Keskin nişancı

Yazan: admin | KategorilenmemiÅŸ | Cuma 14 Ocak 2011 15:42

Standart ordu eğitimlerinde çoğu asker 200 ila 300 mesafeden atışlarının yarısında hedefi vurmak üzere eğitim alır.[3] Çok iyi eğitilmiş askerler, örneğin ABD Deniz Piyadeleri askerleri 400 ila 500 metre uzaktan atışlarının yarısında hedefi vurabilir.[4] Ama bir keskin nişancı 800 metre uzaktan her atışında hedefi vurmak üzere eğitilmiştir.[5][6]

Keskin nişancı tüfekleri, tabancalarda kullanılan 0,22 inçlik (5,59 mm) .22 LR gibi küçük mermilerden, M2 Browning ağır makineli tüfeklerde kullanılan 0,5 inçlik (12,7 mm) .50 BMG mermilerine kadar değişik kalibrelerde olabilir.[20] .22 LR gibi küçük mermiler genellikle bir susturucu ile beraber yakın mesafede hızla sokak ışıklarını söndürmek veya küçük hayvanları vurmak için kullanılır.[20] Bu tip küçük mermiler, uzun mesafeli atışlarda kullanmak veya insan boyutlarında hedefleri durdurmak için yeterli güce sahip değildirler.[26] Tam tersine .50 BMG gibi büyük mermiler, zaman zaman hafif araç ve ekipmanı uzaktan tahrip etmek için de kullanılan çok büyük ve ağır nişancı tüfeklerinden ateşlenirler; bu tip tüfekler 1,5 km üstünde menzilden hedefleri vuracak isabet oranına ve güce sahiptirler, ancak kısa mesafede kullanışsız, genel kullanım için ağır ve pahalıdırlar.[27]

Genellikle kurmalı tüfekler, yarı otomatik modellere kıyasla daha uzun menzile ve isabet oranına sahiptir,[20] ancak her yeni merminin elle yüklenmesi gereksinimi yüzünden atış hızları nişancının tetik çekme hızına bağlı olan yarı otomatiklere göre daha düşüktür. Yakın mesafelerde veya nişancının ilk merminin ardından hemen ikinciyi ateşlemesi gereken durumlarda yarı otomatik tüfekler tercih edilir.[21]

Bir keskin niÅŸancının kamuflajı, en iyi vücudunun ÅŸekli ve hatlarını gizlediÄŸinde çalışır.[17] Bunun sebebi, insan gözünün insan bedeni ÅŸeklini seçmeye daha yatkın olmasıdır.[17] Keskin niÅŸancının bedeni insan ÅŸeklinde görünmediÄŸinde, çoÄŸu kiÅŸi niÅŸancıyı uyum saÄŸladığı ortamdan ayırt edemeyecektir.[17] NiÅŸancılar genellikle “ghillie suit”lerine çubuklar, yapraklar, çimen ve kumaÅŸ ekleyerek vücut hatlarını gizlerler.[15]

Bazı keskin nişancılar, hedefin elindeki bir cismi vuracak kadar isabetli atışlar yapmak üzere eğitilmişlerdir.[7] Bu tarz atışlar, özellikle uzak mesafelerde çok iyi nişan almayı gerektirir. Rüzgâr hızındaki değişimler, hedeften metrelerce sapmaya sebep olabilir. Bu sebeple keskin nişancılar rüzgârın mermi uçuşundaki etkilerini hesaba katmak zorundadırlar.[8] Ayrıca sebebiyle keskin nişancının attığı mermiler uçuş sırasında bir parabol çizecektir.[9] Bu sebeple keskin nişancı hedefin daha üstüne nişan alır.[9]

I. Dünya Savaşı sırasında, özel keskin nişancı tüfekleri yoktu. Bunun yerine, keskin nişancılar üzerine nişancı dürbünü monte edilmiş normal tüfekler kullanıyordu.[31]

II. Dünya Savaşı sırasında keskin niÅŸancılar daha sık görülmeye baÅŸlandı, hatta mücadelenin önemli bir parçası oldu. Sovyet ordusunun her takımına bir keskin niÅŸancı ya da ‘atıcı’ eklenmiÅŸti. Kamuflaj taktikleri bu süreçte geliÅŸtirilmiÅŸtir. Sovyet keskin niÅŸancılar en çok Stalingrad Savaşı sırasında yararlı oldu. Vasili Zaytsev adındaki Rus keskin niÅŸancısının 240 civarında Alman askeri öldürdüğü iddia edilmiÅŸtir.[32]

Polis keskin nişancıları kamuflaja askerî nişancılar kadar önem vermezler, çünkü polis nişancılarının asıl görevi suçludan gizlenmek değil, isabetli atışlar yapmaktır.[1][18] Ancak bazı durumlarda polis nişancılarının da suçludan gizlenmeleri gerekir, bu yüzden polis keskin nişancılarına da gizlenme eğitimi verilir.[19]

Keskin niÅŸancılar çoÄŸu video oyununda seçkin askerler olarak kullanılırlar. Bir niÅŸancı tüfeÄŸi ile karşıdakini başından vurmak öğrenmesi zor bir yetenektir. Phone Booth ve Vantage Point gibi bazı filmlerde suikastçılar keskin niÅŸancı tüfekleri kullanırlar.[33][34] Ekim 2002′de ABD’nin Virginia ve Maryland eyaletlerinde iki kiÅŸinin yakalanana dek bir ay boyunca diÄŸer insanlara etmesi[35] gibi bazı olaylar sebebiyle keskin niÅŸancılar medyada kötü bir şöhrete sahiptir.

Keskin niÅŸancılar, niÅŸancı tüfeÄŸi (İngilizce: sniper rifle) olarak adlandırılan özel tüfekler kullanırlar. Bu tüfekler, normal tüfeklerden çok daha isabetlidir.[20] Neredeyse tüm niÅŸancı tüfekleri niÅŸancı dürbünü olarak adlandırılan, uzaktaki hedeflere daha kesin niÅŸan almayı saÄŸlayan özel dürbünlere sahiptir. İki farklı niÅŸancı tüfeÄŸi türü vardır, bunlardan ilki atılan her mermiden sonra kurma kolu ile tüfeÄŸin tekrar kurulmasını gerektiren kurmalı tüfekler[21] ve tetik her çekildiÄŸinde bir mermi atan ve kendini yeniden kuran yarı otomatik tüfekler.[21] Tetik çekili tutulduÄŸu sürece mühimmat bitene dek kesintisiz ateÅŸ eden tam otomatik tüfekler, niÅŸancı tüfeÄŸine dönüştürüldükleri nadir durumlar dışında keskin niÅŸancılar tarafından kullanılmazlar. Bu nadir durumlardan biri, ABD Ordusu tarafından Vietnam Savaşı’nda kullanılan niÅŸancı dürbünü takılmış ağır makineli tüfeklerdir. ÖrneÄŸin ABD Deniz Piyadesi keskin niÅŸancısı Carlos Hathcock’un Browning M2 ağır makineli tüfeÄŸiyle Åžubat 1967′de 2.300 metreden yaptığı öldürücü atış,[22][23][24] Mart 2002′de Afganistan’da görev yapan Kanada’lı Rob Furlong’un 2,430 metrelik atışına[25] kadar dünya rekoruydu. GeliÅŸen teknolojisi ve keskin niÅŸancı eÄŸitimleri sayesinde gerçek bir niÅŸancı tüfeÄŸinin bu rekoru kırması mümkün olmuÅŸtur.[23]

Bazı keskin niÅŸancılar yüzlerce düşman askeri öldürmeleri ile tanınmışlardır. Bu niÅŸancılara örnek olarak Vietnam Savaşı’nda görev yapan Carlos Hathcock[22] verilebilir. Hathcock aynı zamanda en uzak mesafeden (2.300 metre) öldürücü atış yapma rekorunu da uzun süre elinde tutmuÅŸtur.[23][22][24] Bu rekor Afganistan Savaşı’nda 2.430 metrelik atışıyla Kanada’lı keskin niÅŸancılar tarafından kırılmıştır.[25] DiÄŸer keskin niÅŸancılar yaptıkları çok zorlu atışlarla tanınırlar. ÖrneÄŸin İngiliz keskin niÅŸancı Matt Hughes, Irak Savaşı’nda sert rüzgâr altında 860 metreden düşmanının 17 metre soluna niÅŸan alıp ateÅŸ ederek öldürücü bir atış yapmıştır.[8][36] Bir diÄŸer ünlü keskin niÅŸancı ise II. Dünya Savaşı’nda Stalingrad Muharebesi sırasında 400 Alman askeri öldürdüğü iddia edilen Sovyet Vasily Zaytsev’dir.[37]

Birçok polis departmanı, özel eÄŸitimli ekiplerinde keskin niÅŸancılara yer verir.[1] Genellikle deneyimli avcılar da keskin niÅŸancılarla benzer yeteneklere ihtiyaç duyarlar. İngilizcede keskin niÅŸancılar için kullanılan “sniper” terimi de avcılar için görüp vurması çok zor olan su çulluÄŸu (İngilizce: snipe) kuÅŸundan türetilmiÅŸtir.[2]

Keskin nişancılar genellikle rüzgârın etkisini azaltmak için daha ağır mermiler kullanır. Bu mermileri yeterli namlu çıkış hızına ulaştırmak için kullanılan barut miktarı diğer mermilere kıyasla daha fazladır[10] ve bu mermiler daha yüksek hızla namludan çıkarlar. Bu sayede hedefi hareket etmeden vurmak ve yer çekimi ile rüzgârın etkisini azaltmak mümkün olur.[9][10] Ayrıca, daha büyük ve daha hızlı mermiler hedefi vurdukları zaman daha fazla zarar yaratırlar.[11]

