oksijen

Yazan: admin | icatlar | Pazar 21 Åžubat 2010 23:36

Oksijen (O)
Oksijen (eski adı müvellidülhumuza) ilk defa 1774 Joseph Priestly tarafından cıva (II) oksitin ısıtılması ile elde . 1781 yılında Lavoisier, oksijenin havada bulunan ve yanmaya etki eden bir madde olduÄŸunu keÅŸfetti. Bu maddeye, asit yapan anlamına gelen “oksijen” ismi verildi. Çünkü Lavoisier, bütün asitlerin oksijen barındırdığını sanıyordu.Oksijen canlıların yaÅŸamı için hayati öenm taşır. “Oksijenli” Solunum için gerekli olup organik maddelerin yükseltgenmesinde, kömür, , odun gibi maddelerin yanmasında yoÄŸun ÅŸekilde tüketilir. Atmosferde %21 oranında oksijen bulunmaktadır. Oksijenin kaynağını fotosentez sonucunda ortaya çıkan serbest oksijen oluÅŸturur. Denizlerdeki fitoplanktonlar ile karadaki bitkiler, atmosfere oksijen verir. Fotosentez sırasında üreticiler su ve karbondioksidi kullanarak enerjisinin ve klorofil pigmentinin de yardımıyla karbonhidratları sentezler. Bu sırada atmosfere oksijen verirler.(Bkz. Fotosentetik fosforilasyon)Oksijen kimyada O sembolü ile gösterilir. numarası 8 olan oksijenin doÄŸada kütle numaraları toplamı (15.9999, yaklaşık=) 16′dır (%99,76), 17 (%4) ve 18 (%0,20) olan üç izotopu vardır. Oksijenin ağırlığı 16 olarak kabul edilir. Kütle numaraları 14, 15 ve 19 olan izotopları radyoaktiftir. Fakat bu radyoaktiflerin ömrü oldukça kısadır. Oksijenin çekirdeÄŸinde 8 proton bulunmaktadır. Kimyasal tepkimelerin hemen hemen hepsinde iki elektron alarak eksi hale geçer. Oksijen normal sıcaklıkta pasiftir; yüksek sıcaklıkta aktiftir.Oksijenin sudaki çözünürlüğü 0 °C’de 14,6 mg/L’dir. Oksijenin kritik sıcaklığı –118,8 °C’dır. Oksijen, bu sıcaklığın üzerinde sıvılaÅŸamaz. Yani sadece basınç ile sıvılaÅŸtırılmaz. Oksijenin kritik basıncı 49,7 atmosferdir. Bir atmosfer basınçtaki ergime noktası –218,8 °C ve kaynama noktası –183 °C dır. Belirli bir miktardaki oksijen, katı ve sıvı hallerinin her ikisinde de açık mavi ve ÅŸeffaftır. Sıvı oksijen, kuvvetli bir magnetiktir. Åžayet sıvı oksijenin bir atmosfer basıncındaki bir hacmi, normal ÅŸartlar altında (760 mm Hg ve 20 °C) buharlaÅŸtırılırsa, buharın hacmi sıvı hacminin 860 misli olur. Katı oksijenin yoÄŸunluÄŸu –252,5 °C de 1,426 g/cm³’tür. Metallerin çok azı, sıvı halde iken oksijen absorblar (emerler). Absorblanan bu oksijen katılaşırken tekrar metali terk eder.
Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Oksijen

Tags: , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , ,

kapasitör

Yazan: admin | icatlar | Pazar 14 Åžubat 2010 12:54

, elektronların kutuplanarak elektriksel yükü elektrik alanın içerisinde depolayabilme özelliklerinden faydalanılarak, bir yalıtkan malzemenin iki tabaka arasına yerleÅŸtirilmesiyle oluÅŸturulan temel elektrik ve elektronik devre elemanıdır. Piyasada kapasite, kapasitör, sığaç gibi isimlerle anılan kondansatörler, 18. yüzyılda edilip geliÅŸtirilmeye baÅŸlanmış ve günümüzde teknolojinin ilerlemesinde büyük önemi olan elektrik – elektronik dallarının en vazgeçilmez unsurlarından biri olmuÅŸtur. Elektrik yükü depolama, reaktif güç kontrolü, bilgi kaybı engelleme, AC/DC arasında dönüşüm yapmada kullanılırlar ve tüm entegre elektronik devrelerin vazgeçilmez elemanıdırlar.

Kondansatörlerin karakteristikleri olarak;

sayılabilir. Bu kriterler göz önünde bulundurulduktan sonra gereksinime uygun olan kondansatör tercih edilir. Kondansatörlerin fiziksel büyüklükleri, çalışma gerilimleri ve depolayabilecekleri yük miktarına bağlıdır. Tasarım açısından ise çeşitlilik boldur, hemen hemen her boyut ve şekilde kondansatör temin edilebilir.

Elektrik konusunun geliÅŸmesi 18. yüzyılda statik (durgun) elektriÄŸin incelenmesiyle baÅŸlamıştır.[1] Statik elektriÄŸin bir ip boyunca iletilebilmesi, elektrik yükünün temasla paylaşılabilmesi ve depolanabilmesi özellikleri araÅŸtırmacı bilim adamları tarafından keÅŸfedilmeye baÅŸlanmıştı. 1745 yılında Ewald von Kleist elektriÄŸi küçük metal bir ÅŸiÅŸede depolamayı baÅŸarmıştı. Ancak kondansatörün asıl geliÅŸmesi, Leiden’de elektrik üzerinde deneyler yapan Pieter van Musschenbroek’in çalışmaları sonucu gerçekleÅŸmiÅŸti. Musschenbroek bir rastlantı sonucu Kleist’in çalışmalarını doÄŸrular nitelikte sonuçlara eriÅŸti. Musschenbroek içi ve dışı metalle kaplı cam bir ÅŸiÅŸe tasarladı. ÅžiÅŸenin bir kısmı suyla doldurulmuÅŸ ve aÄŸzı hava – sıvı geçirmeyecek ÅŸekilde bir mantarla tıkanmıştı. Mantarın ortasından bir iletken bir ucu ÅŸiÅŸe dışında bir ucu suyun içinde olacak ÅŸekilde yerleÅŸtirilmiÅŸti. İletkene statik elektrik üretici temas ettiÄŸinde Leiden ÅŸiÅŸesi yük depolamakta, elektriÄŸi ileten baÅŸka bir malzeme temas ettiÄŸinde boÅŸalmaktaydı.[2] Bu ÅŸiÅŸeler aynı zamanda ilk kondansatörlerdi.[1] Öyleki, ÅŸu anda Farad olan kapasite birimi ilk zamanlarda jar (ÅŸiÅŸe) olarak kabul edilmiÅŸti ve bu birim bugün 1 nF kapasiteye tekabül eder.[3]

Denemeler sonucunda metal kaplamalar arasındaki cam inceldikçe yayılan kıvılcımın büyüdüğü gözlendi. Leiden ÅŸiÅŸelerinde depolanan yük büyük deÄŸerler alabiliyordu ve birbirine tellerle baÄŸlanmış Leiden ÅŸiÅŸelerinden boÅŸalan elektriÄŸin hayvanları öldürebileceÄŸi gözlenmiÅŸti.[1] Bu ilginç alet Ewald von Kleist’in keÅŸfi, Pieter van Musschenbroek’in geliÅŸtirmesiyle ortaya çıkmıştır. Amerikalı devlet ve bilimadamı , cam yalıtkanın Leyden ÅŸiÅŸesinden farklı olarak oval deÄŸil düzlemsel olmasının aynı iÅŸlevi gördüğünü bulmuÅŸ, Franklin’in düzlemsel cam yalıtkanlı kondansatörüne Franklin Düzlemleri adı verilmiÅŸtir.[2] Ardından Alessandro Volta ve Nikola Tesla gibi birçok bilim adamı tarafından incelenen kondansatör geliÅŸtirilerek günümüzdeki ÅŸeklini almıştır. Kondansatörler ismini, İtalyanca condensatore kelimesinden alır. Kapasite birimi ise jar’dan sonra, İngiliz bilim adamı Michael Faraday’ın isminden hareketle Farad seçilmiÅŸtir.

Kondansatörlerde temel olarak iki deÄŸiÅŸken, tüketici için seçme olanağı sunar ve kondansatörler arasındaki farkları oluÅŸturur. Bunlar, kondansatörün çalışma – dayanma gerilim deÄŸeri ve depolayabileceÄŸi yük miktarıdır ve bunlar her kondansatörün üzerinde belirtilmiÅŸ olmak zorundadır. Kimi kondansatörlerin üzerinde çalışma deÄŸerleri doÄŸrudan yazılı iken kiminde rakamlar ve renkler kullanılır. Direk deÄŸerleri yazılı olanlar kolay okunmasına karşın, rakam ve renk kodlu olanların okunması belli standartlara baÄŸlıdır.

Rakam kodlarının standartları bir liste şeklinde verilebilir.

Simetrik tolerans ifade eden kodlar

Rakam kodlarından başka, bazı kondansatör çeşitlerinde de renk kodları kullanılır. Özellikle seramik, tantalum ve polyester kondansatörlerde renk kodları yaygındır. Aşağıdaki liste renk kodlarının anlamlarını sıralarken, yandaki resimlerde de çeşitli örnekler görülebilir.

Renk kodları standardı

Harf kodları kondansatörler üzerinde toleransı veya sıcaklık katsayısını belirtmek için kullanılırlar. Tolerans değeri için rakam kodunun yanına bir büyük harf yerleştirilir. Bu harflerin anlamı rakam kodları bölümünde yazmaktadır. Sıcaklık katsayısını belirtmek için ise harflerden oluşan bir dizi kullanılır.

Yalıtkan malzemelerin çoÄŸunda sıcaklıkla kapasite deÄŸiÅŸmemesine raÄŸmen bazı malzemelerde deÄŸiÅŸim olur. Sıcaklık katsayısı, bir malzemenin sıcaklıkla kapasite deÄŸiÅŸimini belirten katsayıdır. İngilizcesi temperature coefficient (tempco) olan bu katsayının birimi \ 1/ ^\circ C‘dir. Uygulamada ise \ ppm 1/ ^\circ C ifadesiyle karşılaşılır. ppm sözcüğü milyonda bir katsayısının ingilizce baÅŸ harflerinden oluÅŸturulmuÅŸtur.

Çoğu yalıtkan malzemenin sıcaklıkla kapasite değişimi eğrisi düz kabul edilebilecek şekildedir. Ancak seramik yalıtkanının kapasitesi sıcaklık değişimine çok duyarlıdır ve büyük değişimler gösterir, öyle ki seramik kondansatörlerin üstünde belirtilen değerler sadece oda sıcaklığında (25 °C ~ 77 °F) geçerlidir. Sıcaklık katsayısı kondansatörlerin üzerinde bir harf dizisi kodla belirtilir ve aşağıdaki liste bu harflerin anlamını belirtir. Yandaki resimde ise bazı sıcaklık katsayısı kodlarının anlamları ve okunuş şekilleri verilmiştir.

Kondansatörleri sınıflandırmanın en çok kullanılan yöntemi yalıtkan maddesine göre sınıflandırmadır. Malzemelerin bağıl yalıtkanlık katsayısı ve delinme gerilimleri yalıtkanlar arasındaki farklılıkları oluşturur ve bunlar kondansatörlerin özelliklerini belirleyip uygulama alanlarındaki çeşitliliği genişletir. Yandaki resimde farklı kondansatörlerin sahip oldukları farklı kapasite ve çalışma gerilim değerleri aralıkları görülmektedir. Aşağıdaki listede ise yalıtkanları farklı olan kondansatörlerin birbirlerine göre farkları sıralanır.

Yalıtkanları farklı olan kondansatörlerin karşılaştırılması

Kimi kondansatörlerin kapasiteleri değiştirilemez ve sabit kapasiteli olarak üretilirken, kimi kondansatörlerin kapasite değerleri üzerinde oynama, değişikliğe gitme imkânı vardır.

Sabit kondansatörlerin üretim aşamasında belli olan kapasiteleri sonradan kullanıcı eliyle değiştirilemediğinden devreye ince ayar yapma imkânı yoktur. Kullanıcı önceden ihtiyacı olan çalışma değerlerini belirler, ardından ona göre uygun bir kondansatör temin eder. Sabit kondansatör olarak üstteki beş örnek sayılabilir. Bu kondansatör çeşitlerinin daha ayrıntılı anlatımları yalıtkanlarına göre kondansatörler bölümünde bulunabilir. Devrede gösteriliş şekilleri ise yandadır.

Kapasiteleri çeşitli yöntemlerle değiştirilebilen kondansatörlere ayarlanabilir kondansatör adı verilir. Bu halleriyle ince ayar yapmaya imkân tanırlar. Yandaki resim, devre üzerinde ayarlanabilir kondansatörlerin alabileceği simgelerdir. Üç çeşit ayarlanabilir kondansatörden bahsedilebilir.

Varyabl kondansatör

Birçok plakanın birbiri içine geçecek şekilde bağlanmasıyla elde edilen varyabl kondansatörler, iki parçadan oluşurlar (sabit parça stator, hareketli parça rotor). Rotora bağlı olan mil sayesinde plakalar birbiri içine doğru hareket eder veya uzaklaşır. Bu şekilde plakalar arası yüzey alanı kontrol edilir ve kapasite değerinde değişim olur. Varyabl kondansatörler, çok büyük kapasite değerlerine ulaşamasalar da yüksek gerilim ve yüksek frekans değerlerinde çalışabilme olanağı sunarlar.

Trimer kondansatör

Trimerler, varyabl kondansatörlerden farklı olarak plakaların birbirine yaklaştırılması yöntemiyle kapasite değişimi sağlarlar. Küçük güç ve küçük boyutlu olup tornavida ile kontrol edilen trimerlerin kullanım alanı genel olarak telekomünikasyon devreleridir.

Varaktör

Diyot kullanılarak oluşturulmuş bir kondansatör çeşididir. Gerilim kontrollüdürler, uygulanan gerilim değeri büyüdükçe kapasite değerleri düşer. Yüksek frekansta çalışabilip telekomünikasyon alanında frekans kontrolünde kullanılırlar.

Kondansatörler üretim aşamasında kutupları belirlenmiş olarak da tasarlanabilirler. Bu duruma göre kondansatörler iki gruba ayrılır.

Üretim aÅŸamasında kutuplanmamış ve devreye baÄŸlanma yönü önem taşımayan kondansatörlerdir. Seramik ve mika yalıtkanlı kondansatörlerlerin dahil olduÄŸu bu grup, birkaç pikoFarad’dan mikroFarad deÄŸerlerine kadar bir yelpazede deÄŸer alır. Devre ÅŸemalarında aldığı semboller yandadır.

Elektrik, elektron hareketlerinin incelendiği, en küçük yapıtaşı elektron olan bir bilimken,hidrolik sıvıların mekanik özelliklerini inceleyen bir mühendislik ve bilim dalıdır.[4] Elektrik ile hidrolik arasındaki benzetim yöntemi hesaplama ve elektriğin gözde canlanması açısından oldukça faydalıdır. Kondansatör analizi için gereken elektriksel birimlerin hidrolikteki karşılıkları aşağıdaki tabloda verilmiştir.

Kondansatör, elektrik yükünü depolayan bir eleman olma özelliğiyle hidrolik bilimindeki sıvı tanklarına eşdeğerdir. Her yalıtkan malzemenin farklı yük depolama kapasitesi ve farklı bozulma gerilimi olduğu gibi, her sıvı tankının da bir basınç dayanımı ve sıvı miktarı kapasitesi vardır. Kondansatörlerde yalıtkan malzeme ne kadar önemliyse, sıvı tanklarında da sıvı ve tank çeşidi o kadar önemlidir.

Kondansatör kapasitesi, uygulanan gerilim başına depolanan yük miktarı olarak tanımlanır. Sıvı tankı kapasitesi ise tanka uygulanan basınç başına depolanan sıvı miktarıdır. Kondansatör uçları arasındaki gerilim farkı, sıvı tankına bağlı iki borudan geçen sıvıların basınç farkı olarak temsil edilir. Yandaki resimde kondansatörün \ + ucu 25 Volt, \ - ucu ise 10 Volttur ve 15 Volt fark, kondansatöre uygulanan gerilim farkıdır. Yine aynı resimde sıvı tankına sıvı basan pompanın basıncı 5 N/m2, sıvıyı çeken pompanın basıncı ise 3 N/m2dir, aradaki basınç farkı ise tankın uçları arasındaki basınç farkıdır. Kondansatör uçları arasındaki gerilim farkının plakalar arasında yük biriktirmesi gibi, tankın uçları arasındaki basınç farkı da tankta sıvı biriktirir. Tankın deforme olmaması için dış maddesinin, uçlar arasındaki basınç farkına dayanabilecek sağlamlıkta olması gerekir. Kondansatörlerin çalışma gerilimlerinin üzerindeki gerilimlerde deforme olmaları gibi, sıvı tankları da fazla basınçta patlarlar.

Hidrolikte DC kaynak, içinden geçen sıvının basıncının, hızının ve yönünün hiç değişmediği sıvı pompasına benzetilebilir. Basınç farkı, bir tanka giren sıvı basıncıyla çıkan sıvı basıncı arasındaki farktır. Uçları arasında P sıvı basıncı olan bir tankın çıkış borusu kapalı farzedilip giriş borusundaki sıvı basıncı P olarak verilmesi benzetimi ve gerçekleşecek olaylar yandaki animasyonda verilmiştir.

