HIV

Yazan: admin | Genel | Çarşamba 9 Mart 2011 17:43

Su ve sabunla iyice yıkama ile (en az 15 saniye) bütün mikroplar gibi HIV de deriden uzaklaştırılabilir. Yıkandıktan sonra derinin alkol ile temizlenmesi uygun olabilir. Yaralanma durumunda yara yeri, önce sabun ve su ile iyice yıkanmalı, ardından tentürdiyot veya betadin gibi bir antiseptik ile temizlenmelidir.

Bir AIDS taşıyıcısı hastaymış gibi görünmeyebilir veya taşıyıcı kişi kendini hasta hissetmeyebilir, HI virüsü taşıdığını bile bilmeyebilir. Çünkü, AIDS taşıyıcılarında semptomların ortaya çıkmasına ve ölüme yol açan şey AIDS virüsünün kendisi değil, vücudun bağışıklık sisteminin çökmesiyle tamamen savunmasız kaldığı diğer enfeksiyonlardır..

► Bu konuda son derece zengin bir arsivi olan HIVinsite web sitesi, sureyi 6-12 hafta olarak belirliyor. http://hivinsite.ucsf.edu/InSite?page=kb-02-02-01

► Amerikan Kamu Sagligi Kurumu’nun Test Kilavuzunda, 1985-90 yillari arasinda kullanilan antikor testinin pencere doneminin ortalama 45 gun oldugu soyleniyor. Fakat gunumuzdeki testlerin, bunu 20 gun daha dusurerek, 25 gune indirdigi belirtiliyor. http://www.cdc.gov/mmwr/preview/mmwrhtml/00040546.htm

► Amerikan Seattle & King County Kamu Sagligi Sitesi, soyle diyor: “Cogu insan, saptanabilir antikor duzeyine 4-6 hafta icinde gelir. Bazi insanlarin daha uzun surebilir; ama neredeyse %99′u uc ay icinde antikor uretmis olur. Üc ayi gecen serokonversiyon olaylari cok cok nadirdir.” http://www.metrokc.gov/HEALTH/apu/healthed/background/testing.htm

HI virüsü taşıyıcısı bir anne bebeğine virüsü bulaştırabilir.

► Kizilhac, antikorlarin tespit edilme suresini en gec 70 gun olarak veriyor. http://www.redcross.org/services/biomed/blood/supply/nucleic.html

► California AIDS Merkezi’nin 1998′de yayinladigi rehber %96′dan daha fazla sayida insanin, 2 ile 12 hafta arasinda pozitif sonucu eline alacagini soyluyor. Cok nadir bazi durumlarda, bunun alti aya uzayabilecegi belirtiliyor. AIDS Saglik Projesi (ABD) danismanlari, ortalama sureyi 25 gun olarak veriyorlar. AIDS Update 98 adli brosur, “Cogu ornekte, HIV antikorlari 6 ile 8. haftada gorunur hale gelirler” diyor. http://www.thebody.com/sfaf/hiv_testing.html

► San Francisco AIDS Dernegi, soyle diyor: “Uc aylik pencere donemi, insanlarin tumu icin normal suredir. Bu insanlarin cogu, uc ile dort hafta icinde saptanabilir duzeyde antikor uretir. Cok, cok nadir (cok cok az ornekte gorulmustur) durumlarda, bir insanin antikor uretmesi alti ayi bulabilir.” http://www.sfaf.org/aids101/hiv_testing.html

Gerekli araştırma testleri yapılmamış organ, kan ve kan ürünleri nakli yoluyla da HI virüsü bulaşabilir. Bu durumun engellenmesi için her türlü organ, doku, kan ve kan ürünleri nakli öncesi nakle engel hastalıklar yönünden alınan materyaller kabul eden merkezler tarafından dikkatle kontrol edilir. Araştırma testlerinin pencere döneminde bulunan hastalarda yalancı negatif sonuç vermesi halinde, bulaşma gerçekleşebilir.

Kanında HI virüsü bulunmayan kişilere “HIV negatif” denir. Bu kişiler aynı zamanda Anti-HIV testi (ELISA testi negatif) kişilerdir. Kanında HIV virüsü bulunan kişilere “HIV pozitif” veya “HIV enfeksiyonlu” denir. Bu kişiler aynı zamanda kanında antikor bulunan seropozitif (Anti-HIV testi=ELISA testi pozitif) kişilerdir.

HIV/AIDS’in tedavisinde olumlu gelişmeler vardır. Günümüze kadar bulunan ilaçlardan farklı etki mekanizmalarında olanların ikisinin ya da üçünün birlikte kullanımıyla HIV pozitif kişilerin kaliteli ve uzun bir yaşam sürebilmeleri sağlanmaktadır. Tedavi doktor kontrolünde ve kesintisiz olarak yaşam boyu sürdürülmelidir. Bu ilaçlar çok pahalıdır. Bağkur, SSK, Emekli sandığı, Yeşil Kart gibi Sigortalar aylık masrafın 1000-1500 USD olduğu ilaç maliyetlerini karşılamaktadır. Aids şüphesi olanlar derhal eliza testi yapmalıdırlar ki uzun süreli hayat sürme imkânını yakalayabilsinler, her hastalıkta olduğu gibi bu hastalıkta da erken tanının faydası çok büyüktür. Hiv virüsünü kapmak herşeyin sonu değildir, isteyen hastalar Aids Savaş Derneğinden psikolojik destek de alabilirler.

CDC (Center of Disease Control -USA) gibi bazı büyük örgütleri, testin altıncı ayda tekrarlanması gerektiğini savunmaktadır. Serokonversiyon süreci (antikor oluşturma) üç ayı geçen çok nadir bazı vakalar rapor edilmişse de (bunlar o kadar nadirdir ki, tıp makalelerine konu olur), çoğu Avrupa kaynaklı olan birçok örgütü ve kuruluşu, eğer çok kesin bir risk (hiv+ olduğu kesin olarak saptanmış bir kişiyle girilen “korunmasız” ilişki) yoksa, ‘altıncı ay’ testini gereksiz bulmakta ve CDC’yi tutucu olmakla eleştirmektedir. Bazı kuruluşların ‘pencere dönemi’ ile ilgili olarak verdikleri süreler, “Üçüncü Ay”ın maksimum sınır olarak düşünülmesi gerekitiğini kanıtlamaktadır:

HI virüsünün üç glikoproteini vardır. Bunlar:

► BERNARD WEBER, EL HADJI MBARGANE FALL; ANNEMARIE BERGER ve HANS WILHELM DOERR’in birlikte yazdiklari “Reduction of Diagnostic Window by New Fourth-Generation Human Immunodeficiency Virus Screening Assays” (Journal of Clinical Microbiology, Aug 1998, s. 2235-2239) adli makalede, pencere donemi ortalama 10.2 gunden ile 27.4 gune kadar diye belirtiliyor.

Spermdeki ve vajina salgısındaki HIV, dış ortamda birkaç saatte, kuru ortamda ise yarım saatte ölür. HIV kurumuş kanda da kısa zamanda ölür. Hastanın, ya da seropozitif kan, sperm veya vajina salgısının bulaştığı eşyadaki HIV’in öldürülmesi: Eşyayı birkaç dakika kaynatarak ya da 60 C°’de 30 dakika ısıtarak virus öldürülür.Sulandırılmış suyu temas ettiği HIV’i 10 dakika içinde öldürür. Sodyumhipoklorid, suyunda bulunan etkili maddedir, içinde klor vardır. suyu şişesinin üzerindeki tarifeye göre (genellikle 10 kez) sulandırılarak kullanılır. Sulandırılan suyunda klor kokusu bulunmalıdır. suyu kullanılacağı zaman sulandırılmalıdır, durmakla bozulur. suyu madensel eşyaya zarar verir. Ultraviyole ile ışınlama (mavi ışık) HIV’in yok edilmesi için önerilmeyen bir yöntemdir. Ultraviyole ışını doğrudan temas ettiği yüzeydeki mikropları öldürür. Cismin altında kalan mikropları öldürmez.

AIDS (Acquired Immune Deficiency Syndrome), Sonradan Edinilen Bağışıklık Sistemi Bozukluğu) anlamaına gelir. Sonradan Edinilen ifadesi hastalığın irsi olmadığını anlamına gelmektedir. Bağışıklık Sistemi Yetersizliği ifadesi ise vücudun bağışıklık sisteminin çökmesi anlamına gelmektedir. Sendrom kelimesi ise bir başka hastalıkla bağlantısı olabilecek çeşitli hastalıklar anlamına gelmektedir.

Lateksten yapılmış bir kullanarak HIV virüsünden korunulabilir. Doğum kontrol hapları ve lateks olmayan prezervatifler, HI virüsünden koruma sağlayamaz. HI virüsü hem bir erkekten hem de bir kadından bulaşabilir. Herhangi bir cinsel hastalık, HIV virüsünün bulaşma ihtimalini daha yükseltir. HI virüsünün iki tipi mevcuttur. Tip II de kadından erkeğe bulaşma ihtimali Tip I de ise erkekden kadına bulaşma ihtimali daha yüksektir. Afrikada 2 nci tip Avrupa ve Amerika da ise 1 nci tip daha sık görülür.

HIV (İng: Human Immunodeficiency Virus / İnsan Bağışıklık Yetmezlik Virüsü), AIDS’e yol açan virüs. HI virüsü, bağışıklık sistemine zarar vererek hastalığa neden olur. Vücudu mikroplardan koruyan bağışıklık sistemi çalışmadığında, mikroplar daha kolay hastalığa neden olabilir.

HIV virüsünün bulaşabilmesi için, virüsün dış ortam koşullarında bozulmayacağı kadar kisa bir süre içinde bir kişiden diğerine nakledilmesi gerekir. Bu da virüsün diğer vücut sıvılarının içinde bir kişiden diğerine iletilmesi ile gerçekleşebilir. HIV virüsü vücut sıvılarının ve öncelikle kan ve semen gibi sıvılarının cinsel aktivite ya da damar içi uyuşturucu alımında ortak iğne kullanımı ile transferinden vücuda alınmaktadır. HIV virüsü HIV ile enfekte olmuş kişilerden temas ile bulaşmamaktadır.

HI virüsü taşıyan birisiyle kontamine bir iğne paylaşılırsa, virüs bulaşabilir. (Bu intravenöz (damardan) uyuşturucu bağımlıları arasında HIV’in en önemli bulaşma yoludur.) Dövme ve vücuda piercing yaptırma işlemlerinde kullanılan iğneler, kontamine ise HIV bulaşabilir…

HIV vücuda HI virüsü taşıyan birisinin kanı, spermi, vajinal akıntıları veya diğer vücut sıvıları transferi yoluyla bulaşır. Bu durum; vajinal, anal veya oral seks sırasında gerçekleşebildiği gibi ateşli öpüşme sırasında tükrük transferi ile de bulaşıcılık olacağı anlamına gelir (parenteral yol).

► Kizilay, antikorlarin tespit edilme suresini 2-6 hafta olarak veriyor. http://www.kizilay.org.tr/channels/1.asp?id=118&prev_place=&cps=0&cpp=1

► AIDS servislerinde ve laboratuarlarinda calisan doktor ve virologlarin (Dr. Sindy Paul, Evan M Cadoff, Eugene Martin) yazdigi, “Rapid Diagnostic Testing for HIV – Clinical Implications” (Business Briefing: Clinical Virology & Infectious Disease, 2004) adli makalede, pencere donemi 30-60 gun olarak veriliyor. http://www.touchbriefings.com/pdf/1043/Paul_edit.pdf

HIV vücuda girdiğinden itibaren, vücutta bununla savaşmak için özel antikorlar oluşur. Kandaki bu antikorların ELISA testi (Indirekt tanı methodu) veya direkt virüsün proteinlerini tespit eden PCR testi (Direkt Tanı Methodu) gibi tarama yöntemleriyle saptanmasına Anti-HIV testi denir. Anti-HIV antikorların ELISA yöntemiyle ölçülebilecek düzeye ulaşması için en az 3 aylık bir süreye (pencere dönemi) ihtiyaç vardır. Bu nedenle test, bulaşma olduktan 3 ay sonra yapılmalıdır. PCR yönteminde ise bu süre 3 haftaya kadar düşmüştür. Anti-HIV testinin pozitif olması kanda HIV virüsüne karsi antikorların olduğunu gösterir. Ancak anti-HIV testinin yalancı pozitif çıkma ihtimali de vardır. Bu nedenle, kişinin HIV pozitif (seropozitif) olduğunu söyleyebilmesi için, Westernblot testi denen doğrulama testinin de yapılıp sonucunun pozitif olması gerekmektedir. Anti-HIV testi, üniversite hastanelerinin mikrobiyoloji laboratuarlarında, sigorta ve devlet hastanelerinin laboratuarlarında ve özel laboratuarlarda yaptırabilir. Son zamanlarda HIV virüsünün kandaki varlığının direkt kantlanması PCR (polymerase chain reaction = polimeraz reaksiyonu) yöntemi ile de yapılabilmektedir Olası belirsizlikleri gidermek için, pencere dönemi ile ilgili ek bir açıklama yapmakta fayda vardır. Zira “Üç Ay” ifadesi, hiv virüsüne maruz kalmış her bünyenin ‘üçüncü ayda’ antikor üreteceği gibi yaygın bir yanılgıya yol açmaktadır. Halbuki pencere döneminin kişiden kişiye değişiklik gösterdiğini vurgulamak gerekir. “Üç Aylık” süre, uluslararasi saglik kuruluslarinın tum bünyesel farkliliklari da kapsayacak sekilde belirlediği ‘maksimum’ süredir. Yani bu, hiv ile enfekte olmuş yüz kişiden varsayalım ki %45′inin, 35. gunde; %25′inin 50. gunde; %15′inin 65. gunde; %10′unun 75. gunde; %5′inin de 90. gunde yeterli antikor seviyesine ulaşacağı anlamına gelir (Oranlar tamamen kurgusaldır). O halde belirlenmiş olan “üç ay” sınırı, ‘en gec antikor ureten bunyeyi’ de hesaba katarak dusunulmus ‘maksimum’ sinirdir.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/HIV

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Bikini

Yazan: admin | icatlar | Çarşamba 9 Mart 2011 17:43

İki parçalı bir deniz giysisi olarak da tarif edilebilen Bikini’nin ilk örnekleri, II. Dünya Savaşı sonrası Fransa plajlarında görüldü. modacı Réard tarafından 5 Temmuz 1946 yılında Paris’te tanıtılan bikini adı, ilk bombalarının test edildiği Büyük Okyanus’taki Bikini adasından esinlenilerek türetilmiştir.O dönem Vatikan tarafından müstehcen bulunan bikini kınanmıştır. 60′lı yıllarda Brigitte Bardot , Ursula Andress , Raquel Welch gibi aktrislerin bikiniyi giymesi ile popülüritesi artmıştır.

Bikiniler , 70′li yıllarda üst parçası olmayan monokini’lere dönmüştür. 80′li yıllarda tanga , 2000′li yıllarda ise mayokini olarak hayatımıza girmiştir. Özellikle vücut geliştirme gibi spor dallarında erkekler de bikini türevleri kullanmaktadır.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Bikini

Tags: , , , , , ,

Etiketler:, , , , , ,

Max Skladanowsky

Yazan: admin | Mucitler | Salı 28 Aralık 2010 12:12

Max Skladanowsky (30 Nisan 1863 – 30 Kasım 1939) bir Alman ve erken dönem yönetmeni. Berlin’de dünyaya gelmiştir. Erkek kardeşi Emil ile birlikte biyoskobu etmiştir. Skladanowsky kardeşler 1 Kasım 1895′de yaptıkları icatla tarihteki ilk film gösterisi sundular. Max Skladanowsky 1939 yılında hayata gözlerini yummuştur.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Max_Skladanowsky

Tags: , , , , ,

Etiketler:, , , , ,

Alexander von Humboldt

Yazan: admin | Mucitler | Salı 28 Aralık 2010 12:12

Humboldt’un Amerikalı adamları ve çevreciler üzerindeki etkileri (Clarence King, Jeremiah N. Reynolds, George Wallace Melville, ve John Muir) Aaron Sachs’ın The Humboldt Current: Nineteenth Century Exploration and the Roots of American Environmentalism, adlı kitabında incelenmektedir. (Viking, 2006).

Bu unutulmaz sefer sonucunda Humboldt fiziki coğrafya ile meteorolojinin temelini ana hatlarıyla kurmuştur. 1817 yılında çizdiği eşsıcaklık eğrileri ile değişik ülkelerin iklimsel koşullarını kıyaslamayı önerdi ve yöntemlerini ortaya koydu. İlk olarak deniz yüzeyinden yükseldikçe ortalama sıcaklıkların düşüş hızını inceleyerek tropik fırtınaların kaynağını açıkladı. Bu çalışmalar, yüksek enlemlerde karşılaşılan atmosferik karışıklıkları açıklayan karmaşık yasaların bulunmasına ilişkin ilk ipuçlarını oluşturmuştur. Bitkilerin coğrafyası üzerine olan denemesi ise organik yaşamın dağılımını, değişen fiziki koşullardan etkilenmesine bağlamak gibi yeni bir üzerine oturtulmuştu. Kutuplardan ekvatora doğru gittikçe Dünya’nın manyetik alan yoğunluğunun azaldığını bulan Humboldt, bu buluşunu 7 Aralık 1804′te Paris Enstitüsü’nde kendi okuduğu bir bildiriyle sunar. Başkaları tarafından da yapıldığına dair iddiaların hızla ortaya çıkması bu buluşun önemini ortaya koymaktadır. Jeolojiye olan katkıları, Yeni Dünya’nın volkanları üzerine yaptığı dikkatli çalışmalardan oluşmaktadır. Bu volkanların doğal olarak bir hat boyunca oluştuğunu ve büyük olasılıkla da geniş yeraltı çatlaklarının üzerinde yer aldıklarını gösterdi. Daha önceden tortul olduğu düşünülen kayaçların magmatik olduğunu göstererek hatalı görüşlerin ortaya çıkartılmasına büyük katkılarda bulundu.

Humboldt’un iyi bir biyografisi Profesör Karl Bruhns tarafından yazılmıştır (3 cilt, 8vo, Leipzig, 1872) ve 1873’te Misses Lasseil tarafında İngilizce’ye çevrilmiştir.

Önemli tavsiye mektuplarıyla birlikte 5 Haziran 1799’da A Coruña’dan Pizarro gemisiyle denize açılırlar. Teide’ye tırmanmak için altı gün boyunca Tenerif’te durakladıktan sonra 16 Temmuz’da Venezuela’da Cumaná’da Güney Amerika’ya ayak basarlar. Caripe’deki misyoner merkezini ziyaret eden Humboldt burada bulduğu yağ kuşunu (Steatornis caripensis) adıyla bilim dünyasına tanıtacaktır. Cumaná’dan dönen Humboldt 11 Kasım’ı 12 Kasım’a bağlayan gece dikkat çekici bir meteor yağmuru gözlemler. Bu, günümüzde Leonidler diye bildiğimiz meteor yağmurudur. Bonpland ile birlikte Karakas’a giden Humboldt, 1800 yılının Şubat ayında Orinoco Nehri’nin izlediği yolu keşfetmek için kıyıdan uzaklaşır. Dört ay süren ve 2.775 km. boyunca vahşi ve ıssız arazide geçen bu yolculuk sonucunda Orinoco ile Amazon nehirleri arasında bağlantı sağlayan Casiquiare Kanalı’nın varlığı kanıtlanmış ve bağlantının tam yerinin saptanması da sağlanmıştır. 19 Mart 1800 tarihinde Humboldt ve Bonpland yakaladıkları elektrikli yılan balıkları nedeniyle bolca şokuna maruz kaldılar.

İç yaşamına ilişkin ipuçlarını dehasının dayattığı ve sürekli kendinden söz ederek ortaya çıkan egoizminde görebiliriz. Bağlılıkları, bir kere kurulduktan sonra samimi ve uzun solukluydu. Sayısız arkadaşı vardı ve hiçbiriyle de ilişkisini sona erdirmedi. Hayatı boyunca yardımseverdi. Galiçya ve Franconia’daki madencilerin koşullarının iyileştirilmesi konusundaki gayreti, köleliğe karşı duyduğu tiksinti, genç bilim adamlarını himayesi altına alma gibi özellikleri karakterinin temelini gözler önüne serer.

IV. Friedrich Wilhelm’in Haziran 1840’ta tahta çıkmasıyla Humboldt’un saray nezdindeki desteği arttı. Ancak, yeni kralın von Humboldt ile birlikte olmaktan duyduğu mutluluk nedeniyle, uyku dışında yazılarına ayırmak için yalnızca birkaç saati kalıyordu.

24 Şubat 1857’de Humboldt görülen semptomları olmayan ikinci derece bir apoplektik felç geçirdi. 1858-1859 kışına doğru kuvvetten düşen Humboldt ilkbaharda 6 Mayıs’ta seksen dokuz yaşında sessizce öldü. Hayatı boyunca gördüğü itibarı öldükten sonra da görmeye devam etti. Naaşı Tegel’de aile mezarlığına gömülmeden önce devlet töreniyle Berlin sokaklarından geçirildi ve katedral girişinde naip prens tarafından karşılandı. Doğumunun yüzüncü yılı hem Eski hem de Yeni Dünya’da 14 Eylül 1869’da büyük ilgiyle kutlandı. Adına sayısız anıt dikildi, ününe ve tanınmışlığına tanıklık edecek şekilde yeni keşfedilen bölgelere adı verildi.

Alexander von Humboldt’un çocukluğu ne sağlık ne de zekâ açısından pek ümit verici geçmemiştir. Yine de kısa sürede kendine özgü özellikleri ortaya çıkmıştır. Bitkileri, kabuklu hayvanların kabuklarını ve böcekleri toplayıp etiketlendirdiği için “küçük eczacı” diye adlandırılmıştır. 1779 yılında babasının beklenmeyen ölümü sonrasında annesinin verdiği yerinde kararlarla eğitimini sürdürmüştür. Politik kariyer için altı ay Frankfurt Üniversitesi’nde finans okudu ve bir yıl sonra 25 Nisan 1789′da Christian Gottlob Heine ve Johann Friedrich Blumenbach’ın verdiği derslerle ünlenen Göttingen Üniversitesi’ne kaydoldu. Çeşitli alanlara duyduğu ilgi ve yeteneği öylesine gelişmişti ki, 1789 yılında bir tatil esnasında Ren Nehri’ne yaptığı bir geziden sonra “Mineralogische Beobachtungen über einige Basalte am Rhein” (Ren Nehri’ndeki bazı Bazalt kayalar üzerine mineralojik gözlemler) (Brunswick, 1790) adlı eseri yazdı.

Kariyeri hakkında kısa bilgiler A. Dove tarafından “Allgemeine Deutsche Biographie“ de ve S. Gunther tarafından “Alexander von Humboldt“ (Berlin, ) adlı kitapta verilmektedir. “Le voyage aux régions équinoxiales du Nouveau Continent, fait en 1799-1804, par Alexandre de Humboldt et Aimé Bonpland“ (Paris, 1807, etc.), otuz folyo ve dört ciltten ibarettir. Bu ciltlerin arasında önemli olarak şunlar sayılabilir : “Vue des Cordillères et monuments des peuples indigènes de l’Amérique“ (2 cilt. folio, 1810); “Examen critique de l’histoire de la géographie du Nouveau Continent“ (1814-1834); “Atlas géographique et physique du royaume de la Nouvelle Espagne“ (1811); “Essai politique sur le royaume de la Nouvelle Espagne“ (1811); “Essai sur la géographie des plantes“ (1805); ve “Relation historique“ (1814-1825), “Essai politique sur l’île de Cuba“yı da içeren gezilerinin bitmemiş anlatısı.

Friedrich Wilhelm Heinrich Alexander Freiherr von Humboldt, (14 Eylül 1769, Berlin – 6 Mayıs 1859, Berlin), Prusyalı doğabilimci ve kâşif. Prusyalı bakan, filozof ve dilbilimci Wilhelm von Humboldt’un küçük kardeşi. Humboldt’un botanik coğrafya üzerine yaptığı çalışmalar biyocoğrafya dalının temelini oluşturmuştur.

Uzun süredir Fransa başkentine gerçek evi gözü ile bakıyordu. Orada yalnızca bilimsel sempati ile karşılaşmamış, güçlü ve dinamik zekâsının aradığı sosyal uyaranları da bulmuştu. Gerek balo salonlarının aslanı, gerekse enstitü ve gözlemevinin bilgini olarak kendini doğal ortamında hissediyordu. Kendi hükümdarı Berlin’de saraya davet ettiğinde bu çağrıya derin bir hüsran duyarak karşılık verdi. Doğduğu şehrin taşralılığı tiksindirici geliyordu. Her zaman, Spree Nehrinin kıyılarında karşılaştığı dinden uzak bağnazlığa, kültürden yoksun estetiğe ve anlayıştan uzak felsefeye karşı durdu. İki iyi niyetli prensin samimi bağlılığı ve aralıksız yardımları minnettar kalmasını sağladıysa da hoşnutsuzluğunu dindirmeye yetmedi. Önceleri yeni ikâmetinin “belirsizlikle dolu atmosfer”inden kurtulmak için sık sık Paris’e yolculuk yaptıysa da yıllar geçtikçe bu gezintiler Potsdam ile Berlin arasında saray maiyetinin tekdüze “salınımları”na eşlik etmeye dönüştü. 12 Mayıs 1827’de kalıcı olarak Prusya başkentine yerleşti ve çalışmalarını Dünya’nın manyetizması üzerinde yoğunlaştırdı. Uzun yıllar boyunca, uzak noktalarda aynı anda yapılacak gözlemlerle Dünya’nın manyetik alanında karşılaşılan ve “manyetik fırtına” adını verdiği karışıklıkların doğasını ortaya çıkarıp bunları yöneten yasaları bulmak için çabaladı. 18 Eylül 1828’de Berlin’de yapılan bir toplantı sonrasında yeni kurulan bilimsel bir derneğin başkanlığına seçilmesi, dikkatli kişisel gözlemleri ile birleşecek yoğun bir araştırma sistemi kurmasına olanak sağladı. 1829 yılında Rusya hükümetinden istediği yardım sonucunda kuzey Asya boyunca manyetik ve meteorolojik araştırma istasyonları hattı kuruldu. “Royal Society”nin başkanı olan Sussex Dükü’ne Nisan 1836′da yazdığı mektupla, Britanya İmparatorluğu’nun topraklarında aynı işin yapılmasını sağladı. Dolayısıyla modern uygarlığın en onurlu eserlerinden biri olan uluslararası bilimsel işbirliği ilk olarak Humboldt sayesinde başarıyla organize .

