Amerigo Vespuci kimdir

Yazan: admin | Mucitler | Cuma 5 Şubat 2010 20:34

Amerigo Vespucci, (d. 9 Mart 1454 – ö. 22 Şubat 1512) Amerika kıtasına yaptığı seyahatler hakkında yazdığı yazılarla ünlü olmuş İtalyan bir tüccar ve haritacıdır. Güney Amerika’nın doğu sahillerine yaptığı gezilerinden sonra yeni bir kıtanın keşfedildiğini anladı. O zamana kadar Kristof Kolomb dahil herkes (Portekizliler dışında) Avrupa limanlarından batıya doğru denize açılan gemicilerin Uzak Doğu ve Güneydoğu Asya’ya ulaştıklarına inanıyorlardı.Amerigo Vespucci saygın bir ailenin üçüncü çocuğu olarak Floransa’da doğdu. Babası Floransa’nın Değiştirenler Derneği’nde noterdi.Özellikle iki mektubunun: “Mundus Novus” (Yeni Dünya) ve “Lettera” (ya da “Dört Deniz Yolculuğu”) güvenilirliğine gölge düşmüş olması nedeniyle Vespucci’nin rolü çok tartışılmıştır. Bazıları Vespucci’nin kendi rolünü abarttığı ve kasıtlı olarak sahte kanıtlar ürettiğini, diğerleri iki mektubun da sahte olduğu ve aynı dönemde başkaları tarafından yazıldığı düşüncesini savunurlar. Amerigo, Güney Amerika kıyısı açıklarına vardıktan sonra İtalya’ya yazdığı mektupta, keşif yaptığı kara parçalarının beklenenden çok daha geniş olduğunu, daha önce Avrupalıların anlattıkları Asya gibi bir yer olmadığını ve bu yüzden de bir Yeni Dünya, yani Avrupa’da önceden dördüncü bir kıta (Asya ve Afrika’dan sonra) olması gerektiğini yazdı.Amerigo’nun mektuplarının yayımlanarak yaygın bir şekilde benimsenmesi Martin Waldseemüller’ın 1507 yılındaki “Universalis Cosmographia” (ya da Waldseemüller Haritası) isimli dünya haritasında bu yeni kıtaya Amerika adını koymasına yol açtı. Vespucci, Latince yazdığı yazılarını kendi adının Latincesi olarak düşündüğü Americus Vespucius adıyla imzalamıştı. Waldseemüller o yüzden bu yeni kıtaya, Vespucci’nin ilk adının Latince formundan yola çıkarak, feminin şekli olan America ismini koydu. Amerigo isminin kendisi Ortaçağ Latincesindeki Emericus isminin İtalyanca hali olup, Almanca’daki Heinrich yoluyla (İngilizcedeki Henry), Cermence bir ad olan Haimrich ‘den türemiştir.Bu tartışmalı iki Vespucci’nin Amerika’ya toplam dört deniz yolculuğu yaptığını iddia ederken, bunlardan ancak ikisi diğer kaynaklarca doğrulanabilmektedir. Tarihçiler genel olarak 1497′de hiçbir keşif yolculuğu yapılmadığı konusunda birleşmektedirler (İspanya’nın Cádiz limanından aynı yılın 10 Mayıs’ında başladığı iddia edilen yolculuk).Amerigo’nun bundan sonraki yolculuğu 1499 yılında Hojeda’nın komutasındaki bir İspanyol filosuyla gerçekleşti. Venezuela sahili boyunca seyretti. Kesin bilinen en son yolculuğu Portekiz hizmetinde 1501-1502 yılları arasında gerçekleşti ve sonradan Rio de Janeiro kentinin kurulduğu körfeze kadar ulaştı. Bu seferki yolculuğun lideri Gonçalo Coelho’ydu. Bu yolculuk sırasında Güney Amerika sahilleri boyunca güneye kadar indi. Yazılarına inanılacak olursa, geriye dönüş yapmadan önce Patagonya enlemine kadar ulaştı. Ancak bu şüpheyle karşılanmalıdır, çünkü o kadar güneye inseydi, Río de la Plata halicini görmüş olması gerekirdi. Ancak yazılarında bundan hiç söz edilmemiştir. Coelho ve Vespucci’nin bu yolculuğundan sonra Portekiz’de yapılan Güney Amerika haritalarında 25º güney enleminde bulunan bugünkü Cananéia’dan daha güneyde hiçbir kara parçası gösterilmemektedir ve bu noktanın gittikleri en güney nokta olduğu düşünülebilir. 1501′deki seferlerinin ilk yarısında, Vespucci gökteki iki yıldızı haritasında belirledi, Alfa Centauri ve Beta Centauri ve ayrıca Crux takımyıldızına ait yıldızları işaretledi. Bu yıldızlar eski Yunanlar tarafından bilinmesine rağmen, aşamalı takaddüm dolayısıyla bu yıldızlar Avrupa ufuklarının altına kaydı ve bu yüzden de unutulmuşlardı. 1503-1504 yılları arasındaki deniz seyahati hakkında çok az bilgi mevcuttur. Hatta bu yolculuğun gerçekten yapıldığı dahi şüphelidir. Amerigo Vespucci 1512 yılında İspanya’nın Sevilla kentinde öldü.Vespucci’nin tarihteki önemi, yaptığı keşiflerden ziyade, kendi yazmış olsun veya olmasın, mektuplarında yatmaktadır. Bu mektuplardan dolayı Avrupalı halk Amerika hakkında ilk kez bilgi sahibi oldu. Amerika’nın varlığı bu mektupların yayımlanmasından sonraki birkaç yıl içinde Avrupa’da yaygın olarak bilinir hale geldi.
Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Amerigo_Vespuci

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , ,

Leonardo ser Piero da Vinci kimdir

Yazan: admin | Mucitler | Cuma 5 Şubat 2010 18:28

Leonardo di ser Piero da Vinci (telaffuz (Yardım·bilgi)) (d. 15 Nisan 1452 – ö. 2 Mayıs 1519) Rönesans dönemi İtalyan mimarı, mühendisi, mucidi, matematikçisi, anatomisti, müzisyeni, heykeltıraşı ve ressamıdır. En tanınmış yapıtları Mona Lisa (1503 – 1507) ve Son Akşam Yemeği’dir (1495 – 1497). Rönesans sanatını doruğuna ulaştırmış, yalnız sanat yapısına değil, çeşitli alanlardaki araştırmaları ve buluşlarıyla da tanınan, dünyanın gelmiş geçmiş en büyük sanatçılarından ve dehalarından biridir. 2. milenyumun adamı seçilmiştir.

Leonardo, genç bir noter olan Ser Piero da Vinci’nin ve muhtemelen bir çiftçi kızı olan Caterina’nın evlilik dışı çocuğu olarak Vinci kasabası yakınlarındaki Anchiano’da dünyaya geldi. Avrupa’daki modern isimlendirme kurallarının yerleşmesinden önce dünyaya tam ismi, “Vincili Piero’nun oğlu Leonardo” manasına gelen “Leonardo di Ser Piero da Vinci”dir. Eserlerini “Leonardo” ya da “Io, Leonardo (Ben, Leonardo)” olarak imzalamıştır.

Somut kanıtlar bulunmasa da, Leonardo’nun annesi Caterina’nın, babası Piero’ya ait Ortadoğulu bir köle olduğu tahmin ediliyor. Babası, Leonardo’nun doğduğu yıl, Albiera adındaki ilk eşi ile evlendi

Leonardo’ya bebekliğinde annesi baktı, annesi başka biriyle evlendirilerek komşu kasabaya yerleşince, babasının nadiren uğradığı büyükbabasının evinde yaşamaya başladı; arada sırada Floransa’ya babasının evine giderdi. Babasının ilk eşinden çocuğu olmadığı için aileye kabul edilmişti ama hiçbir zaman meşru bir çocuk olarak görülmedi ve amcası Francesco dışında ailedeki kimseden sevgi görmedi.

14 yaşına kadar Vinci’de yaşayan Leonardo, büyükanne ve büyükbabasının ardı ardına ölmesi üzerine 1466’da babası ile birlikte Floransa’ya gitti. Evlilik dışı çocukların üniversiteye gitmesi yasak olduğundan üniversite öğrenimi görme şansı yoktu. Küçük yaştan itibaren çok güzel çizimler yapan Leonardo’nun resimlerini babası, dönemin ünlü ressam ve heykeltıraşı Andrea del Verrocchio’ya gösterince, Verrochio onu çırak olarak yanına aldı. Leonardo Verrocchio’nun yanında Lorenzo di Credi ve Pietro Perugino gibi ünlü sanatçılarla çalışma fırsatı buldu. Atölyede sadece resim yapmayı değil, lir çalmayı da öğrendi. Gerçekten de iyi çalıyordu.

Floransa’yı 1482’de terkederek Milano Dükü Sforza’nın hizmetine girdi. Dükün hizmetine girebilmek için köprüler, silahlar, gemiler, bronz, mermer ve kilden heykeller yapabileceğini anlattığı ancak göndermediği mektubu bütün zamanların en olağanüstü iş başvurusu olarak kabul edilmiştir.

Leonardo, 1499’da şehir Fransızlar tarafından alınıncaya kadar 17 yıl boyunca Milano Dükü için çalıştı. Dük için sadece resim ve heykeller yapmak, festivaller organize etmekle uğraşmadı, aynı zamanda bina, makine ve tasarımları yaptı. 1485 – 1490 yıllarında doğa, mekanik, geometri, uçan makinelerin yanısıra, kilise, kale ve kanal yapımı gibi mimari yapılar ile ilgilendi, anatomi çalışmaları yaptı, öğrenciler yetiştirdi. İlgi alanı o kadar genişti ki, başladığı çoğu işi bitiremiyordu. 1490 – 1495 yıllarında çalışmalarını ve çizimlerini deftere kaydetme alışkanlığı geliştirdi. Bu çizimler ve defter sayfaları, müzeler ve kişisel koleksiyonlarda toplanmıştır. Bu koleksiyonculardan birisi de Leonardo’nun hidrolik alanındaki çalışmalarının el yazmalarını toplayan ’dir.

1499’da Milano’yu terkeden ve yeni bir koruyucu (hami) aramaya başlayan Leonardo, 16 yıl boyunca İtalya’da seyahat etti. Pek çok kişi için çalıştı, çoğu eserini yarım bıraktı.

İnsanlık tarihinin en iyi resimlerinden birisi kabul edilen Mona Lisa için 1503’te çalışmaya başladığı söylenir. Bu resmi tamamladıktan sonra hiç yanından ayırmamış, tüm seyahatlerinde yanında taşımıştı. 1504’te babasının ölüm haberi üzerine Floransa’ya döndü. Miras hakkı için kardeşleri ile mücadele etti ancak çabası sonuçsuz kaldı. Ancak çok sevdiği amcası tüm varlığını ona bıraktı.

1506 yılında Leonardo, bir Lombardiya aristokratının 15 yaşındaki oğlu olan Kont Francesco Melzi’yle tanıştı. Melzi, hayatının geri kalanında onun en iyi öğrencisi ve en yakını oldu. 1490’da 10 yaşında iken korumasına aldığı ve Salai adını verdiği genç de 30 yıl boyunca onunla beraber olmuş, ancak öğrencisi olarak bilinen bu genç hiçbir sanatsal ürün üretmemişti.

