Charles Lindbergh

Yazan: admin | Mucitler | Salı 28 Aralık 2010 12:10

Savaştan sonra Lindbergh kendi kabuğuna çekilerek çeşitli havacılık firmaları için danışmanlık yaptı. Boeing 747 jetinin tasarımına yardım etti. Başkan Dwight D. Eisenhower ona itibarını iade etti. 1953’te Lindbergh, 1927’deki Atlas Okyanusunu tek başına geçişini anlatan The Spirit of St. isimli kitabını yayınladı. Bu kitapla 1954’te Pulitzer Ödülünü kazandı. 1960’ların sonunda Lindbergh çevre koruması faaliyetlerine ayırarak geçirdi. Son yıllarını Hawaii adalarından biri olan Maui’de geçirdi. 26 August 1974’te aynı ada da kanserden öldü ve burada gömüldü. Ölmeden önce, gömüleceği yerin ve mezarının tasarımını ve tabutunu kendi yaptı.

Augustus Lindbergh, Jr. (d. 4 Åžubat 1902 – ö. 26 AÄŸustos 1974), “Åžanslı Lindy” ve “Yalnız Kartal” adlarıyla da bilinen ABD’li pilottur. 1927 yılında Atlas Okyanusu’nu uçakla tek başına geçen ilk pilottur.

Charles Augustus Lindbergh 4 Åžubat 1902 yılında Detroit’te doÄŸdu. Minnesota’nın Little Falls ÅŸehrinde ki bir çiftlikte büyüdü. Babası Charles Augustus Lindbergh, Sr isimli bir avukat annesi ise Evangeline Lodge Land isimli bir öğretmendi. Babası 1907′de Amerikan Senatosu’na Minesota’dan seçilerek 1917′ye kadar orada kongre üyeliÄŸi yaptı. Lindbergh, çocukken makinalara karşı çok büyük bir ilgi duyuyordu. 18 yaşına geldiÄŸinde Wisconsin Üniversitesi’ne girdi. Üniversitede iki yıl mühendislik okuduktan sonra uçaklara olan ilgisi yüzünden okulu terkederek yeni geliÅŸmekte olan havacılık alanına girdi. Kasaba fuarlarında havada uçmakta olan uçakların kanatlarında yürümek, yüksek hızla uçaklardan aÅŸağı sarkınmak ve paraşütle uçaktan atlamak gibi o günler için çok yeni ve tehlikeli olan gösteriler yapmaya baÅŸladı. Gözü pekliÄŸiyle ünlendi. 1923 yılında babasının kefilliÄŸiyle bankadan 900 dolar krediyle ordudan çıkma bir Curtis JN-4 model, 90 beygir gücünde bir uçak satın aldı. 1924′te Lindbergh pilot olmak için orduya yazıldı. 1925′de Ordu’nun uçuÅŸ eÄŸitim okulunu birincilikle tamamlayarak mezun oldu. UçuÅŸ okulundan mezun oluduktan sonra Robertson Aircraft Corporation adlı firmada posta uçağı pilotu olarak iÅŸe baÅŸladı. St. Louis’den Chicago’ya posta taşıdı.

Lindberghler Avrupa’da yaÅŸarken, Fransa ve Almanya havacılık alanındaki katetmiÅŸ oldukları endüstriyel geliÅŸmeleri göstermek için Lindberg’ü ülkelerine davet ettiler. Lindbergh özellikle Nazi Almanyasının havacılık endüstrisinde yapmış olduÄŸu geliÅŸmelerden çok etkilendi. Bu ülkedeyken 1938 yılında Hermann Goering tarafından Almanya ÅŸeref madalyası ile taltif edildi. Lindbergh ve ailesi 1939 yılında Amerika’ya geri döndüler. Lindbergh’de babasının Amerika’nın gönüllü olarak I. Dünya Savaşına girmesini protesto etmek için Amerikan Kongresinden istifa ettiÄŸi gibi, o da Amerika’nın gönüllü olarak II. Dünya Savaşına katılmasını önlemek için Önce Amerika Komitesine katıldı ve komitenin baÅŸ konuÅŸmacısı oldu. Franklin D. Roosevelt’i, Yahudileri ve İngilizleri gereksiz yere ABD’yi savaÅŸa sürüklemekle suçladı. Fakat Japonların 7 Aralık 1941’de Pearl Harbour’u bombalaması üzerine bu aktivitelerini durdurup orduya yazılmak istedi. Bu isteÄŸi yetkililer tarafından kabul edilmedi. Lindbergh’de ülkesine hizmet edebilmek için Ford Motor Company ve United Aircraft Corporation’ın kendisine teklif ettiÄŸi teknik danışmanlık ve test pilotluÄŸu görevlerini kabul ederek ABD’nin Büyük Okyanusunda bulunan uçak filolarını denetlemek ve teknik danışmanlıkta bulunmak üzere buraya gitti. Böylece, Lindbergh ABD’nin Büyük Okyanus’ta Japonlara karşı yaptığı savaÅŸta yerini aldı ve gayri resmi olarak 50 uçuÅŸ görevine katıldı ve Japonlara karşı en ön saflarda savaÅŸtı.

1919 yılında, Raymond Orteig adında bir Fransız asıllı otel sahibi New York’ tan Paris’ e kesintisiz uçan ilk pilota 25.000 dolar vaad etti. Orteig ödülünü kazanmaya çalışan birkaç pilot da hayatlarını kaybetti. 1927 yılına gelindiÄŸinde hala kimse Orteig ödülünü kazanmaya baÅŸaramamıştı. Bu arada, Lindbergh doÄŸru uçakla bu iÅŸi yapabileceÄŸine yani Atlas Okyanusunu tek başına geçip Paris’ e inebileceÄŸine inandı. Fakat yeni bir uçak alabilmesi için para gerekliydi. Gerekli olan parayı da dokuz St. Louis’ li iÅŸ adamından buldu. Lindbergh, eÄŸer Atlas Okyanusunu geçecekse bunun bir tek motorlu uçakla mümkün olabileceÄŸine inanıyordu ve böyle bir uçak inÅŸa ettirmek istedi. Görüşme yaptığı bazı uçak üreticileri onun bu fikrini gerçekçi bulmadı ve uçağın güvenlik açısından iki veya daha fazla motorlu olması gerektiÄŸini söylediler. Buna karşılık Lindbergh iki motorun riski ikiye katlayacağına inandığı için bu önerileri kabul etmedi. Åžubat 1927’ de beklediÄŸi teklif Ryan Havayoları adlı San Diego, Kaliforniya’ da bulunan bir uçak üreticisinden geldi. Lindberg hemen Kaliforniya’ ya giderek firmayı ziyaret etti. İlk baÅŸta firmayı beÄŸenmese de firmanın sahibi ve baÅŸ mühendisiyle yaptığı toplantıdan sonra ikna oldu. The Spirit of St. Louis (uçak ismini yatırım yapan iÅŸ sahiplerinin yaÅŸadığı ÅŸehirden aldı) bu firma tarafından inÅŸa edilecekti. OlaÄŸanüstü özverili bir çalışmadan sonra uçak iki ay sonra 28 Nisan 1927’ de bitirildi. Lindbergh’ün isteÄŸi üzerine uçakta bazı deÄŸiÅŸiklikler yapıldı. Yakıt deposu uçağın arkası yerine ön tarafa motorun hemen arkasına konuldu. Bunun nedenini ise Lindbergh: “uçuÅŸ sırasında zorunlu iniÅŸ yapmak mecburiyetinde kalırsam motorla yakıt deposu arasında sıkışıp kalmak istemem” diye açıkladı. Bu yüzden de uçaÄŸa ön cam takılmadı. Uçarken önünü görmek için ya periskobu kullandı ya da başını camdan çıkarmak suretiyle ilerisini görmeye çalıştı. Lindbergh uçağını 10-11Mayıs, 1927’de San Diego’dan New York’a 20 21 dakika da uçarak test etti. Aynı zamanda bu kıtaiçi hız rekoruydu. Bu arada 10 Mayıs’ta Charles Nungesser ve François Coli (yön bulucu) isimli iki Fıransız ödülü kazanmak için Paris’ten New York’a doÄŸru uçuÅŸa geçti. İşte bu anda Lindbergh bütün umutlarının kaybolduÄŸunu hissetti. Fakat kalkıştan sonra bu ikiliden bir daha haber alınamadı. Bu haberden sonar Åžanslı Lindy’nin bu uçuÅŸu yapabilme umudu hala devam ediyordu. Lindbergh, New York’un Long Island bölgesinde bulunan Curtis Havaalanına 12 Mayıs’ta indi ve Garden City Oteli’ne yerleÅŸti. Kıtalararası uçuÅŸunu hava ÅŸartlarından birkaç kez ertelemek zorunda kaldı ve havanın düzelmesini beklemeye baÅŸladı. Bu arada rakiplerinin de her an bu uçuÅŸu gerçekleÅŸtirebilecekleri haberlerini alıyor, acele etmesi gerektiÄŸini hissediyordu. Hava ÅŸartları uygun olmadığı halde 20 Mayıs 1927’de uçuÅŸu denemeye karar verdi. 19’u akÅŸamı oteldeki gazeteciler ve kalabalıktan uyuyamadı. Ertesi sabah uykusuz bir ÅŸekilde sisli ve buzlu bir havada Long Island’da bulunan Roosevelt Havaalanı’ndan (Åžu anda bu pistin yerinde “Roosevelt Mall” adında bir alışveriÅŸ merkezi yükselmektedir) tek başına Paris’e gitmek üzere havalandı. 21 Mayıs 1927, 10:22:30’da Paris’in Le Bourget Havaalanı’na indi. “The Spirit of St. Louis” onu 33,5 saatte 5.800 km taşımıştı. Bu kıtalararası uçuÅŸ onu aniden dünyada en tanınan insanlardan biri haline getirdi. Fakat Atlas Okyanusu’nu tek motorlu bir uçakla geçmesi hiç de kolay olmamıştı. Uykusuz baÅŸladığı bu 33,5 saatlik uçuÅŸ sırasında zaman zaman uykusuzluÄŸa yenik düşmüş, zaman zaman da yaÄŸmur ve fırtınalar atlatmış, hatta halisülasyonlar görmüştü. Okyanusa çok yakın uçması ve kontrolünün hassas olması sayesinde Lindbergh uykuya daldığı zaman uçağın tekerlekleri su yüzeyine çarparak onu uyandırmış ve kontrolü tekrar ele almasını saÄŸlamıştır. UçuÅŸun zorluklarından bir baÅŸkası ise, gideceÄŸi istikameti sadece bir pusula yardımıyla bulmuÅŸ olmasıdır. Bu uçuÅŸun dünyada yarattığı büyük heyecanın sebepleri; Lindbergh’in gençliÄŸi ve daha önce haftalar süren Atlas Okyanusu geçiÅŸini saatlerle ölçülen bir süreye indirmesidir.

Amerikan Hükümeti Lindbergh’ün bu ününden yararlanmak için onu iyi niyet elçisi olarak davet edildiÄŸi ülkelere göndermeÄŸe baÅŸladı. Latin Amerika ülkelerine düzenlediÄŸi gezinin Meksika durağında Amerikan Konsolosunun kızı olan Anne Spencer Morrow’la tanıştı ve 1929 yılında evlendi. Bu evliliÄŸinden 6 çocukları oldu; Charles Augustus Lindbergh III (1930-1932), Jon Lindbergh (d. 1932), Land Morrow Lindbergh (d. 1937), Anne Lindbergh (1940-1993), Scott Lindbergh (d.1942) ve Reeve Lindbergh (d.1945). 1 March 1932’de Charles Augustus Lindbergh III, daha 20 aylıkken New Jersey’deki evlerinde beÅŸiÄŸinde uyurken çocuÄŸun yatak odası penceresine dayanan bir mediven vasıtasıyla bilinmeyen bir kiÅŸi tarafından kaçırıldı. 10 hafta süren arama ve fidye pazarlıklarından sonra oÄŸlunun cesedini evlerinden birkaç kilometre ötesinde buldular. Bruno Hauptmann adındaki bir Alman göçmeni oÄŸlunun katili olarak yakalandı. Mahkeme edilip suçlu bulunduktan sonra 1938’de idam edildi. Katili yakalayan Amerikali Albay Norman H. Schwarzkopf daha sonralari Iran baskenti Tahran da jandarma kurmakla gorevlendirildi. Bu dava basının ve halkın ilgisinden dolayı “yüzyılın davası” olarak tarihe geçti. Bu davanın görülmesinden sonra Lindberghler kamuoyunun gözlerinden uzak kalabilmek için İngiltere’ye yerleÅŸtiler.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Charles_Lindbergh

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

George Westinghouse

Yazan: admin | Mucitler | Salı 28 Aralık 2010 12:10

George Westinghouse (6 Ekim 1846, Central Bridge, New York – 12 Mart 1914, New York kenti, ABD), ABD’de iletiminde alternatif kullanılmasına öncülük eden ve sanayici.

