bilgisayarın mucidi

Yazan: admin | Mucitler | Cumartesi 7 AÄŸustos 2010 16:27

20. yüzyılın ilk yarısında ise, birçok bilimsel gereksinim, gittikçe karmaşıklaşan örneksel (analog) bilgisayarlar ile giderildiler. Ancak günümüz bilgisayarlarının yanılmazlık düzeyinden hâlâ uzaktılar.

BoÅŸluk tüpüne dayalı bilgisayarlar 1950′ler boyunca kullanımda kaldıktan sonra, 1960′larda daha hızlı ve ucuz olan geçirgeç (transistör) tabanlı bilgisayarlar yaygınlık kazandı. Bu etkenlerin sonucunda bilgisayarların daha önce görülmemiÅŸ bir düzeyde toplu üretimine geçirildi. 1970′lere varıldığında tümleÅŸik devre uygulayımı ve 4004 gibi mikroiÅŸlemcilerin geliÅŸtirilmesi sayesinde bir kez daha büyük bir baÅŸarım ve güvenilirlik artışının yanı , maliyet düşüşü de yaÅŸandı. 1980′lerde artık bilgisayarlar, gibi günlük hayat kullanımındaki birçok makinesel aygıtın denetleyici donanımlarındaki yerlerini almaya baÅŸlamışlardı. Yine aynı dönemde, kiÅŸisel bilgisayarlar yaygınlık kazanıyorlardı. Son olarak 1990′lardaki Internet’in geliÅŸimi ile de bilgisayarlar ve gibi alışılmış birer hâline gelmiÅŸlerdir.

Yazılım kavramı bilgisayardaki özdek (maddi) olmayan tüm bileşenleri tanımlar: yazılımlar, iletişim kuralları ve veriler hepsi yazılımdır.


İstenilen yazılımı kayıt edip istenilen zamanda çalıştırabilmeleri bilgisayarları çok yönlü kılıp makinelerinden ayıran ana özellikleridir. Church-Turing tezi bu çok yönlülüğün matematiksel ifadesidir ve herhangi bir bilgisayarın bir diğer bilgisayarın görevlerini yerine getirebileceğinin altını çizer. Dolayısıyla, karmaşıklıkları ne düzeyde olursa olsun, cep bilgisayarından süper bilgisayarlara kadar, bellek ve zaman kısıtı olmadığı takdirde hepsi aynı görevleri yerine getirebilirler.

Konuyla ilgili diğer Wikimedia sayfaları :

VikiKitap‘ta ile ilgili kılavuz veya ders kitapları bulunmaktadır.

Günümüz bilgisayarlarının neredeyse tamamının bu mimariye uyumlu duruma gelmesi ile bilgisayar sözcüğünün tanımı olarak da kullanılmaktadır. Dolayısıyla bu tanıma göre geçmiÅŸteki aygıtlar bilgisayar olarak sayılmasalar da, tarihsel baÄŸlamda yine de o biçimde anılmaktadırlar. Her ne kadar 1940′lardan bu yana bilgisayar uygulayımı köklü deÄŸiÅŸiklikler geçirmiÅŸ olsa da, çoÄŸunluÄŸu von Neumann mimarisine sadık kalmıştır.

Son bir bellek alt türü ise önbellektir (cache memory). İşlemci içerisinde yer alır ve yazmaçlardan büyük sığaya sâhip olmanın yanı sıra ana bellekten de hızlıdır.

VikiSöz‘de Bilgisayar ile ilgili özlü sözler bulunmaktadır.

Bilgisayarlar çok farklı biçimlerde karşımıza çıkabilirler. 20. yüzyılın ortalarındaki ilk bilgisayarlar büyük bir oda büyüklüğünde olup, günümüz bilgisayarlarından yüzlerce kat daha fazla güç tüketiyorlardı. 21. yüzyılın başına varıldığında ise bilgisayarlar bir kol saatine sığacak ve küçük bir ile çalışacak duruma geldiler. Toplumumuz kişisel bilgisayarı ve onun taşınabilir eşdeğeri, dizüstü bilgisayarını, bilgi çağının simgeleri olarak tanıdılar ve bilgisayar kavramıyla özdeşleştirdiler. Günümüzde çok yaygın kullanılmaktadırlar.

Von Neumann mîmârisine göre bilgisayarlar başlıca dört bileşenden oluşurlar bilgisayarda aritmetik mantık vardır.