Uçları arasında sıvı basınç farkı olan tankın içinde sıvı birikmesi başlar. İlk anda tank boş olduğundan, pompadan gelen sıvı basıncının önünde bir engel yoktur ve sıvı akış hızı en büyük halindedir. Tank dolmaya başladıkça biriken sıvı, ağırlığı dolayısıyla pompaya ters yönde ve zamanla artan bir basınç uygular, net basınç pompa sıvı basıncı ile tankta biriken sıvı basıncı arasındaki fark olduğundan ve basınç farkı zamanla azalır. Basınç farkının azalması, tanka sıvı giriş hızının azalması anlamı da taşıdığından tankın sıvıyla dolma hızı gittikçe yavaşlar.

1. Tank dolu ve pompa basıncı sıvı basıncından büyüktür…

2. Tank dolu, pompa basıncı ile sıvı basıncı eÅŸit, ancak sıvı miktarı az…

3. Pompa basıncı ile sıvı basıncı eÅŸit, ancak sıvı tankı tamamen dolmadı…

Hidrolikte AC kaynak, sıvı akış yönü, hızı ve basıncı belli bir frekansa göre değişen pompa olarak düşünülebilir. Kondansatör eşdeğeri olan sıvı tankına bağlanmış bir pompadan, periyodun bir yarısında tanka sıvı verildiği diğer yarısında tanktan sıvı çekildiği, basınç değişiminin de sinüsoidal şekilde olduğu benzetimi ile AC kaynağa bağlanmış bir kondansatör gözde daha kolay canlanır. Sıvı akış yönünün değiştiği sistemlerde sıvı tankı sürekli dolup boşalma hareketi yapar, sıvı akışı durmaz ancak sıvı akışına karşı bir oluşur. Bu direncin bağlı olduğu büyüklükler şöyle sıralanabilir.

\ R_{tank} = \frac {1}{S \cdot f} \rightarrow \rightarrow \rightarrow R_{kondansator} = \frac {1}{C \cdot 2 \pi f}

Üstteki formülasyon bir sıvı tankının basıncı sinüsoidal şekilde değişen pompadan sıvı girişine gösterdiği direncin nelere bağlı olduğunu ifade eder. Hidrolikteki eşdeğerleriyle yer değiştirdiğinde ise kondansatörün AC kaynakta elektron ve akım akışına gösterdiği direnç elde edilir. Formülasyonlar arasındaki tek fark olan \ 2 \pi çarpanı, kondansatörün AC direnci ifadesinde açısal frekansın kullanılmasından kaynaklanır. Kapasite değeri ve çalışma frekansının artması kondansatör direncinin düşmesine neden olur.

Sıvı pompası basıncının sinüsoidal şekilde olması, bir periyotun yarısında tanka sıvı gönderip diğer yarısında sıvı çektiği anlamına gelir. Sıvı gönderme sürecinin sonlarına doğru sinüsoidal grafikten kaynaklanan nedenle, sıvı tanka doğru itilmesine karşın pompa basıncı oldukça düşer ve sıfıra yaklaşır. Ancak tankta birikmiş sıvının basıncı pompa basıncından büyük hale gelir ve basınç farkı pompa sıvıyı tanka doğru itmesine karşın negatif çıkar. Yani, pompa basıncı tanka doğrudur ancak sıvı akışı tanktan dışarıya doğru gerçekleşir, dolayısıyla sıvı akışı faz olarak pompa basıncından ileridedir. Kondansatör benzetiminde eşdeğer büyüklükler kullanılırsa akım fazörü gerilim fazöründen ileridedir denilir.

Kondansatörler, elektrik yükünü yalıtkan malzemesinin içerisinde elektrik alanı olarak depolar. Kapasite \ C, bir kondansatörün yük depolayabilme yeteneÄŸi olarak tanımlanır ve birimi (Michael Faraday’ın anısına) Farad’ olarak belirlenmiÅŸtir. Uluslararası MKS birim sisteminde \ 1 \mbox {Farad}, uçları arasına \ 1 \mbox {Volt} gerilim uygulandığında \ 1 \mbox {Coulomb} = 6.275 \cdot 10^{28} tane elektron depolayabilen kondansatörün kapasitesine eÅŸittir. Matematiksel formdaki ifadesi ise aÅŸağıdadır.

Kondansatör – sıvı tankı benzetiminde elektronun karşılığının sıvı damlası olduÄŸu göz önüne alınırsa \ 1 \mbox {Farad} kapasitenin çok büyük bir deÄŸer olduÄŸu anlaşılır. Bundan dolayı uygulamada \ Farad biriminin alt katları daha yaygındır. Kapasite deÄŸeri metal tabakaların alanına ve yalıtkan malzemenin dielektrik katsayısına doÄŸru orantılı, metaller arası uzaklığa ters orantılı baÄŸlıdır.

Sıvı tankı benzetiminde de belirtildiği üzere kapasite, bir kondansatörün bir kaynağı ne kadar besleyebileceğinin de ölçütüdür, kapasite değeri arttıkça kondansatörün yükü besleyebileceği süre de artar.

Kondansatörün uçları arasına bir gerilim farkı uygulandığı zaman, devreden akım geçer. Eğer kondansatörün uçları arasında gerilim değişikliği olmazsa bir süre sonra kondansatör dolar ve akım geçirmemeye başlar. Gerilimde bırakılıp dolmuş ve akım geçirmeyen bir kondansatörün uçları arasındaki gerilim değiştirildiği anda ise devreden yeniden akım geçmeye başlar. Yani kondansatör akımı, uçları arasına uygulanan gerilimin değişimine bağlıdır. Bu durum aşağıdaki gibi gösterilir.

Bu ifadenin pratik olarak anlamları şöyle sıralanabilir:

Aşağıdaki ifade ise bize kondansatör geriliminin, akım cinsinden değerini söyler. Akımın integrali, kondansatörde depolanan elektrik yükünü verdiğinden, kapasiteye oranı bize uçlar arasındaki gerilimi verir.

Bir devre elemanının ifadesi, eğer sinüsoidal bir kaynağa bağlanırsa frekans domeninde yazılabilir. Bu hesaplamalarda, özellikle de türev ifadesinin yok edilmesinde çok kolaylık sağlayacaktır. Bunun için ise fazör yöntemini kullanacağız. Gerilim ve akım fazörleri aşağıdaki gibidir ve büyük harflerle belirtilirler.

Kondansatörlerin seri bağlanmasında öncelikle uçların doğru bağlanıp bağlanmamış olması sonrasında da kondansatörlerin yüklü olup olmaması göz önüne alınır. Her bir kondansatörün \ - ucu sonraki kondansatörün \ + ucuna bağlandığında seri bağlama sağlanmış olur. Yandaki resimde düzgün olarak seri bağlanmış 3 adet kondansatör bulunmaktadır. Kondansatörler seri bağlandığı zaman, kaynak akımı her bir kondansatörden geçen akıma eşit olur, kaynak gerilimi ise her bir kondansatörün gerilimlerinin toplamı olur.

Paralel bağlı elemanların \ + uçları aynı noktaya, yine \ - uçları da aynı noktaya bağlanır. Kondansatörlerin paralel bağlanmış şekli yandadır. Paralel bağlamada her bir kondansatörün gerilimi kaynak gerilimine eşittir, kaynak akımı ise her bir kondansatöre giden akımların toplamıdır.

Kondansatörün uçları arasına gerilim uygulandığı anda plakalar arasındaki yalıtkan malzemenin elektronları kutuplanırlar. Elektronlar \ + tarafa doÄŸru yönlenmeye çalışırken, \ - uç elektronları kendinden uzaklaÅŸtırır ve yalıtkan malzemenin kutuplanması böylece saÄŸlanmış olur. KutuplaÅŸmanın ve gerilim farkının olduÄŸu bir bölgede elektrik alanın varlığından bahsedebilir. Kondansatörde depolanan enerji, pil tarafından yapılan iÅŸ yoluyla bulunabilir. Bir \ q yükünün \ a noktasından \ b noktasına taşınmasıyla birlikte, kondansatörün kapasitesi \ C‘ye göre bir \ V_{ab} gerilimi oluÅŸur.

Aşağıdaki ifade oldukça küçük bir \ dq yükünün \ a noktasından \ b noktasına taşınması sırasında yapılan çok küçük işi gösterir.

AÅŸağıdaki formül ise yük miktarını \ 0 ‘dan \ Q‘ya entegre ederek, kapasitesi \ C olan bir kondansatörde \ V_{ab} geriliminde \ Q kadar yükü depolamak için gereken enerji miktarını verir.

Kondansatörde Depolanan Enerji

Sinüsoidal bir kaynakta anlık güç ifadesi aşağıdaki gibi bulunmuştur. Formülasyonda simge kalabalığı olmaması açısından faz farkı \ \phi olarak tanımlanmıştır.

Kapasitif yük, empedansının sanal kısmında kapasitif reaktansın etkisinin baskın olduğu yüktür. Kapasitif yüklerde sanal kısım \ - değer alır. Faz diyagramı çizildiğinde de kapasitif reaktansın etkisi sebebiyle sanal kısım aşağı doğru yönlenmiştir. Bunun nedeni, kapasitif yüklerde akım fazörünün gerilim fazörüne göre önden gitmesidir. Dolayısıyla faz farkı olarak tanımlanan \ \phi_v - \phi_i ifadesi negatif değer alır.

Anlık gücün genel ifadesi her türlü yük için geçerlidir. Kapasitif yüklerde faz farkı negatif olduğundan bu durum ele alınabilir, yerine koyulursa üstteki anlık güç ifadesi az da olsa değişikliğe uğrar. Faz farkının işareti hesaba katılınca, \ cos (-a) = cos(a) ve \ sin (-a) = - sin (a) trigonometrik eşitliklerinden anlık güç aşağıdaki hali alır.

Genel anlık güç ifadesinden farklı olarak kapasitif yüklü bir devrede güç ifadesinde, reaktif gücün işareti \ + olur. Reaktif gücün pozitif olmasının anlamı şudur: Kapasitif bir yükte reaktif güç pozitif çıkar, kondansatör bu sebeple bir reaktif güç depolama elemanı olarak görülebilir. İlerleyen zamanla birlikte kondansatör, reaktif gücü kendinde toplamaktadır. Kapasitif yükler saf kapasitif yüklerden farklı olarak bir direnç (resistans) kısmı da bulundurduklarından devrede aktif güç harcaması da yaparlar. Bu aktif güç tamamen dirençler üzerinde harcanır, kondansatörde depolanan ise tamamen reaktif güçtür. [6]

Saf kapasitif yükte, kapasitif yükten farklı olarak resistif kısım bulunmaz. En basitinden bu, üzerine kondansatör haricinde hiç bir devre elemanı bağlı olmayan bir devre olarak düşünebilir. Dolayısıyla bulanacak anlık güç, bir kondansatörün sinüsoidal devreye bağlandığında depolayabileceği reaktif güce eşit olur. Saf kapasitif yüklerde akım fazörü gerilim fazörüne göre \ 90^ \circ = \frac {\pi} {2} kadar önde ilerler. Yani faz farkı ifadesi \ -90^ \circ değerini alır. Bu değer, anlık güç ifadesinin içinde bulunan faz farkı kısmına yerleştirip aşağıdaki formülasyona ulaşılır.

Saf kapasitif yükte anlık güç ifadesi oldukça basitleşir ve formülde sadece reaktif güç kısmı kalır. Bu formülasyonun anlattığı şudur: Saf kapasitif bir yükte reaktif güç pozitif çıkar ve kondansatör bir reaktif güç depolayıcısı olarak çalışır. Devrede direnç bulunmadığından aktif güç harcanması olmaz ve anlık güç tamamen reaktif güçten oluşur. Yani reaktif güç alabileceği en büyük değerini alır ve kondansatör bu gücü depolama yönünde çalışır.

Kondansatörler akkü olarak da kullanılmaktadırlar, çünkü gerilimi U yavaş şekilde azalabilecek şekilde devrelere takılabilirler.

Kaydedilen elektriksel yük elektrik akımı olarak boşalır. Dolayısıyla:

 I = - \frac {dQ}{dt}

 R= \frac U I

ve de

 C= \frac Q U

ile  I= \frac U R = \frac {dU} {dt \cdot C}

Yani:  \dot U(t)= \frac {U(t)}{R \cdot C}

Bu diferansiyel denklemin çözümü  U(t) = U_0 \cdot e^{- \frac t {R \cdot C}} dir.

Böylece gerilim dirençle oynanarak yavaş veya hızlı şekilde boşaltılabilir.

Kondansatör bir DC kaynağına (örneğin pil) bağlandığında elektron bazında gerçekleşen olaylar şöyledir;

Kondansatörün uçları arasında oluşan bu elektron sayıları farkı, uçlar arasında gerilim farkına yol açar. Bu gerilim farkı, kondansatör uçlarına bağlanan DC kaynağın veya pilin gerilimine eşittir. Kondansatör DC kaynağa bağlandığı zaman kapasitesini doldurana dek devreden bir akım geçer. Bu akımın analizi, DC gerilime bağlanmış kondansatör ve lambadan oluşan bir devre üzerinden yapılabilir.

İçinde yük barındırmayan bir kondansatörün başlangıç anı gerilimi \ v_C(0) = 0 olur. Bu kondansatörün ucuna \ v_{DC} = v doğru gerilimi uygulandığı zaman devrede oluşan gerilim farkı aşağıdaki gibi ifade edilir.

Bu gerilim farkının önündeki dirençler ise kondansatörün iç direnci ile lambanın direncidir. Lamba direncine \ R_L, kondansatör iç direncine de \ R_C adı verilir.

Devre tamamlandığı ilk anda elektronlar akmaya başlar ve hızlıca kondansatörün kutuplanmasını sağlarlar. Bağlanmanın gerçekleştirildiği ilk an olan \ t = 0^+ anında elektronlar harekete geçerler, bu öyle kısa bir an sayılır ki kondansatörde o ana kadar hiç yük birikmez. Yani gerilim farkı hala DC kaynağın gerilimine eşittir. Bu anda akımın değeri aşağıdaki gibi elde edilir.

DC gerilime bağlı bir kondansatör ve lamba devresinin üzerinden geçen akımın alabileceği en yüksek değer budur. Çünkü zaman ilerledikçe kondansatör dolmaya başlar ve kutuplandıkça DC kaynağa ters bir DC kaynak gibi davranır. Zamanın sonsuza doğru gittiği varsayılırsa, kondansatör kaynağın değerinde ve kaynağa ters bağlı bir DC kaynak haline gelir. Yeterli zaman geçtikten sonra \ v_C(\infty) = v haline gelir ve devrede oluşan gerilim farkı \ v_{DC} - v_C = v - v = 0 olur.

Açıktır ki, gerilim farkının oluşmadığı bir devreden akım geçmez. Kondansatör başlangıç anında boştur ve yük biriktirmeye başlar, devreden akım geçer; dolduktan sonra ise bir pil gibi davranır ve devreyi tıkar, akım akmasını engeller. Bu iki zaman aralığında ise akım değişimi şöyle incelenir. İlk anda \ v_C(0) = 0 olan kondansatör gerilimi, hızlıca kutuplaşmanın sağlanmasıyla birlikte, ulaşacağı değer olan \ v_C(\infty) = v gerilimine doğru artış gösterir. Elektronların hareketi olduğu sürece kondansatörün gerilimi artar, devrenin net gerilim farkı zaman ilerledikçe düşer. Buna bağlı olarak da akım değeri \ i(0^+) = v / (R_C + R_L) başlangıç değerinden sürekli bir azalma gösterir. Nitekim zaman yeteri kadar ilerledikten sonra da akım \ i(\infty) = 0 olur. Akımdaki bu düşüşün grafiği çıkarıldığı zaman azalmanın doğal logaritmik bir şekilde gerçekleştiği görülmektedir. Kutuplanması sağlanmış bir kondansatör devreden sökülüp kullanılabilir. Bu anda artık kondansatörün başlangıç gerilimi \ v_C(0) = v olarak hesaplamaya katılır.

DC kaynak, bir adet lamba ve kondansatör devresinin pratik hayattaki incelemesi yandaki animasyonda görülür. Kondansatör ilk anda yüksüzdür, bir DC kaynağı olan pile bağlanırsa yük depolar, bu arada üzerinden zamanla doğal logaritmik azalan bir akım geçer. Tam dolu haldeki kondansatör bir anahtar yardımıyla pilden ayrılır ve lambaya bağlanır. Kondansatör bu haliyle bir DC kaynak gibi davranır ve lambaya bağlandığının ilk anında akım en yüksek değerinden akmaya başlar. Yani lamba en parlak halindedir. Lamba yanmaya devam ettikçe kondansatörün depoladığı yük düşer ve lamba parlaklığı azalır. Depolanan yük tükendiğinde ise lamba tamamen söner. Lambanın yanma süresinin artırılması için, daha yüksek kapasiteli bir kondansatöre ihtiyaç olur.

ÖrneÄŸin 5 V ile çalışan bir lambanın saniyede kullanacağı elektrik yükünün deÄŸeri 1 nanoFarad kabul edilirse, bu lambanın ucuna 5 V çalışma gerilimine sahip 10 nanoFarad ‘lık yükü depolamış bir kondansatör baÄŸlandığında, lambamız 10 saniye boyunca yanar. Bu süreyi artırmak için kondansatörün kapasitesi artırılır, ancak kondansatörün boyutları ve maliyeti de artar.