Polis departmanları da keskin niÅŸancılar kullanmaktadır. Bu keskin niÅŸancılar genellikle SWAT ve benzeri özel eÄŸitimli departmanlara baÄŸlıdırlar.[19] Bu niÅŸancılar sıklıkla özel olaylarda güvenlik saÄŸlamak veya diÄŸer keskin niÅŸancıların suikast giriÅŸimlerini önlemek üzere savunma rolünde görev yaparlar.[18] Bu tip görevlere genel olarak “karşı-niÅŸancılık” (İngilizce: counter-sniping) adı verilir.[18] ÇoÄŸu polis niÅŸancısı ordu tarafından eÄŸitilmiÅŸtir.[19]

Keskin nişancılar, yakın mesafede bile düşmandan gizlenmekte çok iyi olmaları sayesinde, çoğu kez ordu için gözcüler olarak kullanılmıştır.[3] Keskin nişancılar, tüfeklerindeki sayesinde diğer askerlerden daha iyi gözlem yapabilirler.[3] Diğer askerlerden daha iyi eğitimli olan keskin nişancılar diğer askerlere kıyasla daha ayrıntılı gözlemler yaparlar.[28] Keskin nişancılar genellikle bir gözlemci/hedef saptayıcı ve bir nişancıdan oluşan iki kişilik takımlar halinde çalışırlar.[29] Hedef saptayıcı nişancı için hedefleri bulur ve nişancının ıskalaması halinde ikinci atışın ayarlanmasına yardımcı olur.[29] Hedef saptayıcı aynı zamanda yakın mesafeden gelen düşmana karşı nişancıyı korur,[29] ayrıca telsiz iletişim kullanarak diğer askeri birliklerle haberleşir ve keskin nişancının zarar veremeyeceği hedefler için hava ve topçu bombardıman destek sağlar.[30] Bu sayede diğer birlikler daha güvenli biçimde ilerleyebilir.

Keskin nişancı (İngilizce: Sniper), orduda bir asker türü. Bu askerlere keskin nişancı tüfekleri ile özel eğitim verilmektedir. Keskin nişancılar hedeflere çok uzaktan isabet kaydetmek ya da çok küçük hedefleri vurmak için keskin nişancı ekipmanlarını kullanırlar. Ayrıca, düşman tarafından görülmemeleri için gizlilik ve kamuflaj eğitimlidirler.

Keskin niÅŸancılar genellikle düşmana görünmeyi engellemek için kamuflaj kıyafetleri giyerler[12] ve çoÄŸu zaman yüzlerini yeÅŸil ya da siyaha boyayarak parlamasını engelleyip çevreye uyum saÄŸlarlar.[13] Ayrıca bazen, ortama özel olarak çevrelerindeki çeÅŸitli bitkilerin yaprakları ile hazırladıkları “ghillie suit” olarak adlandırılan özel kıyafetler kullanırlar.[14] Bu kıyafetler keskin niÅŸancıyı saklamakta çok etkilidir.[14] ÇoÄŸu zaman keskin niÅŸancı, hemen yanında ayakta duran bir asker tarafından bile görülemez.[15] Keskin niÅŸancılar farklı çevre ÅŸartlarında o ortama uygun farklı kıyafetler kullanarak düşmandan saklanırlar.[16]

Çanakkale SavaÅŸları sırasında keskin niÅŸancılar iki tarafta da yer almaktaydı. Gelibolu yarımadasının topografyası ve Müttefik askerlerin konumları keskin niÅŸancılara avantaj saÄŸlamaktaydı.[38] Özellikle Åžarapnel Vadisi ve Korku Deresi gibi Anzak çıkarma bölgeleri Türk keskin niÅŸancılarının en fazla etkinlik gösterdiÄŸi alanlar arasındaydı.[39][40] Avustralyalı keskin niÅŸancı William Edward Sing (1886-1943), 1915-1916 yıllarında Çanakkale Savaşı’nda bulundu. Sing 201 asker vurdu.[41] Sing diÄŸer bir ünlü asker olan Türk keskin niÅŸancı Korkunç Abdül ile girdiÄŸi düelloyu daha hızlı davranarak kazanmıştır.[42]

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Keskin_ni%C5%9Fanc%C4%B1

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

makineli tüfeğin icadi

Yazan: admin | icatlar | Salı 25 Mayıs 2010 22:48

Bu bileşenler tahrik edilmesi gereken bir mekanizmayı oluşturur. Eğer kartuşun geri tepmesiyle tahrik ediliyorsa geritepme işleyişli olarak, ateşlenen kartuşun oluşturduğu ile tahrik ediliyorsa işleyişli olarak adlandırılır. gibi bir dış etkenle tahrik ediliyorsa genellikle chain gun olarak adlandırılır.

Bir mekanizma ateşleme pininin kartuşu ateşlemesini sağlar boşaltma ve doldurma adımlarını etkinleştirir. Çevrim tekrarlanır. Bütün bu çevrim saniyenin küçük bir parçası kadar sürer böylece birsaniye içinde birçok atış sağlanır. İşleyiş bu meanizmalarının etkinleşmesi ne olursa olsun, basitçe aynıdır. Örneğin:

Diğer bir etken konvansiyonel patlayıcı toplarıdır. Yüksek kalibreli patlayıcı mermi kullanan otomatik silahlar, otomatik toplar veya otomatik bombaatarlardır. Makineli tüfekler yüksek bir kalibreye namlu uzunluğu oranına eğilimlidirler (uzun namluya küçük kalibre).

Piyade tüfekleri tabanca kalibreli hafif makineli ile geleneksel tam güçlü kartuş ateşli karışımıdır, tek atış, tek basışla birkaç atış ve tam otomatik atışa izin vermektedir(seçilebilir atış).

Makineli tüfeklerin tamamı ilk atak saldırısı için kullanılmaz. Geri tepmeli makineli tüfekler çoğu zaman yerde kullanılır. Atış hâlindeki bir silahın mil dirseği tarafından ateşleme pini döndürülür. Bazı otomatik tüfeklerin ilk ateşlenmesi ile olmaktadır.

Hafif makineli tüfekler basit demir nişangâhlara sahiptir. Yaygın bir nişan alma sistemi katı (yuvarlak) turlar ve izli mermi turlarıyla takip edilir (genellikle dört yuvarlak mermi ardından bir izli mermi şeklindedir), böylece nişancı mermi yolunu görebilir ve hedefe doğru hareket ettirebilir, ayrıca diğer askerlerinde ateşine yön verebilir.

Bir makineli tüfeğin kalibresinin üst limitini belirtmek için iki farklı tanımlama kullanılır:

50 kalibrelik Browning M2 gibi birçok ağır hedefleri uzak mesafelerden vurabilecek hassasiyettedir. Vietnam Savaşı sırasında, Carloss Hathchock 50 kalibrelik, dürbünlü görüşile donatılmış ağır makineli tüfeği ile 2250 metreden hedefini vurarak rekor oluşturdu. Bu olay Barrett M82 gibi 50 kalibrelik anti-materyal sniper tüfeklerinin tanıtımına öncülük etti.

Hemen hemen tüm silahların tetiği basitçe etmekten alıkoyan bir emniyet tetiği vardır.

Makineli tüfek, tam otomatik ve/veya portatif silahtır, genellikle şarjör, mermi kayışı veya büyük kapasiteli magazinlerden mermi alarak ve yine genellikle dakikada birkaç yüz mermi atma oranıyla tasarlanmışlardır. İlk makineli tüfekler bir el kolunun çevrilmesi gibi, manuel olarak kullanılıyordu. Birleşik Devletler kanunlarında terim olarak, özellik kullanılmamak suretiyle tam otomatik silahları tanımlar, örneğin medya haberlerinde veya yasal kodlarda.[1]

Merminin namluya sürülmesi ve ateşlenmesi aynı zamanda gerçekleşen silahlarda,merminin namluya sürülmeden ateşlenmesini önlemek için, atıcının güvenliğini sağlamak amacıyla,mekanik zamanlama gereklidir.Bu ,özellikle 40mm bombatar gibi yüksek patlayıcılı mühümmatların ateşlendiği silahlarda çok daha önemlidir.

İki makineli tüfek devri vardır: Manuel makineli tüfekler devri ve otomatik makineli tüfekler devri. Teknolojik geliÅŸme bir dizi otomatik özelliklerin geliÅŸimini saÄŸladı (zincirleme cephane gibi). Manuel çok atımlı araçların zamanı yüzlerce yıl öncesine dayanır; fakat manuel ve otomatik makineli tüfekler 1800′lerin son yarısına denk gelir. Manuel makineli tüfekler kolla kullanılan krank mekanizması ile çalıştırılırlardı ve kol döndürüldükçe ateÅŸleme ve yeniden yükleme gerçekleÅŸirdi, karşılık olarak otomatik makineli tüfeklerde basit bir tetik mekanizması mevcuttur. Daha birçok önemli fark bulunmasına raÄŸmen en önemli geliÅŸim daha yüksek ateÅŸ oranına izin vermesidir.

Bazı makineli tüfekler saatlerce sürecek önleme için denenmiştir, diğer otomatik silahlar bir süre kullanıldıktan (bazen bir dakika bile olmadan) sonra aşırı ısınabilir. Bütün makineli tüfekler atışlar arasında namludan hava soğutmasına izin veren açık mandaldan atış yaparlar. Ayrıca namlu sistemlerine de veya ısınan namlunun değiştirilmesine izin veren çıkartılabilir namlulara sahiptir.

Bütün makineli tüfekler şu bileşenlere sahiptir:

Modern otomatik makineli tüfeklerin başlıca iki işleme sistemi gaz işleyişli (yanan barutun gazını hareket çevrimine dönüştürür) ve geri tepme işleyişlidir (mermiyi boşaltımını geri tepme olarak çevrim hareketine dönüştürür). İlk gaz işleyişli makineli tüfek M1985 Colt-Browning makineli tüfeğidir. Diğer (daha küçük) tip dıştan çalıştırılan makineli tüfektir. İnsan gücü veya mermi enerjisinden ziyade, üçüncü bir kaynak (elektrik motoru gibi) kullanılır; bu tipler artık daha özel isimlerle anılmaktadır (minigun, Chaingun). Modern makineli tüfeklerin en yaygın tipi otomatik, geri tepme işleyişli ve kayış beslemeli tiptir. Elektrikli ve mitralyöz tipi makineli tüfekler savaş uçaklarında ve diğer araçlarda yaygındır.