1837 yılında Babbage, adını Analytical Engine (Çözümlemeli veya analitik makine) koyduğu, ilk tam yazılımlanabilir makinesel bilgisayarı kavramsallaştırıp tasarladı. Ancak parasal nedenler ve üzerindeki çalışmalarının sonlanamaması nedeniyle bu makineyi geliştirmedi.

VikiSözlük‘te Bilgisayar ile ilgili kelime açıklaması bulunmaktadır.

Bir bilgisayarın belleği, sayılar içeren bir hücreler bütünü olarak düşünülebilir. Her hücreye yazılabilir ve içeriği okunabilir. Her hücrenin kendisine özel bir adresi vardır. Bir komut örneğin 34 sayılı hücrenin içeriğini 5.689 sayılı hücreyle toplayıp 78. hücreye yerleştirmek olabilir. İçerdikleri sayılar herhangi bir şey olabilir, sayı, komut, adres, harf, v. b. İçeriğinin doğasını ancak onu kullanan yazılım belirler. Günümüz bilgisayarlarının çoğunluğu veriyi kaydetmek için ikili sayıları kullanır ve her hücre 8 bit (yani bir bayt) içerebilir.

G/Ç bir bilgisayarın dış dünyadan veri alışverişinde bulunmak için kullandığı araçtır. Yaygın olarak kullanılan giriş birimleri arasında klavye ve , çıkış için ise ekran (veya görüntüleyici, monitör) ve yazıcı sayılabilir. Sâbit ve optik diskler ise her iki görevi de üstlenirler.

Bilgisayar belirli komutlara göre veri işleyen ve depolayan bir makinedir.

Dolayısıyla bir bayt 255 farklı sayıyı ifade edebilir, bunlar ancak 0 dan 255′e veya -128 den +127′ye olabilirler. Yan yana yerleÅŸmiÅŸ birden fazla bayt kullanıldığında ise (genelde 2, 4 veya 8) çok daha büyük sayıların kaydedilmesi mümkün olur. Çağımız bilgisayarlarının bellekleri milyarlarca bayt içermektedirler.

Delikli kartların ilk büyük ölçekli kullanımı ise Herman Hollerith tarafından, 1890 yılında iÅŸlemlerinde kullanılmak üzere tasarlanan hesap makinesidir. Hollerith’in o dönemde baÄŸlı olduÄŸu iÅŸletme ise sonraki yıllarda küresel bilgisayar devine dönüşecek IBM’dir. 19. yüzyılın sonlarına varıldığında, gelecek yıllarda biliÅŸim donanım ve kuramlarının geliÅŸimine büyük katkıda bulunacak uygulayımlar (teknolojiler) ortaya çıkmaya baÅŸlamıştılar: delikli kartlar, Boole cebiri, boÅŸluk tüpleri ve teletip aygıtları.

1930′lar ve 1940′lar boyunca bilgisayar uygulayımı geliÅŸmeye devam etti, ve sayısal elektronik bilgisayarın ortaya çıkışı ancak elektronik devrelerinin buluÅŸundan (1937) sonra gerçekleÅŸebildi. Bu dönemin önemli çalışmaları arasında aÅŸağıdakiler sayılabilir:

Ancak, yazılımlanabilir (veya kurulabilir) olmamaları nedeniyle bu aygıtların hiçbiri günümüz bilgisayar tanımına uymamaktadır. 1801 yılında Joseph Marie Jacquard’ın dokuma tezgâhındaki iÅŸlemi otomatikleÅŸtirmek adına ürettiÄŸi delikli kartlar ise bilgisayarların geliÅŸme sürecindeki, kısıtlı da olsa, ilk yazılımlanabilme (kurulabilme) izlerinden sayılır. Kullanıcının saÄŸladığı bu kartlar sayesinde, dokuma tezgâhı kart üzerindeki delikler ile tarif edilen çizime iÅŸleyiÅŸini uyarlayabiliyordu.

