James Clerk Maxwell kimdir

Yazan: admin | Mucitler | Salı 23 Şubat 2010 12:52

ayrıca gazların kinetik teorisini istatistiksel olarak açıklayan dağılımı’nı geliştirmiştir. Bu iki modern fizikte yeni bir çağ başlatmaya neden olmuştur, özel görelilik ve quantum mekaniği alanlarının başlamasına katkıda bulunmuştur. Maxwell ayrıca ilk 1861′de ilk renkli makinasını bulan kişi olarak da bilinir.

James Clerk Maxwell (13 Haziran 1831 – 5 Kasım 1879), İskoç fizikçi ve matematikçidir. En önemli başarısı klasik elektromanyetik teorisinde daha önceden bir birleriyle ilişkisiz olarak gözüken ve manyetiğin aynı şey olduğunu kendisine ait olan maxwell denklemleriyle(4 denklem) ispatlamıştır, bu denklemler , manyetik ve optik alanlarda kullanılır. Maxwell denklemleri sayesinde bu alandaki klasik denklemler ve yasalar basitleştirilmiş oldu. Maxwell’in elektromanyetikteki çalışmaları “fizikteki ikinci birleştirme” olarak isimlendirilir, birincisi Isaac tarafından gerçekleştirilmiştir.

Bir çok fizikçi tarafından Maxwell 19. yüzyılda yaşayıp 20. yüzyıl fiziğini en çok katkı sağlayan kişi olarak görülür. Maxwell’in bilime katkıları ve ’ın katkılarıyla eş görülür.1931 yılında Maxwell’in doğumgünü töreninde maxwell’in çalışmasını ” newton’dan sonra fizikte en verimli ve en önemli çalışmadır” diye tanımlamıştır. çalışma duvarında Michael ve Isaac Newton’un fotoğraflarının yanında Maxwell’in fotoğrafını koymuştu.

Maxwell elektrik ve manyetik alanların uzayda dalga formunda sabit hızında ilerlediğini bulmuştur. 1864 yılında Maxwell “A Dynamical Theory of the Electromagnetic Field” (Elektromanyetik alanın dinamik teorisi) aldı kitabını yazmıştır, kitabında ışığın aslında aynı ortamda dalga hareketi yaptığına ve bu da elektriksel ve manyetik bulgulardır diye ilk defa bu kitabında bahsetmiştir. Elektromanyetik modeli birleştirdiği çalışması fizikteki en önemli gelişmelerden biri olarak kabul edilir.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/James_Clerk_Maxwell