1880′lerde ABD’de geliÅŸtirilen elektrik iletim sistemlerinde yalnızca doÄŸru akım kullanılıyordu; Avrupa’da ise alternatif akımlı birkaç sistem geliÅŸtirilmiÅŸti. Bunların en baÅŸarılı olanlarından biri Lucien Gaulard ile John Gibbs’in 1881′de Londra’da kurdukları sistemdi. Westinghouse bir grup Gaulard-Gibbs transformatörü ile bir Siemens üreteci getirterek Pittsburgh’da bir elektrik dağıtım sistemi kurdu (1885). Üç elektrik mühendisinin de yardımıyla transformatörleri daha geliÅŸkin hale getiren Westinghouse, ürettiÄŸi gerilimin deÄŸeri sabit tutalabilen bir üreteci de geliÅŸtirdi. 1886′da kurduÄŸu Westinghouse Electric Company, üç yıl sonra Westinghouse Electric Manufacturing Company adını aldı. Nikola ’nın motoruna iliÅŸkin patentlerini satın alan Westinghouse, Tesla’yı da motorunu geliÅŸtirip kurulucak enerji sistemine uygun duruma getirmesi için iÅŸe aldı. Enerji sistemi pazarlanacak duruma geldiÄŸinde enerji iletiminde doÄŸru akım kullanılması yanlıları için yoÄŸun bir kötüleme ve gözden düşürme kampanyası açtılar.Alternatif akıma yöneltilen saldırılar, alternatif akımın insan yaÅŸamı için tehdit oluÅŸturduÄŸu iddiasına dayandırılıyordu. 1893′te düzenlenen Chicago Dünya Fuarı’nın aydınlatılması iÅŸi Westinghouse’un ÅŸirketine verildi; Niyagara Irmağı üzerideki çaÄŸlayanlardan elektrik enerjisi elde etmek üzere alternatif akımlı sistemler kurma hakkını da Westinghouse aldı.

Demiryollarına duyduÄŸu ilgi, ilk büyük icadı olan havalı freni ortaya koymasına yol açtı (1869), aynı yıl Westinghouse Air Brake Company’yi kurdu. Kimi otomatik mekanizmaların da eklenmesiyle havalı frenler trenlerde yaygın olarak kullanılmaya baÅŸladı; 1893′te kabul edilen Demiryolu Güvenlik Aygıtları Yasası, trenlerde bu tür frenlerin kullanılmasını zorunlu kıldı. Otomatik havalı frenlerin Avrupa’da da yaygınlaÅŸması üzerine farklı hatlarda çalışan trenlerde aynı tür frenlerin kullanılabilmesi ve mevcut trenlere frenin sonradan daha geliÅŸmiÅŸ modellerinin takılabilmesi amacıyla havalı fren aygıtlarının standartlaÅŸtırılması konusu üzerinde çalışmalar yapan Westinghouse, böylece modern standartlaÅŸtırma yöntemlerinin de öncülüğünü yapmış oldu.

KurduÄŸu ÅŸirket ticari olarak büyük bir geliÅŸme gösterdi, ama Westinghouse , 1907′deki bir borsa krizi sonucunda ÅŸirket üzerindeki denetimini yitirdi ve 1911′de bütün ÅŸirketleriyle iliÅŸkisini kesti.

İç SavaÅŸ sırasında kara ve deniz kuvvetlerinde görev yaptı. 1865′te dönme hareketi saÄŸlayan bir buhar makinesine iliÅŸkin ilk patentini aldı. Bu makinenin kullanışlı olmadığı sonradan anlaşıldı ama Westinghouse makinede uyguladığı çalışma ilkesinden yararlanarak yeni bir su sayacı geliÅŸtirdi. Aynı yıl raydan çıkmış yük vagonlarını raylar üzerine yerleÅŸtiren bir düzenek etti.

Daha sonra demiryolu iÅŸaret sistemleri üzerinde çalışmaya baÅŸlayan Westinghouse, satın aldığı patentlere kendi buluÅŸlarını da ekleyerek elektrik ve basınçlı havayla çalışan tam bir iÅŸaret sistemi geliÅŸtirdi.Havalı frenlere iliÅŸkin bilgi birikiminden yararlanarak 1883′te güvenlikli bir doÄŸal boru hattı sistemi üzerinde çalışmaya baÅŸladı. Bu konuda iki yıl içinde aldığı patentlerin sayısı 38′e ulaÅŸtı (Westinghouse’un almış olduÄŸu patentlerin toplam sayısı 100′ün üzerindedir).

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/George_Westinghouse

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Alexander Graham Bell mucit

Yazan: admin | Mucitler | Salı 28 Aralık 2010 12:08

Kimi siyah beyaz filmlerde gülme konusu yapılan “manyetolu ” görüşmeleri 1899 yılında Almon B. Stowger adlı birinin katkısı ile otomatikleÅŸmeye yöneldi. İşin garip tarafı Stowger telefoncu deÄŸil cenaze levazımatçısıydı. Rakibinin eÅŸi ÅŸirketinde çalışıyordu. Cenaze iÅŸleri için Strowger’ı arayanları bu memur kendi eÅŸine baÄŸlıyordu. Bu zor durum karşısında çözüm bulmak için kolları sıvayan Strowger otomatik santralı yapmayı baÅŸardı. Halk yeni telefona “kızsız ” adını taktı.

İngiltere’den dönen Bell, Boston Üniversitesi İnsan Sesi Fizyolojisi dalı profesörlüğüne getirildi. Kuramsal bilgilerini teknik destekle yaÅŸama geçirmeye ve iÅŸitme engelliler için duymalarını saÄŸlayacak aletler yapmaya giriÅŸti. Watson adlı bir elektrik mühendisi ile birlikte çalışmaya baÅŸladı. Çalışmalarını yürütmek için maddi destek gerektiÄŸinde kendisine Avukat Gardnier Greene Hubbart yardım elini uzattı. Bell ve Watson 1875 yılında sesin tel üzerinden bir baÅŸka yere gittiÄŸini ortaya çıkardı. Ancak anlaşılmaz bir durumdaydı. 14 Åžubat 1876 günü Bell ve Gray telefon patenti almak için ayrı ayrı baÅŸvuru yaptı. Bell’e 7 Mart günü istediÄŸi patent verildi. 174.465 nolu patentini alan Bell atölyede denemelerini sürdürürken telefonu çalıştırmak için kullandığı bataryadan pantolonuna asit döküldü. Watson’u yardıma çağırdı:

O yıllarda yayımlanan gazetelere verilen bir reklamda telefon şöyle tanıtıldı:

“Sohbet. Ağızdan kulaÄŸa telefonla konuÅŸarak çok daha rahat.”

Bell 1915 yılında New York’u San Francisco’ya baÄŸlayan ilk uzun kentlerarası telefon hattını açtı. Karşısında yine yardımcısı Watson vardı. Aradan geçen onca yıla karşın Bell ilk günü unutmadı. Watson’a “Watson seni istiyorum, buraya gel” dedi.

Aslında Bell, sağırların sessizliğini ortadan kaldırmaya çalışıyordu. Bunu başaramadı ama her gün yeni bir özelliğe kavuşan telefonla birbirinden kilometrelerce uzaktaki insanların birbirlerini duymalarını sağladı.

Bell yardımcısını yardıma çağırırken farkında olmadan 134 yıl önce 10 Mart günü ilk telefon görüşmesini yaptı. Watson Bell’in sesini “telefon”dan duydu. ABD’nin 100’üncü kuruluÅŸ yıldönümüne denk gelen bu buluÅŸu ona düzenlenen Yüz Yıl sergisinde birçok ödül kazandırdı. Bell bilimsel çalışmalarını yürütmek için maddi ve manevi destek gördüğü Hubbart Ailesi’nden Mabel ile bir yıl sonra evlendi.

Bu sözler “” özlemi olarak yorumlanmasına karşın geliÅŸen teknoloji görüntülü cep telefonlarını, internet üzerinden canlı yayınla iletiÅŸimi iÅŸaret ettiÄŸini göstermektedir. Bilimkurgu severler ise “Uzay Yolu” filminden esinlenerek insanların ışınlanmalarından, insanların bulundukları yerde baÅŸka bir yerdeki olayı üç boyutlu olarak ekranlarda görerek ya da duyarak deÄŸil hissederek elde edeceÄŸi günleri tartışıyor…

Kalın metin

İşitme engeline karşı yürütülen savaşımın sonucu insanlık dünyasının sağırlığını gideren bir buluÅŸu armaÄŸan eden Bell öldüğünde ona duyulan büyük saygı ve sevgiden ötürü soyadından yola çıkarak telefonu simgelemek için kırmızı “çan” resimleri kullanıldı.

AHMET BOZKURT TARAFINDAN HAZIRLANMIÅžTIR

Bugün öne çıkan buluÅŸlarının gölgesinde kalan yapıtlarının çoÄŸu iÅŸitme engeli konusundaydı. İşitme engelli annesinin ve eÅŸinin duyamadığı sesleri kaydetmeyi baÅŸardı. “Gramofon”dan kazandığı parayı bugün de sağırlar için çalışmalar yürüten İşitme engelliler Kurumu’na harcadı. Fransa hükûmeti insanlığa hizmetinden dolayı onur ödülü ve ödülü verdi. Verilen parayı Washington’da İşitme engelliler için Volta Enstitüsü’nü kurmada kullandı. İlk el telefonunu geliÅŸtirmek için Bell teknik sorunları alt etmeye çalışırken bir yandan da kendisini dava eden Gray’a karşı hukuk savaşı verdi. Telefon atölyeden 4 yılda çıkabildi. 1880 yılında Bell’e yardım eden Tainer radyofon adını verdikleri aleti denedi.

Bugünkü telefonlara benzemeyen bir biçimdeydi. Üzerinde birler, onlar, yüzler basamağını temsil eden üç tuş bulunuyordu. Bağlanmak istenen numara tuşlara aranan numarada yer alan rakamın değeri kadar basılarak sağlanıyordu. Arayan kişi tuşa kaç kez bastığını sık sık şaşırdığı için karmaşaya da yol açıyordu. Bunun da çözümü çok geçmeden bulundu.

1893 yılında telefon ile ilgili geliÅŸmeleri kaleme alan bir yazar gözlemini şöyle dile getirdi: “Åžu anda duyabildiÄŸimiz sanatçı ve ÅŸarkıcıları bir süre sonra insanlık görmeyi de baÅŸaracak.”

. Watson —Come here —I want to see you” (“Bay Watson. Buraya gelin. Sizi görmek istiyorum.”)

EÅŸi dört yaşından beri sağırdı. Bell öğrencisi olarak tanıdığı ve daha sonra evlendiÄŸi Mabel’e derin bir sevgi duydu. Artan ününe karşın hiçbir zaman ne eÅŸini ne de iÅŸitme engellileri göz ardı etmedi. EÅŸine yazdığı bir mektupta “EÅŸin, hangi noktaya çıkarsa çıksın, ne denli zengin olursa olsun, emin ol iÅŸitme engellileri ve onların sorunlarını her zaman düşünecektir” diye yazmıştır.

Bir okulun tepesine çıkan Tainer çok uzaktan görebildiÄŸi Bell’e telefonla seslendi “Bay Bell. Bay Bell. Beni duyabiliyorsanız lütfen pencerenin önüne gelip ÅŸapkanızı sallayın.” Bell ÅŸapkasını salladığında artık telefon doÄŸumunun ardından emeklemeye baÅŸladı. Sekiz yıl sonra Connecticut eyaleti ilk telefon ÅŸebekesine sahip kent oldu.

Telefon yakın yıllara dek Türkiye’de olduÄŸu gibi santraller ve memurlar aracılığı ile yürütülüyordu. Bir süre sonra santrallerde erkek memur yerine kadın memurun çalışması geleneÄŸi baÅŸladı. İlk kadın santral memuru da Boston’da çalışmaya baÅŸlayan Emma Nut oldu.