1970′lerde ABD’li mühendisler ordu içerisinde yürütülen bir tasarı çerçevesinde bilgisayarları birbirleri ile baÄŸlayıp (ARPANET), günümüzde bilgisayar ağı olarak bilinen yapının temellerini attılar. Zaman içerisinde bu bilgisayar ağı, ordu ve akademik birimler ile de sınırlı kalmayıp geniÅŸledi ve bugün milyonlarca bilgisayar içerden Bilgisunar (Internet veya Genel aÄŸ) oluÅŸtu. 1990′lara gelindiÄŸinde ise, İsviçre’nin CERN araÅŸtırma merkezinde geliÅŸtirilen Küresel aÄŸ (World Wide Web, WWW) adlı iletiÅŸim kuralları, e-posta gibi uygulamalar ve ethernet gibi ucuz donanımsal çözümler ile bilgisayar aÄŸları yaygınlık kazandılar……

ENIAC’ın olumsuz yanlarını saptayan geliÅŸtiricileri, daha esnek ve zarif bir çözüm üzerinde çalışıp, artık saklı yazılım mimarisi veya daha çok von Neumann mimarisi olarak tanınan tasarımı önerdiler. Bu tasarımdan ilk olarak John von Neumann (1945) yılında gerçekleÅŸtirdiÄŸi bir yayında söz etmesinden sonra, bu mimariye dayalı olarak geliÅŸtirilen bilgisayarlardan ilki İngiltere’de tamamlandı (SSEM). Aynı mimariye bir yıl sonra kavuÅŸan ENIAC’a ise EDVAC adı verildi.

Commons‘da Bilgisayar ile ilgili çoklu ortam dosyaları bulunmaktadır.

İlk bilgisayar 1950 yılında yapılmıştır.

Donanım kavramı bir bilgisayarın tüm dokunulabilir bileşenlerini kapsar.

Bilgisayarlarda üç adet bellek türü bulunur. İşlemci içerisinde yer alan yazmaçlar, son derece hızlı ancak çok sınırlı sığaya sâhiptirler. İşlemcinin çok daha yavaÅŸ olan ana belleÄŸe olan eriÅŸim gereksinimini gidermek için kullanılırlar. Ana bellek ise Rastgele eriÅŸimli bellek (REB veya RAM, Random Access Memory) ve Salt okunur bellek (SOB veya ROM, Read Only Memory) olmak üzere ikiye ayrılır. RAM’a istenildiÄŸi zaman yazılabilir ve içeriÄŸi ancak güç sürdüğü sürece korunur. ROM’sa sâdece okunabilen ve önceden yerleÅŸtirilmiÅŸ bilgiler içerir. Bu içeriÄŸi güçten bağımsız olarak korur. ÖrneÄŸin herhangi bir veri veya komut RAM’da bulunurken, bilgisayar donanımını düzenleyen BIOS ROM’da yer alır.

GeçmiÅŸte ‘bilgisayar’ olarak bilinen birçok aygıt günümüz ölçütlerine göre bu tanımı hak etmemektedirler. BaÅŸlangıçta bilgisayar sözcüğü hesaplama sürecini kolaylaÅŸtıran nesnelere verilen bir ad konumundaydı. Bu ilk dönemin bilgisayar örnekleri arasında sayı boncuÄŸu iim(abaküs) ve AntiKitira Makinesi (M. Ö. 150-100) sayılabilir. Yüzyıllar sonra, Orta ÇaÄŸ sonundaki yeni bilimsel keÅŸifler ışığında, Avrupalı mühendisler tarafından geliÅŸtirilen bir dizi makinesel hesaplama aygıtlarının ilki ise, Wilhelm Schickard’a (1623) âittir.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Bilgisayar