1513 – 1516 arasında Roma’da yaşadı ve Papa için geliştirilen çeşitli projelerde yer aldı. Anatomi ve fizyoloji alanında çalışmaya devam etti ancak Papa, kadavralar üzerinde çalışmasını yasakladı.

1516’da koruyucusu Giuliano de’ Medici’nin ölümü üzerine Kral 1. Francis’ten Fransa’nın baş ressam, mühendis ve mimarı olmak üzere davet aldı. Paris’in güneybatısında, Amboise yakınlarındaki Kraliyet Sarayı’nın hemen yanında kendisi için hazırlanan konağa yerleşti. Leonardo’ya büyük hayranlık duyan kral, sık sık ziyarete gelir ve sohbet ederdi.

Sağ koluna felç inen Leonardo da Vinci, resimden çok bilimsel çalışmalara ağırlık verdi. Kendisine dostu Melzi yardımcı olmaktaydı. Salai ise Fransa’ya geldikten sonra onu terk etmişti.

Leonardo 2 Mayıs 1519’da Amboise’daki evinde 67 yaşında öldü. Kralın kollarında can verdiği rivayet edilir, ancak, 1 Mayıs günü kralın bir başka şehirde olduğu ve bir gün içinde oraya gelemeyeceği bilinmektedir. Vasiyetinde mirasının esas bölümünü Melzi’ye bıraktı. Amboise’daki Saint Florentin Kilisesi’nde toprağa verildi.

Fiziksel temastan yani hoşlandığı iddia edilir: “Üreme faaliyeti ve bununla bağlantılı olan her şey o kadar iğrençtir ki insanlar hoş yüzler ve duygusal eğilimler de olmasa kısa sürede yok olacaktır” sözü daha sonra Sigmund Freud tarafından analiz edilmiş ve Freud, Leonardo’nun frijit olduğuna hükmetmiştir. [1]

1476 yılında, sevgilisi Verrocchio ile birlikte yaşarken 17 yaşındaki model Jacopo Saltarelli ile sodomist ilişki kurduğu gerekçesiyle adı bilinmeyen bir kişi tarafından suçlanmıştır. İki ay süren soruşturma sonucu, Leonardo’nun babasının saygın konumuna da bağlı olarak hiç şahit bulunamaması nedeniyle dava düşmüştür. [2] Bu olayın ardından Leonardo ve arkadaşları Floransa’daki “Gecenin Bekçileri” isimli örgüt tarafından bir süre takip edilmiştir. (Gecenin Bekçileri’nin İtalya’da Rönesans döneminde kurulan ve sodomizmin bastırılmasına yönelik faaliyet gösteren bir örgüt olduğu Podesta’nın yasal kayıtlarında da yer almaktadır)

“Salai” veya “il Salaino” takma adlarıyla da bilinen Gian Giacomo Caprotti da Oreno [3] Giorgio Vasari tarafından “Leonardo’nun büyük keyif aldığı harika kıvırcık saçları olan ışıltılı ve güzel genç” olarak tanımlanmıştır. Il Salaino, 1490 yılında henüz 10 yaşındayken Leonardo’nun evinde hizmetçiliğe başlamıştır. Leonardo ve il Saliano arasındaki ilişki “kolay” olarak değerlendirilmez. 1491 yılında Leonardo il Salaino’yu “hırsız, yalancı, inatçı ve pisboğaz” olarak nitelendirmiş ve onun için “Küçük Şeytan” benzetmesini yapmıştır. Yine de, il Salaino 30 yıl boyunca yoldaşı, hizmetçisi ve asistanı olarak Leonardo’nun hizmetinde kalmıştır. Leonardo, il Salaino’yu “Küçük Şeytan” olarak çağırmaya devam etmiştir. Leonardo’nun sanatçı defterlerinde çıplak olarak çizilen il Salaino yakışıklı ve kıvırcık saçlı bir ergen olarak tasvir edilir. [4] Bazı araitırmacılar, il Salaino’nun Vitruvius Adamı olduğunu ileri sürer.

1506 yılında Leonardo, 15 yaşındaki Kont Francesco Melzi ile tanışmıştır. Melzi, Leonardo’nun kendisine karşı hislerini bir mektubunda “a sviscerato et ardentissimo amore” (çok ihtiraslı ve fazlasıyla yakıcı aşk) olarak nitelendirmiştir. [5] il Salaino bu yıllarda Melzi’nin sürekli olarak Leonardo’nun yanında olmasını kabullenmek zorunda kalmıştır. Melzi, Leonardo’nun önce öğrencisi sonra da hayat arkadaşı olmuştur. Ayrıca, Leonardo Da Vinci’nin; Fransa’nın, kuruluşu çok eskilere dayanan (1099 M.S.) Sion Tarikatı’na 1510-1519 yılları arasında üstatlık (Başkanlık) yaptığı bilinmektedir.

Her iki ilişki de Leonardo’nun zamanında Floransa’da yaygın olan erotik usta-çırak ilişkisine bir örnektir. Bu iki ilişkisinin yanısıra Leonardo’nun Cesare Borgia ve Niccolò Machiavelli ile de “dostluktan öte” bir ilişki yaşadığı iddia edilmektedir. [6]

Leonardo’nun genç erkeklere olan ilgisi 16. yüzyılda da tartışma konusu olmuştur. 1563’te Gian Paolo Lomazzo tarafından yazılan “Il Libro dei Sogni”de (Düşler Kitabı) yer alan “l’amore masculino”daki (erkek aşkı) kurmaca bir diyalogda, Leonardo başkahramanlardan biri olarak yer almış ve “Biliniz ki erkekler arasındaki aşk çeşitli arkadaşlık duygularıyla erkekleri biraraya getiren bir erdemdir. Bu durum onları daha erkeksi ve yürekli hâle getirir” sözü Leonardo’nun ağzından verilmiştir. [7]

Leonardo’nun çalışmalarından ve biyografisini yazan erken dönem yazarlardan anlaşıldığı üzere Leonardo dürüst ve ahlaki konularda duyarlı bir kişiydi. Hayata duyduğu saygı onun en azından yaşamının bir evresinde vejeteryan olduğunu göstermektedir.[8]

Leonardo Da Vinci,ilk öğrenim yıllarında aritmetik ve geometride öğretmenlerini sorduğu sorularla şaşırtacak kadar çabuk ilerledi.Keskin zekası ve yetenekleriyle küçük yaşlarda bile dikkat çekiyordu.Müzikle de ilgileniyor ve oldukça iyi bir şekilde Lut çalıyordu.Fakat çocukluk yıllarında en gözde uğraşı resimdi.Babası da bunu fark edince,onu Floransa’nın en önemli atölyelerinden birine verdi.

Leonardo’nun insan vücuduna ilgisinin temelini, figür eskizleri için incelemeler oluşturur. İnsanı olabildiğince canlı ve tüm hareketleri gerçeğe en yakın şekilde çizmek için dış gözlemleri yeterli görmemiş, vücudun içini de görmek, kemiklerin, kasların ve eklemlerin birbirleriyle ilişkilerini kavramak istemiştir. Anatomi araştırmaları, giderek daha, çok zaman ayırdığı başlı başına bir ilgi alanı haline gelmiştir. İnsan organizmasına, çalışma prensiplerini merak ettiği mükemmel bir makine olarak yaklaşmıştır. O dönemin tıp bilimine temel oluşturan antik çağ hekimi Galen’in metinleri, merakını ancak kısmen giderebilmişti. Aklına gelen her soruyu sormaya başlamıştı.

Leonardo, gördüklerini çizerek açıklığa kavuşturuyordu. Kesitlerle, ayrıntılı görünüşlerle ve farklı açılardan yaptığı çizimlerle anatominin detaylarını ortaya çıkarıyordu. Çizimleri, bazı detaylardaki yanlışlıklara karşın son derece nettir. Anne karnındaki çizimi için bir insan kadavrasına disseksiyon yapmamış, inekleri inceleyip, oradan elde ettiği sonuçları insan anatomisine uyarlamıştı. Papa, Leonardo’nun insan kadavraları üzerinde disseksiyon yapmasını yasakladığında, dolaşım sistemi üzerine yaptığı araştırmayı devam ettirebilmek için sığır kalpleri kullanmıştı.

Mona Lisa

Mona Lisa yakından

The Virgin and Child with St. Anne

Vaftizci Yahya

Beşaret

Adoration of the Magi(Büyücüye Tapınma)

The Lady with an Ermine

Bacchus

Son Akşam Yemeği

Son Akşam Yemeği‘ndeki İsa’nın başı çalışması

Vitruvius Adamı

Embriyo çalışması

Kafatası çalışması

Kadın anatomisi

tasarısı

Uçan makine tasarısı

Tank tasarısı

Tatar yayı tasarısı

[1]The Fellows in the book

Konuyla ilgili diğer Wikimedia sayfaları :

Commons‘da Leonardo da Vinci ile ilgili çoklu ortam dosyaları bulunmaktadır.

VikiSöz‘de Leonardo da Vinci ile ilgili özlü sözler bulunmaktadır.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Leonardo_da_Vinci

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Hulusi Behçet

Yazan: -icat-mucit | Kategorilenmemiş | Cumartesi 9 Mayıs 2009 12:02

Hulusi Behçet (20 Şubat 1889- 1948 İstanbul), dermatoloji uzmanı ve insanı.

1937 yılında, bir kan damarı enflamasyonu (vaskülit) hastalığı olan ve bugün kendi adıyla anılan Behçet hastalığını tarif eden ilk bilim adamı olmuştur.

Zor bir çocukluk geçiren Behçet çok genç yaşta annesini kaybetmiş ve büyükannesi tarafından büyütülmüştür. Babasının Şam’daki işleri sebebiyle ilk eğitimini o dönemler Osmanlı Devleti’nde bulunan Şam’da tamamlamıştır. Fransızca, Almanca ve Latince öğrenmiştir. Tıp eğitimini Gülhane Askerî Tıp Akademisi’nde almıştır zira o dönemlerde Osmanlı Devleti’nde sivil tıp eğitimi almak mümkün değildir. 1910′daki mezuniyetinden sonra dört yıl boyunca dermatoloji ve cinsel yolla bulaşan hastalıklarda ihtisas yapmıştır.

I. Dünya Savaşı (1914-1918) sırasında Edirne‘deki askerî hastanede dermatoloji ve zührevi hastalıklar uzmanı olarak çalışmıştır. Savaştan sonra (1918-1919 arası) tıbbi bilgisini geliştirmek amacı ile önce Budapeşte’ye sonra da Berlin’e gitmiştir. Birçok ünlü meslektaşı ile tanışma fırsatı bulmuştur.

Türkiye’ye döndükten sonra serbest çalışmaya başlamış; önce Hasköy Cinsel Hastalıkları Hastane‘sinde (Haliç) başhekim olmuş, sonra Vakıf Gureba Hastanesi‘ne geçmiştir. O dönemde İstanbul Tıp Fakültesi’nin bir parçası olan hastanede profesörlük de yapmıştır.

1923′te, meşhur bir diplomatın kızı olan Refika Davaz ile evlenmiştir. Evliliklerinden bir kızı vardır.

Bilimsel çalışmaları

1933′de eski Dar-ül Funun’dan İstanbul Üniversitesi yeni kurulmuştu. Bu reform döneminde İstanbul Üniversitesi’nde dermatoloji o zamanki adıyla Deri Hastalıkları ve Frengi Kliniğini kurmuş ve profesör seçilmiştir. Hulusi Behçet, Türk akademisinde profesör unvanını alan ilk kişidir. Mesleğinin ilk yıllarından beri dermatoloji konusunda üretken bir bilim adamı olarak, birçok ulusal ve uluslararası kongreye orijinal makalelerle katılmış ve birçok bilimsel dergide makalesi yayınlanmıştır.

