Alternatif akım nedir

Yazan: admin | 2010 icatları | Pazartesi 7 Haziran 2010 12:54

Endüstriyel amaçlı üç faz (İngilizce: Three-phase) AC akımı üreten ilk santral ise, 1893 yılında Almirian Decker tarafından Kaliforniya’ daki Mill Creek hidroelektrik santralinde kurulmuÅŸtur. Decker’ in tasarladığı sistem 10.000 volt ve 3 fazlı bir sistemdir. Bu gerilimi kullanan sistemler günümüzde hala motorlarda ve bazı nakil hatlarında bulunmaktadır.

AA güç genellikle sanayi ve konutlarda kullanılır. Santrallerde üretilen enerjinin sevkinde de AA kullanılmaktadır. Deniz altına yapılan enerji nakil hatlarında üretilen AA elektrik, dalga yapısında bozulmalara sebep verilmemesi için DC’ ye dönüştürülerek taşınmaktadır. HVDC ismi verilen uygulama ile okyanus ya da deniz altından nakil hatları iÅŸlenebilmektedir.

IT earthing system

Günümüzde HVDC sistemler, yani yüksek gerilimli doğru iletim sistemleri(1) bu etkileri ortadan kaldırmıştır, ancak uygulanması ve işletme maliyetleri çok yüksektir. Bu sistemde santralde üretilen AC güç, doğrultucu devreler yardımıyla DA güce çevrilir ve DA olarak taşınır. Hat sonunda tekrar AA güce çevrilir.

Pik-pik(tepeden tepeye) değeri AC gerilim için pozitif tepe değeri ve negatif tepe değeri arasındaki değerdir. \displaystyle \sin(x) için değer olan +1 ile ve en düşük değer -1 arasında, AC gerilim pik değerleri \displaystyle+V_{\rm pik} and \displaystyle-V_{\rm pik} arasında değişir. Pik-Pik değeri genellikle, \displaystyle V_{\rm pp} or \displaystyle V_{\rm P-P} şekillerinde yazılır, V_{\rm pik} - \left(-V_{\rm pik}\right) = 2 \times V_{\rm pik}, ile formülize edilir.

İzolasyonlu kablolar arasındaki etkisini pratikte ilk dizayn eden William Stanley’ dir. İndüksiyon bobini adını verdiÄŸi ve transformatör’ün atası olan sistemle alternatif akımla ilgili çalışmalarına baÅŸlamıştır. Bugün kullanılan haliyle alternatif akım ilk olarak Nikola Tesla tarafından 1886 yılında laboratuar ortamında üretilmeye baÅŸlanmıştır. Tesla daha sonra patentini George Westinghouse’ a satmıştır. O yıllarda Lucien Gaulard, John Dixon Gibbs, Carl Wilhelm Siemens ve diÄŸer bazı bilim adamlarıda, bu alanda çalışmalar yapmışlardır.

Elektriğin frekansı ülkelere göre değişiklik gösterebilir. En çok kullanılan frekanslar 50 ve 60 hertzdir. Askeri alanlarda, denizaltılarda, tekstil endüstrisinde, bazı merkez bilgisayarlarda, uçaklarda ve uzay araçlarında 400 hertz kullanılmaktadır. Aşağıdaki tabloda ülkelere göre frekans ve gerilim değerleri bulunmaktadır.

Alternatif akımın gücü bilindiği gibi transformatörlerle arttırılabilir veya azaltılabilir. İletim sırasında nakil hatlarında oluşan gerilim düşümünü indirgemek için yüksek gerilimler kullanılır. Türkiye için iletim hatlarında 154 ve 380 kV(kilovolt) kullanılır. Burada iletim hattından kasdedilen santral ile şehir şebeke girişleri arasıdır.

Alternatif akım, alternatif gerilimle beraber incelenir. Alternatif akım genellikle sinüzoidaldir. Sinüs deÄŸeri 0° için 0, 90° için +1, 180° için 0, 270° için -1′ dir. AC gerilim (V) matematiksel olarak aÅŸağıdaki formül ile ele alınabilir;

Bir iletim hattındaki kayıp güç iletkendeki akımın karesi ve direncinin çarpımı ile bulunur.  P=I^2 \cdot R \,\! olarak formülüze edilir. Bunun anlamı; eğer iletkendeki akım 2 katına çıkarsa güç kaybı 4 kat artacaktır demektir.

BilindiÄŸi gibi içerisinden elektrik akımı geçen bir kablo etrafında manyetik alan meydana getirir. Tersinir olarak, manyetik alana maruz kalan bir kabloda da elektrik akımı oluÅŸur. Bu ilkeden yola çıkılarak sabit stator ve hareketli rotor dan oluÅŸan bir sistem dizayn edilmiÅŸtir. ÇeÅŸitli güçlerle(hidroelektrik santraldeki yüksekten düşen su, termik santraldeki buhar gücü vb) döndürülen rotor statorda sarılı haldeki kablolar üzerinde elektrik akımı oluÅŸturur. Daire biçimindeki statorun 120° lik açı ile 3 tarafından üretilen elektrik enerjisi alınır. Üç faz oluÅŸmuÅŸ bulunmaktadır. AC’ deki sinüs dalgasının sebebi ise her faza düşen manyetik alanın, döner haldeki rotor sebebiyle sürekli deÄŸiÅŸmesinden kaynaklanmaktadır.

Alternatif akım 19. yüzyılın sonları ile 20. yüzyılın başlarında geliştirilerek kullanılmaya başlanılmıştır.

Burada;

Hatta 3 faz taşımak esastır. Çünkü dünyadaki elektrik santrallerinin tamamına yakını 3 faz elektrik üretir. Bunun sebebi jeneratörün statorundaki 120°’lik açıyla dizilmiÅŸ hat çıkışlarıdır.

Günümüzde havadan ve kablo üzerinden taşınan, ve dalgalarının karışmama sebebi de alternatif akımın farklı sinüzoidal yapılarda olmasından kaynaklanmaktadır.

Şehirlerarası nakil hatları sonlar ile şehir şebekesi başlangıçları arasında indirici merkezler bulunur. Bu merkezlerin görevi gelen yüksek gerilimi dağıtım planlarına göre orta gerilim veya düşük gerilime çevirmektir. Bu merkezlerdeki transformatörler bu görevi yüklenirler. Temel olarak bir indirici merkezde, transformatör, kesici, ayırıcı, gerilim trafosu, kumando panoları bulunur.

Ancak yüksek gerilimlerinde dezavantajları vardır. Bunlar;

Alternatif akım (AA ve AC İngilizce: Alternating current), genliği ve yönü periyodik olarak değişen elektriksel akımdır. En bilinen AC dalga biçimi sinüs dalgasıdır. Yine de farklı uygulamalarda üçgen ve kare dalga gibi değişik dalga biçimleri de kullanılmaktadır. Bütün dalgalar birbirlerine devreler aracılığı ile çevrilebilirler. Devrede , diyotlar, röle ler ile bu çevrim yapılabilir.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Alternatif_ak%C4%B1m

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Alternatif akım nedir

Yazan: admin | icatlar | Pazartesi 7 Haziran 2010 12:50

Hatta 3 faz taşımak esastır. Çünkü dünyadaki santrallerinin tamamına yakını 3 faz üretir. Bunun sebebi jeneratörün statorundaki 120°’lik açıyla dizilmiÅŸ hat çıkışlarıdır.

BilindiÄŸi gibi içerisinden elektrik akımı geçen bir kablo etrafında manyetik alan meydana getirir. Tersinir olarak, manyetik alana maruz kalan bir kabloda da elektrik akımı oluÅŸur. Bu ilkeden yola çıkılarak sabit stator ve hareketli rotor dan oluÅŸan bir sistem dizayn edilmiÅŸtir. ÇeÅŸitli güçlerle(hidroelektrik santraldeki yüksekten düşen su, termik santraldeki buhar gücü vb) döndürülen rotor statorda sarılı haldeki kablolar üzerinde elektrik akımı oluÅŸturur. Daire biçimindeki statorun 120° lik açı ile 3 tarafından üretilen elektrik enerjisi alınır. Üç faz oluÅŸmuÅŸ bulunmaktadır. AC’ deki sinüs dalgasının sebebi ise her faza düşen manyetik alanın, döner haldeki rotor sebebiyle sürekli deÄŸiÅŸmesinden kaynaklanmaktadır.

İzolasyonlu kablolar arasındaki alternatif etkisini pratikte ilk dizayn eden William Stanley’ dir. İndüksiyon bobini adını verdiÄŸi ve transformatör’ün atası olan sistemle alternatif akımla ilgili çalışmalarına baÅŸlamıştır. Bugün kullanılan haliyle alternatif akım ilk olarak Nikola tarafından 1886 yılında laboratuar ortamında üretilmeye baÅŸlanmıştır. Tesla daha sonra patentini George Westinghouse’ a satmıştır. O yıllarda Lucien Gaulard, John Dixon Gibbs, Carl Wilhelm Siemens ve diÄŸer bazı adamlarıda, bu alanda çalışmalar yapmışlardır.

Alternatif akım, alternatif gerilimle beraber incelenir. Alternatif akım genellikle sinüzoidaldir. Sinüs deÄŸeri 0° için 0, 90° için +1, 180° için 0, 270° için -1′ dir. AC gerilim (V) matematiksel olarak aÅŸağıdaki formül ile ele alınabilir;

Elektriğin frekansı ülkelere göre değişiklik gösterebilir. En çok kullanılan frekanslar 50 ve 60 hertzdir. Askeri alanlarda, denizaltılarda, tekstil endüstrisinde, bazı merkez bilgisayarlarda, uçaklarda ve uzay araçlarında 400 hertz kullanılmaktadır. Aşağıdaki tabloda ülkelere göre frekans ve gerilim değerleri bulunmaktadır.

Ancak yüksek gerilimlerinde dezavantajları vardır. Bunlar;

Günümüzde havadan ve kablo üzerinden taşınan, ve dalgalarının karışmama sebebi de alternatif akımın farklı sinüzoidal yapılarda olmasından kaynaklanmaktadır.

Endüstriyel amaçlı üç faz (İngilizce: Three-phase) AC elektrik akımı üreten ilk santral ise, 1893 yılında Almirian Decker tarafından Kaliforniya’ daki Mill Creek hidroelektrik santralinde kurulmuÅŸtur. Decker’ in tasarladığı sistem 10.000 volt ve 3 fazlı bir sistemdir. Bu gerilimi kullanan sistemler günümüzde hala motorlarda ve bazı nakil hatlarında bulunmaktadır.

Alternatif akım 19. yüzyılın sonları ile 20. yüzyılın başlarında geliştirilerek kullanılmaya başlanılmıştır.

Günümüzde HVDC sistemler, yani yüksek gerilimli doğru akım iletim sistemleri(1) bu etkileri ortadan kaldırmıştır, ancak uygulanması ve işletme maliyetleri çok yüksektir. Bu sistemde santralde üretilen AC güç, doğrultucu devreler yardımıyla DA güce çevrilir ve DA olarak taşınır. Hat sonunda tekrar AA güce çevrilir.

Bir iletim hattındaki kayıp güç iletkendeki akımın karesi ve direncinin çarpımı ile bulunur.  P=I^2 \cdot R \,\! olarak formülüze edilir. Bunun anlamı; eğer iletkendeki akım 2 katına çıkarsa güç kaybı 4 kat artacaktır demektir.

Pik-pik(tepeden tepeye) değeri AC gerilim için pozitif tepe değeri ve negatif tepe değeri arasındaki değerdir. \displaystyle \sin(x) için değer olan +1 ile ve en düşük değer -1 arasında, AC gerilim pik değerleri \displaystyle+V_{\rm pik} and \displaystyle-V_{\rm pik} arasında değişir. Pik-Pik değeri genellikle, \displaystyle V_{\rm pp} or \displaystyle V_{\rm P-P} şekillerinde yazılır, V_{\rm pik} - \left(-V_{\rm pik}\right) = 2 \times V_{\rm pik}, ile formülize edilir.

Burada;

Alternatif akım (AA ve AC İngilizce: Alternating current), genliği ve yönü periyodik olarak değişen elektriksel akımdır. En bilinen AC dalga biçimi sinüs dalgasıdır. Yine de farklı uygulamalarda üçgen ve kare dalga gibi değişik dalga biçimleri de kullanılmaktadır. Bütün dalgalar birbirlerine devreler aracılığı ile çevrilebilirler. Devrede , diyotlar, röle ler ile bu çevrim yapılabilir.

Alternatif akımın gücü bilindiği gibi transformatörlerle arttırılabilir veya azaltılabilir. İletim sırasında nakil hatlarında oluşan gerilim düşümünü indirgemek için yüksek gerilimler kullanılır. Türkiye için iletim hatlarında 154 ve 380 kV(kilovolt) kullanılır. Burada iletim hattından kasdedilen santral ile şehir şebeke girişleri arasıdır.

IT earthing system

Şehirlerarası nakil hatları sonlar ile şehir şebekesi başlangıçları arasında indirici merkezler bulunur. Bu merkezlerin görevi gelen yüksek gerilimi dağıtım planlarına göre orta gerilim veya düşük gerilime çevirmektir. Bu merkezlerdeki transformatörler bu görevi yüklenirler. Temel olarak bir indirici merkezde, transformatör, kesici, ayırıcı, gerilim trafosu, kumando panoları bulunur.

AA güç genellikle sanayi ve konutlarda kullanılır. Santrallerde üretilen enerjinin sevkinde de AA kullanılmaktadır. Deniz altına yapılan enerji nakil hatlarında üretilen AA elektrik, dalga yapısında bozulmalara sebep verilmemesi için DC’ ye dönüştürülerek taşınmaktadır. HVDC ismi verilen uygulama ile okyanus ya da deniz altından nakil hatları iÅŸlenebilmektedir.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Alternatif_ak%C4%B1m

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

alternatif akım nedir

Yazan: admin | icatlar | Çarşamba 5 Mayıs 2010 13:49

Alternatif 19. yüzyılın sonları ile 20. yüzyılın başlarında geliştirilerek kullanılmaya başlanılmıştır.

IT earthing system

Elektriğin frekansı ülkelere göre değişiklik gösterebilir. En çok kullanılan frekanslar 50 ve 60 hertzdir. Askeri alanlarda, denizaltılarda, tekstil endüstrisinde, bazı merkez bilgisayarlarda, uçaklarda ve uzay araçlarında 400 hertz kullanılmaktadır. Aşağıdaki tabloda ülkelere göre frekans ve gerilim değerleri bulunmaktadır.

Şehirlerarası nakil hatları sonlar ile şehir şebekesi başlangıçları arasında indirici merkezler bulunur. Bu merkezlerin görevi gelen yüksek gerilimi dağıtım planlarına göre orta gerilim veya düşük gerilime çevirmektir. Bu merkezlerdeki transformatörler bu görevi yüklenirler. Temel olarak bir indirici merkezde, transformatör, kesici, ayırıcı, gerilim trafosu, kumando panoları bulunur.