DC kaynak, kondansatör ve lamba eğer seri olarak bağlanırsa, empedans değerine göre devreden bir akım akmaya başlar, bu akımın alabileceği en yüksek değerdir. Çünkü henüz kondansatör kutuplanmaz ve gerilim biriktirmez. DC kaynağa bağlı bir kondansatörün karakteristiğine göre kutuplanmaya başlayan kondansatör, ters bağlı bir DC kaynak gibi davranır ve lambanın uçları arasındaki net gerilimin düşmesine neden olur. Lambanın parlaklığı doğal logaritmik olarak azalır. Kondansatör kutuplanmasını tamamladığında ise, devrenin net gerilimi sıfır olur ve lamba tamamen söner.

Kondansatörün çalışma gerilimine uygun değerde bir DC gerilime tabi tutulmasına dikkat edilmelidir. Anma gerilimdeğerinin çok üstünde bir gerilime tabi tutulan plakalar arasındaki yalıtkan malzeme deforme olur ve üzerinden akım kaçırmaya başlar. Bu kaçak akımı çok büyürse kondansatörün kapasitesine göre büyüklüğü değişen bir patlama gerçekleşir. Çünkü gerilim farkının önünde olan kondansatör direnci oldukça küçüktür, bu da akımın büyümesine neden olur.

Kondansatörün DC akıma göre davranışı, AC akımda deÄŸiÅŸiklik gösterir. AC akım, gerilim ve akım yönünün belli bir frekansa göre yön deÄŸiÅŸtirdiÄŸi elektrik enerjisidir. Gerilimin yönü ve genliÄŸi sürekli deÄŸiÅŸtiÄŸinden kondansatörde depolanan elektrik yükü ve uçları arasındaki gerilim de sürekli deÄŸiÅŸim içindedir. Kondansatör dolup boÅŸalma hareketini frekans sıklığında gerçekleÅŸtirir. Kondansatör baÄŸlı bulunan bir AC devrede, akım bir süre sonra kesilmez. Sonuç olarak: AC devredeki kondansatör, akım akışına karşı bir engel oluÅŸturmaz, ancak bir direnç gösterir denilebilir. Kondansatörün gösterdiÄŸi bu dirence Kapasitif Reaktans denir. Kapasitif reaktans, \ X_C ile gösterilir, birimi dirençle aynı olup Ohm’dur.

\ X_C = \frac {1}{\omega C} = \frac {1}{2 \pi f C}

Bu ifadeden hareketle kondansatörün \ X_C kapasitif reaktansının; \ C kapasitesi ve \ f frekansı ile ters orantılı olduğu söylenebilir. Kondansatörün kapasitesi ve çalışma frekansı arttıkça kapasitif reaktansı, diğer bir deyimle direnci azalır.

Kondansatörün AC akıma karşı gösterdiÄŸi bu direnç, resistif (omik – saf direnç) dirençten farklıdır. Saf dirençte gerilim farkı ile akım arasında direnç deÄŸeri kadar bir oran olmasına raÄŸmen, kondansatör ve endüktans gibi deÄŸiÅŸken ifadelere sahip elemanların dahil olduÄŸu bir devrede bu oran deÄŸiÅŸir. Kondansatör AC akımda dirence dolaylı yönden etki etmektedir. Açıklamak için empedans kavramını tanımlanır.

Empedans yukarıdaki gibi tanımlanırken \ R saf direnç eÅŸdeÄŸerini, \ Xreaktansın eÅŸdeÄŸerini belirtir. Kondansatörün ve kapasitif bir sistemin reaktansı \ X_C‘dir. Dolayısıyla empedansın sanal kısmı frekans domeni ifadesine göre aÅŸağıdaki gibi olur.

Bir direnç ve bir kondansatörün bağlı olduğu devre göz önüne alındığında empedans, aşağıdaki gibi olur.

Empedansın sanal kısmında \ + iÅŸaret \ -‘ye dönüştü. Bu da yandaki empedans diyagramında olduÄŸu gibi kapasitif reaktansın ters yönde dönmesine neden olur. Dolayısıyla, kondansatör empedansının faz açısı negatif yönde çıkar. AÅŸağıdaki grafikten de kapasitif bir yükün empedansının fazör diyagramı görülür.

Bu ifadeden anlaşılan, gerilimin faz değerinin, akımla empedansın faz değerlerinin toplamı olduğudur. Kapasitif devrede empedansın faz değeri negatif olduğundan aşağıdaki eşitlikler çıkartılır.

Son ifade akımın faz açısının gerilimin faz açısından büyük olduğunu ifade etmektedir. Yani akım fazörü, gerilim fazörüne göre önde ilerler. Kapasitif devrelerde akım gerilimden ileridedir ve empedansın sanal kısmı negatif değer alır.

AC devrelerinde reaktif güç devreye girer ve hesabı için faz farkına ihtiyaç vardır. Kondansatör plakaları arasında depoladığı elektrik enerjisini kaynak kesildikten sonra devreye verdiğinden faz kayması oluşturur. Kapasitif devrelerde empedansın sanal kısmı negatif \ (-) değer alır, bu da empedansın faz değerinin negatif \ (-) olması anlamına gelir.

Akım – Gerilim – Empedans arasındaki iliÅŸki kullanılır;

Bu ifadeler, gerilimin faz açısının, akımla empedansın faz açılarının toplamına eşit olduğunu belirtir. Kapasitif devrede empedansın faz değeri negatif olduğundan, aşağıdaki eşitlikler çıkarılır.

Grafikte akım ile gerilim grafiklerinin ekseni kestiği noktalar görülüyor ve akım grafiği x eksenini daha önce keser. Yani akım faz olarak gerilimden daha ileridir. Bu da tanıma göre kapasitif yüklerde faz farkı açısının negatif olduğunu ifade eder.

Faz farkı gözlem yoluyla da anlaşılabilir; kondansatör, üzerine gerilim uygulandığı anda dolmaya başlar, frekans değerine göre üzerinden akım geçirme düzeyi artar. Kapasitif bir devreye herhangi bir anda bakıldığında, bazı anlarda gerilim \ 0 olmasına rağmen akımın hala akmaya devam ettiği görülür. Çünkü kaynak kesildiğinde bile, kondansatör depoladığı yüklerle devreden bir süre akım geçmesini sağlar. Bunlar faz farkının varlığına işarettir.

Reaktif güç elektriksel güçte görünür gcün bir bileşeni olup iş yapabilme ve işe dönüştürülebilme özelliği yoktur. Bu güç, kondansatörlerde plakalar arasında elektriksel alan olarak saklanır. Kaynak kapandığında ise devreye geri verilir. Anlık gücün yukarıda bulunan tanımında içinde \ sin( \phi) faktörünün bulunduğu kısım bize reaktif güç değerini verir. Reaktif gücün frekansı da normal frekanstan farklıdır, iki katına çıkar.

Güç ifadesi, elemandan geçen akımla elemanın uçları arasındaki gerilimin çarpımından oluÅŸur. Empedans kavramının verdiÄŸi bilgiler eÅŸiÄŸinde aÅŸağıdaki eÅŸitlikler saÄŸlanır. Akım fazörünün üstündeki yıldız \ (*), fazörün transpozesinin alındığını, daha basit anlamıyla genliÄŸinin sabit kalması ÅŸartıyla faz açısının terse dönüp \ - iÅŸaret almasını anlatır. Ayrıca fazörlerin altında bulunan \ eff ifadesi de fazörlerin efektif yani etkin deÄŸerlerinin alındığını gösterir. Sinüsoidal bir dalgada efektif deÄŸer, genliÄŸin 2′nin kareköküne bölünmüş halidir. Matematiksel olarak aÅŸağıdaki ifadeler kullanılabilir.

Bu formüller ışığında kondansatörde depolanan reaktif güç aşağıdaki gibi bulunur.

Kondansatör her ne kadar direnç gibi pasif, yani kontrolsüz elemanlardan da olsa dirence göre farklılıklar taşır. Matematiksel ifadesi direnç gibi doğru orantılı değildir, türev ifadesi içerir. Kondansatör akımının akması, zaman domeni ifadesinden anlaşıldığı gibi, kondansatörün uçları arasındaki gerilimin değişmesine bağlıdır. Alternatif akımda kaynak gerilimi sürekli değişir, kondansatöre uygulanan gerilim değeri de değişime uğrar. Bu da kondansatörden sürekli akım geçmesini sağlar.

Kondansatör AC akımın geçmesini engellemez. Direnç elemanı gibi olmasa da akıma karşı bir tepki gösterir, direnç uygular. Omik dirençten farklı olarak akımın hem değerini düşürür, hem de fazının gerilime göre kaymasına neden olur. Kondansatörün AC gerilime karşı koyma eşdeğerine kapasitif reaktans adı verilir. Kapasitif reaktans, kaynak frekansı ve kondansatör kapasitesine bağlıdır. Frekans ve kapasite yükseldikçe reaktans düşer. Reaktansın düşmesi;

Empedans diyagramı incelendiğinde görülür ki, kapasitif yüklerde empedansın sanal kısmı negatif, direncin yönü sürekli pozitif yönde olur. Reaktans negatif yönde olduğundan bu iki fazörün bileşiminin açı değeri negatif çıkar. Empedansın açısı kapasitif yüklerde negatif değer alır ve dolayısıyla akım fazörü gerilim fazörünün önünden ilerler. Kondansatör, çalışmaya başladığında sürekli olarak dolup boşalma hareketi yapar, belli bir yerde kaynak akımı kesilirse kondansatör depolamış olduğu yükleri devreye verir ve kısa süre de olsa akım geçmesini sağlar. Yani akım fazörü gerilim fazöründen ilerdedir denir.

Kondansatör reaktif güç depolayan bir elemandır. Reaktif güç işe dönüştürülmemesine rağmen motorlar endüktif ve bobin yapısında olduğundan çalışmaya başlamaları için bir manyetik alana ve reaktif güce ihtiyaç duyarlar, endüktif devrelerin çalışması için gereken reaktif güç de kondansatörlerden karşılanır. Ancak şebeke durumundan bakarsak reaktif gücün ihtiyaçtan fazla bulunmasının istenmeyen bir durum olduğu unutulmamalıdır. Bunun için kompanzasyon yapılır ve reaktif gücün düşürülmesi yoluna gidilir.

Kondansatörün matematiksel ifadeleri ve pratik anlamda bu ifadelerin ne anlamlara geldiği bilgilerinin ışığında, kondansatörler çeşitli amaçlarla bir çok kullanım alanı bulur. Bu kullanım alanlarını belirleyen özellikler;

Aşağıdaki liste hangi uygulamanın ne kadar kapasiteli kondansatörlerle gerçekleştirildiği ve bu kondansatörlerin ne gibi özelliklere sahip olması gerektiği hakkında bilgi sunar.[8]

Kondansatöre bir DC kaynak bağlandığı zaman, kısa sürede yükü depolar ve dolar. Bu şekilde devreden ayrılan bir kondansatör yüklüdür ve plakaları arasında bir gerilim değeri okunur. Bu şekliyle kondansatörler bir pile benzetilebilir. İçindeki yükü ise kendisine bağlanan direnç değerine göre belli bir sürede boşaltan kondansatörler, devreye bağlandığı zaman kısa süre içinde yüklerini tüketirler, çünkü içlerindeki yük pile göre hem azdır hem de yeni yük üretimi yapamaz. Kondansatöre kısa devre yapıldığında bu yükün kıvılcım çıkartacak derecede hızlı aktığı görülür. Hem enerjiyi depolama hem de yükü aniden devreye sokma özelliklerinden dolayı, kaynağın devre dışı kalacağı durumlarda ve ani yük akışına ihtiyaç olan alanlarda kondansatörler kullanılabilir.

Fotoğraf makinesi flaşlarının çalışması için enerji depolayan araçlar kondansatörlerdir. Flaşa bağlanmış olan kondansatör önce pil tarafından doldurulur ardından çekim anında devreye sokulur ve depolanmış yüksek enerji bir anda boşaltılır, böylece anlık olarak yüksek aydınlık elde edilmiş olur. Flaşın biriktirdiği yüksek enerjiyi bir anda harcaması kondansatör sayesinde olmaktadır. Kondansatörün aniden boşalması flaş ışığının parlak olmasını sağlar.[9]

Kondansatörler, elektronik alet herhangi bir sebeple kaynaktan ayrılırsa aletin bir süre daha işlev görmesini de sağlar. Buna örnek olarak hoparlörler verilebilir. Hoparlörlerin besleme devresinde bulunan kondansatörler kaynak gerilimi kesildiği zaman birkaç saniyeliğine de olsa höparlörün çalışmasını ve kaybı olmamasını sağlarlar. Hoparlörün çalıştığı süre boyunca depolanan kondansatör, kaynağın kesintiye uğramasının ardından depoladığı yükü hoparlöre verir ve böylece bir süreliğine kesilmez. Fişten çekilen hoparlörden hala gelmesinin nedeni budur. Bu kullanım şekli daha da genişletilebilir, farklı farklı kullanım alanları bulunabilir.

Kondansatör, kendisini besleyen kaynak tükendiği zaman hafızasındaki bilgiyi kaybeden elektronik aletler için geçici de olsa çözüm oluşturur. Dijital kol saatleri, bazı bilgisayar parçaları, cep telefonları bu tür aletlere örnek olarak verilebilir. Dijital saatler ve cep telefonlarında bulunan kondansatör, pil tükendiği zaman devreye girer ve özellikle saat ve bazı önemli bilgilerin kaybolmaması için yüklerini harcarlar. Kondansatör belli bir süre sonra yeniden depolanmadığından boşalacaktır ve bulunan çözüm geçici olacaktır. Bazı cep telefonlarının pillerinin birkaç saniyeliğine çıkarılıp geri takıldığında açılışta saati hatırlaması, daha uzun süreli pilsiz bırakmada ise açılışta saati yeniden sormasının sebebi de budur. Çünkü kondansatör o hafızayı sadece birkaç saniyeliğine tutacak şekilde tasarlanmıştır.

Kondansatör ani yük boşalmaları yapabildiğinden laboratuvar ortamında deney ve yapay yıldırım oluşturma amacıyla da kullanılır. Bir yapay yıldırımda aktarılan yük miktarı ve oluşan gerilim o kadar büyüktür ki, bu yükü depolamak için metrelerce uzunlukta büyük kondansatör blokları ve bu kondansatörleri doldurmak için dakikalar gerekmektedir. Depolanan enerji bir anda kısa devre edilir ve bir noktaya hedeflendirilir, böylece yapay bir yıldırım oluşturulabilir.

Anlık güç ifadesinde de anlatıldığı üzere kondansatörler aktif güç harcamazlar ve reaktif güç depolayıcı olarak çalışırlar. Endüktif devreler ise çalışmalarının başlangıcı için reaktif güce ihtiyaç duyarlar ve çalışırken reaktif güç oluştururlar. Kondansatörler reaktif güç depolarken endüktanslar da çalışmak için reaktif güç harcıyorlar. Bu harcayacakları güç de kondansatörler tarafından sağlanabilir. Ayrıca endüktif devrelerin faz kayması akımın geri kalması yönündeyken, kapasitif devrelerin faz kayması akımın önde gitmesi yönündedir. Bu da faz açısının ayarlanması için bize olanak sunar.

Elektrik makineleri veya daha bilinen adıyla motorlar büyük bobin sarımlarından oluştuğundan endüktif devrelere sahiptirler. Endüktif devrelerin anlık güçlerinin ifadeleri çıkarıldığında görülecektir ki endüktanslar harekete geçmeleri için reaktif güç harcayıp çevrelerinde manyetik alan oluştururlar. Bu reaktif güç şebekeden de çekilebilir. Ancak birçok fabrikanın, bir çok motorun ve endüktif devrenin bulunduğu bir bölgede çekilen reaktif güç verimin oldukça aşağı düşmesine neden olacaktır. Bunun için motorların devrelerine reaktif güç yüklü kondansatörler bağlanır ve motora yol verilmesi yani motorun harekete geçirilebilmesi için gereken reaktif güç bu kondansatörlerden sağlanır. Bu kondansatörler elektronik devrelerde kullanılan kondansatörlere göre fiziksel olarak oldukça büyüktür. Çünkü motorlar 220 veya 380 Volt ile çalışırlar ve fazla miktarda reaktif güce ihtiyaçları vardır, bunu depolayacak kondansatörler de tabii ki büyük olacaktır.

Reaktif güç ile aktif gücün bileşiminden oluşan görünür güçte, aktif gücün maksimum hale getirilip, güç faktörünün düzeltilmesi ve verimin en büyük halini alması işlemine kompanzasyon denir.

Uygulamada fabrikalar, elektrik makineleri, iş makineleri ve motorlar endüktif çalıştıklarından bağlandıkları şebekeye reaktif güç verirler. Verilen reaktif güç aktif gücün dolayısıyla verimin oldukça düşmesine neden olur. İki eş sistemin kompanze edilmiş ve edilmemiş halleri karşılaştırıldığında çekilen akımın değişmediği, ancak aktif gücün arttığı görülür. İşte verimin artması ve şebekenin reaktif güçten kötü etkilenmemesi için endüktif sistemin girişine bir kompanzasyon kondansatörü bağlanır ve devrede üretilen rekatif güç şebekeye verilmeden kondansatörlerde depolanır. devreye girerken de bu kondansatörler depoladıkları reaktif gücü motorlara geri verirler. Dolayısıyla şebeke sistemi saf resistif bir sisteme yakın olarak görür ve şebekeyle sistem arasında reaktif güç alışverişi olmaz.