Ünlü Alman patolojicisi Prof. Schwartz onun için : « Behçet dünya çapında ünlü bir bilim adamı ama Türkiye’de değil. » demiş ve eklemiştir: « o her zaman yurtdışında buluşlarını tanıtıyor; bunun için onu Türkiye’de bulamıyorsunuz. »

Behçet, yeni jenerasyonların eğitimine yardımcı olmak için çok sayıda makaleyi Türkçe’ye çevirdi ve Kore gibi çok uzak ülkelerle ilişki kurmak için uluslararası derlemelerde orijinal olgu sunuları yayınladı.

1922′den itibaren frengi üzerinde çalışmalar yaptı ve frenginin tanısı, tedavisi, kalıtımsal özellikleri, serolojisi ve toplumsal yönleri üzerine birçok uluslararası makale yayınladı. Leishmaniasis (Oriental sore) 1923′den itibaren Dr. Behçet’in üzerinde çalıştığı bir diğer hastalıktı. Hakkında pek çok makale yayınladı ve diathermi ile tedavisinde başarılı oldu. Bir leishmania olgusunda, kabuk kaldırıldığında görünen “tırnak belirtisini” ilk defa tanımladı. Yayınlanmış eserlerinin bir kısmı parazitoz ile ilgiliydi. 1923 yılında Türkiye’deki “gale cereal – uyuz?” etkenlerini tanımladı.

O, aynı zamanda Türk tıbbının gelişiminde yayıncılıkta da öncüydü ve 1924′de Türkiye’deki “Turkish Archives of Dermatology and Syphilology” isimli ilk dermato-veneroloji dergisinin sorumlusuydu.

Eserleri [değiştir]

MAKALELER

Behçet H. Istanbul’da emrazı cildiye ve efrenciye tebabeti. Ist Ser 1921;1(8); 37-38.

Behçet H. Spiroketa pallida-I. Ist Ser 1921;1(9): 185-188.

Behçet H. Spiroketa pallida-II. Ist Ser 1921;1(10): 221-223.

Behçet H. Spiroketa pallida-III. Ist Ser 1922;1(13): 311-313.

Behçet H. Şereşefski kapilariyle frenginin çabuk teşhisi. Ist Ser 1921;1(11): 247-249.

Behçet H. Pandorf. Ist Ser 1922;1(14): 359.

Behçet H. Blumentalin Wassermann teamülündeki tadili. Ist Ser 1922;1(15).

Behçet H. Memleketimizde frengi tababeti. Ist Ser 1922;1(16): 85-87.

Behçet H. Frengi teşhis ve tedavisi. Ist Ser 1922;1(17).

Behçet H. Emrazı cildiyede laboratuarın kıymet ve ehemmiyeti (1). Ist Ser 1922;1(18): 453-457.

Behçet H. Emrazı cildiyede laboratuarın kıymet ve ehemmiyeti (2). Ist Ser 1922;2(2): 46-51.

Behçet H. Emrazı cildiyede laboratuarın kıymet ve ehemmiyeti (3). Ist Ser 1922;2(3): 71-74.

Behçet H. Emrazı cildiyede ziya tedavisi. Ist Ser 1922;2(1): 8-15.

Behçet H, Hodara M. Mutegayyır arpalardan mütevellit ihmirarı indifaat-ı cildiyei hüveysalinin tekvini marazisi hakkında tetkikat. Ist Ser 1922;2(4): 90-94.

Behçet H. Tabii ciltte (acide salicylique)’in nesci mütaleası. Ist Ser 1922;2(4).

Behçet H. Sporotrichos vak’ası. Ist Ser 1922;2:(6).

Behçet H. Trikofitidler. Ist Ser 1922;2:(7).

Behçet H, Hodara M. Tabii ciltte süblimenin tecrübi mutaleat-ı nesciyesi. Ist Ser 1922;2(8): 171-173.

Behçet H, Hodara M. Bir iyoderma tüberosum vak’ası. Ist Ser 1922;2(10): 240-243.

Behçet H. Recklinghausen Hakkında. Ist Ser 1922;2(10).

Behçet H. Emrazı cildiyede chrysorobine ve nesci mütaleası. Ist Ser 1922;2(12).

Behçet H. Liken tedavisinde neosalvarsan. Ist Ser 1922;2(13): 331-333.

Behçet H. Pelad ve tedavileri. Ist Ser 1922;2(14).

Behçet H. Arsenobenzol kazaları. Ist Ser 1922;2(17).

Behçet H. Jadassonun tıfli pamfigoitleri. Ist Ser 1922;2(17).

Behçet H. Frengi iyi olur mu? (Açık ). Ist Ser 1923;3(3): 151-153.

Behçet H. Piedra. Ist Ser 1923;3(3): 373-375.

Behçet H. Alfred Blasko. Ist Ser 1923;3(4): 22.

Behçet H. Emrazı cildiyede hikemi ve şuai tedaviler.Ist Ser 1923;3(4): 104-114.

Behçet H. Madam Dr. Kaufmann. Ist Ser 1923;3(5): 23.

Behçet H. Frengi tedavisinde tanınmış hekimlerin mütaleaları. Ist Ser 1923;3(7).

Behçet H. Frengi münakaşasına dair (Mustafa Hakkı Bey’e). Ist Ser 1923;3(8): 81-84.

Behçet H. Halep veya Şark çıbanlarının diyatermi ile tedavisi. Ist Ser 1923;3(8).

Behçet H, Hodara M, Süreyya. Arpa ve hububatı saire tozlarından mütevellid ihmirarı hüveysali indifaatı cildiye-i hakkaviyenin menşei hakkında tetkikatı tecrübeyiye ve muayenatı nesciye. Ist Ser 1923;3(9): 243-248. [Darf Tıp Fak Mec 1923;5(1-2): 52-58.]

Behçet H. Psoriasis tuberculosa mı, frengiye mi merbuttur? Kritik. Ist Ser 1924;3(14).

Behçet H. Xeroderma pigmantosum vak’ası. Ist Ser 1924;4(12).

Behçet H. Emrazı cildiyenin tedavisinde mühim hatveler. Ist Ser 1925;4(5).

Behçet H. irsi frengi. Ist Ser 1925;4(6).

Behçet H, Hodara M. Cildi bir aspergillus vak’ası. Ist Ser 1925;4(8): 715-717.

Behçet H. Castellani’nin epidermofizisi. Ist Ser 1925;6(9): 786-788.

Behçet H. Memleketimizde emrazı içtimaiye mücadelesi ve tıp fakültesi. Ist Ser 1925;6(11): 196-198.

Behçet H. İki aktinomikoz vak’ası. Ist Ser 1926;5(9).

Behçet H. Diatermi ile Halep çıbanlarının tedavisi. Ist Ser 1926;7(7): 1013-1015.

Behçet H. Viyana’da frengi tedavisi. Ist Ser 1926;7(7): 1023-1029.

Behçet H. Muhterem Hocam Menahem Hodara. Ist Ser 1926;8(4): 319-322.

Behçet H. İododerma tuberosumlar hakkında. Ist Ser 1927;6(1).

Behçet H. Emrazı cildiyede ürotropin. Ist Ser 1927;6(10).

Behçet H. Semmi iptidai had eritroderminin nesci mütaleası. Ist Ser 1927;6(12).

Behçet H. Kaş ve kirpiklerde görülen trikofizi. Ist Ser 1927;8(9) 1339-1341.

Behçet H. Cüzzam ve tedavisi (1). Sıhh Mec 1928;4(14): 62-81.

Behçet H. Cüzzam ve tedavisi (2). Sıhh Mec 1928;4(15-16): 15-30.

Behçet H. İchtiyolün menfaatları, frengide bizmut mürekkebi intihabı. Ist Ser 1928;7(5).

Behçet H. Rinofimaların tedavisi hakkında. Ist Ser 1928;7(11).

Behçet H. İrsi veya viladi frengi seririyatı. M.T.T.K., Ank. 1929 (Ayrı Baskı).

Behçet H. Unna ve Brocq (1). Ist Ser 1929;10(12): 3227-3233.

Behçet H. Unna ve Brocq (2). Ist Ser 1929;11(1): 3263- 3266.

Behçet H. Felix Balzer. Ist Ser 1929;11(1): 3263.

Behçet H. İrsi frengi ve dahili ifraz teşevvüşleri. Ist Ser 1929;11(3): 3308-3317.

Behçet H. Paris emrazı cildiye ve efrenciye kongresine dair. Ist Ser 1930;11(9): 3444-3451.

Behçet H. Scrofulodermayı taklid eden zamgi ve takarruhi bir aspergillus vak’ası. Ist Ser 1930;12(7): 3667-3671.

Behçet H. Ekzemaların patojenisi hakkında. Ist Ser 1930;12(11): 3815-3820.

Behçet H. Beynelmilel Kopenhag cilt ve frengi kongresi (1). Ist Ser 1930;12(6): 3641-3644.

Behçet H. Beynelmilel Kopenhag cilt ve frengi kongresi (2). Ist Ser 1930;12(8): 3691-3697.

Behçet H. Çelik OS. Müteaddit ve kangren şekli gösteren ciltte difteri tekarruhatı. Ist Ser 1931;12(12): 3826-3828.

Behçet H. Sofya’da ilmi faaliyet. Ist Ser 1931;12(12): 3835-3838.

Behçet H. Menşeini gözden alan ikinci bir cildi difteri vak’ası. Ist Ser 1931;13(1): 3851-3852.

Behçet H. Guogerot’nun konferansı münasebetiyle emrazı zühreviye ile mücadele. Ist Ser 1931;13(1): 2-4.

Behçet H. Fuhş ve heyeti içtimaiye. Ist Ser 1931;13(12): 12-14.

Behçet H. Şark çıbanları ve nadir bir istilası. Ist Ser 1931;13(2): 66-67.

Behçet H. Phthirus inguinalis’in nadir bir istilası. Ist Ser 1931;13(3): 66-67.

Behçet H. Sycosis lupoide’in diyatermi ile tedavisi. Ist Ser 1931;13(8): 147-148.

Behçet H. İncir ağacı dermatitleri hakkında. Pra Doktor 1932;1(5-6): 226-228.

Behçet H. Behandlung des sycosis lupodies mit diathermie. Ist Ser 1932;14(1).

Behçet H. İyodürden mütevellit vechin faavi tenebbüti pamfigoit indifaı. Ist Ser 1932;14(1): 183-184.

Behçet H. Acanthosis nigricans’lar hakkında bazı mülahazalar (1). Ist Ser 1932;14(3): 221-225.

Behçet H. Acanthosis nigricans’lar hakkında bazı mülahazalar (2). Ist Ser 1932;14(5): 271-274.

Behçet H. Poikilodermalar hakkında bazı mütalaat. Ist Ser 1932;14(6): 296-298.

Behçet H. Halep çıbanı. Sıhhat Almanakı 1933; 458-462.

Behçet H. Leishmaniose cutanée ou bouton d’Orient. Ist Ser 1933;15(3): 507-510.

Behçet H, Plevnelioğlu H. Mycotique hastalardan kültür. Ist Ser 1933;15(3): 526-527.