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Güneş sistemi

Yazan: admin | icatlar | Çarşamba 10 Şubat 2010 10:43

Başlığın diğer anlamları için Güneş (anlam ayrımı) sayfasına bakınız.Güneş, Güneş Sistemi’nin merkezinde yer alan yıldızdır. Orta büyüklükte olan Güneş tek başına Güneş Sistemi’nin kütlesinin % 99,8′ini oluşturur. Geri kalan kütle Güneş’in çevresinde dönen gezegenler, asteroitler, göktaşları, kuyrukluyıldızlar ve kozmik tozdan oluşur. Günışığı şeklinde Güneş’ten yayılan enerji, fotosentez yoluyla Dünya üzerindeki hayatın hemen hemen tamamının var olmasını sağlar ve Dünya’nın iklimiyle hava durumunun üzerinde önemli etkilerde bulunur.Samanyolu gökadasında bilinen 200 milyar yıldızdan birisi olan Güneş, kütlesi sıcak gazlardan oluşan ve çevresine ısı ve ışık yayan bir yıldızdır. Güneşin çapı dünyanın çapının 109 katı (1.5 milyon km), hacmi 1,3 milyon katı ve ağırlığı 333.000 katı kadardır. Güneşin yoğunluğu ise Dünyanın yoğunluğunun ¼’ü kadardır. Güneş kendi ekseni etrafında saatte 70.000 km hızla döner. Bir turunu ise 25 günde tamamlar. Güneşin yüzey sıcaklığı 5500 °C ve çekirdeğinin sıcaklığıysa 15,6 milyon °C’dir. Güneşten çıkan enerjinin 2 milyonda 1′i yeryüzüne ulaşır. Güneş’in üç günde yaymış olduğu enerji, dünyadaki tüm petrol, ağaç, doğalgaz, vb. yakıta eşdeğerdir. Güneş ışınları 8,44 dakikada yeryüzüne ulaşır. Güneş dünyaya en yakın yıldızdır. Çekim kuvveti dünya yer çekiminin 28 katıdır.Güneş yüzeyi kütlesinin %74′ünü ve hacminin %92′sini oluşturan hidrojen, kütlesinin %24-25′ünü[9] ve hacminin %7′sini oluşturan helyum ile Fe, Ni, O, Si, S, Mg, C, Ne, Ca, ve Cr gibi diğer elementlerden oluşur.[10] Güneş’in yıldız sınıfı G2V’dir. G2 Güneş’in yüzey sıcaklığının yaklaşık 5.780 K olduğu, dolayısıyla beyaz renge sahip olduğu anlamına gelir. Günışığının atmosferden geçerken kırılması sonucu sarı gibi görünür. Bu mavi fotonların Rayleigh saçılımının sonucunda yeteri kadar mavi ışığın kırılmasıyla geride sarı olarak algılanan kırmızılığın kalmasıdır.Tayfı içinde iyonize ve nötr metaller olduğu kadar çok zayıf hidrojen çizgileri de bulunur. V eki (Roma rakamıyla beş) çoğu yıldız gibi Güneş’in de ana dizi üzerinde olduğunu gösterir. Enerjisini hidrojen çekirdeklerinin füzyonla helyuma dönüşmesinden elde eder ve hidrostatik denge içindedir, yani zaman içinde ne genişler ne de küçülür. Saniyede 600 milyon ton hidrojen, helyuma dönüşür. Bu da, Güneş`in her geçen saniye 4,5 milyon ton hafiflemesine yol açar. Güneşteki füzyon olayı sonucunda kızıl kırmızımsı bir alev 15-20 bin km yükselir ve Güneş Fırtınası meydana gelir. Galaksimizde 100 milyondan fazla G2 sınıfı yıldız bulunur. Güneş, galaksimiz içinde bulunan yıldızların % 85′inden daha parlaktır, bu yıldızların çoğu kırmızı cücelerdir.[11]Güneş Samanyolu merkezinin çevresinde yaklaşık 26.000 ışıkyılı uzaklıkta döner. Galaktik merkez çevresinde bir dönüşünü yaklaşık 225–250 milyon yılda bir tamamlar. Yaklaşık yörünge hızı saniyede 220 kilometredir (+/-20km/s). Bu da her 1.400 yılda bir, 1 ışıkyılı ve her 8 günde 1 GB’dir. Bu galaktik uzaklık ve hız bilgileri şu anda sahip olduğumuz en doğru bilgilerdir ancak daha fazla öğrendikçe bunlar da gelişebilir.[12]Güneş günümüzde Samanyolu’nun daha büyük olan Kahraman takımyıldızı ve Yay takımyıldızı kolları arasında kalan Orion Kolu’nun iç kısmında, Yerel Yıldızlararası Bulut içinde yüksek sıcaklıkta dağınık gaz bölgesi olan düşük yoğunluklu Yerel Kabarcık içinden geçmektedir. Dünya’ya 17 ışıkyılı uzaklıkta yer alan en yakın 50 yıldız içinde Güneş, mutlak kadir olarak dördüncü sıradadır (M=4,83)Güneş’in yıldız gelişimi bilgisayar modellemesi ve nükleokozmokronoloji yöntemleri kullanılarak ana dizi üzerinde hesaplanan yaşının 4,57 milyar yıl olduğu düşünülmektedir.[13] Hidrojen moleküler bulutun hızla kendi içine çökmesi sonucu üçüncü nesil, Öbek I, T Tauri yıldızı olan Güneş’in doğduğu düşünülmektedir. Bu doğan yıldızın Samanyolu gökadasının çekirdeğinden 26.000 ışıkyılı uzakta hemen hemen dairesel bir yörüngeye girdiği varsayılmaktadır.Yıldız ana dizi üzerinde yıldız evrimi aşamasının yarı yolundadır. Bu aşamada çekirdekte oluşan nükleer füzyon reaksiyonları hidrojeni helyuma dönüştürür. Her saniye Güneş’in çekirdeğinde 4 milyon ton madde enerjiye çevrilir ve ortaya nötrinolarla radyasyon çıkar. Bu hızla günümüze kadar 100 Dünya kütlesi kadar madde enerjiye çevrilmiştir. Güneş yaklaşık olarak 10 milyar yıl ana dizi yıldızı olarak yaşamına devam edecektir.Güneş süpernova olarak patlayacak kadar fazla kütleye sahip değildir. Bunun yerine 5-6 milyar yıl içinde kırmızı dev aşamasına girecektir. Çekirdekte bulunan hidrojen yakıtı tükendikçe dış katmanları genişleyecek, çekirdeği büzüşerek ısınacaktır. Çekirdek ısısı 100 MK civarına ulaştığında helyum füzyonu tetiklenecek ve karbon ile oksijen üretmeye başlayacaktır. Böylece 7,8 milyar yıl içinde gezegen bulutsu aşamasının asimptotik dev koluna girerek iç sıcaklığında oluşan kararsızlıklar nedeniyle yüzeyinden kütle kaybetmeye başlayacaktır. Güneş’in dış katmanlarının genişleyerek Dünya’nın yörüngesinin bulunduğu noktaya kadar gelmesi olasıdır ancak son zamanlarda yapılan araştırmalar, Güneş’ten kırmızı dev aşamasının başlarında kaybolan kütle nedeniyle Dünya’nın yörüngesinin daha uzaklaşacağını, dolayısıyla da Güneş’in dış katmanları tarafından yutulmayacağını önermektedir.[14] Ancak Dünya’nın üstündeki suyun tamamı kaynayacak ve atmosferinin çoğu uzaya kaçacaktır. Bu dönemde oluşan güneş sıcaklıklarının sonucunda 900 milyon yıl sonra Dünya yüzeyi bildiğimiz yaşamı destekleyemeyecek kadar ısınacaktır.[15] Bir kaç milyar yıl sonra da yüzeyde bulunan su tamamen yok olacaktır.[16]Kırmızı dev aşamasının ardından yoğun termal titreşimler Güneş’in dış katmanlarından kurtularak bir gezegensel bulutsu oluşturmasına neden olacaktır. Geride kalan tek cisim aşırı derecede sıcak olan yıldız çekirdeği olacaktır. Bu çekirdek milyarlarca yıl boyunca yavaş yavaş soğuyup beyaz cüce olarak yok olacaktır. Bu yıldız evrimi senaryosu düşük ve orta kütleli yıldızların tipik gelişim senaryosudur.[14][17]Güneş bir sarı cücedir. Güneş Sistemi’nin toplam kütlesinin yaklaşık % 99′unu oluşturur. Güneş hemen hemen mükemmel bir küre şeklindedir, basıklığı yalnızca 9 milyonda birdir,[18] yani kutuplararası çapı ile ekvator çapı arasında bulunan fark yalnızca 10 km.’dir. Güneş plazma hâlindedir ve katı değildir; dolayısıyla kendi ekseni etrafında dönerken kademeli olarak döner, yani ekvatorda kutuplarda olduğundan daha hızlı döner. Bu gerçek dönüşün periyodu ekvatorda 25 gün, kutuplarda 35 gündür. Ancak Dünya Güneş’in etrafında dönerken gözlem noktamız sürekli değiştiği için Güneş’in görünür dönüşü ekvatorda yaklaşık 28 gün kadardır. Bu yavaş dönüşün merkezkaç etkisi Güneş’in ekvatorunda yüzey çekiminden 18 milyon kat daha güçsüzdür. Aynı zamanda gezegenlerden kaynaklanan gelgit etkisi Güneş’in şeklini belirgin derecede etkilemez.Kayalık gezegenlerde olduğu gibi Güneş’in belirli sınırları yoktur. Dış katmanlarında, merkezinden uzaklaştıkça gaz yoğunluğu üstel olarak azalır. Ancak aşağıda açıklandığı gibi Güneş’in belirgin bir iç yapısı bulunur. Güneş’in yarıçapı merkezinden ışıkyuvarının (fotosfer) kenarına kadar ölçülür. Bu hemen yukarısında gazların önemli miktarda ışık saçamayacak kadar çok soğuk ya da çok ince olduğu katmandır. Işık yuvarı çıplak gözle görülen yüzeydir. Güneş çekirdeği toplam hacminin yüzde 10′una ama toplam kütlesinin yüzde 40′ına sahiptir.[19]Güneş’in içi doğrudan gözlemlenemez ve Güneş elektromanyetik ışımaya karşı opaktır. Ancak nasıl sismoloji deprem tarafından üretilen dalgaları kullanarak Dünya’nın iç yapısını ortaya çıkarıyorsa helyosismoloji de Güneş’in içinden geçen basınç dalgalarını kullanarak iç yapısını ölçmeye ve görüntülemeye çalışır. Güneş’in bilgisayar modellemesi de iç katmanları araştırmak amacıyla kuramsal bir araç olarak kullanılır.Güneş çekirdeği merkezden 0,2 güneş yarıçapına kadar uzanır. Yoğunluğu 150.000 kg/m³ (Yeryüzünde suyun yoğunluğunun 150 katı) civarında, sıcaklığı da 13.600.000 kelvin kadardır (yüzey sıcaklığı yaklaşık 5.800 kelvindir). Yakın zamandaki SOHO (Solar and Heliospheric Observatory) misyonunun getirdiği bilgiler çekirdekte işınsal bölgeye doğru daha hızlı bir dönme hızı olduğunu belirtmektedir[20] Güneş’in yaşamının çoğunda enerji, proton-proton zincirleme tepkimesi diye adlandırılan aşamalardan oluşan ve hidrojeni helyuma çeviren nükleer füzyon ile oluşur. Çekirdek, füzyon ile önemli derecede ısı oluşturulan tek yerdir. Yıldızın geri kalanı çekirdekten dışarıya doğru transfer edilen enerjiyle ısınır. Çekirdekte füzyonla oluşan tüm enerji arka arkaya gelen katmanlardan geçerek güneş ışıkyuvarına ulaşır ve buradan uzaya günışığı ve parçacıkların kinetik enerjisi olarak yayılır.Güneş’te serbest olarak bulunan toplam ~8.9×1056 proton (hidrojen çekirdeği) her saniye 3,4×1038 kadarı helyum çekirdeğine dönüşür, saniyede 4,26 milyon ton madde-enerji dönüşüm oranıyla saniyede 383 yottawatt (3,83×1026 W) ya da 9,15×1010 megaton TNT enerji açığa çıkar. Bu aslında güneş çekirdeğinde 0,3 µW/cm³ ya da 6 µW/kg madde gibi oldukça düşük bir enerji üretimi oranına karşılık gelir. Örneğin insan vücudu yaklaşık olarak 1,2 W/kg ısı üretir, yani bu da Güneş’in birim kütle başına milyonlarca katı demektir. Dünya üzerinde benzer parametreler kullanılarak plazma ile enerji üretilmesi tamamen mantıksız olacaktır çünkü orta kapasitede 1 GW’lık bir füzyon güç santralı bir küp mil hacminde 170 milyar tonluk plazmaya ihtiyaç duyacaktır. Dolayısıyla yeryüzünde bulunan füzyon reaktörleri, Güneş’in içindekinden çok daha yüksek plazma sıcaklıkları kullanmaktadır.Nükleer füzyon hızı, yoğunluk ve sıcaklığa çok yakından bağlıdır, dolayısıyla çekirdekteki füzyon hızı kendi kendini düzenleyen bir dengeye sahiptir. Biraz yüksek bir füzyon hızı sonucunda çekirdek ısınarak dış katmanlara doğru hafifçe genişleyecek, füzyon hızını azaltacak ve kendini düzenleyecektir. Biraz düşük bir füzyon hızı da çekirdeğin soğumasına ve daralmasına dolayısyla da füzyon hızının artmasına neden olacaktır.Nükleer füzyon tepkimeleri sonucunda açığa çıkan yüksek enerjili fotonlar (kozmik, gama ve X ışınları) güneş plazmasının yalnızca birkaç milimetresi tarafında emilir ve tekrar rastgele yönlerde çok az enerji kaybederek tekrar yayılır, bu nedenle de ışımanın Güneş’in yüzeyine ulaşması uzun zaman alır. “Foton yolculuk zamanı” 10.000 ilâ 170.000 yıl kadar sürer.[21]Isıyayımsal dış katmandan şeffaf “yüzey” ışıkyuvara doğru son bir yolculuktan sonra fotonlar görünür ışık olarak kaçar. Güneş’in merkezinde bulunan her gama ışını uzaya kaçmadan önce bir kaç milyon görünür ışık fotonuna dönüşür. Nötrinolar da çekirdekteki tepkimelerde oluşur ama fotonların aksine nadiren madde ile etkileşime girer, dolayısıyla hemen hemen hepsi Güneş’ten hemen kaçabilir. Çok uzun yıllar, Güneş’te üretilen nötrinoların ölçümü kuramlar sonucu tahmin edilenden 3 kat daha düşüktü. Bu tutarsızlık yakın zamanda nötrino salınım etkilerinin keşfiyle çözüldü. Güneş gerçekten de kuramlarca önerilen miktarda nötrinoyu açığa çıkarmakta ancak nötrino algılayıcıları bunların üçte ikisini kaçırmaktadır çünkü nötrinolar kuantum sayılarını değiştirmektedir.Yaklaşık 0,2 güneş yarıçapından 0,7 güneş yarıçapına kadar bulunan madde, çekirdekteki yoğun ısıyı dışarı doğru temal radyasyonla taşıyacak kadar sıcak ve yoğundur. Bu bölgede ısıyayım yoktur, yükseklik arttıkça madde soğusa da sıcaklık düşümü adyabatik sapma oranından düşük olduğu için ısıyayım oluşamaz. Isı ışınım yoluyla iletilir. Hidrojen ve helyum iyonları foton açığa çıkarır. Fotonlar diğer iyonlar tarafından emilmeden bir miktar yol alır. Bu şekilde enerji dışarı doğru çok yavaş bir hızla ilerler.Işınsal ile ısıyayımsal bölge arasında “tachocline” adı verilen bir geçiş katmanı bulunur. Burada ışınsal bölgenin tekdüze dönüşüyle ısıyayımsal bölgenin kademeli dönüşü arasında oluşan ani değişiklik büyük bir kırılmaya neden olur.Güneş’in dış katmanında, yani yarıçapının % 70 aşağısına kadar olan bölgede plazma ısıyı dışarıya doğru ışıma yoluyla iletecek kadar yoğun ve sıcak değildir. Sonuç olarak sıcak sütunların yüzeye yani ışıkyuvara doğru madde taşıdığı ısıyayım oluşur. Yüzeye çıkan madde soğuyunca tekrar ısıyayımsal bölgenin başladığı yere çökerek ışınsal bölgenin üst kısmından daha fazla ısı alır.Isıyayımsal bölgede bulunan termal sütunlar Güneş’in yüzeyinde belirli bir iz bırakır. Güneş’in iç bölgesinin dış katmanı olan bu bölgedeki türbülanslı ısıyayım küçük ölçekli bir dinamo yaratarak Güneş’in yüzeyinin tamamında manyetik kuzey ve güney kutuplar yaratır.Işıkyuvar, Güneş’in görünen yüzeyi, hemen altında görünen ışığa opak olduğu katmandır. Işıkyuvarın üzerinde görünen günışığı uzaya serbestçe yayılır ve enerjisi Güneş’ten uzaklaşır. Opaklıkta olan değişiklik görünen ışığı kolayca soğuran H- iyonlarının miktarlarının azalmasıdır. Buna karşın görünen ışık elektronların hidrojen atomlarıyla H- iyonu oluşturmak için tepkimeye girmesiyle oluşur.[22][23] Işıkyuvar on ile yüz kilometre arasındaki kalınlığıyla Dünya üzerinde bulunan havadan daha az opaktır. Işıkyuvarın üst kısmının alt kısmından soğuk olması nedeniyle Güneş ortada kenarlara nazaran daha parlakmış gibi görünür. Güneş’in kara cisim ışınımı 6.000 K sıcaklığında olduğunu gösterir. Işıkyuvarın parçacık yoğunluğu yaklaşık 1023 m−3‘dir bu da Dünya havayuvarının deniz düzeyindeki parçacık yoğunluğunun % 1′i kadardır.Işıkyuvarın ilk optik tayf incelemeleri sırasında bazı soğurma çizgilerinin o zamanlar Dünya üzerinde bilinen hiçbir elemente ait olmadığı anlaşıldı. 1868 yılında Norman Lockyer bunun yeni bir elemente ait olduğu varsayımını öne sürdü ve adını Yunan güneş tanrısı Helios’tan esinlenerek “helyum” koydu. Bundan ancak 25 yıl sonra helyum yeryüzünde izole edilebildi.[24]Güneş’in ışıkyuvar üzerinde bulunan bölümlerine topluca güneş gazyuvarı denir. Radyo dalgalarından görünür ışığa ve gama ışınlarına kadar olan elektromanyetik spektrumda çalışan teleskoplarlarla görünebilir ve başlıca beş bölgeden oluşur: Sıcaklık ineci, renkyuvar, geçiş bölgesi, korona ve günyuvar. Güneş’in dış gazyuvarı sayılan günyuvar Plüton’un yörüngesinin çok ötesine gündurguna kadar uzanır. Gündurgunda yıldızlararası ortam ile şok dalgası şeklinde bir sınır oluşturur. Renkyuvar, geçiş bölgesi ve korona Güneş’in yüzeyinden daha sıcaktır. Sebebi tamamen kanıtlanmasa da kanıtlar Alfvén dalgalarının koronayı ısıtabilecek kadar enerjiye sahip olabileceğini göstermektedir.[25]Güneş’in en soğuk bölgesi ışıkyuvarın yaklaşık 500 km üzerindeki sıcaklık ineci bölgesidir. Sıcaklık yaklaşık 4.000 K’dir. Bu bölge karbonmonoksit ve su gibi basit moleküllerin soğurma tayflarıyla farkedilebileceği kadar soğuktur.Sıcaklık ineci bölgenin hemen üzerinde 2.000 km kalınlığında, yayılım ve soğurma çizgilerinin egemen olduğu ince bir katman bulunur. Adının renkyuvar olmasının nedeni, güneş tutulmalarının başında ve sonunda bu bölgenin renkli bir ışık olarak görülmesidir. Renkyuvarın sıcaklığı yükseldikçe artar ve en üst bölgede 100.000 K’e erişir.Işıkyuvarın üzerinde, sıcaklığın çok hızla 100.000 K’den bir milyon K’e çıktığı geçiş bölgesi yer alır. Sıcaklık artışının nedeni bölgede bulunan helyumun yüksek sıcaklıklar nedeniyle tamamen iyonize olarak faz geçişidir. Geçiş bölgesi kesin belirli bir yükseklikte oluşmaz. Daha çok renkyuvarda bulunan iğnemsi ve ipliksi yapıların çevresinde bir ayça oluşturur ve sürekli kaotik bir hareket içindedir. Geçiş bölgesi yeryüzünden kolay görülmez ama uzaydan, elektromanyetik spektrumun morötesi bölümüne kadar hassas cihazlar tarafından kolayca gözlemlenebilir.Korona hacim olarak Güneş’ten çok daha büyük olan dış gazyuvarı katmanıdır. Korona tüm Güneş Sistemi’ni ve günyuvarını kaplayan güneş rüzgârına pürüzsüzce geçiş yapar. Korona’nın Güneş yüzeyine yakın olan alt katmanlarının parçacık yoğunluğu 1014–1016 m−3‘dur. Sıcaklığı birkaç milyon kelvin civarındadır.Günyuvar ise yaklaşık 20 güneş yarıçapınden (0,1 GB) Güneş Sistemi’nin en son noktasına kadar uzanır. İç sınırlarının tanımı güneş rüzgârının süperalfvénik akışa sahip olması yani bu akışın Alfvén dalgalarının hızından daha fazla olması ile belirlenir. Bu sınırın dışındaki türbülans ya da dinamik kuvvetler Güneş koronasının şeklini etkilemez çünkü bilgi ancak Alfvén dalgalarının hızıyla yayılabilir. Güneş rüzgârı, sürekli olarak günyuvar boyunca dışa doğru akar, Güneş’ten 50 GB ötede gündurguna çarpana kadar güneş manyetik alanını spiral bir şekle sokar. Aralık 2004′te Voyager 1 uzay sondasının, gündurgun olduğuna inanılan bir şok dalgası cephesini geçtiği bildirildi. Her iki Voyager sondası da sınıra yaklaştıkça daha yüksek düzeyde enerji yüklü parçacıkların varlığını kaydetti.[26]Güneş, atomdan büyük her nesne gibi kimyasal elementlerden oluşmuştur. Bir çok biliminsanı bu elementlerin bolluklarını, gezegenlerdeki elementlerle olan bağlantılarını ve güneşin içindeki dağılımlarını araşırmıştır[kaynak belirtilmeli].Bazı elementlerin karakteristik kütle oranları şöyledir[27][28]:1968 yılında Belçikalı bir biliminsanı lityum, berilyum, ve bor bolluklarının önceden düşünüldüğünden daha fazla olduğunu bulmuştur[29]. 2005 yılında üç biliminsanı neon bolluğunun önceden düşünüldüğünden daha fazla olabileceğini helyosismolojik gözlemlere dayanarak önermişlerdir[30]. 1986′ya kadar Güneş’in helyum içeriğinin Y=0,25 olduğu genel kabul görmüştü ancak bu tarihte iki biliminsanı Y=0,279 değerinin daha doğru olduğunu iddia etmiştir.[31]. 1970′lerde bir çok araştırma Güneş’te bulunan demir grubu elementlerin bolluğuna odaklandı.[32][32] Tek iyonlu demir grubu elementlerinin gf değerlerinin ilk 1962′de bulunmuş[32] ve geliştirilmiş f değerleri 1976′da hesaplanmıştır.[32] Kobalt ve mangan gibi bazı demir grubu elementlerinin bolluk tespitleri, çok ince yapıya sahip olmalarından ötürü zordur.[32].Güneş içinde bulunan elementlerin dağılımı bir çok değişkene bağlıdır, örneğin kütleçekimi nedeniyle ağır elementler (örneğin helyum) güneş kütlesinin merkezine yakın dururken, ağır olmayan elementler (örneğin hidrojen) Güneş’in dış katmanlarına doğru yayılır. [28] Özellikle Güneş’in içinde helyumun dağılımı özel olarak ilgi çekmektedir. Helyumun dağılma sürecinin zamanla hızlandığı ortaya çıkarılmıştır. [33] Güneş’in dış katmanını oluşturan ışıkyuvarın bileşimi, içinde bulunan döteryum, lityum, bor ve berilyum dışında, Güneş Sistemi’nin oluşumundaki kimyasal bileşime örnek olarak alınmaktadır.