Evropiyum

Yazan: admin | Genel | Çarşamba 9 Mart 2011 17:43

İlk olarak 1901 yılında Eugene Demarcay tarafından bulunan, insan yapımı bir elementtir. Element gümüş renginde olup, renkli televizyonlarda kullanılır.

Evropyum (Eu), numarası 63 olan kimyasal elementtir.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Evropiyum

Tags: , , , , ,

Etiketler:, , , , ,

Bikini

Yazan: admin | icatlar | Çarşamba 9 Mart 2011 17:43

İki parçalı bir deniz giysisi olarak da tarif edilebilen Bikini’nin ilk örnekleri, II. Dünya Savaşı sonrası Fransa plajlarında görüldü. modacı Réard tarafından 5 Temmuz 1946 yılında Paris’te tanıtılan bikini adı, ilk bombalarının test edildiği Büyük Okyanus’taki Bikini adasından esinlenilerek türetilmiştir.O dönem Vatikan tarafından müstehcen bulunan bikini kınanmıştır. 60′lı yıllarda Brigitte Bardot , Ursula Andress , Raquel Welch gibi aktrislerin bikiniyi giymesi ile popülüritesi artmıştır.

Bikiniler , 70′li yıllarda üst parçası olmayan monokini’lere dönmüştür. 80′li yıllarda tanga , 2000′li yıllarda ise mayokini olarak hayatımıza girmiştir. Özellikle vücut geliştirme gibi spor dallarında erkekler de bikini türevleri kullanmaktadır.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Bikini

Tags: , , , , , ,

Etiketler:, , , , , ,

Aktinyum nedir

Yazan: admin | icatlar | Çarşamba 9 Mart 2011 17:43

Aktinyum (Ac)

Aktinyum, 1899 yılında kimyacı André- Debierne tarafından ana bileşeni uranyum dioksit (UO2) olan uraninit mineralinden ayrıştırılmıştır. Element ayrıca 1902 yılında Alman kimyacı Friedrich Oskar Giesel tarafından da bulunmuştur.

Aktinyum sözcüğü, Eski Yunan dilinde kiriş veya ışın anlamlarına gelen aktis veya aktinos sözcüklerinden kökenlenmektadir.

Aktinyum, sembolü Ac, numarası 89, ağırlığı 227 olan radyoaktif element. Aktinyum elementi, doğada Uranyum cevherlerinde az miktarlarda bulunur. Bir ton uranyum cevherinde yaklaşık on gram kadar aktinyuma rastlanmaktadır. Radyum’a oranla 150 kat daha radyoaktif olan aktinyum, uygulamada nötron kaynağı olarak kullanılır.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Aktinyum

Tags: , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , ,

Hans Geiger

Yazan: admin | Mucitler | Salı 28 Aralık 2010 12:12

Geiger 1925′te Kiel’de, 1929′de Tübingen’de ve 1936′den sonra da Berlin’de profesörlük yapmıştır.

Geiger, II.Dünya Savaşı’ndan birkaç ay sonra Potsdam’da hayata gözlerini yummuştur.

Geiger, 1902′de Erlangen Üniversitesi’nde ve üzerine çalışmaya başlamış ve 1906 yılında doktorasını tamamlamıştır.[1]. Geiger 1907 yılından itibaren Manchester Üniversitesi’nde Ernest Rutherford ile çalışmaya başlamıştır ve 1909′da Ernest Marsden yönetiminde ünlü Geiger-Marsden deneyi ya da diğer adıyla altın folyo deneyini gerçekleştirmiştirler. Beraber Geiger sayacı’nı etmiştirler. 1911′de Geiger ve John Mitchell Nuttall, Geiger-Nuttall yasası’nı bulmuşlardır ve deneyimlerini Rutherford Modeli üzerinde paylaşmışlardır. 1928′de Geiger ve öğrencisi Walther Müller Geiger sayacını geliştirmişlerdir ve Geiger–Müller tüpü’nü bulmuşlardır. Geiger ayrıca James Chadwick ile de çalışmıştır.