Behçet H. Marsilya Kongresinde leishmanioslar hakkında vaki tebliğler münasebetiyle. Ist Ser 1933;15(6): 632-634.

Behçet H. Deri ve frengi hekimliği (Açılış Dersi). Deri Hast Frengi Kl Arş 1934;1(1): 3-16.

Behçet H. Wright çıbanları seririyatında ihmal edilmiş iki mühim nokta. Deri Hast Frengi Kl Arş 1934;1(1): 18-22.

Behçet H. Frengi başlangıcı ve geçirdiği devreler. Deri Hast Frengi Kl Arş 1934;1(1): 23-27.

Behçet H. Frenginin mütetabbibler ve şarlatanlar tarafından tedavisi. Deri Hast Frengi Kl Arş 1934;1(1): 59-65.

Behçet H. Deux point important et négligés dans le tableau clinique de boutons de Wright. Deri Hast Frengi Kl Arş 1934;1 (1): 75-75.

Behçet H. İchtyose histrixleri, adi ichtyose’lardan ayrırabilir miyiz? Deri Hast Frengi Kl Arş 1934;1(2): 81-86.

Behçet H. Dermatolojide zemin, irsiyet, istidat, fartı hassasiyet, anafilaksi, allerji, idiyosenkrasi, cildin şahsiyeti ve rolleri. Deri Hast Frengi Kl Arş 1934;1(2): 86-106.

Behçet H. Herxheimer teamülü hakkında. Deri Hast Frengi Kl Arş 1934;1(2): 145-161.

Behçet H. Frengi dersleri (1). Deri Hast Frengi Kl Arş 1934;1(2): 106-122.

Behçet H. Frengi dersleri (2). Deri Hast Frengi Kl Arş 1934;1(3-4): 234-282.

Behçet H. Frengi dersleri (3). Deri Hast Frengi Kl Arş 1934;1(5-6): 367-389.

Behçet H. Frengi dersleri (4). Deri Hast Frengi Kl Arş 1935;2(7): 520-533.

Behçet H. Frengi dersleri (5). Deri Hast Frengi Kl Arş 1935;2(8): 597-611.

Behçet H. Frengi dersleri (6). Deri Hast Frengi Kl Arş 1935;2(9-10): 721-733.

Behçet H. Frengi dersleri (7). Deri Hast Frengi Kl Arş 1935;2(11-12): 883-894.

Behçet H. Considérations concernant le fait de savoir si l’on doit ou non distinguer les ichthyoses hystrix des ichthyoses vulgaries. Deri Hast Frengi Kl Arş 1934;1(2): 220-224.

Behçet H. El ve ayak içlerindeki keratoz, hiperkeratoz ve keratodermiler hakkında. Deri Hast Frengi Kl Arş 1934;1(3-4): 225- 229.

Behçet H. İncir dermatitleri hakkında. Deri Hast Frengi Kl Arş 1934;1(3-4): 300-302.

Behçet H. Nadir görülen bir acanthosis nigricans vak’ası münasebetiyle bazı mülahazalar. Deri Hast Frengi Kl Arş 1934;1(5- 6): 363-365.

Behçet H. Ravaut. Deri Hast Frengi Kl Arş 1934;1(5-6): 495-500.

Behçet H. A propose des kératoses, hyperkératoses et kératodermies palmaires-plantaires. Deri Hast Frengi Kl Arş 1935;2(7): 574-578.

Behçet H. Prof. Dr. G. Gjorgievic. Deri Hast Frengi Kl Arş 1935;2(8): 670.

Behçet H. Wright çıbanları hakkında. Deri Hast Frengi Kl Arş 1935;2(11-12): 825-836.

Behçet H. A propos de boutons de Wright. Deri Hast Frengi Kl Arş 1935;2(11-12): 1020-1040.

Behçet H. Frengi tarihi ve geçirdiği devirler. Deri Hast Frengi Kl Arş 1936;3(13-14): 1041-1068.

Behçet H, Otteinstein B. İncir dermatitleri hakkında. Deri Hast Frengi Kl Arş 1936;3(15): 1175-1177.

Behçet H. Prof. Beron. Deri Hast Frengi Kl Arş 1936;3(16): 1267-1269.

Behçet H. Viladi frengi tedavisi (1). Deri Hast Frengi Kl Arş 1936;3(16): 1235-1237.

Behçet H. Viladi frengi tedavisi (2). Deri Hast Frengi Kl Arş 1936;3(17): 1271-1274.

Behçet H. Nicolas-Favre hastalığını taklid eden metastatik magben gangliyonlar karsinomu. Deri Hast Frengi Kl Arş 1937;4 (19): 1345-1346.

Behçet H. Ağız ve tenasül uzuvlarında husule gelen aftöz tegayyürlerle aynı zamanda görünen virutik olması muhtemel teşevvüşler üzerine mülahazalar ve mihraki intan hakkında şüpheler. Deri Hast Frengi Kl Arş 1937;4(20): 1369-1378.

Behçet H. Cilt difterileri ve nadir lokalizasyonları. Deri Hast Frengi Kl Arş 1937;4(20): 1439-1443.

Behçet H, Otteinstein B, Lion K, Dessauer F. İncir dermatitleri hakkında (1). Deri Hast Frengi Kl Arş 1937;4(23-24): 1471- 1482.

Behçet H. Chancre mou ve ihtilatı tedavisinde kullanılan Demolcos tedavisi spesifik midir? Deri Hast Frengi Kl Arş 1937;4(23-24): 1502-1503.

Behçet H. Nadir lokalizasyona malik bir xanthome en tumeure vak’ası üzerine giriş notu. Deri Hast Frengi Kl Arş 1937;4(23- 24): 1503-1504.

Behçet H. Cutis verticis gyrata veya pachydermie vorticellée tabirleri üzerine ufak bir kritik. Deri Hast Frengi Kl Arş 1937;4(23-24): 1507-1512.

Behçet H. Considerations sur les lesions aphteuses de la bouches et des parties genitale, ainsi que sur les manifestations oculaires d’origine probablement virutiques et observations concernant leur foyer d’infection. Deri Hast Frengi Kl Arş 1937;4(23-24): 1521-1530.

Behçet H, Otteinstein B, Lion K, Dessauer F. Zur frage der freigendermatitis (1). Deri Hast Frengi Kl Arş 1937;4(23-24): 1530-1542.

Behçet H, Otteinstein B, Lion K, Dessauer F. İncir dermatitleri hakkında (2). Deri Hast Frengi Kl Arş 1938;5(25-26): 1543- 1551.

Behçet H, Otteinstein B, Lion K, Dessauer F. Zur frage der freigendermatitis (2). Deri Hast Frengi Kl Arş 1938;5(25-26): 1649-1657.

Behçet H. Prof. Kummer’in ağız muhat gışasının büllöz, vezikülöz ve aftöz hastalıkları hakkındaki neşriyatı münasebetiyle. Deri Hast Frengi Kl Arş 1938;5(25-26): 1590-1593.

Behçet H. Son aylar zarfında kliniğimizde tesbit edilen üç Nicolas-Favre vak’ası münasebetiyle (1). Deri Hast Frengi Kl Arş 1938;5(25-26): 1597-1598.

Behçet H. Son aylar zarfında kliniğimizde tesbit edilen üç Nicolas-Favre vak’ası münasebetiyle (2). Deri Hast Frengi Kl Arş 1938;5(27): 1718-1721.

Behçet H. Sabouraud. Deri Hast Frengi Kl Arş 1938;5(25-26): 1647-1846.

Behçet H. Einige Bemerkungen zu den Arbeiten von Professor Kumer Über die Vesikulosen, Aphtösen und Bullosen Erkrankungen Der Munaschleimhaut. Deri Hast Frengi Kl Arş 1938;5(25-26): 1165-1668.

Behçet H. Prof. Dr. Niyazi Gözcü’nün Tebliği Münasebeti ile. Deri Hast Frengi Kl Arş 1938;5(28): 1740-1744.

Behçet H, Gözcü N. Üç nahiyede nüksi tavazzular yapan ve hususi bir virus tesiri ile umumi intan hasıl ettiğine kanaat getirdiğimiz entite morbide hakkında (1). Deri Hast Frengi Kl Arş 1938;5(30): 1863-1873.

Behçet H, Gözcü N. Üç nahiyede nüksi tavazzular yapan ve hususi bir virus tesiri ile umumi intan hasıl ettiğine kanaat getirdiğimiz entite morbide hakkında (2). Deri Hast Frengi Kl Arş 1939;6(31): 1915-1920.

Behçet H. Wright çıbanlarında ihtilatları, deri leishmaniasisleri veya metaleishmaniosis’ler ve leishmaidler ve atipik şekilleri hakkında. Deri Hast Frengi Kl Arş 1941;8(43-45): 2315-2324.

Behçet H. Dr. Nuri Osman Eren. Deri Hast Frengi Kl Arş 1941;8(46): 2433-2434.

Behçet H. Trisymptomes müşahedeleri hakkında. Deri Hast Frengi Kl Arş 1941;8(47-48): 2477-2487.

Behçet H. Istanbul’da (autocuton) otokton olarak gittikçe artan Wright çıbanları. Deri Hast Frengi Kl Arş 1942;9(49-50): 2535-2539.

Behçet H, Ottenstein B, Toksoy G, Eser S. Pemphigus’un etiyoloji meselesine dair hayvanlarda tecrübi araştırmalar. Deri Hast Frengi Kl Arş 1942;9(51-52): 2581-2593.

Behçet H. Trisymptomes complex, veya syndrom yahut Morbus Behçet nasıl tesbit edilmiştir. Deri Hast Frengi Kl Arş 1942;9(53- 54): 2663-2673.

Behçet H. Anadolu’da şark çıbanları yayını münasebetiyle Profesör Marchionini’ye. Deri Hast Frengi Kl Arş 1943;10(59-60): 2779-2812.

Behçet H. Trisymptomes complex hakkında Prof. Kummer’e (vien) cevap. Ist Tıp Fak Mec 1944;7(2): 3492-3502.
KİTAPLAR

Behçet H. Frengi Dersleri. Istanbul, Akşam Matbaası, 324 sh, 1936.

Behçet H. Klinikte ve Pratikte Frengi Teşhisi ve Benzeri Deri Hastalıkları. 450 sh. (ayrıca 130 sh. Resim), Istanbul, Kenan Basımevi, 1940.
MONOGRAFİLER

Behçet H, Hodara M. Etude histologique expérimentale sur le sublimé appliqué sur la peau normale. Monografi, 55 sh., Keçecian Matb., Istanbul, 1921.

Behçet H, Hodara M. Recherches sur la pathogénie de la dermatose produites par les poussiéres d’orge altérées. Monografi, Istanbul, 1921.

Behçet H, Hodara M. Un cas de iodide noduleuse, pustuleuse, ecthymateuse et vegétante ou ioderma tubéerosum. Monografi, Istanbul, 1921.

Behçet H. Emrazı Cildiyede Laboratuarın Kıymet ve Ehemmiyeti. Monografi, 65 sh., Istanbul, 1922.

Behçet H. Halep veya Şark Çıbanlarının Diatermi ile Tedavisi. Monografi, 22 sh., Orhaniye Matb., Istanbul. 1922.

Behçet H. Frengi tedavisi hakkında beynelmilel anketlerim. Monografi, 45 sh., 1923.