Katılması için resmî olarak davet edildiği Nicolas Baudin’in dünya yolculuğunun ertelenmesi üzerine, Mısır’da bulunan Napolyon Bonapart’a katılmak için, ertelenen seferin botanikçisi Aimé Bonpland ile birlikte Paris’ten ayrılıp Marsilya’ya gider. Mısır’a ulaşmak için çabalarken yolları Madrid’e düşer ve beklenmedik bir şekilde, bakan Don Mariano Luis de Urquijo’nun himayesiyle keşif için İspanyol Amerika’sına gitmeye karar verirler.

1794 yılında ünlü Weimar arkadaş grubuna katıldı ve Haziran 1795’te Friedrich Schiller’in Die Horen isimli yeni dergisine Die Lebenskraft, oder der rhodische adlı felsefi bir alegori yazdı. 1790 yazında Georg Foster ile birlikte kısa süreliğine İngiltere’ye gitti. 1792 ve 1797 yıllarında Viyana’da bulundu. 1795′te İsviçre ve İtalya’da jeoloji ve botanik ile ilgilendiği bir gezi yaptı. Bu sıralarda, 29 Şubat 1792’de Berlin’de maden vergi tayin memuru olarak resmî bir göreve atandı. Devlet için çalıştığı bu görevi yalnızca bilime hizmet etmek için bir çıraklık dönemi gibi görmüş olsa da, sorumluluklarını öyle çarpıcı bir yetenekle yerine getirdi ki kısa sürede bölümünün başına geçmekle kalmayıp önemli diplomatik görevler de üstlendi. 19 Kasım 1796’da annesinin ölümü dehasının peşinden gidebilmesinin önünü açtı. Resmî görevlerinden uzaklaşarak, çok uzun zamandır içinde olan uzak diyarlara gitme hülyasını gerçekleştirmek için bir fırsat çıkmasını beklemeye başladı.

Özel mektuplarını yok ettiği için Humboldt’un özel yaşamının büyük bölümü gizemini sürdürmektedir. Magnus Hirschfeld ile çalışan cinsiyet araştırmacısı Paul Näcke, 1908 yılında, Humboldt’un Berlin’deki eşcinsel altkültürün etkinliklerine katıldığını hatırlayan kişilerin anılarını derledi. [1] Yaşamı boyunca erkeklerle güçlü duygusal bağlar kuran Humboldt hiç evlenmemiş ve kadınlarla herhangi bir duygusal bağ da kurmamıştır. Kardeşinin ailesine ise büyük bir bağlılık duymaktaydı. Son yıllarında ise eski ve sadık bir hizmetlisi ile evlilikten öte bir ilişki içindeydi. Bazılarının zayıflık diye adlandırdıkları büyük bir cömertlikle ölümünden dört yıl önce tüm mal varlığını Seifert adındaki bu adama bağışlamıştır.

1799 ile 1804 yılları arasında Güney ve Orta Amerika’ya giden von Humboldt, keşif gezileri sonucunda kıtayı bilimsel açıdan betimleyen ilk bilimadamı olmuştur. 21 yıl boyunca yaptığı gezilerde karşılaştıklarını devasa bir eserde toplamıştır. Atlantik Okyanusu’nun iki kıyısında yer alan kara parçalarının (özellikle Güney Amerika ve Afrika’nın) bir zamanlar birleşik olduğunu ilk öne süren Humboldt olmuştur. Hayatının son dönemlerinde yazdığı Kosmos adlı eserinde dünya üzerine bilgi toplayan çeşitli bilim dallarını birleştirmeye çalışmıştır. Humboldt aralarında Joseph-Louis Gay-Lussac, Justus von Liebig, Louis Agassiz ve Matthew Fontaine Maury’nin bulunduğu birçok bilimadamıyla çalışmış ve çalışmaları desteklemiştir.

Von Humboldt’un Prusya ordusunda binbaşı olan babası Pomeranya’nın önde gelen ailelerinden birine mensuptu ve Yedi Yıl Savaşları’ndaki hizmetleri karşılığında kraliyet nazırlığı göreviyle ödüllendirilmişti. Baron von Hollwede’nin dul eşi Maria Elizabeth von Colomb ile 1766 yılında evlendikten sonra iki oğlu olmuştu. Bunlardan küçük olanı Alexander’dır.

Humboldt ve Bonpland tarafından toplanan 4500’den fazla türün tanımlarını içeren “Nova genera et species plantarum” (7 cilt. folio, 181 5?1825), Carl Sigismund Kunth tarafından derlenmiştir. J. Oltmanns’ın hazırlanmasına yardımcı olduğu “Recueil d’observations astronomiques“ (1808). Cuvier, Latreille, Valenciennes ve Gay-Lussac ile birlikte çalışarak “Recueil d’observations de zoologie et d’anatomie comparée“ (1805-1833). Humboldt’un Ansichten der Natur (Stuttgart ve Tübingen, 1808) adlı kitabı yaşamı süresince üç kez basılmış ve hemen hemen her Avrupa ülkesinin diline çevrilmiştir. Asya seferinin sonuçları “Fragments de géologie et de climatologie asiatiques“ (2 cilt. 8vo, 1831), ve “Asie centrale“ (3 cilt. 8vo, 1843) olarak yayımlanmıştır. Ayrıca bilimsel derneklerde sunduğu bildiriler ve bilim dergilerine yazdığı yazılar çok olduğundan burada tek tek verilmemiştir.

1811’de Rus hükümeti ve 1818’de Prusya hükümeti tarafından Humboldt’a Asya’da keşif gezisi projeleri önerildiyse de her seferinde istenmeyen koşulların ortaya çıkması nedeniyle sonuçlanmadı. Humboldt ancak altmış yaşına bastıktan sonra, gençliğinde olduğu gibi bilim adına yeniden yolculuğa çıkabilecekti. 1829 yılının Mayıs ile Kasım ayları arasında asistanları Gustav Rose ve C. G. Ehrenberg ile Rusya İmparatorluğu’nu Neva’dan Yenisey’e kadar baştan başa geçerek yirmi beş hafta içinde 15.472 km katetti. Yolculuk Rus hükümetinin doğrudan himayesi altında olmanın verdiği avantajlara sahip olsa da faydalı olabilmek için yeterince yavaş değildi. Bu yolculuğun en önemli başarıları, Orta Asya platosunun yüksekliği hakkında o güne kadarki abartılı tahminleri düzeltmek ve Ural’ların altın tortuları ile kaplı arazilerinde elmas madenleri bulmak olmuştur.

Avrupa’dan uzak kaldığı süre boyunca topladığı, ansiklopedik ölçüdeki bilimsel, politik ve arkeolojik bilgi bütününün uygun şekle sokularak yayımlanması artık Humboldt’un isteği hâline gelmişti. Manyetik sapma yasasını incelemek amacıyla Joseph Louis Gay-Lussac ile İtalya’ya yaptığı kısa gezinin ardından doğduğu şehirde iki buçuk yıl kalan Humboldt 1808 ilkbaharında büyük eserini basabilmek için gerekli olan bilimsel işbirliğini sağlayabilmek üzere Paris’e yerleşti. Başlangıçta yalnızca iki yıl süreceğini umduğu bu devasa iş Humboldt’un yirmi bir yılını aldı ve yine de tamamlanamadı. Paris’te bulunduğu ilk yıllarda önceleri rakibi ama artık arkadaşı olan Joseph-Louis Gay-Lussac ile hem kaldığı hem de çalıştığı yeri paylaştı, gaz analizleri ve atmosferin yapısı üzerine onunla birlikte çalıştı.

Keşif gezilerinin sonucu olarak Humboldt, o zamana kadar Avrupa’da birçok coğrafi oluşumu ve canlı türlerini tanımlamıştır. Onun adı verilen türler arasında şunlar sayılabilir:

Hayatının son on yılını eserini tamamlamaya ayırdı ve üçüncü ile dördüncü ciltler 1850 ve 1858’de yayımlandı. Beşinci cildin bir bölümü ölümünden sonra 1862’de yayımlandı. Bu ciltlerde, ilk ciltte yaptığı geniş incelemenin içerdiği bilim dalları üzerine detayları tamamlamaya çalıştı. Çabalarının çoğu, başkaları ile birlikte çalışmaktan kendine yarar sağlayabilmesi ve farklı düşünceleri bir potada eritebilmesi sayesinde başarılı oldu.

Charles Darwin, Amerika kıtasındaki bilimsel gezilerini anlattığı “Voyage of the Beagle” adlı eserinde Humboldt’un çalışmalarına sık sık atıfta bulunur.

Anlatım tarzının kendine özgü ağırlığı ve zahmetli pitoresk söylem, genel okuyucuya çekici gelmekten çok görkemli gelmektedir. Ancak bu yapıtın asıl üstünlüğü ve ebedi değeri, büyük bir adamın zihninin sadık bir yansıması olmasındadır. Evrenin portresini çizmeye kalkışan Alexander von Humboldt için, çok yönlü zekâsını gösterecek bundan daha iyi bir methiye yazılamazdı.

24 Kasım’da Küba’ya geçen iki arkadaş birkaç ay burada kaldıktan sonra Kolombiya’daki Cartagena’ya çıkarak anakaraya geri dönerler. Suları kabarmış olan Magdalena Nehri boyunca ilerleyip, Cordillera Real Dağları’nın donmuş sırtlarından geçen zorlu bir yolculuktan sonra 6 1802’de Quito’ya varırlar. Burada kaldıkları sürede hem Pichincha Dağı’na hem de Chimborazo Dağı’na tırmanırlar. Bu tırmanışla Humboldt ve ekibi zamanın dünya rekoru sayılabilecek olan 5.878 m.lik yüksekliğe ulaşmıştır. Yol üzerinde Amazon’un kaynaklarını araştırdıktan sonra Peru’da Lima’ya ulaşınca sefer sona erer. Humboldt, Callao’da 9 Kasım’da Merkür’ün Güneş önünden geçişini gözlemler. Aynı zamanda guano’nun gübre özelliklerini inceler. Guano’nun Avrupa’ya girişi Humboldt’un yazıları neticesinde olmuştur. Fırtınalı bir deniz yolculuğundan sonra Meksika’ya gelirler. Burada yaklaşık bir yıl kaldıktan sonra kısa süreliğine Amerika Birleşik Devletleri’ne uğrar ve Delaware Nehri’nin ağzından Avrupa’ya yelken açarlar. Bu yolculuğun sonunda 3 Ağustos 1804 günü Fransa’nın Bordeaux şehrine çıkarak Avrupa’ya geri dönerler.

Humboldt artık, Napolyon Bonapart’tan sonra Avrupa’daki en ünlü kişiydi. Her yerde alkışlarla karşılanıyordu. Hem yerli hem de yabancı akademiler, Humboldt’u üyeleri arasına katabilmek için yarışıyordu. Prusya Kralı III. Friedrich Wilhelm, Humboldt’u saray nazırı ilan etmiş, herhangi bir görev beklemeden daha sonra ikiye katlanacak olan 2.500 talerlik bir maaş bağlamıştı. Humboldt, 1810 yılında Prusya eğitim bakanlığı görevini reddetti. 1814 yılında müttefik hükümdarlara Londra’da eşlik etti. 1818 yılında Prusya Kralı’nın emriyle Aachen Kongresi’ne katıldı. 1822 sonbaharında yine aynı kralla birlikte Verona Kongresi’ne katıldı, buradan kraliyet maiyetinde önce Roma’ya sonra Napoli’ye geçti ve 1823 sonbaharında Paris’e döndü.

Ölümünden sonra arkadaşları ve yakın çalışma arkadaşları, Von Humboldt’un genç bilim adamlarına karşı olan cömert yardımseverliğini sürdürmek için Alexander von Humboldt Vakfı’nı kurdular. İlk bağış, 1920’lerin Alman hiper enflasyonunda ve II. Dünya Savaşı sonrasında değerini kaybetse de, Alman hükümeti tarafından Vakıf yeniden ıslah edilmiştir ve günümüzde yabancı araştırmacıları Almanya’ya çekmek ve Alman araştırmacıların yurtdışında bir süre çalışmasını sağlamak açısından önemli rol oynamaktadır.

Yolculuklara olan tutkusu, Kaptan James Cook’un ikinci yolculuğunda yanında bulunan, Heyne’in damadı Georg Foster ile Göttingen’de kurduğu arkadaşlıkla iyice pekişti. Artık çalışmaları ve nadir olarak birarada görülen kişisel yetenekleri olağanüstü bir anlayış ile kendisini bilimsel kâşif olarak hazırlama amacına yönelmişti. Bu düşünceyle Hamburg’ta ticaret ve yabancı diller, Freiberg’te Abraham Gottlob Werner ile coğrafya, Jena’da Justus Christian Loder ile anatomi, Franz Xaver von Zach ve Johann Gottfried Koehler ile astronomi ve bilimsel aletlerin kullanımı konularında eğitimini sürdürdü. Freiberg madenlerindeki bitki örtüsü üzerine yaptığı çalışmalar sonucunda 1793 yılında “Florae Fribergensis Specimen” (Fribergen Florasından Örnekler) adlı eserini yayımladı. Luigi Galvani tarafından yeni keşfedilmiş olan kasların tepkiselliği fenomeni üzerine yaptığı uzun süreli deneyler sonucunda 1797 yılında Berlin’de “Versuche über die gereizte Muskel- und Nervenfaser” (Kas ve sinir lifleri tepkiselliği üzerine çalışmalar) adlı çalışmasını yayımladı.

Edgar Allan Poe son şaheseri “Eureka”yı von Humboldt’a ithaf etmiştir. Humboldt’un “Kosmos” adlı eserindeki bilimleri birleştirme çabası Poe’nun projesi için büyük ilham kaynağı olmuştur.

Adı verilen coğrafi oluşumlar:

İlerleyen yaşının kusurlarının uygunsuz bir şekilde öne çıkarılması, Varnhagen von Ense ile olan yazışmalarının düşüncesizce yayımlanmasından kaynaklanmıştır. Bu kusurların başında, dalkavukluğa varacak kadar aşırı kibar konuşmasına rağmen özel yazışmalarında oldukça alycı ve iğneleyici olması gelir. Her zaman göze çarpan kibri, mizah duygusuyla dengeleniyor ve iyi niyetle açıkça söylendiğinden sempati yaratıyordu. Yine de her açıdan değerlendirildiğinde Humboldt ülkesinin bilimsel yanını temsil etmek üzere Goethe’nin yanında yer alabilecek kadar muazzam bir kişilik olarak karşımıza çıkar.

Aşağıdaki yerleşim birimleri Humboldt’un adını taşımaktadır:

1830 ile 1848 yılları arasında von Humboldt, çok samimi olduğu Louis Philippe’in nezdinde sıklıkla diplomatik görevlerde bulundu. Kardeşi Wilhelm von Humboldt 8 Nisan 1836’da Alexander’ın kollarında öldü. Alexander, yaşamının geri kalanını üzüntüye boğan bu ölümle “diğer yarısını” kaybettiğini söylemiştir.

Hayatının projesini yetmiş altıncı yaşına kadar erteleyip sonra da başarıyla gerçekleştirmek pek sık rastlanan bir durum değildir. Humboldt’un şaheseri sayılabilecek olan Kosmos ‘un ilk iki cildi 1845 – 1847 yılları arasında yazıldı ve yayımlandı. Genelleştirmeyi detaylarla destekleyen ve detayları genelleştirmeyle değerlendiren, grafiksel tanımlamanın ötesinde fiziksel dünyayı yaratıcı bir kavram olarak iletebilecek bir çalışmanın fikri yarım yüzyıldan uzun süredir zihnini rahatsız ediyordu. Bu fikir ilk olarak 1827 – 1828 kışında Berlin Üniversitesi’nde verdiği bir dizi konferansta şekillenmişti. Daha sonraları biyografisini yazan yazarın ifade ettiği gibi bu konferanslar “”muhteşem Kosmos freskosunun karikatürü”” idi. Bu dikkat çekici çalışma için kısaca doğanın karmaşıklığı içinde ortaya çıkan birliğin betimlenmesi denebilir. Bu çalışmada 18. yüzyılın geniş ve belirsiz idealleri 19. yüzyılın kesin bilimsel gereklilikleriyle birleştirilmeye uğraşılmıştır. Kaçınılmaz eksikliklerine rağmen bu girişim büyük oranda başarılı olmuştur.

Ölümünden itibaren Humboldt’un yazışmalarının önemli bölümü halka açıldı. Hem zaman hem de önem açısından bunların başında “Briefe an Varnhagen von Enze “ (Leipzig, 1860) gelir. Bunları “Briefwechsel mit einem jungen Freunde” (Friedrich Althaus, Berlin, 1861); “Briefwechsel mit Heinrich Berghaus” (~ cilt., Jena, 1863); “Correspondance scientifique et littéraire” (2 cilt., Paris, 1865?1869); “Lettres à Marc-Aug. Pictet,” “Le Globe” da yayımlandı, cilt vii. (Geneva, 1868); “Briefe an Bunsen” (Leipzig, 1869); “Briefe zwischen Humboldt und Gauss” (1877); “Briefe an seinen Bruder Wilhelm” (Stuttgart, 1880); “Jugendbriefe an W. G. Wegener” (Leipzig, 1896); yazışmaları izledi. Humboldt’un başlıca çalışmaları “sekiz” baskı olarak Tb. Morgand tarafından Paris’te yayımlanmıştır (1864?1866). Ayrıca bakınız: Karl von Baer, “Bulletin de l’acad. des sciences de St-Pétersbourg”, xvii. 529 (1859); R. Murchison, Proceedings, Geog. Society of London, vi. (1859); L. Agassiz, American Jour. of Science, xxviii. 96 (1859); Proc. Roy. Society, X. xxxix.; A. Quetelet, Annuaire de l’acad. des sciences (Brussels, 1860), p. 97; J. Mädler, Geschichte der Himmelskunde, ii. 113; J.C.Houzeau, Bibl. astronomique, ii. 168. (A. M. C.)

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Alexander_von_Humboldt

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Alexander Graham Bell mucit

Yazan: admin | Mucitler | Salı 28 Aralık 2010 12:08

Kimi siyah beyaz filmlerde gülme konusu yapılan “manyetolu ” görüşmeleri 1899 yılında Almon B. Stowger adlı birinin katkısı ile otomatikleşmeye yöneldi. İşin garip tarafı Stowger telefoncu değil cenaze levazımatçısıydı. Rakibinin eşi şirketinde çalışıyordu. Cenaze işleri için Strowger’ı arayanları bu memur kendi eşine bağlıyordu. Bu zor durum karşısında çözüm bulmak için kolları sıvayan Strowger otomatik santralı yapmayı başardı. Halk yeni telefona “kızsız ” adını taktı.

İngiltere’den dönen Bell, Boston Üniversitesi İnsan Sesi Fizyolojisi dalı profesörlüğüne getirildi. Kuramsal bilgilerini teknik destekle yaşama geçirmeye ve işitme engelliler için duymalarını sağlayacak aletler yapmaya girişti. Thomas Watson adlı bir elektrik mühendisi ile birlikte çalışmaya başladı. Çalışmalarını yürütmek için maddi destek gerektiğinde kendisine Avukat Gardnier Greene Hubbart yardım elini uzattı. Bell ve Watson 1875 yılında sesin tel üzerinden bir başka yere gittiğini ortaya çıkardı. Ancak anlaşılmaz bir durumdaydı. 14 Şubat 1876 günü Bell ve Gray telefon patenti almak için ayrı ayrı başvuru yaptı. Bell’e 7 Mart günü istediği patent verildi. 174.465 nolu patentini alan Bell atölyede denemelerini sürdürürken çalıştırmak için kullandığı bataryadan pantolonuna asit döküldü. Watson’u yardıma çağırdı:

O yıllarda yayımlanan gazetelere verilen bir reklamda telefon şöyle tanıtıldı:

“Sohbet. Ağızdan kulağa telefonla konuşarak çok daha rahat.”

Bell 1915 yılında New York’u San Francisco’ya bağlayan ilk uzun kentlerarası telefon hattını açtı. Karşısında yine yardımcısı Watson vardı. Aradan geçen onca yıla karşın Bell ilk günü unutmadı. Watson’a “Watson seni istiyorum, buraya gel” dedi.

Aslında Bell, sağırların sessizliğini ortadan kaldırmaya çalışıyordu. Bunu başaramadı ama her gün yeni bir özelliğe kavuşan telefonla birbirinden kilometrelerce uzaktaki insanların birbirlerini duymalarını sağladı.

Bell yardımcısını yardıma çağırırken farkında olmadan 134 yıl önce 10 Mart günü ilk telefon görüşmesini yaptı. Watson Bell’in sesini “telefon”dan duydu. ABD’nin 100’üncü kuruluş yıldönümüne denk gelen bu buluşu ona düzenlenen Yüz Yıl sergisinde birçok ödül kazandırdı. Bell bilimsel çalışmalarını yürütmek için maddi ve manevi destek gördüğü Hubbart Ailesi’nden Mabel ile bir yıl sonra evlendi.

Bu sözler “televizyon” özlemi olarak yorumlanmasına karşın gelişen teknoloji görüntülü cep telefonlarını, internet üzerinden canlı yayınla iletişimi işaret ettiğini göstermektedir. Bilimkurgu severler ise “Uzay Yolu” filminden esinlenerek insanların ışınlanmalarından, insanların bulundukları yerde başka bir yerdeki olayı üç boyutlu olarak ekranlarda görerek ya da duyarak değil hissederek elde edeceği günleri tartışıyor…

Kalın metin

İşitme engeline karşı yürütülen savaşımın sonucu insanlık dünyasının sağırlığını gideren bir buluşu armağan eden Bell öldüğünde ona duyulan büyük saygı ve sevgiden ötürü soyadından yola çıkarak telefonu simgelemek için kırmızı “çan” kullanıldı.

AHMET BOZKURT TARAFINDAN HAZIRLANMIŞTIR

Bugün öne çıkan buluşlarının gölgesinde kalan yapıtlarının çoğu işitme engeli konusundaydı. İşitme engelli annesinin ve eşinin duyamadığı sesleri kaydetmeyi başardı. “Gramofon”dan kazandığı parayı bugün de sağırlar için çalışmalar yürüten İşitme engelliler Kurumu’na harcadı. Fransa hükûmeti insanlığa hizmetinden dolayı onur ödülü ve ödülü verdi. Verilen parayı Washington’da İşitme engelliler için Volta Enstitüsü’nü kurmada kullandı. İlk el telefonunu geliştirmek için Bell teknik sorunları alt etmeye çalışırken bir yandan da kendisini dava eden Gray’a karşı hukuk savaşı verdi. Telefon atölyeden 4 yılda çıkabildi. 1880 yılında Bell’e yardım eden Tainer radyofon adını verdikleri aleti denedi.

Bugünkü telefonlara benzemeyen bir biçimdeydi. Üzerinde birler, onlar, yüzler basamağını temsil eden üç tuş bulunuyordu. Bağlanmak istenen numara tuşlara aranan numarada yer alan rakamın değeri kadar basılarak sağlanıyordu. Arayan kişi tuşa kaç kez bastığını sık sık şaşırdığı için karmaşaya da yol açıyordu. Bunun da çözümü çok geçmeden bulundu.

1893 yılında telefon ile ilgili gelişmeleri kaleme alan bir yazar gözlemini şöyle dile getirdi: “Şu anda duyabildiğimiz sanatçı ve şarkıcıları bir süre sonra insanlık görmeyi de başaracak.”

. Watson —Come here —I want to see you” (“Bay Watson. Buraya gelin. Sizi görmek istiyorum.”)

Eşi dört yaşından beri sağırdı. Bell öğrencisi olarak tanıdığı ve daha sonra evlendiği Mabel’e derin bir sevgi duydu. Artan ününe karşın hiçbir zaman ne eşini ne de işitme engellileri göz ardı etmedi. Eşine yazdığı bir mektupta “Eşin, hangi noktaya çıkarsa çıksın, ne denli zengin olursa olsun, emin ol işitme engellileri ve onların sorunlarını her zaman düşünecektir” diye yazmıştır.

Bir okulun tepesine çıkan Tainer çok uzaktan görebildiği Bell’e telefonla seslendi “Bay Bell. Bay Bell. Beni duyabiliyorsanız lütfen pencerenin önüne gelip şapkanızı sallayın.” Bell şapkasını salladığında artık telefon doğumunun ardından emeklemeye başladı. Sekiz yıl sonra Connecticut eyaleti ilk telefon şebekesine sahip kent oldu.

Telefon yakın yıllara dek Türkiye’de olduğu gibi santraller ve memurlar aracılığı ile yürütülüyordu. Bir süre sonra santrallerde erkek memur yerine kadın memurun çalışması geleneği başladı. İlk kadın santral memuru da Boston’da çalışmaya başlayan Emma Nut oldu.

belleklerde telefonun bulucusu olarak yer etse de adının öne çıkmadığı çalışmaları da vardı. Bunlardan biri büyük bir ilgi ile tüm dünyanın izlediği National Geographic dergisindeki yöneticiliğiydi. Yüzyirmi yıl önce silahlı saldırıya uğrayan ve ağır yaralanan ABD Başkanı Garfield’ın bedenindeki kurşunların yerini belirlemede ilk kez kullandığı telefonik sonda, Röntgen’in X ışınları ile tanıyı geliştirilmesinde kullanıldı. Deniz ve hava taşımacılığı için projeler gerçekleştirdi.

Telefonun olanaklarından yararlanarak müşteri çekmek isteyen oteller arasında kıyasıya bir savaş başladı. Oteller ünlü müzik, tiyatro, opera, konser salonlarına bağlanan telefon “Tiyatrofon” hattı ile aldıkları sesi lobilerinde oturan müşterilerine dinletmeye başladı. Bu evlere ve iş yerlerine yayıldı.

Alexander Graham Bell, (d. 3 Mart 1847, Edinburgh İskoçya – ö. 2 Ağustos 1922, Baddeck Kanada), 1876′da telefonun icadı ile tanınan Alexander Graham Bell önce Ontario’ya, daha sonra Boston’a yerleşti.

Kısa sürede New York sokaklarını telefon direkleri ve kablo hatları örümcek ağı gibi kapladı. Yürünmez bir hale gelen sokaklardaki bir telefon direği kabloları tutan 50 çapraz taşıyordu. Telefon günlük yaşama değişik biçimlerde girmeye başladı.