Johannes (Hans) Wilhelm Geiger (30 Eylül, 1882 – 24 Eylül, 1945) bir Alman fizikçiydi. Bilinen en önemli icadları Geiger sayacı ve Atom çekirdeğinin bulunmasını sağlamış Geiger-Marsden deneyidir. Geiger, Almanya’nın Neustadt-an-der-Haardt kentinde doğmuştur. Johannes, Wilhelm Ludwig Geiger’in beş çocuğundan biriydi. Ludwig Geiger, Erlangen Üniversitesi’nde bir öğretim üyesiydi.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Hans_Geiger

Tags: , , , , ,

Etiketler:, , , , ,

Alexander von Humboldt

Yazan: admin | Mucitler | Salı 28 Aralık 2010 12:12

Humboldt’un Amerikalı adamları ve çevreciler üzerindeki etkileri (Clarence King, Jeremiah N. Reynolds, George Wallace Melville, ve John Muir) Aaron Sachs’ın The Humboldt Current: Nineteenth Century Exploration and the Roots of American Environmentalism, adlı kitabında incelenmektedir. (Viking, 2006).

Bu unutulmaz sefer sonucunda Humboldt fiziki coğrafya ile meteorolojinin temelini ana hatlarıyla kurmuştur. 1817 yılında çizdiği eşsıcaklık eğrileri ile değişik ülkelerin iklimsel koşullarını kıyaslamayı önerdi ve yöntemlerini ortaya koydu. İlk olarak deniz yüzeyinden yükseldikçe ortalama sıcaklıkların düşüş hızını inceleyerek tropik fırtınaların kaynağını açıkladı. Bu çalışmalar, yüksek enlemlerde karşılaşılan atmosferik karışıklıkları açıklayan karmaşık yasaların bulunmasına ilişkin ilk ipuçlarını oluşturmuştur. Bitkilerin coğrafyası üzerine olan denemesi ise organik yaşamın dağılımını, değişen fiziki koşullardan etkilenmesine bağlamak gibi yeni bir düşünce üzerine oturtulmuştu. Kutuplardan ekvatora doğru gittikçe Dünya’nın manyetik alan yoğunluğunun azaldığını bulan Humboldt, bu buluşunu 7 Aralık 1804′te Paris Enstitüsü’nde kendi okuduğu bir bildiriyle sunar. Başkaları tarafından da yapıldığına dair iddiaların hızla ortaya çıkması bu buluşun önemini ortaya koymaktadır. Jeolojiye olan katkıları, Yeni Dünya’nın volkanları üzerine yaptığı dikkatli çalışmalardan oluşmaktadır. Bu volkanların doğal olarak bir hat boyunca oluştuğunu ve büyük olasılıkla da geniş yeraltı çatlaklarının üzerinde yer aldıklarını gösterdi. Daha önceden tortul olduğu düşünülen kayaçların magmatik olduğunu göstererek hatalı görüşlerin ortaya çıkartılmasına büyük katkılarda bulundu.

Humboldt’un iyi bir biyografisi Profesör Karl Bruhns tarafından yazılmıştır (3 cilt, 8vo, Leipzig, 1872) ve 1873’te Misses Lasseil tarafında İngilizce’ye çevrilmiştir.

Önemli tavsiye mektuplarıyla birlikte 5 Haziran 1799’da A Coruña’dan Pizarro gemisiyle denize açılırlar. Teide’ye tırmanmak için altı gün boyunca Tenerif’te durakladıktan sonra 16 Temmuz’da Venezuela’da Cumaná’da Güney Amerika’ya ayak basarlar. Caripe’deki misyoner merkezini ziyaret eden Humboldt burada bulduğu yağ kuşunu (Steatornis caripensis) adıyla bilim dünyasına tanıtacaktır. Cumaná’dan dönen Humboldt 11 Kasım’ı 12 Kasım’a bağlayan gece dikkat çekici bir meteor yağmuru gözlemler. Bu, günümüzde Leonidler diye bildiğimiz meteor yağmurudur. Bonpland ile birlikte Karakas’a giden Humboldt, 1800 yılının Şubat ayında Orinoco Nehri’nin izlediği yolu keşfetmek için kıyıdan uzaklaşır. Dört ay süren ve 2.775 km. boyunca vahşi ve ıssız arazide geçen bu yolculuk sonucunda Orinoco ile Amazon nehirleri arasında bağlantı sağlayan Casiquiare Kanalı’nın varlığı kanıtlanmış ve bağlantının tam yerinin saptanması da sağlanmıştır. 19 Mart 1800 tarihinde Humboldt ve Bonpland yakaladıkları elektrikli yılan balıkları nedeniyle bolca şokuna maruz kaldılar.