Behçet H. Wassermann Hakkında Noktai Nazar ve Frengi Tedavisinde Düşünceler. Monografi, 120 sh, Istanbul, 1924.

Behçet H. Frengi iptidai karhası ve hurdebini teşhisi. Monografi, 145 sh., 1926.

Behçet H. Halep veya Şark Çıbanlarının Diatermi ile Tedavisi. Monografi, 25 sh., Kader Matb., Istanbul. 1926.

Behçet H, Hodara M, Süreyya. Memleketimizde Arpa Uyuzlarının Menşei Hakkında Etüdler. Monografi, 58 sh., Istanbul, 1927.

Behçet H. Frengi Niçin Ayıp Görülür, Frengiyi Neden Gizli Tutmak Adet Olmuştur. Tabiatta Ayıp Denilen Hastalık Var mıdır? Monografi, 13 sh., Belediye Basımevi, Istanbul, 1935.

Behçet H. Frengi tarihi ve geçirdiği devirler. Üniv. Haft. Ist. Üniv. Yayın., No : 47, Ist. 1937.
ÇEVİRİLER

Behçet H. Frengi ve felaketi içtimaie (Çeviri). Ist Ser 1925;5(5): 565-572.

Behçet H. Beynelmilel 3. lepra kongresi (Çeviri). Ist Ser 1928;10(7): 3079-3083.

Behçet H. Frengiye karşı mücadelei içtimaiye konferansı (Çeviri). Ist Ser 1928;10(7): 3083-3099.

Behçet H. Sérologie, frenginin teşhis ve tedavisi meselesini değiştirir mi? (1)(Çeviri Gate, Nicolas’tan). Ist Ser 1929;11 (7): 3399-3402.

Behçet H. Sérologie, frenginin teşhis ve tedavisi meselesini değiştirir mi? (2)(Çeviri Gate, Nicolas’tan). Ist Ser 1929;11 (8): 3412-3416.

Behçet H. Brezilya mektupları (Çeviri Darier’den). Ist Ser 1930;12(6): 3644-3661.

Behçet H. İskandinav memleketlerinde viladi frengi mücadelesi (1) (Çeviri Ehlers’den). Ist Ser 1931;13(1): 16-19.

Behçet H. İskandinav memleketlerinde viladi frengi mücadelesi (2) (Çeviri Ehlers’den). Ist Ser 1931;13(2): 44-49.

Behçet H. İskandinav memleketlerinde viladi frengi mücadelesi (3) (Çeviri Ehlers’den). Ist Ser 1931;13(3): 67-71.

Behçet H. İskandinav memleketlerinde viladi frengi mücadelesi (4) (Çeviri Ehlers’den). Ist Ser 1931;13(6): 115-118.

Behçet H. İskandinav memleketlerinde viladi frengi mücadelesi (5) (Çeviri Ehlers’den). Ist Ser 1931;13(7): 139-140.

Behçet H. Prof. Gougerot’nın Türkiye seyahati intibaatı (Çeviri Gougerot’dan). Ist Ser 1931;13(5): 93-97.

Behçet H. Tardidi mevzii achromie (Çeviri Gougerot’dan). Ist Ser 1931;13(7): 123.

Behçet H. Kopenhag kongresinden sonra ekzamanın hali hazır tedavisi (Çeviri Darier’den). Ist Ser 1932;14(1).

Behçet H. Abolitonist memleketlerde frenginin ihtiyeri veya mecburi tedavisi (1)(Çeviri). Deri Hast Frengi Kl Arş 1934;1(3- 4): 313-317.

Behçet H. Abolitonist memleketlerde frenginin ihtiyeri veya mecburi tedavisi (2)(Çeviri). Deri Hast Frengi Kl Arş 1934;1(5- 6): 459-477.

Behçet H. Frenginin mükerrer aşılanması (Çeviri). Deri Hast Frengi Kl Arş 1934;1(3-4): 317-327.

Kaynak: wikipedia.org

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Nikola Tesla

Yazan: berfin kayran | Mucitler | Cumartesi 20 Aralık 2008 13:34

Nikola Tesla, (Sırpça: Никола Тесла)(d. 10 Temmuz 1856, Smiljana-Hırvatistan – ö. 7 1943, New York). Sırp asıllı fizikçi, mucit, mühendisi ve elektrik mühendisi. 19. ve 20. yüzyılın en ilginç buluşçularından birisidir.

Babası papazdı. Hiçbir zaman okuyup yazamamasına rağmen, annesi halk arasında pratik ev aletleri mucidi olarak bilinirdi. Ona göre Tesla, yaratıcı dahi olmaya adaydı. Papaz olması için babasının zorlamasına karşı çıkarak, genç Tesla, mühendislik mesleğinde ısrar etti. Annesi de onu destekledi, fizik ve matematikte bilgisini arttırırken Graz’daki Politeknik okuluna girdi ve Prag Üniversitesi’nde eğitimine devam etti. Yabancı teknik eserleri okuyabilmek için, orada, yabancı dil kursuna devam etti. Anadili olan Sırpça ve ailece bildikleri Almancaya ek olarak İngilizce, Fransızca ve İtalyancayı da öğrendi.

Prag’daki tahsilini 1880′de bitirdikten sonra, Budapeşte’de lisans üstü yaparken, profesörüyle alternatif akımın özelliklerini tartıştı. Sonra bir Paris şirketinde çalışmaya başladı. Burada doğru motorları ve dinamolar konusunda geniş ve önemli tecrübeler edindi. Oradayken çalıştığı döner makineleri korumak için regüle edici kontrol cihazları icat etti.

Elektrik endüstrisinin durumu

O günlerde genellikle doğru akım, ısıtmaya, aydınlatmaya, güç sağlamaya ve iletmeye en uygun elektrik akımı olarak bilinirdi. Fakat doğru akım direnç kayıpları o kadar büyüktü ki, her mil kare için bir güç santralına gerek vardı. İlk akkor ampuller (110 Volt’ta), güç santralına yakın olsalar bile parlak yanmıyorlar ve bir milden daha uzaklıktakiler ise kaybolan güce bağlı olarak sönük yanıyorlardı.

1884′de genç Tesla, kafası fikirlerle dolu ve cebinde 4 sentle New York’ta gemiden ayrıldı. Tecrübesi onu doğru akım motorları ve dinamolardaki komütatörün sonsuz sorunlar yaratan, gereksiz bir karışıklık olduğuna inandırmıştı. doğru akım üretecinin bir komütatörle dış devrede tamamen aynı yöne akan dalga dizileri şeklinde alternatif akım oluşturduğunu gördü. O zaman, motorda dönme hareketini sağlayacak bir doğru akım elde etmek için, yöntem tersine çevrilmeliydi. Her elektrik motorunun endüvi’si, motora alternatif akım beslemek için döndüğü anda manyetik kutupların yönlerini değiştiren, döner komütatöre sahipti.

İlham

Tesla’ya göre bu doğru akım, saçmalığın ta kendisiydi. Hem jeneratör (üreteç) hem de motordaki komütatörü ortadan kaldırmak ve alternatif akımı tüm sistemde kullanmak akla uygun gelmekteydi. Fakat hiç kimse alternatif akımda çalışabilen bir motoru oluşturmamıştı ve Tesla bu sorunu çok düşündü. 1882 Şubatında, Budapeşte’nin bir parkında Szigetti adında bir sınıf arkadaşı ile gezinirken aniden haykırdı: “Buldum!” Tüm elektrik endüstrisinde devrim yapacak olan “dönen manyetik alan”ı bulmuştu. Dönen elemana bağlantı gereği olmayacaktı. Komütatör yoktu artık.

Sonradan tüm alternatif akım elektrik sistemlerini tasarladı. Alternatörler, elektrik enerjisinin ekonomik iletimi ve dağıtımı için gerilim yükseltici ve alçaltıcı transformatörler ve mekanik güç sağlamak için alternatif akım motorları. Dünyanın her tarafında harcanıp giden su gücünün bolluğundan esinlenip, gerekli olan yerlere enerji dağıtabilen hidroelektrik santralleriyle bu büyük gücün elde edilmesini tasarladı. Budapeşte’de “Birgün Niyagara Çağlayanını elektrik elde etmek için kullanacağım” diyerek dinleyenleri şaşırttı.

Edison tarafından cesareti kırıldı

Tesla’nın aradığı fırsat ve şans kolayca eline geçmedi. O zamanlar New York’da Pearl caddesindeki ilk laboratuvarında akkor lambası için pazar aramakla meşgul olan Edison’a rastladığı zaman Tesla, gençlik heyecanıyla, kendisinin bulduğu alternatif akım sisteminin açıklamasını yaptı. Bu düşünceyi derhal ve tamamen kestirip atan o büyük adam, “Sen teori üzerinde vaktini harcıyorsun” dedi.

Bir yıl boyunca, uzun boylu, zayıf Yugoslav, bu yabancı ülkede açlıktan korunmak için mücadele etti. Gün geldi, çukur kazarak geçimini sağladı. Fakat birlikte çalıştığı çukur kazıcı, Western Union’un ustası, yemek saatlerinde Tesla’ nın ilgilendiği yeni elektrik sistemlerinin hayali tariflerini dinleyerek, bu konu üzerinde bir plan yaptı. Tesla’yı A.K.Brown adlı firmanın sahibiyle tanıştırdı. Tesla’nın parlak planlarıyla büyülenerek, Brown ve bir ortağı büyük bir atılım yapmaya karar verdiler. Ortaya belirili bir miktar koydular ve Tesla Batı Broadway’de bir deney laboratuvarı kurdu. Orada Tesla jeneratör, transformatörler, iletim (transmisyon) hattı, motorlar ve ışıklar gibi tasarladığı sistemlerin tümünün planlarını hazırladı. Hatta iki ve üç fazlı sistemleri de tasarladı.

Cornell Üniversitesi’nden Profesör W.A. Anthony yeni alternatif akım sistemini sınadı ve derhal Tesla’nın senkron motorunun en iyi doğru akım motoruna eşit yeterlikte olduğunu açıkladı.

Alternatif akım ortaya çıkıyor

O zaman Tesla bütün kısımlara sahip tek bir patent altında sistemini tescil ettirmek istedi. Patent Bürosu her önemli fikir için ayrı bir dilekçeyle başvurulmasında ısrar etti. Tesla, 1887′nin Kasım ve Aralığında dilekçelerini verdi ve daha sonraki altı ayda yedi tane A.B.D. patenti aldı. 1888 Nisan’ında çok fazlı sistemini de içeren dört ayrı patent için başvurdu. Bunlar da hızla, bekletilmeden verildi. Yılın sonuna kadar 18 patent daha aldı. Bunları, çeşitli Avrupa patentleri izledi. Bu kadar hızla dağıtılan bu patent çığırının, eşi görülmemişti. Fakat fikirler ilginçti. O kadar ki, bir çelişme ya da bir tahmin yoktu. Bu yüzden patentler tek bir tartışma bile yapılmadan verildi.

Bu sırada Tesla, New York’da AIEE (Şimdiki IEEE)’nin bir toplantısında çok gösterişli konferans verip, tek ve çok fazlı alternatif akım sistemlerinin gösterisini yaptı. Dünya mühendisleri, muazzam gelişmenin kapısını açarak, telle yapılan elektrik enerjisi iletimindeki sınırlamaların giderilmiş olduğunu gördüler.

Fakat, kim, tümüyle daha iyi olan bu sistemi uygulayacaktı? Doğal olarak, bu kuruluş, Edison-General Electric olmayacaktı. Aksi halde kendi yatırımlarının eskimiş olduğunu kabul edeceklerdi.