Ünü kısa sürede yayılan Bell, Oxford Üniversitesi’ne konuk öğretmen olarak çağrıldı. İngiltere’de eline geçen Alman Hermann von Helmholz adlı bilginin işitme fizyolojisine ilişkin kitabını okudu. Müzik sesinin bir tel aracılığı ile aktarılabilineceği düşüncesi üzerinde yoğunlaştı. Bu sırada başka da bu konularda çalışmalar yürütüyordu. Elisha Gray bunlardan biri.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Alexander_Graham_Bell

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Voleybol

Yazan: admin | Yeni icatlar | Pazartesi 20 Aralık 2010 21:58

BÖLÜM ÜÇ DÜZENİ

3.TOPLAR

4.1TAKIMIN OLUŞUMU 4.1.1Bir takım en fazla 12 oyuncu, bir koç, bir yardımcı koç, bir masör ve bir tıp doktorundan oluşur. Oyunculardan biri müsabaka cetvelinde takım kaptanı olarak belirtilmelidir. FIVB’nin Dünya Müsabakaları’nda tıp doktoruna FIVB tarafından önceden yetki verilmiş olmalıdır. 4.1.2 Her takımın 12 oyuncudan oluşan nihai listesinde bir (1) “Libero” belirtme hakkı vardır. 4.1.3 Libero dışıdaki oyunculardan biri müsabaka cetvelinde takım kaptanı olarak belirtilmelidir. 4.1.4 Sadece müsabaka cetveline kayıtlı oyuncular oyun alanına girebilirler ve müsabakaya iştirak edebilirler. Koç ve takım kaptanı müsabaka cetvelini imzaladıktan sonra kayıtlı oyuncular değiştirilemez.

Bir oyuncunun malzemeleri forma, şort, çorap ve spor ayakkabısından oluşur.Oyuncuların formaları 1’den 18’e kadar numaralandırılır.Takım kaptanının formasında, göğüs numarasının altında bir şerit olmalıdır. Diğer oyunculardan farklı renkte olan (libero oyuncuları haricinde) ve/veya kurallara uygun numarası bulunmayan formaların giyilmesi yasaktır. Oyuncular riski kendisine ait olmak kaydıyla gözlük ve lens takabilirler.

4.3MALZEMELER Bir oyuncunun malzemeleri forma, tort, çorap ve spor ayakkabısından oluşur. 4.3.1 Bir takımın forma, şort ve çorapları tektip, temiz ve aynı renkte olmalıdır. 4.3.2 Ayakkabılar hafif, esnek, lastik veya deri tabanlı ve topuksuz olmalıdır. FIVB’nin Büyükler Dünya ve Kıta Müsabakaları’nda bir takımın renkleri aynı olmalıdır; ancak marka ambleminin rengi ve dizaynında farklılık olabilir. Forma ve şortların FIVB homologasyon standartlarına uyması gerekir.” 4.3.3 Oyuncuların formaları 1’den 18’e kadar numaralandırılmış olmalıdır. a) Numaralar formanın ön ve arka ortasında bulunmalıdır. Numaraların renk ve parlaklığı formanın renk ve parlaklığına zıt olmalıdır. b) Numaraların yüksekliği göğüste en az 15 cm., sırtta en az 20 cm. olmalıdır. Numaraların yazıldığı bandın genişliği ise en az 2 cm. olacaktır. 4.3.4 Takım kaptanının formasında, göğüs numarasının altında 8 x 2 cm.’lik bir şerit olmalıdır. 4.3.5 Diğer oyunculardan farklı renkte olan (Kural 4.3.1) (Libero oyuncusu haricinde – Kural 8.5) ve/veya kurallara uygun olmayan şekilde numaralandırılmış (Kural 4.3.3) formaların giyilmesi yasaktır. 4.3.6 FIVB Dünya Müsabakaları’nda oyuncuların numaraları şortun sağpaçasında tekrarlanacaktır. Numaranın yüksekliği 4 ile 6 cm. arasında ve numaranın yazıldığı bant minimum 1cm. olmalıdır.

8.OYUNCU DEĞİŞİKLİĞİ Oyuncu değişikliği, bir oyuncunun hakem tarafından kaydedildikten sonra oyun alanını terk etmesi gereken bir başka oyuncunun pozisyonuna geçmek için oyuna girme hareketidir. Oyuncu değişikliği, hakem müsaadesi gerektirir (oyuncu değişikliği işlemleri için Kural 16.5’e bakınız).

1.4BÖLGELER VE SAHALAR 1.4.1 Ön bölge Her oyun alanında ön bölge orta çizginin tam ortasıve hücum çizgisiyle (genişliği dahil) sınırlıdır.Ön bölgenin yan çizgiler dışında serbest bölgenin sonuna kadar uzandığı varsayılır. 1.4.2 Servis bölgesi Servis bölgesi, dip çizginin gerisinde 9 m. genişliğindedir (dip çizgi hariç). Bu bölgenin yan sınırları, yan çizgilerin uzantısı olarak dip çizgilerden 20 cm. geride ve bunlara dik 15 cm. uzunluğunda iki kısa çizgiyle belirlenir. Her iki kısa çizgi de servis bölgesinin genişliğine dahildir. Servis bölgesinin derinliği serbest bölgenin sonuna kadar devam eder. 1.4.3 Oyuncu değiştirme bölgesi Oyuncu değiştirme bölgesi, her iki hücum çizgisiyle sınırlanan ve yazı hakeminin masasına kadar olan bölgedir. 1.4.4 Isınma sahası FIVB’nin Dünya Müsabakaları’nda ısınma sahaları yaklaşık 3 x 3 m. boyutlarında, serbest bölgenin dışında ve oturma sıralarının bulunduğu taraftaki köşelerde yer alır (Şekil 1).

Filenin önünde bulunan üç oyuncu ön hat oyuncusudur ve 4 (ön-sol), 3 (ön-orta), 2 (ön-sağ) numaralı pozisyonlarda dururlar.Diğer üç oyuncu geri hat oyuncusudur ve 5 (geri-sol), 6 (geri -orta), 1 (geri-sağ) numaralı pozisyonlarda dururlar.

5.3. YARDIMCI KOÇ 5.3.1 Yardımcı koç, takımın oturma sırasında oturur; ancak maça müdahale etme hakkı yoktur. 5.3.2 Koç takımın başından ayrılmak zorunda kalırsa, yardımcı koç oyun kaptanının isteği ve baş hakemin müsaadesiyle koçun görevlerini üstlenebilir.

Oyun alanı, 18×9 m ölçülerinde bir dikdörtgendir ve her yönde en az 3 m genişliğinde olan bir serbest bölge ile çevrilmiştir.Oyun sahasının üzerinde bulunan serbest oyun boşluğu, her türlü engelden arındırılmış olmalıdır. Serbest oyun boşluğu, oyun sahası yüzeyinden ölçüldüğünde en az 7 m yüksekliğinde olmalıdır.

3.3ÜÇ TOP SİSTEMİ FIVB’nin Dünya Müsabakaları’nda üç top kullanılacaktır. Bu durumda birer tane serbest bölgenin her bir köşesinde, birer tane baş ve yardımcı hakemlerin arkasında olmak üzere altı top toplayıcı bulunur.

Dönüşümler

2.5 DİREKLER 2.5.1 Filenin bağlandığı direkler, yan çizgilerin dışından 0.50 m. ile 1.00 m. mesafede yerlettirilmittir. Direkler 2.55 m. yüksekliğinde ve tercihen ayarlanabilir olmalıdır. 2.5.2 Direkler düzgün ve yuvarlak olmalı, zemine tel kullanılmadan tutturulmalıdır. Tehlikeli ve engelleyici unsurlar taşımamalıdır.

ısınma sahası: FIVB Dünya ve Resmi Müsabakalarında ısınma sahaları yaklaşık 3x3m boyutlarında, serbest bölgenin dışında ve oturma sıralarının bulunduğu taraftaki köşelerde yer alır.

8.5 LİBERO OYUNCUSU 8.5.1 Liberonun (Kural 4.1.2) maçtan önce müsabaka cetvelinde özel olarak ayrılmış çizgiye kaydedilmesi gerekir. Numarasının da ilk setin pozisyon kağıdına eklenmesi gerekir (Kural 7.3.1). 8.5.2 Bir libero oyuncusuna ait özel kurallar aşağıdaki gibidir: 8.5.2.1 Malzemeler: Liberonun takımın diğer üyeleriyle zıtlık oluşturacak farklı renkte bir forma ya da yelek giymesi (ya da farklı tasarımlı) gerekir (Kural 4.3.5). 8.5.2.2 Oyun hareketleri: a) Libero herhangi bir geri hat oyuncusunun yerini alabilir. b) Görevleri bir geri hat oyuncusu olmakla sınırlandırılmıştır ve temas anında top file üst kenar yüksekliğini tümüyle aşmışsa, hiçbir yerden (oyun sahası ve serbest alanda dahil) bir hücum vuruşunu tamamlayamaz. c) Servis atamaz, blok yapamaz ya da blok tetebbüsünde bulunamaz. d) Ön bölge ya da uzantısında bulunan bir liberonun “overhand” parmak pasından gelen bir topa filenin üst kenar seviyesinden daha yüksekte hücum yapılamaz. Eğer libero böyle bir vuruşu ön bölgenin arkasında yapıyorsa, topa serbestçe hücum yapılabilir. 8.5.2.3 Oyuncuların yerine geçiş: a) Liberonun bir oyuncunun yerine geçmesi düzenli değişiklik olarak sayılmaz. Bu yer değiştirmeler sınırsızdır; ancak liberonun yerine sadece daha önce yer değiştirdiği oyuncu geçebilir ve ikisi arasında bir rally olması gerekir. b) Bu yer değiştirmeler ancak top oyun dışındayken ya da yardımcı hakemin takım dizilişini kontrol etmesinden sonra (bir setin başlamasından önce) ve servis düdüğünden önce yapılabilir. c) Bir libero ancak hücum çizgisi ve dip çizgisi arasında takım sırasının önündeki yan çizgiden sahaya girip çıkabilir. d) Sakatlanan bir liberonun değiştirilmesi: Baş hakemin onayının ardından sakatlanan bir liberonun yerine maç sırasında o setin pozisyon kağıdında yer almayan kayıtlı oyuncularda biri geçebilir. Sakatlanan libero maçın geri kalan bölümünde oyuna tekrar giremez. Sakatlanan bir liberonun yerine geçecek oyuncunun görevleri, oyunun geri kalan kısmında ve oynanmakta olan FIVB ya da Kıta Müsabakası’nın diğer maçlarında libero olmakla sınırlandırılır.

7. OYUNUN YAPISI

5.1 KAPTAN 5.1.1 MAÇ ÖNCESİ takım kaptanı müsabaka cetvelini imzalar ve kurada takımını temsil eder. 5.1.2 MAÇ ESNASINDA takım kaptanı oyun alanında olduğu sürece oyunkaptanı olarak görev yapar. Takım kaptanı oyunda olmadığı zaman koç veya bizzat kendisi oyun kaptanı rolünü üstlenmek üzere bir başka oyuncuyu tayineder. Bu oyun kaptanı; değiştirilene, takım kaptanı oyuna dönene veya set bitene kadar takım kaptanının sorumluluklarını üstlenir. Topun oyun dışı olduğu zamanlarda tüm takım mensupları içerisinde sadece oyun kaptanı hakemlerle konuşma hakkına sahiptir: 5.1.2.1 kuralların uygulanması ve yorumu hakkında açıklama ister ve aynı zamanda takım arkadaşlarının istek veya sorularını da iletir. Eğer oyun kaptanı baş hakemin açıklamalarına katılmazsa, bu karara itiraz edebilir ve derhal hakeme maçın sonunda müsabaka cetveline resmi bir itiraz kaydettirme hakkını saklı tuttuğunu belirtir (Kural 23.2.4); 5.1.2.2 Şu konularda yetki ister: a)malzeme değişikliği b)takımların pozisyonlarının tetkiki c)zemin, file ve top, vs. kzntrolü; 5.1.2.3 mola ve oyuncu değişikliği talebinde bulunur (Kural 16.2.1). 5.1.3 MAÇ SONUNDA takım kaptanı: 5.1.3.1 hakemlere tetekkür eder ve sonucu tasdik etmek için müsabaka cetvelini imzalar; 5.1.3.2 Eğer takım kaptanı (veya yerine tayin edilen oyun kaptanı) daha önce baş hakeme herhangi bir uyuşmazlık bildirmişse, uyuşmazlık teyit edilebilir ve müsabaka cetveline resmi bir itiraz olarak kaydedilebilir (Kural 5.1.2.1).

8.4KURALLARA UYGUN OLMAYAN DEĞİŞİKLİK 8.4.1 Oyuncu değişikliği Kural 8.1’de belirtilen sınırları aşıyorsa, bu kurallarauygun olmayan bir değişikliktir (Kural 8.2’deki durum hariç). 8.4.2 Bir takım kurallara uygun olmayan bir değişiklik yapmış ve oyuna başlamışsa (Kural 9.1), aşağıdaki işlemler uygulanacaktır: 8.4.2.1 takım rally kaybı ile cezalandırılır; rakip takım bir sayı alır ve servis atma hakkı kazanır; 8.4.2.2 değişiklik düzeltilir, 8.4.2.3 hatalı takımın hata oluştuğu andan itibaren aldığı sayılar iptal edilir. Rakibinin sayıları aynen kalır.

7.5 POZİSYON HATASI 7.5.1 Eğer servis atan oyuncunun topa vurduğu anda herhangi bir oyuncu düzgün pozisyonda değilse, takımı pozisyon hatası yapar (Kural 7.3 ve 7.4). 7.5.2 Servis atan oyuncu topa vurduğu anda servis hatası yaparsa (Kural 13.4 ve 13.7.1), bu hata pozisyon hatasından önce gelir. 7.53 Eğer topa vurulduktan sonra bir servis hatası olursa (Kural 13.7.2), cezalandırılacak olan pozisyon hatasıdır. 7.5.4 Bir pozisyon hatası aşağıdaki sonuçları doğurur: 7.5.4.1 takım rally’nin kaybedilmesiyle cezalandırılır (Kural 6.1.2); rakip takım bir sayı alır (Kural 6.2) ve servis atma hakkı kazanır; 7.5.4.2 oyuncuların pozisyonları düzeltilir.

Modern 4-2: İki pasör, iki smaçör, iki orta adamı ile oynanır. 4-2′den farkı, pasörlük görevinin arka alanda bulunan pasöre ait olmasıdır, öne geçen pasör, pasör çaprazı gibi oynar ve takım sürekli olarak 3′lü hucüm yapabilir.

4.2 TAKIMIN YERLEŞİMİ 4.2.1 Oyunda olmayan oyuncular takımın oturma sıralarında oturmalı veya kendi ısınma sahalarında bulunmalıdırlar (Kural 1.4.4). Koç (Kural 5.2.3) ve takımın diğer mensupları da takımın oturma sıralarında oturmakla birlikte buradan geçici olarak ayrılabilirler. Takımların oturma sıraları yazı hakemi masasının yan taraflarına, serbest bölgenin dışına yerleştirilir. 4.2.2 Müsabaka esnasında sadece takım mensuplarının takımlarının sırasında oturmalarına veya ısınma sahasında bulunmalarına müsaade edilir (Kural 4.1.1). 4.2.3 Oyunda olmayan oyuncular oyun esnasında ısınma sahasında (Kural 1.4.4), molalarda ise kendi oyun alanlarının arkasındaki serbest bölgede topsuz olarak ısınabilirler. Oyuncular set aralarında serbest bölge içinde ısınma amacıyla top kullanabilirler.

ABD’nin Massachusetts eyaletinde, Genç Erkekler Hıristiyan Birliği (YMCA) adındaki spor kulübünde çalışan beden öğretmeni William G. Morgan tarafından tasarlandı (9 Şubat 1895). Bir kapalı alan sporu olarak 1895’te oynanmaya başlandı. Morgan, bu oyunu “mintonette” olarak adlandırmıştı; daha sonraları topa yere değmeden vurma ilkesinden (vole) yola çıkılarak “voleybol” adı önerildi ve oyun bu adla tanındı. İlk kez Morgan tarafından kaleme alınan voleybol kuralları, YMCA ile Üniversiteler Ulusal Spor Birliği (NCAA) ’ nın ortak çalışması sonunda 1916’da yeniden düzenlendi. ABD ‘de kısa sürede tutulan voleybol, I. Dünya Savaşı sırasında ABD askerleri aracılığıyla Avrupa’ya da geçti. Sporun, çeşitli ülkelerde uzun bir dönem bağımsız bir çizgide gelişmesinden sonra, 1947’de Paris’te Uluslararası Voleybol Federasyonu (FIVB) kuruldu.İlk Dünya Şampiyonası 1949 yılında erkekler, 1952′de kadınlar tarafından oynanmıştır. Günümüzde, merkezi İsviçre’nin Lozan kentinde bulunan FIVB ‘ ye 140’tan fazla ülke üyedir.

4.4MALZEME DEĞİŞİKLİKLERİ Bat hakem bir veya daha fazla oyuncuya tu konularda müsaade verebilir: 4.4.1 çıplak ayakla oynamak, 4.4.2 set aralarında veya oyuncu değişikliğinden sonra ıslak formaları renk, dizayn ve numarası aynı olmak şartıyla yenileriyle değiştirme, 4.4.3 soğuk havalarda bütün takım için (Libero hariç) aynı renk ve dizayna sahip ve (4.3.3.1)’e uygun numaralı olması şartıyla takımların eşofmanla oynaması. Böyle bir müsaade takımın tüm oyuncularının eşofman giymesini gerektirir.

2.6İLAVE MALZEMELER Bütün ilave malzemeler FIVB yönetmelikleriyle belirlenir.

7.2 ISINMA DEVRESİ 7.2.1 Maç öncesinde takımlar başka bir sahada ısınma olanağı bulmuşlarsa, 3’er dakika, bulamamışlarsa 5’er dakika filede ısınabilirler. 7.2.2 İki takımın kaptanı anlaşarak birlikte ısınmak isterlerse, Kural 7.2.1’dekişartlara göre filede 6 veya 10 dakika ısınabilirler.

2.1 FİLENİN YÜKSEKLİĞİ 2.1.1 File, orta çizginin üstünde ve buna dik olarak yer alır; erkekler için 2.43 m. ve bayanlar için 2.24 m. yüksekliğindedir. 2.1.2 Filenin yüksekliği oyun alanının ortasından ölçülür. Filenin iki kenar yüksekliği kesinlikle aynı olmalı ve buradaki yükseklik kuralda belirtilen yüksekliği 2 cm.’den fazla geçmemelidir.

7.6 DÖNÜŞ 7.6.1 Dönüş sırası başlangıç dizilişiyle belirlenir ve set boyunca oyuncuların pozisyonları ve servis sırasına göre kontrol edilir. 7.6.2 Servisi karşılayan takım servis atma hakkını kazandığı zaman bu takımın oyuncuları yönünde bir pozisyon dönmelidir: 2 no’lu pozisyondaki oyuncu servis atmak için 1 no’ya gider, 1 no’lu pozisyondaki oyuncu 6 no’ya geçer, vs…

9.3 DAHİL TOP Top, sınır çizgileri dahil olmak üzere oyun alanı içinde yere değdiği zaman dahildir (Kural 1.3.2).

BÖLÜM DÖRT OYUN HAREKETLERİ

servis bölgesi: Servis bölgesi, her dip çizginin gerisinde 9 m genişliğindeki sahadır.Bu bölgenin yan sınırları, dip çizgilerden 20 cm geriye, yan çizgilerin uzantısı olarak çizilen 15 cm uzunluğunda iki kısa çizgiyle belirlenir. Her iki kısa çizgi de servis bölgesinin genişliğine dahildir.Servis bölgesinin derinliği serbest bölgenin sonuna kadar devam eder.

sınır çizgileri: İki yan ve iki dip çizgi oyun alanını belirler. Yan ve dip çizgilerin her ikisi de oyun alanının boyutlarına dahil olarak çizilir.

8.1 DEĞİŞİKLİKLERİN LİMİTLERİ 8.1.1 Her sette her takıma en fazla altı oyuncu değişikliği yapma izni verilir. Bir veya daha fazla oyuncu aynı anda değiştirilebilir. 8.1.2 Başlangıç dizilişinde yer alan bir oyuncu bir sette yalnız bir defa oyundan çıkabilir ve diziliş pozisyonunda önceki yerine girebilir. 8.1.3 Bir yedek oyuncu başlangıç dizilişindeki bir oyuncunun yerine bir sette bir defa girebilir ve sadece aynı oyuncuyla yer değiştirebilir.

Voleybol, file ile ikiye bölünmüş bir oyun alanı üzerinde iki takım tarafından oynanan bir spordur.

7.1 KURA Müsabakadan önce baş hakem ilk servisi atacak takımı ve takımların birinci setteki sahalarını belirlemek için kura atışı yapar. Eğer netice seti oynanacaksa, yeniden kura atışı yapılır. 7.1.1 Kura iki takım kaptanının huzurunda atılır. 7.1.2 Kurayı kazananın seçenekleri: YA 7.1.2.1 servis atma ya da karşılama hakkı YA DA 7.1.2.2 oyun alanının seçimi. Kurayı kaybeden kalan seçenekleri alır. 7.1.3 Ayrı ayrı ısınma halinde ilk servisi atacak takım filede ilk ısınacak takımdır.

Smaçör: 4 numaradan oynayan ve genellikle uzun pasla hucüm eden elemanlara denir. Sahada bu görevde oynayan 2 oyuncu bulunur. Birisi servise geçtiğinde diğeri (yani “çaprazı”) öne geçer, bu nedenle 4 numaradan sürekli olarak hucüm yapılabilir.

9.2 OYUN DIŞI TOP Top, hakemlerden biri tarafından düdük çalınarak değerlendirilen hatanın yapıldığı veya hata dışı olarak düdüğün çalındığı andan itibaren oyun dışıdır.

3.1STANDARTLAR Top, içinde lastik veya benzeri bir maddeden bir kese bulunan, küresel ve dış kısmı esnek deri ya da sentetik deriden yapılmış olacaktır. Sentetik deri materyalin onayı FIVB yönetmeliklerince belirlenmiştir. Tek bir açık renk ya da FIVB tarafından homologe edilmiş renklerin kombinasyonu kullanılabilir. Çevresi 65-67 cm. ve ağırlığı 260-280 gr.’dir. İç basıncı 0.30-0.325 kg/cm2’dir (294.3-318.82 mbar veya hPa).

5.2 KOÇ 5.2.1 Koç, maç süresince takımının oyuncularını oyun alanının dışındanyönlendirir. Başlangıç pozisyonlarını, oyuncu değişikliklerini ve direktif vermek Için molaları tayin eder. Bu görevlerde temas kuracağı yetkili yardımcı hakemdir. 5.2.2 MAÇTAN ÖNCE koç kendi oyuncularının isim ve numaralarını müsabaka cetveline kaydettirir veya bunları kontrol eder ve daha sonra müsabaka cetvelini imzalar. 5.2.3 MAÇ ESNASINDA koç: 5.2.3.1 her setten önce pozisyon kağıdını düzgün bir şekilde doldurarak imzalar ve yazı hakemine veya yardımcı hakeme verir; 5.2.3.2 takımının sırasında, yazı hakemine en yakın yerde oturur; ancak geçici olarak yerini terk edebilir; 5.2.3.3 mola ve oyuncu değişikliği taleplerinde bulunur; 5.2.3.4 diğer takım mensupları gibi oyun sahasındaki oyunculara direktif verebilir. Koç bu direktifleri maçı engellemeden ya da geciktirmeden, takımının oturma sırasının önündeki serbest bölgede durarak ya da ısınma sahasına kadar yürüyerek verebilir.

Pasör Çaprazı: Pasör servise geçtiğinde öne gelen ve genellikle uzun pasla hucüm eden oyuncu. 2 numara oyuncusu da denilebilir. Bu oyuncu 4-2 taktiğinde görev almaz.

7.3 TAKIMIN DİZİLİŞİ 7.3.1 Her takımın oyunda daima altı oyuncusu olmalıdır. 7.3.1.1 Oyun alanındaki oyuncuların dönme sırası, takımların başlangıç dizilişiyle belirlenir. Bu set boyunca korunmalıdır. 7.3.1.2 Bir takım “libero” bildirme hakkını kullandığında (Kural 8.5) altı başlangıç oyuncusunun yanında liberonun numarasının da ilk setin pozisyon kağıdında belirtilmesi gerekir. 7.3.2 Her setin batlamasından önce koç kendi takımının başlangıç dizilişinipozisyon kağıdında göstermelidir. Bu düzgün bir şekilde doldurulup imzalanarak yardımcı hakeme veya yazı hakemine verilir. 7.3.3 Bir setin başlangıç dizilişinde yer almayan oyuncular, o set için yedek oyunculardır. 7.3.4 Pozisyon kağıdının yardımcı hakem veya yazı hakemine teslim edilmesinden sonra dizilişte normal oyuncu değişikliğinin dışında hiçbir değişiklik yapılmasına izin verilemez. 7.3.5 Oyuncuların sahadaki yerleri ve pozisyon kağıdı arasında çelişki 7.3.5.1 Setin başlamasından önce oyuncuların oyun alanındaki yerleriyle pozisyon kağıdı arasında farklılık varsa, oyuncular pozisyon kağıdında gösterilen yerlerine geçmelidirler. Bu durumda ceza verilmez. 7.3.5.2 Aynı şekilde, eğer oyun alanında pozisyon kağıdına yazılmamış bir oyuncu varsa, set başlamadan önce sahadaki diziliş pozisyon kağıdına göre düzeltilmelidir. Bu durumda ceza verilmez. 7.3.5.3 Bununla beraber eğer koç pozisyon kağıdına yazılmamış bir oyuncuyu veya oyuncuları oyun alanında tutmak isterse, kurallara uygun oyuncu değişikliği talep etmelidir. Bu değişiklik veya değişiklikler müsabaka cetveline işlenecektir.

6.3 MAÇ KAZANMAK 6.3.1 Maç, üç seti alan takım tarafından kazanılır. 6.3.2 Setlerde 2-2’lik eşitlik olması halinde, netice seti (5’inci) en az 2 sayı farkla 15 sayı üzerinden oynanır.