Graham Bell belleklerde telefonun bulucusu olarak yer etse de adının öne çıkmadığı çalışmaları da vardı. Bunlardan biri büyük bir ilgi ile tüm dünyanın izlediÄŸi National Geographic dergisindeki yöneticiliÄŸiydi. Yüzyirmi yıl önce silahlı saldırıya uÄŸrayan ve ağır yaralanan ABD BaÅŸkanı Garfield’ın bedenindeki kurÅŸunların yerini belirlemede ilk kez kullandığı telefonik sonda, Röntgen’in X ışınları ile tanıyı geliÅŸtirilmesinde kullanıldı. Deniz ve hava taşımacılığı için projeler gerçekleÅŸtirdi.

Telefonun olanaklarından yararlanarak müşteri çekmek isteyen oteller arasında kıyasıya bir savaÅŸ baÅŸladı. Oteller ünlü müzik, tiyatro, opera, konser salonlarına baÄŸlanan telefon “Tiyatrofon” hattı ile aldıkları sesi lobilerinde oturan müşterilerine dinletmeye baÅŸladı. Bu evlere ve iÅŸ yerlerine yayıldı.

Alexander Graham Bell, (d. 3 Mart 1847, Edinburgh İskoçya – ö. 2 AÄŸustos 1922, Baddeck Kanada), 1876′da ile tanınan Alexander Graham Bell önce Ontario’ya, daha sonra Boston’a yerleÅŸti.

Kısa sürede New York sokaklarını telefon direkleri ve kablo hatları örümcek ağı gibi kapladı. Yürünmez bir hale gelen sokaklardaki bir telefon direği kabloları tutan 50 çapraz tahta taşıyordu. Telefon günlük yaşama değişik biçimlerde girmeye başladı.

Ünü kısa sürede yayılan Bell, Oxford Üniversitesi’ne konuk öğretmen olarak çaÄŸrıldı. İngiltere’de eline geçen Alman Hermann von Helmholz adlı bilginin iÅŸitme fizyolojisine iliÅŸkin kitabını okudu. Müzik sesinin bir tel aracılığı ile aktarılabilineceÄŸi düşüncesi üzerinde yoÄŸunlaÅŸtı. Bu sırada baÅŸka da bu konularda çalışmalar yürütüyordu. Elisha Gray bunlardan biri.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Alexander_Graham_Bell

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Sybian

Yazan: admin | icatlar | Pazartesi 20 Aralık 2010 21:58

Sybian, kadınlar tarafından kendini tatmin ve tahrik için kullanılan bir cihazdır.

Ortasında delik bulunan, ucunda bu delikten dışarı çıkan bir çubuğa bağlı bir motorun yerleştirilmiş olduğu ve semere benzeyen bir oturaktır. Bu çubuğun ucuna penise benzer çeşitli nesneler takılarak kullanılır. Sybian kullanım sırasında titreyecek ve çubuğa bağlı nesneleri döndürecek şekilde tasarlanmıştır. Bu titreşim klitorisi uyarırken dönen nesneler de G noktasının uyarılmasını sağlarlar. Bu hareketlerin şiddeti cihazın altına bir kabloyla bağlı bulunan kontrol kutusu tarafından artırılıp azaltılabilir. Bu çeşitli cinsel uyarılar kombinasyonunun diğer bilinen yöntemlerle elde edilenlerden daha şiddetli bir orgazm yaşattığı düşünülmektedir.[kaynak belirtilmeli]

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Sybian

Tags: , , , , , ,

Etiketler:, , , , , ,

Oyuncak ayı

Yazan: admin | icatlar | Pazartesi 20 Aralık 2010 21:57

ayı, çoğunlukla içi doldurularak üretilen ve bütün dünyada Teddy Bear adı ile popülerlik kazanmış oyuncak.

Çocuk oyuncağı olarak nitelendirilen ayılar, Sherlock Holmes’dan Marilyn Monroe’ya kadar özel yere sahip birçok ünlü kiÅŸilikle özdeÅŸleÅŸtirilerek yetiÅŸkinlerin de yoldaşı haline gelmiÅŸtir.Tüm dünyada bir klasik olarak, insanlararası iletiÅŸimin sembolü, her durumda teÅŸvik ve teselli unsuru oldu.Oyuncak ayılar, pozitif duyguların sembolü ve sempati kaynağı olarak özellikle reklamlarda yer almaya baÅŸlamıştır.

DiÄŸer hikâye; yine aynı zamanlarda Almanya’nın Württemberg eyaletinin küçük bir köyünde yaÅŸamakta olan ve Stuttgart’ta sanat meslek okuluna devam eden Richard Steiff, bölgedeki hayvanat bahçesini gezerken ayılardan çok etkilenir.Steiff, yengesine ait oyuncak eÅŸya firmasının bezden yapılmış hayvancıklar yelpazesine bir de hareket edebilen oyuncak ayıları dahil etmeyi planladı.Bir örnek hazırlayarak Amerikan pazarına satışa sundu.Bu ilk örneklerle daha sonra tiftikten yapılan ve firmanın amblemini taşıyan PB 55 kodlu oyuncak ayılar, 1903′teki Leipzig Fuarı’nda bir tüccarın ilgisini çekip 3000 adet sipariÅŸ etmesine kadar bu pazarda ilgi görmedi.

Oyuncak ayılar özellikle 1980′li yılların ortalarından itibaren bir koleksiyon malzemesi haline geldi.Çok sevilenler, hiç oynanmamış olanlar, eskiler, yeniler ve daha birçok çeÅŸit, ünlü koleksiyonlarda yerlerini aldılar.

Oyuncak ayının gördüğü ilgi karşısında, örnek ayıyı Beyaz Saray’a göndererek baÅŸkandan isim babası olmasını istedi.Roosevelt isteksiz davransa da, sonunda Teddy Bear (Ayı Teddy) ismini buldu (1903).

İnsanlara her alanda destek veren bu varlıklar, hiçbir zaman bir kahraman olmadılar.Edebiyatta da ayılardan hiçbir zaman bir kahraman olarak söz edilmez, genellikle iyi huyluluÄŸu ve ezilmiÅŸliÄŸi temsil eder.Alan Alexander Milne tarafından 1926 yılının sonbaharında Londra’da yazılan Winnie-the-Pooh ve iki yıl sonra yazılan The House at Pooh Corner, bu konuda yazılan en önemli eserler olarak tanınıyor. Bir çok dile çevrilen bu kitaplar dünyanın birçok yerinde milyonlarca sattı. Buna raÄŸmen Pooh bir kahraman olamadı. Tam tersine, zevkine düşkün, tembel ve kendi deÄŸerlendirmesiyle zeka düzeyi düşük bir ayı idi. Fakat Winnie-the-Pooh en güzel çocuk kitaplarından bir tanesi olarak ve oyuncak ayıları gerçek anlamda iyi anlayabilen tek kitap olarak kaldı.

Eski ABD baÅŸkanlarından Theodore Roosevelt’in, Louisiana ve Mississippi arasında sürmekte olan sınır sorununa bir son vermek ve arabuluculuk etmek amacıyla güney eyaletlerine bir gezi düzenledi.Gezi sırasında, ayı avına meraklı olan baÅŸkana bir jest yapmak isteyen vatandaÅŸlar bir yavru ayıyı yakalayarak vurması için Rooosevelt’in karşısına çıkarmışlardı.Ama baÅŸkan bu olaya ÅŸiddetle karşı çıktı.Bu olayın Washington Post gazetesinde bir karikatüre konu olmasından sonra, bu hikâyeden etkilenen Rus göçmen Morris Michtom, eÅŸi Rose’a pelüşten bir ayı yapmasını istedi.Washington Post’da yayımlanan Berryman’ın çizdiÄŸi karikatürle birlikte bu oyuncak ayıyı Brooklyn’de sahibi olduÄŸu dükkânın vitrinine yerleÅŸtirdi.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Oyuncak_ay%C4%B1

Tags: , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , ,

Maser nedir

Yazan: admin | icatlar | Pazartesi 20 Aralık 2010 02:15

Maser, atomların, dışarıdan uyarılması neticesinde dışarıya salınan radyasyon yardımı ile elde edilen, genliği yükseltilmiş elektromanyetik dalga. Maser, önceleri ilk maserin frekansında çalışması sebebiyle İngilizce (Mikrovawe Amplification by Stimulated Emission of Radiation) cümlesindeki kelimelerin baş harflerinin alınmasından türetilmiştir. Bugünse işitme frekansından itibaren (20 ila 20.000 saykıl/saniye), görünen ve morötesi frekanslı elektromanyetik bölgelerde dahi aynı prensip tatbik edildiğinden maser, Molecular amplification by Stimulated Emission of Radiation olarak tarif edilmektedir. Maser, tahrikli radyasyon (ışın, şua) neşriyle (yayılmasıyla) mikrodalga veya moleküler dalga kuvvetlendirilmesi demektir. Cihaz, hassas olarak tayin edilmiş frekansta mikrodalga osilasyonları (titreşimleri) ve düşük gürültü seviyeli amplifikasyon (kuvvetlendirme) elde etmeyi sağlar. Bu maksatla atomların ve moleküllerin iç enerjisinden faydalanan bir amplifikatör ve osilatör grubu kullanılır. Aletin çalışmasının temel prensibi olan tahrikli neşriyat (stimulated emission), tedirgin (aşırı enerji yüklü) haldeki bir atoma, dışarıdan eşit enerjili bir fotonun çarpması sonucu atomun aynı özellikli bir foton neşretmesi şeklinde meydana gelir. Böylece tahrik eden foton veya dalgalar çarptıkları tedirgin atomlar tarafından neşredilen fotonlarla kuvvetlenir. Bir maser, veya katı halde aktif bir ortamdan ibarettir. Sistem çeşitli frekanslar halinde elektromanyetik bir radyasyona maruz bırakılır. İçerideki atomların çoğu bu tesirle yüksek enerjili (tedirgin) hale gelir. Böylece tahrikli bir frekans hasıl olur. Aktif ortam, rezonans sağlayan bir boşlukla çevrili olduğundan, tek bir çıkış frekansına eşdeğer osilasyon modlu paralel dalgalar teşekkül eder. Bunların optik frekanslarda çalışanlarına optik maser veya laser adı verilir.

Maser yayını ile uzaydaki gazların cinslerini tesbit etmek mümkündür. Bu maksatla hidrojen atomu ile 1421 MHz’de çalışan hidrojen maseri yapılmıştır.

İlk maser rezonatörü (osilatör de denir) H. Townes, James Gordon ve Herbert Zeiger tarafından 1954 senesinde yapıldı. Bu maserde amonyak gazının özel frekansından istifade . Azot atomu amonyak molekülünde (NH3) hidrojen atomları arasında 24.000 MHz ile titreşir. Bu frekansla titreşen amonyak molekülleri, havasız elektrostatik bir ortamdan geçirilirken aynı frekansta titreşen amonyak molekülleri bir hüzme şeklinde rezonatöre gelir. Rezonatör de enerji seviyelerindeki değişmelerle foton üretimine sebep olur. Bu fotonlar aynı fazda, aynı frekansta mikrodalgalar halinde titreşirler. Mikrodalga, rezonatörden dalga klavuzu ile alınarak yayınlanır.

Maserin kullanıldığı en mühim saha haberleşmedir. Haberleşmede karşılaşılan sıkıntı muhabere edilen kanalların mahdut olmasıdır. Böyle bir muhabere trafiğinde yayınların birbirine müdahale etmemesi için, mikrodalga (yüksek frekans) kullanılması gerekir. Maser bu tür haberleşme için çok uygundur. Mikrodalga ile yayında, yayın yapan istasyonla alıcının birbirini görmesi lazımdır. Bu bakımdan ara istasyonlara ihtiyaç vardır. Dünya etrafında yörüngede bulunan uydular, ara istasyon vazifesi yaparlar. 1962 senesinde yörüngeye oturtulan Telstar uydusu bu vazifeyi icra etmektedir. Telstar 3700-4200 ve 5925-6425 MHz bandlarında maser yayını alır ve yükselterek yayınlar.

Maser dalgaları oldukça kararlı ve monokromatik (aynı frekans ve fazda) olduÄŸu için astronomi ve uzay haberleÅŸmesinde, gürültü seviyesi olmayan yükselticiler olarak kullanılırlar. Maserde dalga rezonans sistemi, enerji seviyelerinden istifade edilerek çalıştığı için, dalga boyları çok küçük olmasına raÄŸmen imal edilmesi mümkündür. Halbuki aynı frekansta mevcut hiçbir manyetik dalga rezonatörü yapılamaz. Çünkü rezonatör yapımı dalga boyu büyüklüğü ile sınırlıdır. Maser dalga boyu 1 mm’den çok küçüktür. Klasik metodlarla elde edilen en yüksek frekansa (daha doÄŸrusu en küçük dalga boyuna) sahip rezonatör radar cihazlarında kullanılmaktadır.

