][65] Histonlar, nükleozom adlı disk ÅŸeklinde bir kompleks oluÅŸtururlar, çift iplikçikli DNA buna sarılarak iki kere bunun etrafında döner. Histonların bazik kalıntıları ile DNA’nın ÅŸeker-fosfat omurgasındaki asidik fosfatlar arasındaki iyonik baÄŸlar, non-spesifik bir etkileÅŸim oluÅŸturur, baz dizisinden büyük ölçüde bağımsızdırlar.[66] Bu bazik amino asitlerin kimyasal deÄŸiÅŸimleri arasında metilasyon, fosforilasyon, ve asetilasyon sayılabilir.[67] Bu kimyasal deÄŸiÅŸimler, DNA’nın histonlarla etkileÅŸimini etkiler, bunun sonucunda DNA’ya transkripsyon faktörlerinin eriÅŸimi ve transkripsiyon hızı deÄŸiÅŸir.[68] Kromatinde bulunan diÄŸer non-spesifik DNA’ya baÄŸlanıcı proteinler arasında bulunan yüksek hareketli grup proteinleri (ing. high-mobility group proteins) bükülmüş veya distorte olmuÅŸ DNA’ya baÄŸlanır.[69] Bu proteinler, bitiÅŸik nükleozom gruplarını bükerek daha büyük ölçekli yapılar oluÅŸturarlar ve kromozomları meydana getirirler.[70]

İki tip baz çifti farklı sayıda hidrojen baÄŸları oluÅŸturur, AT’nin iki hidrojen bağı, GC’nin üç hidrojen bağı vardır (bakınız ÅŸekil). Dolayısıyla GC çiftleri AT baz çiftlerinden daha güçlüdür. Dolayısyla iki DNA iplikçiÄŸinin birbirine baÄŸlanma gücünü belirleyen, hem DNA çift sarmalının uzunluÄŸu hem de onu oluÅŸturan GC baz çiftlerinin yüzde oranıdır. Yüksek oranda GC’li uzun DNA’ların iplikçikleri birbirine daha sıkı baÄŸlıdır, AT oranı yüksek kısa sarmalların iplikçikleri ise birbiriyle daha zayıf etkileÅŸirler.[14] Biyolojide, DNA çifte sarmalının kolay ayrılması gereken bölgelerinde AT oranı yüksek olur, örneÄŸin bazı promotörlerde bulunan TATAAT Pribnow kutusu.[15] Laboratuvarda bu etkileÅŸimin gücünü ölçmek için hidrojen baÄŸlarını koparmak için gerekli sıcaklık, ergime sıcaklığı belirlenir (bu, Tm sıcaklığı olarak da adlandırılır). DNA çifte sarmalındaki tüm baz çiftleri eridikten sonra ipliçikler ayrışır ve çözeltide iki bağımsız molekül olarak varlığını sürdürür. Bu iki tek iplikçikli DNA molekülün tek bir biçimi yoktur, ama bazı biçimler diÄŸerlerinden daha kararlıdır.[16]

Canlıların çoÄŸalması ve (çok hücreli canlıların) büyümesi için hücre bölünmesi gereklidir. Ancak bir hücre bölünürken DNA’sını da kopyalamak zorundadır ki iki yavru hücre ana hücredeki genetik bilginin aynısına sahip olsunlar. DNA’nın iki iplikli yapısı DNA ikileÅŸmesi için basit bir mekanizma saÄŸlar. İki iplikçik ayrışırlar, sonra her bir iplikçikteki dizinin komplementer dizisi DNA polimeraz adlı bir enzim tarafından imal edilir. Bu enzim, tümleyici iplikçiÄŸi sentezlemek için gereken her bazın doÄŸru olanını baz eÅŸleÅŸmesi yoluyla seçer ve onu uzamakta olan iplikçiÄŸe ekler. DNA polimeraz bir DNA iplikçiÄŸini ancak 5′ – 3′ yönünde uzatabildiÄŸi için, bir çifte sarmalın antiparalel iplikçiklerininin kopyalanması için farklı mekanizmalar mevcuttur.[63] Böylece, eski iplikçikteki baz, yeni iplikçiÄŸe eklenen bazları belirler, sonunda hücre DNA’sının mükemmel bir kopyasını elde eder.