[34]Uygun filtrelemeyle Güneş gözlemlendiğinde ilk dikkati çeken etrafına göre daha soğuk olması nedeniyle daha koyu görüken belirli sınırlara sahip güneş lekeleridir. Güneş lekeleri, güçlü manyetik kuvvetlerin ısıyayımı engellediği ve sıcak iç bölgeden yüzeye doğru enerji transferinin azaldığı yoğun manyetik etkinliğin olduğu bölgelerdir. Manyetik alan koronanın aşırı ısınmasına neden olur ve yoğun güneş püskürtüleri ile koronada kütle fırlatılmasına neden olan etkin bölgeler oluşturur.Güneş’in üzerinde görünür güneş lekelerinin sayısı sabit değildir ama Güneş döngüsü denen 11 yıllık bir döngü içinde değişiklik gösterir. Döngünün tipik minimum döneminde çok az güneş lekesi görünür ve hatta bazen hiç görünmez. Gözükenler yüksek enlemlerde bulunur. Güneş döngüsü ilerledikçe Spörer yasasının açıkladığı gibi güneş lekelerinin sayısı artar ve ekvatora doğru yaklaşır. Güneş lekeleri genelde zıt manyetik kutuplara sahip çiftler olarak bulunur. Ana güneş lekesinin manyetik polaritesi her güneş döngüsünde değişir, dolayısıyla bir döngüde kuzey manyetik kutba sahip olan leke bir sonraki döngüde güney manyetik kutba sahip olur.Güneş döngüsünün uzayın durumu üzerinde büyük etkisi vardır, ve Dünya’nın iklimi üzerinde de önemli bir etki yapar. Güneş etkinliğinin minimumda olduğu dönemler soğuk hava sıcaklıklarıyla, normalden daha uzun süren güneş döngüleri de daha sıcak hava sıcaklıklarıyla ilişkilendirilir. 17. yüzyılda güneş döngüsünün bir kaç on yıl boyunca tamamen durduğu gözlemlenmiştir; bu dönemde çok az güneş lekesi görülmüştür. Küçük Buz Çağı ya da Maunder minimumu diye bilinen bu dönemde Avrupa’da çok soğuk hava sıcaklıklarıyla karşılaşılmıştır.[35] Daha da önceleri benzer minimum dönemler ağaç halkalarının analiziyle ortaya konmuştur ve bu dönemler normalden daha düşük global hava sıcaklıklarıyla eşleşmektedir.Çok yeni bir teori Güneş’in çekirdeğindeki manyetik kararsızlıkların 41.000 ya da 100.000 yıllık periyotlarda değişikliklere sebep olduğunu öne sürmektedir. Bu kuram, buzul çağlarını Milankovitch döngülerinden daha iyi açıklayabilir. Astrofizik alanındaki bir çok kuram gibi bu da doğrudan test edilemez.[36][37]Uzun yıllar boyunca Dünya üzerinde tespit edilen Güneş’ten gelen nötrinoların sayısı standart Güneş modeline göre tahmin edilenin yarısı ile üçte biri arasında değişmekteydi. Bu aykırı sonuç Güneş nötrino problemi olarak bilinir. Problemi çözmek için öne sürülen kuramlar ya Güneş’in iç sıcaklığını azaltarak daha düşük bir nötrino akısını açıklamaya çalışıyordu, ya da nötrinoların Güneş’ten Dünya’ya gelirken salınıma uğradığını yani varlığı tespit edilemeyen tau ve muon nötrino parçacıklarına dönüştüğünü öneriyordu.[38] 1980′lerde nötrino akısını olabildiğince tam olarak ölçebilmek için Sudbury Nötrino Gözlemevi ve Kamiokande gibi birkaç nötrino gözlemevi kuruldu. Bu gözlemevlerinden gelen sonuçlar sonunda nötrinoların çok küçük durak kütlesi (“rest mass”) olduğunu ve gerçekten de salındıklarını gösterdi.[39] Hatta, 2001 yılında Sudbury Nötrino Gözlemevi doğrudan üç tip nötrinoyu da tespit etmeyi başardı ve Güneş’in toplam nötino ışıma oranının standart Güneş modeli ile uyumlu olduğunu ortaya çıkardı. Nötrino enerjisine bağlı olarak Dünya’da görünen nötrinoların üçte biri elktron nötrino tipindedir. Bu oran maddede nötrino salınımını açıklayan, madde etkisi de diye bilinen Mikheyev-Smirnov-Wolfenstein (MSW) etkisi ile tahmin edilen oranla uyumludur. Dolayısıyla problem artık çözülmüştür.Güneş’in optik yüzeyi ışıkyuvar yaklaşık 6.000 K’lik bir sıcaklığa sahiptir. Bunun üzerinde 1.000.000 K’lik güneş koronası bulunur. Koronanın bu aşırı yüksek sıcaklığı, ışıkyuvardan doğrudan ısı iletimi dışında başka bir kaynaktan ısıtıldığını gösterir.Koronayı ısıtmak için gerekli olan enerjinin ışıkyuvarın altında bulunan ısıyayımsal bölgedeki türbülanslı hareketten kaynaklandığı düşünülmüş ve koronanın nasıl ısındığına dair iki ana işleyiş önerilmiştir. Bunlardan birincisi dalga ısınmasıdır. Isıyayımsal bölgedeki türbülanslı hareket , kütleçekim ve manyetohidrodinamik dalgalar üretir. Bu dalgalar yukarı doğru hareket eder ve koronada dağılarak enerjilerini ortamdaki gaza ısı olarak verir. İkincisi ise manyetik ısınmadır. Işıkyuvarında hareketin sürekli olarak oluşturduğu manyetik enerji güneş püskürtüsü gibi büyük ve buna benzer bir çok küçük olayla yayılır.[40]Şu anda dalgaların etkin bir ısı yayma işleyişi olup olmadığı çok açık değildir. Alfvén dalgaları dışında tüm dalgaların koronaya ulaşmadan önce dağıldıkları ortaya çıkarılmıştır.[41] Alfvén dalgaları da korona da kolayca dağılmamaktadır. Günümüzde araştırma daha çok püskürtü yolu ile ısınma işleyişine doğru yönelmiştir. Korona ısınmasını açıklamak için olası bir görüş sürekli küçük ölçekli püskürtülerdir[42] ve hâlâ araştırılmaktadır.Güneş gelişiminin kuramsal modelleri 3,8 ile 2,5 milyar yıl önce Arkeyan Devir’de Güneş’in bugünkünden 75% daha az parlak olduğunu önerir. Bu kadar zayıf bir yıldız Dünya üzerinde su varlığını destekleyemeyeceğinden hayatında gelişememesi gerekirdi. Ancak jeolojik kayıtlar Dünya’nın tarihi boyunca oldukça sabit bir sıcaklıkta kaldığını gösterir, hatta genç Dünya bugünden biraz daha sıcaktır. Biliminsanları arasında varılan görüşbirliği genç Dünyanın atmosferinde oldukça fazla miktarda sera gazlarının (karbon dioksit, metan ve/veya amonyak) bulunması nedeniyle Güneş’ten gelen az enerjiyi atmosferde hapsettikleri fazla ısıyla dengelediğidir.[43]Güneş içinde bulunan tüm madde yüksek sıcaklıklardan ötürü gaz ve plazma hâlindedir. Bu nedenle Güneş ekvatorda yukarı enlemlerde olduğundan daha hızlı döner. Ekvatorda dönüş hızı 25 gün iken kutuplarda 35 günde kendi etrafında döner. Bu kademeli dönüş sonucunda manyetik alan çizgilerinin zamanla kıvrılarak manyetik alan halkaları oluşturması Güneş’in yüzeyinden patlamalarla ayrılarak güneş lekeleri ve güneş püskürtüleri oluşumuna neden olur. Bu kıvrılma hareketi solar dinamonun oluşmasına ve 11 yıllık Güneş döngüsü ile Güneş’in manyetik alanının yön değiştirmesine neden olur.Güneş’in dönen manyetik alanının gezegenlerarası ortamda bulunan plazma üzerindeki etkisi Günyuvar katmanını oluşturur. Bu katman farklı yönleri gösteren manyetik alanları ayırır. Gezegenlerarası ortamda bulunan plazma aynı zamanda Dünya’nın yörüngesinde Güneş’in manyetik alanının kuvvetinden de sorumludur. Eğer uzay bir vakum olsaydı Güneş’in10-4 tesla manyetik dipol alanı uzaklığın kübüyle azalarak 10-11 tesla olacaktı. Ancak uydu gözlemleri bunun 100 kat daha fazla kuvvetli olduğunu ve 10-9 tesla civarında olduğunu göstermektedir. Manyetohidrodinamik (MHD) kuram manyetik alan içindeki iletken bir akışkanın (örneğin gezegenlerarası ortam) yine manyetik alan yaratan akımları indüklediğini söyler, dolayısıyla bir MHD dinamo gibi hareket eder.Gökyüzü’nde bulunan parlak bir disk olan Güneş, ufuğun üzerindeyken gün, ortada yokken de gece olur kavrayışı İnsanoğlu’nun Güneş hakkındaki en temel görüşüdür. Tarihöncesi ve antik çağ dönemi kültürlerde Güneş’in bir tanrı olduğuna ya da diğer doğaüstü olaylara neden olduğuna inanılırdı. Güney Amerika’daki İnka ve günümüz Meksika’sındaki Aztek uygarlıklarının merkezinde Güneş’e tapınma bulunmaktadır. Bir çok antik anıt Güneş ile ilgili fenomenlere göre yapılmıştır. Örneğin taş megalitler oldukça doğru bir şekilde gündönümünü işaret eder. En tanınmış megalitler Nabta Playa, Mısır, İngiltere’de Stonehenge’dedir. Meksika’da Chichén Itzá’da bulunan El Castillo piramidi, ilkbahar ve sonbahar ekinokslarında merdivenlerden yukarı yılanların çıktığını gösteren gölgeler verecek şekilde tasarlanmıştır. Sabit yıldızlara göre Güneş tutulum boyunca zodyaktan geçerek bir yıl içinde tam tur atıyormuş gibi görünür, dolayısıyla da Yunan gökbilimciler tarafından yedi gezegenden biri olarak sayılırdı. Haftanın günlerine de bu yedi gezegenin adı verilmiştir.Güneş hakkında ilk bilimsel açıklamayı yapan insanlardan birisi Yunanlı filozof Anaxagoras Güneş’in tanrı Helios’un arabası olmadığını Peloponnez’den bile büyük devasa yanan bir metal top olduğunu söylemiştir. Bu sapkın düşünceyi öğrettiği için iktidardakiler tarafından tutuklanmış ve ölüm cezasına çarptırılmıştır ancak Perikles’in araya girmesiyle daha sonra serbest bırakılmıştır. Dünya ile Güneş arasındaki uzaklığı tam olarak ilk hesaplayan insan 3. yüzyılda Eratosthenes olmuştur. Bulduğu 149 milyon km uzaklık günümüzde kabul edilen uzaklık ile aynıdır.Gezegenlerin Güneş’in etrafında döndüğü kuramı Yunan Samoslu Aristarchus ve Hintliler tarafından önerilmiştir. Bu görüş 16. yüzyılda Mikolaj Kopernik tarafından tekrar ele alınmıştır. 17. yüzyılın başında teleskobun bulunuşuyla güneş lekeleri Thomas Harriot, Galileo Galilei ve diğer gökbilimcileri tarafından detaylı olarak gözlemlenebilmiştir. Galileo, güneş lekelerinin Batı uygarlığında bilinen ilk gözlemlerini yapmış ve bunların Güneş ile Dünya arasında dolaşan küçük gökcisimleri olmadığını aksine Güneş’in yüzeyinde olduğunu varsaymıştır.[45] Güneş lekeleri Han hanedanından beri gözlemlenmekte ve Çinli gökbilimciler tarafından yüzyıllardır kayıtları tutulmaktaydı. 1672′de Giovanni Cassini ve Jean Richer mars olan uzaklığı belirledi, dolayısıyla da Güneş’e olan uzaklığı hesap edebildiler. bir prizma kullanarak günışığını inceledi ve ışığın birçok renkten oluştuğunu gösterdi.[46] 1800′de William Herschel güneş tayfının kırmızı bölümünün ötesinde kızılötesi ışımayı keşfetti.[47] 1800′lerde Güneş’in spektroskopik incelenmesinde ilerlemeler kaydedilmiştir. Joseph von Fraunhofer tayf üstünde soğurma çizgilerinin ilk gözlemlerini gerçekleştirmiştir. Tayf üzerindeki en kuvvetli soğurma çizgilerinin adı günümüzde Fraunhofer çizgileri olarak bilinir. Güneş’ten gelen ışığı tayfı genişletildiğinde kayıp birçok renk bulunabilir.Modern bilimsel dönemin başlarında Güneş enerjisinin kaynağı hâlâ bir bilmeceydi. Lord Kelvin, Güneş’in içerisinde barındırdığı ısıyı ışıyan, soğuyan sıvı bir nesne olduğunu önerdi.[48] Kelvin ve Hermann von Helmholtz daha sonra enerji çıktısını açıklamak için Kelvin-Helmholtz işleyişini önerdi. Maalesef ortaya çıkan yaş tahmini jeolojik kanıtların önerdiği bir kaç milyon yıldan çok daha az olan 20 milyon yıl kadardı. In 1890′da güneş tayfında helyumu keşfeden Joseph Norman Lockyer, Güneş’in oluşumu ve gelişimi için kuyrukluyıldızlara dayanan bir varsayım öne sürdü.[49]1904 yılına kadar kanıtlanmış bir çözüm getirilemedi. Ernest Rutherford Güneş’in enerji çıktısının iç ısı kaynağıyla devam ettirilebileceğini ve bunun da radyoaktif bozulma olabileceğini önerdi.[50] Ancak Güneş enerjisinin kaynağı hakkındaki en önemli ipucunu sağlayan kişi ünlü kütle-enerji denkliği bağıntısı E = mc² ile Albert Einstein olmuştur.1920′de Arthur Eddington Güneş’in çekirdeğinde bulunan basınç ve sıcaklıkların hidrojeni helyuma dönüştürecek bir nükleer füzyon tepkimesi için yeterli olduğunu, kütledeki net değişiklikten de enerji oluşacağını önermiştir.[51] Güneş’te bulunan hidrojenin baskınlığı 1925 yılında Cecilia Payne-Gaposchkin tarafından doğrulanmıştır. Kuramsal füzyon kavramı 1930′larda astrofizikçiler Subrahmanyan Chandrasekhar ve Hans Bethe tarafından geliştirilmiştir. Hans Bethe, Güneş’in enerjisini sağlayan iki ana nükleer tepkimeyi hesaplamıştır.[52][53]1957 yeni ufuklar açan, “Yıldızlarda Elementlerin Sentezi” başlıklı bir bilimsel makale Margaret Burbridge tarafından yayımlandı[54] Makale evrende bulunan elementlerin Güneş gibi yıldızların içinde sentezlendiğini kanıtlarıyla gösterdi. Bu açıklamalar günümüzde bilimin önemli ilerlemelerinden biri olarak sayılmaktadır.Güneş’i gözlemlemek için tasarlanmış ilk uydular NASA’nın 1959 ile 1968 yılları arasında fırlatılan Pioneer 5, 6, 7, 8 ve 9 uzay sondalarıdır. Bu sondalar, Dünya’nınkine benzer bir uzaklıkta Güneş’in yörüngesinde kaldılar ve güneş rüzgârı ile güneş manyetik alanının ilk detaylı ölçümlerini gerçekleştirdiler. Pioneer 9 özellikle uzun bir zaman çalışır durumda kaldı ve 1987′ye kadar data göndermeye devam etti.[55]1970′lerde Helios 1 uzay sondası ve Skylab Apollo Teleskobu biliminsanlarına güneş rüzgârı ve korona hakkında yeni data sağladı. ABD – Almanya ortak girişimi olan Helios 1 uzay sondası, günberi rotasında Merkür’ün yörüngesine giren bir yörüngedeydi. NASA tarafından 1973′te fırlatılan Skylab uzay istasyonunun içinde Apollo Teleskobu denen bir güneş gözlem modülü de bulunmaktaydı. Skylab Güneş geçiş bölgesinin ve koronanın morötesi ışınımının ilk zamanlamalı göslemlerini gerçekleştirdi. arasında koronodan kütle fırlatılması ve şimdilerde güneş rüzgârıyla yakın ilişkisi olduğu bilinen korona delikleri olmuştur.1980′de NASA tarafından Solar Maksimum uzay uydusu fırlatıldı. Bu uzay aracı yüksek güneş etkinliği sırasında güneş püskürtülerinde ortaya çıkan gamma ışını, X ışını ve UV ışımasını gözlemlemek için tasarlanmıştı. Ancak fırlatmadan bir iki ay sonra bir elektronik hata sonucu sonda bekleme moduna girdi ve sonraki üç yılını bu şekilde geçirdi. 1984 yılında uzay mekiği Challenger STS-41C görevi uyduyu bularak onardı. Haziran 1989′da Dünya atmosferine girene kadar Solar Maximum sondası binlerce korona görseli çekebildi.[56]Japonya’nın 1991′de fırlatılan Yohkoh (Günışığı) uydusu X ışını dalgaboyunda güneş püskürtülerini gözlemledi. Sondadan gelen datalar sayesinde biliminsanları değişik tipte güneş püskürtülerini tanımlayabildiler. Ayrıca doruk etkinlik bmlgelerinden uzakta olan koronanın da eskiden düşünüldüğünün aksine daha dinamik ve etkin olduğu ortaya çıkarıldı. Yohkoh tam bir güneş döngüsünü gözlemledi ancak 2001de güneş tutulması sırasında bekleme moduna girdi ve Güneş ile olan bağlantısını yitirdi. 2005 yılında atmosfere yeniden girerken yokoldu.[57]Günümüze kadar en önemli güneş uzay görevlerinden biri Avrupa Uzay Ajansı ile NASA ortak projesi olan ve 2 Aralık 1995′te fırlatılan SOHO (Solar and Heliospheric Observatory) görevidir. Başlangıcında iki yıllık bir görev için planlanan SOHO 2007 itibariyle on yılı aşkın bir süre etkinlik göstermiştir. Çok yararlı olduğunu kanıtlamasından 2008′de fırlatılacak devam görevi Solar Dynamics Observatory planlanmıştır. Dünya ile Güneş arasında Lagrange noktasına yerleştirilen SOHO fırlatıldığından beri değişik dalgaboylarında Güneş’in görüntüsünü sürekli olarak iletmektedir. Doğrudan Güneş’i gözlemleyebilmesinin yanı SOHO özellikle Güneş’in yanından geçerken yanan bir çok küçük kuyrukluyıldız dahil bir çok kuyrukluyıldızın keşfine yaradı.[58]Tüm bu uydular Güneş’i tutulum düzlemi üzerinden gözlemlemiştir, yani yalnızca ekvator bölgelerinin detayları mevcuttur. 1990 yılında Güneş’in kutup bölgelerini incelemek için Ulysses uzay sondası fırlatıldı. Önce Jüpiter’e kadar giderek burada ‘sapan’ etkisinden faydalanarak tutulum düzleminin üstünde bir yörüngeye oturdu. Tesadüfen çok yakından 1994 yılında Shoemaker-Levy 9 kuyrukluyıldızının Jüpiter ile çarpışmasını izleyebildi. Ulysses planlanan yörüngesine girdikten sonra güneş rüzgârını gözlemlemeye ve yüksek enlemlerde manyetik alan kuvvetini belirlemeye başladı. Yüksek enlemlerden çıkan güneş rüzgârının beklenenden daha düşük olarak 750 km/s hızla hareket ettiğini buldu. Ayrıca yüksek enlemlerden çıkan, galaktik kozmik ışınlar saçan büyük manyetik dalgaların varlığını keşfetti.[59]Işıkyuvar’da bulunan elementlerin bolluğu günışığı tayflarından çok iyi bilinmektedir ancak Güneş’in içinin bileşimi çok iyi anlaşılamamıştır. Bir güneş rüzgârı örnek getirme görevi için kullanılan Genesis uzay aracı, gökbilimcilerinin güneş maddesi bileşimini doğrudan ölçebilmesi için tasarlanmıştı. Genesis 2004 yılında Dünya’ya döndü ancak iniş sırasında paraşütlerinden biri açılmadığı için zarar gördü. Aşırı derecede zarara rağmen bazı işe yarar örnekler ele geçirildi ve analizleri devam etmektedir.STEREO (The Solar Terrestrial Relations Observatory) görevi Ekim 2006′da fırlatılmıştır. İki eşlenik uzay aracı Güneş’in ve koronadan kütle fırlatımı gibi olayların stereoskopik fotoğrafını çekebilecek şekilde yörüngeye sokulmuşlardır.Günışığı çok parlaktır ve çıplak gözle kısa süreler için Güneş’e bakmak acı verici olabilir ama özel olarak normal gözler için zararlı değildir.[60][61] Güneş’e doğrudan bakıldığında gözde yıldız gibi parlamalar oluşur ve geçici olarak yarı körlüğe sebep olur. Aynı zamanda retinaya 4 milliwatt günışığı düşmesine, böylece retinanın hafifçe ısınarak, potansiyel olarak gözlerin zarar görmesine neden olur.[62][63] UV ışınlarına maruz kalma sonucu aşamalı olarak gözün lensi yıllar sonra sararır ve katarakt oluşumuna neden olabilir.[64] Doğrudan Güneş’e bakıldığında yaklaşık 100 dakika sonra UV kaynaklı güneş yanığı benzeri lezyonlar retina üzerinde oluşur, özellikle morötesi ışınlar yoğun ise.[65][66] Gözler genç ise durum daha da kötüleşir, çünkü yaşlanan gözlerden daha fazla UV’den etkilenir.Güneş’i dürbün gibi ışığı yoğunlaştıran optik cihazlarla izlemek eğer UV ışınları filtre edecek uygun bir filtre yoksa çok zararlıdır. Filtresiz dürbünler çıplak gözün aldığından 500 kat daha fazla enerjinin retinaya gelmesini sağlayacağından retina hücrelerinin hemen ölmesine neden olur. Öğlen güneşine filtresiz dürbünle çok kısa bir süre bakmak bile kalıcı körlüğe neden olur.[67] Güneş’i izlemenin güvenli bir yolu teleskop kullanarak görüntüsünü bir ekrana yansıtmaktır.Kısmi güneş tutulmalarını izlemek zararlıdır, çünkü gözbebekleri aşırı yüksek kontrasta uyumlu değildir. Gözbebeği ortamda bulunan toplam ışık miktarına göre genişler, ortamda bulunan en parlak nesneye göre değil. Kısmi tutulmalarda günışığının çoğunluğu Güneş’in önünden geçen Ay tarafından engellenir ama ışıkyuvarın örtülmemiş kısımlarının yüzey parlaklığı normal günlerdeki ile aynıdır. Ortamın loş olması nedeniyle gözbebeği ~2 mm’den ~6 mm’ye büyür, ve günışığına maruz kalan her retina hücresi tutulmayan normalin on katı ışık alacaktır. Bu gözlemcinin gözünde kalıcı kör noktalara neden olacak şekilde hücreleri öldürebilir ya da hücrelere zarar verebilir.[68] Hemen acı oluşmadığı için tecrübesiz gözlemciler ve çocuklar bu zararın farkına varamaz, bir kişinin görüşünün bozulması hemen farkedilmez.Gündoğumu ve günbatımı esnasında günışığı Rayleigh saçılımı ve Mie saçılımı nedeniyle azalır. Dünya atmosferinden geçerken aldığı uzun yol nedeniyle çıplak gözle rahat bir şekilde seyredilebilecek kadar sönüktür. Pus, duman, toz ve yüksek nem ışığın azalmasına yardımcı olur.Güneşi izlemek için kullanılan ışık azaltıcı filtreler bu nedenle tasarlanır. Uydurularak yapılan filtreler UV ve IR ışınları geçirebilir dolayısıyla yüksek parlaklık düzeylerinde göze zararlı olabilir. Teleskoplarda kullanılan filtreler lensin ya da açıklığın üzerinde olmalı ama oküler mercekte olmamalıdır. Çünkü emilen günışığından kaynaklanan aşırı ısı bu filtrelerin aniden çatlamasına neden olabilir. 14 numaralı kaynak camı kabul edilebilir bir güneş filtresidir ama negatif siyah filmi değildir çünkü çok fazla kızılötesi ışını geçirir.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/G%C3%BCne%C5%9F