Maser’in kullanıldığı bir saha da, uzaya fırlatılan araçların göndereceÄŸi bilgiler içindir. Uzay aracı çok küçük ve mesafe çok uzak olduÄŸu için mikrodalga vericisinin hem küçük hem de yaptığı yayının gürültüsüz olarak alınması gereklidir. Maser bu maksada mükemmel cevap verir. 1964 senesinde 383.180 km mesafedeki ay yüzeyinden Ranger VII ay modülünün gönderdiÄŸi yayınları ile 1965 senesinde 215.740.000 km mesafedeki Mars yüzeyinden Mariner IV’ün gönderdiÄŸi çok net resim yayınları, maser ile saÄŸlanmıştır. Bu kadar uzak mesafeden optik ve dalgaları ile TV ve resim yayını mümkün deÄŸildir.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Maser

Tags: , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , ,

Hava yastığı ne zaman icat edildi

Yazan: admin | icatlar | Pazartesi 20 Aralık 2010 02:15

Hava yastığı (Airbag, Yardımcı Koruma Sistemi/SRS), otomobillerde çarpışma anında çok hızlı biçimde açılıp bir veya hava ile ÅŸiÅŸerek yolcunun yaralanmasını önleyen, esnek bir malzemeden yapılmış koruma sistemi. Tipik bir hava yastığı saniyenin 1/10′undan kısa sürede açılır, birkaç saniye sonra da sönerek yolcunun hareketini ve araçtan çıkmasını kolaylaÅŸtırır.

İlk hava yastığı çözümleri 1950′li yılların başında ortaya çıktı. Ancak bunlar olgun sayılamayacak fikirlerdi. 1955 yılında alınmış bir patent, sistem açısından günümüzdeki hava yastığı ile benzemekteydi. Sistemin en önemli farkı, sürücünün hava yastığını bir düğmeye basarak açmak zorunda olmasıydı! Bu teknoloji ile ilgili tartışma yaratan diÄŸer bir konu da, hava yastığını gazla doldurması için bir tür fiÅŸek kullanılmasıydı. Burada hem fiÅŸeklerin fabrikada nasıl saklanacağı, hem de otomobile monte edildikten sonra nasıl güvenlik önlemleri alınması gerektiÄŸi konusu tartışılıyordu. Åžu anda kullanılan tipte ilk hava yastığı 1980 yılında Mercedes-Benz W126 S-Class serisinde Supplemental Restraint Systems (SRS)adıyla kullanılmaya baÅŸlandı. İlk yolcu hava yastığı ise sürücü hava yastığıyla birlikte 1987 yılında Porsche 944′te kullanıldı. Aradan geçen yıllar içinde hava yastığı iyice yaygınlaÅŸarak hemen her otomobilde standart bir donanım haline geldi.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Hava_yast%C4%B1%C4%9F%C4%B1

Tags: , , , , ,

Etiketler:, , , , ,

DNA moleküllerinin yapısı

Yazan: admin | icatlar | Cumartesi 7 AÄŸustos 2010 16:32

Nükleazlar DNA iplikçikleri kesen enzimlerdir, fosfodiester baÄŸlarının hidrolizini katalizlerler. DNA iplikçiklerinin uçlarındaki nükleotitleri hidrolizleyen nükleazlare eksonükleaz denir, iplikçiklerin iç kısımlarındaki baÄŸları hidrolizleyenlere ise endonükleaz. Moleküler biyolojide en sık kullanılan endonükleazlar restriksiyon endonükleazlarıdır, bunlar DNA’yı belli dizilerde keserler. ÖrneÄŸin soldaki resimde görülen EcoRV enzimi 6 bazlı 5′-GAT|ATC-3′ dizisini tanır ve dik çizgi ile gösterilen noktada onu keser. DoÄŸada bu enzimler, restriksiyon modifikasyon sisteminin bir parçası olarak, bakterileri fajlara karşı korumaya yararlar, hücrenin içine giren faj DNA’sını sindirerek.[78] Teknolojide bu enzimler moleküler klonlama ve DNA parmakizlemesi (DNA fingerprinting) için kullanılır.

Canlılarda DNA genelde tek bir molekül değil, birbirine sıkıca sarılı bir çift molekülden oluşur. [5][6] Bu iki uzun iplikçik sarmaşık gibi birbirine sarılarak bir çift sarmal oluşturur. Nükleotit birimler bir şeker, bir fosfat ve bir bazdan oluşurlar. Şeker ve fosfat DNA molekülünün omurgasını oluşturur, baz ise çifte sarmaldaki öbür DNA iplikçiği ile etkileşir. Genel olarak bir şekere bağlı baza nükleozit, bir şeker ve bir veya daha çok fosfata bağlı baza ise nükleotit denir. Birden çok nükleotidin birbirine bağlı haline polinükleotit denir.[7]

Modern biyoloji ve biyokimyada rekombinant DNA teknolojisi yoÄŸun bir ÅŸekilde kullanılır. Rekombinant DNA baÅŸka DNA parçalarından bir araya getirilmiÅŸ yapay bir DNA’dır. DNA parçaları, plazmit veya viral vektörler aracılığıyla canlıların içine transformasyon yoluyla sokulabilir.[101] Bu yolla ortaya çıkan, genetik deÄŸiÅŸime uÄŸramış canlılar kullanılarak rekombinant proteinler üretilebilir, bunlar tibbi araÅŸtırmalarda[102] veya tarımda[103][104] kullanılabilir.

DNA ikileÅŸmesinde, DNA-bağımlısı DNA polimeraz, bir DNA dizisinin kopyasını yapar. Bu süreçte hata olmaması hayatî önem taşıdığı için bu tip polimerazlarının çoÄŸunda prova okuma aktivitesi bulunur. Bunlarda, sentez reaksiyonunda meydana gelen ender hatalar, baz eÅŸleÅŸmesinin doÄŸru olmamasıyla anlaşılır. EÄŸer bir uyumsuzluk algılanırsa, 3′-5′ yönünde çalışan bir eksonükleaz aktivitesi etkinleÅŸtirilir ve hatalı baz çıkartılır.[83] ÇoÄŸu canlıda DNA polimerazlar replizom olarak adlandırılan ve yardımcı altbirimler (DNA kıskacı ve helikazlar gibi) içeren büyük bir kompleks içinde yer alır.[84]

DNA’nın tüm iÅŸlevleri onun proteinlerle olan etkileÅŸimine baÄŸlıdır. Bu protein etkileÅŸimlerinin bazıları özgül-dışıdır (non-spesifiktir), bazılarında ise protein ancak belli bir DNA dizisine baÄŸlanabilir. Enzimler de DNA’ya baÄŸlanabilir ve bunlar arasında DNA baz disini transkripsiyon ve DNA ikilemesi için kopyalayan polimerazlar özellikle çok önemlidir.

DNA’nın bir iplikçiÄŸindeki bir baz tipi, öbür iplikçikten tek bir baz tipi ile baÄŸ kurar. Buna tümleyici (komplemanter) baz eÅŸleÅŸmesi denir: pürinler pirimidinler ile hidrojen bağı kurar, A yalnızca T’ye baÄŸlanır, C’de yalnızca G’ye baÄŸlanır. Çift sarmalda karşıdan karşıya birine baÄŸlı iki baza bir baz çifti denir. Çift sarmalı kararlı kılan ayrıca hidrofobik etki ve pi istiflenmesi vardır, bunlar DNA dizisisinden bağımsızdır.[12] Hidrojen baÄŸları kovalent baÄŸlardan daha zayıf olduklarından kolayca kopup tekrar oluÅŸabilirler. Dolayısıyla DNA zincirinin iki iplikçiÄŸi bir fermuar gibi kolayca birbirinden ayrılabilir, ya mekanik güç ile veya yüksek sıcaklıkta.[13] KomplementerliÄŸin bir sonucu olarak bir DNA sarmalındaki iki iplikçikli dizideki tüm bilgi iplikçiklerin her birinde kopyalanmış durumdadır, bu da DNA kopyalanması için esas bir özelliktir. Aslında komplementer baz çiftleri arasındaki spesifik ve tersinir etkileÅŸimler DNA’nın canlılardaki iÅŸlevleri için ÅŸarttır.[1]

Bir DNA sarmalı genelde baÅŸka DNA parçaları ile etkileÅŸmez, ve hatta insan hücrelerinde farklı kromozomlar çekirdekte farklı bölgelerde yer alırlar.[88] Farklı kromozomların fiziksel olarak bu ÅŸekilde ayrı tutulması DNA’nın kararlı bir bilgi deposu olarak iÅŸlev görmesinde önemli bir rol oynar. Kromozomların birbiriyle etkileÅŸtiÄŸi zamanlar sadece rekombinasyona girdikleri krosover sırasındadır. Krosover sırasında iki DNA sarmalı kesilir, bir bölüm yer deÄŸiÅŸtirir ve kesik uçlar birleÅŸir.

Bazı kodlamayan DNA dizileri kromozomlar için yapısal rol oynarlar. Telomer ve sentromerler tipik olarak çok az sayıda gen içerir, ama kromozomların iÅŸlev ve stabilitesi için önemlidir.[34][60] İnsanlarda bulunan kodlamayan DNA’ların önemli bir türü psödogenlerdir, bunlar mutasyon sonucu çalışmaz hale gelmiÅŸ genlerin kopyalarıdır.[61] Bu DNA dizileri genelde birer moleküler fosilden ibarettir ama bazen yeni genlerin oluÅŸumuna ham madde olabilirler, gen ikilenmesi ve ıraksak evrim süreçleri sonucu.[62]

Deoksiribonükleik asit (DNA), tüm organizmalar ve bazı virüslerin canlılık iÅŸlevleri ve geliÅŸmeleri için gerekli olan genetik talimatları taşıyan bir nükleik asittir. DNA’nın baÅŸlıca rolü bilginin uzun süreli saklanmasıdır. Protein ve RNA gibi hücrenin diÄŸer bileÅŸenlerinin inÅŸası için gerekli olan bilgileri içermesinden dolayı DNA bir kalıp, ÅŸablon veya reçeteye benzetilir. Bu genetik bilgileri içeren DNA parçaları gen olarak adlandırılır, ama baÅŸka DNA dizilerinin yapısal iÅŸlevleri vardır, diÄŸerleri ise bu genetik bilginin kullanılmasının düzenlenmesine yararlar.

Zaman içinde DNA’da biriken mutasyonlar sonra kalıtsal olarak aktarıldığı için, taşıdığı bilgi bir anlamda tarihseldir. Genetikçiler DNA dizlerini karşılaÅŸtırarak bir canlının evrimsel tarihi yani onun filogenetiÄŸi hakında çıkarımlar yapabilirler.[114] Filogenetik sahası evimsel biyolojide güçlü bir araçtır. Bir türün bireylerine ait DNA dizileri karşılaÅŸtırıldığında topluluk genetikçileri o topluluÄŸun tarihine dair bilgiler edinebilirler. Ekoloji genetiÄŸinden antropolojiye kadar uzanan çeÅŸitli sahalarda bu bilgilerden yararlanılabilir. ÖrneÄŸin, tevratta söz konusu olan İsrail’in on kayıp kavmi, DNA bulguları ile tanımlanmaktadır.[115][116]

Genomu oluşturan DNA ökaryotlarda hücre çekirdeğinde, ayrıca az miktarda mitokondrilerde bulunur. Prokaryotlardaki DNA, sitoplazma içinde yer alan, düzensiz şekilli nükleoid denen cismin içindedir.[55] Genom tarafından kodlanan bilgi genlerde yer alır, bir canlı birey tarafından taşınan bu bilginin tamamına onun genotipi denir. Gen kalıtımsal bir birimdir ve organizmanın belli bir özelliğini belirleyen bir DNA dizisi ile tanımlanır. Ayrıca, bu DNA bölgesinin transkripsiyonunu düzenleyen diziler (promotör ve hızlandırıcılar gibi) de vardır.