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Makinelere

Yazan: admin | icatlar | Salı 23 Şubat 2010 12:22

Makineler belirli bir işin gerçekleştirilmesinde ya da fiziksel bir işlevin yerine getirilmesinde, insan ya da hayvan gücüne yardımcı olmak veya tümüyle onların yerini almak için geliştirilmişlerdir. Kaldıraç, eğik düzlem, çıkrık gibi basit makinelerden, modern bir otomobil gibi çok karmaşık sistemlere kadar geniş bir yelpaze içindeki aygıtları kapsarlar.Bu makinelerden elde edilen çıkış enerjisi (çıktı), çoğunlukla döner millerin aracılığıyla üreteci, hidrolik ya da kompresör gibi başka makinelere girdi olarak beslenebilir. Bu son üç ise üreteçler () sınıfına girer; bu aygıtların çıktısı olan elektriksel, hidrolik ve pnömatik enerjiler, elektrik, hidrolik ya da hava motorlarında girdi olarak kullanılabilir. Bu lardan, takım tezgahları gibi malzeme işleme makineleri, paketleme ve taşıma makineleri ya da ve makinesi gibi çeşitli türlerde çıktılar üreten makinelerin çalıştırılmasında yararlanılır.Bazı durumlarda bütün kategorilerdeki makineler tek bir birim içinde toplanır. Örneğin, bir dizel-elektrikli lokomotifte, birincil devindirici dizel motorudur; bu motor elektrik üretecine güç sağlar, üreteç de tekerlekleri çeviren motorları çalıştırır.Giriş enerjilerini (girdi), rüzgâr, akarsu, kömür, petrol ya da uranyum gibi doğal kaynaklardan alan ve bu enerjiyi mekanik enerjiye dönüştüren makinelere birincil devindirici (primer motor) denir. Yeldeğirmenleri, su çarkları, türbinler, buhar makineleri ve içten yanmalı motorlar birincil devindiricilerdir., herhangi bir enerji türünü başka bir enerjiye dönüştürmek, belli bir güçten yararlanarak bir işi yapmak veya etki oluşturmak için dişliler, yataklar ve miller gibi çeşitli makine elemanlarından oluşan düzenekler bütününe denir. Herhangi bir mekanik parçası olmayan veya organik aygıtlara da makine denir.Makineci SitesiMakineler ısıl, kimyasal, nükleer ya da elektriksel enerjiyi mekanik enerjiye dönüştürerek ya da bunu tam tersi biçiminde çalışabilir veya yalnızca kuvvetleri ve hareketi aktarma ya da uyarlama işlevi görebilir. Bütün makinelerde birer giriş ve çıkış donanımı ile uyarlama ya da dönüştürme ve aktarma donanımları vardır.Birincil devindirici, üreteç ya da motor sınıfına girmeyen makineler ise işlemci (operatör makine) denir; işlemciler kategorisi, makinesi ve makinesi gibi elle çalıştırılan bütün aletleri kapsar.
Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Makine

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

memristör hakkında bir yazı

Yazan: afe | Genel | Pazartesi 16 Åžubat 2009 14:43

Memristor

ElektroniÄŸin
3 temel elemanı vardır: , kapasitör (kondansatör) ve indüktör… 1971′de
California Üniversitesi’nden Leon Chua adında bir mühendis, bu ailenin kayıp bir üyesinin daha olduÄŸuna iliÅŸkin kimi kuramsal öngörülerde bulunmuÅŸtu. Her ne kadar nasıl bulacağını bilmese de Chua bu “dördüncü element’in adını da koymuÅŸtu: Memristor. İngilizce “memory resistor” sözcüklerinden kısaltılarak oluÅŸturulan bu ad, kuramsal olarak ileri sürülen aygta çok uyuyordu. Aradan 37 yıl geçti, mühendislerin çabaları bu öngörüyü doÄŸruladı. GeçtiÄŸimiz aylarda HP’den bir grup araÅŸtırmacı memristorun gizini açığa çıkaracak keÅŸiflerini duyurdu ve bu buluÅŸlarını da ünlü Nature dergisinde yayımladı. Memristorun mucitlerine göre buluÅŸun hem kısa hem de uzun vadede küçük bilgisayar
elemanlarından sinir ağlarına kadar birçok alanda uygulaması olacak.

Memristorun öyküsü 37 yıl öncesine dayanıyor. O zamanlar da bugün olduğu gibi elektrik
mühendislerinin elinde üç adet edilgen temel devre elemanı vardı; elektrik yükünü toplayan kapasitör, elektrik akımına karşı direnç gösteren direnç ve
kımı manyetik alana çeviren indüktör. Tüm hala bu elemanlara
dayanıyor aslında. Ancak 1971′de doÄŸrusal olmayan devre kuramının öncülerinden Leon Chua, bu elemanlardaki yük ve akı arasındaki iliÅŸkiyi incelerken,
memristoru, yani dördüncü elemanı öne sürdü. Leon Chua, ünlü memristor
makalesini yayımladığında, Berkeley Elektrik MühendisliÄŸi Bölümü’ndeki görevine
henüz baÅŸlamıştı. Makalesinin baÅŸlığı “Kayıp Devre Elemanı: Memristor” idi. Chua,
makalesinde direnç, kapasitor ve indüktör gibi temel devre elemanlarına benzer,
iki terminalli, “kayıp” bir elemanın olduÄŸuna iliÅŸkin kanıtlar sunuyordu. Bir
direncin gerilimle akım arasındaki ilişkiyi vermesi gibi, memristorun de benzer
bir bağıntıyı manyetik akı ile yük arasında vereceğini söylüyordu. Bunun anlamı, memristorun aslında içinden geçen akıma bağlı olarak değeri değişen bir direnç gibi davranacağıydı. Ancak memristor akım geçip gittikten ve bittikten sonra dahi bu değeri aklında tutabiliyordu.