Günümüzde HVDC sistemler, yani yüksek gerilimli doğru akım iletim sistemleri(1) bu etkileri ortadan kaldırmıştır, ancak uygulanması ve işletme maliyetleri çok yüksektir. Bu sistemde santralde üretilen AC güç, doğrultucu devreler yardımıyla DA güce çevrilir ve DA olarak taşınır. Hat sonunda tekrar AA güce çevrilir.

Pik-pik(tepeden tepeye) değeri AC gerilim için pozitif tepe değeri ve negatif tepe değeri arasındaki değerdir. \displaystyle \sin(x) için en büyük değer olan +1 ile ve en düşük değer -1 arasında, AC gerilim pik değerleri \displaystyle+V_{\rm pik} and \displaystyle-V_{\rm pik} arasında değişir. Pik-Pik değeri genellikle, \displaystyle V_{\rm pp} or \displaystyle V_{\rm P-P} şekillerinde yazılır, V_{\rm pik} - \left(-V_{\rm pik}\right) = 2 \times V_{\rm pik}, ile formülize edilir.

(AA ve AC İngilizce: Alternating current), genliği ve yönü periyodik olarak değişen elektriksel akımdır. En bilinen AC dalga biçimi sinüs dalgasıdır. Yine de farklı uygulamalarda üçgen ve kare dalga gibi değişik dalga biçimleri de kullanılmaktadır. Bütün dalgalar birbirlerine devreler aracılığı ile çevrilebilirler. Devrede , diyotlar, röle ler ile bu çevrim yapılabilir.

Alternatif akımın gücü bilindiği gibi transformatörlerle arttırılabilir veya azaltılabilir. İletim sırasında nakil hatlarında oluşan gerilim düşümünü indirgemek için yüksek gerilimler kullanılır. Türkiye için iletim hatlarında 154 ve 380 kV(kilovolt) kullanılır. Burada iletim hattından kasdedilen santral ile şehir şebeke girişleri arasıdır.

Ancak yüksek gerilimlerinde dezavantajları vardır. Bunlar;

Burada;

Bir iletim hattındaki kayıp güç iletkendeki akımın karesi ve direncinin çarpımı ile bulunur.  P=I^2 \cdot R \,\! olarak formülüze edilir. Bunun anlamı; eğer iletkendeki akım 2 katına çıkarsa güç kaybı 4 kat artacaktır demektir.

İzolasyonlu kablolar arasındaki alternatif akım etkisini pratikte ilk dizayn eden William Stanley’ dir. İndüksiyon bobini adını verdiÄŸi ve transformatör’ün atası olan sistemle alternatif akımla ilgili çalışmalarına baÅŸlamıştır. Bugün kullanılan haliyle alternatif akım ilk olarak Nikola Tesla tarafından 1886 yılında laboratuar ortamında üretilmeye baÅŸlanmıştır. Tesla daha sonra patentini George Westinghouse’ a satmıştır. O yıllarda Lucien Gaulard, John Dixon Gibbs, Carl Wilhelm Siemens ve diÄŸer bazı adamlarıda, bu alanda çalışmalar yapmışlardır.

Günümüzde havadan ve kablo üzerinden taşınan, ve dalgalarının karışmama sebebi de alternatif akımın farklı sinüzoidal yapılarda olmasından kaynaklanmaktadır.

Hatta 3 faz taşımak esastır. Çünkü dünyadaki santrallerinin tamamına yakını 3 faz üretir. Bunun sebebi jeneratörün statorundaki 120°’lik açıyla dizilmiÅŸ hat çıkışlarıdır.

Endüstriyel amaçlı üç faz (İngilizce: Three-phase) AC elektrik akımı üreten ilk santral ise, 1893 yılında Almirian Decker tarafından Kaliforniya’ daki Mill Creek hidroelektrik santralinde kurulmuÅŸtur. Decker’ in tasarladığı sistem 10.000 volt ve 3 fazlı bir sistemdir. Bu gerilimi kullanan sistemler günümüzde hala motorlarda ve bazı nakil hatlarında bulunmaktadır.

BilindiÄŸi gibi içerisinden elektrik akımı geçen bir kablo etrafında manyetik alan meydana getirir. Tersinir olarak, manyetik alana maruz kalan bir kabloda da elektrik akımı oluÅŸur. Bu ilkeden yola çıkılarak sabit stator ve hareketli rotor dan oluÅŸan bir sistem dizayn edilmiÅŸtir. ÇeÅŸitli güçlerle(hidroelektrik santraldeki yüksekten düşen su, termik santraldeki buhar gücü vb) döndürülen rotor statorda sarılı haldeki kablolar üzerinde elektrik akımı oluÅŸturur. Daire biçimindeki statorun 120° lik açı ile 3 tarafından üretilen elektrik enerjisi alınır. Üç faz oluÅŸmuÅŸ bulunmaktadır. AC’ deki sinüs dalgasının sebebi ise her faza düşen manyetik alanın, döner haldeki rotor sebebiyle sürekli deÄŸiÅŸmesinden kaynaklanmaktadır.

AA güç genellikle sanayi ve konutlarda kullanılır. Santrallerde üretilen enerjinin sevkinde de AA kullanılmaktadır. Deniz altına yapılan enerji nakil hatlarında üretilen AA elektrik, dalga yapısında bozulmalara sebep verilmemesi için DC’ ye dönüştürülerek taşınmaktadır. HVDC ismi verilen uygulama ile okyanus ya da deniz altından nakil hatları iÅŸlenebilmektedir.

Alternatif akım, alternatif gerilimle beraber incelenir. Alternatif akım genellikle sinüzoidaldir. Sinüs deÄŸeri 0° için 0, 90° için +1, 180° için 0, 270° için -1′ dir. AC gerilim (V) matematiksel olarak aÅŸağıdaki formül ile ele alınabilir;

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Alternatif_ak%C4%B1m

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

kapasitör

Yazan: admin | icatlar | Pazar 14 Åžubat 2010 12:54

Kondansatör, elektronların kutuplanarak elektriksel yükü elektrik alanın içerisinde depolayabilme özelliklerinden faydalanılarak, bir yalıtkan malzemenin iki tabaka arasına yerleÅŸtirilmesiyle oluÅŸturulan temel elektrik ve devre elemanıdır. Piyasada kapasite, kapasitör, sığaç gibi isimlerle anılan kondansatörler, 18. yüzyılda icat edilip geliÅŸtirilmeye baÅŸlanmış ve günümüzde teknolojinin ilerlemesinde büyük önemi olan elektrik – dallarının en vazgeçilmez unsurlarından biri olmuÅŸtur. Elektrik yükü depolama, reaktif güç kontrolü, bilgi kaybı engelleme, AC/DC arasında dönüşüm yapmada kullanılırlar ve tüm entegre devrelerin vazgeçilmez elemanıdırlar.

Kondansatörlerin karakteristikleri olarak;

sayılabilir. Bu kriterler göz önünde bulundurulduktan sonra gereksinime uygun olan kondansatör tercih edilir. Kondansatörlerin fiziksel büyüklükleri, çalışma gerilimleri ve depolayabilecekleri yük miktarına bağlıdır. Tasarım açısından ise çeşitlilik boldur, hemen hemen her boyut ve şekilde kondansatör temin edilebilir.

Elektrik konusunun geliÅŸmesi 18. yüzyılda statik (durgun) elektriÄŸin incelenmesiyle baÅŸlamıştır.[1] Statik elektriÄŸin bir ip boyunca iletilebilmesi, elektrik yükünün temasla paylaşılabilmesi ve depolanabilmesi özellikleri araÅŸtırmacı tarafından keÅŸfedilmeye baÅŸlanmıştı. 1745 yılında Ewald von Kleist elektriÄŸi küçük metal bir ÅŸiÅŸede depolamayı baÅŸarmıştı. Ancak kondansatörün asıl geliÅŸmesi, Leiden’de elektrik üzerinde deneyler yapan Pieter van Musschenbroek’in çalışmaları sonucu gerçekleÅŸmiÅŸti. Musschenbroek bir rastlantı sonucu Kleist’in çalışmalarını doÄŸrular nitelikte sonuçlara eriÅŸti. Musschenbroek içi ve dışı metalle kaplı cam bir ÅŸiÅŸe tasarladı. ÅžiÅŸenin bir kısmı suyla doldurulmuÅŸ ve aÄŸzı hava – sıvı geçirmeyecek ÅŸekilde bir mantarla tıkanmıştı. Mantarın ortasından bir iletken bir ucu ÅŸiÅŸe dışında bir ucu suyun içinde olacak ÅŸekilde yerleÅŸtirilmiÅŸti. İletkene statik elektrik üretici temas ettiÄŸinde Leiden ÅŸiÅŸesi yük depolamakta, elektriÄŸi ileten baÅŸka bir malzeme temas ettiÄŸinde boÅŸalmaktaydı.[2] Bu ÅŸiÅŸeler aynı zamanda ilk kondansatörlerdi.[1] Öyleki, ÅŸu anda Farad olan kapasite birimi ilk zamanlarda jar (ÅŸiÅŸe) olarak kabul edilmiÅŸti ve bu birim bugün 1 nF kapasiteye tekabül eder.[3]

Denemeler sonucunda metal kaplamalar arasındaki cam inceldikçe yayılan kıvılcımın büyüdüğü gözlendi. Leiden ÅŸiÅŸelerinde depolanan yük büyük deÄŸerler alabiliyordu ve birbirine tellerle baÄŸlanmış Leiden ÅŸiÅŸelerinden boÅŸalan elektriÄŸin hayvanları öldürebileceÄŸi gözlenmiÅŸti.[1] Bu ilginç alet Ewald von Kleist’in keÅŸfi, Pieter van Musschenbroek’in geliÅŸtirmesiyle ortaya çıkmıştır. Amerikalı devlet ve bilimadamı Benjamin Franklin, cam yalıtkanın Leyden ÅŸiÅŸesinden farklı olarak oval deÄŸil düzlemsel olmasının aynı iÅŸlevi gördüğünü bulmuÅŸ, Franklin’in düzlemsel cam yalıtkanlı kondansatörüne Franklin Düzlemleri adı verilmiÅŸtir.[2] Ardından Alessandro Volta ve Nikola Tesla gibi birçok bilim adamı tarafından incelenen kondansatör geliÅŸtirilerek günümüzdeki ÅŸeklini almıştır. Kondansatörler ismini, İtalyanca condensatore kelimesinden alır. Kapasite birimi ise jar’dan sonra, İngiliz bilim adamı Michael ’ın isminden hareketle Farad seçilmiÅŸtir.

Kondansatörlerde temel olarak iki deÄŸiÅŸken, tüketici için seçme olanağı sunar ve kondansatörler arasındaki farkları oluÅŸturur. Bunlar, kondansatörün çalışma – dayanma gerilim deÄŸeri ve depolayabileceÄŸi yük miktarıdır ve bunlar her kondansatörün üzerinde belirtilmiÅŸ olmak zorundadır. Kimi kondansatörlerin üzerinde çalışma deÄŸerleri doÄŸrudan yazılı iken kiminde rakamlar ve renkler kullanılır. Direk deÄŸerleri yazılı olanlar kolay okunmasına karşın, rakam ve renk kodlu olanların okunması belli standartlara baÄŸlıdır.

Rakam kodlarının standartları bir liste şeklinde verilebilir.

Simetrik tolerans ifade eden kodlar

Rakam kodlarından başka, bazı kondansatör çeşitlerinde de renk kodları kullanılır. Özellikle seramik, tantalum ve polyester kondansatörlerde renk kodları yaygındır. Aşağıdaki liste renk kodlarının anlamlarını sıralarken, yandaki resimlerde de çeşitli örnekler görülebilir.

Renk kodları standardı

Harf kodları kondansatörler üzerinde toleransı veya sıcaklık katsayısını belirtmek için kullanılırlar. Tolerans değeri için rakam kodunun yanına bir büyük harf yerleştirilir. Bu harflerin anlamı rakam kodları bölümünde yazmaktadır. Sıcaklık katsayısını belirtmek için ise harflerden oluşan bir dizi kullanılır.

Yalıtkan malzemelerin çoÄŸunda sıcaklıkla kapasite deÄŸiÅŸmemesine raÄŸmen bazı malzemelerde deÄŸiÅŸim olur. Sıcaklık katsayısı, bir malzemenin sıcaklıkla kapasite deÄŸiÅŸimini belirten katsayıdır. İngilizcesi temperature coefficient (tempco) olan bu katsayının birimi \ 1/ ^\circ C‘dir. Uygulamada ise \ ppm 1/ ^\circ C ifadesiyle karşılaşılır. ppm sözcüğü milyonda bir katsayısının ingilizce baÅŸ harflerinden oluÅŸturulmuÅŸtur.

Çoğu yalıtkan malzemenin sıcaklıkla kapasite değişimi eğrisi düz kabul edilebilecek şekildedir. Ancak seramik yalıtkanının kapasitesi sıcaklık değişimine çok duyarlıdır ve büyük değişimler gösterir, öyle ki seramik kondansatörlerin üstünde belirtilen değerler sadece oda sıcaklığında (25 °C ~ 77 °F) geçerlidir. Sıcaklık katsayısı kondansatörlerin üzerinde bir harf dizisi kodla belirtilir ve aşağıdaki liste bu harflerin anlamını belirtir. Yandaki resimde ise bazı sıcaklık katsayısı kodlarının anlamları ve okunuş şekilleri verilmiştir.

Kondansatörleri sınıflandırmanın en çok kullanılan yöntemi yalıtkan maddesine göre sınıflandırmadır. Malzemelerin bağıl yalıtkanlık katsayısı ve delinme gerilimleri yalıtkanlar arasındaki farklılıkları oluşturur ve bunlar kondansatörlerin özelliklerini belirleyip uygulama alanlarındaki çeşitliliği genişletir. Yandaki resimde farklı kondansatörlerin sahip oldukları farklı kapasite ve çalışma gerilim değerleri aralıkları görülmektedir. Aşağıdaki listede ise yalıtkanları farklı olan kondansatörlerin birbirlerine göre farkları sıralanır.

Yalıtkanları farklı olan kondansatörlerin karşılaştırılması

Kimi kondansatörlerin kapasiteleri değiştirilemez ve sabit kapasiteli olarak üretilirken, kimi kondansatörlerin kapasite değerleri üzerinde oynama, değişikliğe gitme imkânı vardır.

Sabit kondansatörlerin üretim aşamasında belli olan kapasiteleri sonradan kullanıcı eliyle değiştirilemediğinden devreye ince ayar yapma imkânı yoktur. Kullanıcı önceden ihtiyacı olan çalışma değerlerini belirler, ardından ona göre uygun bir kondansatör temin eder. Sabit kondansatör olarak üstteki beş örnek sayılabilir. Bu kondansatör çeşitlerinin daha ayrıntılı anlatımları yalıtkanlarına göre kondansatörler bölümünde bulunabilir. Devrede gösteriliş şekilleri ise yandadır.

Kapasiteleri çeşitli yöntemlerle değiştirilebilen kondansatörlere ayarlanabilir kondansatör adı verilir. Bu halleriyle ince ayar yapmaya imkân tanırlar. Yandaki resim, devre üzerinde ayarlanabilir kondansatörlerin alabileceği simgelerdir. Üç çeşit ayarlanabilir kondansatörden bahsedilebilir.