Ağır makineli tüfekler genellikle su / hava soğutmalı veya değiştirilebilir namluludurlar. Değiştirilebilir namlular, namlunun aşırı ısınmasını engellemek için periyodik olarak değiştirilmelidir. Uzun süreli sürekli atışlarda namlu sıklıkla değiştirililerek soğuması sağlanmalıdır. Bu değişimi azaltmak için çoğu hava soğutmalı silahlarda sadece darbeli atışlar ya da kısa süreli sürekli atışlar yapılır.

Makineli tüfeÄŸin yer savaşında birincil rolü düşman üzerine, saklanmaları ve etkili olmamalarını saÄŸlayan önleme – destek ateÅŸi yapmaktır. Bu hem düşman saldırısını durdurur hem de dost kuvvetlere düşmana saldırma sırasından daha az risk sunar.

Diğer otomatik silahlar mermi boyuna ve merminin olumlu kilit kapalı mandal veya olumlu olmayan açık mandaldan ateşlenmesi gibi bir kaç kategoriye bölünmüştür. Tabanca kalibreli cephane kullanan tam otomatik silahlar, makineli tabanca (genellikle boyut kapsamında) olarak adlanırılabilirler; tam güçlü tüfek mermisini kapalı mandaldan ateşleyen seçici ateş tüfekleri, otomatik tüfekler olarak adlandırılır, bunlardan geri dönüşü güç ile tüfek mermisi kullananlar saldırı tüfeği olarak adlandırılırlar.

Manuel makinalı tüfekler, manuel yaylım ateÅŸi yapan silahlar gibi ilk kez Amerikan İç Savaşı’nda kullanıldı. Mitralyöz ve “coffee gun” manuel ateÅŸlemeli ve doldurma hunisinden mermiler ile beslenen otomatik doldurmalı olarak kullanıldı. Mitralyöz – manuel çalışan dönen makinalı tüfek- 19. yüz yıl sonlarında bir numaralı silah olacaktı, bununla birlikte birçok farklı model deÄŸiÅŸik kullanım açılarıyla üreetildi (Nordenfelt makinalı tüfeÄŸi). İlk otomatik makineli tüfek kayış cephaneli tek namlulu ve otomatik dolumlu geri tepme kullanımlı Maxim tüfeÄŸidir. Bu mermi enerjisi kullanımı ayrıca neredeyse diÄŸer tüm 20. yüzyılın yarı ve tam otomatik silahlarında geliÅŸim yarattı.

Her mermi için bir kez tetiÄŸe basılan yarı otomatik silahların aksine, makineli tüfek, tetiÄŸe basılı tutulduÄŸu sürece ve mermi ile beslendiÄŸi sürece ateÅŸ etmek üzere tasarlanmıştır. Siviller tarafından genellikle tüm tam otomatik silahları tanımlamak üzere kullanılan “makineli tüfek” terimi, askeri dilde, elle ateÅŸlenen göreceli olarak ağır silahlarla sınırlandırılmış, sürekli veya sık atışlı olarak cephanenin izin verdiÄŸi kadar otomatik ateÅŸlenen silahlar için kullanılır. Makineli tüfekler savunmasız veya az savunmalı kiÅŸilere veya önleme ateÅŸini desteklemek için kullanılması normaldir.

Bütün makineli tüfekler şu çevrimi takip eder:

Başlıca makineli tüfekler şerit beslemelidir, buna rağmen bazı hafif makineli tüfekler silindir veya kutu magazinlerden beslenebilir ve bazı araca bağlı makineli tüfekler besleme hunisinden mermi alabilir.

Makineli tüfekler bir ya da daha fazla mekanik emniyet tetiği tarafından kontrol edilir. Bir emniyet tetiği sürgüyü durdurarak merminin aynı noktaya düşmesini engeller. Bazı emniyet tetikleri ise geriye kilitlendiklerinde dururlar. Diğer emniyet tetikleri mermi fişek yatağına girdiği zaman kilitlenir ve ateşleme pinini durdurur.

Hafif makineli tüfek, Orta makineli tüfek ağır makineli tüfek veya genel amaçlı makineli tüfek olarak alt dallara ayrılmasına rağmen, en hafif makineli tüfek bile daha büyük ve daha ağır olma eğilimindedir. Manga otomatik silahları (SAW), hafif makineli tüfeklerin bir versiyonudur ve sadece bir kullanıcı (bazen bir de cephane taşıyıcı gerektirir. Orta ve ağır makineli tüfekler üç ayak ya da bir aracın üzerine monte edilebilir; insan taşıdığı zaman, makineli tüfek ve radımcı ilaveler (üç yaka, cephane, yedek namlular vs.) ek olarak insan gerektirebilir.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Makineli_t%C3%BCfek