Havai nakil kablolarının her biri farklı bir fazı taşır, her bir kablonun sahip olduğu gerilim değeri anlık olarak değişmektedir ve kablolar arasında gerilim farkları oluşur. Kablolar kondansatör plakaları, aralarındaki mesafe yalıtkan kalınlığı ve aradaki yalıtkan da hava olarak hayal edilirse, havai nakil hatlarının oldukça büyük ve uzun bir kondansatör olduğu varsayalabilir. Her ne kadar kablolar arası mesafenin çok açık olması kapasite değerinde düşmeye yol açsa da bu kabloların kilometrelerce ilerlerdiği düşünüldüğünde, toplamdaki kapasite değeri hattın varış noktasında çıkış noktasına göre faz farkının oluşmasına neden olacaktır. Yani havai nakil hatlarının da bir kapasitesi vardır ve hesaba katılır.

Havai hatların kapasite değerleri kablonun cinsine, kablo aralığına göre değişir. Havai hatlar çekilirken kullanılacak kablonun kilometre başına kapasite (F/km) değeri kataloğundan okunur. Buna göre hesaplama yapılır.

Kondansatörler içlerinde biriktirdikleri enerjiyi yüke boşaltmak suretiyle doğrultucu devrelerinde de kullanılabilirler. En basit doğrultuculardan olan yarım dalga doğrultucuda yüke ulaşan gerilimin grafiği alttaki resimde görülür. Ancak DC gerilimle çalışan bir alet için elde edilen bu gerilim grafiği uygun değildir. Çünkü aletin istediği, bir pilden elde edilebilecek kadar düz ve pürüzsüz bir gerilimdir.

Yandaki şemada yarım dalga doğrultucuya bağlı bir yüke paralel kondansatör bağlanması örneği görülür. Gerilim artarken yük depolayan kondansatör, gerilimin düşmeye başlayınca, yani ifadesinde bulunan gerilimin türevi negatif değer alınca içindeki elektrik yükünü, yüke iletmeye başlar. Bu noktadan itibaren AC gerilim azalırken, kondansatör bir kaynak gibi davranır ve içindeki yükü önündeki empedans değerine göre boşaltır. Yüke iletilen gerilimin grafiği yandaki resimde üstteki gerilim grafiği haline gelir. İlk duruma göre bu grafik DC gerilime daha yakındır. Bu da DC gerilimle çalışan bir aletin düzgün şekilde çalışması için daha uygundur.

Kararlılığa ulaşmış bir kondansatörlü doğrultma devresi göz önüne alındığında, üstteki grafikte gerilimin bir maksimum ve bir minimum değerleri olduğunu görürüz. Bu iki değer arasındaki fark dalgacık (ripple) olarak adlandırılır. Bu dalgacıkların genliği ne kadar düşük olursa o kadar doğru gerilim değerini yakalanmış olur.

Doğrultucuda kullanılan kondansatörlerin kapasite değerleri de elde edilen gerilim grafiğini etkiler. Kapasiteleri farklı 3 kondansatör \ (X = C < Y = 3C < Z = 6C) aynı doğrultucu devresine bağlandığında grafikte olduğu gibi kapasite değeri arttıkça yük geriliminin DC gerilime yaklaştığı görülür. Bunun nedeni ise kondansatörün kapasitesinin arttıkça depoladığı yük miktarının artması ve bu elektrik yükünün daha uzun süre yükü beslemesidir. Yani kısaca, doğrultucu kondansatörlerinin kapasite değerleri arttıkça, DC gerilime yaklaşım sağlanır ve dalgacık genliği düşer.

RC filtreler bir direnç ve bir kondansatörün bağlanmasıyla oluşturulur. Bu filtrelerin görevleri adlarında belirtilir. Görevleri belli frekansların geçmesini belli frekansların ise söndürülmesini sağlamaktır. Aynı şekilde bu devrelerin matematiksel analizi yapıldığında bir matematiksel operatörün ifadesi elde edilir. Yani RC devreleri frekans geçirme görevlerinin yanında matematiksel işlev operatör elde edilmesi için de kullanılan devrelerdir.

Bu RC devresinin görevi isminden de belli olduğu üzere alçak frekansları geçirmektir. Yandaki devre şemasında da görüldüğü gibi bir direnç ile bir kondansatör birbirine seri halde bağlanıp, AC kaynak altında kondansatörün uçları arasındaki gerilim değeri okunur ve toplam gerilim ile çıkış gerilimi arasında frekans analizi yapılırsa bu sistemin belli bir frekans değerinden düşük frekansları aynen geçireceği, bu frekans değerinin üzerindeki frekansları ise hızlı bir şekilde söndüreceği görülür.

Ayrıca aynı sistemin gerilim analizi zaman domenine göre yapıldığında görülecektir ki kondansatörün uçları arasındaki gerilim, giriş geriliminin integrali alınmış ve bir sabitle çarpılmış haline eşittir. Dolayısıyla bu devre aynı zamanda integral alıcı devre olarak da anılır. İntegral ifadesinin önündeki sabit de bağlanan elemanların direnç ve kapasite değerlerine bağlıdır.

Yine aynı şekilde bu RC filtresinin görevi de isminden bellidir. Yanda şeması gösterilen devreden de anlaşıldığı gibi bir direnç ve bir kondansatör seri bağlanır ancak bu sefer direncin uçları arasındaki gerilim değeri okunur. Ardından yapılan frekans analizinde görülür ki bu devre bir frekans değerinden düşükte kalan frekansları geçirmeyip söndürmekte, o frekans değerinden yüksek frekansları ise aynen geçirmektedir.

Gerilim analizi zaman domeninde yapıldığı zaman ise direncin uçları arasındaki gerilimin giriş gerilimin türevi alınmış ve bir sabitle çarpılmış haline eşit olduğu görülür. Bu sabit yine direnç ve kapasite değerlerine bağlıdır. Bu sebeple bu devreye türev alıcı devre adı da verilebilir. dalgana bak

Yalıtkan bir malzemenin içinde depolayabileceği yük miktarı o malzemenin bir karakteristiğidir, yani farklı malzemelerin aynı koşullarda depolayabilecekleri yük miktarı da farklı olur. Bir malzemenin üzerinde yük depolayabilme yeteneği yalıtkanlık (dielektrik) sabiti \ \varepsilon adı verilen katsayı ile ölçülür ve bu katsayı her malzemede farklı değer alır. Hesaplama kolaylığı açısından her malzemenin dielektrik katsayısı, boşluğun dielektrik katsayısına göre oranlanır ve ortaya çıkan yeni katsayıya bağıl dielektrik (yalıtkanlık) sabiti adı verilir, kısaca vakumun yalıtkanlığı temel alınarak diğer malzemelerin yalıtkanlığı buna göre kıyaslanır. [10] Bir yalıtkan malzeme bağıl dielektrik sabiti oranında, vakuma göre daha fazla yük depolar. Alttaki kutuda vakumun dielektrik sabiti verilmiştir.

\ \varepsilon Hakkında Bilgi

Yalıtkan malzemelerin karakteristikleri arasında gerilime dayanıklılık da sayılmalıdır. Bir malzemenin yalıtkanlığını yitirip deforme olduÄŸu gerilim deÄŸerine bozulma – delinme gerilimi adı verilir ve yalıtkanlar için önemli bir göstergedir. Kondansatörlere delinme gerilimlerinden büyük bir gerilim kesinlikle uygulanmamalıdır, çünkü bu ÅŸekilde kondansatör iletken haline gelir ve iÅŸlevsiz kalır. [10]

Bazı yalıtkanların bağıl dielektrik sabitleri ve delinme gerilimleri[11]

Çeşitli fiziksel yapılarda kondansatörler temin edilebilir. Elektronik ve metalürji bilimlerinin gelişmesi, oldukça küçük ve farklı yapılarda kondansatör üretimini mümkün kılmıştır. Örneğin entegre devrelerin üzerinde mercimek ve pil şeklinde görülebilirler. Farklı yapıdaki kondansatörlerin kapasite değerleri belli başlı formülasyonlara göre edilir. İki düz metal tabakadan üretilen kondansatör ile silindir veya daire şeklinde olan kondansatörün kapasiteleri farklı şekilde edilir. Her ne kadar düzlemsel kondansatörün hesabı kolay olsa da 3 boyutluluk, silindiriklik ve küresellik devreye girdiğinde formulasyonlar oldukça karışık hale gelir.

Uygulamada oldukça fazla karşılaşılan bir kondansatör tipidir. Düzlemsel iki metal tabaka arasında belli bir dielektrik katsayısına sahip olan bir yalıtkanın yerleştirilmesiyle elde edilir.

Düzlemsel koordinatlarda gerilim değişimi bir boyutta gerçekleşir. Değişimin sadece x ekseninde olduğu yandaki şekilden görülür. İki kalın çizgi metal tabakaları belirtirken, aradaki \ a kadar uzaklık içerisine yalıtkan bir malzeme yerleştirilir. Metal tabakaların alanları \ S olup, birinin gerilimi \ 0 iken diğer tabakaya \ U gerilimi uygulandığında elektrik alanı \ E, yüksek gerilimden düşük gerilime doğru olur.

Tabaka üzerinde herhangi bir noktada gerilim yani \ y ve \ z ekseni üzerinde gerilim değişmez. Yalıtkan malzeme gerilime karşı bir direnç gösterir ve bu sebeple gerilim düşümü \ x ekseni üzerinde olur, bir tabakadan diğerine geçerken gerilim \ U değerinden \ 0 değerine düşer. Kondansatörün gerilim uygulanmayan plakasının \ x = 0, gerilim uygulanan plakasının \ x = a konumlarında bulunduğu göz önüne alınır ve hesaplamalar sonucunda düzlemsel kondansatörün kapasite değerinin nelere bağlı olduğu bulunur.

Bu ifadeye göre düzlemsel kondansatörlerde kapasiteyi değiştiren etmenler, aradaki malzemenin dielektrik katsayısı, malzemenin kalınlığı ve metal plakaların yüzey alanıdır. Yüzey alanı, dielektrik katsayısı arttıkça ve aradaki mesafe azaldıkça kapasite artar.

Küresel kondansatörler iki metal kürenin içiçe konulup aralarına bir yalıtkanın yerleştirilmesiyle oluşturulur. Gündelik hayatta fazla kullanım alanı yoktur, genellikle yüksek gerilim tekniğinde benzetim yapmak için kullanılır ve kolaylık sağlar. Farklı çeşitleri mevcuttur, kürelerin merkezleri birbirindek ayrık, küreler birbiriyle ilişkisiz olabilir. Ancak hesaplamada kolaylık olması açısından eşmerkezli küresel kondansatörler kullanılacaktır.

İç küre yarıçapının \ r_1, dış küre yarıçapının \ r_2 olduğu kabul edilir. Kondansatör \ z ekseninde ise yine \ r_1 ve \ r_2 uzaklıkları arasında yer alır. İç küreye gerilim uygulanıp, dış küreye gerilim uygulanmadığında, sistem belli bir değerde yük depolama özelliğine sahip olur. Eşmerkezli küresel kondansatörlerde kapasite değerinin ifadesi aşağıdaki gibi yazılabilir.

Bu ifadede kesin olan tek şey, aradaki malzemenin dielektrik katsayısının kapasite değerini doğru orantılı etkilediğidir. \ r_1 ve \ r_2 yarıçapları ise alacakları değerlere göre kapasite değerini etkilerler, bu oran tasarım açısından çeşitlilik olanağı sunar.

Silindirsel kondansatörler iki metal silindir tabakanın birbirinin içine yerleştirilmesi ve aralarına yalıtkan bir malzemenin koyulmasıyla tasarlanır. Bu tip kondansatörlerin günlük hayatta kullanımı çoktur. Kablolar, yüksek gerilim havai hatları veya geçit izolatörleri bu kullanım alanlarına örnek olarak verilebilir.[12] Benzetim açısından da kolaylık sağlayan silindirsel kondansatörlerin incelenmesinde eşeksenli olanları kullanılır.

İç silindir yarıçapı \ r_1, dış silindir yarıçapı \ r_2 iken, silindir uzunlukları \ l olarak alınır. Gerilim iç silindire uygulanır, dış silindir ise gerilimsiz bırakılır. Bu durumda sistem yalıtkan malzeme üzerinde yük depolar. Kapasite değeri ise aşağıdaki gibi bulunur.

Eşeksenli silindirsel kondansatörlerde kapasite değeri, yalıtkan malzemenin dielektrik sabitinden ve silindir uzunluğundan doğru orantılı olarak etkilenir, bu ikisinin artması kapasiteyi artırmaktadır. Doğal logaritmik ifadenin içerisinde gelen yarıçaplar oranı \ r_2 / r_1 ise ters orantılı bir etki yapar. Yarıçaplar arasındaki oranda oynama yapılarak çeşitli değerlerde silindirsel kondanstörler elde edilebilir.

Kondansatörlerde elektrotların birbirlerine göre konumları düzlemsel, küresel ve silindirsel olmaları hakkında bilgi verir, farklı fiziksel yapılar farklı ihtiyaçlar için geliştirilmiştir ve seçenekleri artırıp uygulama çeşitliliğine uyum sağlarlar. Kondansatör imalatında asıl önemli olan, kullanıcıların isteklerini karşılayacak şekilde, farklı uygulamalar için farklı ürünler imal etmek, bunları imal ederken de kapasite değeri ve çalışma gerilimi üzerinde ayarlamasında farklı yalıtkan malzemelerin farklı yalıtkanlık özelliklerinden faydalanılır.

Kapasite değeri, yalıtkan malzemenin incelmesi (elektrotların birbirine yaklaşması) ve elektrot alanının artmasıyla artar fakat yalıtkanların incelmesi malzeme açısından üretimde zorluk yarattığı gibi çalışma geriliminin azalmasına yol açtığından çok da avantajlı değildir. Ayrıca elektrot alanının artması da kondansatör büyüklüğünün artmasına neden olacağından bir yerden sonra kullanışsızlığı peşinden getirmektedir. Dolayısıyla imalat ve tasarım aşamasında bir optimizasyona gidilmelidir. İstenen kapasite ve çalışma değerleri en küçük ve kullanışlı boyuta nasıl getirilebilir tasarlanmalıdır. Bu tasarlama çalışmaları farklı yalıtkanların kullanıldığı farklı kondansatörlerde yalıtkanların özellikleri göz önüne alınarak yapılır.

Kondansatörlerde alüminyum, gümüş veya kurşun elektrotlar kullanılır ancak alüminyum elektrot kullanımı en yaygın olanıdır. Yalıtkan farklılıkları ise kondansatörler arasındaki temel farkı oluşturur. Yalıtkan ile alüminyum iletkenlerinin oluşturduğu kondansatöler ise bir kabın içerisine yerleştirilir ve enerjili kısım yalıtılmış olur.

Kondansatörlerde küçük boyutta istenen kapasite değerini elde etmenin yollarından bir tanesi elektrot alanında artırım yapmaktır, ancak elektrotlar düzlemsel olarak kullanıldığında alan arttıkça kondansatör boyutu de artmaktadır. Kondansatörlerde sargı yöntemi, elektrot alanında artma elde ederken boyutlardaki artmanın daha kabul edilebilir seviyede kalması için uygulanan bir yöntemdir.

Sargı yöntemi düzlemsel kondansatörlerin küçük boyuta sığdırılması amacını taşıyan bir yöntemdir. Uygulanması için (yandaki resimden takip edilebilir) boy olarak makul ancak en olarak uzun elektrot ve yalıtkan malzeme seçilir. Elektrot ve yalıtkan malzemelerin kolayca bükülebilir olması sargı yöntemi için ÅŸarttır. Dıştan içe doÄŸru sırayla yalıtkan – elektrot – yalıtkan – elektrot dizilimi saÄŸlanacak ÅŸekilde malzemeler üstüste yerleÅŸtirilir. Ardından bir rulonun etrafına, oluÅŸturulan bu kondansatör sarılmaya baÅŸlanır. Tamamen sargı haline gelmiÅŸ kondansatör yalıtkan bir kabın içerisine yerleÅŸtirilerek dış ortamdan izole edilir. Görünüş olarak silindirsel kondansatöre benzese de temelde tasarlanan düzlemsel bir kondansatörün sarılmış halidir. Yandaki resimde görülen kondansatör, içteki alüminyum elektrot yani anota artı (pozitif) kutup baÄŸlandığında çalışmaya baÅŸlayacaktır.

Kondansatörün kullanım alanına göre terminallerinin yani uçlarının yerleri tasarlanmalıdır. Radyal bir kondansatörde uçlar aynı kenardan aynı yöne doğru çıkarlar. Aksiyal kondansatörlerde ise bir uç tavandayken diğer uç taban kısmında olur ve ters yönlere doğru çıkarlar. Sargı işlemi gerçekleştirilmeden önce düzlemsel elektrotların aynı yöne bakan kenarlardan uzatılan uçlar radyal kondansatör, ters yöne bakan kenarlardan çıkarılan uçlar ise aksiyal kondansatör elde edilmesini sağlar.

Sargı yöntemiyle, düzlemsel kondansatör halinde bırakılsa kullanışsız olacak derecede büyük boyutlara ulaşabilecek kondansatör, çok küçük bir boyutta aynı işlevi görmüş olur. Kağıtlı (yağ emdirilmiş), alüminyum film gibi çeşitli kondansatörler bu şekilde elde edilirler.

Kondansatörlerde kullanılan yalıtkan malzemenin bükülmez olması durumunda sargı yöntemi gerçekleştirilemez. Elektrot alanının artırılması birçok elektrotun birbiri içine geçirilip, elektrotlar arasına esnek olmayan yalıtkan malzemeden yerleştirilmesiyle çok katlı elektrot yöntemi uygulanmış olur.