Varyabl kondansatör

Birçok plakanın birbiri içine geçecek şekilde bağlanmasıyla elde edilen varyabl kondansatörler, iki parçadan oluşurlar (sabit parça stator, hareketli parça rotor). Rotora bağlı olan mil sayesinde plakalar birbiri içine doğru hareket eder veya uzaklaşır. Bu şekilde plakalar arası yüzey alanı kontrol edilir ve kapasite değerinde değişim olur. Varyabl kondansatörler, çok büyük kapasite değerlerine ulaşamasalar da yüksek gerilim ve yüksek frekans değerlerinde çalışabilme olanağı sunarlar.

Trimer kondansatör

Trimerler, varyabl kondansatörlerden farklı olarak plakaların birbirine yaklaştırılması yöntemiyle kapasite değişimi sağlarlar. Küçük güç ve küçük boyutlu olup ile kontrol edilen trimerlerin kullanım alanı genel olarak telekomünikasyon devreleridir.

Varaktör

Diyot kullanılarak oluşturulmuş bir kondansatör çeşididir. Gerilim kontrollüdürler, uygulanan gerilim değeri büyüdükçe kapasite değerleri düşer. Yüksek frekansta çalışabilip telekomünikasyon alanında frekans kontrolünde kullanılırlar.

Kondansatörler üretim aşamasında kutupları belirlenmiş olarak da tasarlanabilirler. Bu duruma göre kondansatörler iki gruba ayrılır.

Üretim aÅŸamasında kutuplanmamış ve devreye baÄŸlanma yönü önem taşımayan kondansatörlerdir. Seramik ve mika yalıtkanlı kondansatörlerlerin dahil olduÄŸu bu grup, birkaç pikoFarad’dan mikroFarad deÄŸerlerine kadar bir yelpazede deÄŸer alır. Devre ÅŸemalarında aldığı semboller yandadır.

Elektrik, elektron hareketlerinin incelendiği, en küçük yapıtaşı elektron olan bir bilimken,hidrolik sıvıların mekanik özelliklerini inceleyen bir mühendislik ve bilim dalıdır.[4] Elektrik ile hidrolik arasındaki benzetim yöntemi hesaplama ve elektriğin gözde canlanması açısından oldukça faydalıdır. Kondansatör analizi için gereken elektriksel birimlerin hidrolikteki karşılıkları aşağıdaki tabloda verilmiştir.

Kondansatör, elektrik yükünü depolayan bir eleman olma özelliğiyle hidrolik bilimindeki sıvı tanklarına eşdeğerdir. Her yalıtkan malzemenin farklı yük depolama kapasitesi ve farklı bozulma gerilimi olduğu gibi, her sıvı tankının da bir basınç dayanımı ve sıvı miktarı kapasitesi vardır. Kondansatörlerde yalıtkan malzeme ne kadar önemliyse, sıvı tanklarında da sıvı ve tank çeşidi o kadar önemlidir.

Kondansatör kapasitesi, uygulanan gerilim başına depolanan yük miktarı olarak tanımlanır. Sıvı tankı kapasitesi ise tanka uygulanan basınç başına depolanan sıvı miktarıdır. Kondansatör uçları arasındaki gerilim farkı, sıvı tankına bağlı iki borudan geçen sıvıların basınç farkı olarak temsil edilir. Yandaki resimde kondansatörün \ + ucu 25 Volt, \ - ucu ise 10 Volttur ve 15 Volt fark, kondansatöre uygulanan gerilim farkıdır. Yine aynı resimde sıvı tankına sıvı basan pompanın basıncı 5 N/m2, sıvıyı çeken pompanın basıncı ise 3 N/m2dir, aradaki basınç farkı ise tankın uçları arasındaki basınç farkıdır. Kondansatör uçları arasındaki gerilim farkının plakalar arasında yük biriktirmesi gibi, tankın uçları arasındaki basınç farkı da tankta sıvı biriktirir. Tankın deforme olmaması için dış maddesinin, uçlar arasındaki basınç farkına dayanabilecek sağlamlıkta olması gerekir. Kondansatörlerin çalışma gerilimlerinin üzerindeki gerilimlerde deforme olmaları gibi, sıvı tankları da fazla basınçta patlarlar.

Hidrolikte DC kaynak, içinden geçen sıvının basıncının, hızının ve yönünün hiç değişmediği sıvı pompasına benzetilebilir. Basınç farkı, bir tanka giren sıvı basıncıyla çıkan sıvı basıncı arasındaki farktır. Uçları arasında P sıvı basıncı olan bir tankın çıkış borusu kapalı farzedilip giriş borusundaki sıvı basıncı P olarak verilmesi benzetimi ve gerçekleşecek olaylar yandaki animasyonda verilmiştir.

Uçları arasında sıvı basınç farkı olan tankın içinde sıvı birikmesi başlar. İlk anda tank boş olduğundan, pompadan gelen sıvı basıncının önünde bir engel yoktur ve sıvı akış hızı halindedir. Tank dolmaya başladıkça biriken sıvı, ağırlığı dolayısıyla pompaya ters yönde ve zamanla artan bir basınç uygular, net basınç pompa sıvı basıncı ile tankta biriken sıvı basıncı arasındaki fark olduğundan ve basınç farkı zamanla azalır. Basınç farkının azalması, tanka sıvı giriş hızının azalması anlamı da taşıdığından tankın sıvıyla dolma hızı gittikçe yavaşlar.

1. Tank dolu ve pompa basıncı sıvı basıncından büyüktür…

2. Tank dolu, pompa basıncı ile sıvı basıncı eÅŸit, ancak sıvı miktarı az…

3. Pompa basıncı ile sıvı basıncı eÅŸit, ancak sıvı tankı tamamen dolmadı…

Hidrolikte AC kaynak, sıvı akış yönü, hızı ve basıncı belli bir frekansa göre değişen pompa olarak düşünülebilir. Kondansatör eşdeğeri olan sıvı tankına bağlanmış bir pompadan, periyodun bir yarısında tanka sıvı verildiği diğer yarısında tanktan sıvı çekildiği, basınç değişiminin de sinüsoidal şekilde olduğu benzetimi ile AC kaynağa bağlanmış bir kondansatör gözde daha kolay canlanır. Sıvı akış yönünün değiştiği sistemlerde sıvı tankı sürekli dolup boşalma hareketi yapar, sıvı akışı durmaz ancak sıvı akışına karşı bir direnç oluşur. Bu direncin bağlı olduğu büyüklükler şöyle sıralanabilir.

\ R_{tank} = \frac {1}{S \cdot f} \rightarrow \rightarrow \rightarrow R_{kondansator} = \frac {1}{C \cdot 2 \pi f}

Üstteki formülasyon bir sıvı tankının basıncı sinüsoidal şekilde değişen pompadan sıvı girişine gösterdiği direncin nelere bağlı olduğunu ifade eder. Hidrolikteki eşdeğerleriyle yer değiştirdiğinde ise kondansatörün AC kaynakta elektron ve akım akışına gösterdiği direnç elde edilir. Formülasyonlar arasındaki tek fark olan \ 2 \pi çarpanı, kondansatörün AC direnci ifadesinde açısal frekansın kullanılmasından kaynaklanır. Kapasite değeri ve çalışma frekansının artması kondansatör direncinin düşmesine neden olur.

Sıvı pompası basıncının sinüsoidal şekilde olması, bir periyotun yarısında tanka sıvı gönderip diğer yarısında sıvı çektiği anlamına gelir. Sıvı gönderme sürecinin sonlarına doğru sinüsoidal grafikten kaynaklanan nedenle, sıvı tanka doğru itilmesine karşın pompa basıncı oldukça düşer ve sıfıra yaklaşır. Ancak tankta birikmiş sıvının basıncı pompa basıncından büyük hale gelir ve basınç farkı pompa sıvıyı tanka doğru itmesine karşın negatif çıkar. Yani, pompa basıncı tanka doğrudur ancak sıvı akışı tanktan dışarıya doğru gerçekleşir, dolayısıyla sıvı akışı faz olarak pompa basıncından ileridedir. Kondansatör benzetiminde eşdeğer büyüklükler kullanılırsa akım fazörü gerilim fazöründen ileridedir denilir.

Kondansatörler, elektrik yükünü yalıtkan malzemesinin içerisinde elektrik alanı olarak depolar. Kapasite \ C, bir kondansatörün yük depolayabilme yeteneÄŸi olarak tanımlanır ve birimi (Michael Faraday’ın anısına) Farad’ olarak belirlenmiÅŸtir. Uluslararası MKS birim sisteminde \ 1 \mbox {Farad}, uçları arasına \ 1 \mbox {Volt} gerilim uygulandığında \ 1 \mbox {Coulomb} = 6.275 \cdot 10^{28} tane elektron depolayabilen kondansatörün kapasitesine eÅŸittir. Matematiksel formdaki ifadesi ise aÅŸağıdadır.

Kondansatör – sıvı tankı benzetiminde elektronun karşılığının sıvı damlası olduÄŸu göz önüne alınırsa \ 1 \mbox {Farad} kapasitenin çok büyük bir deÄŸer olduÄŸu anlaşılır. Bundan dolayı uygulamada \ Farad biriminin alt katları daha yaygındır. Kapasite deÄŸeri metal tabakaların alanına ve yalıtkan malzemenin dielektrik katsayısına doÄŸru orantılı, metaller arası uzaklığa ters orantılı baÄŸlıdır.

Sıvı tankı benzetiminde de belirtildiği üzere kapasite, bir kondansatörün bir kaynağı ne kadar besleyebileceğinin de ölçütüdür, kapasite değeri arttıkça kondansatörün yükü besleyebileceği süre de artar.

Kondansatörün uçları arasına bir gerilim farkı uygulandığı zaman, devreden akım geçer. Eğer kondansatörün uçları arasında gerilim değişikliği olmazsa bir süre sonra kondansatör dolar ve akım geçirmemeye başlar. Gerilimde bırakılıp dolmuş ve akım geçirmeyen bir kondansatörün uçları arasındaki gerilim değiştirildiği anda ise devreden yeniden akım geçmeye başlar. Yani kondansatör akımı, uçları arasına uygulanan gerilimin değişimine bağlıdır. Bu durum aşağıdaki gibi gösterilir.

Bu ifadenin pratik olarak anlamları şöyle sıralanabilir:

Aşağıdaki ifade ise bize kondansatör geriliminin, akım cinsinden değerini söyler. Akımın integrali, kondansatörde depolanan elektrik yükünü verdiğinden, kapasiteye oranı bize uçlar arasındaki gerilimi verir.

Bir devre elemanının ifadesi, eğer sinüsoidal bir kaynağa bağlanırsa frekans domeninde yazılabilir. Bu hesaplamalarda, özellikle de türev ifadesinin yok edilmesinde çok kolaylık sağlayacaktır. Bunun için ise fazör yöntemini kullanacağız. Gerilim ve akım fazörleri aşağıdaki gibidir ve büyük harflerle belirtilirler.

Kondansatörlerin seri bağlanmasında öncelikle uçların doğru bağlanıp bağlanmamış olması sonrasında da kondansatörlerin yüklü olup olmaması göz önüne alınır. Her bir kondansatörün \ - ucu sonraki kondansatörün \ + ucuna bağlandığında seri bağlama sağlanmış olur. Yandaki resimde düzgün olarak seri bağlanmış 3 adet kondansatör bulunmaktadır. Kondansatörler seri bağlandığı zaman, kaynak akımı her bir kondansatörden geçen akıma eşit olur, kaynak gerilimi ise her bir kondansatörün gerilimlerinin toplamı olur.

Paralel bağlı elemanların \ + uçları aynı noktaya, yine \ - uçları da aynı noktaya bağlanır. Kondansatörlerin paralel bağlanmış şekli yandadır. Paralel bağlamada her bir kondansatörün gerilimi kaynak gerilimine eşittir, kaynak akımı ise her bir kondansatöre giden akımların toplamıdır.

Kondansatörün uçları arasına gerilim uygulandığı anda plakalar arasındaki yalıtkan malzemenin elektronları kutuplanırlar. Elektronlar \ + tarafa doÄŸru yönlenmeye çalışırken, \ - uç elektronları kendinden uzaklaÅŸtırır ve yalıtkan malzemenin kutuplanması böylece saÄŸlanmış olur. KutuplaÅŸmanın ve gerilim farkının olduÄŸu bir bölgede elektrik alanın varlığından bahsedebilir. Kondansatörde depolanan enerji, tarafından yapılan iÅŸ yoluyla bulunabilir. Bir \ q yükünün \ a noktasından \ b noktasına taşınmasıyla birlikte, kondansatörün kapasitesi \ C‘ye göre bir \ V_{ab} gerilimi oluÅŸur.

Aşağıdaki ifade oldukça küçük bir \ dq yükünün \ a noktasından \ b noktasına taşınması sırasında yapılan çok küçük işi gösterir.

AÅŸağıdaki formül ise yük miktarını \ 0 ‘dan \ Q‘ya entegre ederek, kapasitesi \ C olan bir kondansatörde \ V_{ab} geriliminde \ Q kadar yükü depolamak için gereken enerji miktarını verir.

Kondansatörde Depolanan Enerji

Sinüsoidal bir kaynakta anlık güç ifadesi aşağıdaki gibi bulunmuştur. Formülasyonda simge kalabalığı olmaması açısından faz farkı \ \phi olarak tanımlanmıştır.

Kapasitif yük, empedansının sanal kısmında kapasitif reaktansın etkisinin baskın olduğu yüktür. Kapasitif yüklerde sanal kısım \ - değer alır. Faz diyagramı çizildiğinde de kapasitif reaktansın etkisi sebebiyle sanal kısım aşağı doğru yönlenmiştir. Bunun nedeni, kapasitif yüklerde akım fazörünün gerilim fazörüne göre önden gitmesidir. Dolayısıyla faz farkı olarak tanımlanan \ \phi_v - \phi_i ifadesi negatif değer alır.

Anlık gücün genel ifadesi her türlü yük için geçerlidir. Kapasitif yüklerde faz farkı negatif olduğundan bu durum ele alınabilir, yerine koyulursa üstteki anlık güç ifadesi az da olsa değişikliğe uğrar. Faz farkının işareti hesaba katılınca, \ cos (-a) = cos(a) ve \ sin (-a) = - sin (a) trigonometrik eşitliklerinden anlık güç aşağıdaki hali alır.

Genel anlık güç ifadesinden farklı olarak kapasitif yüklü bir devrede güç ifadesinde, reaktif gücün işareti \ + olur. Reaktif gücün pozitif olmasının anlamı şudur: Kapasitif bir yükte reaktif güç pozitif çıkar, kondansatör bu sebeple bir reaktif güç depolama elemanı olarak görülebilir. İlerleyen zamanla birlikte kondansatör, reaktif gücü kendinde toplamaktadır. Kapasitif yükler saf kapasitif yüklerden farklı olarak bir direnç (resistans) kısmı da bulundurduklarından devrede aktif güç harcaması da yaparlar. Bu aktif güç tamamen dirençler üzerinde harcanır, kondansatörde depolanan ise tamamen reaktif güçtür. [6]

Saf kapasitif yükte, kapasitif yükten farklı olarak resistif kısım bulunmaz. En basitinden bu, üzerine kondansatör haricinde hiç bir devre elemanı bağlı olmayan bir devre olarak düşünebilir. Dolayısıyla bulanacak anlık güç, bir kondansatörün sinüsoidal devreye bağlandığında depolayabileceği reaktif güce eşit olur. Saf kapasitif yüklerde akım fazörü gerilim fazörüne göre \ 90^ \circ = \frac {\pi} {2} kadar önde ilerler. Yani faz farkı ifadesi \ -90^ \circ değerini alır. Bu değer, anlık güç ifadesinin içinde bulunan faz farkı kısmına yerleştirip aşağıdaki formülasyona ulaşılır.