İç yaşamına ilişkin ipuçlarını dehasının dayattığı ve sürekli kendinden söz ederek ortaya çıkan egoizminde görebiliriz. Bağlılıkları, bir kere kurulduktan sonra samimi ve uzun solukluydu. Sayısız arkadaşı vardı ve hiçbiriyle de ilişkisini sona erdirmedi. Hayatı boyunca yardımseverdi. Galiçya ve Franconia’daki madencilerin koşullarının iyileştirilmesi konusundaki gayreti, köleliğe karşı duyduğu tiksinti, genç bilim adamlarını himayesi altına alma gibi özellikleri karakterinin temelini gözler önüne serer.

IV. Friedrich Wilhelm’in Haziran 1840’ta çıkmasıyla Humboldt’un saray nezdindeki desteği arttı. Ancak, yeni kralın von Humboldt ile birlikte olmaktan duyduğu mutluluk nedeniyle, uyku dışında yazılarına ayırmak için yalnızca birkaç saati kalıyordu.

24 Şubat 1857’de Humboldt görülen semptomları olmayan ikinci derece bir apoplektik felç geçirdi. 1858-1859 kışına doğru kuvvetten düşen Humboldt ilkbaharda 6 Mayıs’ta seksen dokuz yaşında sessizce öldü. Hayatı boyunca gördüğü itibarı öldükten sonra da görmeye devam etti. Naaşı Tegel’de aile mezarlığına gömülmeden önce devlet töreniyle Berlin sokaklarından geçirildi ve katedral girişinde naip prens tarafından karşılandı. Doğumunun yüzüncü yılı hem Eski hem de Yeni Dünya’da 14 Eylül 1869’da büyük ilgiyle kutlandı. Adına sayısız anıt dikildi, ününe ve tanınmışlığına tanıklık edecek şekilde yeni keşfedilen bölgelere adı verildi.

Alexander von Humboldt’un çocukluğu ne ne de zekâ açısından pek ümit verici geçmemiştir. Yine de kısa sürede kendine özgü özellikleri ortaya çıkmıştır. Bitkileri, kabuklu hayvanların kabuklarını ve böcekleri toplayıp etiketlendirdiği için “küçük eczacı” diye adlandırılmıştır. 1779 yılında babasının beklenmeyen ölümü sonrasında annesinin verdiği yerinde kararlarla eğitimini sürdürmüştür. Politik kariyer için altı ay Frankfurt Üniversitesi’nde finans okudu ve bir yıl sonra 25 Nisan 1789′da Christian Gottlob Heine ve Johann Friedrich Blumenbach’ın verdiği derslerle ünlenen Göttingen Üniversitesi’ne kaydoldu. Çeşitli alanlara duyduğu ilgi ve yeteneği öylesine gelişmişti ki, 1789 yılında bir tatil esnasında Ren Nehri’ne yaptığı bir geziden sonra “Mineralogische Beobachtungen über einige Basalte am Rhein” (Ren Nehri’ndeki bazı Bazalt kayalar üzerine mineralojik gözlemler) (Brunswick, 1790) adlı eseri yazdı.