DNA çeÅŸitli farklı mutajenler tarafından hasara uÄŸrayabilir, bunun sonucunda DNA dizisi deÄŸiÅŸebilir. Mutajenler arasında baÅŸlıca, yükseltgen (oksitleyici) etmenler, alkilleyici etmenler ve yüksek enerjili elektomanyetik ışınlar (morötesi ve X ışınları gibi) sayılabilir. DNA’da meydana gelen hasarın tipi mutagenin tipine baÄŸlıdır. ÖrneÄŸin, mor ötesi timin ikilileri (timin dimerleri) oluÅŸturarak DNA’ya hasar verir.[45] Buna karşın, serbest radikaller veya hidrojen peroksit gibi yükseltgen etmenler çeÅŸitli farklı türden hasar oluÅŸturabilirler, baz deÄŸiÅŸimi (özellikle guanozin) ve iki iplikçikli kırılmalar gibi.[46] Her bir insan hücresinde günde 500 baz yükseltgeyici zarar görür.[47][48] Bu yükseltgeyici hasarlardan en zararlısı çift zincirli kırılmalardır, çünkü bunların onarımı zordur, bunlar DNA dizilerinde noktasal mutasyonlara, insersiyonlara ve delesyonlara ayrıca kromozomal translokasyonlara yol açabilirler.[49]

Nükleotit olarak adlandırılan birimlerden oluşan bir polimerdir.[1][2] DNA zinciri 22 ila 26  Ångström arası (2,2-2,6 nanometre) genişliktedir bir nükleotit birim 3,3 Å (0.33 nm) uzunluğundadır.[3] Herbir birim çok küçük olmasına rağmen, DNA polimerleri milyonlarca nükleotitten oluşan muazzam moleküllerdir. Örneğin, en büyük insan kromozomu olan 1 numaralı kromozom yaklaşık 220 milyon baz çifti uzunluğundadır. [4]

Çifte sarmal saÄŸ elli bir spiraldir(sarmal). DNA iplikçiklerinin birbirine sarılı halinde ÅŸeker-fosfatlı omurgalar arasındaki aralıktan bazların kenarları görünür (animasyona bakınız). Sarmal etrafında dolanan bu oyuklardan iki tane vardır: bunlardan büyük oyuk (majör oyuk) olarak adlandırılanı 22 Å geniÅŸliÄŸinde, küçük (minör) oyuk ise 12 Å geniÅŸliÄŸindedir.[10] Küçük oyuÄŸun darlığı nedeniyle bazların kenarlarına eriÅŸmek büyük oluktan daha kolaydır. Bu nedenle, DNA’daki belli baz dizilerine baÄŸlanan, transkripsiyon faktörü gibi proteinler büyük oyuktan bazların kenarlarına temas ederler. [11]

Bu istiflenmiÅŸ yapıların aynı , telomerler ayrıca telomer ilmiÄŸi (T-ilmiÄŸi; ingilizce telomere loops veya T-loops) adlı yapılar oluÅŸtururlar. Bunlarda tek iplikçikli DNA, telomer baÄŸlanıcı proteinler tarafından stabilize edilmiÅŸ bir halka olarak kıvrılır.[38] Bir T-ilmiÄŸinin en ucundaki tek iplikçikli DNA, çift iplikçi bir DNA bölgesine baÄŸlıdır. Bu birleÅŸme noktasında tek iplikçikli telomer DNA’sı, çift iplikçikli DNA’nın çifte sarmalını bozup iki sarmaldan biri ile baz eÅŸleÅŸmesi yapar. Bu üç sarmallı yapıya yer deÄŸiÅŸim halkası (İngilizce displacement loop veya D-loop) denir.[36]

DNA ayrıca aile iliÅŸkilerini belirlemek için kullanılmıştır, örneÄŸin Amerikan baÅŸkanlarından Jefferson’un kölesi Sally Hemings’in soyundan kiÅŸiler ile Jefferson arasında akrabalık olduÄŸunun kanıtlanmasında. Bu amaçlı kullanım, yukarda deÄŸinilen suç tahkikatlarında DNA’nın kullanılmasına benzerdir. Nitekim, bazı tahkikatların çözümlenmesi, suç mahalinde bulunan DNA’nın suçlunun akrabalarının DNA’sıyla uyuÅŸması sayesinde olmuÅŸtur.[117]

DNA’da bulunan genetik bilgi tüm modern canlıların iÅŸlev görmesine, yani büyümesi ve çoÄŸalmasına olanak saÄŸlar. Ancak, 4 milyar yıldır sürmekte olan yaÅŸamın tarihçesi boyunca DNA’nın bu iÅŸlevi yerine getirdiÄŸi belli deÄŸildir, yaÅŸamın en eski biçimlerinin kullanmış olduÄŸu kalıtsal malzemenin RNA olduÄŸu öne sürülmüştür.[82][94] RNA, hem genetik bilgi aktarma hem de ribozimlerin parçası olarak katalizör özelliÄŸine sahip olmasından dolayı ilk hücrelerin metabolizmasında merkezî bir rol oynamış olabilir.[95] Nükleik asitlerin hem kalıtımda hem de katalizde rol oynadığı bu eski RNA dünyası, günümüz genetik kodunun dört nükleotit bazından oluÅŸmuÅŸ ÅŸekilde evrimleÅŸmesine etki etmiÅŸ olabilir. Bunun nedeni, bir canlıdaki bazların sayısının azlığının replikasyon verimini artıracağı ama bazların çokluÄŸunun ise ribozimlerin katalitik verimini artıracağı, bu iki zıt etki ile kalıtsal bilgiyi kodlayan baz sayısının dört olarak dengelenmiÅŸ olabileceÄŸi öne sürülmüştür.[96]

Helikazlar moleküler özellikli proteinlerdir. Nükleozit trifosfatlarda, özellikle ATP’de taşınan kimyasal enerjiyi kullanıp bazlar arasındaki hidrojen baÄŸlarını kırarlar ve DNA çifte sarmalını ters yönde burarak onu tek iplikçikler halinde açarlar.[81] Bu enzimler DNA bazlarına eriÅŸmeye gerek duyan enzimlerin bulunduÄŸu süreçlerde gereklidir.

DNA iplikçiÄŸinin omurgası almaşıklı ÅŸeker ve fosfat artıklarından oluÅŸur.[8] DNA’da bulunan ÅŸeker 2-deoksiribozdur, bu bir pentozdur (beÅŸ karbonlu ÅŸekerdir). BitiÅŸik iki ÅŸekerden birinin 3 numaralı karbonu ile öbürünün 5 numaralı karbon atomu arasındaki fosfat grubu, bir fosfodiester bağı oluÅŸturarak ÅŸekerleri birbirine baÄŸlar. Fosfodiester bağın asimetrik olması nedeniyle DNA iplikçiÄŸinin bir yönü vardır. Çifte sarmalda bir iplikçikteki nükleotitlerin birbirine baÄŸlanma yönü, öbür iplikçiktekilerin yönünün tersidir. DNA iplikçiklerinin bu düzenine antiparalel denir. DNA iplikçiklerin asimetrik olan uçları 5′ (beÅŸ üssü) ve 3′ (üç üssü) olarak adlandırılır, 5′ uç bir fosfat grubu, 3′ uç ise bir hidroksil grubu taşır. DNA ve RNA arasındaki baÅŸlıca farklardan biri, içerdikleri ÅŸekerdir, RNA’da 2-deoksiriboz yerine baÅŸka bir pentoz ÅŸeker olan riboz bulunur.[6]

Yukarıda deÄŸinilen proteinlerden farklı olarak baÅŸka proteinler belli DNA dizilerine baÄŸlanacak ÅŸekilde evrimleÅŸmiÅŸlerdir. Bunların en iyi araÅŸtırılmış olanları transkripsiyon faktörleridir, bular transkripsiyonu düzenleyen proteinlerdir. Her transkripsiyon faktörü belli bir DNA diziler kümesine baÄŸlanır ve bu dizilere yakın protörleri olan genlerin transkripsiyonu etkinleÅŸtirir veya engeller. Transkripsiyon faktörleri bunu iki farklı yoldan gerçekletirir. Birincisi, transkripsiyondan sorumlu olan RNA polimeraz baÄŸlanırlar, bunu ya doÄŸrudan ya da aracı proteinlerle yaparlar, bunun sonucunda polimeraz promotöre yakın bir konuma yerleÅŸtitilmiÅŸ olur ve transkripsiyona baÅŸlaması mümkün hale gelir.[73] Bir diÄŸer yolda ise, transkripsiyon faktörleri promotörde yer alan histonları kimyasal deÄŸiÅŸime uÄŸratan enzimlere baÄŸlanırlar; bunun sonucunda polimerazın DNA’ya eriÅŸimi deÄŸiÅŸir.[74]

Transkripsiyon, DNA-bağımlısı RNA polimeraz tarafından gerçekleÅŸtirilir, bu enzim DNA iplikçiÄŸindeki diziyi RNA olarak kopyalar. Bir genin transkripsiyonu için RNA polimeraz, DNA üzerinde promotör adlı bir bölgeye baÄŸlanır ve DNA iplikçiklerini ayrıştırır. Sonra genin dizisini bir RNA zinciri olarak kopyalar, ta ki terminatör (sonlayıcı, İng. ‘terminator’) adlı bir DNA bölgesine gelip orada durup DNA’dan kopana kadar. DNA bağımlı DNA polimeraz da olduÄŸu gibi, RNA polimeraz II (ökaryotlardaki çoÄŸu genin transkripsiyonun yapan enzim) de çeÅŸitli düzenleyici ve yardımcı proteinlerden oluÅŸmuÅŸ büyük bir protein kompleksinin parçası olarak çalışır.[86]

DoÄŸrusal kromozomların uçlarında telomer olarak adlandırılan özelleÅŸmiÅŸ bölgeler bulunur. Bu bölgelerin ana fonksiyonu kromozom uçlarının telomeraz adlı enzim aracılığıyla kopyalanmasını saÄŸlamaktır. DNA’yı normalde kopyalayan enzimler kromozomların en uç kısımların kopyalayamadığı için bu kopyalama telomeraz aracılığıyla yapılır.[33] Bu özelleÅŸmiÅŸ kromozom baÅŸlıkları ayrıca DNA’nın uçlarını korurlar ve hücredeki DNA tamir sistemlerinin bunları tamir edilmesi gereken hasar olarak algılanmasını engeller.[34] İnsan hücrelerinde telomerler genelde TTAGGG dizisinin birkaç bin kere tekrarından oluÅŸan tek iplikçikli DNA uzantılarıdır.[35]

Bir DNA dizisi, eÄŸer ondan protein sentezlemeye yarayan mesajcı RNA kopyası ile aynı diziye sahipse, “anlamlı” olduÄŸu söylenir.[17] Öbür iplikçikteki diziye “ters anlamlı” dizi denir. Aynı DNA iplikçiÄŸinin farklı bölgelerinde anlamlı ve ters anlamlı diziler bulunabilir, yani her iki iplikçikte hem anlamlı hem anlamsız diziler bulunur. Hem prokaryot ve ökaryotlarda ters anlamlı, yani protein üretimine yaramayan, RNA’nın üretildiÄŸi olur, bu RNA’ların iÅŸlevi halen tam bilinmemektedir.[18] Bir görüşe göre ters anlamlı RNA, RNA-RNA baz eÅŸleÅŸmesi yoluyla gen ifadesinin düzenlenmesine yaramaktadır.[19]

A biçimi daha geniş bir sarmaldır, B biçimine kıyasla küçük oluk daha geniş ve sığ, büyük oluk da daha dar ve derindir. A biçimli nükleik asitler, fizyolojik olmayan şartlarda, suyunu kaybetmiş DNA örneklerinde görülür, hücre içinde ise DNA ve RNA iplikçiklerinin birbirine sarılmasından oluşan karma (hibrit) eşleşmelerde, ayrıca bazı enzim-DNA komplekslerinde meydana gelebilir.[28][29] Metilasyonla kimyasal değişime uğrayan DNA parçaları daha büyük biçimsel değişiklik gösterip Z biçimini alabilirler. Bu durumda iplikçikler sarmal ekseni etrafında dönerek sol elli bir spiral oluşturur, bu daha yaygın olan B biçimimdekinin tersi yöndedir.[30] Bu sıra dışı yapılar Z-DNA bağlayıcı proteinler tarafından tanınır ve transkripsiyon kontrolü ile ilişkili olduğu sanılmaktadır.[31]

DNA ligaz enzimleri kesilmiş veya kırık DNA iplikçiklerini birleştirir.[79] Ligazlar özellikle gecikmeli iplikçik DNA ikileşmesinde önemli bir rol oynarlar, çünkü replikasyon çatalında meydana gelen kısa DNA parçalarını birleştirirler. Ayrıca DNA tamiri ve genetik rekombinasyonda kullanılırlar.

DNA’nın çeÅŸitli biçimleri (konformasyonları) mevcuttur.[8] Ancak, canlılarda sadece A-DNA, B-DNA, ve Z-DNA gözlemlenmiÅŸtir. DNA’nın hangi biçimi aldığı DNA dizisine, süperburulmanın yönü ve miktarına, bazlardaki kimyasal deÄŸiÅŸimlere, ve çözeltinin özelliklerine ( iyonu ve poliamin konsantrasyonu gibi) baÄŸlıdır. [26] Bu üç biçimden yukarıda betimlenmiÅŸ olan “B” biçimi, hücrelerdebulunan ÅŸartlar altında en sık görülenidir.[27] DNA’nın diÄŸer iki alternatif biçiminin geometri ve boyutları farklıdır.