Saf kapasitif yükte anlık güç ifadesi oldukça basitleşir ve formülde sadece reaktif güç kısmı kalır. Bu formülasyonun anlattığı şudur: Saf kapasitif bir yükte reaktif güç pozitif çıkar ve kondansatör bir reaktif güç depolayıcısı olarak çalışır. Devrede direnç bulunmadığından aktif güç harcanması olmaz ve anlık güç tamamen reaktif güçten oluşur. Yani reaktif güç alabileceği en büyük değerini alır ve kondansatör bu gücü depolama yönünde çalışır.

Kondansatörler akkü olarak da kullanılmaktadırlar, çünkü gerilimi U yavaş şekilde azalabilecek şekilde devrelere takılabilirler.

Kaydedilen elektriksel yük elektrik akımı olarak boşalır. Dolayısıyla:

 I = - \frac {dQ}{dt}

 R= \frac U I

ve de

 C= \frac Q U

ile  I= \frac U R = \frac {dU} {dt \cdot C}

Yani:  \dot U(t)= \frac {U(t)}{R \cdot C}

Bu diferansiyel denklemin çözümü  U(t) = U_0 \cdot e^{- \frac t {R \cdot C}} dir.

Böylece gerilim dirençle oynanarak yavaş veya hızlı şekilde boşaltılabilir.

Kondansatör bir DC kaynağına (örneğin pil) bağlandığında elektron bazında gerçekleşen olaylar şöyledir;

Kondansatörün uçları arasında oluşan bu elektron sayıları farkı, uçlar arasında gerilim farkına yol açar. Bu gerilim farkı, kondansatör uçlarına bağlanan DC kaynağın veya pilin gerilimine eşittir. Kondansatör DC kaynağa bağlandığı zaman kapasitesini doldurana dek devreden bir akım geçer. Bu akımın analizi, DC gerilime bağlanmış kondansatör ve lambadan oluşan bir devre üzerinden yapılabilir.

İçinde yük barındırmayan bir kondansatörün başlangıç anı gerilimi \ v_C(0) = 0 olur. Bu kondansatörün ucuna \ v_{DC} = v doğru gerilimi uygulandığı zaman devrede oluşan gerilim farkı aşağıdaki gibi ifade edilir.

Bu gerilim farkının önündeki dirençler ise kondansatörün iç direnci ile lambanın direncidir. direncine \ R_L, kondansatör iç direncine de \ R_C adı verilir.

Devre tamamlandığı ilk anda elektronlar akmaya başlar ve hızlıca kondansatörün kutuplanmasını sağlarlar. Bağlanmanın gerçekleştirildiği ilk an olan \ t = 0^+ anında elektronlar harekete geçerler, bu öyle kısa bir an sayılır ki kondansatörde o ana kadar hiç yük birikmez. Yani gerilim farkı hala DC kaynağın gerilimine eşittir. Bu anda akımın değeri aşağıdaki gibi elde edilir.

DC gerilime bağlı bir kondansatör ve lamba devresinin üzerinden geçen akımın alabileceği en yüksek değer budur. Çünkü zaman ilerledikçe kondansatör dolmaya başlar ve kutuplandıkça DC kaynağa ters bir DC kaynak gibi davranır. Zamanın sonsuza doğru gittiği varsayılırsa, kondansatör kaynağın değerinde ve kaynağa ters bağlı bir DC kaynak haline gelir. Yeterli zaman geçtikten sonra \ v_C(\infty) = v haline gelir ve devrede oluşan gerilim farkı \ v_{DC} - v_C = v - v = 0 olur.

Açıktır ki, gerilim farkının oluşmadığı bir devreden akım geçmez. Kondansatör başlangıç anında boştur ve yük biriktirmeye başlar, devreden akım geçer; dolduktan sonra ise bir pil gibi davranır ve devreyi tıkar, akım akmasını engeller. Bu iki zaman aralığında ise akım değişimi şöyle incelenir. İlk anda \ v_C(0) = 0 olan kondansatör gerilimi, hızlıca kutuplaşmanın sağlanmasıyla birlikte, ulaşacağı değer olan \ v_C(\infty) = v gerilimine doğru artış gösterir. Elektronların hareketi olduğu sürece kondansatörün gerilimi artar, devrenin net gerilim farkı zaman ilerledikçe düşer. Buna bağlı olarak da akım değeri \ i(0^+) = v / (R_C + R_L) başlangıç değerinden sürekli bir azalma gösterir. Nitekim zaman yeteri kadar ilerledikten sonra da akım \ i(\infty) = 0 olur. Akımdaki bu düşüşün grafiği çıkarıldığı zaman azalmanın doğal logaritmik bir şekilde gerçekleştiği görülmektedir. Kutuplanması sağlanmış bir kondansatör devreden sökülüp kullanılabilir. Bu anda artık kondansatörün başlangıç gerilimi \ v_C(0) = v olarak hesaplamaya katılır.

DC kaynak, bir adet lamba ve kondansatör devresinin pratik hayattaki incelemesi yandaki animasyonda görülür. Kondansatör ilk anda yüksüzdür, bir DC kaynağı olan pile bağlanırsa yük depolar, bu arada üzerinden zamanla doğal logaritmik azalan bir akım geçer. Tam dolu haldeki kondansatör bir anahtar yardımıyla pilden ayrılır ve lambaya bağlanır. Kondansatör bu haliyle bir DC kaynak gibi davranır ve lambaya bağlandığının ilk anında akım en yüksek değerinden akmaya başlar. Yani lamba en parlak halindedir. Lamba yanmaya devam ettikçe kondansatörün depoladığı yük düşer ve lamba parlaklığı azalır. Depolanan yük tükendiğinde ise lamba tamamen söner. Lambanın yanma süresinin artırılması için, daha yüksek kapasiteli bir kondansatöre ihtiyaç olur.

ÖrneÄŸin 5 V ile çalışan bir lambanın saniyede kullanacağı elektrik yükünün deÄŸeri 1 nanoFarad kabul edilirse, bu lambanın ucuna 5 V çalışma gerilimine sahip 10 nanoFarad ‘lık yükü depolamış bir kondansatör baÄŸlandığında, lambamız 10 saniye boyunca yanar. Bu süreyi artırmak için kondansatörün kapasitesi artırılır, ancak kondansatörün boyutları ve maliyeti de artar.

DC kaynak, kondansatör ve lamba eğer seri olarak bağlanırsa, empedans değerine göre devreden bir akım akmaya başlar, bu akımın alabileceği en yüksek değerdir. Çünkü henüz kondansatör kutuplanmaz ve gerilim biriktirmez. DC kaynağa bağlı bir kondansatörün karakteristiğine göre kutuplanmaya başlayan kondansatör, ters bağlı bir DC kaynak gibi davranır ve lambanın uçları arasındaki net gerilimin düşmesine neden olur. Lambanın parlaklığı doğal logaritmik olarak azalır. Kondansatör kutuplanmasını tamamladığında ise, devrenin net gerilimi sıfır olur ve lamba tamamen söner.

Kondansatörün çalışma gerilimine uygun değerde bir DC gerilime tabi tutulmasına dikkat edilmelidir. Anma gerilimdeğerinin çok üstünde bir gerilime tabi tutulan plakalar arasındaki yalıtkan malzeme deforme olur ve üzerinden akım kaçırmaya başlar. Bu kaçak akımı çok büyürse kondansatörün kapasitesine göre büyüklüğü değişen bir patlama gerçekleşir. Çünkü gerilim farkının önünde olan kondansatör direnci oldukça küçüktür, bu da akımın büyümesine neden olur.

Kondansatörün DC akıma göre davranışı, AC akımda deÄŸiÅŸiklik gösterir. AC akım, gerilim ve akım yönünün belli bir frekansa göre yön deÄŸiÅŸtirdiÄŸi elektrik enerjisidir. Gerilimin yönü ve genliÄŸi sürekli deÄŸiÅŸtiÄŸinden kondansatörde depolanan elektrik yükü ve uçları arasındaki gerilim de sürekli deÄŸiÅŸim içindedir. Kondansatör dolup boÅŸalma hareketini frekans sıklığında gerçekleÅŸtirir. Kondansatör baÄŸlı bulunan bir AC devrede, akım bir süre sonra kesilmez. Sonuç olarak: AC devredeki kondansatör, akım akışına karşı bir engel oluÅŸturmaz, ancak bir direnç gösterir denilebilir. Kondansatörün gösterdiÄŸi bu dirence Kapasitif Reaktans denir. Kapasitif reaktans, \ X_C ile gösterilir, birimi dirençle aynı olup Ohm’dur.

\ X_C = \frac {1}{\omega C} = \frac {1}{2 \pi f C}

Bu ifadeden hareketle kondansatörün \ X_C kapasitif reaktansının; \ C kapasitesi ve \ f frekansı ile ters orantılı olduğu söylenebilir. Kondansatörün kapasitesi ve çalışma frekansı arttıkça kapasitif reaktansı, diğer bir deyimle direnci azalır.

Kondansatörün AC akıma karşı gösterdiÄŸi bu direnç, resistif (omik – saf direnç) dirençten farklıdır. Saf dirençte gerilim farkı ile akım arasında direnç deÄŸeri kadar bir oran olmasına raÄŸmen, kondansatör ve endüktans gibi deÄŸiÅŸken ifadelere sahip elemanların dahil olduÄŸu bir devrede bu oran deÄŸiÅŸir. Kondansatör AC akımda dirence dolaylı yönden etki etmektedir. Açıklamak için empedans kavramını tanımlanır.

Empedans yukarıdaki gibi tanımlanırken \ R saf direnç eÅŸdeÄŸerini, \ Xreaktansın eÅŸdeÄŸerini belirtir. Kondansatörün ve kapasitif bir sistemin reaktansı \ X_C‘dir. Dolayısıyla empedansın sanal kısmı frekans domeni ifadesine göre aÅŸağıdaki gibi olur.

Bir direnç ve bir kondansatörün bağlı olduğu devre göz önüne alındığında empedans, aşağıdaki gibi olur.

Empedansın sanal kısmında \ + iÅŸaret \ -‘ye dönüştü. Bu da yandaki empedans diyagramında olduÄŸu gibi kapasitif reaktansın ters yönde dönmesine neden olur. Dolayısıyla, kondansatör empedansının faz açısı negatif yönde çıkar. AÅŸağıdaki grafikten de kapasitif bir yükün empedansının fazör diyagramı görülür.

Bu ifadeden anlaşılan, gerilimin faz değerinin, akımla empedansın faz değerlerinin toplamı olduğudur. Kapasitif devrede empedansın faz değeri negatif olduğundan aşağıdaki eşitlikler çıkartılır.

Son ifade akımın faz açısının gerilimin faz açısından büyük olduğunu ifade etmektedir. Yani akım fazörü, gerilim fazörüne göre önde ilerler. Kapasitif devrelerde akım gerilimden ileridedir ve empedansın sanal kısmı negatif değer alır.

AC devrelerinde reaktif güç devreye girer ve hesabı için faz farkına ihtiyaç vardır. Kondansatör plakaları arasında depoladığı elektrik enerjisini kaynak kesildikten sonra devreye verdiğinden faz kayması oluşturur. Kapasitif devrelerde empedansın sanal kısmı negatif \ (-) değer alır, bu da empedansın faz değerinin negatif \ (-) olması anlamına gelir.

Akım – Gerilim – Empedans arasındaki iliÅŸki kullanılır;

Bu ifadeler, gerilimin faz açısının, akımla empedansın faz açılarının toplamına eşit olduğunu belirtir. Kapasitif devrede empedansın faz değeri negatif olduğundan, aşağıdaki eşitlikler çıkarılır.

Grafikte akım ile gerilim grafiklerinin ekseni kestiği noktalar görülüyor ve akım grafiği x eksenini daha önce keser. Yani akım faz olarak gerilimden daha ileridir. Bu da tanıma göre kapasitif yüklerde faz farkı açısının negatif olduğunu ifade eder.

Faz farkı gözlem yoluyla da anlaşılabilir; kondansatör, üzerine gerilim uygulandığı anda dolmaya başlar, frekans değerine göre üzerinden akım geçirme düzeyi artar. Kapasitif bir devreye herhangi bir anda bakıldığında, bazı anlarda gerilim \ 0 olmasına rağmen akımın hala akmaya devam ettiği görülür. Çünkü kaynak kesildiğinde bile, kondansatör depoladığı yüklerle devreden bir süre akım geçmesini sağlar. Bunlar faz farkının varlığına işarettir.

Reaktif güç elektriksel güçte görünür gcün bir bileşeni olup iş yapabilme ve işe dönüştürülebilme özelliği yoktur. Bu güç, kondansatörlerde plakalar arasında elektriksel alan olarak saklanır. Kaynak kapandığında ise devreye geri verilir. Anlık gücün yukarıda bulunan tanımında içinde \ sin( \phi) faktörünün bulunduğu kısım bize reaktif güç değerini verir. Reaktif gücün frekansı da normal frekanstan farklıdır, iki katına çıkar.

Güç ifadesi, elemandan geçen akımla elemanın uçları arasındaki gerilimin çarpımından oluÅŸur. Empedans kavramının verdiÄŸi bilgiler eÅŸiÄŸinde aÅŸağıdaki eÅŸitlikler saÄŸlanır. Akım fazörünün üstündeki yıldız \ (*), fazörün transpozesinin alındığını, daha basit anlamıyla genliÄŸinin sabit kalması ÅŸartıyla faz açısının terse dönüp \ - iÅŸaret almasını anlatır. Ayrıca fazörlerin altında bulunan \ eff ifadesi de fazörlerin efektif yani etkin deÄŸerlerinin alındığını gösterir. Sinüsoidal bir dalgada efektif deÄŸer, genliÄŸin 2′nin kareköküne bölünmüş halidir. Matematiksel olarak aÅŸağıdaki ifadeler kullanılabilir.

Bu formüller ışığında kondansatörde depolanan reaktif güç aşağıdaki gibi bulunur.

Kondansatör her ne kadar direnç gibi pasif, yani kontrolsüz elemanlardan da olsa dirence göre farklılıklar taşır. Matematiksel ifadesi direnç gibi doğru orantılı değildir, türev ifadesi içerir. Kondansatör akımının akması, zaman domeni ifadesinden anlaşıldığı gibi, kondansatörün uçları arasındaki gerilimin değişmesine bağlıdır. Alternatif akımda kaynak gerilimi sürekli değişir, kondansatöre uygulanan gerilim değeri de değişime uğrar. Bu da kondansatörden sürekli akım geçmesini sağlar.