İşte tam o sırada George Westinghouse, Tesla’nın laboratuvarlarına gitti ve Tesla ile tanıştı. Westinghouse, “Alternatif akım patentleri için bir milyon Dolar nakit ve ayrıca satış payı vereceğim” diyerek teklifini yaptı. Satış payı, beygir gücü başına 1 Dolar olmak üzere anlaştılar.

Ülke çapındaki Westinghouse yatırımlarının başarısı, gelişen elektrik endüstrisinde rakip durumunu korumak için General electric, Westinghouse’dan bir lisans almak zorunda kaldı.

1890′da, uluslararası Niagara komisyonu elektrik üretmek için, Niagara çağlayanının gücünü kullanmak amacıyla çalışmaya başladı. Bilgin Lord Kelvin, komisyonun başkanlığına atandı ve derhal doğru akım sisteminin en iyi olacağına dair açıklamasını yaptı. Fakat güç, 26 mil uzaklıktaki Buffalo‘ya iletilecekti. Bu durumda alternatif akımın gerekliliğini kabul etti.

Westinghouse, on tane 5000 beygirgücündeki hidroelektrik jeneratörü için ve General Electric ise iletim hattı için kontrat yaptılar. Bu sistem iletim hattı, yükseltici ve alçaltıcı transformatörler Tesla’nın 2 faz projesine uygundu. Hareket eden parçaları azaltmak için, dıştan dönen alan ve içi sabit armatürlü, büyük alternatörler planlanmıştı.

O zamana kadar bu büyüklükte bir proje yapılmadığı için, bu tarihi proje heyecan yarattı. Dakikada 250 devir yapan, herbiri 1775 Amper veren, 2250 Volt’luk on büyük alternatör, iki fazlı 25 Hz (Hertz)’de 50 000 Beygir gücü veya 37 000 kW’lık çıkış oluşturuyordu. Rotorların herbiri, 3 metre çapında, 4,5 metre uzunluğunda (düşey jeneratörlerde 4,5 metre yükseklik) ve 34 ton ağırlığındaydı. Sabit parçaların herbiri 50 ton ağırlığındaydı. Gerilim, iletim için 22.000 Volt’a çıkarıldı.

Uzaktan kontrolü

Sonradan Telsiz denilen, radyo alanında Tesla’nın öncülüğü, Mors koduyla yapılan haberleşmeden de ileri gitti. 1898′de New York şehrinin Madison Parkı’nda (Madison Square Garden) telsiz ile uzaktan kontrola ait parlak bir gösteri düzenledi.Geleneksel Elektrik Fuarının geliştiği yer ve genellikle Barnum-Bailey sirkinin çalıştığı büyük alanın ortasına büyük bir tank koydu ve suyla doldurdu. Bu küçük gölün üzerine, yüzmesi için, 1 metre uzunluğunda anten direği olan bir tekne koydu. Teknenin içinde bir radyo alıcısı vardı. Tesla, seyircilerin isteği doğrultusunda ileri gitme, sağa veya sola dönme, durma, geri gitme, ışıkları yakıp söndürme gibi çeşitli şeyleri uzaktan radyo kontrol sayesinde yaptı. Unutulmaz gösteri tüm seyircileri hayran bıraktığı gibi günlük gazetelerin ön sayfalarında yer aldı.

Yüksek frekans öncülüğü

Tesla, araştırmalarında, yüksek gerilim ve yüksek frekansın bilinmeyen alanlarına daha çok yer verdi. Yüksek frekans cihazlarını kullanırken, bir elini daima cebinde tutardı. Bütün laboratuvar asistanlarına bu ön tedbiri almalarında ısrar ederdi ve bu kural, bugüne kadar daima gerilim bakımından tehlikeli cihaz etrafındaki uyanık araştırıcılar tarafından da uygulanmaktadır. O zaman yararlanılmamış olmasına rağmen, Tesla’nın yüksek frekans ve yüksek gerilim alanındaki keşifleri, modern elektroniğin yolunu açtı. Bir yüksek frekans transformatörü ile (Tesla Bobinleri – Tesla Coils) çıplak elinde tuttuğu gazlı tüpü yakacak şekilde vücudundan, zarar vermeden, yüksek gerilimli akım geçiriyordu. O günlerde Tesla, aslında neon tüpünün ve flüoresan tüpünün aydınlatmasını gösteriyordu.

Bazen, frekans aralığının alt ve üst kısımlarında yaptığı denemeler, Tesla’yı keşfedilmemiş bölgelere yöneltti. Mekanik ve fiziksel titreşimlerle çalışırken, Houston Caddesindeki yeni laboratuvarının etrafında hakiki bir depreme neden oldu. Binanın doğal rezonans frekansına yaklaşan, Tesla’nın mekanik osilatörü, eski binayı sarsarak tehdit etti. Bir blok ileride, polis karakolundaki eşya esrarengiz bir şekilde dans etmeye başladı. Böylece, Tesla, rezonans, vibrasyon ve “doğal 7 periyot”a ait matematiksel teorileri ispatladı.

Dünya’nın en güçlü vericisi

Yüksek gerilim ve yüksek frekanslı elektrik iletimi konusundaki araştırmalar, Tesla’yı Colorado Springs yakınlarındaki bir dağın üzerine dünyanın en güçlü radyo vericisini kurup çalıştırmaya yöneltti. 60 metrelik direğin etrafında, 22,5 metre çapında, hava çekirdekli transformatörü yaptı. İç kısımdaki sekonder 100 sarımlı ve 3 metre çapındaydı. Üreticisi, istasyondan birkaç mil uzaklıkta bulunan enerjiyi kullanırken, Tesla ilk insan yapımı şimşeği oluşturdu. Bir direğin tepesindeki 1 metre çaplı bakır küreden, 30 metre uzunluğunda, kulakları sağır eden şimşekler çaktı. Ufka kadar gök gürültüsü işitildi. 100 milyon Volt değerinde gerilim kullanılıyordu. Yarım asırlık bir süre içerisinde giderilemeyen bir hayret yarattı.

İlk denemesinde, vericideki güç jeneratörünü yaktı. Fakat tamir ederek 26 mil uzağa, gücü telsiz ile iletebilinceye dek deneylerine devam etti. O uzaklıkta, toplam 10 kW’lık 200 tane akkor ampulü yakmayı başardı. Daha sonra, kendi patentleriyle meşhur olan Fritz Lowenstein’in, Tesla’nın yardımcısı iken bu gösterişli başarıya şahit oldu.

1899′da alternatif akım patentleri için Westinghouse’dan aldığı paranın sonunu harcadı. Albay John Jacob Astor, onu mali yönden kurtarmaya geldi ve Colorado Springs’deki denemeleri için 30.000 Dolar sağladı. Sonra bu para da bitti ve Tesla New York’a geri döndü.

Morgan, gösterişli başarıları ve şahsiyeti dolayısıyla, Nikola Tesla’nını hayranı olmuştu. Tesla, kısa zamanda Morgan’ın sürekli misafiri oldu. Kusursuz giyinişli, birkaç dilde yaptığı kültürlü konuşması ve medeni davranışıyla gösterişli centilmen Tesla, New York sosyetesinin gözdesi oldu.

Dünya çapında telsiz

Long Island’ın tepelik bölümünde, Wardenclyffe yakınında yavaş yavaş yükselen garip yapı bütün seyredenlerin ilgisini çekerdi. Tek parça olması dışında, büyük bir mantara benzeyen yapı, yerdeki kısmı geniş ve 62 metre yukarısındaki tepe noktasına doğru daralan, kafes şeklinde bir iskelete sahipti. Tepede 30 metre çapında bir yarım küreyle örtülüydü. İskelet, bronzdan kalın civata ve bakır lamalarla birbirine bağlanmış, sağlam ağaç kolonlardan yapılmıştı. Yarım küre şeklindeki tepe, üstten yüzeysel olarak bakır bir elekle kaplıydı. Tüm yapıda demir metali yoktu.

Ünlü mimar Standford White, konuyla o kadar ilgilendi ki, en iyi yardımcısı W. D. Crow’u görevlendirerek proje işini ücretsiz yaptı.

34′üncü caddedeki eski Waldorf-Astoria otelinde oturan Tesla, hergün, taksiyle, çarklı vapuruna binerek Long Island şehrine giderek , oradan da Long Island demiryoluyla Shoreham’e aktarma yaparak inşaata gidiyordu. Proje kontrolünün aksamaması için, trenin yemek servisi onun için özel yemek hazırlıyordu.

Büyük kulenin yakınında, 30 metre karelik tuğla bina tamamlandığı zaman, Tesla Houston caddesindeki laboratuarını binaya taşımaya başladı. Bu sırada radyo frekans jeneratörleri ve onları çalıştıran motorların yapımında üzücü bazı gecikmelerle karşılaşıldı. Birkaç camcı, planları hazır olan özel tüpleri şekillendirmeye çalışıyorlardı.

Kahin gelecekten bahsediyor

Bu sırada Tesla (1904), Mors koduyla sınırlı olan büyük endüstrinin geleceğine ait, uzak görüşünü açıklayan kuramsal broşürünü yayınladı. Bu broşür, Tesla ‘nın kahin olduğuna herkesi inandırdı. “Dünya çapında telsiz sistemi”nde, çeşitli olanakları sağlayacak olan özellikler açıklanıyordu. Broşürde, Telgraf, Telefon, haber yayını, Borsa görüşmeleri, Deniz-Hava trafiğine yardım, Eğlence ve Müzik yayını, saat ayarı, Resimli Telgraf, Telefoto ve Teleks hizmetleri ile, Tesla’nın sonradan oluşumunu gördüğü Radyo sitesi anlatılıyordu..

Morgan’ın yardımı sona eriyor

1904 Mart’ı, Elektrik Dünyası ve Mühendisliği Dergisinde, Tesla, Kanada Niyagara Enerji firmasının telsiz enerji iletimi sistemini uygulamasını istediğini ve bunun için 10 milyon Volt’luk gerilimde 10.000 beygir gücü dağıtabilecek bir sistem kullanmayı istediğini açıkladı.

Niyagara Projesi asla gerçekleşmedi. Fakat, gösterişli Long Island’ın kaderine etki yaptı. Aydınlığa çıkmayan nedenlerle, J. P Morgan düşüncesini değiştirdi ve Tesla’nın para kaynağı aniden kurudu. Başlangıçta Tesla, Morgan’ın hemen hemen bitmek üzere olan işin tamamlanmasını sağlamayacağına inanmak istemedi, ama Morgan kararlıydı. Morgan’ın çekilme nedeni asla öğrenilemedi.

Mantıksız bir saygısızlık

Birinci Dünya Savaşı sırasında ulusal savunma adına çok saçma saygısızlıklar öne sürüldü. Garip bir nedene göre Long Island, Wardenclyffe’deki Tesla’nın şanlı kulesinin, A.B.D.’nin emniyetini tehlikeye soktuğuna ve tahrip edilmesi gerektiğine karar verildi.

Kablo bağlanarak yüksek yapıyı öne çekip, dengesini bozmak için yapılan boş teşebbüslerden sonra, en sonunda temeli dinamitlenerek devrildi. O zaman bile, kule çökerken parçalanmadı. Zedelenmeksizin yana yattı ve en sonunda parça parça söküldü.