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Güneş sistemi

Yazan: admin | icatlar | Çarşamba 10 Şubat 2010 10:43

→ BaÅŸlığın diÄŸer anlamları için GüneÅŸ (anlam ayrımı) sayfasına bakınız.GüneÅŸ, GüneÅŸ Sistemi’nin merkezinde yer alan yıldızdır. Orta büyüklükte olan GüneÅŸ tek başına GüneÅŸ Sistemi’nin kütlesinin % 99,8′ini oluÅŸturur. Geri kalan kütle GüneÅŸ’in çevresinde dönen gezegenler, asteroitler, göktaÅŸları, kuyrukluyıldızlar ve kozmik tozdan oluÅŸur. Günışığı ÅŸeklinde GüneÅŸ’ten yayılan enerji, fotosentez yoluyla Dünya üzerindeki hayatın hemen hemen tamamının var olmasını saÄŸlar ve Dünya’nın iklimiyle hava durumunun üzerinde önemli etkilerde bulunur.Samanyolu gökadasında bilinen 200 milyar yıldızdan birisi olan GüneÅŸ, kütlesi sıcak gazlardan oluÅŸan ve çevresine ısı ve ışık yayan bir yıldızdır. GüneÅŸin çapı dünyanın çapının 109 katı (1.5 milyon km), hacmi 1,3 milyon katı ve ağırlığı 333.000 katı kadardır. GüneÅŸin yoÄŸunluÄŸu ise Dünyanın yoÄŸunluÄŸunun ¼’ü kadardır. GüneÅŸ kendi ekseni etrafında saatte 70.000 km hızla döner. Bir turunu ise 25 günde tamamlar. GüneÅŸin yüzey sıcaklığı 5500 °C ve çekirdeÄŸinin sıcaklığıysa 15,6 milyon °C’dir. GüneÅŸten çıkan enerjinin 2 milyonda 1′i yeryüzüne ulaşır. Güneş’in üç günde yaymış olduÄŸu enerji, dünyadaki tüm petrol, aÄŸaç, doÄŸalgaz, vb. yakıta eÅŸdeÄŸerdir. GüneÅŸ ışınları 8,44 dakikada yeryüzüne ulaşır. GüneÅŸ dünyaya en yakın yıldızdır. Çekim kuvveti dünya yer çekiminin 28 katıdır.GüneÅŸ yüzeyi kütlesinin %74′ünü ve hacminin %92′sini oluÅŸturan hidrojen, kütlesinin %24-25′ünü[9] ve hacminin %7′sini oluÅŸturan helyum ile Fe, Ni, O, Si, S, Mg, C, Ne, Ca, ve Cr gibi diÄŸer elementlerden oluÅŸur.[10] GüneÅŸ’in yıldız sınıfı G2V’dir. G2 GüneÅŸ’in yüzey sıcaklığının yaklaşık 5.780 K olduÄŸu, dolayısıyla beyaz renge sahip olduÄŸu anlamına gelir. Günışığının atmosferden geçerken kırılması sonucu sarı gibi görünür. Bu mavi fotonların Rayleigh saçılımının sonucunda yeteri kadar mavi ışığın kırılmasıyla geride sarı olarak algılanan kırmızılığın kalmasıdır.Tayfı içinde iyonize ve nötr metaller olduÄŸu kadar çok zayıf hidrojen çizgileri de bulunur. V eki (Roma rakamıyla beÅŸ) çoÄŸu yıldız gibi GüneÅŸ’in de ana dizi üzerinde olduÄŸunu gösterir. Enerjisini hidrojen çekirdeklerinin füzyonla helyuma dönüşmesinden elde eder ve hidrostatik denge içindedir, yani zaman içinde ne geniÅŸler ne de küçülür. Saniyede 600 milyon ton hidrojen, helyuma dönüşür. Bu da, GüneÅŸ`in her geçen saniye 4,5 milyon ton hafiflemesine yol açar. GüneÅŸteki füzyon olayı sonucunda kızıl kırmızımsı bir alev 15-20 bin km yükselir ve GüneÅŸ Fırtınası meydana gelir. Galaksimizde 100 milyondan fazla G2 sınıfı yıldız bulunur. GüneÅŸ, galaksimiz içinde bulunan yıldızların % 85′inden daha parlaktır, bu yıldızların çoÄŸu kırmızı cücelerdir.[11]GüneÅŸ Samanyolu merkezinin çevresinde yaklaşık 26.000 ışıkyılı uzaklıkta döner. Galaktik merkez çevresinde bir dönüşünü yaklaşık 225–250 milyon yılda bir tamamlar. Yaklaşık yörünge hızı saniyede 220 kilometredir (+/-20km/s). Bu da her 1.400 yılda bir, 1 ışıkyılı ve her 8 günde 1 GB’dir. Bu galaktik uzaklık ve hız bilgileri ÅŸu anda sahip olduÄŸumuz en doÄŸru bilgilerdir ancak daha fazla öğrendikçe bunlar da geliÅŸebilir.[12]GüneÅŸ günümüzde Samanyolu’nun daha büyük olan Kahraman takımyıldızı ve Yay takımyıldızı kolları arasında kalan Orion Kolu’nun iç kısmında, Yerel Yıldızlararası Bulut içinde yüksek sıcaklıkta dağınık bölgesi olan düşük yoÄŸunluklu Yerel Kabarcık içinden geçmektedir. Dünya’ya 17 ışıkyılı uzaklıkta yer alan en yakın 50 yıldız içinde GüneÅŸ, mutlak kadir olarak dördüncü sıradadır (M=4,83)GüneÅŸ’in yıldız geliÅŸimi modellemesi ve nükleokozmokronoloji yöntemleri kullanılarak ana dizi üzerinde hesaplanan yaşının 4,57 milyar yıl olduÄŸu düşünülmektedir.[13] Hidrojen moleküler bulutun hızla kendi içine çökmesi sonucu üçüncü nesil, Öbek I, T Tauri yıldızı olan GüneÅŸ’in doÄŸduÄŸu düşünülmektedir. Bu doÄŸan yıldızın Samanyolu gökadasının çekirdeÄŸinden 26.000 ışıkyılı uzakta hemen hemen dairesel bir yörüngeye girdiÄŸi varsayılmaktadır.Yıldız ana dizi üzerinde yıldız evrimi aÅŸamasının yarı yolundadır. Bu aÅŸamada çekirdekte oluÅŸan nükleer füzyon reaksiyonları hidrojeni helyuma dönüştürür. Her saniye GüneÅŸ’in çekirdeÄŸinde 4 milyon ton madde enerjiye çevrilir ve ortaya nötrinolarla radyasyon çıkar. Bu hızla günümüze kadar 100 Dünya kütlesi kadar madde enerjiye çevrilmiÅŸtir. GüneÅŸ yaklaşık olarak 10 milyar yıl ana dizi yıldızı olarak yaÅŸamına devam edecektir.GüneÅŸ süpernova olarak patlayacak kadar fazla kütleye sahip deÄŸildir. Bunun yerine 5-6 milyar yıl içinde kırmızı dev aÅŸamasına girecektir. Çekirdekte bulunan hidrojen yakıtı tükendikçe dış katmanları geniÅŸleyecek, çekirdeÄŸi büzüşerek ısınacaktır. Çekirdek ısısı 100 MK civarına ulaÅŸtığında helyum füzyonu tetiklenecek ve karbon ile oksijen üretmeye baÅŸlayacaktır. Böylece 7,8 milyar yıl içinde gezegen bulutsu aÅŸamasının asimptotik dev koluna girerek iç sıcaklığında oluÅŸan kararsızlıklar nedeniyle yüzeyinden kütle kaybetmeye baÅŸlayacaktır. GüneÅŸ’in dış katmanlarının geniÅŸleyerek Dünya’nın yörüngesinin bulunduÄŸu noktaya kadar gelmesi olasıdır ancak son zamanlarda yapılan araÅŸtırmalar, GüneÅŸ’ten kırmızı dev aÅŸamasının baÅŸlarında kaybolan kütle nedeniyle Dünya’nın yörüngesinin daha uzaklaÅŸacağını, dolayısıyla da GüneÅŸ’in dış katmanları tarafından yutulmayacağını önermektedir.[14] Ancak Dünya’nın üstündeki suyun tamamı kaynayacak ve atmosferinin çoÄŸu uzaya kaçacaktır. Bu dönemde oluÅŸan güneÅŸ sıcaklıklarının sonucunda 900 milyon yıl sonra Dünya yüzeyi bildiÄŸimiz yaÅŸamı destekleyemeyecek kadar ısınacaktır.[15] Bir kaç milyar yıl sonra da yüzeyde bulunan su tamamen yok olacaktır.[16]Kırmızı dev aÅŸamasının ardından yoÄŸun termal titreÅŸimler GüneÅŸ’in dış katmanlarından kurtularak bir gezegensel bulutsu oluÅŸturmasına neden olacaktır. Geride kalan tek cisim aşırı derecede sıcak olan yıldız çekirdeÄŸi olacaktır. Bu çekirdek milyarlarca yıl boyunca yavaÅŸ yavaÅŸ soÄŸuyup beyaz cüce olarak yok olacaktır. Bu yıldız evrimi senaryosu düşük ve orta kütleli yıldızların tipik geliÅŸim senaryosudur.[14][17]GüneÅŸ bir sarı cücedir. GüneÅŸ Sistemi’nin toplam kütlesinin yaklaşık % 99′unu oluÅŸturur. GüneÅŸ hemen hemen mükemmel bir küre ÅŸeklindedir, basıklığı yalnızca 9 milyonda birdir,[18] yani kutuplararası çapı ile ekvator çapı arasında bulunan fark yalnızca 10 km.’dir. GüneÅŸ plazma hâlindedir ve katı deÄŸildir; dolayısıyla kendi ekseni etrafında dönerken kademeli olarak döner, yani ekvatorda kutuplarda olduÄŸundan daha hızlı döner. Bu gerçek dönüşün periyodu ekvatorda 25 gün, kutuplarda 35 gündür. Ancak Dünya GüneÅŸ’in etrafında dönerken gözlem noktamız sürekli deÄŸiÅŸtiÄŸi için GüneÅŸ’in görünür dönüşü ekvatorda yaklaşık 28 gün kadardır. Bu yavaÅŸ dönüşün merkezkaç etkisi GüneÅŸ’in ekvatorunda yüzey çekiminden 18 milyon kat daha güçsüzdür. Aynı zamanda gezegenlerden kaynaklanan gelgit etkisi GüneÅŸ’in ÅŸeklini belirgin derecede etkilemez.Kayalık gezegenlerde olduÄŸu gibi GüneÅŸ’in belirli sınırları yoktur. Dış katmanlarında, merkezinden uzaklaÅŸtıkça gaz yoÄŸunluÄŸu üstel olarak azalır. Ancak aÅŸağıda açıklandığı gibi GüneÅŸ’in belirgin bir iç yapısı bulunur. GüneÅŸ’in yarıçapı merkezinden ışıkyuvarının (fotosfer) kenarına kadar ölçülür. Bu hemen yukarısında gazların önemli miktarda ışık saçamayacak kadar çok soÄŸuk ya da çok ince olduÄŸu katmandır. Işık yuvarı çıplak gözle görülen yüzeydir. GüneÅŸ çekirdeÄŸi toplam hacminin yüzde 10′una ama toplam kütlesinin yüzde 40′ına sahiptir.