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Galileo Galilei

Yazan: admin | Mucitler | Pazartesi 8 Şubat 2010 01:20

Başlığın diğer anlamları için Galilei (anlam ayrımı) sayfasına bakınız.

Galileo Galilei (15 Şubat 1564[1] – 8 1642)[2] bir İtalyan fizikçi, matematikçi, gökbilimci ve filozofu olup, Bilimsel devrim’de büyük bir rol oynamıştır. Galileo, “modern gözlemsel astronominin babası,”[3] the “modern fiziğin babası,”[4] “bilimin babası,”[4] ve “modern bilimin babası” olarak adlandırılmaktadır[5] Stephen Hawking, “Galileo, belki diğer insanlardan modern bilimin doğuşundan sorumlu olduğu için daha fazla bir kişiydi.” der[6]

Sarkacın, yüzen cisimlerin ve hareketin fiziğinden farklı bir düşünceyle matematiksel olarak ele alınması gerektiğine inanan Galileo, Pisa Kulesi’nden ağırlık düşürerek ’nun yanlışlığını açıkça gösterdi. Yani bütün şartlar eşit olduğu takdirde, bir cismin düşüş hızı, ağırlığından bağımsızdır. Bu davranışı yaşlı profesörlerle anlaşmazlığa düşmesine sebep oldu. 1592′de Pisa’yı terk ederek, Padova Üniversitesi de bir bölüm olan kürsüsüne geldi.

1597′de pratikte çok faydası olan pusulayı ticari olarak piyasaya arz etti. 1600 senesinden hemen sonra ilkel bir termometre, insan kalp atışının ölçümünde kullanılmak üzere bir sarkaç ve 1604′te serbest düşüşün matematik kanunlarını keşfetti. Ancak düzgün ivmeli hareket kavramı hatalıydı. 1609′da Hollanda’da teleskopun bulunduğunu işitti. Ve kendisi daha ileri bir alet yaparak bunu astronomi gözlemlerinde kullandı. 1610′da Aydaki dağlar, yıldız kümeleri ve Samanyolu üzerine ilk tespitlerini yayınladı. Bu arada Jüpiter’in dört uydusunun varlığını bildirdi. Bu kitabı çok ilgi uyandırdı ve Floransa’da saray matematikçisi olmasını sağladı. Hemen sonra Venüs gezegeninin evreleri ve Satürn’ün şekli hakkında bilgi verirken, astronomideki Ptolemy (Batlamyus) sistemini tartıştı.

1611′de Roma’ya gitti ve oradaki Akademisi’ne üye seçildi. Floransa’ya dönüşünde hidrostatik üzerine pek çok profesörün itirazına sebep olan kitabı ile 1613′te lekeleri üzerine yazdığı eserini yayınladı. Bu eserinde Kopernik sistemini açık bir şekilde müdafaa etti. Bundan dolayı papazların ağır hücumuna uğradı. 1615′te bizzat Roma’ya giderek iddiasını müdafaa etti. Ancak 1616′da Papa Beşinci tarafından kitaplarını tetkik için bir komisyon kuruldu. Bu komisyon Galileo’nun kitaplarını yasaklamadı. Sadece Dünya’nın döndüğü iddiasından vazgeçmesini istedi.

Galileo, bir müddet bilimin pratik yönüne döndü, mikroskobu geliştirdi. Ancak 1618′de üç kuyruklu yıldızın görülmesiyle kiliseyle münakaşaya girdi. Arkadaşının Sekizinci Urban olarak Papa seçilmesinden cesaret alarak yazdığı “İki Kainat Sistemi Üzerine Konuşmalar” adlı eserini 1632′de yayınladı. Ancak kitabı daha önce yapılan uyarılarla çeliştiği söylentilerine rağmen Roma’da mahkemeye çağrıldı. 1633′te bu kitap yasaklandı ve Kutsal Engizisyon’ca müebbet hapse mahkum . Cezası kendi evinde göz hapsine çevrildi. Yetmiş yaşında hapsedilen Galileo kör oldu ve 1642 yılında hayatını kaybetti.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Galileo_Galilei

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

fizik nedir

Yazan: admin | Kategorilenmemiş | Cuma 5 Şubat 2010 18:40

veya Doğabilim (; φυσικός (physikos: doğal), φύσις (doğa: doğa)), enerji ve maddenin etkileşimini inceleyen dalıdır. Fizik kâinatın temel prensipleriyle ilgilenir.

Madde ve madde bileşenlerini inceleyen, aynı zamanda bunların etkileşimlerini açıklamaya çalışan Fizik’in amacı evrendeki “gözlenebilir” niceliklerin (enerji, momentum, açısal momentum, spin, v.s.) “nasıl” vermek için tasarlanan deneyleri gerçekleştirir. Deneysel fizik sıklıkla, hiçbir kuramı olmayan yepyeni doğa olayları da keşfeder: Elektromanyetizma ve Radyoaktivite bu şekilde keşf edilmiştir. Fiziğin yeni alanları çoğunlukla deneylerde gözlenen çelişkili ya da açıklanamayan fenomenlere yanıt olarak geliştirilir. Fiziğin yeni alanları bazen, deneysel olarak doğrulanmadan önce, tamamiyle kuramsal olarak ortaya atılır (örneğin Görelilik kuramı ya da son zamanda önerilen yeni kuramlardan M-Kuramı gibi..) Kuramsal olarak ortaya atılmış bir tezin hangi şartlarda nasıl bir deneyle ispatlanacağını araştıran fizik dalına fenomoloji denir.

Temel araştırmalar, yasaların pratikteki anlaşılabilirliği üzerinde yoğunlaşırken, uygulamalı fizik, adının da belirttiği gibi, var olan bilgiyi karmaşık sistemleri çözümlemek üzere pratik hayatta, ekonomide ya da başka fizik araştırmalarında kullanmaya gayret eder. Hem temel araştırmaların hem de uygulamalı araştırmaların kuramsal ve deneysel yönleri bulunur. Örneğin uygulamalı fiziğin çok verimli bir alanı Katı hal fiziğidir. Bu alanda araştırmacılar, kuantum mekaniğinin ve elektromanyetizmanın temel yasalarına dayanarak, katı cisimleri oluşturan atomların davranışlarını çözümlemeye çalışır.

Fizik araştırmalarındaki gelenek ve kültür kuramsal araştırmaları özelleşme/uzmanlaşma olarak kabul etmesi nedeniyle diğer bilimlerden ayrılır. Biyoloji ve Kimya’da da kuramsal araştırmacılar bulunmasına karşın en başarılı kuramsal araştırmacılar aynı zamanda deneysel araştırmacı olmuştur ve bu bilimlerde salt kuramsal araştırmacılara karşı (bazen aleni olarak) büyük ön yargılar bulunur.

Ana kuramlar; Klasik mekanik, Termodinamik, Elektromanyetizma, Görelilik, Kuantum mekaniği, Sicim Kuramı ve Standart Model şeklide sıralanabilir.

Her şeyin kuramı, Büyük birleştirici kuram, M-kuramı, Sarmal kuramı, Döngüsel kuantum , Proses fiziği ve Birleşik alan kuramı bazı önerilen kuramlar arasındadır. , son çalışması olarak birleşik alan kuramını oluşturmaya çalışmıştır ancak başaramamıştır.

Evreni oluşturan madde.

İlk başta Dirac tarafından matematiksel olarak kanıtlanan, zıt kütleli ve zıt enerjili anti madde. Örnek olarak pozitron verilebilir.

Önceleri bölünemeyeceği düşünülen atomun alt maddeleri. Yani atomaltı parçacıklar ya da temel parçacıklar.

Bu atomaltı parçacıkların gruplandırılmasında kullanılan terimler; yani bozon ve fermiyon.

Örnek olarak protonun içinde gruplar halinde bulunan atomaltı parçacıklardan kuark. (15 bilinen türü var ve bir üçlünün daha bulunması bekleniyor.)

Görelilik ve Kuantum fiziğini başarıyla birleştiren sicim teorisine göre, eğer madde olabilecek en hassas düzeyde incelenirse, 1 boyutlu (sadece uzunluğu olan) sicimlerden yani “tellerden” oluştuğu görülür. Kavram: Sicim.

Evrende mutlak hali olmayan, hareket.

Hareket bilimi .

Radyoaktif bozunmalar dışında geçerli olan kütle korunum yasası.

Higgs bozonunun sağladığı düşünülen kütle.

Kütle ve hızın çarpımı olan momentum.

Bir yörüngede hareket eden bir cismin sahip sahip olduğu açısal hız.

Kendi etrafında dönen bir cismin (örneğin Dünya) sahip olduğu spin.

4. boyut olun zaman.

3 uzamsal boyutlu uzay.

Uzay ve zamanın birleşimi, yani uzayzaman.

Birim yüzeye etki eden kuvvet: Basınç.

Evrendeki 2 formdan biri olan dalga.

Kuantum fiziğinde kullanılan dalga fonksiyonu.

Kuantum fiziğinde cismin yerinin belirlenmesinde kullanılan olsasılık fonksiyonu, ve ardından gelen Kopenhag yorumu.

Dalga fonksiyonlarının üstüste binmesinden kaynaklanan kauntum içiçeliği.

Bir cismin ışıma yapması için gereken en küçük enerji değeri: Planck sabiti.

Süperiletkenlik ve süperakışkanlık.

Bunların dışında önerilen bir de “Beşinci Kuvvet” vardır. Boşluğun kuvveti olarak da tanımlanabilir.

Fizik Portalı konusudur. diğer konular

Astronomi (gökbilim) · Biyoloji (ve Ekoloji) · Kimya · Yer bilimleri · Fizik

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Fizik

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Hulusi Behçet

Yazan: -icat-mucit | Kategorilenmemiş | Cumartesi 9 Mayıs 2009 12:02

Hulusi Behçet (20 Şubat 1889- 1948 İstanbul), dermatoloji uzmanı ve bilim insanı.