Bugün geriye
dönüp baktığında Chua şöyle diyor: “Elektronik kuramcıları yıllardır yanlış
değişken çiftini, yani gerilim ve yükü kullanıyorlardı. Oysa elektronik
kuramının kayıp bölümü yük ile akı çiftiydi. Durum aslında Aristo’nun hareket
yasasına benziyor; o da yanlıştır, çünkü kuvvetin hızla orantılı olması
gerektiğini söyler. Bu yasa 2000 yıl boyunca insanları yanılttı, ta ki Newton
çıkıp Aristo’nun yanlış deÄŸiÅŸkenleri kullandığını söyleyene kadar. Newton,
kuvvetin hızla değil, hızdaki değişimle, yani ivmeyle orantılı olduğunu
söylemişti. Tam da günümüzdeki elektronik devre kuramındakiyle aynı durum. Tüm
elektronik ders kitapları yanlış değişkenleri (gerilim ve yük) kullanmayı
öğretiyor ki bu da kimi belirsizliklei ve tuhaflıkları açıklayamıyor. Oysa
öğretmeleri gereken, gerilimdeki ya da akıdaki değişim ile yük arasındaki
bağıntı”. Memristorun, devre tasarımı arenasına girmesini aslında bir anlamda
periyodik tabloya yeni bir elementin girmesine benzetiyor ÅŸimdi Chua. Hatta ona
göre tüm elektronik mühendisliği ders kitaplarının değişmesi gerekiyor!

Chua, dört temel devre
değişkenini (akım, gerilim, yük ve manyetik akı) çiftler halinde birbirine
bağlayan 6 değişik matematiksel bağıntı olduğunu söylemişti. Bu bağıntılardan
birisi öteki iki değişkenin tanımından belirlenebiliyor (yük, akımın zamana göre
türevi alınarak elde ediliyor) ve bir baÅŸkasıysa ’ın indüksiyon
yasasından bulunuyor (akı, gerilimin zamana göre türevi alınarak bulunabiliyor).
Dolayısıyla kalan bağıtıların belirlediği dört temel eleman olmalı. işte
memristorda, Chua’ya göre bir memristans, (İngilizce: “memory resistance”
sözcüklerinden geliyor) yani bellek direnci bulunmalı. M harfiyle gösterilen bu
direnç, yani memristans yük ve akı arasındaki dФ = Mdq bağıntısıyla ifade
ediliyor.

Memristans aslında bir
elektronik bileşeninin temel özelliği. Eğer elektrik yükü bir devre boyunca bir
yönde akarsa devrenin o bileşeninin direnci artacaktır ve eğer elektrik yükü
devrede ters yönde akarsa, direnç düşecektir. Uygulanan gerilimi kesip yük akışı
durdurulursa, bileÅŸen daha önce taşıdığı direnci “hatırlayacak” ve yük akışı
yeniden başladığında devrenin direnci en son hatırladığı halinden başlayacaktır.

İdeal
bir memristor, memristans özelliğini ifade etmek için yapılmış, edilgen,iki
terminalli bir elektronik . Ancak pratikte saf bir memristor yapmak çok
zor, çünkü her aygit çok az da olsa bir başka özellik taşıyor. Örneğin,tüm
indüktörler dirence sahipler, benzer şekilde memristorun da kapasitansı var.

1971′de
anılmaya başlanan bu kuramsal aygıt, yıllarca kâğıt üzerinde matematiksel bir
oyuncak olarak kalmıştı. Aradan 35 yıl geçtikten sonra, HP’den Stanley Williams
ve grubu moleküler elektronik üzerine çalışırlarken yaptıkarı bir aygıtın tuhaf
davranışlarını fark ettti. Sonra ekipten Greg Snider, Chua’nın 1971′deki
çalışmasını buldu. Willliams birkaç yıl boyunca Chua’nın makalesini tekrar
tekrar okudu ve bir süre sonra buldukları moleküler aygıtın aslında, yıllar önce
Chua’nın söylediÄŸi memristor olduÄŸunu fark etti.