Kariyeri hakkında kısa bilgiler A. Dove tarafından “Allgemeine Deutsche Biographie“ de ve S. Gunther tarafından “Alexander von Humboldt“ (Berlin, 1900) adlı kitapta verilmektedir. “Le voyage aux régions équinoxiales du Nouveau Continent, fait en 1799-1804, par Alexandre de Humboldt et Aimé Bonpland“ (Paris, 1807, etc.), otuz folyo ve dört ciltten ibarettir. Bu ciltlerin arasında önemli olarak şunlar sayılabilir : “Vue des Cordillères et monuments des peuples indigènes de l’Amérique“ (2 cilt. folio, 1810); “Examen critique de l’histoire de la géographie du Nouveau Continent“ (1814-1834); “Atlas géographique et physique du royaume de la Nouvelle Espagne“ (1811); “Essai politique sur le royaume de la Nouvelle Espagne“ (1811); “Essai sur la géographie des plantes“ (1805); ve “Relation historique“ (1814-1825), “Essai politique sur l’île de Cuba“yı da içeren gezilerinin bitmemiş anlatısı.

Friedrich Wilhelm Heinrich Alexander Freiherr von Humboldt, (14 Eylül 1769, Berlin – 6 Mayıs 1859, Berlin), Prusyalı doğabilimci ve kâşif. Prusyalı bakan, filozof ve dilbilimci Wilhelm von Humboldt’un küçük kardeşi. Humboldt’un botanik coğrafya üzerine yaptığı çalışmalar biyocoğrafya dalının temelini oluşturmuştur.

Uzun süredir Fransa başkentine gerçek evi gözü ile bakıyordu. Orada yalnızca bilimsel sempati ile karşılaşmamış, güçlü ve zekâsının aradığı sosyal uyaranları da bulmuştu. Gerek balo salonlarının aslanı, gerekse enstitü ve gözlemevinin bilgini olarak kendini doğal ortamında hissediyordu. Kendi hükümdarı Berlin’de saraya davet ettiğinde bu çağrıya derin bir hüsran duyarak karşılık verdi. Doğduğu şehrin taşralılığı tiksindirici geliyordu. Her zaman, Spree Nehrinin kıyılarında karşılaştığı dinden uzak bağnazlığa, kültürden yoksun estetiğe ve anlayıştan uzak felsefeye karşı durdu. İki iyi niyetli prensin samimi bağlılığı ve aralıksız yardımları minnettar kalmasını sağladıysa da hoşnutsuzluğunu dindirmeye yetmedi. Önceleri yeni ikâmetinin “belirsizlikle dolu atmosfer”inden kurtulmak için sık sık Paris’e yolculuk yaptıysa da yıllar geçtikçe bu gezintiler Potsdam ile Berlin arasında saray maiyetinin tekdüze “salınımları”na eşlik etmeye dönüştü. 12 Mayıs 1827’de kalıcı olarak Prusya başkentine yerleşti ve çalışmalarını Dünya’nın manyetizması üzerinde yoğunlaştırdı. Uzun yıllar boyunca, uzak noktalarda aynı anda yapılacak gözlemlerle Dünya’nın manyetik alanında karşılaşılan ve “manyetik fırtına” adını verdiği karışıklıkların doğasını ortaya çıkarıp bunları yöneten yasaları bulmak için çabaladı. 18 Eylül 1828’de Berlin’de yapılan bir toplantı sonrasında yeni kurulan bilimsel bir derneğin başkanlığına seçilmesi, dikkatli kişisel gözlemleri ile birleşecek yoğun bir araştırma sistemi kurmasına olanak sağladı. 1829 yılında Rusya hükümetinden istediği yardım sonucunda kuzey Asya boyunca manyetik ve meteorolojik araştırma istasyonları hattı kuruldu. “Royal Society”nin başkanı olan Sussex Dükü’ne Nisan 1836′da yazdığı mektupla, Britanya İmparatorluğu’nun topraklarında aynı işin yapılmasını sağladı. Dolayısıyla modern uygarlığın en onurlu eserlerinden biri olan uluslararası bilimsel işbirliği ilk olarak Humboldt sayesinde başarıyla organize .

Katılması için resmî olarak davet edildiği Nicolas Baudin’in dünya yolculuğunun ertelenmesi üzerine, Mısır’da bulunan Napolyon Bonapart’a katılmak için, ertelenen seferin botanikçisi Aimé Bonpland ile birlikte Paris’ten ayrılıp Marsilya’ya gider. Mısır’a ulaşmak için çabalarken yolları Madrid’e düşer ve beklenmedik bir şekilde, bakan Don Mariano Luis de Urquijo’nun himayesiyle için İspanyol Amerika’sına gitmeye karar verirler.