1.3OYUN ALANININ ÜZERİNDEKİ ÇİZGİLER 1.3.1 Bütün çizgiler 5 cm. genişliğindedir. Çizgiler, zeminden ve diğer çizgilerden farklı ve açık renkte olmalıdır. 1.3.2 Sınır çizgileri İki yan ve iki dip çizgi oyun alanını belirler. Yan ve dip çizgilerin her ikisi de oyun alanının boyutlarına dahil olarak çizilir. 1.3.3 Orta çizgi Orta çizginin tam ortası oyun alanını 9 x 9 m. boyutlarında iki eşit alana böler. Bu çizgi, filenin tam altından iki yan çizgi arasında uzanır. 1.3.4 Hücum çizgisi Her oyun alanında orta çizginin tam ortasından geriye doğru 3 m.’lik bir hücum çizgisi çizilir. FIVB’nin Dünya Müsabakaları’nda hücum çizgisi yan çizgilerden itibaren toplam 1.75 m.’lik kesik çizgilerle uzatılmıştır. 5 cm. eninde, 15 cm. boyundaki bu 5 adet kısa çizgi 20 cm. aralıklarla çizilmelidir.

libero değişim bölgesi: Libero değişim bölgesi, serbest bölgenin, takım sıraları tarafındaki bir bölümü olup, hücum çizgisi uzantısından dip çizgiye kadar olan alanla sınırlandırılmıştır.

orta çizgi: Orta çizginin tam ortası oyun alanını 9×9 m boyutlarında iki eşit alana böler ; bununla beraber orta çizgi kalınlığının, bütünüyle, her iki oyun alanının da sınırları içerisinde olduğu kabul edilir. Bu çizgi filenin altından iki yan çizgi arasında uzanır.

OYUN ALANI VE GEREÇLERİ

1.5ISI En düşük ısı 10 C’nin (50 F) altında olmayacaktır. FIVB’nin Dünya Müsabakaları’nda maksimum ısı 25 C’den (77 F) daha yüksek ve minimum ısı 16 C’den (61 F) daha düşük olmayacaktır.

9.1 OYUNDAKİ TOP Bat hakemin müsaadesiyle servis için topa vurulduğu an top oyundadır.

hücum çizgisi: Her oyun alanında, arka kenarı, orta çizginin tam ortasından 3 m geride çizilmiş bir hücum çizgisi, ön bölgeyi belirler.

oyuncu değiştirme bölgesi: Oyuncu değiştirme bölgesi, her iki hücum çizgisinin yazı hakemi masasına kadar olan uzantısı ile sınırlıdır.

1. OYUN SAHASI Oyun sahası, oyun alanı ve serbest bölgeden oluşur. Bu saha dikdörtgen ve simetrik olmalıdır.

9.4 HARİÇ TOP Top şu koşullarda “hariçtir”: 9.4.1 zemine temas eden kısmı sınır çizgisinin tamamen dışındaysa; 9.4.2 oyun alanı dışında bir cisme, tavana veya oyun dışındaki bir kişiye değerse; 9.4.3 antenlere, kablolara ve direklere veya yan bantlar dışındaki fileye değerse; 9.4.4 Kural 11.1.2’de belirtilen durum hariç, file dikey düzlemini geçiş boşluğunun kısmen veya tamamen dışından geçerse; 9.4.5 filenin altından alt boşluğu tamamen geçerse (Kural 11.1.3).

Top oyuna servis ile sokulur, servisi atan oyuncu topu filenin üzerinden rakip alana gönderir. Rally, topun oyun alanına değmesi, harice gitmesi veya bir takımın hata yapmasına kadar devam eder.

5.TAKIM LİDERLERİ Takım kaptanı ve koç kendi takım mensuplarının davranış ve disiplininden sorumludur.

3 oyuncunun tamamlanmış bloğu

4–2: İki pasör, iki smaçör ve iki orta oyuncu ile sahaya çıkılan taktiktir. Pasörler arka alanda savunma oyuncusu olarak sayılırken öne geldiklerinde pas atmakla görevlidirler. Hucüm görevinin sürekli olarak iki oyuncuda olması, bu taktiğin zayıf yönüdür.

2.4ANTENLER Anten, 1.80 m. uzunluğunda ve 10 mm. çapında, fiberglas ya da benzeri bir maddeden yapılmış esnek bir çubuktur. Anten yan bandın dış tarafına bağlanır. Antenler karşılıklı olarak filenin ters yönlerine yerleştirilir Antenlerin her birinin 80 cm.’lik üst kısımları filenin üzerinde devam eder ve bu kısımlar zıt (tercihen kırmızı ve beyaz) renkte 10 cm.’lik teritlerle itaretlenir. Antenler filenin bir parçası sayılır ve geçiş boşluğunun yan sınırlarını belirler ( Kural 11.1.1).

1.6AYDINLATMA FIVB’nin Dünya Müsabakaları’nda aydınlatma, oyun sahası yüzeyinden 1 m. yükseklikte ölçülmek suretiyle 1000 ile 1500 lux arasında olacaktır.

Voleybol sahası

4.5YASAKLANMIŞ EŞYALAR 4.5.1 Oyuncuların sakatlanmasına sebep olabilecek veya onlara suni bir avantaj sağlayacak şeylerin kullanılması yasaklanmıştır. 4.5.2 Oyuncular riski kendisine ait olmak kaydıyla gözlük ve lens takabilir.

Oyun bölgeleri

9. OYUNUN SEYRİ

4. TAKIMLAR

ceza sahası: Yaklaşık 1×1 m boyutlarında olan ve 2 sandalye bulundurulan bir ceza sahası, her bir dip çizgi uzantısının dışında olacak şekilde, kontrol sahası içinde yer alır. Bu sahalar 5 cm genişliğinde kırmızı bir çizgiyle sınırlandırılabilirler.

ön bölge: Her oyun alanında ön bölge orta çizginin tam ortası ve hücum çizgisinin arka kenarıyla sınırlıdır. Ön bölgenin yan çizgiler dışında serbest bölgenin sonuna kadar uzandığı varsayılır.

5-1: Tek pasör, iki smaçör, iki orta adamı ve bir pasör çaprazıyla sahaya çıkılan taktiktir. Pasör arka alana geçtiğinde, öncelikli olarak bir savunma oyuncusudur. Top pasöre gelirse, pasör topu karşılar ve pası atmakla yükümlü olan oyuncu pasör çaprazı olur, aksi takdirde pasör 3 içine kaçarak pasını atar ve yeniden savunma pozisyonunu alır. Pasörün arkada olduğu pozisyon takımın 3 oyuncusunun hucüm edebildiği, dolayısıyla güçlü oldukları pozisyondur.

Libero: Takımın 6. oyuncusudur. Farklı renkli (genellikle takım formasının tam zıt renginde) forma giyer, diğer oyunculardan farklı olarak oyuncu listesinde adının yanında bir “L” ibaresi bulunur ve bu ibare bu oyuncunun o maç sırasında başka bir görevde kullanılamayacağını gösterir. Takımın savunma oyuncusudur. Oyun sırasında servis atılmadan önce, takımının o sırada savunmada olan oyuncularından biriyle yer değiştirebilir. Bu yer değiştirme, sahanın arka alanından gerçekleştirilir. Arka alanda parmak pas ve manşet alabilirken, topu 3 metre içinde parmak pasla alamaz. Yerine geçtiği oyuncu 4 numaraya geldiğinde ya da başka bir oyuncuyla değişmesi gerekiyorsa oyundan çıkar. Her iki durumda da oyuna tekrar girebilmesi için bir sayı beklemelidir. Servis atamaz ve 3 metre içinden hucüm yapamaz. Arka alandan hucüm yapabilir, ancak zıplayamaz.

6.2 SET KAZANMA Bir set (netice seti -5’inci- hariç) en az 2 sayı farkla 25 sayıya ulaşan takım tarafından kazanılır. Sayılarda 24-24’lük eşitlik olması halinde oyun iki sayılık farka ulaşılana kadar (26-24, 27-25) devam eder.

Orta Oyuncu: 3 numaradan oynayan ve kısa,kurşun paslarla hucüm eden elemanlara denir. Bu görevle 2 oyuncu sahada yer alır. Birisi servise geçtiğinde diğeri (yani “çaprazı”) öne geçer, bu nedenle 3 numaralı bölge de sürekli hucüm bölgesidir.

Voleybolda bir rally kazanan takım bir sayı alır (Rally Sayı Sistemi). Servisi karşılayan takım rallyi kazandığında bir sayı ve servis kullanma hakkı kazanır ve oyuncuları saat yönünde bir pozisyon dönerler.

2.FİLE VE DİREKLER

Oyunun amacı, topu filenin üzerinden göndererek rakip takımın oyun alanında yere değmesini sağlamak ve rakip takımında aynı amaca ulaşmasını önlemektir. Takımların rakip alana gönderirken topa üç kez vurma hakkı vardır (blok teması dışında).

Oyuncuların oyun alanında duruşu

6.1 BİR SAYI ALMAK 6.1.1 Oyun Hataları takım bu kurallara uymayan bir harekette bulunur veya bir şekilde bu kuralları çiğnerse, hakemlerden biri oyun hatası için düdük çalar. Hatalara hakemler karar verir ve kurallara göre cezalarını tayin ederler. 6.1.1.1 eğer art arda iki veya daha fazla hata yapılırsa, sadece ilk yapılan hata dikkate alınır; 6.1.2.2 eğer iki ya da daha fazla hata rakipler tarafından aynı anda yapılırsa, bu bir ÇİFT HATA’dır ve rally tekrarlattırılır. 6.1.2 Bir hatanın sonuçları Her hata rally’nin kaybedilmesiyle sonuçlanır: 6.1.2.1 Eğer hatalı takımın rakibi servis attıysa, bir sayı alır ve servis atmaya devam eder; 6.1.2.2 Eğer hatalı takımın rakibi servis karşıladıysa, bir sayı alır ve servis kullanma hakkı kazanır.

FIVB | FIVB Dünya Sıralaması | Erkekler Dünya Voleybol Şampiyonası | Bayanlar Dünya Voleybol Şampiyonası | Olimpiyatlar | Erkekler Voleybol Dünya Kupası | Bayanlar Voleybol Dünya Kupası | Dünya Ligi | World Grand Prix | Erkekler World Grand Champions Cup | Bayanlar World Grand Champions Cup | Genç Erkekler Dünya Voleybol Şampiyonası | Genç Kızlar Dünya Voleybol Şampiyonası | Yıldız Erkekler Dünya Voleybol Şampiyonası | Yıldız Kızlar Dünya Voleybol Şampiyonası

1.1 ÖLÇÜLER Oyun alanı, 18 x 9 m. ölçülerinde bir dikdörtgendir ve en az 3 m. genişliğinde olan bir serbest bölge ile çevrilmiştir. Oyun sahasının üzerinde bulunan serbest oyun boşluğu, her türlü engelden arındırılmış olmalıdır. Serbest oyun boşluğu, oyun sahasının yüzeyinden ölçüldüğünde en az 7 m. yüksekliğinde olmalıdır. FIVB’nin Dünya Müsabakaları’nda serbest bölge yan çizgilerden ölçüldüğünde en az 5 m. ve dip çizgilerden ölçüldüğünde en az 8 m. genişliğinde olacaktır. Serbest oyun boşluğu ise oyun sahasının yüzeyinden ölçüldüğünde en az 12.5 m. yüksekliğinde olacaktır.

6.4 MAÇTA HAZIR BULUNMAMA VE EKSİK TAKIM 6.4.1 Eğer bir takım sahaya davet edildikten sonra oynamayı reddederse,maçta hazır bulunmadığı ilan edilir ve ceza olarak setleri 25-0, maçı da 3-0’lık sonuçla kaybeder. 6.4.2 Geçerli bir sebep göstermeksizin zamanında oyun alanında bulunmayan bir takımın maçta hazır bulunmadığı ilan edilir ve Kural 6.4.1’deki gibi itlem görür. 6.4.3 Bir takım set veya maç için EKSİK ilan edilirse, seti veya maçı kaybeder (Kural 7.3.1.a). Rakip takıma seti veya maçı kazanması için gerekli sayılar ya da sayı ve setler verilir. Eksik ilan edilen takım ise daha önce aldığı sayı ve setleri aynen muhafaza eder.

8.2 İSTİSNAİ DEĞİŞİKLİK Oyuna devam edemeyecek şekilde sakatlanmış bir oyuncu kurallara uygun olarak değiştirilmelidir. Bu mümkün değilse, Kural 8.1’de belirtilen sınırlamalar dışında takıma bir İSTİSNAİ değişiklik yapma hakkı tanınır. İstisnai değişiklik, sakatlanma anında oyun alanında olmayan herhangi bir oyuncunun (libero dışında) sakatlanan oyuncunun yerine oyuna girmesi demektir. Sakatlanan oyuncuya değiştirildikten sonra tekrar maça girme izni verilmez.

File

8.3 İHRAÇTAN DOLAYI DEĞİŞİKLİK OYUNDAN ÇIKARILAN veya DİSKALİFİYE edilen bir oyuncu (Kural 21.2.3 ve 21.2.4) kurallara uygun olarak değiştirilmelidir. Bu mümkün değilse,takım EKSİK ilan edilir (Kural 6.4.3).

2.2YAPISI File, 1 m. genişliğinde, 9.50 m. uzunluğundadır ve 10 cm’lik karelerden müteşekkil siyah iplerden yapılmıştır. Filenin üst kısmında 5 cm. genişliğinde, iki kat beyaz çadır bezinden yapılmış yatay bir bant file boyunca dikilmiştir. Bandın her iki ucunda onu direklere bağlayan ve gergin durmasını sağlayan bir ipin geçtiği bir delik bulunur. Bandın içinden geçen elastiki kablo fileyi direklere bağlar ve üst kısmının gergin durmasını sağlar. Filenin alt kısmında (yatay bantsız) kareler arasından geçen bir ip onu direklere bağlar ve filenin alt kısmının gergin durmasını sağlar.

1.2OYUN SAHASININ YÜZEYİ 1.2.1 Sahanın yüzeyi düz, yatay ve yeknesak olmalıdır. Oyuncular için sakatlanmaya yol açacak herhangi bir tehlike teşkil etmemelidir. Pürüzlü ve kaygan yüzeylerde oynanması yasaktır. FIVB’nin Dünya Müsabakaları’nda sadece tahta veya sentetik bir yüzeyin kullanılmasına izin verilir. Bu yüzey daha önce FIVB tarafından onaylanmış olmalıdır. 1.2.2 Kapalı salonlarda oyun alanının yüzeyi açık renkte olmalıdır. FIVB’nin Dünya Müsabakaları’nda çizgiler için beyaz, oyun alanı ve serbest bölge için farklı renkler kullanılmalıdır. 1.2.3 Açık hava sahalarında drenaj amacıyla her metre için 5 mm.’lik bir eğime müsaade edilir. Saha çizgilerinin sert bir maddeden oluşturulması yasaktır.

3.2TOPLARIN BENZERLİĞİ Bir müsabakada kullanılan tüm toplar genişliği, ağırlık, basınç, cins ve renk olarak aynı özellikte olmalıdır. FIVB’nin Dünya Müsabakaları’nın, Kıtasal ve Ulusal ya da Lig Şampiyonaları’nın FIVB onaylı toplarla oynanması gerekir.

7.7 DÖNÜŞ HATALARI 7.7.1 Dönüş hatası, SERVİSİN dönüş sırasına göre atılmadığı zaman yapılır (Kural 7.6.1). Bu durum aşağıdaki sonuçları doğurur: 7.7.1.1 takım rally’nin kaybedilmesiyle cezalandırılır (Kural 6.1.2); rakip takım bir sayı alır (Kural 6.2) ve servis atma hakkı kazanır; 7.7.1.2 oyuncuların dönüş sırası düzeltilir. 7.7.2 Buna ilave olarak yazı hakemi hatanın yapıldığı anı tam olarak belirleyecek ve takımın hata yaptıktan sonra kazandığı bütün sayılar iptal edilecektir. Rakip takımın sayıları geçerli kalır. Eğer hatanın yapıldığı an tespit edilemiyorsa, kazanılmış sayılar iptal edilmez; uygulanacak tek ceza rally kaybıdır.

Oyunda olmayan oyuncular oyun esnasında ısınma sahasında, molalarda ve teknik molalarda kendi oyun alanlarının arkasındaki serbest bölgede topsuz olarak, set aralarında serbest bölge içinde top kullanarak ısınabilirler.

7.4 POZİSYONLAR Servis atan oyuncunun topa vurduğu anda her takım kendi oyun alanında dönüş sırasına göre pozisyon almalıdır (servis atan oyuncu hariç). 7.4.1 Oyuncuların pozisyonları aşağıdaki gibi numaralandırılmıştır: 7.4.1.1 Filenin önünde bulunan üç oyuncu ön hat oyuncusudur ve 4 (ön-sol), 3 (ön-orta), 2 (ön-sağ) numaralı pozisyonlarda dururlar. 7.4.1.2 Diğer üç oyuncu arka hat oyuncusudur ve 5 (arka-sol), 6 (arka-orta), 1 (arka-sağ) numaralı pozisyonlarda dururlar. 7.4.2 Oyuncular arasındaki bağlantılı pozisyonlar 7.4.2.1 Her arka hat oyuncusu kendisiyle ilgili ön hat oyuncusuna göre filenin daha gerisinde yer almalıdır. 7.4.2.2 Ön hat ve arka hat oyuncuları, Kural 7.4.1’de belirtilen sıraya göre birbirlerinin yanında durmalıdırlar. 7.4.3 Oyuncuların pozisyonları, yere temas eden ayaklarının pozisyonlarına göre ve aşağıda belirtilen şekilde tespit ve kontrol edilir: 7.4.3.1 her ön hat oyuncusunun ayağının en azından bir kısmı orta çizgiye kendisiyle ilgili arka hat oyuncusunun ayaklarından daha yakın olmalıdır. 7.4.3.2 sağ (sol) tarafta bulunan her oyuncunun ayağının en azından bir kısmı sağ (sol) taraftaki yan çizgiye kendi sırasında ortada bulunan oyuncunu ayaklarından daha yakın olmalıdır. 7.4.4 Servis atıldıktan sonra oyuncular her tarafa hareket edebilir ve kendi oyun alanlarında veya serbest bölgede herhangi bir pozisyon alabilirler.

2.3 YAN BANTLAR İki adet beyaz bant, her iki yan çizginin üzerinde yer alacak şekilde fileye dik olarak bağlanır. Bunlar 5 cm. genişliğinde ve 1 m. uzunluğunda olup filenin bir parçası olarak kabul edilir.

Pasör: Smaçörlere pas dağıtan oyuncudur. 3 numarada oynar. oyunu asıl yönlendiren oyuncudur.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Voleybol

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Mikrodalga fırın kim icat etti

Yazan: admin | icatlar | Pazartesi 20 Aralık 2010 02:15

Tabii ki dalgalarıyla ısıtmanın da bir sınırı vardır, örneğin kalın yiyeceklerde ısının içe ulaşması daha zor olmakta, bazı yiyeceklerde ısının toplandığı noktalar olmaktadır. Ancak bu dezavantajlar, fırının sağladığı faydaların yanında küçük ölçekli olarak kalır.

fırını (MD), yiyeceği ısıtmak için mikrodalgaları, yani radyo dalgalarını kullanan bir çeşididir.

Mikrodalgaların enerjileri, besin içinde ısıya dönüştüğü için, besin içinde bir radyasyon oluşması vb. bir durum genellikle söz konusu değildir.

Mikrodalgalarda kullanılan radyo dalgaları ise yemeğin içine nüfuz eder, hatta bunu yaparken yemek dışında kalan hava moleküllerini de ısıtmaz, böylece enerjisini verimli kullanmış olur. Ayrıca mikrodalga fırın içerisindeki yemeğin katmanları arasında sıcaklık farkı yoktur. Çünkü ısı yemeğin tüm moleküllerini aynı anda ısıtır ve enerjilerini artırır. Isının iletim yoluyla dıştan içe doğru gitme zorunluluğu yoktur. Ayrıca mikrodalga fırınların iç sıcaklığı oda sıcaklığına eşittir. Yani yemeğin kabuk tutmasına imkân yoktur.

Evlerde kullanılan ilk mikrodalga fırınlar, 25 Ekim 1955′te Tappan şirketi tarafından satışa çıkarılmış olup günümüzde ABD’de yaklaşık olarak 80 milyon mikrodalga fırının olduğu tahmin edilmektedir.[kaynak belirtilmeli] Bu sayının yarısı son yıllardaki satışlara aittir.

Mikrodalga fırınlarda 2,45 GHz’lik bir frekans kullanılır. Bu frekansın kullanılmasının önemli bir sebebi vardır. 2.54 Ghz, su moleküllerinin rezonans frekansıdır. Bunun sonucu olarak 2.54 Ghz’lik mikrodalga ışıma en çok su tarafından emilecektir. Çoğu yiyecek de su içerdiğinden ısınacak, mikrodalga fırına uygun tabaklar ise su içermediğinden ısınmayacaktır. Bu rezonans sayesinde de su molekülleri ısınacak, maddenin kendisi de pişecektir. Az su içeren yemeklerin mikrodalga fırınlarda ısıtılması uygun değildir. [1]

Sonuç olarak mikrodalganın pişirme yöntemi her bölgeye eşit şekilde ve tüm atomları hareketlendirerek olmaktadır, mikrodalga iletim yoluyla yapmamaktadır, büyük bir olmasını da bunlara borçludur.

Diğer fırınların “dıştan içe” pişirme yönteminin avantajlı olmadığı ve bazen kötü sonuçlara sebebiyet vereceği açıktır. Örneğin fırında pişen keke normal olarak 350 °C ısı vereceğimize 600 °C verirsek, kekin dış kısmı kısa bir sürede yanacaktır, ayrıca kekin iç kısmı da pişmeyecektir. Bunu etkileyen bir diğer faktör de fırının verdiği kuru sıcaktır, kuruluktan ötürü yemeğin suyu kolayca buharlaşır ve verimsiz bir şekilde pişmiş olur.

Bu frekanstaki dalgalar, başlıca su olmak üzere bazı maddeler tarafından emilirler, dalgalar, bu maddelerin moleküllerini atomik devinime uğratarak mikrodalga enerjiyi ısıya dönüştürürler. Bu nedenle içinde daha çok su molekülü taşıyan besinler daha hızlı pişer.

Dalgaların frekansları ile dalga boyu arasında; yüksek frekanslı dalgaların kısa dalga boyu, alçak frekanslı dalgaların ise uzun dalga boyu yayması ilişkisi ya da tam tersi durum vardır. Normal fırınların kapağında bulunan küçük delikler, dalgalarının geçmesine izin verirler ve bu nedenle fırının içi görülür. Çünkü ışığın dalga frekansı oldukça yüksek, dalga boyu da çok küçüktür, mikrodalga fırınların yemeği ısıtmak için kullandığı elektromanyetik dalgaların ise frekansı düşük ve dalga boyları daha uzundur. Bu yüksek dalga boyuna sahip dalgalar kapaktaki deliklerden geçemez ve ve tekrar içeri yansırlar.

Mikrodalga, bu özel fırınların içindeki “magnetron” adı verilen vakum tüpünden üretilir. Magnetron, Doğru akılmlı elekrik enerjisini “mikrodalgalar”a dönüştürür, mikrodalga fırın bu şekilde çalışır.

Mikrodalgalar, elektromanyetik spektrumun radyo dalgaları ile kızıl ötesi ışınlar arasındaki bölümde kalırlar. Frekansları 1 GHz ila 1000 GHz arasında, dalga boyları 0.1–100 cm. olan elektromanyetik dalgalardır.

Mikrodalga fırının çalışmasındaki en önemli özelliklerinden birinin, yemeği normal fırınlar gibi “dıştan içe” değil, “içten dışa” doğru pişirmesi olduğu söylense de bu bir mantık hatasıdır. Diğer pişirme yöntemlerinde ısı dıştan içe doğru yayıldığı için, mikrodalgaların etkisi “içten dışa” olarak algılanmakadır; aslında mikrodalga fırınlarda pişirme, “heryere aynı anda etki etme şeklinde” dir.

Mikrodalga fırınlar normal fırınlara oranla 4′te 3 daha az güç harcamaktadırlar. Örneğin elektrikli bir fırın 1000-1500 Watt’lık enerjisi harcarken, mikrodalga fırınlar yalnızca 300-500 Watt’lık bir enerjiyle çalışırlar. Yani çok daha verimlidir üstelik hem çevreye hem de cebimize dosttur.

Bu mikrodalgaların özellikleri şöyle sıralanabilir;

Mikrodalgalarla pişirme fikri ilk kez Percy Spencer tarafından, radar olarak kullanılması planlanan “magnetron”un keşfedilmesiyle 1945′li yıllarda başlamıştır. 1947′de bu buluşunun patentini almış ve ilk mikrodalga fırını 1,8 boyunda ve 340 kg. ağırlığında olarak tasarlamıştır. Mikrodalga fırın, 1947′de mutfak eşyaları üreticisi olan Raytheon şirketince “Radarange” adıyla kamuoyuna duyurulmuş olsa da, gerek fiyatının çok yüksek oluşu gerekse büyükçe bir boyutlarında olması nedeniyle ticari olarak pek ilgi görmedi.

Mikrodalga ile pişirme, geleneksel pişirme yöntemlerinden hem daha hızlıdır hem de pişirme sürecinde yalnızca besin pişer, fırın ve ortam ısınmaz.[1]

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Mikrodalga_f%C4%B1r%C4%B1n

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Ethernet nedir icat eden

Yazan: admin | icatlar | Pazartesi 20 Aralık 2010 02:15

10 gigabit Ethernet standartları ailesi tekli mod fiber (uzun erimli), çoklu mod fiber (300 m’ye kadar), bakır arkayüzey (1 m’ye kadar) ve bakır bükülü tel çifti (100 m’ye kadar) için ortam tiplerini ihtiva eder. İlk olarak IEEE Std 802.3ae-2002 olarak yayımlanmıştır, ancak halihazırda IEEE Std 802.3-2008 içinde bir bölümdür.

Ethernet bu öncel ve göreceli olarak basit kavramdan, günümüzdeki pek çok LAN altyapısını oluşturan karmaşık ağ teknolojisi yapısına evrimleşmiştir. Eşmerkezli kablolamanın yerini düşük kurulum masrafı, yüksek güvenilirlik, noktadan-noktaya ağ yönetimi ve arıza bulma kolaylıkları gibi avantajlar sebebiyle Ethernet hub ‘lar ile birleştirilmiş noktadan-noktaya bağlantılar ve/veya ağ anahtarları almıştır. StarLAN Ethernet’in eşmerkezli kablolama yapısından hub ile yönlendirilen bükülü tel çifti ağ yapısına evrimleşmesindeki ilk adımdır. Bükülü tel çifti kablolamanın gelişi kurulum masraflarını eski Ethernet teknolojileri de dahil olmak üzere benzer teknolojilere kıyasla dramatik olarak düşürmüştür.