1937 yılında, bir kan damarı enflamasyonu (vaskülit) hastalığı olan ve bugün kendi adıyla anılan Behçet hastalığını tarif eden ilk bilim adamı olmuştur.

Zor bir çocukluk geçiren Behçet çok genç yaşta annesini kaybetmiş ve büyükannesi tarafından büyütülmüştür. Babasının Şam’daki işleri sebebiyle ilk eğitimini o dönemler Devleti’nde bulunan Şam’da tamamlamıştır. Fransızca, Almanca ve Latince öğrenmiştir. Tıp eğitimini Gülhane Askerî Tıp Akademisi’nde almıştır zira o dönemlerde Devleti’nde sivil tıp eğitimi almak mümkün değildir. 1910′daki mezuniyetinden sonra dört yıl boyunca dermatoloji ve cinsel yolla bulaşan hastalıklarda ihtisas yapmıştır.

I. Dünya Savaşı (1914-1918) sırasında Edirne‘deki askerî hastanede dermatoloji ve zührevi hastalıklar uzmanı olarak çalışmıştır. Savaştan sonra (1918-1919 arası) tıbbi bilgisini geliştirmek amacı ile önce Budapeşte’ye sonra da Berlin’e gitmiştir. Birçok ünlü meslektaşı ile tanışma fırsatı bulmuştur.

Türkiye’ye döndükten sonra serbest çalışmaya başlamış; önce Hasköy Cinsel Hastalıkları Hastane‘sinde (Haliç) başhekim olmuş, sonra Vakıf Gureba Hastanesi‘ne geçmiştir. O dönemde İstanbul Tıp Fakültesi’nin bir parçası olan hastanede profesörlük de yapmıştır.

1923′te, meşhur bir diplomatın kızı olan Refika Davaz ile evlenmiştir. Evliliklerinden bir kızı vardır.

Bilimsel çalışmaları

1933′de eski Dar-ül Funun’dan İstanbul Üniversitesi yeni kurulmuştu. Bu reform döneminde İstanbul Üniversitesi’nde dermatoloji o zamanki adıyla Deri Hastalıkları ve Frengi Kliniğini kurmuş ve profesör seçilmiştir. Hulusi Behçet, Türk akademisinde profesör unvanını alan ilk kişidir. Mesleğinin ilk yıllarından beri dermatoloji konusunda üretken bir bilim adamı olarak, birçok ulusal ve uluslararası kongreye orijinal makalelerle katılmış ve birçok bilimsel dergide makalesi yayınlanmıştır.

Ünlü Alman patolojicisi Prof. Schwartz onun için : « Behçet dünya çapında ünlü bir bilim adamı ama Türkiye’de değil. » demiş ve eklemiştir: « o her zaman yurtdışında buluşlarını tanıtıyor; bunun için onu Türkiye’de bulamıyorsunuz. »

Behçet, yeni jenerasyonların eğitimine yardımcı olmak için çok sayıda makaleyi Türkçe’ye çevirdi ve Kore gibi çok uzak ülkelerle ilişki kurmak için uluslararası derlemelerde orijinal olgu sunuları yayınladı.

1922′den itibaren frengi üzerinde çalışmalar yaptı ve frenginin tanısı, tedavisi, kalıtımsal özellikleri, serolojisi ve toplumsal yönleri üzerine birçok uluslararası makale yayınladı. Leishmaniasis (Oriental sore) 1923′den itibaren Dr. Behçet’in üzerinde çalıştığı bir diğer hastalıktı. Hakkında pek çok makale yayınladı ve diathermi ile tedavisinde başarılı oldu. Bir leishmania olgusunda, kabuk kaldırıldığında görünen “tırnak belirtisini” ilk defa tanımladı. Yayınlanmış eserlerinin bir kısmı parazitoz ile ilgiliydi. 1923 yılında Türkiye’deki “gale cereal – uyuz?” etkenlerini tanımladı.

O, aynı zamanda Türk tıbbının gelişiminde yayıncılıkta da öncüydü ve 1924′de Türkiye’deki “Turkish Archives of Dermatology and Syphilology” isimli ilk dermato-veneroloji dergisinin sorumlusuydu.

Eserleri [değiştir]

MAKALELER

Behçet H. Istanbul’da emrazı cildiye ve efrenciye tebabeti. Ist Ser 1921;1(8); 37-38.

Behçet H. Spiroketa pallida-I. Ist Ser 1921;1(9): 185-188.

Behçet H. Spiroketa pallida-II. Ist Ser 1921;1(10): 221-223.

Behçet H. Spiroketa pallida-III. Ist Ser 1922;1(13): 311-313.

Behçet H. Şereşefski kapilariyle frenginin çabuk teşhisi. Ist Ser 1921;1(11): 247-249.

Behçet H. Pandorf. Ist Ser 1922;1(14): 359.

Behçet H. Blumentalin Wassermann teamülündeki tadili. Ist Ser 1922;1(15).

Behçet H. Memleketimizde frengi tababeti. Ist Ser 1922;1(16): 85-87.

Behçet H. Frengi teşhis ve tedavisi. Ist Ser 1922;1(17).

Behçet H. Emrazı cildiyede laboratuarın kıymet ve ehemmiyeti (1). Ist Ser 1922;1(18): 453-457.

Behçet H. Emrazı cildiyede laboratuarın kıymet ve ehemmiyeti (2). Ist Ser 1922;2(2): 46-51.

Behçet H. Emrazı cildiyede laboratuarın kıymet ve ehemmiyeti (3). Ist Ser 1922;2(3): 71-74.

Behçet H. Emrazı cildiyede ziya tedavisi. Ist Ser 1922;2(1): 8-15.

Behçet H, Hodara M. Mutegayyır arpalardan mütevellit ihmirarı indifaat-ı cildiyei hüveysalinin tekvini marazisi hakkında tetkikat. Ist Ser 1922;2(4): 90-94.

Behçet H. Tabii ciltte (acide salicylique)’in nesci mütaleası. Ist Ser 1922;2(4).

Behçet H. Sporotrichos vak’ası. Ist Ser 1922;2:(6).

Behçet H. Trikofitidler. Ist Ser 1922;2:(7).

Behçet H, Hodara M. Tabii ciltte süblimenin tecrübi mutaleat-ı nesciyesi. Ist Ser 1922;2(8): 171-173.

Behçet H, Hodara M. Bir iyoderma tüberosum vak’ası. Ist Ser 1922;2(10): 240-243.

Behçet H. Recklinghausen Hakkında. Ist Ser 1922;2(10).

Behçet H. Emrazı cildiyede chrysorobine ve nesci mütaleası. Ist Ser 1922;2(12).

Behçet H. Liken tedavisinde neosalvarsan. Ist Ser 1922;2(13): 331-333.

Behçet H. Pelad ve tedavileri. Ist Ser 1922;2(14).

Behçet H. Arsenobenzol kazaları. Ist Ser 1922;2(17).

Behçet H. Jadassonun tıfli pamfigoitleri. Ist Ser 1922;2(17).

Behçet H. Frengi iyi olur mu? (Açık mektup). Ist Ser 1923;3(3): 151-153.

Behçet H. Piedra. Ist Ser 1923;3(3): 373-375.

Behçet H. Alfred Blasko. Ist Ser 1923;3(4): 22.

Behçet H. Emrazı cildiyede hikemi ve şuai tedaviler.Ist Ser 1923;3(4): 104-114.

Behçet H. Madam Dr. Kaufmann. Ist Ser 1923;3(5): 23.

Behçet H. Frengi tedavisinde tanınmış hekimlerin mütaleaları. Ist Ser 1923;3(7).

Behçet H. Frengi münakaşasına dair (Mustafa Hakkı Bey’e). Ist Ser 1923;3(8): 81-84.

Behçet H. Halep veya Şark çıbanlarının diyatermi ile tedavisi. Ist Ser 1923;3(8).

Behçet H, Hodara M, Süreyya. Arpa ve hububatı saire tozlarından mütevellid ihmirarı hüveysali indifaatı cildiye-i hakkaviyenin menşei hakkında tetkikatı tecrübeyiye ve muayenatı nesciye. Ist Ser 1923;3(9): 243-248. [Darf Tıp Fak Mec 1923;5(1-2): 52-58.]

Behçet H. Psoriasis tuberculosa mı, frengiye mi merbuttur? Kritik. Ist Ser 1924;3(14).

Behçet H. Xeroderma pigmantosum vak’ası. Ist Ser 1924;4(12).

Behçet H. Emrazı cildiyenin tedavisinde mühim hatveler. Ist Ser 1925;4(5).

Behçet H. irsi frengi. Ist Ser 1925;4(6).

Behçet H, Hodara M. Cildi bir aspergillus vak’ası. Ist Ser 1925;4(8): 715-717.

Behçet H. Castellani’nin epidermofizisi. Ist Ser 1925;6(9): 786-788.

Behçet H. Memleketimizde emrazı içtimaiye mücadelesi ve tıp fakültesi. Ist Ser 1925;6(11): 196-198.

Behçet H. İki aktinomikoz vak’ası. Ist Ser 1926;5(9).

Behçet H. Diatermi ile Halep çıbanlarının tedavisi. Ist Ser 1926;7(7): 1013-1015.

Behçet H. Viyana’da frengi tedavisi. Ist Ser 1926;7(7): 1023-1029.

Behçet H. Muhterem Hocam Menahem Hodara. Ist Ser 1926;8(4): 319-322.

Behçet H. İododerma tuberosumlar hakkında. Ist Ser 1927;6(1).

Behçet H. Emrazı cildiyede ürotropin. Ist Ser 1927;6(10).

Behçet H. Semmi iptidai had eritroderminin nesci mütaleası. Ist Ser 1927;6(12).

Behçet H. Kaş ve kirpiklerde görülen trikofizi. Ist Ser 1927;8(9) 1339-1341.

Behçet H. Cüzzam ve tedavisi (1). Sıhh Mec 1928;4(14): 62-81.

Behçet H. Cüzzam ve tedavisi (2). Sıhh Mec 1928;4(15-16): 15-30.

Behçet H. İchtiyolün menfaatları, frengide bizmut mürekkebi intihabı. Ist Ser 1928;7(5).

Behçet H. Rinofimaların tedavisi hakkında. Ist Ser 1928;7(11).

Behçet H. İrsi veya viladi frengi seririyatı. M.T.T.K., Ank. 1929 (Ayrı Baskı).

Behçet H. Unna ve Brocq (1). Ist Ser 1929;10(12): 3227-3233.

Behçet H. Unna ve Brocq (2). Ist Ser 1929;11(1): 3263- 3266.

Behçet H. Felix Balzer. Ist Ser 1929;11(1): 3263.

Behçet H. İrsi frengi ve dahili ifraz teşevvüşleri. Ist Ser 1929;11(3): 3308-3317.

Behçet H. Paris emrazı cildiye ve efrenciye kongresine dair. Ist Ser 1930;11(9): 3444-3451.

Behçet H. Scrofulodermayı taklid eden zamgi ve takarruhi bir aspergillus vak’ası. Ist Ser 1930;12(7): 3667-3671.

Behçet H. Ekzemaların patojenisi hakkında. Ist Ser 1930;12(11): 3815-3820.

Behçet H. Beynelmilel Kopenhag cilt ve frengi kongresi (1). Ist Ser 1930;12(6): 3641-3644.

Behçet H. Beynelmilel Kopenhag cilt ve frengi kongresi (2). Ist Ser 1930;12(8): 3691-3697.

Behçet H. Çelik OS. Müteaddit ve kangren şekli gösteren ciltte difteri tekarruhatı. Ist Ser 1931;12(12): 3826-3828.

Behçet H. Sofya’da ilmi faaliyet. Ist Ser 1931;12(12): 3835-3838.

Behçet H. Menşeini gözden alan ikinci bir cildi difteri vak’ası. Ist Ser 1931;13(1): 3851-3852.

Behçet H. Guogerot’nun konferansı münasebetiyle emrazı zühreviye ile mücadele. Ist Ser 1931;13(1): 2-4.

Behçet H. Fuhş ve heyeti içtimaiye. Ist Ser 1931;13(12): 12-14.

Behçet H. Şark çıbanları ve nadir bir istilası. Ist Ser 1931;13(2): 66-67.

Behçet H. Phthirus inguinalis’in nadir bir istilası. Ist Ser 1931;13(3): 66-67.

Behçet H. Sycosis lupoide’in diyatermi ile tedavisi. Ist Ser 1931;13(8): 147-148.

Behçet H. İncir ağacı dermatitleri hakkında. Pra Doktor 1932;1(5-6): 226-228.

Behçet H. Behandlung des sycosis lupodies mit diathermie. Ist Ser 1932;14(1).

Behçet H. İyodürden mütevellit vechin faavi tenebbüti pamfigoit indifaı. Ist Ser 1932;14(1): 183-184.

Behçet H. Acanthosis nigricans’lar hakkında bazı mülahazalar (1). Ist Ser 1932;14(3): 221-225.

Behçet H. Acanthosis nigricans’lar hakkında bazı mülahazalar (2). Ist Ser 1932;14(5): 271-274.

Behçet H. Poikilodermalar hakkında bazı mütalaat. Ist Ser 1932;14(6): 296-298.

Behçet H. Halep çıbanı. Sıhhat Almanakı 1933; 458-462.

Behçet H. Leishmaniose cutanée ou bouton d’Orient. Ist Ser 1933;15(3): 507-510.

Behçet H, Plevnelioğlu H. Mycotique hastalardan kültür. Ist Ser 1933;15(3): 526-527.

Behçet H. Marsilya Kongresinde leishmanioslar hakkında vaki tebliğler münasebetiyle. Ist Ser 1933;15(6): 632-634.

Behçet H. Deri ve frengi hekimliği (Açılış Dersi). Deri Hast Frengi Kl Arş 1934;1(1): 3-16.

Behçet H. Wright çıbanları seririyatında ihmal edilmiş iki mühim nokta. Deri Hast Frengi Kl Arş 1934;1(1): 18-22.

Behçet H. Frengi başlangıcı ve geçirdiği devreler. Deri Hast Frengi Kl Arş 1934;1(1): 23-27.

Behçet H. Frenginin mütetabbibler ve şarlatanlar tarafından tedavisi. Deri Hast Frengi Kl Arş 1934;1(1): 59-65.

Behçet H. Deux point important et négligés dans le tableau clinique de boutons de Wright. Deri Hast Frengi Kl Arş 1934;1 (1): 75-75.

Behçet H. İchtyose histrixleri, adi ichtyose’lardan ayrırabilir miyiz? Deri Hast Frengi Kl Arş 1934;1(2): 81-86.

Behçet H. Dermatolojide zemin, irsiyet, istidat, fartı hassasiyet, anafilaksi, allerji, idiyosenkrasi, cildin şahsiyeti ve rolleri. Deri Hast Frengi Kl Arş 1934;1(2): 86-106.

Behçet H. Herxheimer teamülü hakkında. Deri Hast Frengi Kl Arş 1934;1(2): 145-161.

Behçet H. Frengi dersleri (1). Deri Hast Frengi Kl Arş 1934;1(2): 106-122.

Behçet H. Frengi dersleri (2). Deri Hast Frengi Kl Arş 1934;1(3-4): 234-282.