Birçok elektrot – yandaki resimden de takip edilebildiÄŸi gibi – ardışık olarak (bir tarak gibi) birbirlerinin içine geçirildiÄŸinde, toplam elektrot sayısının bir eksiÄŸi kadar kondansatör paralel baÄŸlanmış olarak elde edilir. Kondansatörün iki elektrot arasındaki mesafesi \ a, malzemenin yalıtkanlık katsayısı \ \varepsilon_r \varepsilon_0, elektrotların birbirine bakan alanları \ S ve toplam elektrot sayısı \ N olduÄŸu düşünülürse çok katlı elektrota sahip bir kondansatörün kapasite deÄŸeri aÅŸağıdaki gibi bulunur.

\ C = \frac {(N - 1) \cdot \varepsilon_r \varepsilon_0 \cdot S}{a}

Mika ve seramik, esnek olmayan ancak elektriği iyi yalıtan ve kolayca inceltilebilir malzemeler olduklarından, seramik ve eski tip mikalı kondansatörler bu yöntemle imal edilirler.

Kondansatörler enerji depolayan elemanlardır ve içlerindeki elektriksel yükü uzunca bir süre saklayabilirler. Güç giriÅŸi kesilmiÅŸ bir devrede bulunan kondansatör bile depo ettiÄŸi yükü boÅŸaltarak devrenin diÄŸer elemanlarının zarar görmesine yol açabilir. Devreden ayrılmasına raÄŸmen uçları arasına herhangi bir yük baÄŸlanmayan kondansatör depoladığı yükü uçları kısa devre edildiÄŸi an hızla boÅŸaltır ve bazen öldürücü olabilen ÅŸoklara, elektrik yanıklarına neden olabilir. ÖrneÄŸin görünüşte zararsız olan ve 1.5 Volt ile çalışan fotoÄŸraf flaÅŸları içlerinde 300 Volt’a kadar yük depolayabilen kondansatörlere sahiptirler, bu kondansatörlerde depolanan enerji bir insanı kolayca çarpabilir ve ÅŸoklara yol açabilir.

Yüksek kapasite değerine sahip veya yüksek gerilimde çalışan kondansatörlerle çalışılırken dikkatle davranılır, kondansatörün tamamen boşaldığından emin olduktan sonra temas etmek sağlık açısından faydalıdır. Kondansatörler devreden söküldükleri anda yük depolamış halde bulunurlar, bu sebeple içlerindeki elektriksel yükünü boşaltmak için sönümlendirici direnç adı verilen, değeri akımı zararsız hale getirecek kadar yüksek ancak çok uzun olmayan bir sürede kondansatörü boşaltacak kadar da düşük olan bir direnç, kondansatörün uçları arasına temas ettirilir ve tam boşalmanın sağlandığından emin oluncaya kadar beklenir. Yüksek gerilim kondansatörleri istiflenirken uçları arasına bir yalıtkanla kesinlikle kısa devre yapılır, çünkü bu tip kondansatörler cidden büyük zararlara yol açabilecek yükleri içlerinde depolayabilirler.

Eski yaÄŸ emdirilmiÅŸ büyük kondansatörler poliklorlanmış bifenil (PCB) içerirler. PCB bileÅŸikleri artıkları topraktan yeraltı sularına karışabilmektedir. PCB’ler içme suyuyla çok az bir miktarda tüketilse bile kanserojen etki göstermektedir. PCBlerin insan vücuduna karışması aÅŸağıdki yollarla olabilmektedir;

Bu nedenlerden dolayı eski büyük tip yağ emdirilmiş kondansatörler için çeşitli önlemler alınmalı, akıntı yapmış kondansatörler kesinlikle güvenli bir şekilde yok edilmelidirler. Bu sağlık risklerinden dolayı artık PCB içeren kondansatörler üretilmemekte ve kullanımda olanlar tedavülden kaldırılmaktadır.

İnsanlığın iki metal tabaka arasına bir yalıtkan malzeme yerleştirmek suretiyle icat ettiği kondansatörler, büyük bir sanayi alanı oluşturmuş ve günümüzde milyonlarca doların döndüğü bir pazar haline gelmiştir. Öyle ki farklı uygulamalar için farklı büyük alt kollara ayrılmış, pazar içinde birçok pazar oluşturmuştur. Kondansatör sanayisi, diğer teknolojik gelişmelerden fazla etkilenmemiş, yapımında kullanılan malzemelerin çeşitliliğinden ziyade yapı ve fiziksel boyutunda gelişmeler görülmüştür.

Alüminyum hala elektrotlarda kullanılan yegane malzemedir. YaÄŸ emdirilmiÅŸ kâğıtların yalıtkan malzeme olmaktan çıkması ise 1960′lı yıllara rastlar. Plastik filmlerin yalıtkan olarak kullanılmasıyla beraber kondansatör teknolojisinde en büyük ilerleme kaydedilmiÅŸ, kâğıtlı kondansatörler tedavülden kalkmaya baÅŸlamış ve kuru yalıtkanlı kondansatörler ortaya çıkmıştır. Yine bu ilerlemeyle birlikte kondansatör imalatında devrim niteliÄŸinde geliÅŸmeler olmuÅŸ, çok küçük boyutlu ve ucuz kondansatörlerin üretimi mümkün olmuÅŸtur.

Modern kondansatör sanayisindeki büyüme, II. Dünya Savaşı’nda elektronik bilimindeki geliÅŸmelerle tetiklenmiÅŸtir. Barışın saÄŸlanmasının ve elektronik bilimine yeni alt dalların eklenmesinin ardından dünya genelinde kondansatör ihtiyacı inanılmaz bir ÅŸekilde artış göstermiÅŸtir. Ancak yandaki grafikte de görüldüğü gibi, üreticiler açısından ÅŸanssız bir durum olarak, kondansatör sanayisi dünya ticaretindeki ihtiyaç artış ve azalmalarından oldukça fazla etkilenmiÅŸtir, bu da tüketicilerin kondansatör ihtiyacında büyük deÄŸiÅŸikliklere yol açmıştır. Bu sebeple de kondansatör üreticileri öngörü yapmakta zorlanmış ve aÄŸzı sıkılığı tercih etmiÅŸtir.

Kondansatör pazarında 2000 yılında rekor kırılmasının ardından 2001 – 2002 yıllarında piyasa düşüşe geçmiÅŸti ve piyasanın yeniden hayat belirtisi göstermesi için 2003 yılının ikinci yarısına kadar beklenmesi gerekiyordu. Bu canlanış 2004′ün ilk yarısında gelen yüksek talep ve sabit fiyat sayesinde ivme kazandı. Ancak bazı ekonomik sebepler yüzünden 2005 yılında baÅŸlayan düşüş 2006 yılına kadar devam etti. Günümüzdeki ekonomi çevrelerindeki beklentiler kondansatör piyasasının 2009 yılına kadar büyük bir büyüme içerisine gireceÄŸi yönündedir.

2000 yılının sonunda haberleşme ve telekom teknolojileri piyasasında meydana gelen çöküşün ardından kondansatör sanayisi yeni bir yapılanmanın içine girdi ve farklı alanlarda mücadele etmek zorunda kaldı. Günümüzde kondansatör piyasası fiyatlandırma, malzeme fiyatlandırması ve ulaşılabilirlik, kondansatör teknolojileri arasındaki yarış, kapasite değerleri, Çin ve Tayvan gibi ucuz üretim yapan ülkeler hakkında acil önlemler, üretimin yıllar geçtikçe bu ülkelere kayması, kondansatörlerden kurşun gibi zararlı malzemelerin temizlenmesi ve daha zararsız malzemelerin kullanılması gibi alanlarda mücadele vermektedir.

Pasif elektronik elemanlar piyasasında Avrupa’da birinci, dünya genelinde ikinci büyük firma olan EPCOS’un kondansatör piyasası ile ilgili verileri kullanılarak piyasanın bugünü ve geleceÄŸi daha iyi takip edilebilir. Merkezi Almanya’da bulunan firma kondansatörler, seramik elemanlar (seramik kondansatörler dahil), ferrit ve endüktanslar gibi alanlarda söz sahibidir. EPCOS kondansatör fabrikası alüminyum, tantalum, film, güç kondansatörü ve ultrakondansatör üretimi yapmaktadır.

Firmanın kondansatör satışlarında 2004 yılında bir önceki yılın aynı dönemine göre % 1.1 artış gözlenmiÅŸtir ve satış 350 milyon €’dan 354 milyon €’ya çıkmıştır. Yılın son çeyreÄŸinde ise yine geçen yılın son çeyreÄŸine göre % 7′lik bir satış artışı görülmüş ve satış 83 milyon € olmuÅŸtur. Bu artışı otomotiv ve endüstriyel elektronik alanında ortaya çıkan alüminyum kondansatör ihtiyacı saÄŸlamıştır. Tüketicilerin film kondansatör ihtiyacındaki artış yine satışı artırmıştır ancak tantalum kondansatörlerin bu artışta payı yok denebilecek düzeydedir.

Aşağıdaki iki liste EPCOS firmasının 2003 yılında yaptığı kondansatör satışlarının hangi endüstriye yüzde olarak ne kadar yapıldığını ve kondansatör çeşitlerinin toplam satış içerisindeki payını göstermektedir.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Kapasit%C3%B6r

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

İtalyanların yaptığı icatlar

Yazan: admin | KategorilenmemiÅŸ | Cuma 5 Åžubat 2010 18:28

(Satın alma gücü paritesi)

2 2002 öncesi: İtalyan Lireti.

İtalya, yüzyıllar boyunca çok çeÅŸitli Avrupa uygarlıklarına ev sahipliÄŸi yapmıştır. Etrüskler ve Antik Romalıların İtalya topraklarını kendilerine yurt edinmelerinin yanı , Rönesans hareketi de İtalya’nın Toskana kentinde doÄŸmuÅŸ ve tüm Avrupa’ya buradan yayılmıştır. İtalya’nın baÅŸkenti Roma, yüzyıllar boyunca Batı uygarlığının merkezi olmuÅŸ, mimaride barok üslûbunun doÄŸuÅŸuna tanıklık etmiÅŸ ve eskiden beri Katolik Kilisesi’nin merkezi olmuÅŸtur.

Günümüzde İtalya demokrasiyle yönetilmekte olan bir cumhuriyettir ve ülkelerin kiÅŸibaşına nominal gayrisafi yurtiçi hasıla sıralamsında yirminci,[1] insanî geliÅŸme endeksi sıralamasında yirminci, yaÅŸam kalitesi endeksinde sekizinci sırada yer alan geliÅŸmiÅŸ bir ülkedir. İtalya, 1957yılında baÅŸkent Roma ‘da imzalanan Roma AntlaÅŸması’yla kurulan Avrupa BirliÄŸi adlı siyasi ve ekonomik örgütlenmenin kurucu üyelerindendir. Yedinci en büyük gayri safi yurtiçi hasılasıyla G8 Zirveleri’nin, NATO’nun, Ekonomik Kalkınma ve İşbirliÄŸi Örgütü’nün, Avrupa Konseyi’nin, Batı Avrupa BirliÄŸi’nin ve Schengen AntlaÅŸması’nın da katılımcılarındandır. 1 Ocak 2007 tarihinde sürekli üye sıfatı olmaksızın BirleÅŸmiÅŸ Milletler Güvenlik Konseyi’nde iki yıllık sürecek üyelik dönemine baÅŸlamıştır.

İtalya sözcüğünün kökeni (İtalyanca: Italia) Latince Italia sözcüğüne dayanmaktadır.[2] Ancak baÅŸlı başına bu sözcüğün ne anlama geldiÄŸi belirsizdir. Yaygın biçimde inanılan savlardan biri, İtalya sözcüğünün antik dönemlerde Campania bölgesinin kuzeyinde yaÅŸayan toplumların dili aracılığıyla Antik Yunancadaki Víteliú (anlam olarak genç sığır, Latince: Vitulus – buzağı) sözcüğünden geldiÄŸini öne sürmektedir. Víteliú sözcüğü ise hayvanlar tanrısı Mars adına verilmiÅŸtir.[3] Büyük olasılıkla bununla ilgili olarak boÄŸa figürü uzun yıllar güneydeki İtalyan boylarının simgesi olmuÅŸ ve çoÄŸunlukla Roma’nın kurt figürünü boynuzlarken betimlenmiÅŸtir. Bu betimlemeler bağımsız İtalya’nın simgesi olarak Samnit SavaÅŸları’nda sık sık kullanılmıştır.

İtalya adı ilk önceleri yalnızca, bugünkü İtalya’nın güneyindeki bir bölgeyi anlatmak için kullanılıyordu. Sirakuzalı Antiochus’a göre bu ad Calabria yarımadasının (o dönemki adıyla Bruttium) güney kesimleri için kullanılıyordu. Zamanla İtalya adı çevre bölgeleri de kapsayacak biçimde geniÅŸ bir kullanım alanı edindi. Antik Yunanistanlılar da bu bu adı daha geniÅŸ bir bölge için kullandılarsa da bu adın tüm yarımadayı anlatacak biçimde kullanılması ancak Romalıların bölgeyi ele geçirmesiyle oldu.[4]

İtalya Yarımadasındaki insan varlığının izleri bu İtalik kavimlerin yarımadaya ulaÅŸmalarından çok öncelerine, 200 binyıl öncesi Yeni TaÅŸ Çağı’na kadar dayanır.[5] Lombardiya’daki Val Camonica vadisinde M.Ö. 8000 yılında kayalara oyulmuÅŸ resimler bulunmuÅŸtur. M.Ö. 1500-1100 yılları civarında kuzey İtalya’da izlerine rastlanan Terramare kültürü ise Tunç Çağına ait balta, kılıç ve hançer gibi cisimlerle günümüze kadar ulaÅŸmıştır. Demir Çağının örnekleri ise M.Ö. 11.-7. yüzyıllar arasında Toskana civarında yerleÅŸmiÅŸ Villinova kültürüne aittir.

M.Ö. 800 yılından sonra ortaya çıkan Etrüskler İtalya yarımadasında Antik Roma kültüründen önce ortaya çıkmış en önemli kültürdür. Etrüsklerin kökeni hakkında birçok değişik hipotez mevcuttur. Konuştukları dilin bir Hint-Avrupa dili olmadığı bilinmektedir. Roma kentinin kendisi Etrüsk topraklarına dâhildi. M. Ö. 396 yılında Etrüsklerin en büyük kenti olan Veio kentinin Romalılar tarafından istila edilmesiyle sona eren bu uygarlık Roma kültürüne damgasını vurmuş, Roma kültürü, mimarisi ve sanatına çok büyük bir etki yapmıştır.

Daha yakın dönemlerde, 8. ve 7. yüzyıllarda İtalya Yarımadası’nın güney kıyılarında ve Sicilya Adası’nda Yunan sömürge ÅŸehirleri kurulmuÅŸ ve bu bölgelere yoÄŸun olarak Yunanlar yerleÅŸmiÅŸtir. Daha sonraları bu nedenle Romalılar bu bu bölgeye Magna Graecia (Türkçe: Büyük Yunanistan) adını vermiÅŸlerdir.[6][7][8] Antik Roma, baÅŸlangıçta İ.Ö. 8. yüzyılda küçük bir tarım köyü olarak kurulmuÅŸ ancak yüzyıllar geçtikçe büyüyerek bütün Akdeniz’i çeveleyen muazzam bir uygarlık hâlini almıştır. Ele geçirdiÄŸi bölgelerde hâkim olan Yunan kültürüyle Roma kültürü birleÅŸerek ortak bir uygarlık oluÅŸturmuÅŸ; hukuk, devlet yönetimi, sanat ve felsefede bugün çaÄŸdaÅŸ Avrupa uygarlığının temelini oluÅŸturan bir zemin yaratmıştır. Yaklaşık 12 yüzyıl boyunca varlığını sürdürmüş olan Roma uygarlığı bir monarÅŸiden oligarÅŸi ve cumhuriyetin bileÅŸimi bir demokrasiye ve daha sonra da otokratik bir imparatorluÄŸa dönüşmüştür. Roma İmparatorluÄŸu zaman içinde düşüşe geçmiÅŸ ve çökmüştür. Hispanya, Galya ve İtalya’yı içine alan batı imparatorluÄŸu 5. yüzyılda bağımsız krallıklara bölündü. Batı imparatorluÄŸunun 476 yılında sona ermesi Roma’nın yıkılışı ve Orta ÇaÄŸ’ın baÅŸlangıç tarihi kabul edilir.

İtalya Yarımadası’nın İ.S. 6. yüzyılda Bizans İmparatoru Jüstinyen tarafından Ostragotlardan kısa süreli geri alınmasından sonra İtalya içlerine yeni bir Germen boyları dalgası baÅŸladı. Bu süreçte Lombardlar İtalya’nın kuzeyine gelerek buraya yerleÅŸti. Yüzyıllar boyunca Bizans orduları, Arapların, Kutsal Roma İmparatorluÄŸu’nun ve Papalık Devleti’nin birleÅŸik bir İtalyan Krallığı kurmasını engelleyecek güçteydi. Ancak Bizans aynı zamanda Roma İmparatorluÄŸu’nun eski topraklarını yeniden ele geçirecek güçten de yoksundu. Yine de Orta ÇaÄŸ boyunca İtalya üzerindeki güç dengeleri çeÅŸitli devlet ya da hanedanlar arasında deÄŸiÅŸkenlik gösterdi.