2009 yılı itibarıyla, 40 Gigabit Ethernet ve 100 Gigabit Ethernet (100GbE) standartları halen taslak aşamasındadır.

İlk eşikler CPU üzerinde çalışan bir yazılım ile her paketi tek tek incelemekteydi ve bazıları trafik yönlendirmede özellikle de aynı anda pek çok porta servis verdiklerinde hublara oranla çok daha yavaştı. Bu durum kısmen, Ethernet paketlerinin bir arabelleğe alınması, hedef adresinin bilinen MAC adresleri tablosuyla karşılaştırılıp paketin başka bir alana yönlendirilip yönlendirilmemesi kararının verilmesi gerektiğinden kaynaklanmaktaydı.

Bükülü tel çifti ya da fiber bağlantılı bir alan her iki ucu da bir hub’a bağlanmadan kullanıldığında bu alanda tam çift yönlü(İngilizce: full-duplex) Ethernet kullanılabilir. Tam çift yönlü modda her iki ağ aygıtı herhangi bir çakışma olmaksızın aynı anda birbirlerine veri gönderip alabilirler. Bu yöntem kullanılan veri bağlantısının bant genişliğini iki katına çıkarır ve zaman zaman “iki kat bağlantı hızı” (örnek: 200 Mbit/s) olarak da lanse edilmektedir. Ancak bu terminoloji yanlıştır, zira performan ancak her iki yönde giden paketleri birebir olduğunda tam olarak ikiye katlanabilecektir, ki bu da pratikte pek mümkün olmamaktadır. Çakışma alanının ortadan kaldırılması aynı zamanda—bazı fiber Ethernet türevlerinde çok belirgin olduğu üzere—bağlantının bant genişliğinin tamamen kullanılabilmesi ve alan mesafesinin çakışma önleme donanımları gereksinimi ile sınırlı olmaması anlamına gelmektedir.

Bu sorunları gidermek için donanım katmanını soyutlayarak veri bağlantısı katmanında iletişime olanak veren eşikleme geliştirildi. Eşikleme sayesinde bir Ethernet alanından diğerine sadece doğru biçimlendirilmiş paketler yönlendirilmekte, çakışmalar ve hatalı paketler tecrit edilmektedir. Eşikler MAC adresleri ‘ni izleyerek ağ aygıtlarının nerelerde olduklarını tespit etmekte ve hedef adresi doğru istikamette konumlandıramadıklarında alanlar arasında paket yönlendirmeye izin vermemektedirler.

2009 yılı itibarıyla, 10 gigabit Ethernet taşıyıcı ağlarda baskın teknoloji olmuştur ve 10GBASE-LR ile 10GBASE-ER kaydadeğer pazar payına sahiptir.

Halihazırda, kullanılan fiziksel ortam ve hız yönünden farklılıklar gösteren pek çok Ethernet türü vardır. En yaygın olarak kullanılan türler 10BASE-T, 100BASE-TX, ve 1000BASE-T ‘dir. Her üçünde de 8P8C modüler konnektör kullanılır. Sırasıyla 10 Mbit/s, 100 Mbit/s, and 1 Gbit/s veri hızlarında çalışmaktadırlar. Ancak her birinin çalışabilmesi için farklı kablolama grektiğinden kurulumcular sunuculara yapılan kısa bağlantılar haricinde 1000BASE-T yi kullanmaktan uzak durmaktadırlar.

Ethernet’in uluslararası standart olarak kabulü de Fromm’un IEC TC83 ve ISO TC97SC6 arasındaki diplomatik çalışmaları sayesinde gerçekleşti ve ISO/IEEE 802/3 Uluslararası Standartı 1984 yılında onaylandı.

Çakışmalar doğaları gereği çıktıyı düşürürüler. Pek çok sunucunun çok sayıda kısa veri çerçevesi göndermeye çalıştığı en kötü koşulda çakışmalar çıktıyı dramatik olarak düşürebilir. Ancak 1980 yılında Xerox tarafından yayınlanan bir rapor 20 hızlı uç noktanın aynı Ethernet bölümünde farklı boyuttaki paketleri mümkün olduğunca hızlı göndermeye çalıştığı bir senaryonun sonuçlarını özetlemektedir.[4]. Sonuçlar 64 Bayt’lık en küçük Ethernet çerçevelerinde dahi ağdaki çıktı standardının %90 olduğunu ortaya koymaktadır. Bu oran ağa eklenen her yeni ağ aygıtının andaç beklemelerinden dolayı ciddi çıktı azalmasından muzdarip olan token ring, token bus gibi andaç geçirmeli ağlar ile kıyaslanabilir.

Novell NetWare 1990′ların ortalarına kadar bu çerçeve tipini varsayılan çerçeve olarak kullanmış, ve o dönemde Netware IP’den daha yaygın olduğundan dünya Ethernet trafiğinin büyük bölümü IPX taşıyıcı “taslak” 802.3 protokolünde taşınmıştır. Netware 4.10′dan beri Netware, IPX kullanımında varsayılan çerçeve tipi olarak LLC kullanılan IEEE 802.2′yi benimsemiştir(Netware Frame Type Ethernet_802.2).(Bakınız: Kaynakça “Ethernet Framing”)

Ethernet ilk olarak ortak bir eşeksenli kablo üzerinden birbirine bağlanan bilgisayarların yayın iletimi yöntemiyle haberleşmesi fikrine dayalıydı. Kullanılan yöntemler kısmen radyo sistemlerine benzemekteydi, ancak, kablolu bir yayın iletimi sistemindeki çakışmaları saptamanın radyo yayınına kıyasla çok daha kolay olması gibi temel farklılıklar da mevcuttu. “Ethernet” adı iletişim kanalını oluşturan ortak kablonun ether ‘e benzetilmesinden gelmekteydi.

802.2 LLC başlık kısmı incelenerek sonraki başlık kısmının SNAP (subnetwork access protocol) protokolünde olup olmadığı tespit edilebilir. Özellikle OSI ağ yığını için tasarlanmış bazı protokoller, veri-bloğu ve bağlantı yönelimli ağ hizmetleri sunan 802.2 LLC üzerinde doğrudan çalışırlar. LLC başlık kısmı hizmet erişim noktası(İngilizce: service access point)ya da OSI terminolojisinde SAP denilen ilave iki adet 8-bitlik adres alanı içerir; hem kaynak hem de hedef SAP alanına 0xAA yazıldığında bu SNAP hizmeti isteği anlamına gelmektedir. SNAP başlık kısmı EtherType değerlerinin tüm IEEE 802 protokolleriyle kullanımına izin vermesinin yanında özel protokol ID alanlarını da destekler. IEEE 802.3x-1997 ile Ethernet standardı MAC adresi alanlarından sonra gelen 16-bitlik alanın uzunluk ya da tip alanı olarak kullanılmasına izin verecek şekilde değiştirilmiştir.

10/100 Mbit/s’de autonegotiation gerekli olmamakla birlikte IEEE 802.3u tarafından varsayılan uygulama olarak önerilmektedir. Ancak 1000baseT aygıtların zamanlayıcı kaynağını belirlemek için autonegotiation yapması gereklidir. Her ağ noktasında autonegotiation’ın etkinleştirilmesi 10/100Mbit/s’den 1000baseT anahtar ve LAN’a geçişi kolaylaştırır.

Eşmerkezli kablo kullanan ethernet kartlarıdır. Eşmerkezli kablonun ucuna BNC konnektörü takılır. 10 Mbit/s veri iletimini sağlar.

Ethernet tekrarlayıcı kullanarak daha uzun kablolama yapmak mümkündür. Tekrarlayıcılar bir Ethernet kablosundan aldığı zayıflamış işareti yükselterek diğer kabloya gönderirler. Eğer bir çakışma saptanırsa tekrarlayıcı çakışmanın diğer cihazlar tarafından da saptanmasını garantilemek için ağ üzerindeki tüm veri giriş/çıkış noktalarına bir karıştırma işareti yollar. İki sunucu arasında üçüne bağlı cihazlar olabilen en fazla beş adet Ethernet bölümü olabilecek şekilde tekrarlayıcılar kullanılarak bağlantı yapılabilir. Tekrarlayıcılar sürekli çakışmaları algılayarak doğru sonlandırılmamış bağlantıları ağın diğer bölümlerinden ayırabilirler. Dolayısıyla kablo kırıklarından kaynaklanan problemleri hafifletirler: Herhangi bir eşmerkezli Ethernet kablosu kırıldığında, bu bölümdeki cihazlar çalışmaya devam edemeyecek, ancak tekrarlayıcılar sayesinde diğer ağ bölümleri çalışmaya devam edebilecektir. Ancak arızalı bölümün ağ yapılandırmasındaki konumu yüzünden diğer ağ bölümleri önemli sunuculara erişemeyeceğinden bu kullanım çok da etkin olmayabilir.

Ethernet trafiğinin trafik mühendisliği ile benzerlikler gösterdiği gözlemlenmiştir.[kaynak belirtilmeli]

Kullanıcılar yıldız ağ topolojisinde kablolamanın, öncelikli olarak sadece yıldız bağlantı noktasındaki hataların kötü bir ağ bölümlemesi ortaya çıkarması gibi avantajlarını keşfettiler ve üreticiler de yıldız noktasında daha az tekrarlayıcı gereksinimi oluşturacak çok portlu tekrarlayıcılar üretmeye başladılar. Çok portlu Ethernet tekrarlayıcılar “Ethernet Hub” olarak adlandırılmaya başlandı. en:Digital Equipment Corporation DEC ve SynOptics gibi ağ sistemleri üreticileri pek çok 10BASE2 eşmerkezli alanı birbirine bağlayan hub’lar ürettiler. Ayrıca çok portlu alıcı-göndericiler ya da “fan-out” ‘lar da bulunmaktaydı. Bunlar birbirlerine ve/veya eşmerkezli omurgaya bağlanabilmekteydi. DEC’in DELNI ‘si bilinen erken dönem cihazlardan biridir. Bu cihazlar AUI bağlantılı birden fazla sunucunun aynı alıcı-göndericiyi paylaşmasına imkân veriyordu. Aynı zamanda eşmerkezli kablo kullanmaksızın küçük çaplı ayrık Ethernet bölümleri oluşturulmasına da olanak sağlamaktaydılar.

Tekrarlayıcılar kablo kırıkları gibi Ethernet alanlarıyla ilgili bazı sıkıntıları gidermekle beraber yine de tüm trafiği tüm ethernet aygıtlarına yönlendirmekteydiler. Bu durum bir Ethernet ağının en fazla kaç tarafından kullanılabileceğini pratik olarak kısıtlamaktaydı. Ayrıca tüm ağ bir çakışma ortamı idi, tüm sunucular ağ üzerinde herhangi bir noktadaki çakışmaları algılayabilmek zorunda idi ve en uzak iki nokta arasındaki tekrarlayıcı sayısı sınırlıydı. Son olarak da tekrarlayıcılarla birbirlerine bağlanan Ethernet alanları aynı hızda çalışmak zorundaydı, dolayısıyla aşamalı olarak geliştirme yapmak imkânsızdı.

İlave olarak her dört Ethernet çerçeve tipi seçmeli olarak hangi Sanal Ağ’a (İngilizce: Virtual LAN(VLAN)) ait olduklarını ve IEEE 802.1p önceliklerini belirtmek için bir IEEE 802.1Q etiketi kullanabilirler. Bu enkapsülasyon IEEE 802.3ac ‘de tanımlanmıştır ve maksimum çerçeve boyutunu 4 bayt artırarak 1522 bayt’a yükseltir.

Normal ağ kablosundaki renk dizilimi şöyledir; Turuncu beyaz turuncu , yeşil beyaz mavi , mavi beyaz yeşil , kahverengi beyaz kahverengi,

Modelleme nominal kapasitenin 40%’ı gibi yüklenmelerin çakışma tabanlı ağları kararsız hale getirebileceğini gösterdiğinden bu rapor tartışmalıdır. İlk dönemlerde pek çok araştırmacı CSMA/CD protokolünün inceliklerine hakim olmadıklarından gerçek Ethernet’ten farklı (kötü anlamda) ağ modellemeleri yapmışlardır.[5]

DEC’ten Gary Robinson, ’den Phil Arst ve Xerox’tan Bob Printis “Blue Book” olarak bilinen LAN spesifikasyonu olmaya aday ilk CSMA/CD spesifikasyonunu yayınladı. IEEE üyeliği öğrenciler de dahil tüm profesyonellere açık olduğundan bu yeni teknoloji üzerine sayısız yorum geldi.

IEEE 802.1Q etiketi, eğer mevcutsa, Kaynak MAC ve EtherType ya da Uzunluk alanları arasına yerleştirilir. Etiketin ilk iki baytı 0×8100 değerinde olan Etiket Protokol Tanımlayıcısıdır (İngilizce: Tag Protocol Identifier (TPID)). Etiketsiz çerçevelerde bu EtherType/Uzunluk alanı ile aynı yerde bulunur, dolayısıyla EtherType alanında bulunan 0×8100 değeri çerçevenin etiketli olduğunu belirtir ve gerçek EtherType/Uzunluk değeri etiketten sonra gelir. Etiket içinde TPID’yi Etiket Kontrol Bilgisi(İngilizce: Tag Control Information (TCI)) takip eder (IEEE 802.1p önceliği (hizmet kalitesi) bilgisi ve Sanal Ağ kimliği).

“Bağlantı Ünitesi Arayüzü” (İngilizce: Attachment Unit Interface (AUI)) alıcı-vericisi bilgisayarların sırayla kabloya erişimini sağlamaktaydı (daha sonraları thin Ethernet ‘in çıkmasıyla alıcı-vericiler ağ bağdaştırıcının içine entegre edildi. Pasif kablolama küçük Ethernet ağları için yüksek seviyede güvenilir olmakla birlikte tek bir noktadaki kablo hasarı ya da arızalı bir konnektör bütün bir Ethernet alanını kullanılamaz hale getirebileceği için büyük ve genişletilmiş ağlarda pek de günenilir değildi. Çok noktalı ağlarda ise bazı nodların düzgün çalışmasına rağmen diğerlerinin elektriksel bir hata yüzünden düzgün çalışmamasından kaynaklanan çözülmesi oldukça zor arıza karakteristikleri olabilmekteydi.

Anahtarlamalı basit Ethernet ağlarının hub tabanlı Ethernet ile bir miktar gelişme olmasına rağmen yine de bazı sıkıntıları vardır, bunlar özetle:

Teknik kabiliyetlerine rağmen Ethernet’in başarısı hızlı standartlaştırılmasına bağlıydı. Bunun için Uluslararası ve Elektronik Mühendisleri Enstitüsü (İngilizce: Electrical and Electronics Engineers (IEEE)), Avrupa Bilgisayar Üreticileri Birliği(İngilizce: European Computer Manufacturers Association (ECMA)), Uluslararası Elektroteknik Komisyonu (İngilizce: International Electrotechnical Commission (IEC)) ve Uluslararası Standartlaştırma Kurumu (İngilizce: International Organization for Standardization (ISO)) içinde koordineli çalışmalar yürütülmesi gerekliydi.

Aşağıdaki tablodan 10 Mbit/s Ethernet’in net bit oranının yaklaşık olarak 9.75 Mbit/s olduğu hesaplanabilir (1500′er baytlık maksimum boyutlu paketlerin ardarda gönderildiği varsayılmıştır):

Ethernet istasyonları birbirlerine donanım katmanı üzerinden veri bloklarından oluşan ve ayrı ayrı gönderilip alınan veri paketleri göndererek haberleşir. Diğer IEEE 802 LAN’larda olduğu gibi her Ethernet istasyonunun paket gönderme ve alma adreslerini belirleyen 48-bitlik kendine özgü MAC adresleri vardır. Ağ bağdaştırıcı kartları (İngilizce: Network Interface Card (NIC)) ya da çipleri normalde diğer Ethernet istasyonlarına gönderilen paketleri kabul etmezler. Bağdaştırıcılar genellikle kendine özgü tek bir global adrese sahip olarak gelir ancak kart değiştirildiğinde adres çakışması olmaması ya da yerel yönetim ağları içinde kullanıldıklarında bu adres değiştirilebilir.

Günümüzde RJ-45 konnektörlü ethernet kartları üretilmektedir. Bu kartlar 10 Mbit/s, 10/ 100 Mbit/s, 1000 Mbit/s veri aktarım hızlarına sahiptir.

Fiziksel yıdız topolojisine rağmen hub’lı Ethernet ağları halen minimal hub aktivitesi ve paket çakışmaları için çakışma güçlendirme sinyali ile yarı-duplex ve CSMA/CD kullanmaktadırlar. Her paket hub üzerindeki her bir port’a gönderilir, dolayısıyla bant genişliği ve güvenlik problemleri ile ilgilenilmez. Hub’ın toplam çıktısı tek bir bağlantınınki ile sınırlıdır ve tüm bağlantılar aynı hızda çalışmak zorundadır.

Farklı çerçeve tipleri farklı formatlara ve MTU değerlerine sahiptir, ancak aynı paylaşımlı ortamda birarada bulunabilirler.

StarLAN ile başlayıp 10BASE-T ile devam eden Zırhsız bükülü tel çifti kablo üzeri Ethernet (İngilizce: Ethernet on unshielded twisted-pair cables (UTP)) yalnızca noktadan-noktaya bağlantılar için tasarlanmış olup tüm sonlandırma cihazların içine yerleştirilmişti. Bu durum hub’ları büyük ağları birbirine bağlayan özelleşmiş bir cihaz olmaktan çıkarıp ikiden fazla ağ aygıtından oluşan her bükülü tel çifti ağının kullanmak zorunda olduğu bir cihaz haline getirdi. Bu durumdan kaynaklanan ağaç yapısı bir uç noktada ya da kablosundaki arızanın ağ üzerindeki diğer aygıtları etkilemesini engelleyerek Ethernet ağlarını daha güvenilir kılmıştır. Yine de bir hub ya da hublar arası bir nakil hattı arızası pek çok kullanıcıyı etkileyebilmektedir. Ayrıca bükülü tel sistemlerin noktadan-noktaya olması ve sonlandırma donanımının cihaz içinde bulunması bir port için gerekli boş panel alanını ciddi oranda küçülterek pek çok porta sahip hub’ların tasarımına ve Ethernet’in bilgisayar anakartlarına entegre edilmesine olanak sağlamaktadır.

Bükülü kablo çifti kullanan ethernet kartlarıdır. Bükülü kablo çiftinin ucuna RJ-45 konnektörü takılır. 10, 100, 1000 Mbit/s hızlarında veri iletimini sağlarlar.

Ethernet ilk olarak 1973-1975 yılları arasında Xerox PARC tarafından geliştirildi.[2] 1975 yılında Xerox Robert Metcalfe, David Boggs, Chuck Thacker ve Butler Lampson adına bir patent başvurusunda bulundu (U.S. Patent 4.063.220: Multipoint data communication system (with collision detection)). 1976′da, sistemin PARC’da kullanıma girmesinin ardından Metcalfe ve Boggs taslak bir metin yayımladılar.[3]

8P8C modüler konnektör yapısının (RJ45 ile karıştırılmamalıdır) kullanıldığı bükülü tel çifti Ethernet sistemleri için 10BASE-T yarı çift yönlü, 10BASE-T tam çift yönlü, 100BASE-TX yarı çift yönlü,… gibi çok farklı alternatif iletişim modları mevcuttur ve ağ aygıtlarının büyük çoğunluğu da farklı iletişim modlarıyla uyumludur. 1995 yılında birbirine bağlı iki ağ arayüzünün karşılıklı uzlaşma (İngilizce: Autonegotiation) ile en uygun iletişim modunu belirlemesine olanak veren IEEE 802.3u (100baseTX) standardı yayımlanmıştır. Bu sistem tüm cihazların autonegotiate edecek şekilde ayarlandığı ağ yapılarında başarıyla çalışmaktadır.

802.2 Ethernet türleri günümüzde henüz IP üzeri Netware’e güncellenmemiş büyük kurumsal Netware altyapıları dışında yaygın olarak kullanılmamaktadır. Geçmişte pek çok kurumsal ağ Ethernet ile IEEE 802.5 Token Ring ya da FDDI ağları arasında çevrim yapabilmek için 802.2 Ethernet’i desteklemiştir. Bugün kullanılmakta olan en yaygın çerçeve tipi Internet Protokolü-tabanlı ağlar tarafından en çok kullanılmakta olan ve IPv4 için EtherType alanında 0×0800, IPv6 için 0x86DD bulunan Ethernet Version 2′dir.

Bekleme süreleri yüzünden çift yönlülük uygunsuzluğunun etkisi tamamen devre dışı değil ancak son derece yavaş bir ağ işlevselliği olmaktadır. Düşük trafikli bağlantılarda bu tolere edilebilir ancak bant genişiliği yüksek transferlerde çok ciddi olarak sorun yaratır, hatta iletişimin tamamen kesilmesine neden olabilir.

İlk Ethernet ağlarında (10BASE5) CSMA/CD paylaşım ortamı olarak vampir tapası ile birlikte kalın sarı kablolama kullanılmaktaydı. Sonrasında 10BASE2 Ethernet’te CSMA/CD paylaşım ortamı olarak daha ince eşmerkezli kablolama ve BNC konnektörler kullanılmıştır. Daha yeni olan StarLAN 1BASE5 ve 10BASE-T Ethernet’te 8P8C modüler konnektör ile Ethernet hub ‘lara bağlanılan eşmerkezli kablolama kullanılmıştır.

Ethernet Yerel Ağlar (İngilizce: Local Area Network(LAN)) için kullanılan Veri Çerçevesi (İngilizce: Data Frame) tabanlı bir bilgisayar ağı teknolojileri ailesidir. Kelimenin kökeni ether den gelmektedir. OSI ağ modelinin Donanım Katmanı için Veri Bağlantısı Katmanı/ Ortam Erişim Kontrolu (İngilizce: Media Access Control(MAC)) üzerinden ağ erişimi yoluyla bir dizi kablolama ve sinyalleşme standardı ve ortak bir adresleme formatı tanımlar.

Donanım katmanının tüm işlevselliği (hız, çift yönlülük, zamanlayıcı kaynağı ve akış denetimi) autonegotiation ile denetlendiğinden tüm aygıtlarda etkinleştirilmesinde bir sakınca yoktur. Örneğin tek hızlı bir bağlantı için negotiation’u etkinleştirip sadece tek hız için negotiate edilebilinir. Autonegotiation etkin olmayan eski metod anahtar ve LAN kartları tarafından artık kullanılmamaktadır.

Ethernetin çok yaygın olması, donanım maliyetinin giderek düşmesi ve bükülü tel çifti Ethernet arayüzünün fazla yer kaplamaması nedeniyle pek çok üretici PC anakartlarına Ethernet arayüzü koymakta, böylelikle ayrı bir ağ bağdaştırıcı kartına gerek kalmamaktadır.

Bütün iletişim tek bir kablo üzerinden gerçekleştiği için bir bilgisayar tarafından gönderilen bilgi belirli bir noktaya hedeflenmiş olsa dahi ağa bağlı tüm bilgisayarlarca alınmaktadır. Ağ bağdaştırıcı kartı yalnızca kendisine gönderilen paketleri yakaladığında bağlı olduğu CPU ‘ya kesme gönderir, gelen her pakette CPU ‘ya kesme göndermek için özel bir moda geçirilmediği sürece kendisine gönderilmeyen paketleri dikkate almaz. “Biri konuşur, herkes dinler” şeklindeki bu özellik paylaşımlı ortam kullanan Ethernet için bir güvenlik zaafı oluşturur. Zira Ethernet ağındaki herhangi bir nod isterse tüm ağ trafiğine kulak misafiri olabilmektedir. Ayrıca tek bir ortak kablo kullanımı da bant genişiliğinin paylaşıldığı anlamına geldiğinden, örneğin enerji kesilip geri gelmesi gibi durumlarda tüm Ethernet nodları yeniden başlayacağından ağ trafiğinin son derece yavaşlamasına neden olabilmektedir.

Yüksek Hızlı Ethernet ‘in ilk zamanlarında Ethernet Ağ Anahtarları göreceli olarak pahalı cihazlardı. Hub’ların sıkıntısı ağa herhangi bir 10BASE-T ağ aygıtı bağlanması durumunda tüm ağın 10 Mbit/s hızında çalışması zorunluluğuydu. Bu nedenle Dual hızlı hub olarak bilinen, işlevsellik olarak ağ anahtarı ile hub için bir ortayol sayılabilecek cihazlar geliştirildi. Bu cihazlarda 10BASE-T (10 Mbit/s) ve 100BASE-T (100 Mbit/s) Ethernet alanlarını birbirinden ayıran iki noktalı dahili bir anahtar mevcuttu. Cihaz tipik olarak ikiden fazla fiziksel ağ bağlantısına sahipti. Herhangi bir ağ bağlantısına bağlı olan bir istasyon aktif hale geçince cihaz bunu uygun olarak ya 10BASE-T alanına ya da 100BASE-T alanına bağlamaktaydı. Bu cihazlar sayesinde 10BASE-T ‘den 100BASE-T ağlarına geçiş süreci “ya hepsi ya da hiçbiri” yöntemiyle yapılmaktan kurtulmuş oldu. BU cihazlar hub olarak değerlendirilirler, çünkü aynı hızda bağlanan cihazlar arasındaki ağ trafiğini anahtarlamazlar.

Paketler genelde yalnızca hedeflenen port’a ulaştırıldığından anahtarlamalı Ethernet paket trafiği paylaşımlı ortam Ethernet’e oranla biraz daha az umuma açıktır. Buna rağmen ARP spoofing ya da MAC flooding gibi yöntemlerle kolaylıkla çökertilebileceğinden halen güvensiz bir ağ teknolojisi olarak değerlendirilmelidir. Bant genişliği avantajları, ağ aygıtlarının birbirinden biraz daha fazla soyutlanmış olması, farklı hızdaki ağ aygıtlarını kolaylıkla biraraya getirilebilmesi ve anahtarlamasız Ethernet’teki zincirleme sınırlamalarının elimine edilmiş olması gibi artıları anahtarlamalı Ethernet’i en yaygın ağ teknolojisi durumuna getirmiştir.

