Kalemtıraş

Yazan: admin | Genel | Çarşamba 9 Mart 2011 17:43

uçları, eskiden bıçakla sivriltilirdi. Kalemtıraş bu işi kolaylaştırmış, hızlandırmıştır.

matematikçi Bernard Lassimone 1828′de kalemtıraş için ilk patenti alan kişi oldu ( patenti, numara #2444). Therry des Estwaux ise elle çalışan ilk kalemtıraşı etti. Ancak versatil kalemlerin edilmesi ve kullanımındaki artış, kalemtıraşların önemini bir ölçüde azalttı.

Kalemtıraş veya kalemaçacak, kalemlerin uçlarını tıraş etmede kullanılan kırtasiye malzemesidir. Elektrikli ve elle çalışan kalemtıraşlar vardır. Genelde bir kesici bölüm ve onu tutan plastik bir dış yüzeyden oluşur.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Kalemt%C4%B1ra%C5%9F

Tags: , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , ,

Giyotin

Yazan: admin | Genel | Çarşamba 9 Mart 2011 17:43

Dikkate değer bir örnek; Almanya’nın kullandığı “Fallbeil” (Düşen Balta) denen alettir. Bu alet çeşitli Alman eyaletlerinde 17. yüzyıldan beri kullanılmaktadır hatta Napolyon Bonapart zamanında geleneksel idam aleti olur.

Halka açık son idam mahkumu, 6 cinayet işlemiş Eugene Weidmann’dı. 17 Haziran 1939′da şu an Adalet Sarayı olan, fakat o zaman hapishane olarak kullanılan bir binada kafası kesildi. Fransa’daki son idam mahkumu Hamida Djandoubi’dir ve 10 Eylül 1977′de cezası infaz edilmiştir. Fransa’da idam cezası 1981 yılında kaldırıldı.

Giyotin, Amerika Birleşik Devletleri’nde hiçbir zaman kullanılmaz. 19. yüzyılda elektrikli kullanılmadan önce tartışıldıysa da devreye girmemiştir. 1996 yılında Georgia eyaletinin meclis üyesi Doug Teper, elektrikli yerine giyotin kullanımını önerir ve suçlunun organlarının hastalara bağışlanabileceğini söyler. Ancak bu öneri kabul edilmez.

Antoine (1723-1792), Chirurgicale Akademisinin bir üyesiydi ve giyotin konseptini ilk olarak gerçekleştiren insandı. Geliştirdiği bu alete “lousion” ya da “loisette” deniyordu ve giyotinin atası sayılırdı. Kurbanın kafasını tutan iki parçalı (lunette) ve belirli bir açıya sahip bıçak, Louis’in makinasında da bulunuyordu.

Giyotin, belirtildiği gibi Devrimi ile adını duyurmuştur. Kendisinden çok önce, Avrupa’nın uzun yıllar kullandığı giyotin benzeri araçlar bulunsa da yapımı bu standart bir idam biçimi olarak kullanılmaya başlanmıştır.

Canlı kafalar yüzünden bilimadamları bir çok deney yaptı. Ancak parmak şıklatmalara ve isimlerin telaffuzuna rağmen herhangi bir tepkiyle karşılaşmadılar. Büyük ihtimalle damarların büzülmesi, gibi bir sebepten dolayı kafaların surat ifadelerinin değiştiği söylendi.[1] Fakat yine de bununla ilgili şüpheler devam etmektedir.

Giyotin ve tüfekle ederek öldürme Almanya’daki legal idam yollarıdır. Almanya’da 1871-1918 arasında, Weimar Cumhuriyeti’nde ise 1919-1933 yılları arasında kullanılmıştır.

Giyotinin ilk kullanımından itibaren Dr. Guillotin’in umduğu gibi hızlı bir ölüm yolu olup olmadığı tartışma konusu olmuştur. Geçmişteki idam yöntemlerinde acı çekmeyle ilgili minik kuşkular olmuştur. Ama giyotinin icadıyla, “insancıl” bir ölüm yolu olması dolayısıyla, bu konu ciddi bir biçimde tartışmaya açılmıştır. Giyotinin bıçağının kafayı vücuttan çok hızlı ayırması yüzünden kurbanın acı çekme süresini uzatması da olasıydı. Bıçağın yeterince çabuk kesmesi, beyne görece ufak bir etki yapması ve küçük bir ihtimal de olsa aniden bilinçsizlik haline geçilmesi de ihtimaller dahilindeydi.

Giyotin ilk kez Nicolas J. Pelletier’in idamında, 25 Nisan 1792 tarihinde kullanıldı.

Alman Federal Cumhuriyeti’nde 11 Mayıs 1949′da 24 yaşındaki Berthold Wehmeyer adlı mahkûm idam edilir ve bu giyotinli son idam olur. Batı Almanya idam cezasını 1949 yılında kaldırır. Doğu Almanya idam cezasını 1987 yılında, Avusturya ise 1968 yılında kaldırmıştır. İsveç’te ise giyotinli son idam 1910 yılında gerçekleşir.

Fransa dışında, 1792′den çok önce giyotin benzeri aletler bulunuyordu, ancak özellikle Avrupa’daki ülkeler, bu “modern” idam makinesini kullanmayı seçmiştir.

Bu süre boyunca giyotinli idamlar, idam yerine toplanan kalabalığın popüler bir eğlencesi haline gelir. Hatta bu dönemde idam saatlerinin yazılı olduğu programlar satılmaya başlanır. Her gün gelen izleyiciler en iyi izleme yerlerini öğrenirler. İdamları izlemeleri için ebeveynler, çocuklarını da getirir. Terör’ün bitimiyle bu kalabalıklar aniden dağılır. Aşırı tekrarlar bu ürkütücü eğlenceyi bile sıkıcı hale getirmiştir.

Giyotin, idam mahkumunun kafasını üst taraftan kesmek prensibiyle yapılmış bir çeşit idam aracıdır. Giyotin ilk kez 1792 yılında Jacques Nicholas Pelletier adlı bir hırsızı idam etmek için kullanılmıştır.

Guillotine hakkında yayılmış bir mit ise kendisinin, mucidi olduğu giyotinle öldürüldüğüdür; ancak, bu yanlıştır. Dr. Guillotine 26 Mayıs 1814′te doğal sebeplerden ötürü ölmüştür. Dr. Guillotine, aletin ve idam şeklinin kendi soyadıyla anılmasından rahatsız olmuş ve soyadını değiştirmiştir.

Fransa’da giyotinden önce soylular genellikle kılıçla ya da baltayla idam ediliyordu. Bunun yanında asılma da yaygın bir idam biçimiydi. Tüm bunların yanında çok acı veren yakılma ve eziyet içeren cezalar da bulunuyordu. Bu, giyotine göre eski ve geri kalmış yöntemlerde idam bir anda gerçekleşmiyor, acı verici bir süreç oluyordu. Hatta bu dönemde, ölüm acısız ve hızlı olsun diye kurbanın ailesi cellatlara bile teklif ediyordu. Tüm bu şartlar altında devrimini gerçekleştiren Fransa, ölüm cezalarını da modernleştirmeliydi, bunlarla birlikte 20 Mart 1792′de giyotin resmi olarak Fransa’nın idam aleti haline geldi. 1939′da kullanımı durduruldu fakat Fransa’nın 1981′de idam cezasını kaldırmasına dek resmi idam aleti olarak kalmayı sürdürdü. Bu döneme dek idamlar ya giyotinle ya da kurbanlara tüfekle ateş edilerek infaz edilirdi.

Alet, adını mucidi Joseph-Ignace Guillotin’den alır. Bir doktor olan Guillotin aynı zamanda bir meclis üyesidir. İdam cezalarını infaz etmek için bir makine tasarlar. Amaç daha “insancıl” ve eski rejimden daha modern, daha devrimsel bir idam cezası uygulamaktır.