Kondansatör AC akımın geçmesini engellemez. Direnç elemanı gibi olmasa da akıma karşı bir tepki gösterir, direnç uygular. Omik dirençten farklı olarak akımın hem değerini düşürür, hem de fazının gerilime göre kaymasına neden olur. Kondansatörün AC gerilime karşı koyma eşdeğerine kapasitif reaktans adı verilir. Kapasitif reaktans, kaynak frekansı ve kondansatör kapasitesine bağlıdır. Frekans ve kapasite yükseldikçe reaktans düşer. Reaktansın düşmesi;

Empedans diyagramı incelendiğinde görülür ki, kapasitif yüklerde empedansın sanal kısmı negatif, direncin yönü sürekli pozitif yönde olur. Reaktans negatif yönde olduğundan bu iki fazörün bileşiminin açı değeri negatif çıkar. Empedansın açısı kapasitif yüklerde negatif değer alır ve dolayısıyla akım fazörü gerilim fazörünün önünden ilerler. Kondansatör, çalışmaya başladığında sürekli olarak dolup boşalma hareketi yapar, belli bir yerde kaynak akımı kesilirse kondansatör depolamış olduğu yükleri devreye verir ve kısa süre de olsa akım geçmesini sağlar. Yani akım fazörü gerilim fazöründen ilerdedir denir.

Kondansatör reaktif güç depolayan bir elemandır. Reaktif güç işe dönüştürülmemesine rağmen motorlar endüktif ve bobin yapısında olduğundan çalışmaya başlamaları için bir manyetik alana ve reaktif güce ihtiyaç duyarlar, endüktif devrelerin çalışması için gereken reaktif güç de kondansatörlerden karşılanır. Ancak şebeke durumundan bakarsak reaktif gücün ihtiyaçtan fazla bulunmasının istenmeyen bir durum olduğu unutulmamalıdır. Bunun için kompanzasyon yapılır ve reaktif gücün düşürülmesi yoluna gidilir.

Kondansatörün matematiksel ifadeleri ve pratik anlamda bu ifadelerin ne anlamlara geldiği bilgilerinin ışığında, kondansatörler çeşitli amaçlarla bir çok kullanım alanı bulur. Bu kullanım alanlarını belirleyen özellikler;

Aşağıdaki liste hangi uygulamanın ne kadar kapasiteli kondansatörlerle gerçekleştirildiği ve bu kondansatörlerin ne gibi özelliklere sahip olması gerektiği hakkında bilgi sunar.[8]

Kondansatöre bir DC kaynak bağlandığı zaman, kısa sürede yükü depolar ve dolar. Bu şekilde devreden ayrılan bir kondansatör yüklüdür ve plakaları arasında bir gerilim değeri okunur. Bu şekliyle kondansatörler bir pile benzetilebilir. İçindeki yükü ise kendisine bağlanan direnç değerine göre belli bir sürede boşaltan kondansatörler, devreye bağlandığı zaman kısa süre içinde yüklerini tüketirler, çünkü içlerindeki yük pile göre hem azdır hem de yeni yük üretimi yapamaz. Kondansatöre kısa devre yapıldığında bu yükün kıvılcım çıkartacak derecede hızlı aktığı görülür. Hem enerjiyi depolama hem de yükü aniden devreye sokma özelliklerinden dolayı, kaynağın devre dışı kalacağı durumlarda ve ani yük akışına ihtiyaç olan alanlarda kondansatörler kullanılabilir.

makinesi flaşlarının çalışması için enerji depolayan araçlar kondansatörlerdir. Flaşa bağlanmış olan kondansatör önce pil tarafından doldurulur ardından çekim anında devreye sokulur ve depolanmış yüksek enerji bir anda boşaltılır, böylece anlık olarak yüksek aydınlık elde edilmiş olur. Flaşın biriktirdiği yüksek enerjiyi bir anda harcaması kondansatör sayesinde olmaktadır. Kondansatörün aniden boşalması flaş ışığının parlak olmasını sağlar.[9]

Kondansatörler, elektronik alet herhangi bir sebeple kaynaktan ayrılırsa aletin bir süre daha işlev görmesini de sağlar. Buna örnek olarak hoparlörler verilebilir. Hoparlörlerin besleme devresinde bulunan kondansatörler kaynak gerilimi kesildiği zaman birkaç saniyeliğine de olsa höparlörün çalışmasını ve ses kaybı olmamasını sağlarlar. Hoparlörün çalıştığı süre boyunca depolanan kondansatör, kaynağın kesintiye uğramasının ardından depoladığı yükü hoparlöre verir ve böylece ses bir süreliğine kesilmez. Fişten çekilen hoparlörden hala ses gelmesinin nedeni budur. Bu kullanım şekli daha da genişletilebilir, farklı farklı kullanım alanları bulunabilir.

Kondansatör, kendisini besleyen kaynak tükendiği zaman hafızasındaki bilgiyi kaybeden elektronik aletler için geçici de olsa çözüm oluşturur. Dijital kol saatleri, bazı parçaları, cep telefonları bu tür aletlere örnek olarak verilebilir. Dijital saatler ve cep telefonlarında bulunan kondansatör, pil tükendiği zaman devreye girer ve özellikle saat ve bazı önemli bilgilerin kaybolmaması için yüklerini harcarlar. Kondansatör belli bir süre sonra yeniden depolanmadığından boşalacaktır ve bulunan çözüm geçici olacaktır. Bazı cep telefonlarının pillerinin birkaç saniyeliğine çıkarılıp geri takıldığında açılışta saati hatırlaması, daha uzun süreli pilsiz bırakmada ise açılışta saati yeniden sormasının sebebi de budur. Çünkü kondansatör o hafızayı sadece birkaç saniyeliğine tutacak şekilde tasarlanmıştır.

Kondansatör ani yük boşalmaları yapabildiğinden laboratuvar ortamında deney ve yapay yıldırım oluşturma amacıyla da kullanılır. Bir yapay yıldırımda aktarılan yük miktarı ve oluşan gerilim o kadar büyüktür ki, bu yükü depolamak için metrelerce uzunlukta büyük kondansatör blokları ve bu kondansatörleri doldurmak için dakikalar gerekmektedir. Depolanan enerji bir anda kısa devre edilir ve bir noktaya hedeflendirilir, böylece yapay bir yıldırım oluşturulabilir.

Anlık güç ifadesinde de anlatıldığı üzere kondansatörler aktif güç harcamazlar ve reaktif güç depolayıcı olarak çalışırlar. Endüktif devreler ise çalışmalarının başlangıcı için reaktif güce ihtiyaç duyarlar ve çalışırken reaktif güç oluştururlar. Kondansatörler reaktif güç depolarken endüktanslar da çalışmak için reaktif güç harcıyorlar. Bu harcayacakları güç de kondansatörler tarafından sağlanabilir. Ayrıca endüktif devrelerin faz kayması akımın geri kalması yönündeyken, kapasitif devrelerin faz kayması akımın önde gitmesi yönündedir. Bu da faz açısının ayarlanması için bize olanak sunar.

Elektrik makineleri veya daha bilinen adıyla motorlar büyük bobin sarımlarından oluştuğundan endüktif devrelere sahiptirler. Endüktif devrelerin anlık güçlerinin ifadeleri çıkarıldığında görülecektir ki endüktanslar harekete geçmeleri için reaktif güç harcayıp çevrelerinde manyetik alan oluştururlar. Bu reaktif güç şebekeden de çekilebilir. Ancak birçok fabrikanın, bir çok motorun ve endüktif devrenin bulunduğu bir bölgede çekilen reaktif güç verimin oldukça aşağı düşmesine neden olacaktır. Bunun için motorların devrelerine reaktif güç yüklü kondansatörler bağlanır ve motora yol verilmesi yani motorun harekete geçirilebilmesi için gereken reaktif güç bu kondansatörlerden sağlanır. Bu kondansatörler elektronik devrelerde kullanılan kondansatörlere göre fiziksel olarak oldukça büyüktür. Çünkü motorlar 220 veya 380 Volt ile çalışırlar ve fazla miktarda reaktif güce ihtiyaçları vardır, bunu depolayacak kondansatörler de tabii ki büyük olacaktır.

Reaktif güç ile aktif gücün bileşiminden oluşan görünür güçte, aktif gücün maksimum hale getirilip, güç faktörünün düzeltilmesi ve verimin en büyük halini alması işlemine kompanzasyon denir.

Uygulamada fabrikalar, elektrik makineleri, iş makineleri ve motorlar endüktif çalıştıklarından bağlandıkları şebekeye reaktif güç verirler. Verilen reaktif güç aktif gücün dolayısıyla verimin oldukça düşmesine neden olur. İki eş sistemin kompanze edilmiş ve edilmemiş halleri karşılaştırıldığında çekilen akımın değişmediği, ancak aktif gücün arttığı görülür. İşte verimin artması ve şebekenin reaktif güçten kötü etkilenmemesi için endüktif sistemin girişine bir kompanzasyon kondansatörü bağlanır ve devrede üretilen rekatif güç şebekeye verilmeden kondansatörlerde depolanır. devreye girerken de bu kondansatörler depoladıkları reaktif gücü motorlara geri verirler. Dolayısıyla şebeke sistemi saf resistif bir sisteme yakın olarak görür ve şebekeyle sistem arasında reaktif güç alışverişi olmaz.

Havai nakil kablolarının her biri farklı bir fazı taşır, her bir kablonun sahip olduğu gerilim değeri anlık olarak değişmektedir ve kablolar arasında gerilim farkları oluşur. Kablolar kondansatör plakaları, aralarındaki mesafe yalıtkan kalınlığı ve aradaki yalıtkan da hava olarak hayal edilirse, havai nakil hatlarının oldukça büyük ve uzun bir kondansatör olduğu varsayalabilir. Her ne kadar kablolar arası mesafenin çok açık olması kapasite değerinde düşmeye yol açsa da bu kabloların kilometrelerce ilerlerdiği düşünüldüğünde, toplamdaki kapasite değeri hattın varış noktasında çıkış noktasına göre faz farkının oluşmasına neden olacaktır. Yani havai nakil hatlarının da bir kapasitesi vardır ve hesaba katılır.

Havai hatların kapasite değerleri kablonun cinsine, kablo aralığına göre değişir. Havai hatlar çekilirken kullanılacak kablonun kilometre başına kapasite (F/km) değeri kataloğundan okunur. Buna göre hesaplama yapılır.

Kondansatörler içlerinde biriktirdikleri enerjiyi yüke boşaltmak suretiyle doğrultucu devrelerinde de kullanılabilirler. En basit doğrultuculardan olan yarım dalga doğrultucuda yüke ulaşan gerilimin grafiği alttaki resimde görülür. Ancak DC gerilimle çalışan bir alet için elde edilen bu gerilim grafiği uygun değildir. Çünkü aletin istediği, bir pilden elde edilebilecek kadar düz ve pürüzsüz bir gerilimdir.

Yandaki şemada yarım dalga doğrultucuya bağlı bir yüke paralel kondansatör bağlanması örneği görülür. Gerilim artarken yük depolayan kondansatör, gerilimin düşmeye başlayınca, yani ifadesinde bulunan gerilimin türevi negatif değer alınca içindeki elektrik yükünü, yüke iletmeye başlar. Bu noktadan itibaren AC gerilim azalırken, kondansatör bir kaynak gibi davranır ve içindeki yükü önündeki empedans değerine göre boşaltır. Yüke iletilen gerilimin grafiği yandaki resimde üstteki gerilim grafiği haline gelir. İlk duruma göre bu grafik DC gerilime daha yakındır. Bu da DC gerilimle çalışan bir aletin düzgün şekilde çalışması için daha uygundur.

Kararlılığa ulaşmış bir kondansatörlü doğrultma devresi göz önüne alındığında, üstteki grafikte gerilimin bir maksimum ve bir minimum değerleri olduğunu görürüz. Bu iki değer arasındaki fark dalgacık (ripple) olarak adlandırılır. Bu dalgacıkların genliği ne kadar düşük olursa o kadar doğru gerilim değerini yakalanmış olur.

Doğrultucuda kullanılan kondansatörlerin kapasite değerleri de elde edilen gerilim grafiğini etkiler. Kapasiteleri farklı 3 kondansatör \ (X = C < Y = 3C < Z = 6C) aynı doğrultucu devresine bağlandığında grafikte olduğu gibi kapasite değeri arttıkça yük geriliminin DC gerilime yaklaştığı görülür. Bunun nedeni ise kondansatörün kapasitesinin arttıkça depoladığı yük miktarının artması ve bu elektrik yükünün daha uzun süre yükü beslemesidir. Yani kısaca, doğrultucu kondansatörlerinin kapasite değerleri arttıkça, DC gerilime yaklaşım sağlanır ve dalgacık genliği düşer.

RC filtreler bir direnç ve bir kondansatörün bağlanmasıyla oluşturulur. Bu filtrelerin görevleri adlarında belirtilir. Görevleri belli frekansların geçmesini belli frekansların ise söndürülmesini sağlamaktır. Aynı şekilde bu devrelerin matematiksel analizi yapıldığında bir matematiksel operatörün ifadesi elde edilir. Yani RC devreleri frekans geçirme görevlerinin yanında matematiksel işlev operatör elde edilmesi için de kullanılan devrelerdir.

Bu RC devresinin görevi isminden de belli olduğu üzere alçak frekansları geçirmektir. Yandaki devre şemasında da görüldüğü gibi bir direnç ile bir kondansatör birbirine seri halde bağlanıp, AC kaynak altında kondansatörün uçları arasındaki gerilim değeri okunur ve toplam gerilim ile çıkış gerilimi arasında frekans analizi yapılırsa bu sistemin belli bir frekans değerinden düşük frekansları aynen geçireceği, bu frekans değerinin üzerindeki frekansları ise hızlı bir şekilde söndüreceği görülür.

Ayrıca aynı sistemin gerilim analizi zaman domenine göre yapıldığında görülecektir ki kondansatörün uçları arasındaki gerilim, giriş geriliminin integrali alınmış ve bir sabitle çarpılmış haline eşittir. Dolayısıyla bu devre aynı zamanda integral alıcı devre olarak da anılır. İntegral ifadesinin önündeki sabit de bağlanan elemanların direnç ve kapasite değerlerine bağlıdır.

Yine aynı şekilde bu RC filtresinin görevi de isminden bellidir. Yanda şeması gösterilen devreden de anlaşıldığı gibi bir direnç ve bir kondansatör seri bağlanır ancak bu sefer direncin uçları arasındaki gerilim değeri okunur. Ardından yapılan frekans analizinde görülür ki bu devre bir frekans değerinden düşükte kalan frekansları geçirmeyip söndürmekte, o frekans değerinden yüksek frekansları ise aynen geçirmektedir.