Ethernet kampında, bu Xerox Star işlemcisi ve 3COM’un Ethernet LAN ürünlerinin pazara sürülmesinde risk oluşturmaktaydı. Kafalarında bu iş kaygıları ile David Liddle(GM Xerox Office Systems) ve Bob Metcalfe(3Com) Siemens Private Networks ‘ten Fritz Röscheisen’in gelişen ofis iletişim pazarında işbirliği önerisini kuvvetle desteklediler, böylece Ethernet’in uluslararası standart haline gelmesi için Siemens ‘in desteğini arkalarına aldılar (10 Nisan, 1981). IEEE 802′deki Siemens temsilcisi Ingrid Fromm Avrupa standardizasyon kuruluşu ECMA içinde ECMA TC24 (Yerel Ağlar) adında bir iş grubu kurarak Ethernet’e IEEE dışında geniş bir destek sağladı. Mart 1982 gibi kısa bir sürede ECMA TC24 üye şirketleri IEEE 802 taslağına dayanan bir CSMA/CD standartı üzerinde kendi aralarında uzlaşmaya vardılar. ECMA’nın hızlı hareket etmesi IEEE içindeki farklı görüşlerin birleşmesini ve 1982 yılı sonuna doğru IEEE 802.3 CSMA/CD ‘nin onaylanmasını sağladı.

Metcalfe 1979 yılında Xerox’tan ayrılarak kişisel bilgisayarların ve Yerel Ağların kullanımını yaygınlaştırmak amacıyla 3Com’un kurucu ortağı oldu. DEC, Intel ve Xerox ‘u Ethernet’i “Digital/Intel/Xerox” ‘tan gelen “DIX” standartı olarak teşvik etmek için birlikte çalışmaya ikna etti. Bu standartta 48-bit kaynak ve hedef adresi alanları ile evrensel bir 16-bit paket tipi alanı olan 10 Mbit/s hızında bir Ethernet tanımlanmıştır. Standartın ilk taslağı 30 Eylül 1980′de IEEE tarafından yayınlandı. Standart Token Ring ve Token Bus adlı mevcut iki tescilli standarta rakip olmuştur. Ethernet CSMA/CD standardının finalizasyonunda IEEE içindeki zor karar süreci ve IBM tarafından desteklenen rakip Token Ring taslağından kaynaklanan gecikmelerin üstesinden gelmede CSMA/CD standardının ECMA, IEC ve ISO gibi diğer standarlaştırma kuruluşları içinde desteklenmesi önemli bir faktördü. Tescilli sistemler kısa süre içinde Ethernet ürünlerinin istilası ile büyük ölçüde pazar kaybettiler. 3COM bu süreci destekleyen başlıca firma olmuştur. 1981′de 3COM ilk 10 Mbit/s Ethernet adaptörünü üretti. Bunu kısa süre sonra Digital Equipment’in Unibus Ethernet adaptörü izledi.

OSI Modeli

Mac OS Ethernet (“EtherTalk”) üzerindeki AppleTalk V2 protocol ailesinde 802.2/SNAP çerçevesi, TCP/IP içinse Ethernet II çerçevesi kullanır.

Ethernet IEEE 802.3 olarak standartlaştırılmıştır. Uç sistemleri ağa bağlamakta kullanılan Bükülü Tel Çifti ve site iskeletlerinde kullanılan Fiber Optik kablolama yöntemlerinin birleşimi kullanılan en yaygın ‘Kablolu Yerel Ağ’ (İngilizce: Wired Local Area Network(WLAN)) teknolojisidir. Token Ring, FDDI ve ARCNET gibi diğer muadil ağ teknolojilerinin yerini büyük ölçüde alarak 1980′li yıllardan günümüze kadar kullanılagelmiştir.[1]

IEEE 802.3 ‘te belirtilen en kısa veri boyutu olan 64 baytın altındaki çerçevelere “Kısa çerçeve” denir. Olası nedenleri çakışma, altında çalışma, arızalı ağ bağdaştırıcısı ya da yazılımıdır.[12][13]

Fiberoptik daha çok yapısal kablolama uygulamalarında kullanılmaktadır. Bu tip Ethernet kurumsal veri merkezi uygulamalarında çoklukla kullanılmakla birlikte maliyet ve kullanım kolaylığı yönünden son kullanıcı uygulamalarında tercih edilmemektedir. Performans, elektriksel yalıtım ve bazı versiyonlarında onlarca km’ye varan mesafe avantajları vardır. Sürekli daha hızlı yeni fiber Ethernet versiyonları çıkmaktadır. 10 gigabit Ethernet kurumsal uygulamalarda ve taşıyıcı ağlarda giderek daha yaygınlaşmaktadır, ayrıca 40 Gbit/s Ethernet ve 100 Gbit/s Ethernet geliştirilmeye başlanılmıştır[6][7][8]. Robert Metcalfe 2015 yılı itibarıyla ticari terabit Ethernet uygulamalarının başlayacağına inandığını, terabit Ethernet standardına ulaşmak için mevcut Ethernet standartlarının iptal olabileceğini belirtmiştir.[9]

IP versiyon 4 trafiğini IEEE 802.2 çerçevesi içine LLC/SNAP başlık kısmı ile birlikte gömmek için bir Internet standardı ‘da mevcuttur.[11] Bu standart FDDI, token ring, IEEE 802.11 ve diğer IEEE 802 ağlarında kullanılmasına rağmen Ethernet üzerinde neredeyse hiç kullanılmamaktadır. IP trafiği IEEE 802.2 LLC çerçevesi içine SNAP olmadan gömülemez, çünkü IP için bir LLC protokol tipi olmasına rağmen ARP için bir LLC protokol tipi yoktur. IP Version 6 ‘da LLC/SNAP ile birlikte IEEE 802.2 kullanılarak Ethernet üzerinden gönderilebilir, ancak yine bu da neredeyse hiç kullanılmamaktadır.

Birkaç farklı Ethernet çerçevesi vardır, bunlar:

Bükülü Tel Çifti Ethernet sistemleri geliştirilmesine 80′li yılların ortalarında StarLAN adıyla başlanmış ancak sonrasında geniş ölçüde 10BASE-T olarak adlandırılmıştır. İlk Ethernet sistemleri zırhsız ‘Bükülü Tel Çifti’ ile birleştirilen dağıtım soketleri ile sunulduğu için eşeksenli kablo ‘nun yerini almış, daha sonrasında CSMA/CD yapısı yerine daha yüksek performans sağlayan anahtarlamalı full duplex yapısı kullanılmıştır.

Müşterek çalışabilme sorunları yüzünden bazı ağ yöneticileri ağ aygıtlarının çalışma modlarını elle sabit ayarlara getirmektedir. Oluşması muhtemel bir durum, bir ağ aygıtının autonegotiate yapamayıp herhangi bir varsayılan moda ayarlanmasıdır. Bu çoğunlukla çift yönlülük ayarlarında uygunsuzluğa neden olur. Özel olarak bir tanesi autonegotiation yapan, diğeri ise sabit olarak tam çift yönlü modda çalışan iki ağ aygıtı birbirine bağlandığında autonegotiation işlemi başarısız olup varsayılan mod olarak yarı çift yönlü mod kullanılacağından çift yönlülük uygunsuzluğu oluşur. Bu durumda tam çift yönlü modda çalışan ağ aygıtı aynı anda hem alma hem de gönderme yapacağından yarı çift yönlü modda çalışan ağ aygıtı göndermekte olduğu Ethernet çerçevesini iptal eder. Yarı çift yönlü modda çalışan ağ aygıtı bir Ethernet çerçevesi almaya hazır durumda olmadığından çakışma işareti gönderir, geri çekilme süresi boyunca gönderimler durdurulur. Paketler tekrar gönderilmeye başladığında aynı durum tekrarlanır ve geri çekilme süreleri gitgide uzar. En sonunda yeterli bekleme süresi tesadüfi olarak gerçekleşir ve paketler gönderilir ama bu durum da ağın aşırı yüklenmesine ve pek çok çakışma oluşmasına neden olur.

CSMA/CD’nin yanı IBM tarafından desteklenen Token Ring ve General Motors tarafından seçilmiş daha sonrasında desteklenmiş olan Token Bus’da LAN standartı olmaya aday teknolojilerdi. IEEE’nin tek bir standart ile yola devam etmek istemesi ve her üç tasarımın arkasında kuvvetli firmaların bulunması LAN standartı üzerinde gerekli uzlaşmanın sağlanmasını büyük ölçüde geciktirdi.

Aşağıdaki tablo 1500 baytlık maksimum iletim birimi için gönderildiği haliyle, bütün bir Ethernet çerçevesini göstermektedir. Daha yüksek hızlı bazı gigabit Ethernet uygulamaları “jumbo frame” denilen daha büyük çerçeve boyutlarını desteklemektedir. Dikkat edilmesi gereken nokta Giriş ve Çerçeve Başlangıç Sınırlayıcı alanlarındaki bit düzenlerinin bayt olarak değil karakter dizisi olarak yazılmış olmasıdır. Bu gösterim IEEE 802.3 standardında kullanılan ile uyuşmaktadır. Bir Oktet modern bilgisayarlarda “bayt” olarak adlandırılan sekiz bitlik veri anlamındadır.

Ethernet başlarda paylaşım ortamı olarak eşeksenli kablo (İngilizce: coaxial cable) kullanmıştır. Bağlı bilgisayarların iletişim kanalını kullanma kuralları “Çakışma Saptamalı Çoklu Taşıyıcı Erişimi”(İngilizce: Carrier Sense Multiple Access with Collision Detection(CSMA/CD)) olarak adlandırılan yöntemle belirlenmiştir. Bu yöntem rakip Token Ring ya da Token Bus teknolojilerine göre daha basitti. Herhangi bir bilgisayar veri göndermek istediğinde aşağıdaki algoritmayı kullanmaktaydı:

Bu yöntem bir yemek masasındaki tüm konukların müşterek bir ortamı kullanarak (hava) birbirleriyle konuşmasına benzetilebilir. Konuşmaya başlamadan önce her konuk kibarca o anda konuşmakta olan konuğun sözünün bitmesini bekler. Eğer iki kişi aynı anda konuşmaya başlarlarsa her ikisi de durur ve rastgele bir süre beklerler (Ethernet’te bu süre mikrosaniye mertebesindedir). Her ikisinin de rastgele bir süre beklemelerinden amaçlanan aynı anda tekrar konuşmaya başlamayıp tekrar çakışmamalarıdır.Birden fazla başarısız gönderme girişimi olması durumunda “Kırpılmış ikilik üstel geri çekilme” algoritması ile hesaplanan ve katlanarak artan geri çekilme süreleri kullanılır.

İşaretin bozulması ve zamanlama sınırlamaları yüzünden eşmerkezli kablolama kullanan Ethernet alanları için, kullanılan ortama bağımlı olarak boyut sınırlamaları vardır. Örneğin, 10BASE5 eşmerkezli kabloların uzunluğu 500 metreyi (1,640 ft) geçemez. Ayrıca pek çok yüksek hızlı veriyolu’nda olduğu gibi Ethernet alanları da empedans uyumluluğu için her iki uçta birer direnç ile sonlandırılmalıdır. Eşmerkezli kablo kullanan Ethernet için kablonun her iki ucuna 50 Ohm(Ω) ‘luk bir sonlandırma direnci konulur. Bu sonlandırma direnci tipik olarak BNC ya da N tipi erkek bir konnektörün içine yerleştirilir ve veriyolu üzerindeki son cihaza, eğer vampir tapası kullanılıyorsa son cihazdan sonraki kablonun ucuna iliştirilir. Eğer sonlandırma yapılmazsa ya da kabloda bir kırık olursa veriyolu üzerindeki alternatif işareti ağın sonuna ulaştığında sönümlenmek yerine yansır. Bu yansıyan işaretin bir çakışmadan ayırt edilmesi imkânsız olduğundan veriyolu üzerinde hiçbir iletişim gerçekleştirilemez.

Şubat 1980′de IEEE Yerel Ağların (LAN) standartlaştırılması için IEEE 802 adında bir proje başlattı.

10/100Mbit alıcı/gönderici çipleri (MII PHY) bir seferde 4 bit alıp gönderecek şekilde çalışmaktadır. Dolayısıyla Giriş Alanı 0101 + 0101 verisinin 7 kez tekrarlanması, Çerçeve Başlangıç Sınırlayıcı ise 0101 + 1101 verisi olacaktır. 8-bit veriler, önce aşağı 4-bit, sonra yukarı 4-bit olacak şekilde gönderilir. 1000Mbit alıcı/gönderici çipleri (GMII) bir seferde 8 bit alıp gönderecek şekilde, 10 Gbit/s (XGMII) PHY’ler ise bir seferde 8 bit alıp gönderecek şekilde çalışırlar.

Novell’in “taslak” 802.3 çerçeve formatı erken dönem IEEE 802.3 çalışmasına dayanmaktadır. Novell bunu kendine ait olan IPX Ethernet üzeri ağ protokolünü geliştirmede başlangıç noktası olarak almıştır. LLC başlık kısmı kullanılmamakta, bunun yerine uzunluk alanından hemen sonra IPX paketi gelmektedir. Bu uygulama IEEE 802.3 standardına uygun olmamakla birlikte diğer Ethernet uygulamalarıyla aynı fiziksel ortamı kullanabilmektedir.

10 Mbit/s hızındaki eşmerkezli kablodan 1 Gbit/s hızındaki noktadan-noktaya bağlantıya kadar tüm Ethernet türevleri aynı veri çerçevesi formatını (dolayısıyla üst katmanlarda aynı arayüzü) kullandıklarından kolaylıkla birbirlerine bağlanabilirler.

1989 yılında Kalpana firması ilk Ethernet ağ anahtarını EtherSwitch adıyla piyasaya sürdü. Bu cihaz mevcut Ethernet ağ anahtarlarından farklı olarak çalışmakta ve gelen paketin başka bir alana yönlendirip yönlendirilmeyeceğine karar vermek için sadece başlık kısmına bakmaktaydı. Bu yöntem paket yönlendirmedeki gecikmeyi ve ağ aygıtındaki işlem gereksinimini en aza indirerek ağ performansında ciddi iyileşme sağlamaktaydı. Bu yöntemin önemli bir dezavantajı paket içindeki başlık kısmından sonra gelen bölümde bir hata olması durumunda paketin doğru paket gibi algılanıp yönlendirilmesidir, dolayısıyla doğru çalışmayan bir istasyon halen tüm ağı karıştırabilmektedir. Buna çözüm olarak “yükle-ve-yolla”(İngilizce: store-and-forward) anahtarlama yöntemi geliştirildi. Bu yöntemde paketler bütün olarak arabelleğe alınıp sağlama toplamına bakılmakta ve yollanmaktadır. Bu yöntem orijinal eşikleme yaklaşımına bir çeşit geri dönüş olmakla birlikte uygulamaya yönelik ve daha güçlü işlemcilerin avantajlarından faydalanılmaktadır. Dolayısıyla artık, eşikleme, paketlerin tam kablo hızında yollanmasına olanak verecek şekilde donanımsal olarak yapılmaktadır. “Ağ Anahtarı” terimi 802.3 standardında geçmemekte olup ağ aygıtı üreticileri tarafından kullanılan bir adlandırmadır.

Bir Ethernet çerçevesi gönderildikten sonra göndericinin bir sonraki çerçeveden önce 12 oktetlik boş karakter süresince beklemesi gereklidir. Bu süre 10 Mbit/s için 9600 ns, 100Mbit/s için 960 ns ve 1000Mbit/s için 96 ns’dir.

Digital/Intel/Xerox (DIX) Ethernet şartnamesi’nin 1.0 ve 2.0 versiyonlarında EtherType adlı 16-bit alt-protokol etiketi alanı bulunmaktadır. Yeni IEEE 802.3 Ethernet şartnamesi’nde bunun yerini 16-bit uzunluğundaki ve MAC başlık kısmı’ndan sonra gelen Mantıksal Bağlantı Kontrolu (LLC) alanı almıştır. Etiketsiz klasik Ethernet v2 ve IEEE802.3 çerçeveleri için maksimum çerçeve uzunluğu 1518 bayt, 802.1p ya da etiketli 802.1q çerçevesi için ise 1522 bayttı. Nihai olarak bu iki format EtherType alanındaki 64 ile 1522 arası bir değer uzunluk bilgisi olan yeni 802.3 Ethernet formatını, desimal 1536 (hexadecimal 0600) ve daha büyük bir değer ‘EtherType’ alanı olan orijinal DIX ya da Ethernet II çerçeve formatını ifade edecek şekilde birleştirildi.[10] Bu kural yazılımın aynı fiziksel ortamda birlikte bulunabilecek Ethernet paketleri içinden herhangi bir çerçevenin Ethernet II formatında mı yoksa IEEE 802.3 formatında mı olduğunu anlayabilmesine olanak sağlamıştır. Ayrıca Bakınız:Jumbo Frames

Autonegotiation standardında hızı algılamak için bir mekanizma olmasına rağmen Ethernet çiftinin çift yönlü iletişim ayarlaması için autonegotiation kullanılmamaktadır. Normal koşullarda, autonegotiate eden bir ağ aygıtının karşıdaki eşi autonegotiation yapmayan ve sadece yarı çift yönlü iletişim modunu destekleyen bir hub olacağından ağ aygıtları karşıdaki eşin negotiate etmediği durumlarda varsayılan ayar olan yarı çift yönlü moda geçerler. Karşıdaki cihaz eğer yarı çift yönlü modda çalışıyorsa bu düzgün çalışır, ancak karşıdaki cihaz eğer tam çift yönlü modda çalışıyorsa bir çift yönlülük uygunsuzluğu durumu oluşur. Bu durum ağın çalışmasını engellemez ancak nominal hızından çok daha yavaş çalışıp çakışmaların artmasına sebep olur. Bu durumu engellenmek için ağın bir ucundaki cihazın tam çift yönlü modda çalışıp diğerinin autonegotiate yapmasına izin verilmez.

Farklı Ethernet alanlarına bağlı ağ aygıtlarından oluşan mimari oluşturulmadan önce eşikler (ve ağ anahtarları) hemen hemen hub’lar ile aynı işlevi görmekte, yani tüm trafiği alanlar arasında yönlendirmekteydi. Sadece eşikler her port ile ilintili adresleri bildikleri için ağ trafiğini sadece gerekli olan alanlara yönlendirerek genel performansı yükseltmekteydiler. Yayın (İngilizce: Broadcast) trafiği halen tüm ağ alanlarına yönlendirilmektedir. Eşikler aynı zamanda Yüksek Hızlı Ethernet ile birlikte önem kazanan iki sunucu arasındaki toplam alan sınırlamasını kaldırmış ve farklı hızlardaki alanların birbirlerine bağlanabilmesini sağlamıştır.

Bazı ağ anahtarları bu sorunların üstesinden gelmek için çeşitli yöntemler sunmaktadır:

Bu metinde tanımlanan deneysel Ethernet 3 Mbit/s hızındaydı ve 8-bit kaynak ve hedef adresi alanlarını içermekteydi, yani ilk Ethernet adresleri bugün kullanılan MAC adresleri değildi. Yazılım konvansiyonuna göre kaynak ve hedef adresi alanlarından sonra gelen 16 bit paket tipi alanıydı, ancak, metinde söylendiği gibi “farklı protokoller ayrık paket tipi kümeleri kullanabilmekteydi”, dolayısıyla bunlar Ethernet’in bugünkü halindeki, kullanılmakta olan protokolü tanımlayan paket tiplerinden ziyade belirlenen protokolün içerdiği paket tipleriydi.

Kablo üzerindetaşınan bir veri paketine “çerçeve (frame)” denilmektedir. Gerçek fiziksel ortamda görüntülenen bir çerçeve diğer verilerin yanı sıra “Giriş (Preamble)” ve “Çerçeve Başlangıç Sınırlayıcı (Start Frame Delimiter)” alanlarını içermelidir. Bu alanlar tüm fiziki donanımlar için gereklidir. Bu alanlardaki bitler ağ aygıtı tarafından işlemciye aktarılmadan önce çıkartıldığından paket izleme programları tarafından görülmezler. CRC32 bitleri ise genellikle sürücü yazılımı tarafından çerçeveden ayrılırlar.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Ethernet

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

J. Robert Oppenheimer kimdir

Yazan: admin | Mucitler | Cumartesi 7 Ağustos 2010 16:27

Commons‘da Robert Oppenheimer ile ilgili çoklu ortam dosyaları bulunmaktadır.

1930′larda komünist görüşlerden etkilendi. 1937 yılında ölen babasından kalan 300.000 dolarlık mirasla sol görüşlü çeşitli gruplara maddi destek verdi. Komünist partinin birçok üyesiyle düzenli temas halinde olmasına rağmen partiye katılmadı.

Harvard Üniversitesi’ndeki öğrenimini üç yılda tamamladı. Aynı zamanda bölümünden de dersler almıştı. Bu arada sanat, edebiyat ve çeşitli dillerle de ilgileniyordu. O dönemde eğitimi Avrupa’da ABD’den daha iyi olduğu için Harvard Üniversitesi’nden mezun olduktan sonra İngiltere’ye gitti. Burada yaptığı laboratuar çalışmalarında, laboratuar ortamının kendisine göre olmadığını gördü ve eğitimine teorik konusunda devam etmeye karar verdi. 1926 yılında Max Born ile beraber çalışmak üzere Göttingen Üniversitesi’ne gitti. Burada arkadaşlık kurduğu Werner Heisenberg, Pascual Jordan, Wolfgang Pauli, Dirac, ve Edward Teller gibi öğrenciler de daha sonra kendisi gibi ünlü fizikçiler oldular. 1927 yılında, sadece 22 yaşındayken doktora derecesini aldı. Göttingen’de özellikle kuantum teorisi ile ilgili birçok makale yayınladı. Eylül 1927′de teorik fizik uzmanı olarak Harvard Üniversitesi’ne döndü. 1928′de Kaliforniya Üniversitesi’nde fizik dersleri vermeye başladı.

Oppenheimer, Enrico Fermi ve Ernest O. Lawrence

Kasım 1940′ta Katherine (“Kitty”) Puening Harrison ile evlendi. 1941 ve 1944′te iki çocuğu oldu.

Julius Robert Oppenheimer (d. 22 Nisan 1904, ö. 18 Şubat 1967), ABD’li fizikçidir. II. Dünya Savaşı sırasında nükleer üretmek için başlatılan Manhattan Projesinin bilimsel başkanıydı. bombasının babası olarak da tanınır.

Konuyla ilgili diğer Wikimedia sayfaları :

Oppenheimer ve diğerleri Trinity test bölgesinde

Oppenheimer ve Manhattan Projesi’nin askeri sorumlusu General Leslie Groves

Dindar olmayan Yahudi bir ailenin ilk çocuğuydu. Babası Julius S. Oppenheimer Almanya’dan ABD’ye göç etmiş varlıklı bir tekstil ithalatçısı, annesi Ella Friedman ise ressamdı. Kendisinden sekiz yaş küçük erkek kardeşi Frank da fizikçi olmuştur.

Oppenheimer ve

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/J._Robert_Oppenheimer

Tags: , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , ,

İtalyan mucitler

Yazan: admin | Mucitler | Cumartesi 7 Ağustos 2010 16:27

Yüzyıllar boyunca, İtalya’dan pek çok bilim insanı yetişti. Bu bilim insanlarının çeşitli alanlarda insanlığa kazandırdıkları buluşlar ile kendilerinin ve ülkelerinin adını duyurdular. Bunlar içinde en bilinen isimlerden biri de Leonardo da Vinci’dir. Da Vinci, biyolojiden teknolojiye pek çok alanda çağdaş bilime rehberlik eden buluşlara imza attı. Aynı şekilde , matematik ve astronomi alanlarında çalışan ve pek çok buluşa imza atan bir başka İtalyan bilim insanıdır. Galilei teleskobun geliştirilmesine önemli katkılarda bulunmuş ve bir bölümünü kendi gerçekleştirdiği sayısız astronmik buluşa olanak sağlamıştır. Nobel ödülü de kazanan fizikçi Enrico Fermi dünyanın ilk nükleer reaktörünü oluşturan gruba önderlik etmiş, kuantum teorisinin oluşturulmasına verdiği destek ve alanındaki diğer önemli çalışmalarıyla adını duyurmuştur.

Kara ölüm olarak da anılan 1348 tarihli veba salgını, İtalya nüfusun neredeyse üçte birini öldürerek İtalya’nın tarihine damgasını vurmuştur.[9] Bu salgının yaralarının sarılmasının ardından İtalyan şehirleri gerek ticaret gerekse ekonomi alanında büyümüştür. Bu iyileşme durumu daha sonra gerçekleşen hümanizm ve Rönesans hareketine ortam hazırlamıştır.

İtalyan dilinin temelleri, 1300′lü yıllarda Floransalı şair Dante Alighieri tarafından atılmıştır. İtalyan yazınının en erken ve önemli temsilcileri arasında sayılan Dante’nin İlahî Komedya adlı yapıtı Orta Çağlarda Avrupa’da üretilen en önemli yazınsal eserlerden biridir. Bunu dışında Giovanni Boccaccio, Giacomo Leopardi, Alessandro Manzoni, Torquato Tasso, Ludovico Ariosto ve Francesco Petrarca|Petrarch gibi ünlü İtalyan edebiyatçıları yüzyıllar boyu Avrupa yazınına katkıda bulunmuşlardır. Felsefe alanında öne çıkan düşünürler arasında Giordano Bruno, Marsilio Ficino, Niccolò Machiavelli ve Giambattista Vico sayılabilir.

İtalya’da bilim alanında önemli katkılar veren araştırmacılar arasında Güneş Sistemi ile ilgili pek çok buluşa imza atan gökbilimci Giovanni Domenico Cassini, pili bulan fizikçi Alessandro Volta, matematikçiler Lagrange, Fibonacci ve Gerolamo Cardano, mikroskopik anatominin kurucusu doktor Marcello Malpighi, hücre teorileri, hayvan üremesi ve insan bedeninin işlevleri konusunda yeni bilgiler ortaya çıkarak biyoloji araştırmacısı Lazzaro Spallanzani, kendisiyle aynı adla anılan golgi aygıtını bularak Nobel ödülü kazanan bir diğer İtalyan bilim insanı Camillo Golgi ve radyoyu icat ederek, yine Nobel kazanan bir başka İtalyan olan Guglielmo Marconi sayılabilir.