Chua’nın,
memristor gibi bir elemanın çok sayıda ilginç ve değerli devre özelliği olduğunu
göstermesine karşın, HP grubunun bu çalışmasına kadar kimse kullanışlı fiziksel
bir modelini geliÅŸtirememiÅŸti. Nature dergisindeki makalelerinde Williams ve
ekibi, memristorun özellikle nano ölçekteki sistemlerde doğal olarak kendini
gösterdiğini söylüyor. Bu da şimdiye değin kimsenin onu neden fark edemediğini
açıklıyor


Dirençler ve memristorlar, bellek direncine sahip
sistemler olarak tanımlanan çok daha genel bir aygıtlar sınıfının alt
gruplarıdır. R, C, L ve M, tanımlandıkları denklemler içerisinde bağımsız
değişkenlerin fonksiyonları olabilirler. Örneğin elektrik yüküne bağlı bir
memristor tek değerli bir M(q) fonksiyonu ile tanımlanabilir. Burada R direnç,C
kapasitans, L İndüktans ve M Memristans, yani bellek direncidir.

AKLIMDA

Memristorun
öteki temel devre elemanlarından en önemli farkı, geçmişindeki belleği de
taşıyor olması ve unutmaması. Devrenin gerilimini kestiğinizde memristor ne
kadar gerilim uygulandığını ve ne kadar süreyle uygulandığını hatırlamayı
sürdürüyor. Bu özelliği, öteki üç temel elemanın bir araya getirilecek herhangi
bir kombinasyonuyla yapmanın olanağı yok. Zaten bu nedenle memristor dördüncü ve
ayrı bir devre elemanı olarak anılıyor.

Memristorun
temelinde yatan ‘bellek direnci’ kavramı ilginç bir olgu. Direnç, içinden su
geçen bir hortuma benzetilebilir. Hortumun iç çapının büyüklüğü suyun akışına
karşı direncini de belirler. Çap ne kadar darsa hortumun suya karşı direnci de o
kadar büyük olacak, genişledikçe direnci azalacak ve su hem daha çok hem de daha
rahat akacaktır. Normal dirençlerde bu hortumun iç çapı değişmez. Ancak
memristorda durum farklı; içinden geçen suyun miktarına bağlı olarak genişliyor
ya da daralıyor. Eğer suyu hortumun içinden tek bir yönde akıtırsanız hortumun
iç çapı genişliyor, yani direnci azalıyor ve bununla da yetinmeyip bir de bunu
unutmuyor, belleğinde tutuyor. Suyun akışını kestiğinizdeyse, hortumun bu
genişlemiş hali değişmiyor, yani geriye dönüş yok, en son ne kadar akım geçmiş
ve ona göre biçim almışsa o durumda kalıyor.

Memristorun
belleğinin yardımı olacağı epey alan var: Örneğin herhangi bir nedenle yeniden
başlatılmak zorunda kalınan bilgisayarlar. Çalışmakta olan bir bilgisayarın
yeniden başlatılması durumunda, kapanmadan önceki bilgi uçup gidiyor. Ancak
memristor, gerilimi anımsayabildiğinden, memristorlü bir bilgisayarda böyle
sorunlar olmayacakmış gibi görünüyor. “Tüm Word belgelerinizi, Excel
dosyalarınızı açık bırakıp bilgisayarınızı kapatabilirsiniz. İster bir fincan
kahve almaya gidin, isterseniz iki haftalığına tatile çıkın” diyor Williams,
“Döndüğünüzde bilgisayarınızı açın, her ÅŸey bıraktığınız gibi olacak”.

Peki, neden
kimse bellek direnci görmüyor? Chua aslında ortaya attığı kavramı kanıtlamak
için 1970′li yıllar da, kaba saba da olsa bir memristor üretmiÅŸti. Chua’nın
memristoru dirençler, kapasitörler, indüktörler ve yükselteçlerin bir
kombinasyonundan oluşuyordu. Ancak bellek direnci, bir malzemenin özelliği
olarak, yakın zamana kadar kullanılamayacak, hatta fark edilemeyecek kadar
zayıftı. Chua da o zamanlar fark edememişti. Bellek direnci, malzemenin öteki
özelliklerinin arasında kaybolmuş sayılırdı; yalnızca malzemeye ya da aygıta
nano ölçekte baktığınızda fark edebileceğiniz bir özellikti.