Bazlar iki tip olarak sınıflandırılırlar: adenin ve guanin, pürin türevleridir, bunlar beÅŸ ve altı üyeli halkaların kaynaÅŸmasından oluÅŸmuÅŸ heterosiklik bileÅŸiklerdir; sitozin ve timin ise pirimidin türevleridir, bunlar altı üyeli bir halkadan oluÅŸur. Bir diÄŸer baz olan urasil (U), sitozinin yıkımı sonucu seyrek olarak DNA’da bulunabilir. Kimyasal olarak DNA’ya benzeyen RNA’da timin yerine urasil bulunur.

Bu DNA baÄŸlanma dizileri bir canlının genomunun her tarafında bulunabileceÄŸi için, bir transkripsiyon faktörünün etkinliÄŸinde meydan gelen degÄŸiÅŸiklikler binlerce gene etki edebilir.[75] Dolayısıyla bu proteinler çoklukla, çevresel deÄŸiÅŸiklikler, hücresel baÅŸkalaşım ve geliÅŸimi kontrol eden süreçlerle iliÅŸkili olan sinyal iletim süreçlerinin hedefidirler. Bu transkripsiyon faktörlerinin DNA ile etkileÅŸimindeki spesifisite, proteinin DNA bazlarının kenarları ile yaptığı temaslardan kaynaklanmaktadır, bu sayede bu proteinler DNA’nın dizisini “okurlar”. Bazlarla olan bu etkileÅŸimlerin çoÄŸu, bu bazlara kolaylıkla eriÅŸilebilen büyük olukta meydan gelir. [76]

Süper burulma (İngilizce supercoiling) tabir edilen bir süreç ile DNA bir halat gibi burulabilir. “GevÅŸek” halinde DNA’daki bir iplikçik, her 10,4 baz çiftinde bir, çift sarmalın ekseni etrafında bir tam dönüş yapar. Ama, eÄŸer DNA burulursa iplikçikler daha sıkı veya daha gevÅŸek sarılı olabilirler.[23] EÄŸer DNA sarmalı sarılma yönünde burulursa buna pozitif süperburulma denir ve bazlar birbirlerine daha sıkı ÅŸekilde tutunurlar. EÄŸer ters yönde burulursa DNA, buna negatif süperburulma denir ve bazlar birbirlerinden daha kolay ayrışırlar. DoÄŸadaki çoÄŸu DNA molekülü az derecede negatif süper burguludur, bundan topoizomeraz adlı enzimler sorumludur.[24] Bu enzimlerin bir iÅŸlevi transkripsiyon ve DNA ikileÅŸmesi gibi süreçler sırasında DNA iplikçiklerine etki eden burulmayı bertaraf etmektir.[25]

Kimyasal olarak DNA, nükleotit olarak adlandırılan basit birimlerden oluÅŸan iki uzun polimerden oluÅŸur. Bu polimerlerin omurgaları, ester baÄŸları ile birbirine baÄŸlanmış ÅŸeker ve fosfat gruplarından oluÅŸur. Bu iki iplikçik birbirlerine ters yönde giderler. Her bir ÅŸeker grubuna baz olarak adlandırılan dört tip molekülden biri baÄŸlıdır. DNA’nın omurgası boyunca bu bazların oluÅŸturduÄŸu dizi, genetik bilgiyi kodlar. Protein sentezi sırasında bu bilgi, genetik kod aracılığıyla okununca proteinlerin amino asit dizisini belirler. Bu süreç sırasında DNA’daki bilgi, DNA’ya benzer yapıya sahip baÅŸka bir nükleik asit olan RNA’ya kopyalanır, bu iÅŸleme transkripsiyon denir.

Rekombinasyon sayesinde kromozomlar arasında genetik bilgi takası olur ve yeni gen kombinasyonları meydan gelir, bunun doğal seleksiyonun verimini artırdığı ve yeni proteinlerin hızlı evrimleşmesinde önemli olduğu düşünülmektedir.[89] Genetik rekombinasyon DNA tamiriyle de ilişkilidir, özellikle çift iplikli kırılmalara hücrenin tepkisinde.[90]

Genler, iÅŸlevsel moleküller kodlayan DNA dizileridir, bunlar canlının fenotipini belirler. Protein kodlayan genler durumunda DNA dizisi bir mesajcı RNA dizisini tanımlar, bu da bir veya birkaç proteinin dizisini belirler. Genlerdeki DNA dizisi ile proteinlerdeki amino asit dizisi arasındaki iliÅŸki, biyolojik çevrim (translasyon) kuralları tarafından belirlenir, bunlar topluca genetik kod ile özetlenir. Genetik kod, üç nükleotitlik dizilere karşılık gelen, üç harfli ‘kelimelerden’ oluÅŸur (örneÄŸin, ACT, CAG, TTT), bu üçlüler kodon olarak adlandırılır.