[19]GüneÅŸ’in içi doÄŸrudan gözlemlenemez ve GüneÅŸ elektromanyetik ışımaya karşı opaktır. Ancak nasıl sismoloji deprem tarafından üretilen dalgaları kullanarak Dünya’nın iç yapısını ortaya çıkarıyorsa helyosismoloji de GüneÅŸ’in içinden geçen basınç dalgalarını kullanarak iç yapısını ölçmeye ve görüntülemeye çalışır. GüneÅŸ’in bilgisayar modellemesi de iç katmanları araÅŸtırmak amacıyla kuramsal bir araç olarak kullanılır.GüneÅŸ çekirdeÄŸi merkezden 0,2 güneÅŸ yarıçapına kadar uzanır. YoÄŸunluÄŸu 150.000 kg/m³ (Yeryüzünde suyun yoÄŸunluÄŸunun 150 katı) civarında, sıcaklığı da 13.600.000 kelvin kadardır (yüzey sıcaklığı yaklaşık 5.800 kelvindir). Yakın zamandaki SOHO (Solar and Heliospheric Observatory) misyonunun getirdiÄŸi bilgiler çekirdekte işınsal bölgeye doÄŸru daha hızlı bir dönme hızı olduÄŸunu belirtmektedir[20] GüneÅŸ’in yaÅŸamının çoÄŸunda enerji, proton-proton zincirleme tepkimesi diye adlandırılan aÅŸamalardan oluÅŸan ve hidrojeni helyuma çeviren nükleer füzyon ile oluÅŸur. Çekirdek, füzyon ile önemli derecede ısı oluÅŸturulan tek yerdir. Yıldızın geri kalanı çekirdekten dışarıya doÄŸru transfer edilen enerjiyle ısınır. Çekirdekte füzyonla oluÅŸan tüm enerji arka arkaya gelen katmanlardan geçerek güneÅŸ ışıkyuvarına ulaşır ve buradan uzaya günışığı ve parçacıkların kinetik enerjisi olarak yayılır.GüneÅŸ’te serbest olarak bulunan toplam ~8.9×1056 proton (hidrojen çekirdeÄŸi) her saniye 3,4×1038 kadarı helyum çekirdeÄŸine dönüşür, saniyede 4,26 milyon ton madde-enerji dönüşüm oranıyla saniyede 383 yottawatt (3,83×1026 W) ya da 9,15×1010 megaton TNT enerji açığa çıkar. Bu aslında güneÅŸ çekirdeÄŸinde 0,3 µW/cm³ ya da 6 µW/kg madde gibi oldukça düşük bir enerji üretimi oranına karşılık gelir. ÖrneÄŸin insan vücudu yaklaşık olarak 1,2 W/kg ısı üretir, yani bu da GüneÅŸ’in birim kütle başına milyonlarca katı demektir. Dünya üzerinde benzer parametreler kullanılarak plazma ile enerji üretilmesi tamamen mantıksız olacaktır çünkü orta kapasitede 1 GW’lık bir füzyon güç santralı bir küp mil hacminde 170 milyar tonluk plazmaya ihtiyaç duyacaktır. Dolayısıyla yeryüzünde bulunan füzyon reaktörleri, GüneÅŸ’in içindekinden çok daha yüksek plazma sıcaklıkları kullanmaktadır.Nükleer füzyon hızı, yoÄŸunluk ve sıcaklığa çok yakından baÄŸlıdır, dolayısıyla çekirdekteki füzyon hızı kendi kendini düzenleyen bir dengeye sahiptir. Biraz yüksek bir füzyon hızı sonucunda çekirdek ısınarak dış katmanlara doÄŸru hafifçe geniÅŸleyecek, füzyon hızını azaltacak ve kendini düzenleyecektir. Biraz düşük bir füzyon hızı da çekirdeÄŸin soÄŸumasına ve daralmasına dolayısyla da füzyon hızının artmasına neden olacaktır.Nükleer füzyon tepkimeleri sonucunda açığa çıkan yüksek enerjili fotonlar (kozmik, gama ve X ışınları) güneÅŸ plazmasının yalnızca birkaç milimetresi tarafında emilir ve tekrar rastgele yönlerde çok az enerji kaybederek tekrar yayılır, bu nedenle de ışımanın GüneÅŸ’in yüzeyine ulaÅŸması uzun zaman alır. “Foton yolculuk zamanı” 10.000 ilâ 170.000 yıl kadar sürer.[21]Isıyayımsal dış katmandan ÅŸeffaf “yüzey” ışıkyuvara doÄŸru son bir yolculuktan sonra fotonlar görünür ışık olarak kaçar. GüneÅŸ’in merkezinde bulunan her gama ışını uzaya kaçmadan önce bir kaç milyon görünür ışık fotonuna dönüşür. Nötrinolar da çekirdekteki tepkimelerde oluÅŸur ama fotonların aksine nadiren madde ile etkileÅŸime girer, dolayısıyla hemen hemen hepsi GüneÅŸ’ten hemen kaçabilir. Çok uzun yıllar, GüneÅŸ’te üretilen nötrinoların ölçümü kuramlar sonucu tahmin edilenden 3 kat daha düşüktü. Bu tutarsızlık yakın zamanda nötrino salınım etkilerinin keÅŸfiyle çözüldü. GüneÅŸ gerçekten de kuramlarca önerilen miktarda nötrinoyu açığa çıkarmakta ancak nötrino algılayıcıları bunların üçte ikisini kaçırmaktadır çünkü nötrinolar kuantum sayılarını deÄŸiÅŸtirmektedir.Yaklaşık 0,2 güneÅŸ yarıçapından 0,7 güneÅŸ yarıçapına kadar bulunan madde, çekirdekteki yoÄŸun ısıyı dışarı doÄŸru temal radyasyonla taşıyacak kadar sıcak ve yoÄŸundur. Bu bölgede ısıyayım yoktur, yükseklik arttıkça madde soÄŸusa da sıcaklık düşümü adyabatik sapma oranından düşük olduÄŸu için ısıyayım oluÅŸamaz. Isı ışınım yoluyla iletilir. Hidrojen ve helyum iyonları foton açığa çıkarır. Fotonlar diÄŸer iyonlar tarafından emilmeden bir miktar yol alır. Bu ÅŸekilde enerji dışarı doÄŸru çok yavaÅŸ bir hızla ilerler.Işınsal ile ısıyayımsal bölge arasında “tachocline” adı verilen bir geçiÅŸ katmanı bulunur. Burada ışınsal bölgenin tekdüze dönüşüyle ısıyayımsal bölgenin kademeli dönüşü arasında oluÅŸan ani deÄŸiÅŸiklik büyük bir kırılmaya neden olur.GüneÅŸ’in dış katmanında, yani yarıçapının % 70 aÅŸağısına kadar olan bölgede plazma ısıyı dışarıya doÄŸru ışıma yoluyla iletecek kadar yoÄŸun ve sıcak deÄŸildir. Sonuç olarak sıcak sütunların yüzeye yani ışıkyuvara doÄŸru madde taşıdığı ısıyayım oluÅŸur. Yüzeye çıkan madde soÄŸuyunca tekrar ısıyayımsal bölgenin baÅŸladığı yere çökerek ışınsal bölgenin üst kısmından daha fazla ısı alır.Isıyayımsal bölgede bulunan termal sütunlar GüneÅŸ’in yüzeyinde belirli bir iz bırakır. GüneÅŸ’in iç bölgesinin dış katmanı olan bu bölgedeki türbülanslı ısıyayım küçük ölçekli bir dinamo yaratarak GüneÅŸ’in yüzeyinin tamamında manyetik kuzey ve güney kutuplar yaratır.Işıkyuvar, GüneÅŸ’in görünen yüzeyi, hemen altında görünen ışığa opak olduÄŸu katmandır. Işıkyuvarın üzerinde görünen günışığı uzaya serbestçe yayılır ve enerjisi GüneÅŸ’ten uzaklaşır. Opaklıkta olan deÄŸiÅŸiklik görünen ışığı kolayca soÄŸuran H- iyonlarının miktarlarının azalmasıdır. Buna karşın görünen ışık elektronların hidrojen atomlarıyla H- iyonu oluÅŸturmak için tepkimeye girmesiyle oluÅŸur.[22][23] Işıkyuvar on ile yüz kilometre arasındaki kalınlığıyla Dünya üzerinde bulunan havadan daha az opaktır. Işıkyuvarın üst kısmının alt kısmından soÄŸuk olması nedeniyle GüneÅŸ ortada kenarlara nazaran daha parlakmış gibi görünür. GüneÅŸ’in kara cisim ışınımı 6.000 K sıcaklığında olduÄŸunu gösterir. Işıkyuvarın parçacık yoÄŸunluÄŸu yaklaşık 1023 m−3‘dir bu da Dünya havayuvarının deniz düzeyindeki parçacık yoÄŸunluÄŸunun % 1′i kadardır.Işıkyuvarın ilk optik tayf incelemeleri sırasında bazı soÄŸurma çizgilerinin o zamanlar Dünya üzerinde bilinen hiçbir elemente ait olmadığı anlaşıldı. 1868 yılında Norman Lockyer bunun yeni bir elemente ait olduÄŸu varsayımını öne sürdü ve adını Yunan güneÅŸ tanrısı Helios’tan esinlenerek “helyum” koydu. Bundan ancak 25 yıl sonra helyum yeryüzünde izole edilebildi.[24]GüneÅŸ’in ışıkyuvar üzerinde bulunan bölümlerine topluca güneÅŸ gazyuvarı denir. Radyo dalgalarından görünür ışığa ve gama ışınlarına kadar olan elektromanyetik spektrumda çalışan teleskoplarlarla görünebilir ve baÅŸlıca beÅŸ bölgeden oluÅŸur: Sıcaklık ineci, renkyuvar, geçiÅŸ bölgesi, korona ve günyuvar. GüneÅŸ’in dış gazyuvarı sayılan günyuvar Plüton’un yörüngesinin çok ötesine gündurguna kadar uzanır. Gündurgunda yıldızlararası ortam ile ÅŸok dalgası ÅŸeklinde bir sınır oluÅŸturur. Renkyuvar, geçiÅŸ bölgesi ve korona GüneÅŸ’in yüzeyinden daha sıcaktır. Sebebi tamamen kanıtlanmasa da kanıtlar Alfvén dalgalarının koronayı ısıtabilecek kadar enerjiye sahip olabileceÄŸini göstermektedir.