Haziran 1793 – Temmuz 1794 arası Fransa’da “Terörün Tırmanışı” ya da kısaca “Terör” olarak adlandırılır. Monarşinin çöküşünün ardından yaşanan karışıklık, yabancı monarşist güçler tarafından saldırıya uğrama korkusu ve monarşi sonrası karşı-devrim partileri Fransa’yı tamamiyle bir paranoyaya sürükler. Devrimin gerçekleştirdiği demokratik reformların birçoğu bu dönemde iptal edilir ve giyotinli idamlar başlar. Bu dönemde Maximilien Robespierre, hükümetin en kuvvetli adamlarından biri haline gelir ve Terör’ün simgesi sayılır. Devrim Mahkemesi, binlerce insanı giyotine sürükledi. Asiller ve halk, entelektüeller, politikacılar, fahişeler… Herkes her an idam edilebilirdi. “Madam Giyotin” olarak anılan bu makineyle tanışmak için “cumhuriyet karşıtı” ifadesi bile yeterliydi. Giyotin, “Madam Giyotin” dışında “Ulusal Jilet” olarak da adlandırılmıştır. Tahminlere göre ölü sayısı 15.000 ile 40.000 kişi arasındadır. XVI. Louis ve kraliçe Marie Antoinette 1793 yılında idam edilir. Temmuz 1794′te Maximilien Robespierre de giyotinle idam edilir.

İdamları izleyenler, hareket eden gözler ya da oynayan ağızlar hakkında sayısız hikâyeler anlatırdı. Hatta Charlotte Corday’in kopmuş kafasının ensesine atılan bir tokatta bir kızgınlık ifadesi oluştuğu bile söylenmişti.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Giyotin

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Elektroskop

Yazan: admin | icatlar | Çarşamba 9 Mart 2011 17:43

Elektroskop ve dokundurulan cismin yükünün işareti aynı ise, elektroskobun yapraklarının hareketini bilebilmek için kapasitelerinin de bilinmesi gerekir. Şekilde +q yüklü çubuk ve elektroskop birbirine dokundurulduğunda üç ihtimal vardır.

Yüklü bir elektroskoba zıt yüklü bir cisim yaklaştırıldığında zıt yüklü cisim elektroskobun yapraklarındaki yükleri çeker. Eğer cismin yük miktarı az ise cisim yapraklardan biraz yük çeker ve yapraklar biraz kapanır. Yüklü elektroskoba zıt yüklü cismin yaklaşması 2

Yüklü elektroskoba aynı yüklü cismin yaklaşmasısonucunda topuzdaki yükler cisim tarafından yapraklara doğru itilir. Yapraklarda daha fazla yük olacağından yapraklar biraz daha açılır. Bu olay + yükler hareket ediyor gibi düşünülerek + yüklü cisim ve elektroskop için de doğrudur. Yüklü elektroskoba zıt yüklü cismin yaklaşması 1

Yüklü bir cismi yüklü bir elektroskoba dokundurduğumuzda, yaprakların hareketinin nasıl olacağını anlamak için yük miktarlarını ve yükün işaretini bilmek gerekir.

Yüksüz bir elektroskoba + yüklü bir cisim yaklaştırılırsa yapraklardaki — yükler cisim tarafından topuza doğru çekilir. Bu durumda yapraklar + yüklü kaldığından artıların itmesi sonucu yapraklar açılır. Yüksüz elektroskoba – yüklü cismin yaklaşması

Yüksüz bir elektroskoba – yüklü bir cisim dokundurulursa elektroskop ile cisim arasında yük paylaşımı olur. Bu durumda elektroskop – yüklü kaldığından artıların itmesi sonucu yapraklar açılır. Artı yükler birbirini iter. Hareket eden yükler aslında eksi yüklerdir. Ama artılar hareket ediyor gibi düşünülürse yanlış sonuçlar çıkmaz. Yüklü elektroskoba aynı yüklü cismin yaklaşması

Yüklü bir elektroskoba zıt yüklü cisim dokundurulursa sığalarla orantılı yük paylaşımı olur. Toplam yük topuzun ve cismin yarıçapları ile doğru orantılı paylaşılır. Yük paylaşımı elektroskobun yükünü azaltacak şekilde olmuşsa yapraklar biraz kapanır. Yüklü elektroskoba zıt yüklü cismin dokunması 2

Yüklü bir elektroskoba zıt yüklü bir cisim yaklaştırıldığında zıt yüklü cisim elektroskobun yapraklarındaki yükleri çeker. Eğer cismin yük miktarı yeterince büyük ise yaprakları nötürleyebilecek kadar yük çeker ve yapraklar tamamen kapanır. Yüklü elektroskoba zıt yüklü cismin yaklaşması 3

Elektroskop,bir cismin yüklü olup olmadığını, yüklü ise yükünün işaretini anlamaya yarayan alete denir. Elektroskobun basitçe yapısı şekildeki gibidir. bir topuz, bir tel, iletken çok hafif iki yaprak ve cam fanustan oluşmaktadır.Elektroskop yüksüz iken, yapraklar kapalı ve yapraklar arasındaki açı sıfır derecedir.

Yüklü bir elektroskoba zıt yüklü cisim dokundurulursa sığalarla orantılı yük paylaşımı olur. Toplam yük topuzun ve cismin yarıçapları ile doğru orantılı paylaşılır. Yük paylaşımı elektroskobun yükünü nötürleyecek şekilde olmuşsa yapraklar tamamen kapanır. Yüklü elektroskoba zıt yüklü cismin dokunması 3

Yüklü bir elektroskoba zıt yüklü cisim dokundurulursa sığalarla orantılı yük paylaşımı olur. Toplam yük topuzun ve cismin yarıçapları ile doğru orantılı paylaşılır. Yük paylaşımı elektroskobun yükünü değiştirecek şekilde olmuşsa yapraklar önce kapanır sonra açılır. Yüklü elektroskoba aynı yüklü cismin dokunması 1

Yüklü bir elektroskoba zıt yüklü cisim dokundurulursa sığalarla orantılı yük paylaşımı olur. Toplam yük topuzun ve cismin yarıçapları ile doğru orantılı paylaşılır. Yük paylaşımı + yüklerin cisme akması ile oluşmuşsa, yaprakların yükü azalacağından yapraklar biraz kapanır. Yüklü elektroskoba aynı yüklü cismin dokunması 3

Yüksüz elektroskoba + yüklü cismin yaklaşması

Yüklü bir elektroskoba zıt yüklü cisim dokundurulursa sığalarla orantılı yük paylaşımı olur. Toplam yük topuzun ve cismin yarıçapları ile doğru orantılı paylaşılır. Cismin ve elektoskobun potansiyelleri eşit ise yükler hareket etmez ve yapraklarda bir değişme olmaz. UYARI: Aslında hareket eden yükler eksi yüklerdir. Artı yüklerin hareket ettiği düşünülürse sonuçlar değişmez. Bu yüzden animasyonlarda + yükler hareket ettirilmiştir. Böyle düşünülmesi soru çözümlerinde pratiklik ve kesinlik sağlar.

Yüklü bir elektroskoba zıt yüklü cisim dokundurulursa sığalarla orantılı yük paylaşımı olur. Toplam yük topuzun ve cismin yarıçapları ile doğru orantılı paylaşılır. Yük paylaşımı + yüklerin elektroskoba akması ile oluşmuşsa, yaprakların yükü artacağından yapraklar biraz açılır. Yüklü elektroskoba aynı yüklü cismin dokunması 2

Yüklü bir cisim, yüklü bir elektroskoba yaklaştırıldığında yapraklar biraz açılıyorsa, cisim ile elektroskop aynı cins yükle yüklü, yapraklar biraz kapanıyorsa, cisim elektroskopla zıt yüklüdür. Cisim yaklaştırılırken yapraklar biraz açılıyorsa, uzaklaştırılırken yapraklar biraz kapanıyordur. Yani yaklaştırma ve uzaklaştırma birbirinin tersi olur.