İtalya, Roma devrinden sonra ilk kez tek bir ülke hâline gelebilmişti. Yeni İtalyan Krallığı’nda 20. yüzyılda kuzey İtalya hızlı sanayileşerek gelişirken, güney İtalya’da nüfus hızla yükseliyor ve milyonlarca insan daha iyi bir yaşam için yurdışına göç etme yolları arıyordu. 1861 yılında ülkede çıkarılan anayasa insanlara pek çok temel hak ve özgürlüğü sağlıyordu. Ancak seçme ve seçilme hakları bunun dışındaydı ve varlıklı olmayan kişilerle eğitimsiz sınıfın oy kullanma hakkı yoktu. Daha sonra, 1913′te ülkedeki tüm erkeklere oy kullanma hakkı tanındı. Böylece sosyalist parti liberalleri ve muhafazakârları alt ederek ana politik parti hâline geldi. 19. yüzyılın son yirmi yılından başlayarak İtalya da diğer Avrupa ülkeleri gibi sömürgeleşme yoluna gitti. Osmanlı Devleti’na karşı yaptığı Trablusgarp Savaşı’nı kazandı. Batı Türkiye’de Oniki Ada; Afrika’da Libya, Etyopya ve Somali gibi bazı ülkeleri de işgal ederek sömürgeleştirdi.[10] I. Dünya Savaşı başladığında önce tarafsızlığını ilan eden İtalya, sonuç olarak 1915′te Londra Paktı ile İtilaf Devletleri arasına katıldı. İtalya’ya savaşa girmesi koşuluyla Trento, Trieste, Istria, Dalmaçya ve Osmanlı Devleti’nin bazı bölgeleri vadedildi. Savaş süresince 600.000 İtalyan askeri yaşamını yitirdi ve İtalya ekonomisi çöktü. Savaşın sonucunda İtalya’ya verilen sözlerden çoğu tutulmadı. St. Germain Antlaşması ile İtalya galip tarafta olmasına karşın yalnızca Trento, Trieste ve Bolzano’yu alabildi. Bu sonuç İtalyan toplumu arasında büyük hoşnutsuzluklara yol açtı.

1494 yılında Fransa Kralı VIII. Charles, İspanya’yı ele geçirebilmek amacıyla 16. yüzyıla dek sürecek olan saldırılar dizisinin ilk ayağını başlattı. Bu saldırılar ve rekabet sonunda İspanya Cateau-Cambrésis Antlaşması’yla galip taraf oldu. Böylece İspanya, Milan Düklüğü ve Napoli Krallığı üzerinde egemen güç durumuna geldi. Daha sonra İtalya üzerindeki etkili güç olma durumu, Utrech Antlaşması’yla Avusturya’ya geçti. Avusturya etkisi altında İtalya’nın kuzeyinde güçlü bir ekonomik dinamizm ve entelektüel canlılık oluştu. Fransız Devrimi ve Napolyon Savaşları (1796-1815) İtalyanlar arasında eşitlik, demokrasi, hukuk ve ulus olma bilinci gibi düşünceler uyandırdı.

İtalya, yüzyıllar boyunca çok çeşitli Avrupa uygarlıklarına ev sahipliği yapmıştır. Etrüskler ve Antik Romalıların İtalya topraklarını kendilerine yurt edinmelerinin yanı sıra, Rönesans hareketi de İtalya’nın Toskana kentinde doğmuş ve tüm Avrupa’ya buradan yayılmıştır. İtalya’nın başkenti Roma, yüzyıllar boyunca Batı uygarlığının merkezi olmuş, mimaride barok üslûbunun doğuşuna tanıklık etmiş ve eskiden beri Katolik Kilisesi’nin merkezi olmuştur.

İtalyan tiyatro sanatı incelenecek olursa, kökenleri Yunan tiyatrosu etkisinde kalmış Roma tiyatrosuna kadar indirilebilir. Roma dönemi drama yazarları genelde Yunanca oyunları çevirmişlerdir. 16. yüzyılda ve 18. yüzyıla kadar Commedia dell’arte akımı doğaçlama tiyartonun bir dalı olarak kalmıştır ve bugün bile İtalya sahnelerinde görülebilmektedir. İtalya’da yaygın olan bir başka tiyatro geleneği de canovaccio adı verilen gezici tiyatro truplarıdır. Bu truplardaki sanatçılar gittikleri yerlerde açıkhava sahneleri kurarlar ve kabataslak bir senaryo çerçevesinde hokkabazlık ve akrobasi ile karışık eğlence şovları düzenleyerek tiyatro yaparlar.

İtalya Yarımadasındaki insan varlığının izleri bu İtalik kavimlerin yarımadaya ulaşmalarından çok öncelerine, 200 binyıl öncesi Yeni Taş Çağı’na kadar dayanır.[5] Lombardiya’daki Val Camonica vadisinde M.Ö. 8000 yılında kayalara oyulmuş resimler bulunmuştur. M.Ö. 1500-1100 yılları civarında kuzey İtalya’da izlerine rastlanan Terramare kültürü ise Tunç Çağına ait balta, kılıç ve hançer gibi cisimlerle günümüze kadar ulaşmıştır. Demir Çağının örnekleri ise M.Ö. 11.-7. yüzyıllar arasında Toskana civarında yerleşmiş Villinova kültürüne aittir.

İtalya’da turizm ise ülkede en hızlı gelişen ve en çok kâr getiren sektörlerdendir. Her yıl 43.7 milyon turist ülkeyi ziyaret etmekte ve ülkeye 4.7 milyar dolar bırakmaktadır. İtalya dünya sıralamasında en çok ziyaret edilen beşinci ülke, turizmden en çok kazanan dördüncü ülkedir.[48]

2008 yılının sonunda, İtalya’nın toplam nüfusu 60 milyonu aştı.[15] Bu sayılar ışığında, İtalya günümüzde Avrupa Birliği içinde Almanya, Fransa ve Birleşik Krallık’tan sonra dördüncü, dünya genelindeyse yirmi üçüncü en kalabalık ülkedir. İtalya’da kilometrekareye düşen kişi sayısı 199.2′dir ve bu yoğunluk da İtalya’yı Avrupa Birliği içinde en yoğun nüfuslu beşinci ülke yapar. Ülkenin en yoğun nüfuslu bölgesi Kuzey İtalya’dır ve ülkenin yüzölçümünün yaklaşık üçte birini oluşturan bu bölge, ülkenin toplam nüfusunun ise neredeyse yarısını barındırmaktadır.

İtalya adı ilk önceleri yalnızca, bugünkü İtalya’nın güneyindeki bir bölgeyi anlatmak için kullanılıyordu. Sirakuzalı Antiochus’a göre bu ad Calabria yarımadasının (o dönemki adıyla Bruttium) güney kesimleri için kullanılıyordu. Zamanla İtalya adı çevre bölgeleri de kapsayacak biçimde geniş bir kullanım alanı edindi. Antik Yunanistanlılar da bu bu adı daha geniş bir bölge için kullandılarsa da bu adın tüm yarımadayı anlatacak biçimde kullanılması ancak Romalıların bölgeyi ele geçirmesiyle oldu.[4]

Apenin Dağları yarımadayı boydan boya aşar ve Alplerin bir koludur. Alpler ise ülkenin kuzey sınırında, İsviçre ile İtalya arasında yer alır. Ülkenin gölleri, kuzeyde yer alan 143 kilometrekarelik Garda Gölü ve ülkenin orta kesimlerinde bulunan Trasimeno Gölü’dür. Ülkenin akarsuyu Po Nehri, Alplerden başlayarak Padan Ovası’nı geçer ve batı sınırında Adriyatik Denizi’ne sularını boşaltır. İtalya’da ayrıca pek çok aktif volkan bulunur. Bunlardan Etna Avrupa kıtasındaki yanardağdır. İtalya’nın diğer önemli yanardağları, Vezüv, Stromboli ve Vulcano’dur.

İtalyan hükûmetinin yaptığı açıklamaya göre İtalya’da Ocak 2009 tarihinde toplam 3.891.295 göçmen yaşamaktadır. Bu rakam İtalya’nın toplam nüfusunun %6.5′ine denk gelmektedir.[20] Avrupa Birliği’nin son yıllarda gerçekleştirdiği genişleme girişimleri sonucu İtalya’ya yapılan en yeni göç dalgası komşu Avrupa Birliği üyesi ülkeler ve Doğu Avrupa ülkelerinden gelmiştir. Önceden en yoğun göçün alındığı Kuzey Afrika’nın yerine günümüzde öne çıkan gruplar Asyalı göçmenlerdir. İtalya’da en büyük göçmen grup resmî olarak kayıtlı yaklaşık 800 bin kişiyle Romenlerdir. Romenler son yıllarda Arnavutları ve Faslıları sayıca geçerek İtalya’daki en büyük azınlık durumuna gelmişlerdir. Bazı gayrıresmî varsayımlar ve savlar, İtalya’da yaşayan Romenlerin sayısının belirtilen rakamdan iki katı kadar hatta daha fazla olduğunu öne sürmektedir.[21] 2009 Yılı itibarıyla İtalya nüfusu içinde yurtdışında doğmuş olanların sınıflandırılması şöyledir: Avrupa (53.5%), Afrika (22.3%), Asya (15.8%), Amerika (8.1%) ve Okyanusya (0.06%). İtalya’da yaşayan göçmenlerin ülke içindeki dağılımı ise olduka dengesizdir. Ülkedeki göçmenlerin %87.3′ü ülkenin ekonomik olarak en gelişmiş yerleri olan kuzey ve orta kesimlerinde yaşarken, yalnızca %12.8′i yarımadanın güney kesimlerinde yaşar.

İtalya, Güney Avrupa’da anakaradan Akdeniz’e çıkıntı yapan uzun, çizme biçimindeki İtalya Yarımadası ile bu yarımada ve Alpler arasındaki topraklar üstüne kuruludur. Ülke, en büyükleri Sicilya ve Sardinya olmak üzere Akdeniz’de irili ufaklı pek çok adanın da sahibidir. Toplam yüz ölçümü 301.230 kilometrekaredir. Bunun 294.020′sini kara, 7.210′unu ise sular oluşturmaktadır.

İkinci Dünya Savaşı’nın sonrasında İtalya, uzun süreli bir ekonomik yükseliş sürecine girmiş ve bu dönemde ülkenin kırsal kesimlerinden büyük kentlere göç patlaması yaşanmıştır. Bunun yanı sıra ülke göç ile nüfus yitiren bir ülke olmaktan çıkmış, göçmen kabul eder hâle gelmiştir. Bu ekonomik canlılık ve atılım süreci 1970′lere dek sürmüştür.[16] Buna karşın, son yirmi yılda İtalya’nın aldığı yoğun dış göç sayesinde İtalya 2000′li yıllarda yeni doğum oranlarında gözle görülür bir artış yaşamaktadır. Bu artış özellikle uzun süredir düşük oranlarda seyreden kuzey bölgelerinin nüfuslarında görülmektedir.[17]

2004 yılında İtalya’da ulaşım sektörü, yaklaşık 119.4 milyon avroluk iş hacmine ulaştı ve ulaşım alanında hizmet veren 153.700 şirkette 935.700 kişiye istihdam sağlandı. Ulusal yol ağında bakıldığında, 2002 yılında İtalya’da iş görür durumda toplam 668.721 kilometre uzunluğunda karayolu vardır. Bunun 6.487 kilometresi bir özel şirket tarafından işletilen devlet yollarıdır.

(Satın alma gücü paritesi)

İtalyan jandarma askerlerine Carabinieri adı verilir. Bunlar asker donanımına sahip polis ekipleridir. Ülkede sivil güvenliğin sağlanmasından sorumlulardır. İtalyan jandarmasının geçmişi Savoy dükü I. Victor Emmanuel’e dayanmaktadır. Mussolini iktidarı dönemi faşist İtalya’da jandarma askerleri her türlü karşı eylem ve gösteriyi bastırmak için kullanılmıştır. Jandarma askerlerinin üniformaları lacivert renkli bir takım, yaka ve manşetlerde gümüşî şeritler ile gümüş rengi apoletlerden oluşmaktadır. Bu birimin kullandığı araçlar bölgeye göre değişen gereksinimler doğrultusunda otomobil, , zodyak bot ya da unimoglar olabilir.

İtalya’da askerlik görevi 2003 yılından bu yana zorunlu olmaktan çıkarılmıştır. 18 yaş ve üstü kişiler istedikleri taktirde orduya katılabilirler. İtalya’nın 2007 yılı askerî harcaması 33.1 milyar dolar olmuştur. (ulusal gelirin %1.8′i) [13]

İtalya’da iklim özellikleri son derece çeşitlidir ve bölgenin coğrafi özelliğine göre ülkenin büyük bölümünde egemen olan tipik Akdeniz ikliminden büyük farklılıklar gösterebilir. Örneğin Turin, Milano ve Bologna gibi şehirlerin bulunduğu İtalya’nın iç kuzey bölgeleri Köppen iklim sınıflandırmasında Cfa kategorisinde yani karasal iklim bölgesi olarak gösterilir. Ligurya Bölgesi’nin kıyı kesimleri ve Floransa’nun güneyinde kalan bölgeler genel olarak Akdeniz iklimine uysa da, yarımadanın kıyı kesimleriyle yüksek rakımlı iç bölgeler ve vadiler arasındaki büyük iklim farklılıkları göze çarpar. Özellikle kış ayları boyunca yüksek yerler soğuk, yağışlı ve çoğu zaman da karlı olur. Bunun yanında kıyı kesimlerinde ise ılıman kışlar ile ılık ve yağışız yazlar geçirilir.

İtalyan folk müziğinden, Avrupa klasik müziğine kadar, müzik her zaman İtalya kültüründe önemli bir rol oynamıştır. Opera’ya hayat veren İtalya, klasik müziğin temellerinin atıldığı yerdir. Aynı zamanda piano ve violin gibi klasik müzikle ilgili çalgılarında ortaya çıkış yeri İtalya’dır. Senfoni, konçertove sonata da köklerini İtalya’da 16. ve 17. yüzyıllarda gelişen akımlardan alan müzik türleridir. İtalya’nın en önde gelen bestecileri arasında, Rönesans dönemi bestecisi Giovanni Pierluigi da Palestrina ve Claudio Monteverdi, Barok besteciler Alessandro Scarlatti, Arcangelo Corelli ve Antonio Vivaldi, klasik dönem besteciler Niccolò Paganini ve Gioachino Rossini ile romantik besteciler Giuseppe Verdi ve Giacomo Puccini sayılabilir.

İtalya ekonomisinin büyüklüğündeki diğer ülkelerde karşılaştırıldığında İtalya’da oldukça az sayıda dünya çapında çokuluslu şirket vardır. Buna karşın İtalya’daki küçük ve orta ölçekteki şirket sayısı oldukça fazladır. Bu durum İtalya’da üretim sektöründe tek bir ürünün öne çıkmasına neden olmuştur. İtalya’nın dışsatımını yaparak ekonomisini canlı tuttuğu lüks tüketim malları son dönemlerde Çin gibi yükselmekte olan ve işgücünün ucuz olduğu ülkelerle rekabet içine girmektedir.[47] İtalya’nın dışarıya sattığı ürünler içinde en önde gelenler motorlu araçlar (Fiat Group, Aprilia, Ducati, Piaggio); kimyasal ve petrokimyasal ürünler (Eni); enerji ve elektrik mühendisliği sistemleri (Enel, Edison); elektrikli ev gereçleri (Candy, Indesit); uzay ve savunma teknolojileri (Alenia, Agusta, Finmeccanica); ateşli silahlar (Baretta); moda ve tekstil ürünleri (Armani, Valentino, Versace, Dolce & Gabbana, Robert Cavalli, Benetton, Prada, Luxottica); ürünleri (Ferrero, Barilla, Martini & Rossi, Campari, Parmalat) ve lüks arabalar ((Ferrari, Maserati, Lamborghini, Pagani) ile yatlardır (Ferretti, Azimut)

İtalyan Hava Kuvvetleri (İtalyanca: Aeronautica Militare) İtalyan ordusunun en önemli ve gelişmiş birimlerinden biridir. İtalyan havacılık tarihi 1884 yılına kadar uzanmaktadır ve İtalya, 1911 yılında Osmanlı Devleti ile İtalya arasında yapılan Trablusgarp Savaşı’nda uçağı dünya üzerinde ilk kez savaş aleti olarak kullanarak tarihe geçmiştir. Çağdaş İtalyan havacılık kuvvetleri ise 28 Mart 1923 tarihinde kurulmuş ve bugün 45 bin personel ve 763 hava aracıyla hizmet vermektedir. İtalya 29 adet havaüssüne ve kendi ürettiği çok sayıda patentli hava savaş aracına sahiptir.

İtalyan Donanması (İtalyanca: Marina Militare) 2008 yılı itibarıyla 43.882 gemi ve uçak gemisi, muhrip, fırkateyn, ve daha küçük boyutlu araştırma gemisine sahiptir.[14] Marina Militare olarak anılan donanma son dönemlerde daha yüksek kapasiteli uçak gemileri, muhripler, denizaltılar ve çok amaçlı fırkateynler ile donatmaktadır. (Cavour gibi). İtalyan donanması NATO’nun bir üyesi olan İtalya adına dünyanın çeşitli bölgelerinde görevler yürütmüştür.

İtalya’nın bölgeleri 19. yüzyıla kadar ya bağımsız yönetimler olarak kaldı ya da komşu devletlerin yönetimleri altında bulundu. Bu otorite boşluğu sırasında İtalyan şehirlerinde anarşik koşullar hüküm sürüyordu ve şehirler derebeylik düzenine göre birbirlerinden ayrılmış biçimde yönetiliyordu. İtalya bu dönemde ticaret cumhuriyetleriyle ünlenmişti. Bu şehir devletleri oligarşiye göre yönetilen tüccarların ayrıcalık sahibi olduğu yönetimlerdi. Venedik, Cenova, Pisa ve Amalfi bu dönemin deniz ticaret konusunda öne çıkan şehirleridir.

Günümüzde İtalya demokrasiyle yönetilmekte olan bir cumhuriyettir ve ülkelerin kişibaşına nominal gayrisafi yurtiçi hasıla sıralamasında yirminci,[1] insanî gelişme endeksi sıralamasında yirminci, yaşam kalitesi endeksinde sekizinci sırada yer alan gelişmiş bir ülkedir. İtalya, 1957yılında başkent Roma ‘da imzalanan Roma Antlaşması’yla kurulan Avrupa Birliği adlı siyasi ve ekonomik örgütlenmenin kurucu üyelerindendir. Yedinci en büyük gayri safi yurtiçi hasılasıyla G8 Zirveleri’nin, NATO’nun, Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü’nün, Avrupa Konseyi’nin, Batı Avrupa Birliği’nin ve Schengen Antlaşması’nın da katılımcılarındandır. 1 Ocak 2007 tarihinde sürekli üye sıfatı olmaksızın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde iki yıllık sürecek üyelik dönemine başlamıştır.

2 2002 öncesi: İtalyan Lireti.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra İtalyan filmlerinin yıldızı parladı ve 1980′lerde televizyonun yaygınlaşmaya başlamasıyla İtalyan sineması bir gerileme sürecine girdi. Dünyaca tanınmış İtalyan yönetmenleri arasında Vittorio De Sica, Federico Fellini, Sergio Leone, Pier Paolo Pasolini, Michelangelo Antonioni ve Dario Argento sayılabilir. Tatlı Hayat, İyi, Kötü ve Çirkin, Hırsızları gibi eski dönem İtalyan filmleri dünya sinemasında yer etmiş yapımlardır. Daha yakın geçmişte çekilen ve uluslararası düzeyde sükse yapan İtalyan filmleri arasında Roberto Benigni tarafından yönetilen Hayat Güzeldir ve Massimo Troisi’nin başrolünde oynadığı Postacı vardır.

Sözkonusu bu bölgelerde hazırlanan resmî belge ve tabelalar ve trafik levhaları ikidillidir. Ladincenin konuşulduğu bölgelerde ise üçdilli olarak da hazırlanabilmektedir. azınlık okullarının bulunduğu yerlerde azınlık dillerinde eğitim göre olanağı bulunabilmektedir.

1848 yılında Lombardiya Avusturya’nın elinde bulunuyordu. İtalya’yı birleştirmek konusunda Fransa’nın desteğini almayı başaran İtalya, 1859′da Fransa ile birlikte Avusturya’yı mağlup etti ve 11 Kasım 1859′da Avusturya ile Piyemonte arasında Zürih’te barış antlaşması yapıldı. Buna göre; Avusturya, Lombardiya’yı Piyemonte’ye verdi. Venedik dâhil olmak üzere diğer İtalyan Devletleri arasında bir konfederasyon oluşturulması ve konfederasyonun fahri başkanının papa, fiilî başkanının Piyemonte olması kabul edildi. Bir süre sonra Kuzey İtalya’daki küçük devletler de Piyemonte’ye katılma kararı aldılar. Böylece bütün Kuzey ve Orta İtalya Piyemonte’ye katılmış oldu. 1870′de Roma ve 1886′da Venedik, İtalya birliğine dâhil oldular. Bunların da katılımı sonucu İtalyan Millî Birliği tamamlanmış oldu. İtalya Krallığı kuruldu.

İtalya (İtalyanca: Italia, /iˈtaːlja/) ya da resmî olarak İtalya Cumhuriyeti (Repubblica Italiana) Güney Avrupa’da, büyük ölçüde İtalya Yarımadası üzerinde yer alan bir ülkedir. Akdeniz’in en büyük iki adası Sicilya ve Sardunya da İtalyan topraklarıdır. Kuzeyde Alpler bölgesinde Fransa, İsviçre, Avusturya ve Slovenya’yla kara sınırı vardır. Bağımsız iki Avrupa ülkesi olan Vatikan ve San Marino da İtalya’nın yarımadadaki toprakları içine sıkışmış enklav (bir başka ülkeyle tümüyle kuşatılmış) ülkelerdir. Campione d’Italia bölgesiyse İtalya’nın İsviçre içinde kalan bir eksklavıdır (ana topraklardan ayrı mülkiyet).

İtalya’da resim sanatı tarihin hemen her döneminde gelişim göstermiştir.Tiziano Vecellio ve Caravaggio İtalyan resminin en seçkin erken örneklerini vermişlerdir. İtalyan ressamların işlerinde çoğunlukla dinî figürler öne çıkmıştır. Bunda ülkenin Vatikan ile olan yoğun ilişkisi etkili olmuştur. İtalya’da resim sanatında verilen yapıtlar çoğu zaman Avrupa’nın en önde gelen sanat eserleri olmuştur. Romanesk ve Gotik sanattan,Rönesans ve Barok üslubuna kadar her sanat akımında İtalyan ressamlar kaydadeğer ürünler vermişlerdir. Bu dönemlerde yapıtlar veren ressamlar arasında Michelangelo, Leonardo da Vinci, Donatello, Botticelli, Fra Angelico, Tintoretto, Caravaggio,Bernini, Titian ve Raphael sayılabilir. Bu dönemlerden sonra İtalya dış güçler tarafından sürekli baskılarla maruz kalmış ve bu da ülkede ilginin sanattan, daha çok politik sorunlara kaymasına neden olmuştur. Tüm bunlar sonucunda İtalya Avrupa’da sanat alanında elde ettiği otoriteyi yitirmiştir. Daha sonraları İtalyan resminde ilk canlanma 20. yüzyılda Fütürizm akımıyla olmuş ve bunu metafizik resim akımı izlemiştir. Bu akımda en önemli katkıları Giorgio de Chirico vermiş ve kendinden sonra gelecek olan kuşak ve gerçeküstücülük akımı temsilcileri üzerinde büyük etkiye sahip olmuştur.

Adalar da işin içine katıldığında İtalya Adriyatik, İyon ve Tiren denizleri aracılığıyla toplamda 7.600 kilometre uzunluğunda deniz kıyısına; İsviçre ile 740, Fransa ile 488, Avusturya ile 430, Slovenya ile 232, San Marino ile 39 ve Vatikan ile 3.2 kilometre kara sınırına sahiptir. Mikrodevletler olarak anılan Vatikan ve San Marino tümüyle İtalya içinde yer alır ve tek komşusu İtalya’dır. Benzer olarak İtalya’nın da İsviçre içinde kalan Campione d’Italia adında, yaklaşık 1.5 kilometrekare büyüklüğünde ve 2.500 nüfuslu bir eksklav beldesi vardır.

M.Ö. 800 yılından sonra ortaya çıkan Etrüskler İtalya yarımadasında Antik Roma kültüründen önce ortaya çıkmış en önemli kültürdür. Etrüsklerin kökeni hakkında birçok değişik hipotez mevcuttur. Konuştukları dilin bir Hint-Avrupa dili olmadığı bilinmektedir. Roma kentinin kendisi Etrüsk topraklarına dâhildi. M. Ö. 396 yılında Etrüsklerin en büyük kenti olan Veio kentinin Romalılar tarafından istila edilmesiyle sona eren bu uygarlık Roma kültürüne damgasını vurmuş, Roma kültürü, mimarisi ve sanatına çok büyük bir etki yapmıştır.

Ulusal sınırlar içinde kalan akarsu ağı genelinde toplam uzunluğu 1.477 kilometreyi bulan ırmak ve kanallarda ulaşım ve taşımacılık yapılabilmektedir. Ülkede ayrıca 2004 yılı itibarıyla büyük çapta havalimanlarının sayısı 30, büyük limanların sayısı ise 43 olarak saptanmıştır. Cenova limanı İtalya’nın en büyük, Akdeniz’in ise ikinci büyük limanıdır. 2005 yılında İtalya’da 389 bin birimlik sivil havacılık filosu ve 581 gemilik bir ticaret filosu bulunmaktadır.[49]

İtalyan ordusu (İtalyanca: Esercito Italiano) İtalya Cumhuriyeti’nin savunma birimleri içinde en temel olanıdır. Ülkede, 2003 yılından bu yana katılımın isteğe bağlı olduğu profesyonel ordu görev yapmaktadır. 2008 yılında İtalyan ordusunun asker sayısı 109.703 olarak bildirilmiştir. İtalya’nın elinde bulundurduğu önemli savunma araçları içinde Dardo piyade savaş aracı, Centuaro tank imha edici, Ariete tanklar; hava savunma araçları içindeyse A-129 taktik taarruz saldırı helikopteri bulunmaktadır. İtalyan ordusu pek çok kez Birleşmiş Milletler kararları uyarınca dünyanın çeşitli yerlerinde görev yapmıştır.

İtalya’da en çok oynanan spor türü futboldur. İtalyan futbolunun en üst ligi olan Serie A, yalnızca ülke içinde değil tüm dünyada ilgiyle izlenmektedir. İtalya Millî Takımı, bugüne dek kazanmış olduğu 4 FIFA Dünya Kupası ile dünyanın en başarılı ikinci takımıdır. İtalya Millî Takımı’nın kazandığı ilk dünya kupası 1934 yılındadır. Kriket de İtalya’da yeniden önem kazanmaya başlamış olan ve hızla popülerlik kazanan bir spor dalıdır. İtalya’da kriket sporu İtalya Kriket Federasyonu (İtalyanca: Federazione Cricket Italiana) tarafından düzenlenmektedir ve İtalyan Millî Kiriket Takımı dünya sıralamasında 27. sırada yer almaktadır.