Behçet H. Frengi dersleri (3). Deri Hast Frengi Kl Arş 1934;1(5-6): 367-389.

Behçet H. Frengi dersleri (4). Deri Hast Frengi Kl Arş 1935;2(7): 520-533.

Behçet H. Frengi dersleri (5). Deri Hast Frengi Kl Arş 1935;2(8): 597-611.

Behçet H. Frengi dersleri (6). Deri Hast Frengi Kl Arş 1935;2(9-10): 721-733.

Behçet H. Frengi dersleri (7). Deri Hast Frengi Kl Arş 1935;2(11-12): 883-894.

Behçet H. Considérations concernant le fait de savoir si l’on doit ou non distinguer les ichthyoses hystrix des ichthyoses vulgaries. Deri Hast Frengi Kl Arş 1934;1(2): 220-224.

Behçet H. El ve ayak içlerindeki keratoz, hiperkeratoz ve keratodermiler hakkında. Deri Hast Frengi Kl Arş 1934;1(3-4): 225- 229.

Behçet H. İncir dermatitleri hakkında. Deri Hast Frengi Kl Arş 1934;1(3-4): 300-302.

Behçet H. Nadir görülen bir acanthosis nigricans vak’ası münasebetiyle bazı mülahazalar. Deri Hast Frengi Kl Arş 1934;1(5- 6): 363-365.

Behçet H. Ravaut. Deri Hast Frengi Kl Arş 1934;1(5-6): 495-500.

Behçet H. A propose des kératoses, hyperkératoses et kératodermies palmaires-plantaires. Deri Hast Frengi Kl Arş 1935;2(7): 574-578.

Behçet H. Prof. Dr. G. Gjorgievic. Deri Hast Frengi Kl Arş 1935;2(8): 670.

Behçet H. Wright çıbanları hakkında. Deri Hast Frengi Kl Arş 1935;2(11-12): 825-836.

Behçet H. A propos de boutons de Wright. Deri Hast Frengi Kl Arş 1935;2(11-12): 1020-1040.

Behçet H. Frengi tarihi ve geçirdiği devirler. Deri Hast Frengi Kl Arş 1936;3(13-14): 1041-1068.

Behçet H, Otteinstein B. İncir dermatitleri hakkında. Deri Hast Frengi Kl Arş 1936;3(15): 1175-1177.

Behçet H. Prof. Beron. Deri Hast Frengi Kl Arş 1936;3(16): 1267-1269.

Behçet H. Viladi frengi tedavisi (1). Deri Hast Frengi Kl Arş 1936;3(16): 1235-1237.

Behçet H. Viladi frengi tedavisi (2). Deri Hast Frengi Kl Arş 1936;3(17): 1271-1274.

Behçet H. Nicolas-Favre hastalığını taklid eden metastatik magben gangliyonlar karsinomu. Deri Hast Frengi Kl Arş 1937;4 (19): 1345-1346.

Behçet H. Ağız ve tenasül uzuvlarında husule gelen aftöz tegayyürlerle aynı zamanda görünen virutik olması muhtemel teşevvüşler üzerine mülahazalar ve mihraki intan hakkında şüpheler. Deri Hast Frengi Kl Arş 1937;4(20): 1369-1378.

Behçet H. Cilt difterileri ve nadir lokalizasyonları. Deri Hast Frengi Kl Arş 1937;4(20): 1439-1443.

Behçet H, Otteinstein B, Lion K, Dessauer F. İncir dermatitleri hakkında (1). Deri Hast Frengi Kl Arş 1937;4(23-24): 1471- 1482.

Behçet H. Chancre mou ve ihtilatı tedavisinde kullanılan Demolcos tedavisi spesifik midir? Deri Hast Frengi Kl Arş 1937;4(23-24): 1502-1503.

Behçet H. Nadir lokalizasyona malik bir xanthome en tumeure vak’ası üzerine giriş notu. Deri Hast Frengi Kl Arş 1937;4(23- 24): 1503-1504.

Behçet H. Cutis verticis gyrata veya pachydermie vorticellée tabirleri üzerine ufak bir kritik. Deri Hast Frengi Kl Arş 1937;4(23-24): 1507-1512.

Behçet H. Considerations sur les lesions aphteuses de la bouches et des parties genitale, ainsi que sur les manifestations oculaires d’origine probablement virutiques et observations concernant leur foyer d’infection. Deri Hast Frengi Kl Arş 1937;4(23-24): 1521-1530.

Behçet H, Otteinstein B, Lion K, Dessauer F. Zur frage der freigendermatitis (1). Deri Hast Frengi Kl Arş 1937;4(23-24): 1530-1542.

Behçet H, Otteinstein B, Lion K, Dessauer F. İncir dermatitleri hakkında (2). Deri Hast Frengi Kl Arş 1938;5(25-26): 1543- 1551.

Behçet H, Otteinstein B, Lion K, Dessauer F. Zur frage der freigendermatitis (2). Deri Hast Frengi Kl Arş 1938;5(25-26): 1649-1657.

Behçet H. Prof. Kummer’in ağız muhat gışasının büllöz, vezikülöz ve aftöz hastalıkları hakkındaki neşriyatı münasebetiyle. Deri Hast Frengi Kl Arş 1938;5(25-26): 1590-1593.

Behçet H. Son aylar zarfında kliniğimizde tesbit edilen üç Nicolas-Favre vak’ası münasebetiyle (1). Deri Hast Frengi Kl Arş 1938;5(25-26): 1597-1598.

Behçet H. Son aylar zarfında kliniğimizde tesbit edilen üç Nicolas-Favre vak’ası münasebetiyle (2). Deri Hast Frengi Kl Arş 1938;5(27): 1718-1721.

Behçet H. Sabouraud. Deri Hast Frengi Kl Arş 1938;5(25-26): 1647-1846.

Behçet H. Einige Bemerkungen zu den Arbeiten von Professor Kumer Über die Vesikulosen, Aphtösen und Bullosen Erkrankungen Der Munaschleimhaut. Deri Hast Frengi Kl Arş 1938;5(25-26): 1165-1668.

Behçet H. Prof. Dr. Niyazi Gözcü’nün Tebliği Münasebeti ile. Deri Hast Frengi Kl Arş 1938;5(28): 1740-1744.

Behçet H, Gözcü N. Üç nahiyede nüksi tavazzular yapan ve hususi bir virus tesiri ile umumi intan hasıl ettiğine kanaat getirdiğimiz entite morbide hakkında (1). Deri Hast Frengi Kl Arş 1938;5(30): 1863-1873.

Behçet H, Gözcü N. Üç nahiyede nüksi tavazzular yapan ve hususi bir virus tesiri ile umumi intan hasıl ettiğine kanaat getirdiğimiz entite morbide hakkında (2). Deri Hast Frengi Kl Arş 1939;6(31): 1915-1920.

Behçet H. Wright çıbanlarında ihtilatları, deri leishmaniasisleri veya metaleishmaniosis’ler ve leishmaidler ve atipik şekilleri hakkında. Deri Hast Frengi Kl Arş 1941;8(43-45): 2315-2324.

Behçet H. Dr. Nuri Osman Eren. Deri Hast Frengi Kl Arş 1941;8(46): 2433-2434.

Behçet H. Trisymptomes müşahedeleri hakkında. Deri Hast Frengi Kl Arş 1941;8(47-48): 2477-2487.

Behçet H. Istanbul’da (autocuton) otokton olarak gittikçe artan Wright çıbanları. Deri Hast Frengi Kl Arş 1942;9(49-50): 2535-2539.

Behçet H, Ottenstein B, Toksoy G, Eser S. Pemphigus’un etiyoloji meselesine dair hayvanlarda tecrübi araştırmalar. Deri Hast Frengi Kl Arş 1942;9(51-52): 2581-2593.

Behçet H. Trisymptomes complex, veya syndrom yahut Morbus Behçet nasıl tesbit edilmiştir. Deri Hast Frengi Kl Arş 1942;9(53- 54): 2663-2673.

Behçet H. Anadolu’da şark çıbanları yayını münasebetiyle Profesör Marchionini’ye. Deri Hast Frengi Kl Arş 1943;10(59-60): 2779-2812.

Behçet H. Trisymptomes complex hakkında Prof. Kummer’e (vien) cevap. Ist Tıp Fak Mec 1944;7(2): 3492-3502.
KİTAPLAR

Behçet H. Frengi Dersleri. Istanbul, Akşam Matbaası, 324 sh, 1936.

Behçet H. Klinikte ve Pratikte Frengi Teşhisi ve Benzeri Deri Hastalıkları. 450 sh. (ayrıca 130 sh. Resim), Istanbul, Kenan Basımevi, 1940.
MONOGRAFİLER

Behçet H, Hodara M. Etude histologique expérimentale sur le sublimé appliqué sur la peau normale. Monografi, 55 sh., Keçecian Matb., Istanbul, 1921.

Behçet H, Hodara M. Recherches sur la pathogénie de la dermatose produites par les poussiéres d’orge altérées. Monografi, Istanbul, 1921.

Behçet H, Hodara M. Un cas de iodide noduleuse, pustuleuse, ecthymateuse et vegétante ou ioderma tubéerosum. Monografi, Istanbul, 1921.

Behçet H. Emrazı Cildiyede Laboratuarın Kıymet ve Ehemmiyeti. Monografi, 65 sh., Istanbul, 1922.

Behçet H. Halep veya Şark Çıbanlarının Diatermi ile Tedavisi. Monografi, 22 sh., Orhaniye Matb., Istanbul. 1922.

Behçet H. Frengi tedavisi hakkında beynelmilel anketlerim. Monografi, 45 sh., 1923.

Behçet H. Wassermann Hakkında Noktai Nazar ve Frengi Tedavisinde Düşünceler. Monografi, 120 sh, Istanbul, 1924.

Behçet H. Frengi iptidai karhası ve hurdebini teşhisi. Monografi, 145 sh., 1926.

Behçet H. Halep veya Şark Çıbanlarının Diatermi ile Tedavisi. Monografi, 25 sh., Kader Matb., Istanbul. 1926.

Behçet H, Hodara M, Süreyya. Memleketimizde Arpa Uyuzlarının Menşei Hakkında Etüdler. Monografi, 58 sh., Istanbul, 1927.

Behçet H. Frengi Niçin Ayıp Görülür, Frengiyi Neden Gizli Tutmak Adet Olmuştur. Tabiatta Ayıp Denilen Hastalık Var mıdır? Monografi, 13 sh., Belediye Basımevi, Istanbul, 1935.

Behçet H. Frengi tarihi ve geçirdiği devirler. Üniv. Haft. Ist. Üniv. Yayın., No : 47, Ist. 1937.
ÇEVİRİLER

Behçet H. Frengi ve felaketi içtimaie (Çeviri). Ist Ser 1925;5(5): 565-572.

Behçet H. Beynelmilel 3. lepra kongresi (Çeviri). Ist Ser 1928;10(7): 3079-3083.

Behçet H. Frengiye karşı mücadelei içtimaiye konferansı (Çeviri). Ist Ser 1928;10(7): 3083-3099.

Behçet H. Sérologie, frenginin teşhis ve tedavisi meselesini değiştirir mi? (1)(Çeviri Gate, Nicolas’tan). Ist Ser 1929;11 (7): 3399-3402.

Behçet H. Sérologie, frenginin teşhis ve tedavisi meselesini değiştirir mi? (2)(Çeviri Gate, Nicolas’tan). Ist Ser 1929;11 (8): 3412-3416.

Behçet H. Brezilya mektupları (Çeviri Darier’den). Ist Ser 1930;12(6): 3644-3661.

Behçet H. İskandinav memleketlerinde viladi frengi mücadelesi (1) (Çeviri Ehlers’den). Ist Ser 1931;13(1): 16-19.

Behçet H. İskandinav memleketlerinde viladi frengi mücadelesi (2) (Çeviri Ehlers’den). Ist Ser 1931;13(2): 44-49.

Behçet H. İskandinav memleketlerinde viladi frengi mücadelesi (3) (Çeviri Ehlers’den). Ist Ser 1931;13(3): 67-71.

Behçet H. İskandinav memleketlerinde viladi frengi mücadelesi (4) (Çeviri Ehlers’den). Ist Ser 1931;13(6): 115-118.

Behçet H. İskandinav memleketlerinde viladi frengi mücadelesi (5) (Çeviri Ehlers’den). Ist Ser 1931;13(7): 139-140.

Behçet H. Prof. Gougerot’nın Türkiye seyahati intibaatı (Çeviri Gougerot’dan). Ist Ser 1931;13(5): 93-97.

Behçet H. Tardidi mevzii achromie (Çeviri Gougerot’dan). Ist Ser 1931;13(7): 123.

Behçet H. Kopenhag kongresinden sonra ekzamanın hali hazır tedavisi (Çeviri Darier’den). Ist Ser 1932;14(1).

Behçet H. Abolitonist memleketlerde frenginin ihtiyeri veya mecburi tedavisi (1)(Çeviri). Deri Hast Frengi Kl Arş 1934;1(3- 4): 313-317.

Behçet H. Abolitonist memleketlerde frenginin ihtiyeri veya mecburi tedavisi (2)(Çeviri). Deri Hast Frengi Kl Arş 1934;1(5- 6): 459-477.

Behçet H. Frenginin mükerrer aşılanması (Çeviri). Deri Hast Frengi Kl Arş 1934;1(3-4): 317-327.