[25]GüneÅŸ’in en soÄŸuk bölgesi ışıkyuvarın yaklaşık 500 km üzerindeki sıcaklık ineci bölgesidir. Sıcaklık yaklaşık 4.000 K’dir. Bu bölge karbonmonoksit ve su gibi basit moleküllerin soÄŸurma tayflarıyla farkedilebileceÄŸi kadar soÄŸuktur.Sıcaklık ineci bölgenin hemen üzerinde 2.000 km kalınlığında, yayılım ve soÄŸurma çizgilerinin egemen olduÄŸu ince bir katman bulunur. Adının renkyuvar olmasının nedeni, güneÅŸ tutulmalarının başında ve sonunda bu bölgenin renkli bir ışık olarak görülmesidir. Renkyuvarın sıcaklığı yükseldikçe artar ve en üst bölgede 100.000 K’e eriÅŸir.Işıkyuvarın üzerinde, sıcaklığın çok hızla 100.000 K’den bir milyon K’e çıktığı geçiÅŸ bölgesi yer alır. Sıcaklık artışının nedeni bölgede bulunan helyumun yüksek sıcaklıklar nedeniyle tamamen iyonize olarak faz geçiÅŸidir. GeçiÅŸ bölgesi kesin belirli bir yükseklikte oluÅŸmaz. Daha çok renkyuvarda bulunan iÄŸnemsi ve ipliksi yapıların çevresinde bir ayça oluÅŸturur ve sürekli kaotik bir hareket içindedir. GeçiÅŸ bölgesi yeryüzünden kolay görülmez ama uzaydan, elektromanyetik spektrumun morötesi bölümüne kadar hassas cihazlar tarafından kolayca gözlemlenebilir.Korona hacim olarak GüneÅŸ’ten çok daha büyük olan dış gazyuvarı katmanıdır. Korona tüm GüneÅŸ Sistemi’ni ve günyuvarını kaplayan güneÅŸ rüzgârına pürüzsüzce geçiÅŸ yapar. Korona’nın GüneÅŸ yüzeyine yakın olan alt katmanlarının parçacık yoÄŸunluÄŸu 1014–1016 m−3‘dur. Sıcaklığı birkaç milyon kelvin civarındadır.Günyuvar ise yaklaşık 20 güneÅŸ yarıçapınden (0,1 GB) GüneÅŸ Sistemi’nin en son noktasına kadar uzanır. İç sınırlarının tanımı güneÅŸ rüzgârının süperalfvénik akışa sahip olması yani bu akışın Alfvén dalgalarının hızından daha fazla olması ile belirlenir. Bu sınırın dışındaki türbülans ya da dinamik kuvvetler GüneÅŸ koronasının ÅŸeklini etkilemez çünkü bilgi ancak Alfvén dalgalarının hızıyla yayılabilir. GüneÅŸ rüzgârı, sürekli olarak günyuvar boyunca dışa doÄŸru akar, GüneÅŸ’ten 50 GB ötede gündurguna çarpana kadar güneÅŸ manyetik alanını spiral bir ÅŸekle sokar. Aralık 2004′te Voyager 1 uzay sondasının, gündurgun olduÄŸuna inanılan bir ÅŸok dalgası cephesini geçtiÄŸi bildirildi. Her iki Voyager sondası da sınıra yaklaÅŸtıkça daha yüksek düzeyde enerji yüklü parçacıkların varlığını kaydetti.[26]GüneÅŸ, atomdan büyük her nesne gibi kimyasal elementlerden oluÅŸmuÅŸtur. Bir çok biliminsanı bu elementlerin bolluklarını, gezegenlerdeki elementlerle olan baÄŸlantılarını ve güneÅŸin içindeki dağılımlarını araşırmıştır[kaynak belirtilmeli].Bazı elementlerin karakteristik kütle oranları şöyledir[27][28]:1968 yılında Belçikalı bir biliminsanı lityum, berilyum, ve bor bolluklarının önceden düşünüldüğünden daha fazla olduÄŸunu bulmuÅŸtur[29]. 2005 yılında üç biliminsanı neon bolluÄŸunun önceden düşünüldüğünden daha fazla olabileceÄŸini helyosismolojik gözlemlere dayanarak önermiÅŸlerdir[30]. 1986′ya kadar GüneÅŸ’in helyum içeriÄŸinin Y=0,25 olduÄŸu genel kabul görmüştü ancak bu tarihte iki biliminsanı Y=0,279 deÄŸerinin daha doÄŸru olduÄŸunu iddia etmiÅŸtir.[31]. 1970′lerde bir çok araÅŸtırma GüneÅŸ’te bulunan demir grubu elementlerin bolluÄŸuna odaklandı.[32][32] Tek iyonlu demir grubu elementlerinin gf deÄŸerlerinin ilk 1962′de bulunmuÅŸ[32] ve geliÅŸtirilmiÅŸ f deÄŸerleri 1976′da hesaplanmıştır.[32] Kobalt ve mangan gibi bazı demir grubu elementlerinin bolluk tespitleri, çok ince yapıya sahip olmalarından ötürü zordur.[32].GüneÅŸ içinde bulunan elementlerin dağılımı bir çok deÄŸiÅŸkene baÄŸlıdır, örneÄŸin kütleçekimi nedeniyle ağır elementler (örneÄŸin helyum) güneÅŸ kütlesinin merkezine yakın dururken, ağır olmayan elementler (örneÄŸin hidrojen) GüneÅŸ’in dış katmanlarına doÄŸru yayılır. [28] Özellikle GüneÅŸ’in içinde helyumun dağılımı özel olarak ilgi çekmektedir. Helyumun dağılma sürecinin zamanla hızlandığı ortaya çıkarılmıştır. [33] GüneÅŸ’in dış katmanını oluÅŸturan ışıkyuvarın bileÅŸimi, içinde bulunan döteryum, lityum, bor ve berilyum dışında, GüneÅŸ Sistemi’nin oluÅŸumundaki kimyasal bileÅŸime örnek olarak alınmaktadır.[34]Uygun filtrelemeyle GüneÅŸ gözlemlendiÄŸinde ilk dikkati çeken etrafına göre daha soÄŸuk olması nedeniyle daha koyu görüken belirli sınırlara sahip güneÅŸ lekeleridir. GüneÅŸ lekeleri, güçlü manyetik kuvvetlerin ısıyayımı engellediÄŸi ve sıcak iç bölgeden yüzeye doÄŸru enerji transferinin azaldığı yoÄŸun manyetik etkinliÄŸin olduÄŸu bölgelerdir. Manyetik alan koronanın aşırı ısınmasına neden olur ve yoÄŸun güneÅŸ püskürtüleri ile koronada kütle fırlatılmasına neden olan etkin bölgeler oluÅŸturur.GüneÅŸ’in üzerinde görünür güneÅŸ lekelerinin sayısı sabit deÄŸildir ama GüneÅŸ döngüsü denen 11 yıllık bir döngü içinde deÄŸiÅŸiklik gösterir. Döngünün tipik minimum döneminde çok az güneÅŸ lekesi görünür ve hatta bazen hiç görünmez. Gözükenler yüksek enlemlerde bulunur. GüneÅŸ döngüsü ilerledikçe Spörer yasasının açıkladığı gibi güneÅŸ lekelerinin sayısı artar ve ekvatora doÄŸru yaklaşır. GüneÅŸ lekeleri genelde zıt manyetik kutuplara sahip çiftler olarak bulunur. Ana güneÅŸ lekesinin manyetik polaritesi her güneÅŸ döngüsünde deÄŸiÅŸir, dolayısıyla bir döngüde kuzey manyetik kutba sahip olan leke bir sonraki döngüde güney manyetik kutba sahip olur.GüneÅŸ döngüsünün uzayın durumu üzerinde büyük etkisi vardır, ve Dünya’nın iklimi üzerinde de önemli bir etki yapar. GüneÅŸ etkinliÄŸinin minimumda olduÄŸu dönemler soÄŸuk hava sıcaklıklarıyla, normalden daha uzun süren güneÅŸ döngüleri de daha sıcak hava sıcaklıklarıyla iliÅŸkilendirilir. 17. yüzyılda güneÅŸ döngüsünün bir kaç on yıl boyunca tamamen durduÄŸu gözlemlenmiÅŸtir; bu dönemde çok az güneÅŸ lekesi görülmüştür. Küçük Buz Çağı ya da Maunder minimumu diye bilinen bu dönemde Avrupa’da çok soÄŸuk hava sıcaklıklarıyla karşılaşılmıştır.[35] Daha da önceleri benzer minimum dönemler aÄŸaç halkalarının analiziyle ortaya konmuÅŸtur ve bu dönemler normalden daha düşük global hava sıcaklıklarıyla eÅŸleÅŸmektedir.Çok yeni bir teori GüneÅŸ’in çekirdeÄŸindeki manyetik kararsızlıkların 41.000 ya da 100.000 yıllık periyotlarda deÄŸiÅŸikliklere sebep olduÄŸunu öne sürmektedir. Bu kuram, buzul çaÄŸlarını Milankovitch döngülerinden daha iyi açıklayabilir. Astrofizik alanındaki bir çok kuram gibi bu da doÄŸrudan test edilemez.[36][37]Uzun yıllar boyunca Dünya üzerinde tespit edilen GüneÅŸ’ten gelen nötrinoların sayısı standart GüneÅŸ modeline göre tahmin edilenin yarısı ile üçte biri arasında deÄŸiÅŸmekteydi. Bu aykırı sonuç GüneÅŸ nötrino problemi olarak bilinir. Problemi çözmek için öne sürülen kuramlar ya GüneÅŸ’in iç sıcaklığını azaltarak daha düşük bir nötrino akısını açıklamaya çalışıyordu, ya da nötrinoların GüneÅŸ’ten Dünya’ya gelirken salınıma uÄŸradığını yani varlığı tespit edilemeyen tau ve muon nötrino parçacıklarına dönüştüğünü öneriyordu.[38] 1980′lerde nötrino akısını olabildiÄŸince tam olarak ölçebilmek için Sudbury Nötrino Gözlemevi ve Kamiokande gibi birkaç nötrino gözlemevi kuruldu. Bu gözlemevlerinden gelen sonuçlar sonunda nötrinoların çok küçük durak kütlesi (“rest mass”) olduÄŸunu ve gerçekten de salındıklarını gösterdi.[39] Hatta, 2001 yılında Sudbury Nötrino Gözlemevi doÄŸrudan üç tip nötrinoyu da tespit etmeyi baÅŸardı ve GüneÅŸ’in toplam nötino ışıma oranının standart GüneÅŸ modeli ile uyumlu olduÄŸunu ortaya çıkardı. Nötrino enerjisine baÄŸlı olarak Dünya’da görünen nötrinoların üçte biri elktron nötrino tipindedir. Bu oran maddede nötrino salınımını açıklayan, madde etkisi de diye bilinen Mikheyev-Smirnov-Wolfenstein (MSW) etkisi ile tahmin edilen oranla uyumludur. Dolayısıyla problem artık çözülmüştür.GüneÅŸ’in optik yüzeyi ışıkyuvar yaklaşık 6.000 K’lik bir sıcaklığa sahiptir. Bunun üzerinde 1.000.000 K’lik güneÅŸ koronası bulunur. Koronanın bu aşırı yüksek sıcaklığı, ışıkyuvardan doÄŸrudan ısı iletimi dışında baÅŸka bir kaynaktan ısıtıldığını gösterir.Koronayı ısıtmak için gerekli olan enerjinin ışıkyuvarın altında bulunan ısıyayımsal bölgedeki türbülanslı hareketten kaynaklandığı düşünülmüş ve koronanın nasıl ısındığına dair iki ana iÅŸleyiÅŸ önerilmiÅŸtir. Bunlardan birincisi dalga ısınmasıdır. Isıyayımsal bölgedeki türbülanslı hareket , kütleçekim ve manyetohidrodinamik dalgalar üretir. Bu dalgalar yukarı doÄŸru hareket eder ve koronada dağılarak enerjilerini ortamdaki gaza ısı olarak verir. İkincisi ise manyetik ısınmadır. Işıkyuvarında hareketin sürekli olarak oluÅŸturduÄŸu manyetik enerji güneÅŸ püskürtüsü gibi büyük ve buna benzer bir çok küçük olayla yayılır.