RNA-bağımlısı DNA polimerazlar RNA iplikçiğinde bulunan diziyi DNA olarak kopyalayan özel bir polimeraz sınıfıdır. Ters transkiptazlar bu sınıfa dahildir, bunlar viral enzimler olup hücrelerin retrovirüsler tarafından enfeksiyonunda yer alırlar. Telomerazlar da bu sınıfa dahildir, bunlar da telomerlerin ikilenmesi için gereklidir.[85][33] Telomerazı diğer bu tip enzimlerden farklı kılan bir özelliği, kullandığı RNA kalbın kendi yapısının bir parçası olmasıdır.[34]

Adli bilimciler, bir suç mahalinde bulunmuÅŸ kan, meni, deri, tükürük veya saçta bulunan DNA’yı kullanarak bir failin kimliÄŸini belirleyebilirler. Bu iÅŸleme genetik parmak izi çıkarma veya genetik profilleme denir. DNA profillemesinde, tekrarlı diziler (kısa tandem tekrar ve miniuydu) içeren DNA’nın deÄŸiÅŸken kısımlarının uzunlukları belirlenir, bunlar farklı insanlarda karşılaÅŸtırılır. Bu yöntem bir suçlunun tanınması için son derece güvenilir bir yöntemdir.[105] Ancak, eÄŸer suç mahaline birde fazla kiÅŸinin DNA’sı bulaÅŸmışsa bu kimlik belirleme karmaşıklaÅŸabilir.[106] DNA profillemesi 1984′te Britanyalı genetikçi Sir Alec Jeffreys,[107] tarafından geliÅŸtirilmiÅŸ ve adli bilimde ilk defa 1988′de Enderby cinayetleri için Colin Pitchfork’un suçlu bulnmasında kullanılmasında kullanılmıştır.[108] Bazı tür suçları iÅŸlemiÅŸ kiÅŸiler bir veritabanında depolanmak amacıyla kendi DNA’larından bir örnek vermeye mecbur tutlabilirler. Bu sayede suç mahalinde bulunmuÅŸ DNA örneÄŸinden baÅŸka elde hiç bir delil bulunmayan bazı eski vakalar çözülebilmiÅŸtir. DNA profillemesi katliam kurbanlarının kimliklerinin belirlenmesinde de kullanılmıştır.[109]

Crick, 1957′de yaptığı etkili bir sunumda, moleküler biyolojinin “Temel Dogması”nı ortaya koyarak DNA, RNA ve proteinler arasındaki iliÅŸkiyi, bu konuda kanıtlar henüz tamamen toplanmadan, özetledi, ayrıca “adaptör hipotezi”ni dile getirdi.[130] Çift sarmallı yapının ima ettiÄŸi kopyalama mekanizmasının teyidi, 1958′de yayımlanan Meselson-Stahl deneyi ile .[131] Crick ve arkadaÅŸları tarafından yapılan diÄŸer çalışmalar genetik kodun, kodon olarak adlandırılan, örtüşmeyen baz üçlülerinden oluÅŸtuÄŸunu gösterdi, bu sayede Har Gobind Khorana, Robert W. Holley ve Marshall Warren Nirenberg genetik kodu çözdüler.[132] Bu keÅŸifler moleküler biyolojinin doÄŸumuna karşılık gelir.

Bazı DNA dizilerinde anlam ve ters anlam kavramları birbirine karışır, çünkü bazen genler birbiriye örtüşebilir.[20] Böyle durumlarda bazı DNA dizileri çifte görev yapar, bir iplikçik boyunca okununca bir protein kodlar, öbür iplikçik boyunca okununca ikinci bir protein kodlar. Bakterilerde bu tür gen örtüşmeleri gen transkripsiyonunun düzenlenmesi ile ilişkili olduğuna dair bulgular vardır,[21] virüslerde ise, genlerin örtüşmesi küçük bir viral genoma daha çok bilginin sığmasını sağlar.[22]

DNA ilk İsviçreli hekim Friedrich Miescher tarafından saflaÅŸtırılmıştır, kendisi 1869′da atık cerrahi pansumanlardaki irin içinde mikroskopik bir madde keÅŸfetmiÅŸtir. Hücre çekirdeklerinde (nükleus) bulunduÄŸu için ona “nüklein” adını vermiÅŸtir. [118] 1919′da Phoebus Levene, nükleotit birimleri oluÅŸturan baz, ÅŸeker ve fosfatı tanımlanmıştır.[119] Levene DNA’nın, birbirine fosfat grupları ile baÄŸlı olan nükleotit birimlerden oluÅŸan bir zincir olduÄŸunu öne sürmüştür. Ancak, Levene, bu zincirin kısa olduÄŸunu ve bazları kendini tekrar eden bir sıralamaya sahip olduÄŸunu düşünmüştür. 1937′de William Astbury DNA’nın düzenli bir yapıya sahip olduÄŸunu gösteren ilk X ışını difraksiyon görüntülerini elde etti.[120]

Kromozom sarılmasının en yaygın şekli homolog rekombinasyondur, bunda iki kromozom birbirine çok benzer dizilere sahiptir. Non-homolog rekombinasyon hücreye zarar verici olabilir çünkü kromozomal translokasyon ve genetik anormalliklere yol açabilir. Rekombinasyon tepkimesi rekombinaz olarak adlandırılan enzimler (örneğin RAD51) tarafından katalizlenir.[91] Rekombinasyonun ilk adımı çift iplikli bir kesik oluşturulmasıdır, bu ya bir endonükleaz ya da DNA hasarı sonucunda meydana gelir.[92] Rekombinaz tarafından kısmen katalizlenen bir dizi adım sonucunda iki sarmal en az bir Holliday bağlantısı tarafından birleştirilir: her sarmalın bir iplikçiği, öbür sarmalda ona komplementer olan öbür iplikçik ile kaynaşır. Holliday kavşağı, tetrahedral bir yapıdır, bu şekilde birleşmiş iki kromozomda bir iplikçiğin bir diğeriyle yer değiştirmesiyle bu yapı kromozomlar boyunca ilerler. Rekombinasyon tepkimesi junction2ın kesilmesi ve serbest kalan DNA uçlarının tekrar birleşmesi ile son bulur.[93]

Çoğu mutajen, iki baz çifti arasındaki boşluğa girer, buna enterkalasyon denir. Çoğu enterkalatörler aromatik ve düzlemsel moleküllerdir, bunlara örnek olarak etidyum bromür, daunomisin, doksorubisin ve talidomit sayılabilir. Bir enterkalatörün iki baz çifti arasına girebilmesi için bunların arasının açılması, bunun olabilesi için de DNA sarmalının normalin aksi yönde burularak gevşemesi gerekir. Bunlar olunca transkripsiyon ve DNA ikilenmesi engellenir, zehirlenme ve mutasyonlar meydana gelir. Bu yüzden DNA enterkalatörleri çoğunlukla kanserojendir, bunların iyi bilinen örnekleri olarak benzopiren diol epoksit, akridin türevleri aflatoksin ve etidyum bromür sayılabilir.[50][51][52] Tüm bunlara rağmen, DNA transkripsiyonuna engel olma özelliklerinden dolayı bu toksinler aynı zamanda hızla büyüyen kanser hücrelerini engellemek amacıyla kemoterapide kullanılırlar.[53]

Bu guanin zengini diziler normal DNA’daki baz çiftleri yerine, dört bazlı birimlerden meydana gelmiÅŸ istiflenme kümeleri ile kromozom uçlarını stabilize ederler. Burada dört guanin baz yassı bir tabaka oluÅŸtururlar, bular da birbiri üzerine istiflenerek kararlı bir G-dörtlüsü (G-quadruplex) yapısı oluÅŸtururlar.[36] Bu yapıların stabilizasyonu, bazların kenarları arasındaki hidrojen baÄŸları ve her dört bazlı birimin ortasında yer alan bir metal iyonun ÅŸelasyonu ile gerçekleÅŸir.[37] Bu G-dörtlüleri baÅŸka yollardan da oluÅŸabilir: tek bir iplikçiÄŸin bir kaç kere katlanması ile bu dörtli birim oluÅŸabilir, veya ikiden fazla farklı paralel iplikçiÄŸin her birinin ortak yapıya bir baz temin etmesi ile de bu dört baz bir araya gelebilir.

Topoizomerazlar hem nükleaz hem de ligaz etkinliÄŸine sahiptir. Bu proteinler DNA’daki süperburulma derecesini deÄŸiÅŸtirirler. Bu enzimlerin bazıları DNA sarmalının bir iplikçiÄŸini kesip bunun öbürü etrafında dönmesini saÄŸlar, sonra da DNA’daki kesiÄŸi tekrar birleÅŸtirir.[24] Bu enzimlerin diÄŸerleri ise DNA sarmalının bir iplikçiÄŸini kesip öbür iplikçiÄŸin bu kesiÄŸin içinden kesmesini saÄŸlarlar, sonra kesiÄŸi tekrar birleÅŸtirirler.[80] Topoizomerazlar DNA’yla ilgili pekçok süreçte yer alırlar, DNA ikileÅŸmesi ve transkripsiyonu gibi.[25]

1953′te Rosalind Franklin tarafından elde edilmiÅŸ X-ışını kırınım görüntülerine dayanarak ve bazların eÅŸlendiÄŸi bilgisini kullanarak, James D. Watson ve Francis Crick DNA’nın bugün kabul görmüş yapısını ilk defa öne sürdüler.[124] Watson ve Crick’in modelini destekleyen deneysel veriler Nature dergisinin aynı sayısında 5 ek makale olarak yayımlandı. Bunlardan Franklin ve Raymond Gosling’in makalesi, Watson ve Crick’in modelini destekleyen ilk X ışını kırınım verisi yayınıydı,[125][126] derginin bu sayısında ayrıca Maurice Wilkins ve çalışma arkadaÅŸları tarafından DNA yapısı hakkında bir makale de vardı.[127] 1962′de Franklin’in ölümünün ardından, Watson, Crick ve Wilkins beraberce Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülünü aldılar.[128] Ancak, bu keÅŸfin kime ait olduÄŸuna dair tartışma sürmektedir[129]

DNA, ökaryotlarda doğrusal kromozomlar, prokaryotlarda ise dairesel kromozomlar içinde bulunur. Bir hücredeki kromozomlar kümesine onun genomu denir; insan genomu 46 kromozom içinde yer alan yaklaşık 3 milyar baz çiftinden oluşur.[54] Protein ve diğer işlevsel RNA molekülleri kodlayan bilgi, gen adı verilen DNA parçalarının dizisinde yer alır. Genlerdeki genetik bilginin aktarılması baz eşleşmesi ile gerçekleşir. Örneğin, transkripsiyon sırasında bir DNA dizisinin ona komplementer bir RNA dizisi olarak kopyalanması, DNA ile doğru RNA nükleotitler arasındaki çekim ile mümkün olur. Protein çevrimi (translasyon) denen süreç sırasında bu RNA dizisine kaşılık gelen bir protein sentezlenirken, RNA nükleotitleri arasında gene baz eşleşmesi olur. Bir diğer önemli biyolojik süreç, hücredeki genetik bilginin kopyalanması olan DNA ikilenmesidir. Bu işlevlerin ayrıntıları başka maddelerde işlenmiştir; burada DNA ile genomun fonksiyonlarını yerine getiren diğer moleküller arasındaki etkileşimler ele alınmıştır.

1928′de Frederick Griffith, Pnömokok bakterisinin “düz” ÅŸeklini belirleyen özelliÄŸin “buruÅŸuk” ÅŸekilli Pnömokok bakterilere aktarılmasının mümkün olduÄŸunu, bunun için ölü “düz” bakterilerin canlı “buruÅŸuk” bakterilerle karıştırılmasının yettiÄŸini gösterdi.[121] Bu deneysel sistem kullanarak Oswald Avery ve arkadaÅŸları Colin MacLeod ve Maclyn McCarty 1943′de deÄŸiÅŸtirici etmenin DNA olduÄŸunu gösterdiler.[122] 1952′de Alfred Hershey ve Martha Chase tarafından Hershey-Chase deneyinde T2 fajının genetik malzemesinin DNA olduÄŸunu göstererek DNA kalıtımdaki rolü teyid ettiler.[123]

Hücrelerde DNA, kromozom olarak adlandırılan yapıların içinde yer alır. Hücre bölünmesinden evvel kromozomlar ikilenir, bu sırada DNA ikileÅŸmesi gerçekleÅŸir. Ökaryotlarda (yani hayvan, bitki, mantar ve protistalar) DNA’larını hücre çekirdeÄŸi içinde bulundururlar, buna karşın prokaryotlarda (yani bakteri ve arkelerde) DNA hücre sitoplazmasında yer alır. Kromozomlarda bulunan kromatin proteinleri (histonlar gibi) DNA’yı sıkıştırıp organize ederler. Bu sıkışık yapılar DNA ile diÄŸer proteinler arasındaki etkileÅŸimleri düzenleyerek DNA’nın hangi kısımlarının okunacağını kontrol ederler.