Kaynak: wikipedia.org

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

21 yüzyılda yapılan icatlar ve buluşlar

Yazan: -icat-mucit | Yeni icatlar | Pazar 26 Nisan 2009 18:52

1901 ılk kez okyanus aşırı radyo yayını yapıldı
“     1902 Polonya Marie CURıE ve kocası Pierre CURıE Radyumu keşfettiler
“     1903 ABD WRIGHT kardeşler ilk motorlu uçağı tasarladılar
“     1903 Gustave LıEBAU ilk emniyet kemerini tasarladı ve patentini aldı
“     1903 Hollanda Dr Willem EıNTHOVEN Elektro kardiografi cihazını icat etti
“     1904 ıngiliz John FLEMıNG ilk elektronik vakum tüpü (Diyot) icat etti
“     1905 ABD (Musevi asıllı Alman) görecelik kuramını yayınladı. Bu yazısını 1915 ve 1919 da tamamladı
“     1906 ABD Alva FıSHER ilk makinesını ict etti
“     1907 Kanada Reginald FESSENDEN radyo aracılığıyla ilk insan sesini iletti
“     1907 Fransız Paul CORNU ilk motorlu helikopteri uçurdu
“     1908 Alman GEIGER kendi adını verdiği ve Radyasyonun varlığını saptayan cihazı geliştirdi
“     1908 ABD Henry FORD T modeli adındaki ilk seri otomobili yaptı. ılk bandı fikrinin de babası olan Ford 1913 de günde   1000 araba üretebiliyordu
“     1911 Norveç Roald AMUNDSEN Güney kutbunu keşfetti
“     1913 ABD Elmer SPERRY ilk Robotu yaptı ( kelimesi Çek dilinde “zorunlu emek” anlamındadır ve deyim tarlada köle gibi sürekli çalışan işçiler için kullanılmıştır)
“     1913 ıngiliz Sheffield Paslanmaz çeliği buldu
“     1914 ABD Ohio kentinde ilk trafik lambaları kullanıldı
“     1914 I Dünya savaşı başladı ve 1918 de bitti
“     1915 Isıya dayanıklı Pyrex cam üretildi
“     1918 Fransız Pierre LANGEVIN ve ekibi ilk kez SONAR sistemini ict ettiler (SONAR : Sound Navigation and Ranging: Ses yardımıyla yer belirleme ve mesafe ölçme anlamına gelmektedir)
“     1921 Almanya ılk otoyol hizmete girdi
“     1922 Alman Arthur KORN radyo dalgalarıyla gönderebilen Faks tasarladı ve Amerika’ya gönderdi
“     1922 Kanada ılk kez bir şeker hastasına Ensülin tedavisi uygulandı
“     1923 ısveç Platen ve Munters adlı iki mühendis ilk elektrikli buzdolabını tasarladı
“     1926 ıskoç John Logie BAıRD ilk kez insan yüzünün görüntüsünü Televizyonda elde etti
“     1926 ABD Robert GODDART ilk sıvı yakıtlı roketi başarıyla fırlattı
“     1928 ABD’li Richard DREW genel amaçlı yapışkan bandı üretti (Avrupada seloteyp diye bilinir)
“     1928 ıskoç Alexander penisilini buldu
“     1929 ABD AT&T Laboratuarlarında Coaxial kablonun patenti alındı
“     1930 ABD ilk elektronik cihaz yaratıldı
“     1930 Wallace CAROTHERS naylonu üretti
“     1930 ABD Clyde TOMBAUGH Plüton u keşfetti
“     1933 Almanya ilk Teleks kullanıldı
“     1934 ıngiliz Percy SHAW kedi gözü adını verdiği yansıtıcı tasarladı ve çok kazandı
“     1935 ıskoç Robert Watson-Watt, Radarı icat etti Bu radar uçakları 65 Km den tanıyabiliyordu
“     1935 Rus asıllı Amerikan ıgor SKORSKY VS 300 adlı ilk modern helikopteri yaptı
“     1936 ıngiltere BBC siyah beyaz TV yayınına başladı
“     1937 ıngiltere Frank WHITTLE ilk jet motorunu tasarladı
“     1938 Macar Lazla BıRO tükenmez kalemi ict etti
“     1938 ABD Chester CARLSON ilk fotokopi makinesını ict etti
“     1939 ıngiltere ılk Çamaşır makinesi üretildi
“     1939 ABD de HP şirketi Analog verileri dijitale çeviren Pulse-code modulation sistemini geliştirdi
“     1939 II Dünya savaşı başladı ( 1945 de sona erdi )
“     1942 ABD Von BRAUN (Alman göçmeni) V-2 adlı uzun menzilli roketi tasarladı
“     1942 ıtalyan Enrico FERMı ilk Nükleer Reaktörü tasarladı
“     1943 Holanda Wilhelm KOLFF ilk yapay böbreği tasarladı
“     1945 ABD Robert OPPENHEıMER ilk atom bombasını geliştirdi ve denedi. Ayni yıl Japonya’nın Nagazaki ve Hiroşima şehirlerine atıldı ve binlerce sivil öldürüldü. II. Dünya Savaşı sona erdi
“     1945 ABD Percy SPENCER ilk Mikro dalga fırının patentini aldı
“     1946 ABD J.MAUCHLY ve J.ECKERT askeri amaçlı balistik hesaplamalarda kullanılmak üzere ENIAC adlı ilk elektronik bilgisayar sayılan aleti tasarladılar
“     1947 ABD Sesten hızlı uçuş denemesi başarıldı
“     1947 ABD’li Edvin LAND polaroid fotoğraf makinesini icat etti
“     1947 ABD Transistorun teorisi geliştirildi
“     1948 ABD BARDEEN, BRATTAIN ve SCHOCKLEY adlı üç bilim adamı Transistoru icat ettiler
“     1951 ABD IBM şirketi tarafından ilk ticari bilgisayar yaratıldı
“     1951 ABD John ECKERT ve John MAUCHLY ilk sayısal bilgisayar olan UNIVAC ı yaptılar
“     1953 ABD ılk Renkli TV yayını yapılmaya başladı
“     1953 ıngiliz Francis CRıCK ve ABD James WATSON DNA moleküllerinin yapısını keşfettiler
“     1957 SSCB uzaydaki ilk insan yapımı cisim olan SPUTNıK 1 adlı uyduyu fırlattı
“     1958 ABD Fizikçiler TOWNES ve SCHAWLOW LAZER kuramını ortaya koydular
“     1958 ABD yonga / Mikro Chip icat
“     1958 ABD Alman asıllı Von BRAUN tasarladığı roket sistemleriyle uzaya ilk uydunun fırlatılmasını sağladı
“     1960 ABD Theodor MAIMAN ilk LAZER tabancasını gerçekleştirdi
“     1961 SSCB Yuri GAGARıN uzaya giden ilk insan oldu
“     1962 ABD ilk TV uydusu olan Telstarı fırlattı
“     1964 ABD IBM şirketi ilk kelime işlemciyi üretti
“     1966 ABD Tek transistörlü hafıza yongası yaratıldı
“     1967 G.Afrika Christian BERNARD ılk kalp naklini gerçekleştirdi
“     1969 ABD Bilgisayar platformlarında UNIX ışletim sistemi çalıştırılmaya başlandı
“     1969 ABD Neil ARMSTRONG ve Edwin ALDRIN Aya ayak basan ilk insanlar oldular
“     1970 ABD IBM firması ilk Floopy denilen esnek disketi üretti
“     1971 SSCB ilk uzay istasyonu olan Solyut 1 fırlatıldı ve dünya yörüngesine oturtuldu.
“     1972 ıngiliz Godfrey HOUNSFIELD Bilgisayarlı Tomografi cihazını üretti
“     1973 SSCB Lunokhod adlı robot aya iniş yapan insansız ilk araç oldu
“     1974 ABD Değişik bilgisayarların komünikasyonu için TCP/IP protokolü geliştirildi
“     1974 ABD Bar Code uygulaması başlatıldı
“     1975 ABD Microsoft adlı yazılım şirketi kuruldu
“     1976 ABD Intel tarafından 4.77 MHZ hızında 8086 koduyla Mikro işlemci gerçekleştirildi
“     1981 ABD IBM firması IBM-PC with MS DOS adıyla kişisel bilgisayar yaratıldı
“     1982 Hollanda şirketi olan PHILIPS ilk kompact diski (CD) üretti ( Sony ile ayni zamanda)
“     1982 ABD ılk yapay kalp nakli gerçekleştirilir.
“     1983 ABD de MicroSoft firması Windows işletim sistemini yarattı
“     1984 ABD Milyon bitlik hafıza yongası yapıldı
“     1984 ABD Apple firması MACıNTOSH adlı bilgisayarı anons etti
“     1985 ABD ARPA nın adı INTERNET olarak değiştirildi
“     1985 Avrupa’da Mobil telefonlar kullanılmaya başlanır.
“     1986 SSCB Çernobil Nükleer kazası meydana geldi
“     1986 ABD National Instruments firması LabVIEW adı altında GUI tabanlı bir endüstri yazılımı geliştirdi
“     1990 ABD World Wide Web anons edildi
“     1991 ABD Avrupa’nın ilk çevre uydusu ERS-1 yörüngeye oturtuldu
“     1992 ABD Sanal gerçeklik tasarlandı
“     1992 Ozon tabakasındaki delik Güney Amerika sahillerine kadar genişlediği saptandı
“     1997 ABD NASA tarafından fırlatılan Pethfinder Robotu Marsa iniş yaptı
“     1997 ABD Genetik kopyalamada ilk somut başarı sağlandı. DOLLY adı verilen bir koyun kopyalandı
“     1997 ABD IBM tarafından gerçekleştirilen DEEPER BLUE adlı bilgisayar Satranç ustası Kasparov’u yendi
“     2000 ABD ortak bir projede genetik şifrenin çok büyük oranda çözüldüğünü açıkladılar

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Nobel ödüllü mucit William Philips

Yazan: -icat-mucit | Mucitler | Pazar 12 Nisan 2009 21:39

William Daniel Phillips (5 Kasım 1948 doğumlu) “atomları ışığıyla ve hapsetme yöntemlerini geliştirdikleri için” Claude Cohen-Tannoudji ve Steven Chu ile birlikte 1997 Nobel Ödülü’nü kazanan fizikçidir.

Phillips günümüzde Maryland Üniversitesi‘nde ders vermektedir.

Yaşamı

5 Kasım 1948 tarihinde Pennsylvania, ABD’de; İtalyan ve Gal kökenli bir olarak; William Cornelius Phillips ve Mary Catherine Savino çiftine doğdu.

Eğitimi

Phillips 1959 yılında ailesi ile birlikte Camp Hill ‘e taşınmalarının ardından girdiği Camp Hill Lisesi ‘nden mezun oldu. 1970 yılında Juniata College‘deki eğitimini onur listesine geçerek tamamladı. Daha sonra Massachusetts Institute of Technology‘de fizik doktorası yaptı.

Doktora tezini H2O‘daki protonun manyetik momenti üzerine yapması, Phillips’in daha sonraki araştırmaları için birtakım bağlantılar kurmasına yardımcı oldu. Daha sonra Bose- yoğunlaşması üzerine çalışmalar yürüttü. 1997 yılında Claude Cohen-Tannoudji ve Steven Chu ile birlikte Ulusal Standart ve Teknoloji Enstitüsü ‘ndeki (NIST) çalışmaları sırasında “ halindeki atomların hareketlerini yavaşlatmak için kullanılan bir teknik olan lazer soğutmaya olan katkıları için” Nobel Fizik Ödülü’nü kazandı.

Özel Yaşamı

MIT’ye girmeden kısa bir süre önce Jane Van Wynen ile evlendi. Çift 1979 yılında, diğer kiliselerden farklı olduğunu düşündüklerinden dolayı, Maryland’deki Fairhaven Birleşik Metodist Kilisesi ‘ne katıldı. Phillips ayrıca, Uluslararası ve Din Toplumu ‘nun (International Society for Science & Religion) kurucu üyesidir.

UMCP ve Biyokimya Departmanı’ndaki Optik Tuzaklamalarda Uyumlu Atomlar başlıklı bir seminer sırasında, Phillips “Rubidyum Bose-Einstein yoğunlaşmasına Tanrı’nın bir armağanıdır” diye konuşmuştur.

Phillips çiftinin iki çocukları vardır; Rebound Designs‘ın kurucusu Caitlin Phillips (d. 1979) ve İngiltere’de arkeoloji okuyan Christine Phillips (d. 1981).

Tags: , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , ,

Albert Einstein

Yazan: admin | Mucitler | Pazartesi 15 Aralık 2008 20:48

(14 Mart 1879 – 18 Nisan 1955) , Yahudi asıllı Alman teorik fizikçi.

20. yüzyılın en önemli kuramsal fizikçisi olarak nitelenen Albert Einstein, Görelilik kuramını (diğer adları ile İzafiyet Teorisi ya da Rölativite Kuramı) geliştirmiş, kuantum mekaniği, istatistiksel mekanik ve kozmoloji dallarına önemli katkılar sağlamıştır. Kuramsal fiziğine katkılarından ve fotoelektrik etki olayına getirdiği açıklamadan dolayı 1921 Nobel Ödülü’ne layık görülmüştür. (Nobel Ödülü’nün ve Nobel Komitesi’nin o zamanki ilkeleri doğrultusunda, bugün en önemli katkısı olarak nitelendirilen Görelilik kuramı fazla kuramsal bulunmuş ve ödülde açıkça söz konusu edilmemiştir.)
Einstein 1879 yılında Güney Almanya’nın Ulm kentinde dünyaya geldi. Babası küçük bir elektrokimya fabrikasının sahibi; annesi ise, klasik müziğe meraklı, eğitimli bir ev hanımıydı. Konuşmaya geç başlaması ve içine kapanık bir çocuk olması, ailesini tedirginliğe düşürmüşse de, sonraki yıllarda bu korkularının gereksizliği anlaşılacaktı. Giderek meraklı, hayal gücü zengin bir çocuk olarak büyüyordu.

Okulu hiçbir zaman sevemedi. Gerçekten de, genç Einstein’ın ileride ortaya çıkacak dehasının temelleri, kendisinin de sonradan belirttiği gibi, okulda değil başka yerlerde atılmıştı: “Çocukluğumda yaşadığım iki önemli olayı unutamam. Biri, beş yaşında iken amcamın armağanı pusulada bulduğum gizem; diğeri on iki yaşındayken tanıştığım Öklid geometrisi.Gençliğinde bu geometrinin büyüsüne kapılmayan bir kimsenin, ileride kuramsal bilimde parlak bir atılım yapabileceği hiç beklenmemelidir!”

Lise öğrenimini 1894′te İsviçre’de tamamladı ve 1896′da Zürih Politeknik Enstitüsü’ne (ETH) girdi.

Einstein, Sırp asıllı Mileva Maric adlı bir fizik öğrencisi ile evlendi. Mileva, Einstein’nın 1905′te çıkardığı araştırmanın matematik hesaplarında yardımcı olmuştur.

1955′te hayata gözlerini yumana kadar dünyasına çok şey kattı. 1916′da yayımladığı “Genel Görelilik Kuramı“, 1921′de “fotoelektrik etki ve kuramsal fizik” alanında çalışmalarıyla aldığı Nobel Fizik Ödülü, dahinin en önemli başarılarından sadece ikisi ya bilinmeyen dünyası… Bern’de federal patent dairesinde görev aldı. Bu görevden arta kalan zamanlarda çağdaş fizikte ortaya atılmaya başlanan problemler üzerinde düşünme fırsatı buldu. Önce atomun yapısı ve Max Planck’ın kuantum teorisi ile ilgilendi. Brown hareketine ihtimaller hesabını uygulayarak bunun teorisini kurdu ve Avogadro sayısının değerini hesaplayarak teorisini test etti. Kuantum teorisinin önemini ilk anlayan fizikçilerden birisi oldu ve bunu ışıma enerjisine uyguladı. Bu da onun, tanecikleri veya fotonlar hipotezini kurmasını ve fotoelektrik olayını açıklayabilmesini sağladı.

1905 yılında “Annalen der Physik” dergisinde bu çalışmalarını açıklayan iki yazısından başka, üçüncü bir yazısı daha çıktı ve bu yazıda görecelik teorisinin temelini attı. Teorileri sert tartışmalara yol açtı. 1909′da Zürih Üniversitesi’nde öğretim görevlisi oldu. Prag’da bir yıl kaldıktan sonra, Zürih Politeknik Enstitüsü’nde profesör oldu. 1913′de Berlin Kaiser-Wilhelm Enstitüsü’nde ders verdi ve Prusya Bilimler akademisine üye seçildi.Bir bilim adamı olarak 1. Dünya Savaşı’nda tarafsız kaldı. . İlk eşinden Hans ve Eduard isminde iki erkek çocuk sahibi olan bilim adamını 1914 yılında eşi terk etti. 1. Dünya Savaşı nedeniyle yiyecek kıtlığı sırasında mide ağrıları çeken bilim adamına kuzeni Elsa bakmış ve ikinci defa kuzeni Elsa (takma ismi Else) ile evlenmiştir.

Birçok özlü inceleme yazısı yayımladı ve bunlarda teorilerini geliştirdi. 1921′de Nobel Fizik Ödülü’nü kazandı.