Topuzdan yapraklara (–) yüklerin itilebilmesi için K cisminin yükünün işareti (–) olmalıdır. Eğer K cismi yaklaştırıldığında elektroskobun yaprakları biraz kapanıyorsa, yapraklardaki yük miktarı azalıyor yani topuza yapraklardan yük çekiliyordur. Buna göre, K cisminin yükünün işareti (+) dır.

Negatif yüklü bir top elektroskopun metal küresine yaklaştırıldığında, küre üzerinde bulunan negatif yükler, küreden çubuğun daha uzak bölgelerine itilecekler, yapraklar daha fazla yük aldığından birbirlerinden uzaklaşacaklardır. Pozitif yüklü topta ise durum tam tersi olacaktır Yüklü bir elektroskopun topuzuna, yüksüz cam, porselen, ebonit veya plastik ile dokunursak, yapraklar hiç kıpırdamaz. Bu maddeler bakımından yalıtkanlardır. Topuza bir kibrit çöpü ile dokunursak, yapraklar gene kapanır. Fakat bu kapanma çok yavaş olur. Görünüşe göre, odunun içinde de yükü hareket etmektedir. Fakat bu hareket, metallerde olduğu kadar serbest değildir. Odunun yüklerine karşı gösterdiği , metallerinkinden çok daha büyüktür

Yüksüz bir elektroskoba – yüklü bir cisim yaklaştırılırsa topuzdaki — yükler cisim tarafından yapraklara doğru itilir. Bu durumda yapraklar – yüklü kaldığından eksilerin itmesi sonucu yapraklar açılır. Yüksüz elektroskoba yüklü cismin dokunması

Nötr bir elektroskoba (–) yüklü bir K cismi yaklaştırıldığında elektroskop etki ile elektriklenir. Yapraklar (–) yükle yüklenirken, topuz ise (+) yükle yüklenir, (+) yüklü cisim yaklaştırılsa idi, yapraklar (+), topuz ise (–) yükle yüklenirdi.

Yüklü bir elektroskoba zıt yüklü bir cisim yaklaştırıldığında zıt yüklü cisim elektroskobun yapraklarındaki yükleri çeker. Eğe cismin yük miktarı elektroskoptan çok fazla ise yaprakları nötürleyecek kadar çektikten sonrada yük çekmeye devam eder. Bu durumda yapraklar önce kapanır sonra açılır. Yüklü elektroskoba zıt yüklü cismin dokunması 1

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Elektroskop

Tags: , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , ,

Ejektörlü pompa nedir

Yazan: admin | icatlar | Çarşamba 9 Mart 2011 17:43

Buharlı lokomotifler 19. yüzyılın ortalarından 20. yüzyılın ortalarına kadar demiryolu taşımacılığına hekim olmuşlardır, daha sonra ise dizel ve elektrikli lokomotifler bunların yerini almıştır.

Özel uygulamaları dolayısıyla, bir enjektör sık sık edüktör, buhar jeti fışkırtıcısı (enjektörü), pompası veya aspiratör(extractor, emici) gibi isimlerle anılır.

Daha iyi bir vakum oluşturmak için, seri halinde çoklu ejektörler , yukarı yönlü ejektörlerin çıkışının aşağı yönlü ejektörlere emme için öncülük etmesiyle, kullanılırlar.

Esasen, girişteki hareketli akışkanın basınç enerjisi memenin boğazında, hız formunda kinetik enerjiye dönüştürülmektedir.Daha sonra karışık akışkan genişleyen ağızda genişlerken, kinetik enerji, Bernoulli prensibine göre, bu ağzın çıkışında tekrar basınç enerjisine dönüşür.

Bernoulli prensibinin özel bir durumu olan ventüri etkisi, bu aygıtın çalışmasını sağlar.Yüksek basınç altındaki akışkan, düşük basınç yaratan kısılmalı genişlemeli memenin boğazında, yüksek hızlı jete dönüştürülür.Düşük basınç, emme akışkanını(suction fluid), hareketlendirici akışkanla(motive fluid) karışacağı bu memeye çeker.

Enjektör aslen buhar tahrikli lokomotiflerde kazan besleme suyunu kazana ve kazandan dışarı pompalamak ve enjekte etmek için kullanılmıştır.

Bitişikteki çizim tipik bir modern enjektör veya fışkırtıcıyı resmetmektedir.Hareketli akışkan giriş memesi ve ksıslıp genişleyen bir çıkış memesinden oluşur. Su, hava, buhar veya yüksek basınçtaki herhangi başka bir akışkan girişte hareket verici kuvveti sağlar.

Enjektör 1858’de Henri Giffard tarafından edilmiş, patenti ise İngiltere’de Messrs Sharp Stewart & Co. şirketi tarafından alınmıştır.Girişteki hareket kuvveti uygun bir yüksek basınç akışkanı tarafından sağlanmaktaydı.

Ejektörlü , bir enjektör veya fışkırtıcı kısılıp genişleyen bir memenin ventüri etkisini kullanarak, hareketli akışkanın basınç enerjisini; bir düşük basınç alanı yaratıp, hız enerjisine çevirerek; hareketli akışkanı çekip, emme akışkanının buna karışmasını sağlar ve hemen ardından bu karışmış akışkanları, hız enerjisini tekrar basınç enerjisine dönüştürerek, yeniden sıkıştıran pompa benzeri bir alettir.Hareketli akışkan veya sıvı olabilir. Emme akışkanı bir , bir sıvı, bir bulamaç, toz yüklü bir akışı olabilir.[1]

Aspiratör(emmeç) gibi aynı çalışma prensibine sahip benzer cihazlar kısmi bir vakum yaratmak için laboratuarlarda ve vücut sıvıları ile mukusun emiliminde medikal olarak kullanılır.

Enjektörlerin çeşitli endüstriyel uygulamalardaki kullanımı, basitlikleri ve uyum yetenekleri dolayısıyla oldukça yaygın hale gelmiştir.Örneğin:

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Ejekt%C3%B6rl%C3%BC_pompa

Tags: , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , ,

Dinamometre icadı

Yazan: admin | icatlar | Çarşamba 9 Mart 2011 17:43

Dinamometre, döner bir makinenin çıkış kuvvetini ölçmede kullanılan aygıttır.

Dinamometre (ya da kuvvetölçer) en çok, bir motorunun ya da bir otomobil motorunun beygir gücünü ölçmede kullanılır. Döner parçaya uygulanan burma kuvveti (moment) ile açısal hızın çarpımı, kuvveti verir. Kuvvet ölçen dinamometrelerden en yaygın kullanılanı, esnek bir halkadan oluşur. Bu halkayı sıkıştıracak biçimde bir kuvvet yüklendiğinde halka burulur ve burulma miktarına göre kuvvet ölçülür. Cismin uyguladığı kuvvet ne kadar büyükse yay o kadar gerilir. Dinamometrede ölçülen değerler, birimiyle (N) gösterilir. (1 = 1/9,81 kg)

Dinamometreler metallerin esneklik özelliğinden yararlanılarak yapılmıştır. İç içe geçmiş iki borudan oluşur. İçteki boruda yay asılıdır. İçteki borunun üzeri eşit olarak bölmelendirilmiştir. Cisim içteki borunun ucundaki çengele takılır. Yer cismi ne kadar kendine doğru çekebilirse o cismin ağırlığı o kadardır.Aynı zamanda bu Dinamometrelerin küçüğü de vardır.Bunlar ise daha küçük birimli kuvvetleri ölçer .