1794 yılında ünlü Weimar arkadaş grubuna katıldı ve Haziran 1795’te Friedrich Schiller’in Die Horen isimli yeni dergisine Die Lebenskraft, oder der rhodische adlı felsefi bir alegori yazdı. 1790 yazında Georg Foster ile birlikte kısa süreliğine İngiltere’ye gitti. 1792 ve 1797 yıllarında Viyana’da bulundu. 1795′te İsviçre ve İtalya’da jeoloji ve botanik ile ilgilendiği bir gezi yaptı. Bu sıralarda, 29 Şubat 1792’de Berlin’de maden vergi tayin memuru olarak resmî bir göreve atandı. Devlet için çalıştığı bu görevi yalnızca bilime hizmet etmek için bir çıraklık dönemi gibi görmüş olsa da, sorumluluklarını öyle çarpıcı bir yetenekle yerine getirdi ki kısa sürede bölümünün başına geçmekle kalmayıp önemli diplomatik görevler de üstlendi. 19 Kasım 1796’da annesinin ölümü dehasının peşinden gidebilmesinin önünü açtı. Resmî görevlerinden uzaklaşarak, çok uzun zamandır içinde olan uzak diyarlara gitme hülyasını gerçekleştirmek için bir fırsat çıkmasını beklemeye başladı.

Özel mektuplarını yok ettiği için Humboldt’un özel yaşamının büyük bölümü gizemini sürdürmektedir. Magnus Hirschfeld ile çalışan cinsiyet araştırmacısı Paul Näcke, 1908 yılında, Humboldt’un Berlin’deki eşcinsel altkültürün etkinliklerine katıldığını hatırlayan kişilerin anılarını derledi. [1] Yaşamı boyunca erkeklerle güçlü duygusal bağlar kuran Humboldt hiç evlenmemiş ve kadınlarla herhangi bir duygusal bağ da kurmamıştır. Kardeşinin ailesine ise büyük bir bağlılık duymaktaydı. Son yıllarında ise eski ve sadık bir hizmetlisi ile evlilikten öte bir ilişki içindeydi. Bazılarının zayıflık diye adlandırdıkları büyük bir cömertlikle ölümünden dört yıl önce tüm mal varlığını Seifert adındaki bu adama bağışlamıştır.

1799 ile 1804 yılları arasında Güney ve Orta Amerika’ya giden von Humboldt, keşif gezileri sonucunda kıtayı bilimsel açıdan betimleyen ilk bilimadamı olmuştur. 21 yıl boyunca yaptığı gezilerde karşılaştıklarını devasa bir eserde toplamıştır. Atlantik Okyanusu’nun iki kıyısında yer alan kara parçalarının (özellikle Güney Amerika ve Afrika’nın) bir zamanlar birleşik olduğunu ilk öne süren Humboldt olmuştur. Hayatının son dönemlerinde yazdığı Kosmos adlı eserinde dünya üzerine bilgi toplayan çeşitli bilim dallarını birleştirmeye çalışmıştır. Humboldt aralarında Joseph- Gay-Lussac, Justus von Liebig, Agassiz ve Matthew Fontaine Maury’nin bulunduğu birçok bilimadamıyla çalışmış ve çalışmaları desteklemiştir.

Von Humboldt’un Prusya ordusunda binbaşı olan babası Pomeranya’nın önde gelen ailelerinden birine mensuptu ve Yedi Yıl Savaşları’ndaki hizmetleri karşılığında kraliyet nazırlığı göreviyle ödüllendirilmişti. Baron von Hollwede’nin dul eşi Maria Elizabeth von Colomb ile 1766 yılında evlendikten sonra iki oğlu olmuştu. Bunlardan küçük olanı Alexander’dır.