Radyo frekans alternatörü

1890′da Tesla yüksek frekans alternatif akım üreteçlerini yapmıştı. 184 kutuplu olan bir tanesi 10 kHz’lik çıkış veriyordu. Daha sonra, 20 kHz’e kadar yüksek frekansları elde etti. Ancak on yıl kadar sonra 50 kW çıkışlı radyo frekans üretecini Reginald Fessenden geliştirdi. Bu makine, General Electric tarafından 200 kilo Watt’a çıkarıldı ve Fessenden’in ilk alternatörlerini kuran, çalışmasını kontrol eden adamın adı verilerek, Alexanderson alternatörü satışa çıkarıldı.

Hemen hemen dünya kablolarının çoğunu elinde tutan İngiliz işadamlarının, bu makineye ait patentleri elde etmek üzere olduklarını görünce, A.B.D. Donanmasının acele çağrısıyla “Radio Corporation of America (RCA)” şirketi kuruldu. Yeni firmanın 1919′da kurulmasıyla, Wireless Telegraph Co. of America firmasının güçlü fakat yetersiz, kıvılcımlı vericileri, çok başarılı olan Radyo Frekans alternatörleri ile yer değiştirdiler.

Birincisi N.J. New Brunswick’te kuruldu. 200 kilo Watt’da ve 21,8 kilo Hertz frekanslı titreşim oluşturdu ve ticari işte kullanıldı. Bu ilk, sürekli, güvenilir Atlantik aşırı Radyo servisi idi. Bu alternatörler, Tesla’nın kulesinin yerine, Radyo merkezinin tüm güçlerini sağladı. Böylece Nikola Tesla’nın Dünya çapında telsiz hayali, 30 yıl sonra, icat ettiği vericinin kullanılmasıyla yeniden gerçekleştirildi.

Radar ve Türbinler

Tesla, birçok alanlarda yaratıcı araştırmalara devam etti. 1917′de uzaktaki cisimlerin üzerine kısa dalga darbeleri gönderip, yansıyan kısa dalga darbelerinin bir flüoresan ekran üzerinde toplanmasıyla izlenebileceklerini açıkladı. Eğer bu radar değilse, neydi? Diğer adamlarının varlıklarını keşfetmelerinden 20 yıl önce, kozmik ışınları açıkladı. 1929′a kadar çeşitli zamanlarda, buhar ve gaz için “kepçesiz” yüksek hızlı türbinler üzerinde çalıştı. Kolay öfkelenen Tesla ile, Edison Waterside Enerji Tesisi ve Allis Charmes Fabrikasındaki araştırmalarında onunla çalışan bazı mühendis ve yardımcıları arasında ortaya çıkan sürtüşme, aleyhine oldu. Bugün, düz rotorlu Tesla türbinlerinin sonucu hakkında hiçbir bilgimiz yoktur.

Yıllar geçtikçe, ondan, gittikçe daha az haber alınmaya başlandı. Bazen gazeteci ve biyografi yazarları onu arayıp röportaj yapmak istiyorlardı. Gittikçe garipleşti, gerçeklerden uzaklaştı, aldatıcı hayalciliğe yöneldi. Not alma alışkanlığı edinmemişti. Her zaman tüm araştırma ve deneylerine ait tüm bilgiyi aklında tutabildiğini iddia ve ispat etti. 150 yıl yaşamaya kararlı olduğunu ve 100 yaşının üstüne eriştiği zaman, araştırma ve deneyleri sırasında topladığı bütün bilgiyi etraflıca anlatarak, anılarını yazacağını söyledi. İkinci Dünya Savaşı sırasında öldüğü zaman, kasasına askeri yöneticiler el koydular ve kayıtların cinsine ait herhangi bir şey duyulmadı.

Tesla’nın kendine özgü bir tutarsızlığı da, kendisine iki şeref unvanı verildiği zaman ortaya çıktı. Birini reddetti. 1912′de Nikola Tesla ve Thomas Alva Edison’un 40.000 $’lık Nobel Ödülü’nü paylaşmaya seçildikleri açıklandı. Tesla, bu ödülü de reddetti. Her nasılsa, Edison’u sevenler tarafından kurulan AIEE Edison madalyasını 1917′de Tesla’ya layık görüldüğünde, bunu kabul etmeye yanaşabildi.

Kişilik

Tesla, yaklaşık 2 metrelik boyuyla kendi dönemine göre oldukça uzundu. Narin yapılı, beyaz tenli, mavi gözlü ve dalgalı kahverengi saçlıydı. Her zaman resmi giyinirdi.

Tesla saplantılı biriydi, garip huyları ve fobileri vardı. İşlerini üçerli gruplar halinde yapardı, ve numarası üçe tam bölünebilen bir otel odasında kalmak konusunda ısrarcıydı. Tesla mücevherden, özellikle inci küpelerden iğrenirdi. Temizlik ve hijyen konusunda çok titizdi. Yuvarlak nesnelere ve kendisininki dışında insan saçına dokunmaktan hoşlanmazdı.

Tesla güvercinlere özel bir ilgi duyardı. Parkta beslediği güvercinler için özel yemler sipariş eder ve güvercinlerin bazılarını otel odasına getirirdi. Hayvanları severdi.

Resmi yemekler dışında her zaman yalnız başına yemek yerdi, ve hiçbir koşul altında bir bayanla tek başına yemek yemezdi.

Tesla hiç evlenmedi. Bekar ve aseksüel olmasının bilimsel yeteneklerine yardımcı olduğunu düşünüyordu.

Tesla muhteşem şovmenlik yeteneğiyle tanınırdı. Buluşlarını ve deneylerini tıpkı bir sihirbaz gibi sanatsal bir şekilde tanıtırdı.

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Albert Einstein

Yazan: admin | Mucitler | Pazartesi 15 Aralık 2008 20:48

Einstein (14 Mart 1879 – 18 Nisan 1955) , Yahudi asıllı Alman teorik fizikçi.

20. yüzyılın en önemli kuramsal fizikçisi olarak nitelenen , Görelilik kuramını (diğer adları ile İzafiyet Teorisi ya da Rölativite Kuramı) geliştirmiş, kuantum mekaniği, istatistiksel mekanik ve kozmoloji dallarına önemli katkılar sağlamıştır. Kuramsal fiziğine katkılarından ve fotoelektrik etki olayına getirdiği açıklamadan dolayı 1921 Nobel Fizik Ödülü’ne layık görülmüştür. (Nobel Ödülü’nün ve Nobel Komitesi’nin o zamanki ilkeleri doğrultusunda, bugün en önemli katkısı olarak nitelendirilen Görelilik kuramı fazla kuramsal bulunmuş ve ödülde açıkça söz konusu edilmemiştir.)
Einstein 1879 yılında Güney Almanya’nın Ulm kentinde dünyaya geldi. Babası küçük bir elektrokimya fabrikasının sahibi; annesi ise, klasik müziğe meraklı, eğitimli bir ev hanımıydı. Konuşmaya geç başlaması ve içine kapanık bir çocuk olması, ailesini tedirginliğe düşürmüşse de, sonraki yıllarda bu korkularının gereksizliği anlaşılacaktı. Giderek meraklı, hayal gücü zengin bir çocuk olarak büyüyordu.

Okulu hiçbir zaman sevemedi. Gerçekten de, genç Einstein’ın ileride ortaya çıkacak dehasının temelleri, kendisinin de sonradan belirttiği gibi, okulda değil başka yerlerde atılmıştı: “Çocukluğumda yaşadığım iki önemli olayı unutamam. Biri, beş yaşında iken amcamın armağanı pusulada bulduğum gizem; diğeri on iki yaşındayken tanıştığım Öklid geometrisi.Gençliğinde bu geometrinin büyüsüne kapılmayan bir kimsenin, ileride kuramsal bilimde parlak bir atılım yapabileceği hiç beklenmemelidir!”

Lise öğrenimini 1894′te İsviçre’de tamamladı ve 1896′da Zürih Politeknik Enstitüsü’ne (ETH) girdi.

Einstein, Sırp asıllı Mileva Maric adlı bir fizik öğrencisi ile evlendi. Mileva, Einstein’nın 1905′te çıkardığı araştırmanın matematik hesaplarında yardımcı olmuştur.

1955′te hayata gözlerini yumana kadar bilim dünyasına çok şey kattı. 1916′da yayımladığı “Genel Görelilik Kuramı“, 1921′de “fotoelektrik etki ve kuramsal fizik” alanında çalışmalarıyla aldığı Nobel Fizik Ödülü, dahinin en önemli başarılarından sadece ikisi ya dünyası… Bern’de federal patent dairesinde görev aldı. Bu görevden arta kalan zamanlarda çağdaş fizikte ortaya atılmaya başlanan problemler üzerinde düşünme fırsatı buldu. Önce atomun yapısı ve Max Planck’ın kuantum teorisi ile ilgilendi. Brown hareketine ihtimaller hesabını uygulayarak bunun teorisini kurdu ve Avogadro sayısının değerini hesaplayarak teorisini test etti. Kuantum teorisinin önemini ilk anlayan fizikçilerden birisi oldu ve bunu ışıma enerjisine uyguladı. Bu da onun, tanecikleri veya fotonlar hipotezini kurmasını ve fotoelektrik olayını açıklayabilmesini sağladı.

1905 yılında “Annalen der Physik” dergisinde bu çalışmalarını açıklayan iki yazısından başka, üçüncü bir yazısı daha çıktı ve bu yazıda görecelik teorisinin temelini attı. Teorileri sert tartışmalara yol açtı. 1909′da Zürih Üniversitesi’nde öğretim görevlisi oldu. Prag’da bir yıl kaldıktan sonra, Zürih Politeknik Enstitüsü’nde profesör oldu. 1913′de Berlin Kaiser-Wilhelm Enstitüsü’nde ders verdi ve Prusya Bilimler akademisine üye seçildi.Bir bilim adamı olarak 1. Dünya Savaşı’nda tarafsız kaldı. . İlk eşinden Hans ve Eduard isminde iki erkek çocuk sahibi olan bilim adamını 1914 yılında eşi terk etti. 1. Dünya Savaşı nedeniyle yiyecek kıtlığı sırasında mide ağrıları çeken bilim adamına kuzeni Elsa bakmış ve ikinci defa kuzeni Elsa (takma ismi Else) ile evlenmiştir.

Birçok özlü inceleme yazısı yayımladı ve bunlarda teorilerini geliştirdi. 1921′de Nobel Fizik Ödülü’nü kazandı.

Yabancı ülkelere birçok gezi yapmakla birlikte 1933′e kadar Berlin’de yaşadı. Almanya’da yönetime gelen Nasyonal Sosyalist (Nazi) rejimin ırkçı tutumu dolayısıyla, pek çok Musevi asıllı bilim adamı gibi o da Almanya’dan ayrıldı. Paris’te College de France’ta ders verdi; burdan Belçika’ya oradan da İngiltere’ye geçti. Son olarak Amerika Birleşik Devletleri’ne giderek Princeton Üniversitesi kampüsünde etkinlik gösteren Institute for Advanced Study’de (İleri Araştırma Enstitüsü) profesör oldu. 1940 yılında Amerikan yurttaşlığına geçti.

Küçük oğlu Eduard akıl hastalığı nedeni ile Zürih yakınlarında bir bakım evinde hayatını geçirmiş; büyük oğlu Hans, babası ve annesinin karşılaştığı Zürih Polytecnic’te mühendislik okumuş ve daha sonra University of California, Berkley’de profesörlük yapmıştır. 1955′de Princeton’da ölmüştür; oğlu Hans yanında bulunmuştur.