İtalya’nın bölgeleri 19. yüzyıla kadar ya bağımsız yönetimler olarak kaldı ya da komÅŸu devletlerin yönetimleri altında bulundu. Bu otorite boÅŸluÄŸu sırasında İtalyan ÅŸehirlerinde anarÅŸik koÅŸullar hüküm sürüyordu ve ÅŸehirler derebeylik düzenine göre birbirlerinden ayrılmış biçimde yönetiliyordu. İtalya bu dönemde ticaret cumhuriyetleriyle ünlenmiÅŸti. Bu ÅŸehir devletleri oligarÅŸiye göre yönetilen tüccarların ayrıcalık sahibi olduÄŸu yönetimlerdi. Venedik, Cenova, Pisa ve Amalfi bu dönemin deniz ticaret konusunda öne çıkan ÅŸehirleridir.

Özellikle Venedik ve Cenova ticarette Avrupa’nın DoÄŸu’ya açılan kapısıydı. Venedik, yöreye özgü bir tür camın üretilmesi ile ünlüydü. Floransa, ipek, yün, bankacılık ve mücevheratın önde gelen merkezlerindendi. Denizcilikte ileri bu ÅŸehir devletleri ayrıca DoÄŸu’ya düzenlenen Haçlı seferlerinde de başı çeken güçlerdi.

Kara ölüm olarak da anılan 1348 tarihli veba salgını, İtalya nüfusun neredeyse üçte birini öldürerek İtalya’nın tarihine damgasını vurmuÅŸtur.[9] Bu salgının yaralarının sarılmasının ardından İtalyan ÅŸehirleri gerek ticaret gerekse ekonomi alanında büyümüştür. Bu iyileÅŸme durumu daha sonra gerçekleÅŸen hümanizm ve Rönesans hareketine ortam hazırlamıştır.

Orta Çağın sonlarında İtalya daha da küçük ÅŸehir devletlerine ve bölgelere bölündü: Napoli Krallığı İtalya’nın güneyinde etkili olan bir güçtü, Floransa Cumhuriyeti ve Papalık Devleti orta İtalya’yı yönetmekteydi, Cenova ve Milan kuzey ile batıda söz sahibi olan güçtü, Venedik ise doÄŸu İtalya’da etkiliydi. 15. yüzyıl İtalyası Avrupa’nın en yoÄŸun nüfuslanmış bölgelerinden biriydi ve sanatta Rönesans hareketinin de doÄŸumyeridir. Dante Alighieri (1265–1321), Francesco Petrarch (1304–1374) ve Giovanni Boccaccio (y. 1313–1375)’nun yazıları ve Giotto di Bondone (1267–1337)’nin resimleriyle özellikle de Floransa bu kültür-sanat hareketinin merkezi olarak görülmektedir. Bu dönemde Niccolò de’ Niccoli ve Poggio Bracciolini gibi düşünürler kütüphanelerde Plato, Aristo, Öklid, Ptolemy, Cicero ve Vitruvius gibi ünlü Antik Yunan filozoflarının yapıtlarını incelemiÅŸlerdir.

1494 yılında Fransa Kralı VIII. , İspanya’yı ele geçirebilmek amacıyla 16. yüzyıla dek sürecek olan saldırılar dizisinin ilk ayağını baÅŸlattı. Bu saldırılar ve rekabet sonunda İspanya Cateau-Cambrésis AntlaÅŸması’yla galip taraf oldu. Böylece İspanya, Milan Düklüğü ve Napoli Krallığı üzerinde egemen güç durumuna geldi. Daha sonra İtalya üzerindeki etkili güç olma durumu, Utrech AntlaÅŸması’yla Avusturya’ya geçti. Avusturya etkisi altında İtalya’nın kuzeyinde güçlü bir ekonomik dinamizm ve entelektüel canlılık oluÅŸtu. Fransız Devrimi ve Napolyon SavaÅŸları (1796-1815) İtalyanlar arasında eÅŸitlik, demokrasi, hukuk ve ulus olma bilinci gibi düşünceler uyandırdı.

19. yüzyılın ilk yıllarında İtalya I. Napolyon tarafından iÅŸgal edilerek Fransız etkisi altına girdi. Viyana Kongresi İtalya’nın Fransız iÅŸgalinden önce yöneten hanedanlara geri verilmesini öngörüyordu. Böylece Papalık Devleti, Sardinya-Piemonte Krallığı, Toskana Grandüklüğü, Modena Düklüğü ve Lombardiya-Venedik Krallığı tekrar kuruldu. Ancak Carbonari adı verilen gizli dernekler İtalya’nın birleÅŸmesi için çalışmaya baÅŸladılar. Giuseppe Mazzini ve Giuseppe Garibaldi birleÅŸme hareketinin öncüleri arasında yer alıyorlardı. Ayrıca Sardinya kralı II. Victor Emmanuel de bu birleÅŸme hareketini destekleyenler arasındaydı.

1848 yılında Lombardiya Avusturya’nın elinde bulunuyordu. İtalya’yı birleÅŸtirmek konusunda Fransa’nın desteÄŸini almayı baÅŸaran İtalya, 1859′da Fransa ile birlikte Avusturya’yı maÄŸlup etti ve 11 Kasım 1859′da Avusturya ile Piyemonte arasında Zürih’te barış antlaÅŸması yapıldı. Buna göre; Avusturya, Lombardiya’yı Piyemonte’ye verdi. Venedik dâhil olmak üzere diÄŸer İtalyan Devletleri arasında bir konfederasyon oluÅŸturulması ve konfederasyonun fahri baÅŸkanının papa, fiilî baÅŸkanının Piyemonte olması kabul . Bir süre sonra Kuzey İtalya’daki küçük devletler de Piyemonte’ye katılma kararı aldılar. Böylece bütün Kuzey ve Orta İtalya Piyemonte’ye katılmış oldu. 1870′de Roma ve 1886′da Venedik, İtalya birliÄŸine dâhil oldular. Bunların da katılımı sonucu İtalyan Millî BirliÄŸi tamamlanmış oldu. İtalya Krallığı kuruldu.

İtalya, Roma devrinden sonra ilk kez tek bir ülke hâline gelebilmiÅŸti. Yeni İtalyan Krallığı’nda 20. yüzyılda kuzey İtalya hızlı sanayileÅŸerek geliÅŸirken, güney İtalya’da nüfus hızla yükseliyor ve milyonlarca insan daha iyi bir yaÅŸam için yurdışına göç etme yolları arıyordu. 1861 yılında ülkede çıkarılan anayasa insanlara pek çok temel hak ve özgürlüğü saÄŸlıyordu. Ancak seçme ve seçilme hakları bunun dışındaydı ve varlıklı olmayan kiÅŸilerle eÄŸitimsiz sınıfın oy kullanma hakkı yoktu. Daha sonra, 1913′te ülkedeki tüm erkeklere oy kullanma hakkı tanındı. Böylece sosyalist parti liberalleri ve muhafazakârları alt ederek ana politik parti hâline geldi. 19. yüzyılın son yirmi yılından baÅŸlayarak İtalya da diÄŸer Avrupa ülkeleri gibi sömürgeleÅŸme yoluna gitti. Osmanlı Devleti’na karşı yaptığı Trablusgarp Savaşı’nı kazandı. Batı Türkiye’de Oniki Ada; Afrika’da Libya, Etyopya ve Somali gibi bazı ülkeleri de iÅŸgal ederek sömürgeleÅŸtirdi.[10] I. Dünya Savaşı baÅŸladığında önce tarafsızlığını ilan eden İtalya, sonuç olarak 1915′te Londra Paktı ile İtilaf Devletleri arasına katıldı. İtalya’ya savaÅŸa girmesi koÅŸuluyla Trento, Trieste, Istria, Dalmaçya ve Osmanlı Devleti’nin bazı bölgeleri vadedildi. SavaÅŸ süresince 600.000 İtalyan askeri yaÅŸamını yitirdi ve İtalya ekonomisi çöktü. Savaşın sonucunda İtalya’ya verilen sözlerden çoÄŸu tutulmadı. St. Germain AntlaÅŸması ile İtalya galip tarafta olmasına karşın yalnızca Trento, Trieste ve Bolzano’yu alabildi. Bu sonuç İtalyan toplumu arasında büyük hoÅŸnutsuzluklara yol açtı.

I. Dünya Savaşı’nın neden olduğı yıkımdan sonra oluÅŸan karışılık ortamında, 1917 Ekim Devrimi’nin ateÅŸlediÄŸi hareketlilik bir anarÅŸi ve kargaÅŸa ortamı yarattı. Sosyalist bir devrimden kaygı duyan liberal görüşler Benito Mussolini önderliÄŸinde küçük bir Ulusal FaÅŸist Parti kurdular. Ekim 1922′de faÅŸistler krala karşı bir darbe giriÅŸiminde bulundular. Kral, ordularına darbeci güçlere karşı koymamaları yönünde buyruk verdi ve Mussolini ile iÅŸ birliÄŸi yapma yoluna gitti. Bunu izleyen birkaç yıl içinde Mussolini tüm siyasi partileri kapattı ve birtakım kiÅŸisel özgürlükleri kısıtlayarak kendi diktatörlük rejimini ilân etti. 1935′te İtalya HabeÅŸistan’ı görece uzun süren bir direniÅŸ sürecinin ardından iÅŸgâl edince Milletler Cemiyeti olaya müdâhil oldu. Buna karşılık faÅŸist İtalya, Nazist Almanya ile anlaÅŸma ve iÅŸ birliÄŸi yoluna gitti. Nazi Almanya ile ilk antlaÅŸma 1936 yılında yapıldı. Ardından 1938′de Çelik Paktı geldi. İspanya İç Savaşı’nda İtalya, Franco’yu sonuna kadar destekledi. Avusturya’nın ve Çekoslovakya’nın Almanya’ya baÄŸlanması giriÅŸimlerinde de Hitler’e destek verdi.

İtalya, Güney Avrupa’da anakaradan Akdeniz’e çıkıntı yapan uzun, çizme biçimindeki İtalya Yarımadası ile bu yarımada ve Alpler arasındaki topraklar üstüne kuruludur. Ülke, en büyükleri Sicilya ve Sardinya olmak üzere Akdeniz’de irili ufaklı pek çok adanın da sahibidir. Toplam yüz ölçümü 301.230 kilometrekaredir. Bunun 294.020′sini kara, 7.210′unu ise sular oluÅŸturmaktadır.

Adalar da iÅŸin içine katıldığında İtalya Adriyatik, İyon ve Tiren denizleri aracılığıyla toplamda 7.600 kilometre uzunluÄŸunda deniz kıyısına; İsviçre ile 740, Fransa ile 488, Avusturya ile 430, Slovenya ile 232, San Marino ile 39 ve Vatikan ile 3.2 kilometre kara sınırına sahiptir. Mikrodevletler olarak anılan Vatikan ve San Marino tümüyle İtalya içinde yer alır ve tek komÅŸusu İtalya’dır. Benzer olarak İtalya’nın da İsviçre içinde kalan Campione d’Italia adında, yaklaşık 1.5 kilometrekare büyüklüğünde ve 2.500 nüfuslu bir eksklav beldesi vardır.

Apenin DaÄŸları yarımadayı boydan boya aÅŸar ve Alplerin bir koludur. Alpler ise ülkenin kuzey sınırında, İsviçre ile İtalya arasında yer alır. Ülkenin en büyük gölleri, kuzeyde yer alan 143 kilometrekarelik Garda Gölü ve ülkenin orta kesimlerinde bulunan Trasimeno Gölü’dür. Ülkenin en büyük akarsuyu Po Nehri, Alplerden baÅŸlayarak Padan Ovası’nı geçer ve batı sınırında Adriyatik Denizi’ne sularını boÅŸaltır. İtalya’da ayrıca pek çok aktif volkan bulunur. Bunlardan Etna Avrupa kıtasındaki en büyük yanardaÄŸdır. İtalya’nın diÄŸer önemli yanardaÄŸları, Vezüv, Stromboli ve Vulcano’dur.

İtalya’da iklim özellikleri son derece çeÅŸitlidir ve bölgenin coÄŸrafi özelliÄŸine göre ülkenin büyük bölümünde egemen olan tipik Akdeniz ikliminden büyük farklılıklar gösterebilir. ÖrneÄŸin Turin, Milano ve Bologna gibi ÅŸehirlerin bulunduÄŸu İtalya’nın iç kuzey bölgeleri Köppen iklim sınıflandırmasında Cfa kategorisinde yani karasal iklim bölgesi olarak gösterilir. Ligurya Bölgesi’nin kıyı kesimleri ve Floransa’nun güneyinde kalan bölgeler genel olarak Akdeniz iklimine uysa da, yarımadanın kıyı kesimleriyle yüksek rakımlı iç bölgeler ve vadiler arasındaki büyük iklim farklılıkları göze çarpar. Özellikle kış ayları boyunca yüksek yerler soÄŸuk, yağışlı ve çoÄŸu zaman da karlı olur. Bunun yanında kıyı kesimlerinde ise ılıman kışlar ile ılık ve yağışız yazlar geçirilir.

İtalya’nın yönetim biçimi çok partili ve parlementer demokrasi ile iÅŸleyen cumhuriyettir. İtalya’nın politikaları bu baÄŸlamda oluÅŸturulur. Yürütme erki, bakanlar kurulunun elindedir ve bu kurula ülkenin cumhurbaÅŸkanı baÅŸkanlık eder. Yasama organı, ulusal meclis ve bakanlar kurulu tarafından ortaklaÅŸa yürütülür. Yargı, yasama ve yürütme erklerinden bağımsızdır. İtalya 2 Ocak 1946′dan bu yana demokratik cumhuriyet olarak yönetilmektedir. Bunun öncesinde ülkede bulunan kraliyet sistemi halkoylaması sonucu kaldırılmıştır. İtalyan Anayasası ise 1 Ocak 1948 tarihinde yürürlüğe girmiÅŸtir.

İtalya Cumhuriyeti’nin cumhurbaÅŸkanı (İtalyanca: Presidente della Repubblica) her yedi yılda bir ulusal meclis ve az sayıda bölgesel temsilci tarafından seçilir. İtalya’da cumhurbaÅŸkanları tarafsız bir biçimde ülkenin birlik ve bütünlüğü simgelemekle yükümlüdürler. Daha önceleri İtalya krallarına verilen hakların büyük bölümünü elinde bulundurur. CumhurbaÅŸkanı, yasama, yürütme ve yargı erklerinin ortasında tüm bunların iÅŸlerliÄŸini saÄŸlamakla görevlidir. Yöneticileri atamak, yargıya baÅŸkanlık etmek ve ülke ordusunun baÅŸkomutanı olmak gibi görevleri de yürütmektedir. Seçim ile iÅŸbaşına gelmiÅŸ partiler içinden çıkacak baÅŸbakanı da cumhurbaÅŸkanı atar ve baÅŸbakana kabineyi kurma görevi verir. Kabinenin onaylanması ulusal mecliste yürütülen güven oylamasına baÄŸlıdır.

İtalya’da iki meclisli sistem uygulanmaktadır ve bu meclisler halk tarafından oylama yöntimiyle seçilir. Halk meclisinde 630 varken, sentadodaki sayısı 315′tir. Senatoda bunun yanısıra az sayıda ömürboyu katılım hakkına sahip olan temsilci de yer alır. İtalya’da halk meclisine katılacak temsilcileri seçmek için yapılan oylamalara 18 yaşını doldurmuÅŸ olan her İtalyan vatandaşı katılabilir. Ancak senato üyelerini seçerken oy kullanma yaşı alt sınırı 25 olarak belirlenmiÅŸtir. Her iki meclis de 5 yıllık süreler için seçilir. Ancak cumhurbaÅŸkanının bazı olaÄŸanüstü hâllerde meclisi feshetme hakkı vardır. Bu durumun örnekleri 1972, 1976, 1979, 1983, 1994, 1996 ve 2008 yıllarında yaÅŸanmıştır.

İtalyan Parlamentosu’nun kendine özgü (sui generis) özelliklerinden biri de İtalya’nın kalıcı olarak yurtdışında yaÅŸayan İtalyan vatandaÅŸlarına da temsil hakkı vermesidir. Günümüzde çoÄŸunluÄŸu eski sömürge ülkelerinde olan 2.5 milyon yurtdışında yaÅŸayan İtalyan vatandaşı vardır. 630 ulusal meclis temsilcisi içinde 12, 315 senato temsilcisi içindeyse 6 kiÅŸi yurtdışındaki İtalyan vatandaÅŸları arasından seçilmiÅŸtir. Bu olay ilk kez Nisan 2006′ta yaÅŸanmıştır ve bu milletvekillerine İtalya’dan seçilenler ile eÅŸit haklar verilmektedir. İtalyan hukuk sistemi büyük ölçüde Roma hukuku üstüne kuruludur. İtalya Anayasa Mahkemesi yasaların anayasaya uygunluÄŸunu ve anayasanın korunmasını denetler. İtalya’da anayasa mahkemesi İkinci Dünya Savaşı sonrası ortaya çıkan yeniliklerdendir.

İtalya, günümüzdeki anlamıyla Avrupa BirliÄŸi’ne dönüşmeden önce oluÅŸturulam Avrupa TopluluÄŸu’nun kurucu üyelerindendir. Ülke, 1955 yılında BirleÅŸmiÅŸ Milletler’e kabul edilmiÅŸtir ve NATO’nun da en büyük destekçilerinden ve üyelerindendir. Ayrıca Avrupa Güvenlik ve İşbirliÄŸi TeÅŸkilatı, Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel AnlaÅŸması/Dünya Ticaret Örgütü ve Avrupa Konseyi gibi örgütler de İtalya’nın üyesi olduÄŸu bazı diÄŸer kuruluÅŸlardır. 1994 yılında Avrupa Güvenlik ve İşbirliÄŸi TeÅŸkilatı’nın, 2001 ve 2003 yıllarında Avrupa BirliÄŸi’nin, ve G8 topluluÄŸunun dönüşümlü baÅŸkanlık görevlerini de yürütmüştür.