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Dinamometre

Tags: , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , ,

Konrad Zuse

Yazan: admin | Mucitler | Cuma 14 Ocak 2011 15:40

Konrad Ernst Otto Zuse (dg. 22.06.1910 Berlin, vf 18.12.1995 Fulda yakınında Hünfeld) bir Yapı mühendisi, mucid ve girişimci (Zuse KG) idi. 1941 yarattığı Z3 dünyada tam otomatik, yazılımla yönlendirilen, programlanabilen, sayısal ve aritmetik hesaplamayla çalışan ilk bilgisayarı icad etmiştir.

Savaştan sonra Neunkirchen’de Zuse KG kuruldu. Baş harfleri Z olan seri numaralı bir çok bilgisayarlar seri üretildi. Z5 ile Leitz firması objektiflerin hesaplamalarını yaptı. Z11 ise halen röle tekniği ile çalışırken bir çok müdürlüklerde ve optik branşında, üniversitelerde, tapu kadastro müdürlüklerinin hesaplama işlemlerinde kullanıldı. Elektroniğin kullanılmaya başlaması ile yeni sayma işlemleri yaratılırken, ilk defa 1955 de Z22 ile kathod lampalar kullanılırken, bilgiler manyetik taşıyıcılara kayıt edildiler.

Henschel--Fabrika’ları için kanat hesapları için sabit programlanmış özel hesap makineleri S1 (1942) ve S2 (1943) yi geliştirdi. Bu sırada ölçüm saatlerin otomatik okunmasını mekânizleştirme fikrini yarattı. Bunun için yarattığı alet ilk Analog-to-Digital Converter’dir. 1944 de fabrikanın taşındığı atölyerinde ilk komut prozesli hesap makinesini üretti.

Daha Z1 için çalışırken mekânik çalışma prensibini elektromekânik röle sistemine bağdaştırdı. İlk önce Z2 prototipini 1939 da bitirdi. 1940 da Uçak Araştırma-Geliştirme Müdürülüğünün direktörüne gösterim sonunda cihazının geliştirilmesi için maddi destek almayı başardı.

Z3 ün gelişmiş modelini Alman Uçak Geliştirme Müdürlüğünce destekmişdi. Röle çalıştırma prensibine dayalı modeldi. Bu zamana kadar üretilen makinelerin adları Z ile başlarken, personelin savaş nedeni ile V4 diye adlandırılması, adları V1 ve V2 (V=Vergeltungwaffen / İntikam silahı) ye bağdaştırılarak tanımlandırılmış. Böylece savaşta çekilen ordu ile Göttingen şehrine kaçırılabilinmiş. Burda toplama kamplarında savaş esirlerden haberdar olan Zuse, Wernher von Braun gurubuna katılabilmiş ve onlarla beraber Bavyera’ya sığındılar.

Konrad Zuse adı ve hizmetleri birçok teknik okullarının adı verilirken özel posta pullarına ve, teknik müzelerin adlarına verildi. 100. doğum gününde özel baskı 10€ luk maden paralar basıldı.

1985 Bilitişim derneğinin onursal üyesi oldu. 1987 den beri her iki senede bir Konrad-Zuse madalyonunu vermektedir.

Konrad Zuse 22.06.1910 Berlin’de Maria ve Emil Zuse nin oğulları olarak doğdu. Büyük ablası da kendisi gibi zeki ve iyi eğitim almış bir bayan idi. İki yaşında iken babasının orta sınıf posta memur olarak tayini çıktığı aile Doğu Prusya’nın Braunsberg’ine göç ettiler. Burda Hosianum Lisesinin 9. sınıfına kadar devam etti. 1923 de babasının yeni tayini çıktığı Hoyerswerda’ya ailece taşınılınca, burda Reform Lisesine devam etti ve olgunluk sınavını 1928 de burda verdi.

Hızlı büyüme safhasında olan şirkete, bankaların bilgisayarın bilinmeyen bir şey olmasını ve geleceği görememeleri nedeniyle ancak yüksek faizli kredi vermeye yanaşmaları, ve bu arada devlet desteğininde olmaması sonucu Z25 üretiminde sıkıntılar yaşayan firma iflasında ucuna geldi. 1964 senesinde aktif hissadarlıktan Zuse ayrılınca, şirket önce Alman BBC sonrada 1967 senesinde Siemens tarafından üstlenildi.

1937 de Zuse makineleri üzerine çalışırken “mantıksal varsayım dengeleme“ yi yeniledi. Z4 üzerine çalışırken proglama için gerekli makine dilinin pratik olmadığını ve zor öğrenildiğini fark eden Zuse, bunun üzerinde daha geliştirilmiş bir üst dile ihtiyaç olduğunu fark etti. İlk önce Esperanto dilini buna uygun gördü. 1945/46 senelerinde savaş nedenleriyle verimli çalışmalar yapamazken, „mantıksal varsayım dengeleme“’yi (Alm. Plankalkül) geliştirken bunu yayımlayamadı. Üstün programlama dil fikri tam on sene sonra yeniden gündeme geldiğinde Fortran, Algol ve Cobol dilleri yaratıldılar. Plankalkül ise bu dillere göre daha universel iken, ancak 2000 senesinde uyarlaması gerçekleştirelebildi.

2002 senesinde Bauhaus-Universitesi Weimar’ın kampüsünede açılan bilitişim merkezine adı verildi.

1984 de Bilitişim teknoloji Konrad-Zuse-Merkezi açıldı.

2. dünya savaşı sırasında 2 kez askere çağırılmış ama hiçbir zaman eli tutmamıştır. Henschel-Uçak-Fabrikalarının yöneticilerinden Prof. Herbert Wagner’in kendisinden vazgeçilemez raporu doğrultusunda askere alınmayıp fabrikanın bombaların özel araştırma geliştirme bölümünde çalıştı. Uzaktan kumandalı uçan bombalar ve uçak kanat ölçümünde kullanılabilen özel hesap makinelerini geliştirdi. Yeteneğinin ne kadar önemsendiği ise 1941 de açtığı şirketi „Zuse Mühendislik ve Tasarımi Berlin“ ile belli olurken yanında ilk etapta 20 personel çalışmaya başladı. O zaman bir hesap makinesini tasarım etme hakkına sahip tek şirket idi.

1957 de Bad Hersfeld’ e taşınan şirket 1967 ye kadar 251 üretti. Şirket „Graphomat Z64“ adlı ilk plotteri üretti.

1941 de kendi kurduğu mühendislik firmasının atölyesinde Z3 ü inşa ettiler. Tam otomatik, sayısal kayan nokta ile çalışabilen bellekli olan ana ünitesi rölelerinden oluşuyordu. Hesaplamalar programlanabilirken, satır takip ve tekrarlamalar yapılamıyordu. Bugün Z3 dünyanın çalışabilen ilk bilgisayarı olarak tanımlanmıştır.

Bir zaman sonra Allgau bölgesine yerleşen Zuse burda Z4 ü bir ahırda tekrar üretti. Savaş sonunda yaptığı yağlı boya tabloları amerikan turistelere satarak ailesinin geçimin sağlayan Zuse’nin Z4 üzerine yayılan dedikodular sonunda IBM in ilgisini çeker ve bu makinenin geliştirilmesi ve üretilmesini patent haklarını koruma sebebi nedeniyle engellemek istendi. bilgisayar üreticisi Remington Rand ile delikli şerit için işbirliğine girişti. 1949 da İsviçre Teknik Üniversitesinden Prof. Eduard Stiefel Zuse’yle buluşmasında Z4’ün gösterimine şahit oldu. Büyük bir miktarda kiralama ücreti ile Zuse tekrar bir şirket (Zuse KG) kurma fırsatını yakaladı. 1954 de Avrupa’da çalışabilen yegane bilgisayar ve dünyada tek kurumsal bilgisayar ünavını alan Z4, UNIVAC dan da birkaç ay önce faaliyete geçebildiydi.