Çift sarmalı iki iplikçiÄŸe baÄŸlı bazlar arasındaki hidrojen baÄŸları DNA’yı stabilize eder. DNA’a bulunan dört baz, adenin (A olarak kısaltılır), sitozin (C), guanin (G) ve timin (T) olarak adlandırılır. Bu dört baz ÅŸeker-fosfata baÄŸlanarak bir nükleotit oluÅŸturur, örneÄŸin “adenozin monofosfat” bir nükleotittir.

DNA’ya baÄŸlanıcı proteinler arasında bulunan baÅŸlıca bir protein grubu, tek iplikçikli DNA’ya baÄŸlanıcı proteinlerdir. İnsanda replikasyon protein A bu protein ailesinin en iyi anlaşılmış üyesi sayılır, bu protein, cifte sarmalın ayrıştığı durumlarda, örneÄŸin DNA ikileÅŸmesi, rekombinasyon ve DNA tamirinde iÅŸlev görür.[71] Bu proteinler tek iplikçikli DNA’yı kararlı kılar, onun sap-ilmik (stem-loop) oluÅŸturmasına veya nükleazlar tarafında yıkımına engel olurlar.

Nükleik asit polimerazları, nükleozit trifosfatlardan polinükleotit zincirler sentezleyen enzimlerdir. Ürettikleri ürünler var olan polinükleotit zincirlerinin (bunlara kalıp denir) kopyalarıdır. Bu enzimler, bir DNA zincirindeki en son nükleotitin 3′ hidroksil grubuna yeni bir nükleotit ekleyerek çalışır. Dolayısıyla tüm polimerazlar 5′ – 3′ doÄŸrultusunda ilerler.[82] Bu enzimlerin aktif bölgesinde, gelen nükleozit trifosfat kalıp ile baz eÅŸleÅŸmesi yapar; bu sayede polimeraz, kalıba komplementer bir iplikçiÄŸi doÄŸru bir ÅŸekilde sentezleyebilir. Polimerazlar kullandıkları kalıbın tipine göre sınıflandırılır.

DNA dizilerinin aracılığıyla işlenmesi, aranması ve analizi, biyoinformatik bilminin konuları arasındadır. DNA dizilerinin depolanması ve aranması için yöntemlerin geliştirilmesi sayesinde bilimlerinde önemli ilerlemeler katedilmiştir, özelikle dizi algoritmaları, makine öğrenimi ve veritabanı teorisi konularında.[110] Dizi arama ve eşlendirme algoritmaları harflerden oluşan uzun diziler içinde daha kısa harf dizilerinin bulunmasıyla ilgilidir, bunlar belli nükleotit dizilerinin bulunması için geliştirilmiştir.[111] editörü programlarının kullandığı algoritmalar DNA dizileri durumunda son derece verimsiz çalışırlar, DNA dizilerini oluşturan farklı karakterlerin küçük sayısından dolayı. Bununla ilişkili olan dizi hizalama problemi ise benzer dizileri bulmayı ve bunları birbirinden faklı kılan mutasyonları tanımlamayı amaçlar. Bu teknikler, özellikle çoklu dizi hizalaması, filogenetik ilişki ve protein işlevi araştırmalarında kullanılır.[112] Bir genomun tamamına karşılık gelen DNA dizilerinin kullanılması için bu dizilerin üzerinde genlerin ve onların düzenleyici elemanlarının yerlerinin kaydedilmesi (ing. annotation) gerekmektedir. DNA dizilerinde protein veya RNA kodlayıcı genlerin özelliklerine sahip bölgelerin tanınması, gen bulma algoritmaları sayesinde mümkündür, bunlar sayesinde adamları bir genin ürününü önceden tahmin edebilirler, bu ürün laboratuvarda daha saflaştırılmadan.[113]

Ne var ki, eski genetik sistemler hakkında doÄŸrudan delil mevcut deÄŸildir, çünkü çoÄŸu fosillerden DNA elde edilmesi mümkün deÄŸildir. Bunun nedeni, çevre etkilerine maruz kalan DNA’nın bir milyon yıldan az süre dayanması ve çözelti içinde zamanla küçük parçalara yıkımıdır.[97] Eski DNA’nın izole edilmiÅŸ olduÄŸuna dair iddialar vardır, özellikle 250 milyon evvelden kalma bir tuz kristalı içinde canlı kalmış bir bakterinin izole edildiÄŸi iddia edilmiÅŸtir[98] ama bu iddialar tartışmalıdır.[99][100]

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/DNA_molek%C3%BClleri

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Sonraki Sayfa »