Kromatin adı verilen bir yapı içinde DNA’nın paketlenmesi ile kromozomlar meydana gelir. Bu paketlenme gen ifadesine etki eder. Baz deÄŸiÅŸimi (modifikasyonu) bu paketlenmeyle iliÅŸkilidir, öyle ki gen ifadesinin az olduÄŸu veya hiç olmadığı yerlerde sitozin bazları yüksek derecede metilasyona uÄŸramıştır. ÖrneÄŸin, sitozin metilasyonu ile 5-metilsitozin meydana gelir, bu X kromozomu inaktivasyonu için önemlidir.[39] Ortalama metilasyon düzeyi canlıdan canlıya farkeder: solucan Caenorhabditis elegans’da sitozin metilasyonu olmaz, buna karşın omurgalı DNA’sının %1′e ulaÅŸan kadarı 5-metilsitozin içerebilir.[40] 5-metilsitozinin önemli bir baz olmasına raÄŸmen, onun deamidinasyonu sonucu bir timin bazı oluÅŸur, bu yüzden metillenmiÅŸ sitozinler mutasyona eÄŸilimlidirler.[41] DiÄŸer baz modifikasyonarı arasında bakterilerde görülen adenin metilasyonu ve kinetoplastitlerde urasilin glikozilasyonu sonunda meydana gelen “J-bazı” sayılabilir.[42][43]

DNA nanoteknolojisi DNA’ya has moleküler tanıma özelliklerini kullanarak faydalı özelliklere sahip, kendi kendini oluÅŸturan, dallı DNA komplksleri imal eder. DNA böylede biyolojik bilgi taşımak için deÄŸil, yapısal bir malzeme olarak kullanılır. Bu yolla iki boyutlu periyodik dizilimler ve polihedral ÅŸekilli üç boyutlu yapılar yaratılmıştır. Nanomekanik araçlar ve algoritmik olarak oluÅŸan yapılar da gösterilmiÅŸ, bu DNA yapıları ile baÅŸka moleküllerin (altın nano tanecikleri ve streptavidin proteinlerinin) düzenlenmesi saÄŸlanabilmiÅŸtir.

Transkripsiyonda, protein kodlayan bir genin kodonları önce RNA polimeraz tarafından bir mesajcı RNA ÅŸeklinde kopyalanır. Bu RNA kopya, ardından bir ribozom tarafından deÅŸifre edilir; ribozom, mesajcı RNA ile amino asit taşıyan taşıyıcı RNA’lar arasında baz eÅŸlemesi yaparak onu okur. Dört bazın 3′lü kombinasyonları olabildiÄŸi için 64 olası kodon vardır (43 kombinasyon). Bunlar yirmi standart amino asidi kodlarlar, böylece çoÄŸu amino asite birden çok kodon düşer. Ayrıca, protein kodlayıcı bölgenin sonuna iÅŸaret eden üç tane de ‘stop’ veya anlamsız (nonsense) kodon vardır, bunlar TAA, TGA ve TAG kodonlarıdır.

ÇoÄŸu biyolojik türde genomdaki dizilerin ancak ufak bir bölümü protein kodlar. ÖrneÄŸin insan genomunun ancak %1′i protein eksonları kodlar, buna karşın insan DNA’sının %50′si protein kodlamayan, kendini tekrar eden dizilerden oluÅŸur.[56] Ökaryot genomlarında bu kadar çok protein kodlamayan DNA’nın bulunması ve türlerin genom büyüklüğündeki (“C-deÄŸeri”ndeki) büyük farklılıkların nedeni henüz anlaşılamamıştır ve “C deÄŸeri muamması” olarak bilinir.[57] Ancak, protein kodlamayan (non-coding) DNA dizileri gene de iÅŸlevsel kodlamayan RNA molekülleri kodlamaktadır, bunlar da gen ifadesinin düzenlenmesinde rol oynarlar.[58]

DNA’ya baÄŸlanan yapısal proteinler, non-spesifik DNA-protein etkileÅŸimlerinin iyi anlaşılmış örneklerindendir. Kromozomlarda bulunan DNA, yapısal proteinlerle beraber kompleksler oluÅŸturur. Bu proteinler DNA’yı kromatin adlı kompakt yapı içinde organize ederler. Ökaryotlarda kromatinin oluÅŸmasında DNA’nın histon adlı küçük, bazik proteinlere baÄŸlanması önemli bir rol oynar; prokaryotlarda ise çeÅŸitli baÅŸka protein türleri DNA’ya baÄŸlanır.[64][65] Histonlar, nükleozom adlı disk ÅŸeklinde bir kompleks oluÅŸtururlar, çift iplikçikli DNA buna sarılarak iki kere bunun etrafında döner. Histonların bazik kalıntıları ile DNA’nın ÅŸeker-fosfat omurgasındaki asidik fosfatlar arasındaki iyonik baÄŸlar, non-spesifik bir etkileÅŸim oluÅŸturur, baz dizisinden büyük ölçüde bağımsızdırlar.[66] Bu bazik amino asitlerin kimyasal deÄŸiÅŸimleri arasında metilasyon, fosforilasyon, ve asetilasyon sayılabilir.[67] Bu kimyasal deÄŸiÅŸimler, DNA’nın histonlarla etkileÅŸimini etkiler, bunun sonucunda DNA’ya transkripsyon faktörlerinin eriÅŸimi ve transkripsiyon hızı deÄŸiÅŸir.[68] Kromatinde bulunan diÄŸer non-spesifik DNA’ya baÄŸlanıcı proteinler arasında bulunan yüksek hareketli grup proteinleri (ing. high-mobility group proteins) bükülmüş veya distorte olmuÅŸ DNA’ya baÄŸlanır.[69] Bu proteinler, bitiÅŸik nükleozom gruplarını bükerek daha büyük ölçekli yapılar oluÅŸturarlar ve kromozomları meydana getirirler.[70]

İki tip baz çifti farklı sayıda hidrojen baÄŸları oluÅŸturur, AT’nin iki hidrojen bağı, GC’nin üç hidrojen bağı vardır (bakınız ÅŸekil). Dolayısıyla GC çiftleri AT baz çiftlerinden daha güçlüdür. Dolayısyla iki DNA iplikçiÄŸinin birbirine baÄŸlanma gücünü belirleyen, hem DNA çift sarmalının uzunluÄŸu hem de onu oluÅŸturan GC baz çiftlerinin yüzde oranıdır. Yüksek oranda GC’li uzun DNA’ların iplikçikleri birbirine daha sıkı baÄŸlıdır, AT oranı yüksek kısa sarmalların iplikçikleri ise birbiriyle daha zayıf etkileÅŸirler.[14] Biyolojide, DNA çifte sarmalının kolay ayrılması gereken bölgelerinde AT oranı yüksek olur, örneÄŸin bazı promotörlerde bulunan TATAAT Pribnow kutusu.[15] Laboratuvarda bu etkileÅŸimin gücünü ölçmek için hidrojen baÄŸlarını koparmak için gerekli sıcaklık, ergime sıcaklığı belirlenir (bu, Tm sıcaklığı olarak da adlandırılır). DNA çifte sarmalındaki tüm baz çiftleri eridikten sonra ipliçikler ayrışır ve çözeltide iki bağımsız molekül olarak varlığını sürdürür. Bu iki tek iplikçikli DNA molekülün tek bir biçimi yoktur, ama bazı biçimler diÄŸerlerinden daha kararlıdır.[16]

Canlıların çoÄŸalması ve (çok hücreli canlıların) büyümesi için hücre bölünmesi gereklidir. Ancak bir hücre bölünürken DNA’sını da kopyalamak zorundadır ki iki yavru hücre ana hücredeki genetik bilginin aynısına sahip olsunlar. DNA’nın iki iplikli yapısı DNA ikileÅŸmesi için basit bir mekanizma saÄŸlar. İki iplikçik ayrışırlar, sonra her bir iplikçikteki dizinin komplementer dizisi DNA polimeraz adlı bir enzim tarafından imal edilir. Bu enzim, tümleyici iplikçiÄŸi sentezlemek için gereken her bazın doÄŸru olanını baz eÅŸleÅŸmesi yoluyla seçer ve onu uzamakta olan iplikçiÄŸe ekler. DNA polimeraz bir DNA iplikçiÄŸini ancak 5′ – 3′ yönünde uzatabildiÄŸi için, bir çifte sarmalın antiparalel iplikçiklerininin kopyalanması için farklı mekanizmalar mevcuttur.[63] Böylece, eski iplikçikteki baz, yeni iplikçiÄŸe eklenen bazları belirler, sonunda hücre DNA’sının mükemmel bir kopyasını elde eder.

Bazlar iki tip olarak sınıflandırılırlar: adenin ve guanin, pürin türevleridir, bunlar beÅŸ ve altı üyeli halkaların kaynaÅŸmasından oluÅŸmuÅŸ heterosiklik bileÅŸiklerdir; sitozin ve timin ise pirimidin türevleridir, bunlar altı üyeli bir halkadan oluÅŸur. Bir diÄŸer baz olan urasil (U), sitozinin yıkımı sonucu seyrek olarak DNA’da bulunabilir. Kimyasal olarak DNA’ya benzeyen RNA’da timin yerine urasil bulunur.

Bu DNA baÄŸlanma dizileri bir canlının genomunun her tarafında bulunabileceÄŸi için, bir transkripsiyon faktörünün etkinliÄŸinde meydan gelen degÄŸiÅŸiklikler binlerce gene etki edebilir.[75] Dolayısıyla bu proteinler çoklukla, çevresel deÄŸiÅŸiklikler, hücresel baÅŸkalaşım ve geliÅŸimi kontrol eden süreçlerle iliÅŸkili olan sinyal iletim süreçlerinin hedefidirler. Bu transkripsiyon faktörlerinin DNA ile etkileÅŸimindeki spesifisite, proteinin DNA bazlarının kenarları ile yaptığı temaslardan kaynaklanmaktadır, bu sayede bu proteinler DNA’nın dizisini “okurlar”. Bazlarla olan bu etkileÅŸimlerin çoÄŸu, bu bazlara kolaylıkla eriÅŸilebilen büyük olukta meydan gelir. [76]

Süper burulma (İngilizce supercoiling) tabir edilen bir süreç ile DNA bir halat gibi burulabilir. “GevÅŸek” halinde DNA’daki bir iplikçik, her 10,4 baz çiftinde bir, çift sarmalın ekseni etrafında bir tam dönüş yapar. Ama, eÄŸer DNA burulursa iplikçikler daha sıkı veya daha gevÅŸek sarılı olabilirler.[23] EÄŸer DNA sarmalı sarılma yönünde burulursa buna pozitif süperburulma denir ve bazlar birbirlerine daha sıkı ÅŸekilde tutunurlar. EÄŸer ters yönde burulursa DNA, buna negatif süperburulma denir ve bazlar birbirlerinden daha kolay ayrışırlar. DoÄŸadaki çoÄŸu DNA molekülü az derecede negatif süper burguludur, bundan topoizomeraz adlı enzimler sorumludur.[24] Bu enzimlerin bir iÅŸlevi transkripsiyon ve DNA ikileÅŸmesi gibi süreçler sırasında DNA iplikçiklerine etki eden burulmayı bertaraf etmektir.[25]

Kimyasal olarak DNA, nükleotit olarak adlandırılan basit birimlerden oluÅŸan iki uzun polimerden oluÅŸur. Bu polimerlerin omurgaları, ester baÄŸları ile birbirine baÄŸlanmış ÅŸeker ve fosfat gruplarından oluÅŸur. Bu iki iplikçik birbirlerine ters yönde giderler. Her bir ÅŸeker grubuna baz olarak adlandırılan dört tip molekülden biri baÄŸlıdır. DNA’nın omurgası boyunca bu bazların oluÅŸturduÄŸu dizi, genetik bilgiyi kodlar. Protein sentezi sırasında bu bilgi, genetik kod aracılığıyla okununca proteinlerin amino asit dizisini belirler. Bu süreç sırasında DNA’daki bilgi, DNA’ya benzer yapıya sahip baÅŸka bir nükleik asit olan RNA’ya kopyalanır, bu iÅŸleme transkripsiyon denir.