Kimse de bu zamana deÄŸin
bakmamıştı ve böyle bir şey yokmuş gibi davranılmıştı. Bir şeyin yokluğundan
haberdar değilseniz, zaten ona gereksiniminiz yok demektir. Dolayısıyla hiçbir
mühendis de çıkıp “keÅŸke elimde bir memristor olsaydı da şöyle yapsaydım”
dememişti. Hatta yıllardır devre tasarımı dersi veren akademisyenlerin çoğu bir
kaç hafta öncesine kadar bu sözcüğü duymamıştı bile.

Williams’a
göre memristor neredeyse 50 yıldır bir yerlerde kendisini gösterip durmuş.
Literatürde, akım-gerilim karakteristiği garip olan birçok makaleye rastladığını
ve o makaleleri alıp incelediÄŸini söylüyor ve ekliyor “Evet, bellek direnciydi
bunlar ama nasıl yorumlayacaklarını bilememiÅŸler”.

Williams
ayrıca Chua’nın devre denklemleri olmadan iÅŸlerin çok zor olduÄŸunu da söylüyor
ve “Komik bir durum, insanlar tüm yanlış devre denklemlerini kullanıyorlardı.
Bu, bir makinesinin motorunu alıp benzinli bir otomobile takıp neden
çalışmadığını anlayamamaya benziyor”. diyor.

Williams ve
ekibi ideal memristoru, titanyum dioksitte (TiO2) bulmuÅŸ. Silikon
gibi, titanyum dioksit de bir yarı iletken ve saf durumdayken direnci hayli
yüksek. Ancak başka elementlerin yardımıyla iletken hale getirilebiliyor. TiO2
‘yi iletken hale getirmek için kullanılan katkı elementleri şiddetli bir
elektrik alanının altında kararlı olamıyorlar ve akım doğrultusunda sürüklenme
eğiliminde oluyorlar. Bu hareketlilik aslında transistorlar için pek zararlı bir
şey olmasına karşın, memristoru çalıştıran şeyin ta kendisi. Bir yüzünde katkı
elementlerinin olduğu ince bir TiO2 katmanına bir başlangıç gerilimi
uygulanması bu elementlerin saf Ti02 bulunan öteki yüze doğru hareket
etmesine neden olacak ki bu da direnci düşürecek. Ters yönde bir akım
uygulanmasıyla da elementler yerleri ne geri dönecek ve bu da direnci yeniden
artıracak.

Williams ve
ekibinin yaptığı şuydu: Üç nanometre (bir nanometre, bir metrenin milyarda
biridir) kalınlığında bir Ti02 katmanını iki platin katman arasına
yerleştirdiler. Ti02 katmanının bir bölümünde, normalde oksijen atomlarının
olması gerektiği artı yüklü boşluklar vardı. Ekip bu boşluklara yakın bir
elektroda alternatif akım uygulayarak elektrodun artı ve eksi yük şeklinde
salınmasını sağladı. Elektrot artı yüklüyken yüklü boşlukları ittiriyor ve
akımın ikinci elektroda doğru akmasını sağlıyordu. Akımı kestiklerindeyse
boşluklar hareket etmeyi bırakıyor ve memristorun yüksek ya da düşük dirençli
halinde kalmasını sağlıyordu.

HP
laboratuarları şimdi Ti02 ve başka malzemelerden nasıl memristor
üretebileceğinin yollarını ararken bir yandan da memristorun arkasındaki fiziği
anlamaya uğraşıyor. Ayrıca bir başka grup da aynı yonga üzerine hem memristor
hem de silikon devreleri nasıl yerleştirebileceklerini bulmaya çalışıyor. HP’
deki grubun elinde melez bir CMOS memristor yongası var ve laboratuvarlarındaki
test aletinin üzerine “oturmuÅŸ” durumda. Bu alet testleri geçerse, yenilerinin
yola çıkması hiç de gecikmeyecek.