[40]Åžu anda dalgaların etkin bir ısı yayma iÅŸleyiÅŸi olup olmadığı çok açık deÄŸildir. Alfvén dalgaları dışında tüm dalgaların koronaya ulaÅŸmadan önce dağıldıkları ortaya çıkarılmıştır.[41] Alfvén dalgaları da korona da kolayca dağılmamaktadır. Günümüzde araÅŸtırma daha çok püskürtü yolu ile ısınma iÅŸleyiÅŸine doÄŸru yönelmiÅŸtir. Korona ısınmasını açıklamak için olası bir görüş sürekli küçük ölçekli püskürtülerdir[42] ve hâlâ araÅŸtırılmaktadır.GüneÅŸ geliÅŸiminin kuramsal modelleri 3,8 ile 2,5 milyar yıl önce Arkeyan Devir’de GüneÅŸ’in bugünkünden 75% daha az parlak olduÄŸunu önerir. Bu kadar zayıf bir yıldız Dünya üzerinde su varlığını destekleyemeyeceÄŸinden hayatında geliÅŸememesi gerekirdi. Ancak jeolojik kayıtlar Dünya’nın tarihi boyunca oldukça sabit bir sıcaklıkta kaldığını gösterir, hatta genç Dünya bugünden biraz daha sıcaktır. Biliminsanları arasında varılan görüşbirliÄŸi genç Dünyanın atmosferinde oldukça fazla miktarda sera gazlarının (karbon dioksit, metan ve/veya amonyak) bulunması nedeniyle GüneÅŸ’ten gelen az enerjiyi atmosferde hapsettikleri fazla ısıyla dengelediÄŸidir.[43]GüneÅŸ içinde bulunan tüm madde yüksek sıcaklıklardan ötürü gaz ve plazma hâlindedir. Bu nedenle GüneÅŸ ekvatorda yukarı enlemlerde olduÄŸundan daha hızlı döner. Ekvatorda dönüş hızı 25 gün iken kutuplarda 35 günde kendi etrafında döner. Bu kademeli dönüş sonucunda manyetik alan çizgilerinin zamanla kıvrılarak manyetik alan halkaları oluÅŸturması GüneÅŸ’in yüzeyinden patlamalarla ayrılarak güneÅŸ lekeleri ve güneÅŸ püskürtüleri oluÅŸumuna neden olur. Bu kıvrılma hareketi solar dinamonun oluÅŸmasına ve 11 yıllık GüneÅŸ döngüsü ile GüneÅŸ’in manyetik alanının yön deÄŸiÅŸtirmesine neden olur.GüneÅŸ’in dönen manyetik alanının gezegenlerarası ortamda bulunan plazma üzerindeki etkisi Günyuvar akım katmanını oluÅŸturur. Bu katman farklı yönleri gösteren manyetik alanları ayırır. Gezegenlerarası ortamda bulunan plazma aynı zamanda Dünya’nın yörüngesinde GüneÅŸ’in manyetik alanının kuvvetinden de sorumludur. EÄŸer uzay bir vakum olsaydı GüneÅŸ’in10-4 manyetik dipol alanı uzaklığın kübüyle azalarak 10-11 tesla olacaktı. Ancak uydu gözlemleri bunun 100 kat daha fazla kuvvetli olduÄŸunu ve 10-9 tesla civarında olduÄŸunu göstermektedir. Manyetohidrodinamik (MHD) kuram manyetik alan içindeki iletken bir akışkanın (örneÄŸin gezegenlerarası ortam) yine manyetik alan yaratan akımları indüklediÄŸini söyler, dolayısıyla bir MHD dinamo gibi hareket eder.Gökyüzü’nde bulunan parlak bir disk olan GüneÅŸ, ufuÄŸun üzerindeyken gün, ortada yokken de gece olur kavrayışı İnsanoÄŸlu’nun GüneÅŸ hakkındaki en temel görüşüdür. Tarihöncesi ve antik çaÄŸ dönemi kültürlerde GüneÅŸ’in bir tanrı olduÄŸuna ya da diÄŸer doÄŸaüstü olaylara neden olduÄŸuna inanılırdı. Güney Amerika’daki İnka ve günümüz Meksika’sındaki Aztek uygarlıklarının merkezinde GüneÅŸ’e tapınma bulunmaktadır. Bir çok antik anıt GüneÅŸ ile ilgili fenomenlere göre yapılmıştır. ÖrneÄŸin taÅŸ megalitler oldukça doÄŸru bir ÅŸekilde gündönümünü iÅŸaret eder. En tanınmış megalitler Nabta Playa, Mısır, İngiltere’de Stonehenge’dedir. Meksika’da Chichén Itzá’da bulunan El Castillo piramidi, ilkbahar ve sonbahar ekinokslarında merdivenlerden yukarı yılanların çıktığını gösteren gölgeler verecek ÅŸekilde tasarlanmıştır. Sabit yıldızlara göre GüneÅŸ tutulum boyunca zodyaktan geçerek bir yıl içinde tam tur atıyormuÅŸ gibi görünür, dolayısıyla da Yunan gökbilimciler tarafından yedi gezegenden biri olarak sayılırdı. Haftanın günlerine de bu yedi gezegenin adı verilmiÅŸtir.GüneÅŸ hakkında ilk bilimsel açıklamayı yapan insanlardan birisi Yunanlı filozof Anaxagoras GüneÅŸ’in tanrı Helios’un arabası olmadığını Peloponnez’den bile büyük devasa yanan bir metal top olduÄŸunu söylemiÅŸtir. Bu sapkın düşünceyi öğrettiÄŸi için iktidardakiler tarafından tutuklanmış ve ölüm cezasına çarptırılmıştır ancak Perikles’in araya girmesiyle daha sonra serbest bırakılmıştır. Dünya ile GüneÅŸ arasındaki uzaklığı tam olarak ilk hesaplayan insan 3. yüzyılda Eratosthenes olmuÅŸtur. BulduÄŸu 149 milyon km uzaklık günümüzde kabul edilen uzaklık ile aynıdır.Gezegenlerin GüneÅŸ’in etrafında döndüğü kuramı Yunan Samoslu Aristarchus ve Hintliler tarafından önerilmiÅŸtir. Bu görüş 16. yüzyılda Mikolaj Kopernik tarafından tekrar ele alınmıştır. 17. yüzyılın başında teleskobun bulunuÅŸuyla güneÅŸ lekeleri Harriot, Galileo Galilei ve diÄŸer gökbilimcileri tarafından detaylı olarak gözlemlenebilmiÅŸtir. Galileo, güneÅŸ lekelerinin Batı uygarlığında bilinen ilk gözlemlerini yapmış ve bunların GüneÅŸ ile Dünya arasında dolaÅŸan küçük gökcisimleri olmadığını aksine GüneÅŸ’in yüzeyinde olduÄŸunu varsaymıştır.[45] GüneÅŸ lekeleri Han hanedanından beri gözlemlenmekte ve Çinli gökbilimciler tarafından yüzyıllardır kayıtları tutulmaktaydı. 1672′de Giovanni Cassini ve Jean Richer mars olan uzaklığı belirledi, dolayısıyla da GüneÅŸ’e olan uzaklığı hesap edebildiler. Isaac Newton bir prizma kullanarak günışığını inceledi ve ışığın birçok renkten oluÅŸtuÄŸunu gösterdi.[46] 1800′de William Herschel güneÅŸ tayfının kırmızı bölümünün ötesinde kızılötesi ışımayı keÅŸfetti.[47] 1800′lerde GüneÅŸ’in spektroskopik incelenmesinde ilerlemeler kaydedilmiÅŸtir. Joseph von Fraunhofer tayf üstünde soÄŸurma çizgilerinin ilk gözlemlerini gerçekleÅŸtirmiÅŸtir. Tayf üzerindeki en kuvvetli soÄŸurma çizgilerinin adı günümüzde Fraunhofer çizgileri olarak bilinir. GüneÅŸ’ten gelen ışığı tayfı geniÅŸletildiÄŸinde kayıp birçok renk bulunabilir.Modern bilimsel dönemin baÅŸlarında GüneÅŸ enerjisinin kaynağı hâlâ bir bilmeceydi. Lord Kelvin, GüneÅŸ’in içerisinde barındırdığı ısıyı ışıyan, soÄŸuyan sıvı bir nesne olduÄŸunu önerdi.[48] Kelvin ve Hermann von Helmholtz daha sonra enerji çıktısını açıklamak için Kelvin-Helmholtz iÅŸleyiÅŸini önerdi. Maalesef ortaya çıkan yaÅŸ tahmini jeolojik kanıtların önerdiÄŸi bir kaç milyon yıldan çok daha az olan 20 milyon yıl kadardı. In 1890′da güneÅŸ tayfında helyumu keÅŸfeden Joseph Norman Lockyer, GüneÅŸ’in oluÅŸumu ve geliÅŸimi için kuyrukluyıldızlara dayanan bir varsayım öne sürdü.[49]1904 yılına kadar kanıtlanmış bir çözüm getirilemedi. Ernest Rutherford GüneÅŸ’in enerji çıktısının iç ısı kaynağıyla devam ettirilebileceÄŸini ve bunun da radyoaktif bozulma olabileceÄŸini önerdi.[50] Ancak GüneÅŸ enerjisinin kaynağı hakkındaki en önemli ipucunu saÄŸlayan kiÅŸi ünlü kütle-enerji denkliÄŸi bağıntısı E = mc² ile Albert Einstein olmuÅŸtur.1920′de Arthur Eddington GüneÅŸ’in çekirdeÄŸinde bulunan basınç ve sıcaklıkların hidrojeni helyuma dönüştürecek bir nükleer füzyon tepkimesi için yeterli olduÄŸunu, kütledeki net deÄŸiÅŸiklikten de enerji oluÅŸacağını önermiÅŸtir.[51] GüneÅŸ’te bulunan hidrojenin baskınlığı 1925 yılında Cecilia Payne-Gaposchkin tarafından doÄŸrulanmıştır. Kuramsal füzyon kavramı 1930′larda astrofizikçiler Subrahmanyan Chandrasekhar ve Hans Bethe tarafından geliÅŸtirilmiÅŸtir. Hans Bethe, GüneÅŸ’in enerjisini saÄŸlayan iki ana nükleer tepkimeyi hesaplamıştır.