Humboldt ve Bonpland tarafından toplanan 4500’den fazla türün tanımlarını içeren “Nova genera et species plantarum” (7 cilt. folio, 181 5?1825), Carl Sigismund Kunth tarafından derlenmiştir. J. Oltmanns’ın hazırlanmasına yardımcı olduğu “Recueil d’observations astronomiques“ (1808). Cuvier, Latreille, Valenciennes ve Gay-Lussac ile birlikte çalışarak “Recueil d’observations de zoologie et d’anatomie comparée“ (1805-1833). Humboldt’un Ansichten der Natur (Stuttgart ve Tübingen, 1808) adlı kitabı yaşamı süresince üç kez basılmış ve hemen hemen her Avrupa ülkesinin diline çevrilmiştir. Asya seferinin sonuçları “Fragments de géologie et de climatologie asiatiques“ (2 cilt. 8vo, 1831), ve “Asie centrale“ (3 cilt. 8vo, 1843) olarak yayımlanmıştır. Ayrıca bilimsel derneklerde sunduğu bildiriler ve bilim dergilerine yazdığı yazılar çok olduğundan burada tek tek verilmemiştir.

1811’de Rus hükümeti ve 1818’de Prusya hükümeti tarafından Humboldt’a Asya’da keşif gezisi projeleri önerildiyse de her seferinde istenmeyen koşulların ortaya çıkması nedeniyle sonuçlanmadı. Humboldt ancak altmış yaşına bastıktan sonra, gençliğinde olduğu gibi bilim adına yeniden yolculuğa çıkabilecekti. 1829 yılının Mayıs ile Kasım ayları arasında asistanları Gustav Rose ve C. G. Ehrenberg ile Rusya İmparatorluğu’nu Neva’dan Yenisey’e kadar baştan başa geçerek yirmi beş hafta içinde 15.472 km katetti. Yolculuk Rus hükümetinin doğrudan himayesi altında olmanın verdiği avantajlara sahip olsa da faydalı olabilmek için yeterince yavaş değildi. Bu yolculuğun en önemli başarıları, Orta Asya platosunun yüksekliği hakkında o güne kadarki abartılı tahminleri düzeltmek ve Ural’ların altın tortuları ile kaplı arazilerinde elmas madenleri bulmak olmuştur.

Avrupa’dan uzak kaldığı süre boyunca topladığı, ansiklopedik ölçüdeki bilimsel, politik ve arkeolojik bilgi bütününün uygun şekle sokularak yayımlanması artık Humboldt’un en büyük isteği hâline gelmişti. Manyetik sapma yasasını incelemek amacıyla Joseph Louis Gay-Lussac ile İtalya’ya yaptığı kısa gezinin ardından doğduğu şehirde iki buçuk yıl kalan Humboldt 1808 ilkbaharında büyük eserini basabilmek için gerekli olan bilimsel işbirliğini sağlayabilmek üzere Paris’e yerleşti. Başlangıçta yalnızca iki yıl süreceğini umduğu bu devasa iş Humboldt’un yirmi bir yılını aldı ve yine de tamamlanamadı. Paris’te bulunduğu ilk yıllarda önceleri rakibi ama artık arkadaşı olan Joseph-Louis Gay-Lussac ile hem kaldığı hem de çalıştığı yeri paylaştı, gaz analizleri ve atmosferin yapısı üzerine onunla birlikte çalıştı.

Keşif gezilerinin sonucu olarak Humboldt, o zamana kadar Avrupa’da bilinmeyen birçok coğrafi oluşumu ve canlı türlerini tanımlamıştır. Onun adı verilen türler arasında şunlar sayılabilir:

Hayatının son on yılını eserini tamamlamaya ayırdı ve üçüncü ile dördüncü ciltler 1850 ve 1858’de yayımlandı. Beşinci cildin bir bölümü ölümünden sonra 1862’de yayımlandı. Bu ciltlerde, ilk ciltte yaptığı geniş incelemenin içerdiği bilim dalları üzerine detayları tamamlamaya çalıştı. Çabalarının çoğu, başkaları ile birlikte çalışmaktan kendine yarar sağlayabilmesi ve farklı düşünceleri bir potada eritebilmesi sayesinde başarılı oldu.

Darwin, Amerika kıtasındaki bilimsel gezilerini anlattığı “Voyage of the Beagle” adlı eserinde Humboldt’un çalışmalarına sık sık atıfta bulunur.