İtalya BirleÅŸmiÅŸ Milletler ve uluslararası güvenlik konusundaki politikalarını desteklemektedir. İtalyan ordusu çeÅŸitli zamanlarda Somali, Mozambik ve DoÄŸu Timor’da barışgücü askeri olarak görev yapmış; Bosna, Kosova ve Arnavutluk’ta NATO ile BirleÅŸmiÅŸ Milletler operasyonlarına katılmıştır. Åžubat 2003′te Afganistan’a 2.000 asker yollamıştır. İtalya Irak’ta istikrar ve güvenliÄŸin saÄŸlanabilmesi amacıyla yürütülen uluslararası çalışmalara da destek vermektedir. Irak’a göndermiÅŸ olduÄŸu askerlerden 3.200 kadarını Kasım 2006′da geri çekmiÅŸse de günümüzde yalnızca insanî yardım ve sivil güvenlik ekipleri ile hizmet vermeyi sürdürmektedir.

İtalya’nın asker gönderdiÄŸi bir baÅŸka ülke de 2006 yılında Lübnan olmuÅŸ ve BirleÅŸmiÅŸ Milletler aracılığıyla 2.450 İtalyan askeri bölgede konuÅŸlandırılmıştır.[11]

İtalyan silahlı kuvvetleri, İtalya Cumhuriyeti cumhurbaÅŸkanı tarafından baÅŸkanlık edilen Yüksek Savunma Konseyi’nin komutasındadır. 2008 yılında ordu 186.798 kiÅŸilik personelden oluÅŸmaktadır. Bunun yanısıra 114.778 kiÅŸilik bir jandarma ekibi de görev yapmaktadır.[12]

İtalya’da askerlik görevi 2003 yılından bu yana zorunlu olmaktan çıkarılmıştır. 18 yaÅŸ ve üstü kiÅŸiler istedikleri taktirde orduya katılabilirler. İtalya’nın 2007 yılı askerî harcaması 33.1 milyar dolar olmuÅŸtur. (ulusal gelirin %1.8′i) [13]

İtalyan ordusu (İtalyanca: Esercito Italiano) İtalya Cumhuriyeti’nin savunma birimleri içinde en temel olanıdır. Ülkede, 2003 yılından bu yana katılımın isteÄŸe baÄŸlı olduÄŸu profesyonel ordu görev yapmaktadır. 2008 yılında İtalyan ordusunun asker sayısı 109.703 olarak bildirilmiÅŸtir. İtalya’nın elinde bulundurduÄŸu önemli savunma araçları içinde Dardo piyade savaÅŸ aracı, Centuaro tank imha edici, Ariete tanklar; hava savunma araçları içindeyse A-129 taktik taarruz saldırı helikopteri bulunmaktadır. İtalyan ordusu pek çok kez BirleÅŸmiÅŸ Milletler kararları uyarınca dünyanın çeÅŸitli yerlerinde görev yapmıştır.

İtalyan Donanması (İtalyanca: Marina Militare) 2008 yılı itibarıyla 43.882 gemi ve uçak gemisi, muhrip, fırkateyn, denizaltı ve daha küçük boyutlu araÅŸtırma gemisine sahiptir. [14] Marina Militare olarak anılan donanma son dönemlerde daha yüksek kapasiteli uçak gemileri, muhripler, denizaltılar ve çok amaçlı fırkateynler ile donatmaktadır. (Cavour gibi). İtalyan donanması NATO’nun bir üyesi olan İtalya adına dünyanın çeÅŸitli bölgelerinde görevler yürütmüştür.

İtalyan Hava Kuvvetleri (İtalyanca: Aeronautica Militare) İtalyan ordusunun en önemli ve geliÅŸmiÅŸ birimlerinden biridir. İtalyan havacılık tarihi 1884 yılına kadar uzanmaktadır ve İtalya, 1911 yılında Osmanlı Devleti ile İtalya arasında yapılan Trablusgarp Savaşı’nda uçağı dünya üzerinde ilk kez savaÅŸ aleti olarak kullanarak tarihe geçmiÅŸtir. ÇaÄŸdaÅŸ İtalyan havacılık kuvvetleri ise 28 Mart 1923 tarihinde kurulmuÅŸ ve bugün 45 bin personel ve 763 hava aracıyla hizmet vermektedir. İtalya 29 adet havaüssüne ve kendi ürettiÄŸi çok sayıda patentli hava savaÅŸ aracına sahiptir.

İtalyan jandarma askerlerine Carabinieri adı verilir. Bunlar asker donanımına sahip polis ekipleridir. Ülkede sivil güvenliÄŸin saÄŸlanmasından sorumlulardır. İtalyan jandarmasının geçmiÅŸi Savoy dükü I. Victor Emmanuel’e dayanmaktadır. Mussolini iktidarı dönemi faÅŸist İtalya’da jandarma askerleri her türlü karşı eylem ve gösteriyi bastırmak için kullanılmıştır. Jandarma askerlerinin üniformaları lacivert renkli bir takım, yaka ve manÅŸetlerde gümüşî ÅŸeritler ile gümüş rengi apoletlerden oluÅŸmaktadır. Bu birimin kullandığı araçlar bölgeye göre deÄŸiÅŸen gereksinimler doÄŸrultusunda otomobil, motorsiklet, zodyak bot ya da unimoglar olabilir.

İtalya, 20 adet bölgeye ayrılmıştır (çoÄŸul: regioni, tekil regione). Bunların beÅŸ tanesi, yerel sorunları çözmek için yasalar uygulayabilmelerine izin veren özerk statüye sahiptir; bu bölgeler, aÅŸağıdaki tabloda bir yıldız (*) iÅŸareti ile etiketlenmiÅŸ. Ek olarak ülke toplam 109 il (province) ve 8.101 kömün’e (comuni) bölünmüştür.

Italie par régions sans noms.svg

2008 yılının sonunda, İtalya’nın toplam nüfusu 60 milyonu aÅŸtı.[15] Bu sayılar ışığında, İtalya günümüzde Avrupa BirliÄŸi içinde Almanya, Fransa ve BirleÅŸik Krallık’tan sonra dördüncü, dünya genelindeyse yirmi üçüncü en kalabalık ülkedir. İtalya’da kilometrekareye düşen kiÅŸi sayısı 199.2′dir ve bu yoÄŸunluk da İtalya’yı Avrupa BirliÄŸi içinde en yoÄŸun nüfuslu beÅŸinci ülke yapar. Ülkenin en yoÄŸun nüfuslu bölgesi Kuzey İtalya’dır ve ülkenin yüzölçümünün yaklaşık üçte birini oluÅŸturan bu bölge, ülkenin toplam nüfusunun ise neredeyse yarısını barındırmaktadır.

İkinci Dünya Savaşı’nın sonrasında İtalya, uzun süreli bir ekonomik yükseliÅŸ sürecine girmiÅŸ ve bu dönemde ülkenin kırsal kesimlerinden büyük kentlere göç patlaması yaÅŸanmıştır. Bunun yanısıra ülke göç ile nüfus yitiren bir ülke olmaktan çıkmış, göçmen kabul eder hâle gelmiÅŸtir. Bu ekonomik canlılık ve atılım süreci 1970′lere dek sürmüştür.[16] Buna karşın, son yirmi yılda İtalya’nın aldığı yoÄŸun dış göç sayesinde İtalya 2000′li yıllarda yeni doÄŸum oranlarında gözle görülür bir artış yaÅŸamaktadır. Bu artış özellikle uzun süredir düşük oranlarda seyreden kuzey bölgelerinin nüfuslarında görülmektedir.[17]

Kadın başına düşen çocuk sayısı da gerek göçmen annelerin, gerekse İtalyan kadınlarının dünya getirdikleri çocuklarla geçen yıllara oranla artış göstermiÅŸtir. 2005 yılında kadın başına düşen çocuk sayısı 1.32 iken, 2008 yılında bu sayı 1.41′e kadar çıkmıştır.[18]

OECD raporlarına göre İtalya’daki metropoller ÅŸunlardır:,[19]

İtalyan hükûmetinin yaptığı açıklamaya göre İtalya’da Ocak 2009 tarihinde toplam 3.891.295 göçmen yaÅŸamaktadır. Bu rakam İtalya’nın toplam nüfusunun %6.5′ine denk gelmektedir. [20] Avrupa BirliÄŸi’nin son yıllarda gerçekleÅŸtirdiÄŸi geniÅŸleme giriÅŸimleri sonucu İtalya’ya yapılan en yeni göç dalgası komÅŸu Avrupa BirliÄŸi üyesi ülkeler ve DoÄŸu Avrupa ülkelerinden gelmiÅŸtir. Önceden en yoÄŸun göçün alındığı Kuzey Afrika’nın yerine günümüzde öne çıkan gruplar Asyalı göçmenlerdir. İtalya’da en büyük göçmen grup resmî olarak kayıtlı yaklaşık 800 bin kiÅŸiyle Romenlerdir. Romenler son yıllarda Arnavutları ve Faslıları sayıca geçerek İtalya’daki en büyük azınlık durumuna gelmiÅŸlerdir. Bazı gayrıresmî varsayımlar ve savlar, İtalya’da yaÅŸayan Romenlerin sayısının belirtilen rakamdan iki katı kadar hatta daha fazla olduÄŸunu öne sürmektedir.[21] 2009 Yılı itibarıyla İtalya nüfusu içinde yurtdışında doÄŸmuÅŸ olanların sınıflandırılması şöyledir: Avrupa (53.5%), Afrika (22.3%), Asya (15.8%), Amerika (8.1%) ve Okyanusya (0.06%). İtalya’da yaÅŸayan göçmenlerin ülke içindeki dağılımı ise olduka dengesizdir. Ülkedeki göçmenlerin %87.3′ü ülkenin ekonomik olarak en geliÅŸmiÅŸ yerleri olan kuzey ve orta kesimlerinde yaÅŸarken, yalnızca %12.8′i yarımadanın güney kesimlerinde yaÅŸar.

1800′lerin sonunda İtalya topraklarında ulusal birliÄŸin saÄŸlanmasının ardından İtalya’da yurtdışına verilen kitlesel göçler baÅŸladı. 1898 ve 1914 yılları arasında tüm dünya ülkelerinde İtalyan diasporası kayde deÄŸer ölçüde büyüdü. Bu süreçte her yıl yaklaşık 750 bin İtalyan yurtdışına göç etti.[22] İtalyan toplulukları, önceleri İtalya’nın eski Afrika sömürgelerinde büyüme gösterdi. Bu dönemde Eritre’de (İkinci dünya savaşı baÅŸladığındaki sayıları 100 bin)[23], Somali’de ve Libya’da (150 bin nüfusla toplam ülke nüfusunun %18′ini oluÅŸturuyorlardı) pek çok sayıda İtalyan bulunuyordu. Ancak Libya’da yaÅŸayan İtalyanlar 1970 yılında tümüyle ülkeden uzaklaÅŸtırıldılar. [24] İkinci Dünya Savaşı sonrasında geçen on yıllık dönemde yaklaşık 350 bin İtalyan kökenli kiÅŸi Yugoslavya’yı terk etti.[25] GeçmiÅŸte İtalyanların göç ettikleri bölgelerde bugün onların soyundan gelen milyonlarca insan bulunmaktadır: Brezilya (25 milyon),[26] Arjantin (20 milyon),[27] Amerika BirleÅŸik Devletleri (17.8 milyon),[28] Uruguay (1.5 milyon),[29] Kanada (1.4 milyon),[30] Venezuela (900,000)[31] ve Avustralya (800,000).[32]

İtalya’da pek çok etnik grup hükûmet tarafından resmî olarak tanınmakta ve bu gruplara azınlık hakları çerçevesinde bazı ayrıcalıklar verilmektedir. Bu haklar uyarınca kimi azınlıkların dilleri, yaÅŸadıkları bölgelerde ikinci bir resmî dil olarak kabul edilebilmektedir.

Sözkonusu bu bölgelerde hazırlanan resmî belge ve tabelalar ve trafik levhaları ikidillidir. Ladincenin konuşulduğu bölgelerde ise üçdilli olarak da hazırlanabilmektedir. azınlık okullarının bulunduğu yerlerde azınlık dillerinde eğitim göre olanağı bulunabilmektedir.

Ülkedeki en eski dinî azınlık grubu ise Yahudilerdir. GeçmiÅŸte İtalya’nın en büyük Hıristiyan olmayan azınlığı olarak anılan Yahudilerin bugün İtalya’daki sayısı ortalama 45.000 kadardır. Son yıllarda Orta DoÄŸu ve Kuzey Afrika’dan aldığı yoÄŸun göçler sayesinde ülkede 825 bin kiÅŸiden oluÅŸan bir Müslüman azınlık oluÅŸmuÅŸtur.[35] Müslümanlar İtalya nüfusunun %1.4′ünü oluÅŸturmaktadır ama bunların içinden yalnızca 45.000′inin İtalyan vatandaÅŸlığı vardır. Ülkede ayrıca 50 bin kadar budist [36][37] 70 bin kadar Sih[38] ve 70 bin kadar da Hindu yaÅŸamaktadır.

Uluslararası Para Fonu’nun verilerine göre İtalya, 2008 yılında dünyanın en büyük yedinci, Avrupa’nın ve Avrupa BirliÄŸi’nin ise dördüncü ekonomisidir. Ülkenin kuzeyinde geliÅŸmiÅŸ bir sanayi ile köklü ve zengin özel ÅŸirketler öne çıkarken, ülkenin güney kesimleri devlet destekli tarım ve ufak çaplı sanayi alanları ile ayakta durmaktadır.

Geride bırakılan içinde ülke ekonomisinin yıllık ortalama büyümesi %1.23 olmuÅŸtur. Bu sayı Avrupa BirliÄŸi ortalaması için %2.28′dir.[39] Son yıllarda yaÅŸadığı ekonomik durgunluk, siyasi çalkantılar ve reform programlarını uygulamadaki aksaklıklar nedeniyle basın tarafından Avrupa’nın hasta adamı biçiminde anılmaktadır.[40][41] Ancak yapılan son istatistiksel araÅŸtırmalar ışığında İtalyanların satın alım gücünün Avrupa BirliÄŸi ortalaması deÄŸerlerine yakın olduÄŸu gözlenmektedir. [42]

İtalya’da genel olarak ülkenin coÄŸrafi yapısından kaynaklanan nedenlerden ileri gelen yapısal sorunlar vardır. Hammadde eksikliÄŸi ve enerji kaynaklarının azlığı da öne çıkan baika sorunlardır. Ülkenin coÄŸrafi yapısı genel olarak daÄŸlıktır. Bu nedenle yoÄŸun tarım yapılabilecek topraklar oldukça kısıtlıdır. Enerji sektöründe büyük ölçüde dışa bağımlılık sözkonusudur. 2006 yılı verilerine göre ülkede tüketilen toplam enerji miktarının %86′sı dış kaynaklardan saÄŸlanmıştır.(katı yakıtların %99.7′si, petrolün %92.5′i, doÄŸalgazın %91.2′si ve elektriÄŸin %15′i.)[43][44]

İtalya ekonomisi ayrıca altyapı yatırımlarının geliÅŸmemesi, pazara yönelik reformların uygulanamaması ya da yapılmaması ve araÅŸtırma konusunda yatırımlar yapılmaması nedeniyle güç yitirmektedir. Dünya Ekonomik Özgürlük Endeksi, 2008 yılında yayınladığı çalışmada ülkenin sırasını dünyada 64. Avrupa’da ise 29. olarak belirlemiÅŸtir. Böylece İtalya, avro alanı içinde en son sıraye yerleÅŸmiÅŸtir. Dünya Bankası’na göre İtalya iÅŸ kurma, yatırım yapma ve ticaret konularında oldukça uygun ülkeler arasında gösterilmektedir. Buna karşın, ülkede bürokrasi alanında, mülkiyet haklarının korunması ve yüksek vergilendirmeler konusunda sorunlar göze çarpmaktadır.[45] Bununla birlikte son yapılan araÅŸtırmalarda İtalya’nın 2006 yılında araÅŸtırma ve geliÅŸtirme konularına ayırdığı bütçe gayrisafi millî hasılanın %1.14′üyle sınırlı kalmış ve böylece, %1.84′lük Avrupa BirliÄŸi ortalamasının ve %3′lük Lizbon Stratejisi hedeflerinin oldukça altında kalınmıştır.[46]

İtalya ekonomisinin büyüklüğündeki diÄŸer ülkelerde karşılaÅŸtırıldığında İtalya’da oldukça az sayıda dünya çapında çokuluslu ÅŸirket vardır. Buna karşın İtalya’daki küçük ve orta ölçekteki ÅŸirket sayısı oldukça fazladır. Bu durum İtalya’da üretim sektöründe tek bir ürünün öne çıkmasına neden olmuÅŸtur. İtalya’nın dışsatımını yaparak ekonomisini canlı tuttuÄŸu lüks tüketim malları son dönemlerde Çin gibi yükselmekte olan ve iÅŸgücünün ucuz olduÄŸu ülkelerle rekabet içine girmektedir.[47] İtalya’nın dışarıya sattığı ürünler içinde en önde gelenler motorlu araçlar (Fiat Group, Aprilia, Ducati, Piaggio); kimyasal ve petrokimyasal ürünler (Eni); enerji ve elektrik mühendisliÄŸi sistemleri (Enel, Edison); elektrikli ev gereçleri (Candy, Indesit); uzay ve savunma teknolojileri (Alenia, Agusta, Finmeccanica); ateÅŸli silahlar (Baretta); moda ve tekstil ürünleri (Armani, Valentino, Versace, Dolce & Gabbana, Robert Cavalli, Benetton, Prada, Luxottica); gıda ürünleri (Ferrero, Barilla, Martini & Rossi, Campari, Parmalat) ve lüks arabalar ((Ferrari, Maserati, Lamborghini, Pagani) ile yatlardır (Ferretti, Azimut)

İtalya’da turizm ise ülkede en hızlı geliÅŸen ve en çok kâr getiren sektörlerdendir. Her yıl 43.7 milyon turist ülkeyi ziyaret etmekte ve ülkeye 4.7 milyar dolar bırakmaktadır. İtalya dünya sıralamasında en çok ziyaret edilen beÅŸinci ülke, turizmden en çok kazanan dördüncü ülkedir.[48]

2004 yılında İtalya’da ulaşım sektörü, yaklaşık 119.4 milyon avroluk iÅŸ hacmine ulaÅŸtı ve ulaşım alanında hizmet veren 153.700 ÅŸirkette 935.700 kiÅŸiye istihdam saÄŸlandı. Ulusal yol ağında bakıldığında, 2002 yılında İtalya’da iÅŸ görür durumda toplam 668.721 kilometre uzunluÄŸunda karayolu vardır. Bunun 6.487 kilometresi bir özel ÅŸirket tarafından iÅŸletilen devlet yollarıdır.