Yüksek Meslek Okulu Karlsruhe de 2005 e kadar faaliyette olan bir Z22 vardı ve bu 2005 sene başında Sanat ve Medyateknoloji Merkezi’nde çalışır vaziyette gösterim için tekrar kuruldu. Bugün sık sık bozulan ve yedeklerinin tedariki nerede ise imkânsız olan kathod lambalarının bakım maliyeti çok yüksek olması sebebi ile, pek seyrek gösterişi yapılmaktadır. Daha bazı çeşitli Z modelleri faaliyet halinde iken çeşitli müzelerde teşhir edilmektedirler.

1945 Berlin’de eşi Gisela (Brandes) ile evlendi. Beş çocukları oldu. En büyükleri matematik profesörü oldu. Savaşın son yıllında Berlin’den kaçan Zuse ailesi Allgäu (Güney Almanya) bölgesine sığınırken, Z4 hesap makinesinide kurtarabildiler. Z4 ile savaş sonrası kurduğu yeni şirket ülkenin ilk bilgisayar şirketi oldu. Şirketin müthiş yükselişinden sonra büyük borçlanmaya giren Zuse 1964 de çoğul hisse senetlerini bırakmak zorunda kaldı. Ondan sonra danışman olarak çalışıp „Rechnenden Raum (Hesaplanan mekân)“ adlı kitabını yazdı.

Hünfeld şehrinin müzesinde bir Zuse bölümü olup burda Z23, Z25, Z31 ve Z64 Graphomat örnekleri teşhir ediliyorlar.

Kendisini gezgin öğrenci diye tanımlayan Konrad Zuse, yüksek öğrenimine Teknik Yüksek Okulu Berlin-Charlottenburg (bugün Teknik Üniversite Berlin) da makine yapımına başladıktan sonra mimarlığa geçmiş ve ordan sonrada yapı mühendislik dalını tercih etmiş. Erken yaşlarında tekniğe ve sanata yatkınlığını hissetmiş. İcat etmek istediği şeylerin ama zaten yaratılmış olduklarını fark eder.

2003 senesinde Alman ZDF tarafından yapılan ankette en büyük 15. Alman seçildi.

Zuse tarafından tekrardan yapılan dünyanın ilk bilgisayarı Z1 yanında Z11, Z22, Z23, Z25, Z31, Z60 ve Z64 bilgisayarları Alman Teknik Müzesi Berlin’in özel Zuse bölümünde teşhir ediliyorlar.

1980 de 60 bin DM li Aachen ve Münih Teknik ve Doğalbilimler özel ödülü ile onurlandırıldı.

1935 de mühendislik eğitimini diploma ile bitirdi. Önce Henschel-Uçak-Fabrikasında statikçi olarak başlamış olsada kısa bir zaman sonra bu işi terk edip ailesinin evinde kendisine bir atölye kurdu. Burda Z1 iri tasarım eder. İlk programanabilen mekânik hesap makinesinin tasarımla uğraşırken sade mekânik düzenle kurulu olup elektriksel çalışmadığı için sorunlar yaşamıştır. Z1 tasarımındaki düzenlemeyi Z2 de daha da geliştirip röle üzerine kurarak dünyanın ilk sayısal, bellekli bilgisayarını yarattı. Yaratıcı gücü yanında çevresindeki insanları idiallerine destek olmalarına inandırabilen yaradılışı vardı. Emekli olan babasını bile hem maddi destek hem de ücretsiz atölyede çalışabilmesi için ikna edebilmişti.

Yapı mühendisliğindeki monoton ve can sıkıcı hesapları otomatikleştirebilme fikrine vardı. 1937 de anı defterine „bir yıldan beri mekânik beyin için tasarımlarla uğraşmatayım“ notunu düşmüş. 1938 de mekânik elektrikle çalışabilen hesap makinesi Z1’i üretti. Dünyanın ilk sayısal hesaplayabilen, giriş ve çıkışı yongalı, bellekli ve şeritlerine işlenmiş programlarla çalışabilen hesap makinesini yarattı. Mekânik düzeni ama sorun ediyor ve bu yüzden düzgün çalışamıyordu. Charles Babbage i ilk bilgisayar babası olarakda sayan Zuse onda ancak savaş sonrası haberi olabildi.

Emekliliğinde zamanını daha çok sanata ayırdı. Dışarıvurumculuk stilinde yarattığı tablolarının bazılarını „Kuno See“ olarak imzaladı.

Toplam 8 fahri doktor ünvanına sahip olan Zuse’ye, Bilişim Desktekleme Derneği (Geselschaft für Informatik) ve Alman Yapı Branşı Merkez Tabanı (Zentralverband des Deutschen Baugewerbes) bilişim üzerine üstün hizmetlerinden dolayı madalya verdiler. Alman Liyakat nişanınına (1995), Wener-von-Siemens yüksüğüne (1964) ve Wilhekm-Leuschner madalyasına laik görüldü.

Cihaz pratik alanda işleme konulmuş ve karmaşık matris hesaplamalarda, özellikle uçakların kanat titreme (bir çok uçak kazalarına sebep olan simptom) araştırmalarının hesaplamalarında çalıştırıldı. Ancak Z3 hiçbirzaman öncelikli sıfatı ile tanımlanmadığından rutin işletme ile çalıştırılmadı ve 1944 de bir bomba saldırısında tahrip oldu.

Z1 için bilgisayar denkli kayan nokta (Floating point) , mantisse (Significand) ve üslü sayı (potenz) ana metodunu geliştirdi. Bilgisayarlardan, cep hesap makinelerine kadar bugün hesap makineleri bu yöntemle hesap etmektedirler. IEEE-754 standardı ile tanımlanan kayan nokta formatıda Zuse’nin geliştirme çalışmalarının bir ürünüdür.

1995 de CCC (Chaos Computer Club) bir Almanya çapında ünlü bilgisayarcılar derneğinin onursal üyesi oldu. Hoyerswerda şehri fahri hemşeriliğini verdi.

Zuse savaş zamanında bir çok patentler için başvurmuştu. Bunlardan en önemlisi ise 1941 de Z3 ün tanımlaması idi. Alman patent denetleyicilerinin bir itirazı olmadığından 1952 de patent hakkı verilip yayımlandı. İlk önce Triump sonra da IBM buna itiraz ettiler. Dava bir çok mahkemelerde bakılırken nihayen 1967 de Federal Patent Mahkemesi tarafından „yetersiz icad değeri“ sebepi ile patent hakkı Zuse’ye red edildi. Prozesli çalıştırma fikrini patentleme de Zuse’nin hiç aklına gelmedi.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Konrad_Zuse

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Heinrich Ruhmkorff

Yazan: admin | Mucitler | Salı 28 Aralık 2010 12:12

Heinrich Daniel Ruhmkorff d. 15 1803 Hanover, Almanya – ö. 20 Aralık 1877 Paris,Fransa

1855 te Paris’te, aparatlarıyla ilgili bir dükkân açtı.

Ruhmkorff bobini, iki elektrot arasında çok yüksek gerilim üreterek kıvılcım yaratan bir tür transformatör olup benzinli otomobillerdeki ateşleme bujileri örnek olarak gösterilebilir.

itibarını, Nicholas Callan’ın 1836 da bulduğu indüksiyon bobinini; 30 cm den daha fazla kıvılcım üretebilmek için cam yalıtım kullanıp ve diğer bazı yenilikler ile geliştirerek hayata geçirmesiyle kazandı. Buluşunun patentini 1851 de almasına karşın esas başarısı, 1858 yılında Napoleon III ten aldığı 50,000 frank ödüldür. Geliştirdiği bobin, anısına, halen Ruhmkorff bobini olarak bilinir.