Gerilim analizi zaman domeninde yapıldığı zaman ise direncin uçları arasındaki gerilimin giriş gerilimin türevi alınmış ve bir sabitle çarpılmış haline eşit olduğu görülür. Bu sabit yine direnç ve kapasite değerlerine bağlıdır. Bu sebeple bu devreye türev alıcı devre adı da verilebilir. dalgana bak

Yalıtkan bir malzemenin içinde depolayabileceği yük miktarı o malzemenin bir karakteristiğidir, yani farklı malzemelerin aynı koşullarda depolayabilecekleri yük miktarı da farklı olur. Bir malzemenin üzerinde yük depolayabilme yeteneği yalıtkanlık (dielektrik) sabiti \ \varepsilon adı verilen katsayı ile ölçülür ve bu katsayı her malzemede farklı değer alır. Hesaplama kolaylığı açısından her malzemenin dielektrik katsayısı, boşluğun dielektrik katsayısına göre oranlanır ve ortaya çıkan yeni katsayıya bağıl dielektrik (yalıtkanlık) sabiti adı verilir, kısaca vakumun yalıtkanlığı temel alınarak diğer malzemelerin yalıtkanlığı buna göre kıyaslanır. [10] Bir yalıtkan malzeme bağıl dielektrik sabiti oranında, vakuma göre daha fazla yük depolar. Alttaki kutuda vakumun dielektrik sabiti verilmiştir.

\ \varepsilon Hakkında Bilgi

Yalıtkan malzemelerin karakteristikleri arasında gerilime dayanıklılık da sayılmalıdır. Bir malzemenin yalıtkanlığını yitirip deforme olduÄŸu gerilim deÄŸerine bozulma – delinme gerilimi adı verilir ve yalıtkanlar için önemli bir göstergedir. Kondansatörlere delinme gerilimlerinden büyük bir gerilim kesinlikle uygulanmamalıdır, çünkü bu ÅŸekilde kondansatör iletken haline gelir ve iÅŸlevsiz kalır. [10]

Bazı yalıtkanların bağıl dielektrik sabitleri ve delinme gerilimleri[11]

Çeşitli fiziksel yapılarda kondansatörler temin edilebilir. Elektronik ve metalürji bilimlerinin gelişmesi, oldukça küçük ve farklı yapılarda kondansatör üretimini mümkün kılmıştır. Örneğin entegre devrelerin üzerinde mercimek ve pil şeklinde görülebilirler. Farklı yapıdaki kondansatörlerin kapasite değerleri belli başlı formülasyonlara göre hesap edilir. İki düz metal tabakadan üretilen kondansatör ile silindir veya daire şeklinde olan kondansatörün kapasiteleri farklı şekilde hesap edilir. Her ne kadar düzlemsel kondansatörün hesabı kolay olsa da 3 boyutluluk, silindiriklik ve küresellik devreye girdiğinde formulasyonlar oldukça karışık hale gelir.

Uygulamada oldukça fazla karşılaşılan bir kondansatör tipidir. Düzlemsel iki metal tabaka arasında belli bir dielektrik katsayısına sahip olan bir yalıtkanın yerleştirilmesiyle elde edilir.

Düzlemsel koordinatlarda gerilim değişimi bir boyutta gerçekleşir. Değişimin sadece x ekseninde olduğu yandaki şekilden görülür. İki kalın çizgi metal tabakaları belirtirken, aradaki \ a kadar uzaklık içerisine yalıtkan bir malzeme yerleştirilir. Metal tabakaların alanları \ S olup, birinin gerilimi \ 0 iken diğer tabakaya \ U gerilimi uygulandığında elektrik alanı \ E, yüksek gerilimden düşük gerilime doğru olur.

Tabaka üzerinde herhangi bir noktada gerilim yani \ y ve \ z ekseni üzerinde gerilim değişmez. Yalıtkan malzeme gerilime karşı bir direnç gösterir ve bu sebeple gerilim düşümü \ x ekseni üzerinde olur, bir tabakadan diğerine geçerken gerilim \ U değerinden \ 0 değerine düşer. Kondansatörün gerilim uygulanmayan plakasının \ x = 0, gerilim uygulanan plakasının \ x = a konumlarında bulunduğu göz önüne alınır ve hesaplamalar sonucunda düzlemsel kondansatörün kapasite değerinin nelere bağlı olduğu bulunur.

Bu ifadeye göre düzlemsel kondansatörlerde kapasiteyi değiştiren etmenler, aradaki malzemenin dielektrik katsayısı, malzemenin kalınlığı ve metal plakaların yüzey alanıdır. Yüzey alanı, dielektrik katsayısı arttıkça ve aradaki mesafe azaldıkça kapasite artar.

Küresel kondansatörler iki metal kürenin içiçe konulup aralarına bir yalıtkanın yerleştirilmesiyle oluşturulur. Gündelik hayatta fazla kullanım alanı yoktur, genellikle yüksek gerilim tekniğinde benzetim yapmak için kullanılır ve kolaylık sağlar. Farklı çeşitleri mevcuttur, kürelerin merkezleri birbirindek ayrık, küreler birbiriyle ilişkisiz olabilir. Ancak hesaplamada kolaylık olması açısından eşmerkezli küresel kondansatörler kullanılacaktır.

İç küre yarıçapının \ r_1, dış küre yarıçapının \ r_2 olduğu kabul edilir. Kondansatör \ z ekseninde ise yine \ r_1 ve \ r_2 uzaklıkları arasında yer alır. İç küreye gerilim uygulanıp, dış küreye gerilim uygulanmadığında, sistem belli bir değerde yük depolama özelliğine sahip olur. Eşmerkezli küresel kondansatörlerde kapasite değerinin ifadesi aşağıdaki gibi yazılabilir.

Bu ifadede kesin olan tek şey, aradaki malzemenin dielektrik katsayısının kapasite değerini doğru orantılı etkilediğidir. \ r_1 ve \ r_2 yarıçapları ise alacakları değerlere göre kapasite değerini etkilerler, bu oran tasarım açısından çeşitlilik olanağı sunar.

Silindirsel kondansatörler iki metal silindir tabakanın birbirinin içine yerleştirilmesi ve aralarına yalıtkan bir malzemenin koyulmasıyla tasarlanır. Bu tip kondansatörlerin günlük hayatta kullanımı çoktur. Kablolar, yüksek gerilim havai hatları veya geçit izolatörleri bu kullanım alanlarına örnek olarak verilebilir.[12] Benzetim açısından da kolaylık sağlayan silindirsel kondansatörlerin incelenmesinde eşeksenli olanları kullanılır.

İç silindir yarıçapı \ r_1, dış silindir yarıçapı \ r_2 iken, silindir uzunlukları \ l olarak alınır. Gerilim iç silindire uygulanır, dış silindir ise gerilimsiz bırakılır. Bu durumda sistem yalıtkan malzeme üzerinde yük depolar. Kapasite değeri ise aşağıdaki gibi bulunur.

Eşeksenli silindirsel kondansatörlerde kapasite değeri, yalıtkan malzemenin dielektrik sabitinden ve silindir uzunluğundan doğru orantılı olarak etkilenir, bu ikisinin artması kapasiteyi artırmaktadır. Doğal logaritmik ifadenin içerisinde gelen yarıçaplar oranı \ r_2 / r_1 ise ters orantılı bir etki yapar. Yarıçaplar arasındaki oranda oynama yapılarak çeşitli değerlerde silindirsel kondanstörler elde edilebilir.

Kondansatörlerde elektrotların birbirlerine göre konumları düzlemsel, küresel ve silindirsel olmaları hakkında bilgi verir, farklı fiziksel yapılar farklı ihtiyaçlar için geliştirilmiştir ve seçenekleri artırıp uygulama çeşitliliğine uyum sağlarlar. Kondansatör imalatında asıl önemli olan, kullanıcıların isteklerini karşılayacak şekilde, farklı uygulamalar için farklı ürünler imal etmek, bunları imal ederken de kapasite değeri ve çalışma gerilimi üzerinde ayarlamasında farklı yalıtkan malzemelerin farklı yalıtkanlık özelliklerinden faydalanılır.

Kapasite değeri, yalıtkan malzemenin incelmesi (elektrotların birbirine yaklaşması) ve elektrot alanının artmasıyla artar fakat yalıtkanların incelmesi malzeme açısından üretimde zorluk yarattığı gibi çalışma geriliminin azalmasına yol açtığından çok da avantajlı değildir. Ayrıca elektrot alanının artması da kondansatör büyüklüğünün artmasına neden olacağından bir yerden sonra kullanışsızlığı peşinden getirmektedir. Dolayısıyla imalat ve tasarım aşamasında bir optimizasyona gidilmelidir. İstenen kapasite ve çalışma değerleri en küçük ve kullanışlı boyuta nasıl getirilebilir tasarlanmalıdır. Bu tasarlama çalışmaları farklı yalıtkanların kullanıldığı farklı kondansatörlerde yalıtkanların özellikleri göz önüne alınarak yapılır.

Kondansatörlerde alüminyum, gümüş veya kurşun elektrotlar kullanılır ancak alüminyum elektrot kullanımı en yaygın olanıdır. Yalıtkan farklılıkları ise kondansatörler arasındaki temel farkı oluşturur. Yalıtkan ile alüminyum iletkenlerinin oluşturduğu kondansatöler ise bir kabın içerisine yerleştirilir ve enerjili kısım yalıtılmış olur.

Kondansatörlerde küçük boyutta istenen kapasite değerini elde etmenin yollarından bir tanesi elektrot alanında artırım yapmaktır, ancak elektrotlar düzlemsel olarak kullanıldığında alan arttıkça kondansatör boyutu de artmaktadır. Kondansatörlerde sargı yöntemi, elektrot alanında artma elde ederken boyutlardaki artmanın daha kabul edilebilir seviyede kalması için uygulanan bir yöntemdir.

Sargı yöntemi düzlemsel kondansatörlerin küçük boyuta sığdırılması amacını taşıyan bir yöntemdir. Uygulanması için (yandaki resimden takip edilebilir) boy olarak makul ancak en olarak uzun elektrot ve yalıtkan malzeme seçilir. Elektrot ve yalıtkan malzemelerin kolayca bükülebilir olması sargı yöntemi için ÅŸarttır. Dıştan içe doÄŸru sırayla yalıtkan – elektrot – yalıtkan – elektrot dizilimi saÄŸlanacak ÅŸekilde malzemeler üstüste yerleÅŸtirilir. Ardından bir rulonun etrafına, oluÅŸturulan bu kondansatör sarılmaya baÅŸlanır. Tamamen sargı haline gelmiÅŸ kondansatör yalıtkan bir kabın içerisine yerleÅŸtirilerek dış ortamdan izole edilir. Görünüş olarak silindirsel kondansatöre benzese de temelde tasarlanan düzlemsel bir kondansatörün sarılmış halidir. Yandaki resimde görülen kondansatör, içteki alüminyum elektrot yani anota artı (pozitif) kutup baÄŸlandığında çalışmaya baÅŸlayacaktır.

Kondansatörün kullanım alanına göre terminallerinin yani uçlarının yerleri tasarlanmalıdır. Radyal bir kondansatörde uçlar aynı kenardan aynı yöne doğru çıkarlar. Aksiyal kondansatörlerde ise bir uç tavandayken diğer uç taban kısmında olur ve ters yönlere doğru çıkarlar. Sargı işlemi gerçekleştirilmeden önce düzlemsel elektrotların aynı yöne bakan kenarlardan uzatılan uçlar radyal kondansatör, ters yöne bakan kenarlardan çıkarılan uçlar ise aksiyal kondansatör elde edilmesini sağlar.

Sargı yöntemiyle, düzlemsel kondansatör halinde bırakılsa kullanışsız olacak derecede büyük boyutlara ulaşabilecek kondansatör, çok küçük bir boyutta aynı işlevi görmüş olur. Kağıtlı (yağ emdirilmiş), alüminyum film gibi çeşitli kondansatörler bu şekilde elde edilirler.

Kondansatörlerde kullanılan yalıtkan malzemenin bükülmez olması durumunda sargı yöntemi gerçekleştirilemez. Elektrot alanının artırılması birçok elektrotun birbiri içine geçirilip, elektrotlar arasına esnek olmayan yalıtkan malzemeden yerleştirilmesiyle çok katlı elektrot yöntemi uygulanmış olur.

Birçok elektrot – yandaki resimden de takip edilebildiÄŸi gibi – ardışık olarak (bir tarak gibi) birbirlerinin içine geçirildiÄŸinde, toplam elektrot sayısının bir eksiÄŸi kadar kondansatör paralel baÄŸlanmış olarak elde edilir. Kondansatörün iki elektrot arasındaki mesafesi \ a, malzemenin yalıtkanlık katsayısı \ \varepsilon_r \varepsilon_0, elektrotların birbirine bakan alanları \ S ve toplam elektrot sayısı \ N olduÄŸu düşünülürse çok katlı elektrota sahip bir kondansatörün kapasite deÄŸeri aÅŸağıdaki gibi bulunur.

\ C = \frac {(N - 1) \cdot \varepsilon_r \varepsilon_0 \cdot S}{a}

Mika ve seramik, esnek olmayan ancak elektriği iyi yalıtan ve kolayca inceltilebilir malzemeler olduklarından, seramik ve eski tip mikalı kondansatörler bu yöntemle imal edilirler.

Kondansatörler enerji depolayan elemanlardır ve içlerindeki elektriksel yükü uzunca bir süre saklayabilirler. Güç giriÅŸi kesilmiÅŸ bir devrede bulunan kondansatör bile depo ettiÄŸi yükü boÅŸaltarak devrenin diÄŸer elemanlarının zarar görmesine yol açabilir. Devreden ayrılmasına raÄŸmen uçları arasına herhangi bir yük baÄŸlanmayan kondansatör depoladığı yükü uçları kısa devre edildiÄŸi an hızla boÅŸaltır ve bazen öldürücü olabilen ÅŸoklara, elektrik yanıklarına neden olabilir. ÖrneÄŸin görünüşte zararsız olan ve 1.5 Volt ile çalışan fotoÄŸraf flaÅŸları içlerinde 300 Volt’a kadar yük depolayabilen kondansatörlere sahiptirler, bu kondansatörlerde depolanan enerji bir insanı kolayca çarpabilir ve ÅŸoklara yol açabilir.

Yüksek kapasite değerine sahip veya yüksek gerilimde çalışan kondansatörlerle çalışılırken dikkatle davranılır, kondansatörün tamamen boşaldığından emin olduktan sonra temas etmek sağlık açısından faydalıdır. Kondansatörler devreden söküldükleri anda yük depolamış halde bulunurlar, bu sebeple içlerindeki elektriksel yükünü boşaltmak için sönümlendirici direnç adı verilen, değeri akımı zararsız hale getirecek kadar yüksek ancak çok uzun olmayan bir sürede kondansatörü boşaltacak kadar da düşük olan bir direnç, kondansatörün uçları arasına temas ettirilir ve tam boşalmanın sağlandığından emin oluncaya kadar beklenir. Yüksek gerilim kondansatörleri istiflenirken uçları arasına bir yalıtkanla kesinlikle kısa devre yapılır, çünkü bu tip kondansatörler cidden büyük zararlara yol açabilecek yükleri içlerinde depolayabilirler.

Eski yaÄŸ emdirilmiÅŸ büyük kondansatörler poliklorlanmış bifenil (PCB) içerirler. PCB bileÅŸikleri artıkları topraktan yeraltı sularına karışabilmektedir. PCB’ler içme suyuyla çok az bir miktarda tüketilse bile kanserojen etki göstermektedir. PCBlerin insan vücuduna karışması aÅŸağıdki yollarla olabilmektedir;

Bu nedenlerden dolayı eski büyük tip yağ emdirilmiş kondansatörler için çeşitli önlemler alınmalı, akıntı yapmış kondansatörler kesinlikle güvenli bir şekilde yok edilmelidirler. Bu sağlık risklerinden dolayı artık PCB içeren kondansatörler üretilmemekte ve kullanımda olanlar tedavülden kaldırılmaktadır.