Daha yakın dönemlerde, 8. ve 7. yüzyıllarda İtalya Yarımadası’nın güney kıyılarında ve Sicilya Adası’nda Yunan sömürge şehirleri kurulmuş ve bu bölgelere yoğun olarak Yunanlar yerleşmiştir. Daha sonraları bu nedenle Romalılar bu bu bölgeye Magna Graecia (Türkçe: Büyük Yunanistan) adını vermişlerdir.[6][7][8] Antik Roma, başlangıçta İ.Ö. 8. yüzyılda küçük bir tarım köyü olarak kurulmuş ancak yüzyıllar geçtikçe büyüyerek bütün Akdeniz’i çeveleyen muazzam bir uygarlık hâlini almıştır. Ele geçirdiği bölgelerde hâkim olan Yunan kültürüyle Roma kültürü birleşerek ortak bir uygarlık oluşturmuş; hukuk, devlet yönetimi, sanat ve felsefede bugün çağdaş Avrupa uygarlığının temelini oluşturan bir zemin yaratmıştır. Yaklaşık 12 yüzyıl boyunca varlığını sürdürmüş olan Roma uygarlığı bir monarşiden oligarşi ve cumhuriyetin bileşimi bir demokrasiye ve daha sonra da otokratik bir imparatorluğa dönüşmüştür. Roma İmparatorluğu zaman içinde düşüşe geçmiş ve çökmüştür. Hispanya, Galya ve İtalya’yı içine alan batı imparatorluğu 5. yüzyılda bağımsız krallıklara bölündü. Batı imparatorluğunun 476 yılında sona ermesi Roma’nın yıkılışı ve Orta Çağ’ın başlangıç tarihi kabul edilir.

İtalyan mutfağı dünyanın en zengin mutfaklarından biridir ve karakteristik özellikleriyle öne çıkmaktadır. İtalyan mutfağının geçmişi M.Ö. 4. yüzyıla kadar uzanmakla birlikte 18. yüzyılda Yeni Dünya keşifleriyle mutfaklara giren birtakım sebze ve meyveler sayesinde büyük bir değişime uğramıştır. İtalyan mutfağı bölgelere göre büyük farklılıklar gösterir. Sebze ve hamur işleri ağırlıktadır. Peynir ve şarap İtalyan mutfağının önemli ögeleri arasındadır. Geniş bir Kahve çeşitliğine sahip olan İtalyan mutfağında özellikle espresso önemli bir yer tutar. İtalyan mutfağının dünyaya mâl olmuş yemekleri arasında pizza, spagetti ve bazı makarnalar ile bunların kendilerine özgü sosları, risotto, parmesan peyniri, lazanya ve tiramisu sayılabilir.

Italie par régions sans noms.svg

OECD raporlarına göre İtalya’daki metropoller şunlardır:,[19]

İtalya’da pek çok etnik grup hükûmet tarafından resmî olarak tanınmakta ve bu gruplara azınlık hakları çerçevesinde bazı ayrıcalıklar verilmektedir. Bu haklar uyarınca kimi azınlıkların dilleri, yaşadıkları bölgelerde ikinci bir resmî dil olarak kabul edilebilmektedir.

İtalya’nın yönetim biçimi çok partili ve parlementer demokrasi ile işleyen cumhuriyettir. İtalya’nın politikaları bu bağlamda oluşturulur. Yürütme erki, bakanlar kurulunun elindedir ve bu kurula ülkenin cumhurbaşkanı başkanlık eder. Yasama organı, ulusal meclis ve bakanlar kurulu tarafından ortaklaşa yürütülür. Yargı, yasama ve yürütme erklerinden bağımsızdır. İtalya 2 Ocak 1946′dan bu yana demokratik cumhuriyet olarak yönetilmektedir. Bunun öncesinde ülkede bulunan kraliyet sistemi halkoylaması sonucu kaldırılmıştır. İtalyan Anayasası ise 1 Ocak 1948 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

İtalya Birleşmiş Milletler ve uluslararası güvenlik konusundaki politikalarını desteklemektedir. İtalyan ordusu çeşitli zamanlarda Somali, Mozambik ve Doğu Timor’da barışgücü askeri olarak görev yapmış; Bosna, Kosova ve Arnavutluk’ta NATO ile Birleşmiş Milletler operasyonlarına katılmıştır. Şubat 2003′te Afganistan’a 2.000 asker yollamıştır. İtalya Irak’ta istikrar ve güvenliğin sağlanabilmesi amacıyla yürütülen uluslararası çalışmalara da destek vermektedir. Irak’a göndermiş olduğu askerlerden 3.200 kadarını Kasım 2006′da geri çekmişse de günümüzde yalnızca insanî yardım ve sivil güvenlik ekipleri ile hizmet vermeyi sürdürmektedir.

İtalyan Parlamentosu’nun kendine özgü (sui generis) özelliklerinden biri de İtalya’nın kalıcı olarak yurtdışında yaşayan İtalyan vatandaşlarına da temsil hakkı vermesidir. Günümüzde çoğunluğu eski sömürge ülkelerinde olan 2.5 milyon yurtdışında yaşayan İtalyan vatandaşı vardır. 630 ulusal meclis temsilcisi içinde 12, 315 senato temsilcisi içindeyse 6 kişi yurtdışındaki İtalyan vatandaşları arasından seçilmiştir. Bu olay ilk kez Nisan 2006′ta yaşanmıştır ve bu milletvekillerine İtalya’dan seçilenler ile eşit haklar verilmektedir. İtalyan hukuk sistemi büyük ölçüde Roma hukuku üstüne kuruludur. İtalya Anayasa Mahkemesi yasaların anayasaya uygunluğunu ve anayasanın korunmasını denetler. İtalya’da anayasa mahkemesi İkinci Dünya Savaşı sonrası ortaya çıkan yeniliklerdendir.

İtalya, 1861 yılında ulusal birliğini sağlayana dek tek bir ülke değildi. İtalya topraklarındaki küçük devlet ve krallıklar birbirleri arasında farklılık gösterebilen kendi kültürlerini geliştiriyorlardı. Bu nedenle günümüzde İtalyan geleneği ya da İtalyan kökenli olarak adlandırılan şeyler bölge ve kökenlerine göre ayrılabilir. İtalya’nın Avrupa’nın kültürel ve tarihî mirasına katkısı çok büyüktür. Roma İmparatorluğu gibi dünyanın köklü devletlerine ev sahiplliği yapmış olması ve Hıristiyanlığın en önemli merkezi Vatikan’ı içinde bulundurması nedeniyle kültürel miras ögeleri bakımından son derece zengindir. İtalya, günümüzde UNESCO’nun 44 Dünya Kültür Mirası alanına ev sahipliği yaparak birinciliği elinde bulundurmaktadır.

İtalya sözcüğünün kökeni (İtalyanca: Italia) Latince Italia sözcüğüne dayanmaktadır.[2] Ancak başlı başına bu sözcüğün ne anlama geldiği belirsizdir. Yaygın biçimde inanılan savlardan biri, İtalya sözcüğünün antik dönemlerde Campania bölgesinin kuzeyinde yaşayan toplumların dili aracılığıyla Antik Yunancadaki Víteliú (anlam olarak genç sığır, Latince: Vitulus – buzağı) sözcüğünden geldiğini öne sürmektedir. Víteliú sözcüğü ise hayvanlar tanrısı Mars adına verilmiştir.[3] Büyük olasılıkla bununla ilgili olarak boğa figürü uzun yıllar güneydeki İtalyan boylarının simgesi olmuş ve çoğunlukla Roma’nın kurt figürünü boynuzlarken betimlenmiştir. Bu betimlemeler bağımsız İtalya’nın simgesi olarak Samnit Savaşları’nda sık sık kullanılmıştır.


19. yüzyılın ilk yıllarında İtalya I. Napolyon tarafından işgal edilerek Fransız etkisi altına girdi. Viyana Kongresi İtalya’nın Fransız işgalinden önce yöneten hanedanlara geri verilmesini öngörüyordu. Böylece Papalık Devleti, Sardinya-Piemonte Krallığı, Toskana Grandüklüğü, Modena Düklüğü ve Lombardiya-Venedik Krallığı tekrar kuruldu. Ancak Carbonari adı verilen gizli dernekler İtalya’nın birleşmesi için çalışmaya başladılar. Giuseppe Mazzini ve Giuseppe Garibaldi birleşme hareketinin öncüleri arasında yer alıyorlardı. Ayrıca Sardinya kralı II. Victor Emmanuel de bu birleşme hareketini destekleyenler arasındaydı.

1800′lerin sonunda İtalya topraklarında ulusal birliğin sağlanmasının ardından İtalya’da yurtdışına verilen kitlesel göçler başladı. 1898 ve 1914 yılları arasında tüm dünya ülkelerinde İtalyan diasporası kayde değer ölçüde büyüdü. Bu süreçte her yıl yaklaşık 750 bin İtalyan yurtdışına göç etti.[22] İtalyan toplulukları, önceleri İtalya’nın eski Afrika sömürgelerinde büyüme gösterdi. Bu dönemde Eritre’de (İkinci dünya savaşı başladığındaki sayıları 100 bin)[23], Somali’de ve Libya’da (150 bin nüfusla toplam ülke nüfusunun %18′ini oluşturuyorlardı) pek çok sayıda İtalyan bulunuyordu. Ancak Libya’da yaşayan İtalyanlar 1970 yılında tümüyle ülkeden uzaklaştırıldılar.[24] İkinci Dünya Savaşı sonrasında geçen on yıllık dönemde yaklaşık 350 bin İtalyan kökenli kişi Yugoslavya’yı terk etti.[25] Geçmişte İtalyanların göç ettikleri bölgelerde bugün onların soyundan gelen milyonlarca insan bulunmaktadır: Brezilya (25 milyon),[26] Arjantin (20 milyon),[27] Amerika Birleşik Devletleri (17.8 milyon),[28] Uruguay (1.5 milyon),[29] Kanada (1.4 milyon),[30] Venezuela (900,000)[31] ve Avustralya (800,000).[32]

Özellikle Venedik ve Cenova ticarette Avrupa’nın Doğu’ya açılan kapısıydı. Venedik, yöreye özgü bir tür camın üretilmesi ile ünlüydü. Floransa, ipek, yün, bankacılık ve mücevheratın önde gelen merkezlerindendi. Denizcilikte ileri bu şehir devletleri ayrıca Doğu’ya düzenlenen Haçlı seferlerinde de başı çeken güçlerdi.

Ülkedeki en eski dinî azınlık grubu ise Yahudilerdir. Geçmişte İtalya’nın en büyük Hıristiyan olmayan azınlığı olarak anılan Yahudilerin bugün İtalya’daki sayısı ortalama 45.000 kadardır. Son yıllarda Orta Doğu ve Kuzey Afrika’dan aldığı yoğun göçler sayesinde ülkede 825 bin kişiden oluşan bir Müslüman azınlık oluşmuştur.[35] Müslümanlar İtalya nüfusunun %1.4′ünü oluşturmaktadır ama bunların içinden yalnızca 45.000′inin İtalyan vatandaşlığı vardır. Ülkede ayrıca 50 bin kadar budist [36][37] 70 bin kadar Sih[38] ve 70 bin kadar da Hindu yaşamaktadır.

İtalyan silahlı kuvvetleri, İtalya Cumhuriyeti cumhurbaşkanı tarafından başkanlık edilen Yüksek Savunma Konseyi’nin komutasındadır. 2008 yılında ordu 186.798 kişilik personelden oluşmaktadır. Bunun yanı sıra 114.778 kişilik bir jandarma ekibi de görev yapmaktadır.[12]

İtalya, 20 adet bölgeye ayrılmıştır (çoğul: regioni, tekil regione). Bunların beş tanesi, yerel sorunları çözmek için yasalar uygulayabilmelerine izin veren özerk statüye sahiptir; bu bölgeler, aşağıdaki tabloda bir yıldız (*) işareti ile etiketlenmiş. Ek olarak ülke toplam 109 il (province) ve 8.101 kömün’e (comuni) bölünmüştür.

Çağdaş İtalyan besteciler Luciano Berio ve Luigi Nono elektronik müzik konusunda önemli eserler vermişlerdir. Ülkede çok sayıda işler hâlde operaevinin bulunmasından dolayı ülkede klasik müziğin hâlâ tutunmakta olduğu görülmektedir. Milano’daki La Scala ve Napoli’deki San Carlo operaevleri ve Maurizio Pollini ile Luciano Pavarotti dünyaca ünlü tenörler İtalya’nın klasik müzik alanındaki başarı ve egemenliğinin birer göstergesidir.

İtalyan sinema tarihi, Lumière Kardeşlerin hareketli resimler ile sinema tekniğini bulmasının kısa süre sonra başladı. İlk İtalyan filmi, dönemin papası XIII. Leo’nun kameraya karşı kutsama yapan görüntüsünden oluşan birkaç saniyelik, oldukça kısa bir kayıttı. Gerçek anlamda İtalyan sinema endüstrisi 1903 ve 1908 yılları arasında kurulan Società Italiana Cines, Ambrosio Film ve Itala Film adlarında üç film şirketiyle doğdu. Daha sonra Milano ve Napoli’de de film şirketler boy göstermeye başladı. Kısa süre içinde bu şirketler büyüyerek nitelikli işler çıkartmaya başladılar ve İtalyan filmleri dışarıya da gönderilmeye başlandı. İtalya’da sinema Benito Mussolini iktidarı döneminde bir tür siyasi propaganda aracı olarak da kullanıldı.

Orta Çağın sonlarında İtalya daha da küçük şehir devletlerine ve bölgelere bölündü: Napoli Krallığı İtalya’nın güneyinde etkili olan bir güçtü, Floransa Cumhuriyeti ve Papalık Devleti orta İtalya’yı yönetmekteydi, Cenova ve Milan kuzey ile batıda söz sahibi olan güçtü, Venedik ise doğu İtalya’da etkiliydi. 15. yüzyıl İtalyası Avrupa’nın en yoğun nüfuslanmış bölgelerinden biriydi ve sanatta Rönesans hareketinin de doğumyeridir. Dante Alighieri (1265–1321), Francesco Petrarch (1304–1374) ve Giovanni Boccaccio (y. 1313–1375)’nun yazıları ve Giotto di Bondone (1267–1337)’nin resimleriyle özellikle de Floransa bu kültür-sanat hareketinin merkezi olarak görülmektedir. Bu dönemde Niccolò de’ Niccoli ve Poggio Bracciolini gibi düşünürler kütüphanelerde Plato, Aristo, Öklid, Ptolemy, Cicero ve Vitruvius gibi ünlü Antik Yunan filozoflarının yapıtlarını incelemişlerdir.

İtalya’nın asker gönderdiği bir başka ülke de 2006 yılında Lübnan olmuş ve Birleşmiş Milletler aracılığıyla 2.450 İtalyan askeri bölgede konuşlandırılmıştır.[11]

İtalya’da yapılan popüler sporlar futbol, basketbol, voleybol, sutopu, eskrim, ragbi, bisiklet ve motor yarışları ile buz hokeyidir. (Çoğunlukla Milano, Trentino-Alto Adige ve Veneto bölgelerinde yapılır) Coğrafi koşulların elverişli olmasından dolayı kuzey bölgelerde en yaygın sporlar kış sporlarıdır. İtalyanlar kış sporları kategorilerinde yapılan yarışma ve karşılaşmalarda öne çıkmaktadırlar. İtalyan şehirlerinden Torino 2006 Kış Olimpiyatları’na ev sahipliği yapmıştır. İtalya’da spor türleri, çoğu zaman festivallerle birleştirilir. Bir tür at yarışı olan palio Palio di Siena festivalinde, gondol yarışları da her eylül ayının ilk pazar günü Venedik’te gerçekleşir. İtalya sporu Antik Roma’da gladyatör dövüşlerinin yapıldığı Kolezyum’dan, çağdaş Roma’da futbol kulüplerinin yarıştığı çağdaş Stadio Olimpico’ya varan uzun bir yol katetmiştir.

Uluslararası Fonu’nun verilerine göre İtalya, 2008 yılında dünyanın en büyük yedinci, Avrupa’nın ve Avrupa Birliği’nin ise dördüncü ekonomisidir. Ülkenin kuzeyinde gelişmiş bir sanayi ile köklü ve zengin özel şirketler öne çıkarken, ülkenin güney kesimleri devlet destekli tarım ve ufak çaplı sanayi alanları ile ayakta durmaktadır.

Çağdaş İtalyan yazınını temsilcileri arasında ise pek çok Nobel ödüllü yazar bulunur. Nobel ödülü almış İtalyan edebiyatçılar şunlardır: ulusalcı şair Giosuè Carducci (1906)’da, realist yazar Grazia Deledda (1926)’da, çağdaş tiyatro yazarı Luigi Pirandello (1936)’da, şair Salvatore Quasimodo (1959)’da, Eugenio Montale (1975′te), satirist tiyatro yazarı Dario Fo (1997′de).

2005 yılında İtalya’da 34.667.000 otomobil (Her bin kişiye 590 otomobil) ve 4.015.000 yük taşıtı olduğu kayda geçmiştir. Devlete ait olan ancak yine bir özel şirket tarafından yönetilmekte olan demiryolları da 2003 yılında toplam 16.287 kilometre olarak ölçülmüştür. Ülkedeki demiryolu ağının %69′u elektrikli olup demiryollarında toplam 4937 ve vagon çalışmaktadır. Fréjus Demiryolu Tüneli, Alpleri aşarak ülkeyi Fransa ile bağlayarak demiryolu ulaşımında önemli bir yer tutmaktadır. Yapımı sürmekte olan Brenner Tüneli ise Avusturya ile İtalya’yı demiryolu ile birbirine bağlayacaktır.

İtalya Yarımadası’nın İ.S. 6. yüzyılda Bizans İmparatoru Jüstinyen tarafından Ostragotlardan kısa süreli geri alınmasından sonra İtalya içlerine yeni bir Germen boyları dalgası başladı. Bu süreçte Lombardlar İtalya’nın kuzeyine gelerek buraya yerleşti. Yüzyıllar boyunca Bizans orduları, Arapların, Kutsal Roma İmparatorluğu’nun ve Papalık Devleti’nin birleşik bir İtalyan Krallığı kurmasını engelleyecek güçteydi. Ancak Bizans aynı zamanda Roma İmparatorluğu’nun eski topraklarını yeniden ele geçirecek güçten de yoksundu. Yine de Orta Çağ boyunca İtalya üzerindeki güç dengeleri çeşitli devlet ya da hanedanlar arasında değişkenlik gösterdi.

Geride bırakılan son 10 yıl içinde ülke ekonomisinin yıllık ortalama büyümesi %1.23 olmuştur. Bu sayı Avrupa Birliği ortalaması için %2.28′dir.[39] Son yıllarda yaşadığı ekonomik durgunluk, siyasi çalkantılar ve reform programlarını uygulamadaki aksaklıklar nedeniyle basın tarafından Avrupa’nın hasta adamı biçiminde anılmaktadır.[40][41] Ancak yapılan son istatistiksel araştırmalar ışığında İtalyanların satın alım gücünün Avrupa Birliği ortalaması değerlerine yakın olduğu gözlenmektedir.[42]

İtalya’da genel olarak ülkenin coğrafi yapısından kaynaklanan nedenlerden ileri gelen yapısal sorunlar vardır. Hammadde eksikliği ve enerji kaynaklarının azlığı da öne çıkan baika sorunlardır. Ülkenin coğrafi yapısı genel olarak dağlıktır. Bu nedenle yoğun tarım yapılabilecek topraklar oldukça kısıtlıdır. Enerji sektöründe büyük ölçüde dışa bağımlılık sözkonusudur. 2006 yılı verilerine göre ülkede tüketilen toplam enerji miktarının %86′sı dış kaynaklardan sağlanmıştır.(katı yakıtların %99.7′si, petrolün %92.5′i, doğalgazın %91.2′si ve elektriğin %15′i.)[43][44]

İtalya ekonomisi ayrıca altyapı yatırımlarının gelişmemesi, pazara yönelik reformların uygulanamaması ya da yapılmaması ve araştırma konusunda yatırımlar yapılmaması nedeniyle güç yitirmektedir. Dünya Ekonomik Özgürlük Endeksi, 2008 yılında yayınladığı çalışmada ülkenin sırasını dünyada 64. Avrupa’da ise 29. olarak belirlemiştir. Böylece İtalya, avro alanı içinde en son sıraye yerleşmiştir. Dünya Bankası’na göre İtalya iş kurma, yatırım yapma ve ticaret konularında oldukça uygun ülkeler arasında gösterilmektedir. Buna karşın, ülkede bürokrasi alanında, mülkiyet haklarının korunması ve yüksek vergilendirmeler konusunda sorunlar göze çarpmaktadır.[45] Bununla birlikte son yapılan araştırmalarda İtalya’nın 2006 yılında araştırma ve geliştirme konularına ayırdığı bütçe gayrisafi millî hasılanın %1.14′üyle sınırlı kalmış ve böylece, %1.84′lük Avrupa Birliği ortalamasının ve %3′lük Lizbon Stratejisi hedeflerinin oldukça altında kalınmıştır.[46]

İtalya, günümüzdeki anlamıyla Avrupa Birliği’ne dönüşmeden önce oluşturulam Avrupa Topluluğu’nun kurucu üyelerindendir. Ülke, 1955 yılında Birleşmiş Milletler’e kabul edilmiştir ve NATO’nun da en büyük destekçilerinden ve üyelerindendir. Ayrıca Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı, Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşması/Dünya Ticaret Örgütü ve Avrupa Konseyi gibi örgütler de İtalya’nın üyesi olduğu bazı diğer kuruluşlardır. 1994 yılında Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’nın, 2001 ve 2003 yıllarında Avrupa Birliği’nin, ve G8 topluluğunun dönüşümlü başkanlık görevlerini de yürütmüştür.

Kadın başına düşen çocuk sayısı da gerek göçmen annelerin, gerekse İtalyan kadınlarının dünya getirdikleri çocuklarla geçen yıllara oranla artış göstermiştir. 2005 yılında kadın başına düşen çocuk sayısı 1.32 iken, 2008 yılında bu sayı 1.41′e kadar çıkmıştır.[18]

I. Dünya Savaşı’nın neden olduğı yıkımdan sonra oluşan karışılık ortamında, 1917 Ekim Devrimi’nin ateşlediği hareketlilik bir anarşi ve kargaşa ortamı yarattı. Sosyalist bir devrimden kaygı duyan liberal görüşler Benito Mussolini önderliğinde küçük bir Ulusal Faşist Parti kurdular. Ekim 1922′de faşistler krala karşı bir darbe girişiminde bulundular. Kral, ordularına darbeci güçlere karşı koymamaları yönünde buyruk verdi ve Mussolini ile iş birliği yapma yoluna gitti. Bunu izleyen birkaç yıl içinde Mussolini tüm siyasi partileri kapattı ve birtakım kişisel özgürlükleri kısıtlayarak kendi diktatörlük rejimini ilân etti. 1935′te İtalya Habeşistan’ı görece uzun süren bir direniş sürecinin ardından işgâl edince Milletler Cemiyeti olaya müdâhil oldu. Buna karşılık faşist İtalya, Nazist Almanya ile anlaşma ve iş birliği yoluna gitti. Nazi Almanya ile ilk antlaşma 1936 yılında yapıldı. Ardından 1938′de Çelik Paktı geldi. İspanya İç Savaşı’nda İtalya, Franco’yu sonuna kadar destekledi. Avusturya’nın ve Çekoslovakya’nın Almanya’ya bağlanması girişimlerinde de Hitler’e destek verdi.

Ülkede ilk olarak 1920′lerde ortaya çıkan caz müziği hızla tutuldu ve İtalya’da geniş kitlelere yayıldı. Faşist dönemin Amerikan karşıtı politikalarına karşın caz müziği ülkede hep popüler kaldı. 70′li yıllarda Progressive rock hareketinin başını çeken ülkelerden oldu ve rock müzik alanında dünyaya Premiata Forneria Marconi ve Goblin (grup) gibi gruplar kazandırdı. Pop müzik sanatçısı Mina Anna Mazzini, Andrea Bocelli, Laura Pausini ve Eros Ramazzotti İtalya’nın son dönemlerde uluslararası düzeyde sükse yapmış sanatçılarıdır.

İtalya’da iki meclisli sistem uygulanmaktadır ve bu meclisler halk tarafından oylama yöntimiyle seçilir. Halk meclisinde 630 sandalye varken, sentadodaki sandalye sayısı 315′tir. Senatoda bunun yanı sıra az sayıda ömürboyu katılım hakkına sahip olan temsilci de yer alır. İtalya’da halk meclisine katılacak temsilcileri seçmek için yapılan oylamalara 18 yaşını doldurmuş olan her İtalyan vatandaşı katılabilir. Ancak senato üyelerini seçerken oy kullanma yaşı alt sınırı 25 olarak belirlenmiştir. Her iki meclis de 5 yıllık süreler için seçilir. Ancak cumhurbaşkanının bazı olağanüstü hâllerde meclisi feshetme hakkı vardır. Bu durumun örnekleri 1972, 1976, 1979, 1983, 1994, 1996 ve 2008 yıllarında yaşanmıştır.

İtalya Cumhuriyeti’nin cumhurbaşkanı (İtalyanca: Presidente della Repubblica) her yedi yılda bir ulusal meclis ve az sayıda bölgesel temsilci tarafından seçilir. İtalya’da cumhurbaşkanları tarafsız bir biçimde ülkenin birlik ve bütünlüğü simgelemekle yükümlüdürler. Daha önceleri İtalya krallarına verilen hakların büyük bölümünü elinde bulundurur. Cumhurbaşkanı, yasama, yürütme ve yargı erklerinin ortasında tüm bunların işlerliğini sağlamakla görevlidir. Yöneticileri atamak, yargıya başkanlık etmek ve ülke ordusunun başkomutanı olmak gibi görevleri de yürütmektedir. Seçim ile işbaşına gelmiş partiler içinden çıkacak başbakanı da cumhurbaşkanı atar ve başbakana kabineyi kurma görevi verir. Kabinenin onaylanması ulusal mecliste yürütülen güven oylamasına bağlıdır.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0talya

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Sonraki Sayfa »