2005 yılında İtalya’da 34.667.000 otomobil (Her bin kiÅŸiye 590 otomobil) ve 4.015.000 yük taşıtı olduÄŸu kayda geçmiÅŸtir. Devlete ait olan ancak yine bir özel ÅŸirket tarafından yönetilmekte olan demiryolları da 2003 yılında toplam 16.287 kilometre olarak ölçülmüştür. Ülkedeki demiryolu ağının %69′u elektrikli olup demiryollarında toplam 4937 ve vagon çalışmaktadır. Fréjus Demiryolu Tüneli, Alpleri aÅŸarak ülkeyi Fransa ile baÄŸlayarak demiryolu ulaşımında önemli bir yer tutmaktadır. Yapımı sürmekte olan Brenner Tüneli ise Avusturya ile İtalya’yı demiryolu ile birbirine baÄŸlayacaktır.

Ulusal sınırlar içinde kalan akarsu ağı genelinde toplam uzunluÄŸu 1.477 kilometreyi bulan ırmak ve kanallarda ulaşım ve taşımacılık yapılabilmektedir. Ülkede ayrıca 2004 yılı itibarıyla büyük çapta havalimanlarının sayısı 30, büyük limanların sayısı ise 43 olarak saptanmıştır. Cenova limanı İtalya’nın en büyük, Akdeniz’in ise ikinci büyük limanıdır. 2005 yılında İtalya’da 389 bin birimlik sivil havacılık filosu ve 581 gemilik bir ticaret filosu bulunmaktadır.[49]

İtalya, 1861 yılında ulusal birliÄŸini saÄŸlayana dek tek bir ülke deÄŸildi. İtalya topraklarındaki küçük devlet ve krallıklar birbirleri arasında farklılık gösterebilen kendi kültürlerini geliÅŸtiriyorlardı. Bu nedenle günümüzde İtalyan geleneÄŸi ya da İtalyan kökenli olarak adlandırılan ÅŸeyler bölge ve kökenlerine göre ayrılabilir. İtalya’nın Avrupa’nın kültürel ve tarihî mirasına katkısı çok büyüktür. Roma İmparatorluÄŸu gibi dünyanın köklü devletlerine ev sahiplliÄŸi yapmış olması ve Hıristiyanlığın en önemli merkezi Vatikan’ı içinde bulundurması nedeniyle kültürel miras ögeleri bakımından son derece zengindir. İtalya, günümüzde UNESCO’nun 44 Dünya Kültür Mirası alanına ev sahipliÄŸi yaparak birinciliÄŸi elinde bulundurmaktadır.

İtalya’da resim sanatı tarihin hemen her döneminde geliÅŸim göstermiÅŸtir. Tiziano Vecellio ve Caravaggio İtalyan resminin en seçkin erken örneklerini vermiÅŸlerdir. İtalyan ressamların iÅŸlerinde çoÄŸunlukla dinî figürler öne çıkmıştır. Bunda ülkenin Vatikan ile olan yoÄŸun iliÅŸkisi etkili olmuÅŸtur. İtalya’da resim sanatında verilen yapıtlar çoÄŸu zaman Avrupa’nın en önde gelen sanat eserleri olmuÅŸtur. Romanesk ve Gotik sanattan, Rönesans ve Barok üslubuna kadar her sanat akımında İtalyan ressamlar kaydadeÄŸer ürünler vermiÅŸlerdir. Bu dönemlerde yapıtlar veren ressamlar arasında Michelangelo, Leonardo da Vinci, Donatello, Botticelli, Fra Angelico, Tintoretto, Caravaggio, Bernini, Titian ve Raphael sayılabilir. Bu dönemlerden sonra İtalya dış güçler tarafından sürekli baskılarla maruz kalmış ve bu da ülkede ilginin sanattan, daha çok politik sorunlara kaymasına neden olmuÅŸtur. Tüm bunlar sonucunda İtalya Avrupa’da sanat alanında elde ettiÄŸi otoriteyi yitirmiÅŸtir. Daha sonraları İtalyan resminde ilk canlanma 20. yüzyılda Fütürizm akımıyla olmuÅŸ ve bunu metafizik resim akımı izlemiÅŸtir. Bu akımda en önemli katkıları Giorgio de Chirico vermiÅŸ ve kendinden sonra gelecek olan kuÅŸak ve gerçeküstücülük akımı temsilcileri üzerinde büyük etkiye sahip olmuÅŸtur.

İtalyan dilinin temelleri, 1300′lü yıllarda Floransalı ÅŸair Dante Alighieri tarafından atılmıştır. İtalyan yazınının en erken ve önemli temsilcileri arasında sayılan Dante’nin İlahî Komedya adlı yapıtı Orta ÇaÄŸlarda Avrupa’da üretilen en önemli yazınsal eserlerden biridir. Bunu dışında Giovanni Boccaccio, Giacomo Leopardi, Alessandro Manzoni, Torquato Tasso, Ludovico Ariosto ve Petrarch gibi ünlü İtalyan edebiyatçıları yüzyıllar boyu Avrupa yazınına katkıda bulunmuÅŸlardır. Felsefe alanında öne çıkan düşünürler arasında Giordano Bruno, Marsilio Ficino, Niccolò Machiavelli ve Giambattista Vico sayılabilir.

ÇaÄŸdaÅŸ İtalyan yazınını temsilcileri arasında ise pek çok Nobel ödüllü yazar bulunur. Nobel ödülü almış İtalyan edebiyatçılar ÅŸunlardır: ulusalcı ÅŸair Giosuè Carducci (1906)’da, realist yazar Grazia Deledda (1926)’da, çaÄŸdaÅŸ tiyatro yazarı Luigi Pirandello (1936)’da, ÅŸair Salvatore Quasimodo (1959)’da, Eugenio Montale (1975′te), satirist tiyatro yazarı Dario Fo (1997′de)[50]

İtalyan tiyatro sanatı incelenecek olursa, kökenleri Yunan tiyatrosu etkisinde kalmış Roma tiyatrosuna kadar indirilebilir. Roma dönemi drama yazarları genelde Yunanca oyunları çevirmiÅŸlerdir. 16. yüzyılda ve 18. yüzyıla kadar Commedia dell’arte akımı doÄŸaçlama tiyartonun bir dalı olarak kalmıştır ve bugün bile İtalya sahnelerinde görülebilmektedir. İtalya’da yaygın olan bir baÅŸka tiyatro geleneÄŸi de canovaccio adı verilen gezici tiyatro truplarıdır. Bu truplardaki sanatçılar gittikleri yerlerde açıkhava sahneleri kurarlar ve kabataslak bir senaryo çerçevesinde hokkabazlık ve akrobasi ile karışık eÄŸlence ÅŸovları düzenleyerek tiyatro yaparlar.

Yüzyıllar boyunca, İtalya’dan pek çok bilim insanı yetiÅŸti. Bu bilim insanlarının çeÅŸitli alanlarda insanlığa kazandırdıkları buluÅŸlar ile kendilerinin ve ülkelerinin adını duyurdular. Bunlar içinde en bilinen isimlerden biri de Leonardo da Vinci’dir. Da Vinci, biyolojiden teknolojiye pek çok alanda çaÄŸdaÅŸ bilime rehberlik eden buluÅŸlara imza attı. Aynı ÅŸekilde Galilei fizik, ve astronomi alanlarında çalışan ve pek çok buluÅŸa imza atan bir baÅŸka İtalyan bilim insanıdır. Galilei teleskobun geliÅŸtirilmesine önemli katkılarda bulunmuÅŸ ve bir bölümünü kendi gerçekleÅŸtirdiÄŸi sayısız astronmik buluÅŸa olanak saÄŸlamıştır. Nobel ödülü de kazanan fizikçi Enrico Fermi dünyanın ilk nükleer reaktörünü oluÅŸturan gruba önderlik etmiÅŸ, kuantum teorisinin oluÅŸturulmasına verdiÄŸi destek ve fizik alanındaki diÄŸer önemli çalışmalarıyla adını duyurmuÅŸtur.

İtalya’da bilim alanında önemli katkılar veren araÅŸtırmacılar arasında GüneÅŸ Sistemi ile ilgili pek çok buluÅŸa imza atan gökbilimci Giovanni Domenico Cassini, pili bulan fizikçi , matematikçiler Lagrange, Fibonacci ve Gerolamo Cardano, mikroskopik anatominin kurucusu doktor Marcello Malpighi, hücre teorileri, hayvan üremesi ve insan bedeninin iÅŸlevleri konusunda yeni bilgiler ortaya çıkarak biyoloji araÅŸtırmacısı Lazzaro Spallanzani, kendisiyle aynı adla anılan golgi aygıtını bularak Nobel ödülü kazanan bir diÄŸer İtalyan bilim insanı Camillo Golgi ve radyoyu icat ederek, yine Nobel kazanan bir baÅŸka İtalyan olan Guglielmo Marconi sayılabilir.

İtalyan folk müziÄŸinden, Avrupa klasik müziÄŸine kadar, müzik her zaman İtalya kültüründe önemli bir rol oynamıştır. Opera’ya hayat veren İtalya, klasik müziÄŸin temellerinin atıldığı yerdir. Aynı zamanda piano ve violin gibi klasik müzikle ilgili çalgılarında ortaya çıkış yeri İtalya’dır. Senfoni, konçertove sonata da köklerini İtalya’da 16. ve 17. yüzyıllarda geliÅŸen akımlardan alan müzik türleridir. İtalya’nın en önde gelen bestecileri arasında, Rönesans dönemi bestecisi Palestrina ve Monteverdi, Barok besteciler Alessandro Scarlatti, Corelli ve Vivaldi, klasik dönem besteciler Paganini ve Rossini ile romantik besteciler Verdi ve Puccini sayılabilir.

ÇaÄŸdaÅŸ İtalyan besteciler Berio ve Nono müzik konusunda önemli eserler vermiÅŸlerdir. Ülkede çok sayıda iÅŸler hâlde operaevinin bulunmasından dolayı ülkede klasik müziÄŸin hâlâ tutunmakta olduÄŸu görülmektedir. Milano’daki La Scala ve Napoli’deki San Carlo operaevleri ve Maurizio Pollini ile Luciano Pavarotti dünyaca ünlü tenörler İtalya’nın klasik müzik alanındaki baÅŸarı ve egemenliÄŸinin birer göstergesidir.

Ülkede ilk olarak 1920′lerde ortaya çıkan caz müziÄŸi hızla tutuldu ve İtalya’da geniÅŸ kitlelere yayıldı. FaÅŸist dönemin Amerikan karşıtı politikalarına karşın caz müziÄŸi ülkede hep popüler kaldı. 70′li yıllarda Progressive rock hareketinin başını çeken ülkelerden oldu ve rock müzik alanında dünyaya PFM ve Goblin gibi gruplar kazandırdı. Pop müzik sanatçısı Mina Anna Mazzini, Andrea Bocelli, Laura Pausini ve Eros Ramazzotti İtalya’nın son dönemlerde uluslararası düzeyde sükse yapmış sanatçılarıdır.

İtalyan sinema tarihi, Lumière KardeÅŸlerin hareketli resimler ile sinema tekniÄŸini bulmasının kısa süre sonra baÅŸladı. İlk İtalyan filmi, dönemin papası XIII. Leo’nun kameraya karşı kutsama yapan görüntüsünden oluÅŸan birkaç saniyelik, oldukça kısa bir kayıttı. Gerçek anlamda İtalyan sinema endüstrisi 1903 ve 1908 yılları arasında kurulan Società Italiana Cines, Ambrosio ve Itala adlarında üç ÅŸirketiyle doÄŸdu. Daha sonra Milano ve Napoli’de de ÅŸirketler boy göstermeye baÅŸladı. Kısa süre içinde bu ÅŸirketler büyüyerek nitelikli iÅŸler çıkartmaya baÅŸladılar ve İtalyan filmleri dışarıya da gönderilmeye baÅŸlandı. İtalya’da sinema Benito Mussolini iktidarı döneminde bir tür siyasi propaganda aracı olarak da kullanıldı.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra İtalyan filmlerinin yıldızı parladı ve 1980′lerde televizyonun yaygınlaÅŸmaya baÅŸlamasıyla İtalyan sineması bir gerileme sürecine girdi. Dünyaca tanınmış İtalyan film yönetmenleri arasında Vittorio De Sica, Federico Fellini, Sergio Leone, Pier Paolo Pasolini, Michelangelo Antonioni ve Dario Argento sayılabilir. Tatlı Hayat, İyi, Kötü ve Çirkin, Bisiklet Hırsızları gibi eski dönem İtalyan filmleri dünya sinemasında yer etmiÅŸ yapımlardır. Daha yakın geçmiÅŸte çekilen ve uluslararası düzeyde sükse yapan İtalyan filmleri arasında Roberto Benigni tarafından yönetilen Hayat Güzeldir ve Massimo Troisi’nin baÅŸrolünde oynadığı Postacı vardır.

İtalya’da yapılan popüler sporlar futbol, basketbol, voleybol, sutopu, eskrim, ragbi, bisiklet ve motor yarışları ile buz hokeyidir. (ÇoÄŸunlukla Milano, Trentino-Alto Adige ve Veneto bölgelerinde yapılır) CoÄŸrafi koÅŸulların elveriÅŸli olmasından dolayı kuzey bölgelerde en yaygın sporlar kış sporlarıdır. İtalyanlar kış sporları kategorilerinde yapılan yarışma ve karşılaÅŸmalarda öne çıkmaktadırlar. İtalyan ÅŸehirlerinden Torino 2006 Kış Olimpiyatları’na ev sahipliÄŸi yapmıştır. İtalya’da spor türleri, çoÄŸu zaman festivallerle birleÅŸtirilir. Bir tür at yarışı olan palio Palio di Siena festivalinde, gondol yarışları da her eylül ayının ilk pazar günü Venedik’te gerçekleÅŸir. İtalya sporu Antik Roma’da gladyatör dövüşlerinin yapıldığı Kolezyum’dan, çaÄŸdaÅŸ Roma’da futbol kulüplerinin yarıştığı çaÄŸdaÅŸ Stadio Olimpico’ya varan uzun bir yol katetmiÅŸtir.

İtalya’da en çok oynanan spor türü futboldur. İtalyan futbolunun en üst ligi olan Serie A, yalnızca ülke içinde deÄŸil tüm dünyada ilgiyle izlenmektedir. İtalya Millî Takımı, bugüne dek kazanmış olduÄŸu 4 FIFA Dünya Kupası ile dünyanın en baÅŸarılı ikinci takımıdır. İtalya Millî Takımı’nın kazandığı ilk dünya kupası 1934 yılındadır. Kriket de İtalya’da yeniden önem kazanmaya baÅŸlamış olan ve hızla popülerlik kazanan bir spor dalıdır. İtalya’da kriket sporu İtalya Kriket Federasyonu (İtalyanca: Federazione Cricket Italiana) tarafından düzenlenmektedir ve İtalyan Millî Kiriket Takımı dünya sıralamasında 27. sırada yer almaktadır.

İtalyan mutfağı dünyanın en zengin mutfaklarından biridir ve karakteristik özellikleriyle öne çıkmaktadır. İtalyan mutfağının geçmişi M.Ö. 4. yüzyıla kadar uzanmakla birlikte 18. yüzyılda Yeni Dünya keşifleriyle mutfaklara giren birtakım sebze ve meyveler sayesinde büyük bir değişime uğramıştır. İtalyan mutfağı bölgelere göre büyük farklılıklar gösterir. Sebze ve hamur işleri ağırlıktadır. Peynir ve şarap İtalyan mutfağının önemli ögeleri arasındadır. Geniş bir Kahve çeşitliğine sahip olan İtalyan mutfağında özellikle espresso önemli bir yer tutar. İtalyan mutfağının dünyaya mâl olmuş yemekleri arasında pizza, spagetti ve bazı makarnalar ile bunların kendilerine özgü sosları, risotto, parmesan peyniri, lazanya ve tiramisu sayılabilir.


Üyeler:

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0talyan

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,