[52][53]1957 yeni ufuklar açan, “Yıldızlarda Elementlerin Sentezi” baÅŸlıklı bir bilimsel makale Margaret Burbridge tarafından yayımlandı[54] Makale evrende bulunan elementlerin GüneÅŸ gibi yıldızların içinde sentezlendiÄŸini kanıtlarıyla gösterdi. Bu açıklamalar günümüzde bilimin önemli ilerlemelerinden biri olarak sayılmaktadır.GüneÅŸ’i gözlemlemek için tasarlanmış ilk uydular NASA’nın 1959 ile 1968 yılları arasında fırlatılan Pioneer 5, 6, 7, 8 ve 9 uzay sondalarıdır. Bu sondalar, Dünya’nınkine benzer bir uzaklıkta GüneÅŸ’in yörüngesinde kaldılar ve güneÅŸ rüzgârı ile güneÅŸ manyetik alanının ilk detaylı ölçümlerini gerçekleÅŸtirdiler. Pioneer 9 özellikle uzun bir zaman çalışır durumda kaldı ve 1987′ye kadar data göndermeye devam etti.[55]1970′lerde Helios 1 uzay sondası ve Skylab Apollo Teleskobu biliminsanlarına güneÅŸ rüzgârı ve korona hakkında yeni data saÄŸladı. ABD – Almanya ortak giriÅŸimi olan Helios 1 uzay sondası, günberi rotasında Merkür’ün yörüngesine giren bir yörüngedeydi. NASA tarafından 1973′te fırlatılan Skylab uzay istasyonunun içinde Apollo Teleskobu denen bir güneÅŸ gözlem modülü de bulunmaktaydı. Skylab GüneÅŸ geçiÅŸ bölgesinin ve koronanın morötesi ışınımının ilk zamanlamalı göslemlerini gerçekleÅŸtirdi. BuluÅŸlar arasında koronodan kütle fırlatılması ve ÅŸimdilerde güneÅŸ rüzgârıyla yakın iliÅŸkisi olduÄŸu bilinen korona delikleri olmuÅŸtur.1980′de NASA tarafından Solar Maksimum uzay uydusu fırlatıldı. Bu uzay aracı yüksek güneÅŸ etkinliÄŸi sırasında güneÅŸ püskürtülerinde ortaya çıkan gamma ışını, X ışını ve UV ışımasını gözlemlemek için tasarlanmıştı. Ancak fırlatmadan bir iki ay sonra bir hata sonucu sonda bekleme moduna girdi ve sonraki üç yılını bu ÅŸekilde geçirdi. 1984 yılında uzay mekiÄŸi Challenger STS-41C görevi uyduyu bularak onardı. Haziran 1989′da Dünya atmosferine girene kadar Solar Maximum sondası binlerce korona görseli çekebildi.[56]Japonya’nın 1991′de fırlatılan Yohkoh (Günışığı) uydusu X ışını dalgaboyunda güneÅŸ püskürtülerini gözlemledi. Sondadan gelen datalar sayesinde biliminsanları deÄŸiÅŸik tipte güneÅŸ püskürtülerini tanımlayabildiler. Ayrıca doruk etkinlik bmlgelerinden uzakta olan koronanın da eskiden düşünüldüğünün aksine daha dinamik ve etkin olduÄŸu ortaya çıkarıldı. Yohkoh tam bir güneÅŸ döngüsünü gözlemledi ancak 2001de güneÅŸ tutulması sırasında bekleme moduna girdi ve GüneÅŸ ile olan baÄŸlantısını yitirdi. 2005 yılında atmosfere yeniden girerken yokoldu.[57]Günümüze kadar en önemli güneÅŸ uzay görevlerinden biri Avrupa Uzay Ajansı ile NASA ortak projesi olan ve 2 Aralık 1995′te fırlatılan SOHO (Solar and Heliospheric Observatory) görevidir. BaÅŸlangıcında iki yıllık bir görev için planlanan SOHO 2007 itibariyle on yılı aÅŸkın bir süre etkinlik göstermiÅŸtir. Çok yararlı olduÄŸunu kanıtlamasından 2008′de fırlatılacak devam görevi Solar Dynamics Observatory planlanmıştır. Dünya ile GüneÅŸ arasında Lagrange noktasına yerleÅŸtirilen SOHO fırlatıldığından beri deÄŸiÅŸik dalgaboylarında GüneÅŸ’in görüntüsünü sürekli olarak iletmektedir. DoÄŸrudan GüneÅŸ’i gözlemleyebilmesinin yanı sıra SOHO özellikle GüneÅŸ’in yanından geçerken yanan bir çok küçük kuyrukluyıldız dahil bir çok kuyrukluyıldızın keÅŸfine yaradı.[58]Tüm bu uydular GüneÅŸ’i tutulum düzlemi üzerinden gözlemlemiÅŸtir, yani yalnızca ekvator bölgelerinin detayları mevcuttur. 1990 yılında GüneÅŸ’in kutup bölgelerini incelemek için Ulysses uzay sondası fırlatıldı. Önce Jüpiter’e kadar giderek burada ‘sapan’ etkisinden faydalanarak tutulum düzleminin üstünde bir yörüngeye oturdu. Tesadüfen çok yakından 1994 yılında Shoemaker-Levy 9 kuyrukluyıldızının Jüpiter ile çarpışmasını izleyebildi. Ulysses planlanan yörüngesine girdikten sonra güneÅŸ rüzgârını gözlemlemeye ve yüksek enlemlerde manyetik alan kuvvetini belirlemeye baÅŸladı. Yüksek enlemlerden çıkan güneÅŸ rüzgârının beklenenden daha düşük olarak 750 km/s hızla hareket ettiÄŸini buldu. Ayrıca yüksek enlemlerden çıkan, galaktik kozmik ışınlar saçan büyük manyetik dalgaların varlığını keÅŸfetti.[59]Işıkyuvar’da bulunan elementlerin bolluÄŸu günışığı tayflarından çok iyi bilinmektedir ancak GüneÅŸ’in içinin bileÅŸimi çok iyi anlaşılamamıştır. Bir güneÅŸ rüzgârı örnek getirme görevi için kullanılan Genesis uzay aracı, gökbilimcilerinin güneÅŸ maddesi bileÅŸimini doÄŸrudan ölçebilmesi için tasarlanmıştı. Genesis 2004 yılında Dünya’ya döndü ancak iniÅŸ sırasında paraşütlerinden biri açılmadığı için zarar gördü. Aşırı derecede zarara raÄŸmen bazı iÅŸe yarar örnekler ele geçirildi ve analizleri devam etmektedir.STEREO (The Solar Terrestrial Relations Observatory) görevi Ekim 2006′da fırlatılmıştır. İki eÅŸlenik uzay aracı GüneÅŸ’in ve koronadan kütle fırlatımı gibi olayların stereoskopik fotoÄŸrafını çekebilecek ÅŸekilde yörüngeye sokulmuÅŸlardır.Günışığı çok parlaktır ve çıplak gözle kısa süreler için GüneÅŸ’e bakmak acı verici olabilir ama özel olarak normal gözler için zararlı deÄŸildir.[60][61] GüneÅŸ’e doÄŸrudan bakıldığında gözde yıldız gibi parlamalar oluÅŸur ve geçici olarak yarı körlüğe sebep olur. Aynı zamanda retinaya 4 milliwatt günışığı düşmesine, böylece retinanın hafifçe ısınarak, potansiyel olarak gözlerin zarar görmesine neden olur.[62][63] UV ışınlarına maruz kalma sonucu aÅŸamalı olarak gözün lensi yıllar sonra sararır ve katarakt oluÅŸumuna neden olabilir.[64] DoÄŸrudan GüneÅŸ’e bakıldığında yaklaşık 100 dakika sonra UV kaynaklı güneÅŸ yanığı benzeri lezyonlar retina üzerinde oluÅŸur, özellikle morötesi ışınlar yoÄŸun ise.[65][66] Gözler genç ise durum daha da kötüleÅŸir, çünkü yaÅŸlanan gözlerden daha fazla UV’den etkilenir.GüneÅŸ’i dürbün gibi ışığı yoÄŸunlaÅŸtıran optik cihazlarla izlemek eÄŸer UV ışınları filtre edecek uygun bir filtre yoksa çok zararlıdır. Filtresiz dürbünler çıplak gözün aldığından 500 kat daha fazla enerjinin retinaya gelmesini saÄŸlayacağından retina hücrelerinin hemen ölmesine neden olur. Öğlen güneÅŸine filtresiz dürbünle çok kısa bir süre bakmak bile kalıcı körlüğe neden olur.[67] GüneÅŸ’i izlemenin güvenli bir yolu teleskop kullanarak görüntüsünü bir ekrana yansıtmaktır.Kısmi güneÅŸ tutulmalarını izlemek zararlıdır, çünkü gözbebekleri aşırı yüksek kontrasta uyumlu deÄŸildir. GözbebeÄŸi ortamda bulunan toplam ışık miktarına göre geniÅŸler, ortamda bulunan en parlak nesneye göre deÄŸil. Kısmi tutulmalarda günışığının çoÄŸunluÄŸu GüneÅŸ’in önünden geçen Ay tarafından engellenir ama ışıkyuvarın örtülmemiÅŸ kısımlarının yüzey parlaklığı normal günlerdeki ile aynıdır. Ortamın loÅŸ olması nedeniyle gözbebeÄŸi ~2 mm’den ~6 mm’ye büyür, ve günışığına maruz kalan her retina hücresi tutulmayan normalin on katı ışık alacaktır. Bu gözlemcinin gözünde kalıcı kör noktalara neden olacak ÅŸekilde hücreleri öldürebilir ya da hücrelere zarar verebilir.[68] Hemen acı oluÅŸmadığı için tecrübesiz gözlemciler ve çocuklar bu zararın farkına varamaz, bir kiÅŸinin görüşünün bozulması hemen farkedilmez.GündoÄŸumu ve günbatımı esnasında günışığı Rayleigh saçılımı ve Mie saçılımı nedeniyle azalır. Dünya atmosferinden geçerken aldığı uzun yol nedeniyle çıplak gözle rahat bir ÅŸekilde seyredilebilecek kadar sönüktür. Pus, duman, toz ve yüksek nem ışığın azalmasına yardımcı olur.GüneÅŸi izlemek için kullanılan ışık azaltıcı filtreler bu nedenle tasarlanır. Uydurularak yapılan filtreler UV ve IR ışınları geçirebilir dolayısıyla yüksek parlaklık düzeylerinde göze zararlı olabilir. Teleskoplarda kullanılan filtreler lensin ya da açıklığın üzerinde olmalı ama oküler mercekte olmamalıdır. Çünkü emilen günışığından kaynaklanan aşırı ısı bu filtrelerin aniden çatlamasına neden olabilir. 14 numaralı kaynak camı kabul edilebilir bir güneÅŸ filtresidir ama negatif siyah filmi deÄŸildir çünkü çok fazla kızılötesi ışını geçirir.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/G%C3%BCne%C5%9F

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,