Üvey kızı Margot Einstein, bilim adamının kişisel mektuplarını özenle herkesten saklamış ve kendisinin ölümunden 20 yıl sonra daha saklı kalmasını vasiyet etmisti. Günümüzde Princeton Üniversitesi tarafından basılan bu mektuplar bilim adamının gizli kalmış özel yaşamı hakkında ilginç bilgiler sunmaktaydı.

Buluşları

Einstein’ın gazetecilere dil çıkarması

Einstein’ın fizik alanındaki çalışmaları modern bilimi büyük ölçüde etkiledi.

Bu teori üç bölüme ayrılır:

  1. mekaniğinin yasalarını değiştiren ve kütle ile enerjinin eşdeğerli olduğunu öne süren Özel Görelilik (1905);
  2. Eğrisel ve sonlu olarak düşünülen dört boyutlu bir evrene ait çekim teorisini veren Genel Görelilik (1916);
  3. Elektro-manyetizma ve yerçekimini aynı alanda birleştiren daha geniş kapsamlı teori denemeleri.

İlk iki teorinin geçerliliği fiziği ve astronomi alanında yapılan deneylerle çok başarılı bir biçimde sınanmıştır; çağdaş fiziğin temel taşları arasında yer alırlar. Einstein ile ilgili olarak: “Ben atomu iyi bir şey için keşfettim,ama insanlar atomla birbirlerini öldürüyorlar.” demiştir. Ayrıca birçok kişinin ilgisini çeken “Neden Sosyalizm?” adlı yazısı Monthly Review adlı aylık dergisinin, ilk sayısının, ilk yazısıdır.

Bazı Eserleri

  • Einstein, Albert, İzafiyet Teorisi
  • Einstein, Albert (1954), Fikirler ve Tercihler
  • Einstein, Albert (1940), “On Science and Religion”, Nature 146: 605
  • Einstein, Albert (Mayıs 1949) “Neden Sosyalizm?”, dergi yazısı.
  • Einstein, Albert (1950), “On the Generalized Theory of Gravitation”, Scientific American CLXXXII (4): 13–17
Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

icat nedir

Yazan: admin | icatlar | Pazartesi 24 Kasım 2008 18:27

İCAT NEDİR ?

İCAT DAHA ÖNCE BULUNMAYAN bir şeyin insan çabasıyla geliştirilmesidir; oysa daha önce varolmakla birlikte bilinmeyen bir şeyin öğrenilmişdir. Apansızın ortaya çıkan icadların sayısı çok azdır; icatların çoğu, daha önce varolan teknolojilerin yeni ve benzersiz biçimde bir araya getirilmesinin sonucudur. Bu yeni ürünü, belirli bir insan gereksinmesini karşılama çabası sonucunda, mucidin bir işi daha çabuk ya da daha verimli yapma isteği sonucunda, hatta bazen rastlantıyla ortaya çıkabilir; bireysel çalışmanın sonucu olabileceği gibi, ekip çalışmasıyla da gerçekleştirilmiş olabilir. Zaman zaman icatların, dünyanın farklı kesimlerinde aynı sıralarda, ama birbirlerinden bağımsız olarak ortaya çıktıkları da görülür.

BİR İCADIN ÖYKÜSÜ

BİR İCADIN YARATILMASINA genellikle çok sayıda insan katılır ve icatların son biçimlerini alması çok uzun sürebilir. Bazen bir icat, yüzyılları bulan bir evrim süreci geçirir; bu evrim sırasında farklı gelişmelerin ve yeni teknolojilerin yarayan aletlerin tarihini geriye doğru incelediğimizde, bildiğimiz el matkabının icat edilmesinin basit bizleri (bızları) ve yay delgisini geliştirmek için yüzlerce yıl boyunca yapılmış yeniliklerin ürünü olduğunu görürüz. Delik açmaya yönelik aletlerin ilk örnekleri arasında eski mısırlıların kullandığı aletler sayılabilir. Eski Yunan bilgisini Arkhimedes (Arşiment), İ.Ö. 230 dolaylarında fiziksel gücü aktarmak ve artırmak için kaldıraç ve dişli takımlarından yararlanma yollarını araştırmış, ama ek manivela gücü sağlayan matkap kolu, ancak Ortaçağ’da geliştirilmiştir; dişli takımlarının kullanıldığı çarklı el matkaplarıysa, daha yakın bir dönemde ortaya çıkmıştır.

EL ALETLERİ

ESKİ ATALARIMIZ günümüzden yaklaşık 3,75 milyon yıl önce ayakta durmayı öğrendiler ve çayırlarda yaşamaya başladılar. Yeni işlerde kullanılabilecek biçimde serbest kalan elleriyle, hayvan leşlerinden işe yarar şeyler çıkarmaya ve bitkisel yiyecekleri toplamaya yöneldiler. Zamanla bu işler için el aletleri geliştirdiler. Etleri kesip parçalamak ve kemikleri kırarak içlerindeki iliği çıkarmak amacıyla çakıllar ve taşlar kullandılar. Sonraları, daha iyi kesmeleri için, taşların kenarların yonttular. Yaklaşık 400 000 yıl kadar önce, çakmaktaşına biçim verilerek ilk baltalar ve mızrakla uçları yapıldı:; ayrıca, kemikler sopa ve olarak kullanılmaya başlandı. İnsanoğlu günümüzden yaklaşık 250 000yıl önce de buldu. Böylece yiyecekleri pişirebilecek duruma gelen yakın atalarımız, yaban hayvanlarını avlamak için el aletleri yarattılar. Tarım yapmaya başladıklarında da, daha farklı aletlere gereksinme duydular.

TEKERLEK

TEKERLEK BELKİ DE bütün çağların en önemli mekanik icadıdır: Makinelerin çoğunda, saatlerde, yel değirmenlerinde ve buhar makinelerinde, ayrıca otomobil ve gibi taşıtlarda tekerlekler ve tekerlek ilkesine dayanan çarklar vardır. İlk tekerlek günümüzde Irak’ın kuzey kesimini içine alan Mezopotamya’da, günümüzden yaklaşık 5 000 yol önce ortaya çıktı. Çömlekçilerin kil toprağı işlemede yardımcı bir araç olarak kullandıkları tekerleğin aynı dönemde arabalara takılması, ulaşımda köklü bir dönüşümün yolunu açtı ve ağır gereçler ile büyük eşyaların daha kolay taşınmasını sağladı. Bu ilk tekerlekler, tekparçaydılar ve kalaslardan dilim, olarak kesilmiş parçaların birbirine tutturulmasıyla yapılıyorlardı. İspitli (parmaklı) tekerleklerse,İ.Ö. 2000 dolaylarında ortaya çıktı ve daha hafif oldukları için, özellikle savaş arabalarında kullanıldı. Tekerleğin daha hızlı dönmesini sağlayan göbek takımlarıysa İ.Ö. 100 dolaylarında geliştirildi.

PİLLER

GÜNÜMÜZDEN YAKLAŞIK 2 000 YIL ÖNCE, eski Yunan bilgisini Thales, bir kumaş parçasını fosil ağaç reçinesinden oluşmuş sarı bir kayaç türü olan kehribara sürterek, küçük elektrik kıvılcımları elde etmişti. Ama insanların bu gücü denetim altına alarak, düzenli bir elektrik akımı sağlayan pili üretmeyi başarmaları için aradan çok uzun bir zaman geçmesi gerekli 1800′de Alessandro Volta (1745-1827), yaptığı ilk pile ilişkin ayrıntıları yayınladı. Volt pili belirli çözeltiler ile elektrotlar arasındaki kimyasal tepkimeden yararlanma yoluyla elektrik üretiyordu. John Frederick Daniell (1790-1845) gibi başka , elektrot yapımında farklı gereçler kullanarak Volta’nın tasarımını getirdiler. Günümüzün pilleri de aynı temel tasarıma dayanmakta, ama yapımlarında modern gereçler kullanılmaktadır.

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Televizyonu kim icat etti

Yazan: admin | icatlar | Pazartesi 24 Kasım 2008 18:19
Bu yazıda hakkında bilgiler vereceğiz ve hakkında ilginç bilgilerde yayınlayacağız.

Televizyonu kim etti

Televizyonun teorik temelleri, daha xıx. Yüzyıl sonlarında biliniyordu.Fakat sistemin kullandığı binlerce devre elemanlarının geliştirilmesi için, 1920’lerin sonlarına kadar beklemek gerekmiştir.bu alanda, ingiliz John Logie Baird ve A.B.D.’ye kaçan Sovyet asıllı bilgin Vladimir Kozma Zworkyne’in önemli keşifleri olmuş, 1928 yılında, canlı televizyon yayını gerçekleşmiştir. Yurdumuzda TRT’nin televizyon yayınları 1968’de başlamıştır. Halen, 4 milyona yakın televizyon alıcısı ile bu yayınlar takip edilmektedir.

Televizyon izlemenin kuralları

Televizyon izlerken daha çabuk ve kolay öğreniriz.
Gezip görmediğimiz yerleri televizyon sayesinde öğreniriz.
Yarışma programları izleyerek biz de bilgilerimizi yoklayabiliriz
Televizyon, yararlı bir kitle iletişim aracıdır.
Televizyon insanlara hizmet etmelidir.Onları tutsak etmemelidir.
Bir çocuk, televizyonu uzun süre izlerse zamanla gözleri bozulabilir. Çünkü; televizyon çalışırken zararlı ışınlar göndermektedir.
Uzun süre televizyon izleyen ve program seçmeyen çocuklar için televizyon izlemek zararlıdır.
Televizyon izlemeden önce hangi programlar bize göre ise onları anne ve babamıza danışarak seçmeliyiz.

Televizyon hakkında bilinmeyenler

İlk sesli filmler 1928 yılında çevrildi.
İlk televizyon yayınları 1940 yılında ABD’de yapıldı.
İlk üç yaşta televizyon karşısına bırakılan çocuklara “otistik” özelliklerinin geliştiğini biliyor musunuz?
Televizyonun ömrümüze maliyetini hesapladınız mı?
Günde kaça saatiniz televizyon başında geçiyor?
Ortalama belki de iyimser bir hesapla 3 diyelim.İlk başta hiç ürkütücü gelmiyor.Ancak günler damlaya damlaya hafta olur, ay olur,yıl olur , sonunda bir ömür olur biter.Eğer televizyonun günde 3saatten bir yılda yiyip bitirdiği zamanı hesaplarsak, 1095 eder.Bu gecesiyle gündüzüyle 45 gün demektir, televizyonun başında geçen 45 gün ve 45 gece eder.
Şimdi ikinci soru:Televizyon canavarının pençesinde can veren bu 1095 saat bize neler kazandırabilir?
Bu rakam bir öğrencinin bütün bir öğretin yılı boyunca ders gördüğü saatlerden daha da büyük bir yekündur.Demek ki, en azından kayıp bir öğretim yılı var, orta yerde .
1095 saat içerisinde bir yabancı dili iyi seviyede öğrenmek mümkündür.Bu demektir ki, televizyon her yıl bize bir yabancı dil kaybettiriyor.
Kitap okumayı tercih ederseniz, ağır bir okunuşla 25 bin sayfalık kitabı bu müddet içinde bitirmemiz mümkündür.

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , ,

« Önceki Sayfa