Almanya’da ki çıraklık döneminin ardından İngiltere’ye göç etti. Joseph Bramah’ın kurduğu Bramah şirketi için çalıştı.

Alman adamı, buluşçu.

Ruhmkorff , ayrıca galvonometre, elektrometre gibi hassas ölçüm aygıtları yapmıştır.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Heinrich_Ruhmkorff

Tags: , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , ,

Georg Ohm

Yazan: admin | Mucitler | Salı 28 Aralık 2010 12:12

Bir çilingirin oğlu olan Ohm, bir süre babasının yanında çalıştıktan sonra Köln’deki Cizvitler Koleji’nde ve Berlin Harp Okulu’nda ve öğretmenliği yaptı. Köln, Nürnberg ve Münih Üniversitelerinde profesörlük görevi aldı.

Ohm’un bulduğu ve bugün Ohm Kanunu olarak bilinen,

gerilim(V)= şiddeti(I).(R)

üç değişkenli formül, tüm devrelerinin temelini oluşturmaktadır. Bu buluşundan sonra bir devresinde elektromotor gücünün dağılımını keşfetti. Direnç, elektromotor kuvveti ve akım şidddeti arasındaki bağlantıyı buldu.

1830’da A.C. Becquerel’in çalışmalarından habersiz olarak pillerdeki kutuplama olayını açıkladı. 1843′te insan kulağının çeşitli titreşimler arasında, sinüsoidal titreşimleri ayırt ederek algılayabileceğini ispatladı. Ayrıca canavar düdüklerinin teorisini kurdu.

Elektrik akımını bir sıvının debisi, potansiyel farkını da bir seviye farkı gibi kabul ederek ve elektrik miktarını, şiddetini, elektromotor kuvveti kesin bir şekilde tanımlayarak, elektrokinetik olaylar için bilimsel terimler ortaya koydu. Belirli kesit ve uzunluktaki, belirli bir madenden yapılmış bir teli standart seçerek, öbür teller için bugün ‘direnç’ denilen özelliği “indirgenmiş uzunluk” adıyla tanımladı ve ünlü yasasını, “akım şiddeti = elektroskopik kuvvet / indirgenmiş uzunluk” biçiminde açıkladı. 1826’da yayımladığı makalelerde, Ohm’un bu yasaya tümüyle deneysel yoldan vardığı görülür.

Lise öğretmenliği yaparken daha önceden tarafından bulunan elektrokimyasal hücreler üzerine çalışmaya ve araştırma yapmaya başladı. Kendi ekipmanlarını kullanarak yaptığı araştırmalar sırasında, bir telden geçen akımın geçtiği alanla doğru orantılı ve uzunluğuyla ters orantılı olduğunu buldu. Bu deney sonuçlarını kullanarak, gerilim akım ve direnç arasındaki bağlantıyı çözdü. Bu denklem oldukça büyük bir gelişmeydi çünkü elektrik devrelerin analizlerinin yapılmasının başlangıcını ve temelini oluşturuyordu. Fakat 1827′de bu buluşunu yayınlayınca, kolejde hoş karşılanmadı ve lise öğretmenliğinden istifa etmeye zorlandı. Bu onu yoksulluğa itti. 1833′de Nürnberg’de profesörlük pozisyonuna kabul edilinceye kadar bu yoksul hayatı devam etti. Üniversitedeki pozisyonu onun için çok iyi bir gelişme oldu.

Ohm Kanunu olarak bilinen, bir telden geçen akımın, geçtiği alanla doğru orantılı ve uzunluğuyla ters orantılı olduğunu tespit ederek gerilim, akım ve direnç arasındaki bağlantıyı buldu.

George Simon Ohm (d. 16 Mart 1787[1], Erlangen, Bavyera – ö. 6 Temmuz 1854, Münih), Alman fizikçi.

1854 yılında ölen fizikçinin yaşamı sırasında bilime yaptığı katkılarından dolayı, yaşarken takdir görmese de, ölümünden yaklaşık otuz yıl sonra adı direnç birimine verilerek onurlandırıldı.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Georg_Ohm

Tags: , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , ,

Gustav Robert Kirchoff

Yazan: admin | Mucitler | Salı 28 Aralık 2010 12:12

1875’te Berlin üniversitesinde tekerlekli sandalyede ders anlatarak araştırmalarını devam ettirdi.

1845 yılında ünlü Kirchhoff yasalarını ortaya koydu. Kirchhoff yasaları elektriksel akımın , voltajın , direncin hesaplanmasında kullanılan temel yasalardır. Bu yasayı bulmakla birlikte Ohm’un araştırıp bulduğu yöntemi biraz daha genişletmiştir.

Kirchhoff’un babası Friedrick Kirchhoff hukukçuydu ve mecliste millet vekiliydi.

Kirchhoff yasasına göre; bir düğüme giren akımla çıkan akımın toplamı eşittir. Kirchhoff gerilim yasasına göre ise; bir çevredeki potansiyel kaynakları potansiyel düşmelere ya da dirençlerin potansiyel toplamlarına eşittir.

Gustav Kirchhoff, Ohm yasalarını uygulayarak genelleştirilmiş matematiksel sonuca varmak ister ama sonuçları farklı olduğunu saptar.

1843’te okumak için Albertus üniversitesine girdi. 1833 senesinden başlayarak - semineri vermeye başlar. 1845’te Gustav Kirchhoff , Königsberg üniversitesinde Freirich Jules Richelot’tan matematik eğitimini alırken Neumann iki önemli elektriksel indüksiyonla ilgili araştırmaları yapmaktadır.İzleyen yıllarda Neumann’la çalışırken elektriksel akım hakkında araştırmasını tamamladı.

Gustav Robert Kirchhoff d.12 mart 1824 Köningsberg, Prusya (şimdiki Kaliningrad- Rusya) – ö. 17 Ekim 1887 Schöneberg, Berlin

1847 yılında Königsberg üniversitesinden mezun olur. 1848 yılından 1850 yılına kadar Berlin üniversitesinde almaksızın eğitim verir ve Berlin’deki çalışmalarında akımını ve elektrostatiğin doğruluğunu bir daha kanıtlar. Elastik levhanın bozulmasıyla ilgili problemleri araştırarak çözümüne ulaştırır. Bu teorinin formülleşmesinde Germain ve Poisson ile birlikte çalıştı. 1857 yılında, Kirchhoff ve Weber ikisi de hızın telin cinsine bağlı olduğu ve hızına hemen-hemen yakın olduğunu buldular.