Rekombinasyon sayesinde kromozomlar arasında genetik bilgi takası olur ve yeni gen kombinasyonları meydan gelir, bunun doğal seleksiyonun verimini artırdığı ve yeni proteinlerin hızlı evrimleşmesinde önemli olduğu düşünülmektedir.[89] Genetik rekombinasyon DNA tamiriyle de ilişkilidir, özellikle çift iplikli kırılmalara hücrenin tepkisinde.[90]

Genler, iÅŸlevsel moleküller kodlayan DNA dizileridir, bunlar canlının fenotipini belirler. Protein kodlayan genler durumunda DNA dizisi bir mesajcı RNA dizisini tanımlar, bu da bir veya birkaç proteinin dizisini belirler. Genlerdeki DNA dizisi ile proteinlerdeki amino asit dizisi arasındaki iliÅŸki, biyolojik çevrim (translasyon) kuralları tarafından belirlenir, bunlar topluca genetik kod ile özetlenir. Genetik kod, üç nükleotitlik dizilere karşılık gelen, üç harfli ‘kelimelerden’ oluÅŸur (örneÄŸin, ACT, CAG, TTT), bu üçlüler kodon olarak adlandırılır.

Çift sarmalı iki iplikçiÄŸe baÄŸlı bazlar arasındaki hidrojen baÄŸları DNA’yı stabilize eder. DNA’a bulunan dört baz, adenin (A olarak kısaltılır), sitozin (C), guanin (G) ve timin (T) olarak adlandırılır. Bu dört baz ÅŸeker-fosfata baÄŸlanarak bir nükleotit oluÅŸturur, örneÄŸin “adenozin monofosfat” bir nükleotittir.

DNA’ya baÄŸlanıcı proteinler arasında bulunan baÅŸlıca bir protein grubu, tek iplikçikli DNA’ya baÄŸlanıcı proteinlerdir. İnsanda replikasyon protein A bu protein ailesinin en iyi anlaşılmış üyesi sayılır, bu protein, cifte sarmalın ayrıştığı durumlarda, örneÄŸin DNA ikileÅŸmesi, rekombinasyon ve DNA tamirinde iÅŸlev görür.[71] Bu proteinler tek iplikçikli DNA’yı kararlı kılar, onun sap-ilmik (stem-loop) oluÅŸturmasına veya nükleazlar tarafında yıkımına engel olurlar.

Nükleik asit polimerazları, nükleozit trifosfatlardan polinükleotit zincirler sentezleyen enzimlerdir. Ürettikleri ürünler var olan polinükleotit zincirlerinin (bunlara kalıp denir) kopyalarıdır. Bu enzimler, bir DNA zincirindeki en son nükleotitin 3′ hidroksil grubuna yeni bir nükleotit ekleyerek çalışır. Dolayısıyla tüm polimerazlar 5′ – 3′ doÄŸrultusunda ilerler.[82] Bu enzimlerin aktif bölgesinde, gelen nükleozit trifosfat kalıp ile baz eÅŸleÅŸmesi yapar; bu sayede polimeraz, kalıba komplementer bir iplikçiÄŸi doÄŸru bir ÅŸekilde sentezleyebilir. Polimerazlar kullandıkları kalıbın tipine göre sınıflandırılır.

DNA dizilerinin bilgisayar aracılığıyla işlenmesi, aranması ve analizi, biyoinformatik bilminin konuları arasındadır. DNA dizilerinin depolanması ve aranması için yöntemlerin geliştirilmesi sayesinde bilgisayar bilimlerinde önemli ilerlemeler katedilmiştir, özelikle dizi algoritmaları, makine öğrenimi ve veritabanı teorisi konularında.[110] Dizi arama ve eşlendirme algoritmaları harflerden oluşan uzun diziler içinde daha kısa harf dizilerinin bulunmasıyla ilgilidir, bunlar belli nükleotit dizilerinin bulunması için geliştirilmiştir.[111] editörü programlarının kullandığı algoritmalar DNA dizileri durumunda son derece verimsiz çalışırlar, DNA dizilerini oluşturan farklı karakterlerin küçük sayısından dolayı. Bununla ilişkili olan dizi hizalama problemi ise benzer dizileri bulmayı ve bunları birbirinden faklı kılan mutasyonları tanımlamayı amaçlar. Bu teknikler, özellikle çoklu dizi hizalaması, filogenetik ilişki ve protein işlevi araştırmalarında kullanılır.[112] Bir genomun tamamına karşılık gelen DNA dizilerinin kullanılması için bu dizilerin üzerinde genlerin ve onların düzenleyici elemanlarının yerlerinin kaydedilmesi (ing. annotation) gerekmektedir. DNA dizilerinde protein veya RNA kodlayıcı genlerin özelliklerine sahip bölgelerin tanınması, gen bulma algoritmaları sayesinde mümkündür, bunlar sayesinde bilim adamları bir genin ürününü önceden tahmin edebilirler, bu ürün laboratuvarda daha saflaştırılmadan.[113]

Ne var ki, eski genetik sistemler hakkında doÄŸrudan delil mevcut deÄŸildir, çünkü çoÄŸu fosillerden DNA elde edilmesi mümkün deÄŸildir. Bunun nedeni, etkilerine maruz kalan DNA’nın bir milyon yıldan az süre dayanması ve çözelti içinde zamanla küçük parçalara yıkımıdır.[97] Eski DNA’nın izole edilmiÅŸ olduÄŸuna dair iddialar vardır, özellikle 250 milyon evvelden kalma bir tuz kristalı içinde canlı kalmış bir bakterinin izole edildiÄŸi iddia edilmiÅŸtir[98] ama bu iddialar tartışmalıdır.[99][100]

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/DNA_molek%C3%BClleri

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

1948 tarihi

Yazan: admin | Önemli tarihler | Cumartesi 7 Ağustos 2010 16:28
  • 15 AÄŸustos- Kore, Güney Kore ve Kuzey Kore olarak ikiye ayrıldı.
  • 14 Mayıs – İsrail bağımsızlığını ilan etti.
  • 31 Aralık- Donna Summer, ABD’li sanatçı
  • 10 Åžubat – Sergei Eisenstein, Rus yönetmeni
  • 26 – Musa Kazım Karabekir
  • 16 Kasım – Robert Lange, İngiliz müzisyen ve yapımcı
  • 19 Temmuz – Argentina Menis, Rumen atlet
  • 16 Mart – Cemil İpekçi, İstanbul moda tasarımcısı
  • 7 Nisan – Dünya Örgütü kuruldu.
  • 11 Eylül – Muhammed Ali Cinnah, Nobel Barış Ödülü sahibi Pakistan’ın kurucusu.
  • 21 Temmuz – Cat Stevens
  • 29 Eylül – Theo Jörgensmann, Alman müzisyen
  • 13 Haziran – Osamu Dazai, Japon yazar (d. 1909)
  • ?-Devlet Bahçeli,Mhp genel baÅŸkanı
  • 30 Ocak – Mahatma Gandhi, Hintli düşünür ve önder
  • 29 Temmuz – Ramiz Azizbeyli, Azeri oyuncu
  • 2 Haziran – Recep YazıcıoÄŸlu (ö. 8 Eylül 2003), kaymakam, vali
  • 30 Ocak – Hintli pasifist lider Mahatma Gandhi, Nathuram Godse tarafından öldürüldü.
  • 10 Aralık – DuÅ¡an Bajević, Bosnalı futbolcu, teknik direktör
  • 22 Kasım – 27 Kasım arasında, İstanbul’da, 1948 Türkiye İktisat Kongresi toplandı. Kongrede, devletçilik politikası eleÅŸtirildi, özel giriÅŸimciliÄŸin teÅŸviki istendi.
  •  ? – Rüştü Kazım Yücelen, Türk siyasetçi.
  • 21 Aralık – Samuel L. Jackson, ABD’li oyuncu
  • 15 Mayıs – Arap-İsrail Savaşı
  • 27 Aralık – Gerard Depardieu, oyuncu
  • 23 Aralık – Hideki Tojo, Japon asker, düşünür ve devlet adamı
  • 4 Mart – James Ellroy, ABD’li yazar.
  • 17 Aralık-Kemal KılıçdaroÄŸlu,Chp’li aday.
  • 1 Mayıs – Hürriyet gazetesi kuruldu.
  • 28 Nisan – Terry Pratchett, İngiliz fantastik komedi yazarı
  • Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/1948

    Tags: , , , , , , , , , , , ,

    Etiketler:, , , , , , , , , , , ,

    1951 tarihi

    Yazan: admin | Önemli tarihler | Cumartesi 7 Ağustos 2010 16:28
  • 25 Temmuz – Nazım Hikmet Ran Bakanlar Kurulu kararı ile T.C. vatandaÅŸlığından çıkarıldı.
  • 20 Åžubat – Gordon Brown, İngiltere baÅŸbakanı
  • 29 Nisan – Osman Batur, DoÄŸu Türkistan’ın Çin’e karşı bağımsızlığını savunan, kulakları kesildikten sonra idam .
  • 4 Mart – Kenny Dalglish, eski İskoç futbolcu ve teknik direktördür
  • 27 Nisan – Hülya Darcan, oyuncu
  • 10 Temmuz – Veli Åžahmurov, Azeri biliminsanı ve profesörü
  • 5 Mayıs – Ali Åžefik Özdemir, (d. 1869) TBMM 6. dönem Siirt milletvekili.
  • 27 Haziran – Mary McAleese, İrlanda cumhurbaÅŸkanı
  •  ??? – Yusuf Ziya Yılmaz, Samsun BüyükÅŸehir Belediye BaÅŸkanı.
  •  ??? – Achim Heukemes, Alman ultramaraton koÅŸucusu
  • 28 Temmuz – Santiago Calatrava, İspanyalı ünlü bir mimar ve inÅŸaat mühendisi
  •  ??? – Sharon Maas, Guyanalı yazar.
  • 20 Nisan – Luther Vandross, ABD’li ÅŸarkıcı, ÅŸarkı sözü yazarı ve prodüktör
  • 15 Kasım – Beverly D’Angelo, ABD’li aktris.
  • 30 AÄŸustos – Gediminas Kirkilas, Litvanyalı siyasetçi, baÅŸbakan. Litvanya Sosyal Demokrat Partisi genel baÅŸkanı.
  •  ??? – Åžener Koltuk, Türk deneme pilotu. (ö. 12 Haziran 2008)
  • 13 Temmuz – Arnold Schönberg, Avusturyalı besteci (d. 1874)
  • 26 Åžubat – Ferhan Åžensoy, Türk tiyatro oyuncusu, yazar
  • 5 Eylül – Michael Keaton ABD’li aktör
  • 19 Åžubat – André Gide, yazar (d. 1869)
  • Amerika BirleÅŸik Devletleri, Avustralya ve Yeni Zelanda arasında Anzus Paktı imzalandı.
  • 12 Eylül – Bertie Ahern, İrlandalı siyasetçi
  • 29 Temmuz – Galatasaray BaÅŸkanı Ali Sami YEN (d. 1886).
  • 19 Aralık – Avrupa Kültür AnlaÅŸması, Cenevre’de imzalandı
  • 10 AÄŸustos – Denizcilik Bankası KuruluÅŸ Kanunu kabul edildi. 500 milyon sermayeli kuruluÅŸun 1 Mart 1952 günü faaliyete geçeceÄŸi açıklandı.
  •  ??? – Nureddin Rüştü Büngül, Türk gazeteci ve yazar. (d. 1882)
  • 29 Eylül – Michelle Bachelet, Åžilili politikacı, devlet baÅŸkanı
  • 12 Haziran – Andranik Markaryan, Ermeni politikacı
  • 2 Nisan – Adana’da Demokrat Partili iÅŸ adamı Muzaffer Dinçaslan öldürüldü.
  • 6 Eylül – Melih Kibar, müzisyen (ö. 2005)
  • 9 AÄŸustos – Ücretli Hafta Tatili Kanunu yürürlüğe girdi. İşçilerin resmi tatil günleriyle hafta tatilinde çalıştıkları yerlerden yarım yevmiye almaları karara baÄŸlandı.
  • 1 Temmuz – Tadeusz Borowski, Polonyalı ÅŸair ve yazar.
  •  ??? – Aslan Mashadov, Çeçen lider (ö. 2005)
  • Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/1951

    Tags: , , , , , , , , ,

    Etiketler:, , , , , , , , ,

    « Önceki SayfaSonraki Sayfa »