Yabancı ülkelere birçok gezi yapmakla birlikte 1933′e kadar Berlin’de yaşadı. Almanya’da yönetime gelen Nasyonal Sosyalist (Nazi) rejimin ırkçı tutumu dolayısıyla, pek çok Musevi asıllı bilim adamı gibi o da Almanya’dan ayrıldı. Paris’te College de France’ta ders verdi; burdan Belçika’ya oradan da İngiltere’ye geçti. Son olarak Amerika Birleşik Devletleri’ne giderek Princeton Üniversitesi kampüsünde etkinlik gösteren Institute for Advanced Study’de (İleri Araştırma Enstitüsü) profesör oldu. 1940 yılında Amerikan yurttaşlığına geçti.

Küçük oğlu Eduard akıl hastalığı nedeni ile Zürih yakınlarında bir bakım evinde hayatını geçirmiş; büyük oğlu Hans, babası ve annesinin karşılaştığı Zürih Polytecnic’te mühendislik okumuş ve daha sonra University of California, Berkley’de profesörlük yapmıştır. 1955′de Princeton’da ölmüştür; oğlu Hans yanında bulunmuştur.

Üvey kızı Margot Einstein, bilim adamının kişisel mektuplarını özenle herkesten saklamış ve kendisinin ölümunden 20 yıl sonra daha saklı kalmasını vasiyet etmisti. Günümüzde Princeton Üniversitesi tarafından basılan bu mektuplar bilim adamının gizli kalmış özel yaşamı hakkında ilginç bilgiler sunmaktaydı.

Buluşları

Einstein’ın gazetecilere dil çıkarması

Einstein’ın fizik alanındaki çalışmaları modern bilimi büyük ölçüde etkiledi.

Bu teori üç bölüme ayrılır:

  1. mekaniğinin yasalarını değiştiren ve kütle ile enerjinin eşdeğerli olduğunu öne süren Özel Görelilik (1905);
  2. Eğrisel ve sonlu olarak düşünülen dört boyutlu bir evrene ait çekim teorisini veren Genel Görelilik (1916);
  3. Elektro-manyetizma ve yerçekimini aynı alanda birleştiren daha geniş kapsamlı teori denemeleri.

İlk iki teorinin geçerliliği fiziği ve astronomi alanında yapılan deneylerle çok başarılı bir biçimde sınanmıştır; çağdaş fiziğin temel taşları arasında yer alırlar. Einstein ile ilgili olarak: “Ben atomu iyi bir şey için keşfettim,ama insanlar atomla birbirlerini öldürüyorlar.” demiştir. Ayrıca birçok kişinin ilgisini çeken “Neden Sosyalizm?” adlı yazısı Monthly Review adlı aylık dergisinin, ilk sayısının, ilk yazısıdır.

Bazı Eserleri

  • Einstein, Albert, İzafiyet Teorisi
  • Einstein, Albert (1954), Fikirler ve Tercihler
  • Einstein, Albert (1940), “On Science and Religion”, Nature 146: 605
  • Einstein, Albert (Mayıs 1949) “Neden Sosyalizm?”, dergi yazısı.
  • Einstein, Albert (1950), “On the Generalized Theory of Gravitation”, Scientific American CLXXXII (4): 13–17
Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Tüm icatlar 2

Yazan: admin | icatlar | Pazartesi 1 Aralık 2008 22:50

MİLATTAN SONRA

999 Bir keşiş tarafından ilk mekanik saat icat edildi
1000~Türk gök bilimci BıRUNı 13 000 sayfalık araştırmalarını yayımladı
1010~Türk ıbn SıNA 270 kitaplık araştırmalarını yayımladı
1020~Irak ıbn-ül HEYSEM Optik konusunda ayrıntılı araştırmalar kitabını yayımladı
1045 Çin Pi CHENG portatif harflerini keşfetti
1280 ıtalyan ARMATı gözlüğü ict etti (kontak lens üzerindeki ilk çalışmalar ise Leanardo da Vinci tarafından yapılmıştır)
1453 Polonyalı Keşiş Nicolas KOPERNICUS Dünya ve sistemi kuramını ortaya attı
1521 Türk Piri REıS Kitab-ı Bahriye adını verdiği gerçeğe en yakın Dünya haritasını yayınladı
1528 Türk PıRı Reis ikinci haritasını yaptı
1592 ıtalyan GALıLEO 30 kez büyüten teleskopu yaptı (daha önce Hollandalı gözlükçü Hans Lippershey ilk teleskopu bulmuştu)
1614 ıskoçyalı John NAPıER Logaritma cetvelini ict etti
1618 Alman Johannes KEPLER Güneş sisteminin yasalarını keşfetti
1642 Fransız matematikçi Blaise PASCAL ilk toplama makinesini icat etti
1643 ıtalyan Evangelista TORıCELLı cıvalı barometreyi buldu
1666 Pariste Kraliyet Bilimler akademisi kuruldu
1687 ıngiliz ısac NEWTON evrensel çekim yasalarını keşfetti.
1492 ıspanyol Kristof KOLOMB Amerika’ya ayak bastı
1507 ıtalyan Amerigo VESPUCCı Amerikanın yeni kıta olduğunu kanıtlar
1630~Türk Hazarfen Ahmet çelebi yaptığı kanatlarla ilk kez uçmayı başaran adam oldu
1680~Türk Lagari Hasan çelebi aya gitme denemesini yaptı
1698 ıngiliz SAVERY ilk buharlı makineyi yaptı
1704 ıngiliz NEWTON Optik adlı kitabını yayımladı
1742 ısveç Anders CELSıUS sıcaklık ölçümleri için standart geliştirdi
1763~Fransız Claude CHAPPE uzaktan yazma anlamına gelen Telgrafı icat etti
1777 ıngiliz uzun süreli çalışan buharlı makineyi yaptı
1778 Fransız Joseph BRAMAH ilk modern tuvaleti tasarladı ve patentini aldı
1783 Fransız MONTGOLFıER kardeşler ilk uçan balonla yolculuk yaptılar
1783 Fransız Louis LENORAD ilk paraşütü tasarladı
1789 Fransız Antoine LAVOISIER Oksijeni ve kimyasal adlandırma tablosunu yayımladı
1796 Edvard JENNER aşısını buldu
1799 ıtalyan Alessandro VOLTA ilk elektrik bataryasını yaptı
1800~Fransız Dominique LARREY ilk fikrini ortaya atmıştır.
1804 ıngiliz Richard TREVıTHıCK ray üzerinde 16 Km hızla giden ilk lokomotifi icat etti
1816 ıngiliz George MANBY yangın söndürücü bir tüp tasarladı
1816 Fransız Rene LAENNEC ilk tıpta kullanılan stetoskobu ict etti
1820 Danimarkalı Hans OERSTED elektromanyetik akımı keşfetti
1826 Fransız Joseph NIEPCE ilk fotoğraf çekimini başardı
1830 Fransız terzi Berthelemy ilk dikiş makinesini yaptı (bu tip makineleri üretip satan ilk kişi Isac SINGER dir)
1831 ıngiliz Michael FARADAY elektromanyetik kuramları keşfetti
1836 ABD Samuel COLD kendi adını verdiği tabancayı tasarladı
1837 ıngiliz COOKE ve WHEATSTONE ilk elektrikli telgrafı icat ettiler
1843 ABD Samuel MORS kendi adını verdiği bir telgraf kodu tasarladı
1846 ABD dişçi William ORTON ik kez ameliyatında uyuşturma ve ağrıyı azaltmak için eteri kullandı
1849 ABD Walter HUNT ilk modern çengelli iğneyi tasarladı ve patentini aldı
1852 ABD Elisha OTıS ilk Asansörü icat etti
1853 Fransız Charles PRAVAZ ilk deri altı şırıngasını tasarladı
1853 ıtalyan Linus YALE kendi adıyla anılan pimli anahtarını icat etti
1855 ıskoç James MAXWELL Faraday kanunlarını matematiksel olarak kanıtladı ve kendi kuramını yazdı
1859 ıngiliz Charles DARWIN Türlerin kökenleri adlı evrim kuramını yayınladı
1860 Belçika Müh ilk tek zamanlı ve içten yanmalı yaptı
1867 ABD Christopher SHOLES gerçek anlamda ilk daktiloyu icat etti
1863 ıngiltere Londrada ilk metro çalışmaya başladı
1869 Rus Dimitriy MENDELEYEV Periyodik elementler tablosunu yayımladı
1865 ısveç Alfred NOBEL dinamiti ict etti
1876 ABD EDıSON tarafından dünyanın ilk Endüstriyel Araştırma Laboratuvarı kuruldu. (Edison bu laboratuarda 1093 adet patentli icatta bulunmuştur.)
1876 Alman Nikolaus OTTO 4 zamanlı motoru yaptı
1876 ABD ıskoç asıllı Alexander BELL ilk icat etmiştir. (Tarihteki ılk uzaktan konuşma denilen Tele-Phone konuşması 10 Mart 1876 BELL ile yardımcısı Watson arasında yapılmıştır)
1877 ABD Thomas EDıSON Fonograf denilen ses kayıt cihazını icat etti
1878 ıngiliz Joseph SWAN elektrik ampulünü icat etti
1879 Alman Ernst von SıEMENS ilk elektrikli treni icat etti
1880 ABD Thomas EDıSON elektrikli ampulü güvenli hale getirerek satışa sundu
1882 Alman Robert KOCH Kolera virüsünü tanımladı
1884 Hiram MAXIM tam otomatik makineli tüfeği yaptı
1885 Alman Karl BENZ 14,5 Km hız yapabilen satış amaçlı ilk arabayı üretti
1885 Alman Heinrich HERTS Elektromanyetik dalgalarının varlığını keşfetti
1885 Fransız Louis PASTEUR kuduz aşısını buldu
1887 ABD Emile BERLıNER Gramafonu (Plak) icat etti ve patentini aldı
1888 ABD George EASTMAN ilk taşınabilir fotoğraf makinesini yaptı
1894 ABD Jesse RENO ilk yürüyen merdiveni tasarladı
1894 Fransız LıMUERE kardeşler ilk sinema makinesini icat ettiler
1895 Alman Wilhelm RONTGEN X ışınlarını keşfetti
1896 ıtalyan Guglielmo MARCONı dalgalarıyla ilk yayını yaptı
1896 Fransız Antoine BECQUEREL Uranyumun radyoaktif madde olduğunu keşfetti
1898 Danimarkalı Valdemer POULSEN ılk teybi icat etti
1900 Norveç VAALER Kağıt tutturmada kullanılan Ataç ı geliştirdi
1901 ABD GıLETTE ve NıCKERSON körlenince atılan tıraş bıçağının patentini aldı
1901 ıngiliz Hubert BOOTH ilk elektrikli süpürgeyi icat etti
1901 ılk kez okyanus aşırı radyo yayını yapıldı
1902 Polonya Marie CURıE ve kocası Pierre CURıE Radyumu keşfettiler
1903 ABD WRIGHT kardeşler ilk motorlu uçağı tasarladılar
1903 Fransız Gustave LıEBAU ilk emniyet kemerini tasarladı ve patentini aldı
1903 Hollanda Dr Willem EıNTHOVEN Elektro kardiografi cihazını icat etti
1904 ıngiliz John FLEMıNG ilk vakum tüpü () icat etti
1905 ABD (Musevi asıllı Alman) görecelik kuramını yayınladı. Bu yazısını 1915 ve 1919 da tamamladı
1906 ABD Alva FıSHER ilk makinesını ict etti
1907 Kanada Reginald FESSENDEN radyo aracılığıyla ilk insan sesini iletti
1907 Fransız Paul CORNU ilk motorlu helikopteri uçurdu
1908 Alman GEIGER kendi adını verdiği ve Radyasyonun varlığını saptayan cihazı geliştirdi
1908 ABD Henry FORD T modeli adındaki ilk seri üretim otomobili yaptı. ılk üretim bandı fikrinin de babası olan Ford 1913 de günde 1000 araba üretebiliyordu
1911 Norveç Roald AMUNDSEN Güney kutbunu keşfetti
1913 ABD Elmer SPERRY ilk Robotu yaptı (ROBOT kelimesi Çek dilinde “zorunlu emekanlamındadır ve deyim tarlada köle gibi sürekli çalışan işçiler için kullanılmıştır)

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Fizik icatları

Yazan: admin | icatlar | Pazartesi 24 Kasım 2008 18:21

BİLİM ADAMLARININ FİZİKTEKİ BULUŞLARI

1897:Pieter Zeeman Joseph John ;
Zeeman, ışığın bir içindeki yüklü parçacıkların hareketi sonucu yayımlandığını
buldu.Thomson’da , elektronu keşfetti.

: Max Planck:
Karacisim ışınmasını kuantum enerji yayımı ile açıkladı. Kuantum kuramı böylece doğmuş oldu

1914:James Franck Gustav Hertz ;
bir elektron saçılım deneyiyle duragan durumların varlığını doğruladı.

1923: Arthur Compton;
x- ışınlarının elektronlarla etkileşimlerinde minyatür bilardo topları gibi davrandıklarını gözlemledi. Böylece ışığın parçacık davranışı hakkında yeni kanıtlar ortaya koydu.

1924: Erwin Schrödinger;
kuantum fiziğinin, “dalga mekaniği” diye adlandırılan yeni bir betimlemesini geliştirdi. Yeni kavram daha sonra “Schrödinger denklemi” diye adlandırılan, bilimin en önemli formüllerinden birinide kapsıyordu.

1924: Satyedra Nath Bose ;
Kuantum parçacıklarını saymak için daha sonra Bose-  İstatistiği diye adlandırılacak olan yeni bir yöntem buldular. Ayrıca uç , derecelerde soğutulmuş atomların tek bir kuantum  durumuna yoğuşacaklarını önerdiler. “Bose- Yoğunlaşması”  1990’lı yıllarda deneysel olarak gerçekleştirildi.

1925:Wolfgang Pauli;
Aynı özelliklere sahip fermiyon türü iki parçacığın, aynı enerji düzeyinde bulunamıyacağını söyleyen “Dışlama İlkesi”ni açıkladı.

1926;Erwin Schrodinger;
Kuantum fiziginin,”dalga mekanigi” diye adlandirilan yeni betimlemesini gelistirdi.

1926: . A-M. Dirac;
İki adamı, kuantum mekaniğinin parçacıkları saymak için yeni bir yola gereksinme duyduğunu belirlediler. “Fermi-Pirac istatistiği”katıhal fiziğine kapıyı aradı.

1928: Dirac;
Elektronun karşı maddenin varığını da öngören relativistik bir kuramını ortaya koydu.

1934: Hideki Yukawa;
Çekirdek kuvvetlerinin, mezon denen ağır parçacıklarca ilettiği düşüncesini ortaya attı. Bunların elektromanyetik kuvvete aracılık eden fotonlarla benzer işlev yaptığını öne sürdü.

1946-48: Isidor ı.Rabi. Willis Lamb Polykarp Kusah;
Dirac kuramında tutarsızlıklar keşfetti.

1964: John S. Bell;
“Bell eşitsizlikleri” denen deneysel bir testle kuantum mekaniğinin bir sistem için en eksiksiz tamamı verip vermediğinin sınana bileceğini söyledi.

1964: Murray Gelln – Mann;
Madde parçacıklarını oluşturan ve kuark adı verilen temel parçacıklarla ilgili bir model geliştirdi. Kuarkların varlığı 1969 yılında deneysel olarak kanıtladı.

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

« Önceki Sayfa