Kirchoff yasası, akımın herzaman en kısa ve en dirençsiz yolu tercih ettiğini tanımlar.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Gustav_Robert_Kirchoff

Tags: , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , ,

Carl Friedrich Gauss

Yazan: admin | Mucitler | Salı 28 Aralık 2010 12:12

Gauss tam bir mükemmeliyetçi ve bir işkolikti. Bir hikâyeye göre, bir problem üzerinde çalışırken karısının ölmek üzere olduğu haberini alınca “biraz beklesin, bitirmek üzereyim” demişti.[6] Kafasındaki fikirler tam olgunluğa erişmeden onları yayımlamak istemezdi. Bu konudaki ilkesini pauca sed matura (az ama olgun) sözüyle özetliyordu. Ölümünden sonra incelenen günlükleri ortaya çıkardı ki, meslekdaşları tarafından yayımlanmış olan pek çok önemli matematiksel keşfi o daha önceden yapmış, ama yayımlamamayı tercih etmişti. tarihçisi Eric Temple Bell’e göre, Gauss günlüklerine yazdığı tüm matematiksel fikirleri hayattayken yayımlamış olsaydı 50 yıl ileri atlamış olurdu.[7]

1796 Gauss için oldukça verimli bir yıl oldu. Düzgün çokgenlerle ilgili keşfinden bir ay kadar sonra, yine kendi keşfi olan modüler aritmetik fikrini kullanarak, sayılar kuramında “karesel karşılıklılık ilkesi” (Alm. quadratisches Reziprozitätsgesetz) olarak bilinen çok önemli teoremi kanıtladı. İlk olarak Euler ve Legendre tarafından ortaya atılmış ama kanıtlanamamış olan bu teorem, ikinci dereceden denklemlerin çözülebilirliğinin belirlenmesini sağlıyordu. Yine aynı yıl içinde Gauss, asal sayıların tamsayılar arasındaki dağılımına ilişkin önemli bir sonuç buldu. Bundan kısa bir süre sonra da, her tamsayının en fazla üç üçgensel sayının toplamı olarak yazılabileceğini kanıtladı, ve 10 Temmuz 1796′da günlüğüne şu notu düştü: “Eureka! Num = Δ + Δ + Δ.” Ekim 1796′da ise katsayıları sonlu bir cisimden gelen polinomların çözümleriyle ilgili bir sonuç yayımladı. (Bu sonuç, 150 yıl sonraki Weil varsayımlarının da çıkış noktası olmuştur.)

1989-2001 yılları arasında Gauss’un resmi, bir normal dağılım eğrisiyle beraber, 10 DM banknotlarının üzerine basılmıştır.

1801′de yayımladığı Disquisitiones Arithmeticae, sayılar kuramına modüler aritmetik gibi bir çok yenilik getirdi. Aynı yıl içinde, İtalyan astronom Giuseppe Piazzi, Ceres asteroidini keşfetti, ama asteroidi ancak 40 gün kadar takip edebildikten sonra kaybetti. 24 yaşındaki Gauss, üç aylık bir çalışmadan sonra, Ceres’in tekrar görülebileceği pozisyonu hesapladı, ve 31 Aralık’ta iki ayrı astronom (Franz Xaver von Zach ve Heinrich Olbers), Ceres’i tam Gauss’un söylediği pozisyonda gözlemlediler. Zach, “Doktor Gauss’un zeki çalışması ve hesapları olmasaydı, Ceres’i tekrar bulamayabilirdik” diyerek Gauss’un katkısına teşekkür etti. O zamana kadar hala Dük’ün verdiği bursla geçinen ve bu durumdan memnun olmayan Gauss, astronomide kariyer yapmayı düşündü, ve 1807′de Göttingen Üniversitesi’nde astronomi profesörü ve gözlemevi müdürü olarak çalışmaya başladı. Hayatının sonuna kadar aynı üniversitede çalışacaktı.

Gauss, yazdığı zeki kanıtları nasıl akıl ettiğini asla açıklamazdı. Kanıtı bir kere bulduktan sonra sanki vahiyle gelmiş gibi yazar, sonuca nasıl ulaştığı konusunda özellikle ipucu vermezdi.

Gauss, Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu’na bağlı olan Braunschweig-Lüneburg Dükalığı’ndaki Braunschweig kentinde, Gebhard Dietrich ve Dorothea Gauss çiftinin tek çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası az eğitimli bir taş ve duvar ustasıydı, annesinin ise okuma-yazması bile yoktu. Efsaneye göre, Gauss henüz üç yaşındayken, babasının kâğıt üzerinde yaptığı hesapları kafasından kontrol edip düzelterek dehasını belli etti.[2]

http://www.yarindansonra.net/gauss-yontemi-ardisik-dogal-sayilarin-toplanmasi-t2707.0.html

Gauss’un çocukluk yıllarından beri dahi olduğunu gösteren pek çok hikâye vardır, nitekim pek çok matematiksel keşfini henüz 20 yaşına gelmeden yapmıştır. Sayılar kuramının önemli sonuçlarını derleyip kendi katkılarını da ekleyerek yazdığı büyük eseri Disquisitiones Arithmeticae’yi 21 yaşında (1798) bitirmişse de, eser ilk olarak 1801′de basılmıştır.

Gauss 23 Şubat 1855′te, 78 yaşındayken, yıllardır yaşadığı Göttingen’de hayata gözlerini yumdu ve bu şehirdeki Albanifriedhof ‘a gömüldü. Cenazesinde damadı Heinrich Ewald ve yakın arkadaşı (aynı zamanda biyografisinin yazarı) Wolfgang Sartorius von Waltershausen birer konuşma yaptılar. Beyni araştırma için muhafaza edildi, ve bugün hala Göttingen Üniversitesi’nin tıp fakültesinde formalin içinde korunmaktadır.

Ay’daki Gauss krateri[8], “1001 Gaussia” asteroidi[9] ve Antarktika’da sönmüş bir volkan olan Gaussberg[10], Gauss’un anısına isimlendirilmiş bazı doğal oluşumlardır.

Konuyla ilgili diğer Wikimedia sayfaları :

Oldukça dindar ve muhafazakar bir adamdı. Ayrıca bir monarşi destekçisiydi ve tüm Almanya’yı etkisi altına alan 1848 devrimlerini onaylamıyordu.

1818′de Hannover eyaleti için yüzey ölçümleri yapan Gauss, bu ölçümler için helyotropu (güneş ışığı ve aynalar yardımıyla doğrultu gözlemleri yapmaya yarayan ) edip kullandı.

Gauss, Öklit dışı geometrilerin varlığını keşfettiğini, ama tepkilerden çekindiği için fikirlerini yayımlamadığını iddia etmiştir. Öklit dışı geometriler, Öklit aksiyomlarının bir kısmını atarak oluşturulan, sezgilerimizle çelişen fakat kendi içinde tutarlı geometrilerdir ve Einstein’ın genel görelilik kuramı gibi pek çok yeni fikrin doğumunu mümkün kılmışlardır. Gauss’un yakın arkadaşı Farkas Bolyai’nin oğlu János Bolyai, 1832′de Öklit dışı geometrilerle ilgili eserini yayımladığında, Gauss Farkas Bolyai’ye bir yazdı ve “eseri övmek kendimi övmek gibi olur, çünkü eserin içeriği son 30-35 yıldır benim kafamda dolaşan fikirlerle neredeyse birebir örtüşüyor” dedi. Bu kanıtsız iddia, János Bolyai ve Gauss’un arasının açılmasına sebep oldu. (Gauss’un notları ve mektuplarından anlaşıldığı kadarıyla, Öklit dışı geometrilerle ilgili temel fikirleri János Bolyai’den önce keşfettiği doğrudur.[5])

Kişiliği

Almanya’nın Dransfeld kentindeki 51 metrelik beton gözlem kulesinin ismi Gauss Kulesi’dir.

Gauss ilk evliliğini 1805 yılında Johanna Osthoff ile yaptı. Bu evlilikten Joseph (1806-1873) adında bir oğlu ve Wilhelmine (1808-1846) adında bir kızı oldu. 1809′da, adını verdikleri üçüncü çocuğun doğumu sırasında Johanna hayatını kaybetti, de henüz bir yaşına gelmeden annesini takip etti. Gauss, bu ölümlerden dolayı girdiği depresyondan asla tam anlamıyla kurtulamadı. ’in ölümünden kısa süre sonra, 1810′da karısının arkadaşı Minna Waldeck ile evlendi. Bu evlilikten de üç çocuğu oldu: Eugen (1811-1896), Wilhelm (1813-1879) ve Therese (1816-1864). Minna 1831′de hastalıktan ölünce Gauss’a ölümüne kadar kızı Therese baktı. Eugen ve Wilhelm ABD’nin Missouri eyaletine yerleştiler.