Memristoru
yaratan HP araştırmacıları, memristorlar ve bu tür aygıtlar için öncelikle iki
uygulama görmüş. Birincisi, adının da ima ettiği gibi, kalıcı bir bellek. Böyle
bir belleğin, örneğin elektrik kesilse bile veriyi unutmamak gibi, yararlı
özellikleri var. Bunlar manyetik disklerden 1000 kat daha hızlı olacak ve çok
daha az güç harcayacak.

Memristorlara
dayalı bellekler için dünyanın birçok yerinde araştırmacılar çalışıyor; yani
bellek çubuklarına ciddi bir rakip geliyor. İşin en iyi yanı, bellek işlevi
göreceği düşünülen birçok metal oksit var; bunlar da şimdiki yonga
fabrikalarında işlenip üretilmeye çok uygun. Dolayısıyla pek değişiklik yapmadan
ya da yepyeni yatırımlara gerek kalmadan memristor üretimi kolaylıkla
yapılabilecek.

BaÅŸka bir
ilginç. uygulama da yapay sinaps Chua ilk makalelerinde sinapslarla önerdiği
memristorlar arasındaki ilişkiye işaret etmiş ve bu konuyla ilgili birçok da
araştırma yapmıştı. Bu da ilginç ve gelecek vaat eden değerli bir çalışma alanı
gibi görünüyor. Williams da zaten amaç yapay sinir sistemi kurmak olan birçok
nörobilim/mühendislik laboratuarıyla iletiÅŸim halinde. Chua’nın da zamanında
söylediği gibi, nöronlar arasındaki bağlantıyı sağlayan sinapsların kimi
memristor benzeri davranışlarını olduğuna inanıyor. Dolayısıyla Williams da
memristorun sinaps için en uygun elektronik aygıt olduğunu düşünüyor.

Araştırmacıların devre tasarımında öncelikle beklediği şey, memristor
kullanılarak yeniden tasarlanan belli tür devrelerin daha ucuza mal olması ve
daha az güç tüketmesi. Aslında Williams geleneksel devre tasarım elemanlarını
memristorla bir araya getirerek Boole tarzından farklı yapabilen aygıtlar
üretmeyi umuyor. “Bir beyin üreteceÄŸimizi ileri sürmüyoruz ama beyin gibi hesap
yapabilecek bir ÅŸey istiyoruz” diyor.

Åžimdilerde
Berkeley’de onursal üye olarak görevini sürdüren memristorun yaratıcısı Chua,
memristorun yapıldığını görmeye ömrünün yeteceÄŸini düşünmüyormuÅŸ. Chua “MüthiÅŸ
bir ÅŸey.” diyor ve ekliyor “Memristoru tümüyle unutmuÅŸtum”.

Memristorun
yaratıcıları iddalı; memristorun yalnızca var olan teknolojiyi yenisiyle
değiştirmek anlamına gelmediğini, daha önce kimsenin aklına gelmeyecek türden
yeni aygıtlar ailesinin yapımında kullanılacağını söylüyorlar.

Kaynak : Bilim ve Teknik
Temmuz 2008

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Hayatımızı kolaylaştıran icatları

Yazan: afe | Kategorilenmemiş | Çarşamba 28 Ocak 2009 03:40

şarj cihazı
Ortalama 11-12 saatte güç kutusunu şarj edebiliyorsunuz ve bu alet sayesinde yaklaşık 6 boyunca dizüstü bilgisayarınızın çalışmasını sağlayabiliyorsunuz

Suyu yeniden kullanabilen makinesi

Çamaşırı yıkadıktan sonra artan suyu tekrar arıtarak kullanabilen bu küresel ısınmanın etkilediği şu susuz günlerde ev hanımlarının bir numaralı tercihi olabilir

‘Onu bul’ ve anahtarlık

Kumanda üzerindeki “findit” tuÅŸuna basıldığında kayıp olan anahtarlıktan bip sesi geliyor.

Hem kızartıcı hem çaydanlık

İki işi birden yapıyor, ekmek kızartıp, ılık çayınızı servis için hazırda bekletiyor.

Pazara gidip dönerken poşet taşımaktan bıktıysanız bu alet tam size göre..

Çok kullanışlı

Artık ortalık eskisi gibi dağınık olmayacak ya da hiçbir yere sığmayan terlik ve ayakkabılar büyük bir derdiniz olmayacak

sevmeyen dijital

Kağıda yazılan çalışmalarının başına bir iş gelmesinden korkanları düşünen bir kalem geliştirildi.

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,