İnsanlığın iki metal tabaka arasına bir yalıtkan malzeme yerleştirmek suretiyle icat ettiği kondansatörler, büyük bir sanayi alanı oluşturmuş ve günümüzde milyonlarca doların döndüğü bir pazar haline gelmiştir. Öyle ki farklı uygulamalar için farklı büyük alt kollara ayrılmış, pazar içinde birçok pazar oluşturmuştur. Kondansatör sanayisi, diğer teknolojik gelişmelerden fazla etkilenmemiş, yapımında kullanılan malzemelerin çeşitliliğinden ziyade yapı ve fiziksel boyutunda gelişmeler görülmüştür.

Alüminyum hala elektrotlarda kullanılan yegane malzemedir. YaÄŸ emdirilmiÅŸ kâğıtların yalıtkan malzeme olmaktan çıkması ise 1960′lı yıllara rastlar. Plastik filmlerin yalıtkan olarak kullanılmasıyla beraber kondansatör teknolojisinde en büyük ilerleme kaydedilmiÅŸ, kâğıtlı kondansatörler tedavülden kalkmaya baÅŸlamış ve kuru yalıtkanlı kondansatörler ortaya çıkmıştır. Yine bu ilerlemeyle birlikte kondansatör imalatında devrim niteliÄŸinde geliÅŸmeler olmuÅŸ, çok küçük boyutlu ve ucuz kondansatörlerin üretimi mümkün olmuÅŸtur.

Modern kondansatör sanayisindeki büyüme, II. Dünya Savaşı’nda elektronik bilimindeki geliÅŸmelerle tetiklenmiÅŸtir. Barışın saÄŸlanmasının ve elektronik bilimine yeni alt dalların eklenmesinin ardından dünya genelinde kondansatör ihtiyacı inanılmaz bir ÅŸekilde artış göstermiÅŸtir. Ancak yandaki grafikte de görüldüğü gibi, üreticiler açısından ÅŸanssız bir durum olarak, kondansatör sanayisi dünya ticaretindeki ihtiyaç artış ve azalmalarından oldukça fazla etkilenmiÅŸtir, bu da tüketicilerin kondansatör ihtiyacında büyük deÄŸiÅŸikliklere yol açmıştır. Bu sebeple de kondansatör üreticileri öngörü yapmakta zorlanmış ve aÄŸzı sıkılığı tercih etmiÅŸtir.

Kondansatör pazarında 2000 yılında rekor kırılmasının ardından 2001 – 2002 yıllarında piyasa düşüşe geçmiÅŸti ve piyasanın yeniden hayat belirtisi göstermesi için 2003 yılının ikinci yarısına kadar beklenmesi gerekiyordu. Bu canlanış 2004′ün ilk yarısında gelen yüksek talep ve sabit fiyat sayesinde ivme kazandı. Ancak bazı ekonomik sebepler yüzünden 2005 yılında baÅŸlayan düşüş 2006 yılına kadar devam etti. Günümüzdeki ekonomi çevrelerindeki beklentiler kondansatör piyasasının 2009 yılına kadar büyük bir büyüme içerisine gireceÄŸi yönündedir.

2000 yılının sonunda haberleşme ve telekom teknolojileri piyasasında meydana gelen çöküşün ardından kondansatör sanayisi yeni bir yapılanmanın içine girdi ve farklı alanlarda mücadele etmek zorunda kaldı. Günümüzde kondansatör piyasası fiyatlandırma, malzeme fiyatlandırması ve ulaşılabilirlik, kondansatör teknolojileri arasındaki yarış, kapasite değerleri, Çin ve Tayvan gibi ucuz üretim yapan ülkeler hakkında acil önlemler, üretimin yıllar geçtikçe bu ülkelere kayması, kondansatörlerden kurşun gibi zararlı malzemelerin temizlenmesi ve daha zararsız malzemelerin kullanılması gibi alanlarda mücadele vermektedir.

Pasif elektronik elemanlar piyasasında Avrupa’da birinci, dünya genelinde ikinci büyük firma olan EPCOS’un kondansatör piyasası ile ilgili verileri kullanılarak piyasanın bugünü ve geleceÄŸi daha iyi takip edilebilir. Merkezi Almanya’da bulunan firma kondansatörler, seramik elemanlar (seramik kondansatörler dahil), ferrit ve endüktanslar gibi alanlarda söz sahibidir. EPCOS kondansatör fabrikası alüminyum, tantalum, film, güç kondansatörü ve ultrakondansatör üretimi yapmaktadır.

Firmanın kondansatör satışlarında 2004 yılında bir önceki yılın aynı dönemine göre % 1.1 artış gözlenmiÅŸtir ve satış 350 milyon €’dan 354 milyon €’ya çıkmıştır. Yılın son çeyreÄŸinde ise yine geçen yılın son çeyreÄŸine göre % 7′lik bir satış artışı görülmüş ve satış 83 milyon € olmuÅŸtur. Bu artışı otomotiv ve endüstriyel elektronik alanında ortaya çıkan alüminyum kondansatör ihtiyacı saÄŸlamıştır. Tüketicilerin film kondansatör ihtiyacındaki artış yine satışı artırmıştır ancak tantalum kondansatörlerin bu artışta payı yok denebilecek düzeydedir.

Aşağıdaki iki liste EPCOS firmasının 2003 yılında yaptığı kondansatör satışlarının hangi endüstriye yüzde olarak ne kadar yapıldığını ve kondansatör çeşitlerinin toplam satış içerisindeki payını göstermektedir.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Kapasit%C3%B6r

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

kondasatörün icadı

Yazan: -icat-mucit | Kategorilenmemiş | Perşembe 7 Mayıs 2009 12:48

Tarihi

Leyden ÅŸiÅŸesi

konusunun geliÅŸmesi 18. yüzyılda statik (durgun) elektriÄŸin incelenmesiyle baÅŸlamıştır.[1] Statik elektriÄŸin bir ip boyunca iletilebilmesi, elektrik yükünün temasla paylaşılabilmesi ve depolanabilmesi özellikleri araÅŸtırmacı adamları tarafından keÅŸfedilmeye baÅŸlanmıştı. 1745 yılında Ewald von Kleist elektriÄŸi küçük bir ÅŸiÅŸede depolamayı baÅŸarmıştı. Ancak kondansatörün asıl geliÅŸmesi, Leiden’de elektrik üzerinde deneyler yapan Pieter van Musschenbroek‘in çalışmaları sonucu gerçekleÅŸmiÅŸti. Musschenbroek bir rastlantı sonucu Kleist’in çalışmalarını doÄŸrular nitelikte sonuçlara eriÅŸti. Musschenbroek içi ve dışı metalle kaplı cam bir ÅŸiÅŸe tasarladı. ÅžiÅŸenin bir kısmı suyla doldurulmuÅŸ ve aÄŸzı hava – sıvı geçirmeyecek ÅŸekilde bir mantarla tıkanmıştı. Mantarın ortasından bir iletken bir ucu ÅŸiÅŸe dışında bir ucu suyun içinde olacak ÅŸekilde yerleÅŸtirilmiÅŸti. İletkene statik elektrik üretici temas ettiÄŸinde Leiden ÅŸiÅŸesi yük depolamakta, elektriÄŸi ileten baÅŸka bir malzeme temas ettiÄŸinde boÅŸalmaktaydı.[2] Bu ÅŸiÅŸeler aynı zamanda ilk kondansatörlerdi.[1] Öyleki, ÅŸu anda Farad olan kapasite birimi ilk zamanlarda jar (ÅŸiÅŸe) olarak kabul edilmiÅŸti ve bu birim bugün 1 nF kapasiteye tekabül eder.[3]

Pieter van Musschenbroek

Denemeler sonucunda metal kaplamalar arasındaki cam inceldikçe yayılan kıvılcımın büyüdüğü gözlendi. Leiden ÅŸiÅŸelerinde depolanan yük büyük deÄŸerler alabiliyordu ve birbirine tellerle baÄŸlanmış Leiden ÅŸiÅŸelerinden boÅŸalan elektriÄŸin hayvanları öldürebileceÄŸi gözlenmiÅŸti.[1] Bu ilginç alet Ewald von Kleist’in keÅŸfi, Pieter van Musschenbroek‘in geliÅŸtirmesiyle ortaya çıkmıştır. devlet ve bilimadamı , cam yalıtkanın Leyden ÅŸiÅŸesinden farklı olarak oval deÄŸil düzlemsel olmasının aynı iÅŸlevi gördüğünü bulmuÅŸ, Franklin’in düzlemsel cam yalıtkanlı kondansatörüne Franklin Düzlemleri adı verilmiÅŸtir.[2] Ardından ve Nikola gibi birçok bilim adamı tarafından incelenen geliÅŸtirilerek günümüzdeki ÅŸeklini almıştır. Kondansatörler ismini, İtalyanca condensatore kelimesinden alır. Kapasite birimi ise jar’dan sonra, İngiliz bilim adamı Michael ’ın isminden hareketle Farad seçilmiÅŸtir.

Kapasite değerinin okunması [değiştir]

Kondansatörlerde temel olarak iki deÄŸiÅŸken, tüketici için seçme olanağı sunar ve kondansatörler arasındaki farkları oluÅŸturur. Bunlar, kondansatörün çalışma – dayanma gerilim deÄŸeri ve depolayabileceÄŸi yük miktarıdır ve bunlar her kondansatörün üzerinde belirtilmiÅŸ olmak zorundadır. Kimi kondansatörlerin üzerinde çalışma deÄŸerleri doÄŸrudan yazılı iken kiminde rakamlar ve renkler kullanılır. Direk deÄŸerleri yazılı olanlar kolay okunmasına karşın, rakam ve renk kodlu olanların okunması belli standartlara baÄŸlıdır.

Kaynak: wikipedia.org

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , ,

memristör hakkında bir yazı

Yazan: afe | Genel | Pazartesi 16 Åžubat 2009 14:43

Memristor

ElektroniÄŸin
3 temel elemanı vardır: , kapasitör () ve indüktör… 1971′de
California Üniversitesi’nden Leon Chua adında bir mühendis, bu ailenin kayıp bir üyesinin daha olduÄŸuna iliÅŸkin kimi kuramsal öngörülerde bulunmuÅŸtu. Her ne kadar nasıl bulacağını bilmese de Chua bu “dördüncü element’in adını da koymuÅŸtu: Memristor. İngilizce “memory resistor” sözcüklerinden kısaltılarak oluÅŸturulan bu ad, kuramsal olarak ileri sürülen aygta çok uyuyordu. Aradan 37 yıl geçti, mühendislerin çabaları bu öngörüyü doÄŸruladı. GeçtiÄŸimiz aylarda HP’den bir grup araÅŸtırmacı memristorun gizini açığa çıkaracak keÅŸiflerini duyurdu ve bu buluÅŸlarını da ünlü Nature dergisinde yayımladı. Memristorun mucitlerine göre buluÅŸun hem kısa hem de uzun vadede küçük bilgisayar
elemanlarından sinir ağlarına kadar birçok alanda uygulaması olacak.

Memristorun öyküsü 37 yıl öncesine dayanıyor. O zamanlar da bugün olduğu gibi
mühendislerinin elinde üç adet edilgen temel devre elemanı vardı; elektrik yükünü toplayan kapasitör, elektrik akımına karşı direnç gösteren direnç ve
kımı manyetik alana çeviren indüktör. Tüm elektronik hala bu elemanlara
dayanıyor aslında. Ancak 1971′de doÄŸrusal olmayan devre kuramının öncülerinden Leon Chua, bu elemanlardaki yük ve akı arasındaki iliÅŸkiyi incelerken,
memristoru, yani dördüncü elemanı öne sürdü. Leon Chua, ünlü memristor
makalesini yayımladığında, Berkeley Elektrik MühendisliÄŸi Bölümü’ndeki görevine
henüz baÅŸlamıştı. Makalesinin baÅŸlığı “Kayıp Devre Elemanı: Memristor” idi. Chua,
makalesinde direnç, kapasitor ve indüktör gibi temel devre elemanlarına benzer,
iki terminalli, “kayıp” bir elemanın olduÄŸuna iliÅŸkin kanıtlar sunuyordu. Bir
direncin gerilimle akım arasındaki ilişkiyi vermesi gibi, memristorun de benzer
bir bağıntıyı manyetik akı ile yük arasında vereceğini söylüyordu. Bunun anlamı, memristorun aslında içinden geçen akıma bağlı olarak değeri değişen bir direnç gibi davranacağıydı. Ancak memristor akım geçip gittikten ve bittikten sonra dahi bu değeri aklında tutabiliyordu.

Bugün geriye
dönüp baktığında Chua şöyle diyor: “Elektronik kuramcıları yıllardır yanlış
değişken çiftini, yani gerilim ve yükü kullanıyorlardı. Oysa elektronik
kuramının kayıp bölümü yük ile akı çiftiydi. Durum aslında Aristo’nun hareket
yasasına benziyor; o da yanlıştır, çünkü kuvvetin hızla orantılı olması
gerektiğini söyler. Bu yasa 2000 yıl boyunca insanları yanılttı, ta ki
çıkıp Aristo’nun yanlış deÄŸiÅŸkenleri kullandığını söyleyene kadar. Newton,
kuvvetin hızla değil, hızdaki değişimle, yani ivmeyle orantılı olduğunu
söylemişti. Tam da günümüzdeki elektronik devre kuramındakiyle aynı durum. Tüm
elektronik ders kitapları yanlış değişkenleri (gerilim ve yük) kullanmayı
öğretiyor ki bu da kimi belirsizliklei ve tuhaflıkları açıklayamıyor. Oysa
öğretmeleri gereken, gerilimdeki ya da akıdaki değişim ile yük arasındaki
bağıntı”. Memristorun, devre tasarımı arenasına girmesini aslında bir anlamda
periyodik tabloya yeni bir elementin girmesine benzetiyor ÅŸimdi Chua. Hatta ona
göre tüm elektronik mühendisliği ders kitaplarının değişmesi gerekiyor!

Chua, dört temel devre
değişkenini (akım, gerilim, yük ve manyetik akı) çiftler halinde birbirine
bağlayan 6 değişik matematiksel bağıntı olduğunu söylemişti. Bu bağıntılardan
birisi öteki iki değişkenin tanımından belirlenebiliyor (yük, akımın zamana göre
türevi alınarak elde ediliyor) ve bir baÅŸkasıysa ’ın indüksiyon
yasasından bulunuyor (akı, gerilimin zamana göre türevi alınarak bulunabiliyor).
Dolayısıyla kalan bağıtıların belirlediği dört temel eleman olmalı. işte
memristorda, Chua’ya göre bir memristans, (İngilizce: “memory resistance”
sözcüklerinden geliyor) yani bellek direnci bulunmalı. M harfiyle gösterilen bu
direnç, yani memristans yük ve akı arasındaki dФ = Mdq bağıntısıyla ifade
ediliyor.