Gauss, Hannover’de yaptığı yüzey ölçümleri sırasında, ölçüm hatalarının istatistiksel dağılımını veren (ve daha önce astronomi araştırmalarında da kullandığı) normal dağılım fikrini kafasında iyice belirginleştirdi. (Bugün normal dağılıma Gauss dağılımı da denmektedir.) Ayrıca bu ölçümler Gauss’un diferansiyel geometriye de (eğriler ve yüzeylerle ilgilenen bir matematik dalı) ilgi duymasını sağladı. 1828′de bu matematik dalının önemli teoremlerinden biri olan theorema egregium’u kanıtladı.

Ceres’in keşfi sayesinde gezegen ve asteroidlerin Güneş çevresindeki hareketleriyle ilgilenmeye başlayan Gauss, 1809′da Theoria motus corporum coelestium in sectionibus conicis solem ambientum (Güneş çevresinde konik kesitler üzerinde hareket eden gök cisimlerinin hareketlerinin teorisi) adlı eserini yayımladı. Bu eser, günümüz bilimlerinde yaygın olarak kullanılan en küçük kareler yöntemini de ayrıntılı olarak ele alıyordu. (Aynı yöntem, 1805′te matematikçi Adrien-Marie Legendre ve 1808′de matematikçi Robert Adrain tarafından da tanımlanmış ve kullanılmıştı, fakat Gauss bu yöntemi 1795′den beri bildiğini iddia etti.[4])

Alman yazar Daniel Kehlmann’ın 2005 tarihli romanı Die Vermessung der Welt (Dünya’nın Ölçümü), Gauss ve Alexander von Humboldt’un hayatlarını konu almaktadır.

Gauss, kendisini örnek alan genç matematikçileri desteklemediği için çok eleştirildi. Pek çok meslekdaşı onu mesafeli ve katı buluyordu. Gauss öğretmenlikten nefret ettiğini söylese de Richard Dedekind, Bernhard Riemann, Friedrich Bessel gibi bazı öğrencileri sonradan başarılı ve üretken matematikçiler oldular.

Carl Friedrich Gauss ya da Gauß (30 Nisan 1777 – 23 Şubat 1855), Alman kökenli matematikçi ve bilim adamı. Katkıda bulunduğu alanlardan bazıları; sayılar kuramı, analiz, diferansiyel geometri, jeodezi, manyetizma, astronomi ve optiktir. “Matematikçilerin prensi” ve “antik çağlardan beri yaşamış en büyük matematikçi” olarak da bilinen Gauss,[1] matematiğin ve bilimin pek çok alanına etkisini bırakmıştır ve tarihin en nüfuzlu matematikçilerinden biri olarak kabul edilir.

1977′de, Gauss’un 200. doğumgünü şerefine, Doğu Almanya ve Batı Almanya’da ayrı ayrı hatıra pulları basılmıştır.

Gauss’un babasıyla arası iyi değildi. Babası Gauss’un matematik ve bilim okumasını istemiyor, kendisi gibi taş ustası olmasını istiyordu. Gauss, eğitimi boyunca babasından görmediği desteği annesinden gördü. Oğullarıyla da iyi geçinemeyen Gauss, Eugen’in ve daha sonra Wilhelm’in ABD’ye göç etmesine sebep oldu.

1831 yılında Gauss, profesörü Wilhelm Weber’le beraber çalışmaya başladı. Bu beraberlik, manyetizma ve elektrik konularına pek çok yenilik getirecekti (kütle, uzunluk ve zamana bağlı yeni bir manyetizma birimi gibi). 1833′te Gauss ve Weber ilk elektromanyetik telgrafı icat ettiler, ve bu telgrafla gözlemevini enstitüsüne bağladılar. Gauss, hala müdürü olduğu gözlemevinin bahçesine bir manyetik gözlemevi kurulması talimatını verdi, ve Weber’le beraber Dünya’nın çeşitli yerlerindeki manyetik alanı ölçmek amacıyla bir “manyetik kulüp” (Alm. magnetischer Verein) kurdu. Gauss’un bu sıralarda geliştirdiği, manyetik alanın yatay yoğunluğunu ölçmeye yarayan metod, 20. yüzyıl ortalarına kadar kullanılmaya devam etti. Gauss ayrıca, Dünya’nin manyetik alanının iç (çekirdek) ve dış (manyetosfer) kaynaklarını ayırmak için gereken matematiksel teoriyi de geliştirdi. Hayatının sonlarına doğru matematiksel yeteneklerinin köreldiğini hissedince edebiyatla ilgilenmeye başladı.

Commons‘ta Carl Friedrich Gauss ile ilgili çoklu ortam dosyaları bulunmaktadır.

Gauss en karmaşık hesapları aklından yapabilmesiyle de ünlenmişti. Anlatılana göre, Ceres’in izleyeceği yörüngeyi nasıl bu kadar hatasız hesaplayabildiği sorulunca, “ kullandım” cevabını vermiş, cetvelini nasıl bu kadar hızlı kullanabildiği sorulunca da “cetvele ne gerek var, hepsini kafamda hesaplıyorum!” demiştir.

Gauss’un ismi matematik ve fizikte onlarca teorem, formül ve kavrama verilmiştir. Cgs sistemindeki manyetik alan birimi 1 Gauss’tur.

Gauss, Braunschweig Dükü Karl Wilhelm Ferdinand’in verdiği burs sayesinde 1792-1795 arasında Collegium Carolinum’da (bugünkü adıyla Braunschweig Teknik Üniversitesi), 1795-1798 arasında da Göttingen Üniversitesi’nde öğrenim gördü. 1796′da kenar sayısı bir Fermat asalı olan her düzgün çokgenin, sadece ve pergel kullanılarak çizilebileceğini kanıtladı. Bu tür ve pergel problemleri Antik Yunan’dan beri matematikçileri meşgul etmekteydi, dolayısıyla da Gauss’un keşfinin önemi büyüktü. Gauss bu başarısından o kadar memnun oldu ki, mezar taşına bir düzgün onyedigenin oyulmasını vasiyet etti. Ne var ki, daireye çok yakın olan bu şeklin oyulması çok zor olacağından, vasiyetini yerine getirecek bir taş ustası bulamadı.

Gauss, 1799′da bitirdiği doktora tezinde cebirin temel teoreminin bir kanıtını sundu. Bu çok önemli teorem, karmaşık sayılar üzerine tanımlanmış her polinomun en az bir kökü olduğunu söyler. Gauss’tan önce pek çok matematikçi bu teoremi kanıtlamayı denemiş, ama hiçbir kanıt genel kabul görmemişti. Gauss’un kanıtına da, o zamanlar henüz kanıtlanmamış olan Jordan eğri teoremini kullandığı için itiraz edildi. Bu itirazlar üzerine Gauss, hayatı boyunca üç değişik kanıt daha sunacak, 1849′daki son kanıtı tüm matematikçilerden kabul görecekti. Gauss bu kanıtlar üzerinde çalışırken, karmaşık sayılar kavramının olgunlaşmasına çok büyük katkıda bulundu.

Bir başka meşhur hikâyeye göre, Gauss’un ilkokul öğretmeni J.G. Büttner, öğrencilerini oyalamak için 1′den 100′e kadar olan sayıları toplamalarını isteyince, Gauss cevabı birkaç saniye içinde bularak hem öğretmenini, hem de asistanı Martin Bertels’i hayrete düşürdü. Küçük Gauss, sayı listesinin iki zıt ucundan birer sayı alıp topladığında hep aynı sonucun çıktığını farketmişti: 1 + 100 = 101, 2 + 99 = 101, 3 + 98 = 101, vesaire. Böylece 1′den 100′e kadar olan sayıların toplamı 50 × 101 = 5050 oluyordu.[3]

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Carl_Friedrich_Gauss

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Sonraki Sayfa »