Memristans aslında bir
elektronik bileşeninin temel özelliği. Eğer elektrik yükü bir devre boyunca bir
yönde akarsa devrenin o bileşeninin direnci artacaktır ve eğer elektrik yükü
devrede ters yönde akarsa, direnç düşecektir. Uygulanan gerilimi kesip yük akışı
durdurulursa, bileÅŸen daha önce taşıdığı direnci “hatırlayacak” ve yük akışı
yeniden başladığında devrenin direnci en son hatırladığı halinden başlayacaktır.

İdeal
bir memristor, memristans özelliğini ifade etmek için yapılmış, edilgen,iki
terminalli bir elektronik . Ancak pratikte saf bir memristor yapmak çok
zor, çünkü her aygit çok az da olsa bir başka özellik taşıyor. Örneğin,tüm
indüktörler dirence sahipler, benzer şekilde memristorun da kapasitansı var.

1971′de
anılmaya başlanan bu kuramsal aygıt, yıllarca kâğıt üzerinde matematiksel bir
oyuncak olarak kalmıştı. Aradan 35 yıl geçtikten sonra, HP’den Stanley Williams
ve grubu moleküler elektronik üzerine çalışırlarken yaptıkarı bir aygıtın tuhaf
davranışlarını fark ettti. Sonra ekipten Greg Snider, Chua’nın 1971′deki
çalışmasını buldu. Willliams birkaç yıl boyunca Chua’nın makalesini tekrar
tekrar okudu ve bir süre sonra buldukları moleküler aygıtın aslında, yıllar önce
Chua’nın söylediÄŸi memristor olduÄŸunu fark etti.

Chua’nın,
memristor gibi bir elemanın çok sayıda ilginç ve değerli devre özelliği olduğunu
göstermesine karşın, HP grubunun bu çalışmasına kadar kimse kullanışlı fiziksel
bir modelini geliÅŸtirememiÅŸti. Nature dergisindeki makalelerinde Williams ve
ekibi, memristorun özellikle nano ölçekteki sistemlerde doğal olarak kendini
gösterdiğini söylüyor. Bu da şimdiye değin kimsenin onu neden fark edemediğini
açıklıyor


Dirençler ve memristorlar, bellek direncine sahip
sistemler olarak tanımlanan çok daha genel bir dinamik aygıtlar sınıfının alt
gruplarıdır. R, C, L ve M, tanımlandıkları denklemler içerisinde bağımsız
değişkenlerin fonksiyonları olabilirler. Örneğin elektrik yüküne bağlı bir
memristor tek değerli bir M(q) fonksiyonu ile tanımlanabilir. Burada R direnç,C
kapasitans, L İndüktans ve M Memristans, yani bellek direncidir.

AKLIMDA

Memristorun
öteki temel devre elemanlarından en önemli farkı, geçmişindeki belleği de
taşıyor olması ve unutmaması. Devrenin gerilimini kestiğinizde memristor ne
kadar gerilim uygulandığını ve ne kadar süreyle uygulandığını hatırlamayı
sürdürüyor. Bu özelliği, öteki üç temel elemanın bir araya getirilecek herhangi
bir kombinasyonuyla yapmanın olanağı yok. Zaten bu nedenle memristor dördüncü ve
ayrı bir devre elemanı olarak anılıyor.

Memristorun
temelinde yatan ‘bellek direnci’ kavramı ilginç bir olgu. Direnç, içinden su
geçen bir hortuma benzetilebilir. Hortumun iç çapının büyüklüğü suyun akışına
karşı direncini de belirler. Çap ne kadar darsa hortumun suya karşı direnci de o
kadar büyük olacak, genişledikçe direnci azalacak ve su hem daha çok hem de daha
rahat akacaktır. Normal dirençlerde bu hortumun iç çapı değişmez. Ancak
memristorda durum farklı; içinden geçen suyun miktarına bağlı olarak genişliyor
ya da daralıyor. Eğer suyu hortumun içinden tek bir yönde akıtırsanız hortumun
iç çapı genişliyor, yani direnci azalıyor ve bununla da yetinmeyip bir de bunu
unutmuyor, belleğinde tutuyor. Suyun akışını kestiğinizdeyse, hortumun bu
genişlemiş hali değişmiyor, yani geriye dönüş yok, en son ne kadar akım geçmiş
ve ona göre biçim almışsa o durumda kalıyor.

Memristorun
belleğinin yardımı olacağı epey alan var: Örneğin herhangi bir nedenle yeniden
başlatılmak zorunda kalınan bilgisayarlar. Çalışmakta olan bir bilgisayarın
yeniden başlatılması durumunda, kapanmadan önceki bilgi uçup gidiyor. Ancak
memristor, gerilimi anımsayabildiğinden, memristorlü bir bilgisayarda böyle
sorunlar olmayacakmış gibi görünüyor. “Tüm Word belgelerinizi, Excel
dosyalarınızı açık bırakıp bilgisayarınızı kapatabilirsiniz. İster bir fincan
kahve almaya gidin, isterseniz iki haftalığına tatile çıkın” diyor Williams,
“Döndüğünüzde bilgisayarınızı açın, her ÅŸey bıraktığınız gibi olacak”.

Peki, neden
kimse bellek direnci görmüyor? Chua aslında ortaya attığı kavramı kanıtlamak
için 1970′li yıllar da, kaba saba da olsa bir memristor üretmiÅŸti. Chua’nın
memristoru dirençler, kapasitörler, indüktörler ve yükselteçlerin bir
kombinasyonundan oluşuyordu. Ancak bellek direnci, bir malzemenin özelliği
olarak, yakın zamana kadar kullanılamayacak, hatta fark edilemeyecek kadar
zayıftı. Chua da o zamanlar fark edememişti. Bellek direnci, malzemenin öteki
özelliklerinin arasında kaybolmuş sayılırdı; yalnızca malzemeye ya da aygıta
nano ölçekte baktığınızda fark edebileceğiniz bir özellikti.

Kimse de bu zamana deÄŸin
bakmamıştı ve böyle bir şey yokmuş gibi davranılmıştı. Bir şeyin yokluğundan
haberdar değilseniz, zaten ona gereksiniminiz yok demektir. Dolayısıyla hiçbir
mühendis de çıkıp “keÅŸke elimde bir memristor olsaydı da şöyle yapsaydım”
dememişti. Hatta yıllardır devre tasarımı dersi veren akademisyenlerin çoğu bir
kaç hafta öncesine kadar bu sözcüğü duymamıştı bile.

Williams’a
göre memristor neredeyse 50 yıldır bir yerlerde kendisini gösterip durmuş.
Literatürde, akım-gerilim karakteristiği garip olan birçok makaleye rastladığını
ve o makaleleri alıp incelediÄŸini söylüyor ve ekliyor “Evet, bellek direnciydi
bunlar ama nasıl yorumlayacaklarını bilememiÅŸler”.

Williams
ayrıca Chua’nın devre denklemleri olmadan iÅŸlerin çok zor olduÄŸunu da söylüyor
ve “Komik bir durum, insanlar tüm yanlış devre denklemlerini kullanıyorlardı.
Bu, bir makinesinin motorunu alıp benzinli bir otomobile takıp neden
çalışmadığını anlayamamaya benziyor”. diyor.

Williams ve
ekibi ideal memristoru, titanyum dioksitte (TiO2) bulmuÅŸ. Silikon
gibi, titanyum dioksit de bir yarı iletken ve saf durumdayken direnci hayli
yüksek. Ancak başka elementlerin yardımıyla iletken hale getirilebiliyor. TiO2
‘yi iletken hale getirmek için kullanılan katkı elementleri şiddetli bir
elektrik alanının altında kararlı olamıyorlar ve akım doğrultusunda sürüklenme
eğiliminde oluyorlar. Bu hareketlilik aslında transistorlar için pek zararlı bir
şey olmasına karşın, memristoru çalıştıran şeyin ta kendisi. Bir yüzünde katkı
elementlerinin olduğu ince bir TiO2 katmanına bir başlangıç gerilimi
uygulanması bu elementlerin saf Ti02 bulunan öteki yüze doğru hareket
etmesine neden olacak ki bu da direnci düşürecek. Ters yönde bir akım
uygulanmasıyla da elementler yerleri ne geri dönecek ve bu da direnci yeniden
artıracak.

Williams ve
ekibinin yaptığı şuydu: Üç nanometre (bir nanometre, bir metrenin milyarda
biridir) kalınlığında bir Ti02 katmanını iki platin katman arasına
yerleştirdiler. Ti02 katmanının bir bölümünde, normalde oksijen atomlarının
olması gerektiği artı yüklü boşluklar vardı. Ekip bu boşluklara yakın bir
elektroda uygulayarak elektrodun artı ve eksi yük şeklinde
salınmasını sağladı. Elektrot artı yüklüyken yüklü boşlukları ittiriyor ve
akımın ikinci elektroda doğru akmasını sağlıyordu. Akımı kestiklerindeyse
boşluklar hareket etmeyi bırakıyor ve memristorun yüksek ya da düşük dirençli
halinde kalmasını sağlıyordu.

HP
laboratuarları şimdi Ti02 ve başka malzemelerden nasıl memristor
üretebileceğinin yollarını ararken bir yandan da memristorun arkasındaki fiziği
anlamaya uğraşıyor. Ayrıca bir başka grup da aynı yonga üzerine hem memristor
hem de silikon devreleri nasıl yerleştirebileceklerini bulmaya çalışıyor. HP’
deki grubun elinde melez bir CMOS memristor yongası var ve laboratuvarlarındaki
test aletinin üzerine “oturmuÅŸ” durumda. Bu alet testleri geçerse, yenilerinin
yola çıkması hiç de gecikmeyecek.

Memristoru
yaratan HP araştırmacıları, memristorlar ve bu tür aygıtlar için öncelikle iki
uygulama görmüş. Birincisi, adının da ima ettiği gibi, kalıcı bir bellek. Böyle
bir belleğin, örneğin elektrik kesilse bile veriyi unutmamak gibi, yararlı
özellikleri var. Bunlar manyetik disklerden 1000 kat daha hızlı olacak ve çok
daha az güç harcayacak.

Memristorlara
dayalı bellekler için dünyanın birçok yerinde araştırmacılar çalışıyor; yani
bellek çubuklarına ciddi bir rakip geliyor. İşin en iyi yanı, bellek işlevi
göreceği düşünülen birçok oksit var; bunlar da şimdiki yonga üretim
fabrikalarında işlenip üretilmeye çok uygun. Dolayısıyla pek değişiklik yapmadan
ya da yepyeni yatırımlara gerek kalmadan memristor üretimi kolaylıkla
yapılabilecek.

BaÅŸka bir
ilginç. uygulama da yapay sinaps Chua ilk makalelerinde sinapslarla önerdiği
memristorlar arasındaki ilişkiye işaret etmiş ve bu konuyla ilgili birçok da
araştırma yapmıştı. Bu da ilginç ve gelecek vaat eden değerli bir çalışma alanı
gibi görünüyor. Williams da zaten amaç yapay sinir sistemi kurmak olan birçok
nörobilim/mühendislik laboratuarıyla iletiÅŸim halinde. Chua’nın da zamanında
söylediği gibi, nöronlar arasındaki bağlantıyı sağlayan sinapsların kimi
memristor benzeri davranışlarını olduğuna inanıyor. Dolayısıyla Williams da
memristorun sinaps için en uygun elektronik aygıt olduğunu düşünüyor.

Araştırmacıların devre tasarımında öncelikle beklediği şey, memristor
kullanılarak yeniden tasarlanan belli tür devrelerin daha ucuza mal olması ve
daha az güç tüketmesi. Aslında Williams geleneksel devre tasarım elemanlarını
memristorla bir araya getirerek Boole tarzından farklı yapabilen aygıtlar
üretmeyi umuyor. “Bir beyin üreteceÄŸimizi ileri sürmüyoruz ama beyin gibi hesap
yapabilecek bir ÅŸey istiyoruz” diyor.

Åžimdilerde
Berkeley’de onursal üye olarak görevini sürdüren memristorun yaratıcısı Chua,
memristorun yapıldığını görmeye ömrünün yeteceÄŸini düşünmüyormuÅŸ. Chua “MüthiÅŸ
bir ÅŸey.” diyor ve ekliyor “Memristoru tümüyle unutmuÅŸtum”.

Memristorun
yaratıcıları iddalı; memristorun yalnızca var olan teknolojiyi yenisiyle
değiştirmek anlamına gelmediğini, daha önce kimsenin aklına gelmeyecek türden
yeni aygıtlar ailesinin yapımında kullanılacağını söylüyorlar.

Kaynak : ve Teknik
Temmuz 2008

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Bilgisayarı kim icat etti

Yazan: admin | icatlar | Pazartesi 24 Kasım 2008 18:23

İnsanoğlunun ilk abaküsdür ve abaküse benzeyen ilk araçlar bundan 3,000 sene önce kullanılmıştır. Otomatik hareketlerden yararlanan ilk toplama makinesini Blaise Pascal geliştirmiştir. Pascal bu makineyi tasarlarken, bir tarafa doğru döndürülen dişli çarkların hareketinden faydalanmıştır. Daha sonra Leibniz aynı prensiple çarpma işlemi de yapabilen bir daha geliştirmiştir.

Hesaplamada sistemin öncüsü İngiliz adamı Babbage’dir. Babbage’nin Analitik adını verdiÄŸi cihaz, belli bir programlama içinde hesapları otomatik olarak yapabilmekteydi.

Gerçek anlamda bilgisayarlar, 1941 yılında Berlin’de Kondrad Zuse tarafından geliÅŸtirilmiÅŸtir. Onun yaptığı , elektron lambalarından oluÅŸuyordu ve aynı yıllarda Busines Machines Corporation adlı firmanın yaptığı otomatik bilgisayardan çok daha hızlı çalışıyordu.

1946′da, J. Presper Erchert ve J’n W. Mauchly, yüksek iÅŸlem hızına sahip tam elektronik ilk sayısal bilgisayarı geliÅŸtirdiler. 17,500 civarında elektron tüpü, 1,500 röle, 70,000 ve 10,000 kondansatörden oluÅŸmuÅŸ 30 ton ağırlığındaki bu dev , on haneli 5,000 sayıyı bir saniye içinde toplayabiliyordu.

Sonraki yıllarda inanılmaz bir süratle geliştirilen bilgisayarlar, bilgiyi çabuk ve doğru bir şekilde işleme ve saklama özellikleri nedeniyle, kısa sürede günlük hayatın ayrılmaz bir parçası haline geldiler. Bilgi üretimi ve dolaşımı hızlandı. Bu gelişmeler sayesinde, bir toplumun bütün bireylerinin bilgiye kolayca ulaşmaları ve onu tüketmeleri mümkün oldu.

Bilgi toplumunun oluşumunu hızlandıran bu gelişmelerin yanısıra, basımevlerinden uzay gemilerine kadar hemen bütün makina ve araçların kontrolünü de bilgisayarlar üstlenmeye başladı. Böylece insanlar uzun süre alan ve oldukça karmaşık olan yorucu ve bıktırıcı işlerden kurtuldular.

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,