Anlatım tarzının kendine özgü ağırlığı ve zahmetli pitoresk söylem, genel okuyucuya çekici gelmekten çok görkemli gelmektedir. Ancak bu yapıtın asıl üstünlüğü ve ebedi değeri, büyük bir adamın zihninin sadık bir yansıması olmasındadır. Evrenin portresini çizmeye kalkışan Alexander von Humboldt için, çok yönlü zekâsını gösterecek bundan daha iyi bir methiye yazılamazdı.

24 Kasım’da Küba’ya geçen iki arkadaş birkaç ay burada kaldıktan sonra Kolombiya’daki Cartagena’ya çıkarak anakaraya geri dönerler. Suları kabarmış olan Magdalena Nehri boyunca ilerleyip, Cordillera Real Dağları’nın donmuş sırtlarından geçen zorlu bir yolculuktan sonra 6 Ocak 1802’de Quito’ya varırlar. Burada kaldıkları sürede hem Pichincha Dağı’na hem de Chimborazo Dağı’na tırmanırlar. Bu tırmanışla Humboldt ve ekibi zamanın dünya rekoru sayılabilecek olan 5.878 m.lik yüksekliğe ulaşmıştır. Yol üzerinde Amazon’un kaynaklarını araştırdıktan sonra Peru’da Lima’ya ulaşınca sefer sona erer. Humboldt, Callao’da 9 Kasım’da Merkür’ün önünden geçişini gözlemler. Aynı zamanda guano’nun gübre özelliklerini inceler. Guano’nun Avrupa’ya girişi Humboldt’un yazıları neticesinde olmuştur. Fırtınalı bir deniz yolculuğundan sonra Meksika’ya gelirler. Burada yaklaşık bir yıl kaldıktan sonra kısa süreliğine Amerika Birleşik Devletleri’ne uğrar ve Delaware Nehri’nin ağzından Avrupa’ya yelken açarlar. Bu yolculuğun sonunda 3 Ağustos 1804 günü Fransa’nın Bordeaux şehrine çıkarak Avrupa’ya geri dönerler.

Humboldt artık, Napolyon Bonapart’tan sonra Avrupa’daki en ünlü kişiydi. Her yerde alkışlarla karşılanıyordu. Hem yerli hem de yabancı akademiler, Humboldt’u üyeleri arasına katabilmek için yarışıyordu. Prusya Kralı III. Friedrich Wilhelm, Humboldt’u saray nazırı ilan etmiş, herhangi bir görev beklemeden daha sonra ikiye katlanacak olan 2.500 talerlik bir maaş bağlamıştı. Humboldt, 1810 yılında Prusya eğitim bakanlığı görevini reddetti. 1814 yılında müttefik hükümdarlara Londra’da eşlik etti. 1818 yılında Prusya Kralı’nın emriyle Aachen Kongresi’ne katıldı. 1822 sonbaharında yine aynı kralla birlikte Verona Kongresi’ne katıldı, buradan kraliyet maiyetinde önce Roma’ya sonra Napoli’ye geçti ve 1823 sonbaharında Paris’e döndü.

Ölümünden sonra arkadaşları ve yakın çalışma arkadaşları, Von Humboldt’un genç bilim adamlarına karşı olan cömert yardımseverliğini sürdürmek için Alexander von Humboldt Vakfı’nı kurdular. İlk bağış, 1920’lerin Alman hiper enflasyonunda ve II. Dünya Savaşı sonrasında değerini kaybetse de, Alman hükümeti tarafından Vakıf yeniden ıslah edilmiştir ve günümüzde yabancı araştırmacıları Almanya’ya çekmek ve Alman araştırmacıların yurtdışında bir süre çalışmasını sağlamak açısından önemli rol oynamaktadır.

Yolculuklara olan tutkusu, Kaptan James Cook’un ikinci yolculuğunda yanında bulunan, Heyne’in damadı Georg Foster ile Göttingen’de kurduğu arkadaşlıkla iyice pekişti. Artık çalışmaları ve nadir olarak birarada görülen kişisel yetenekleri olağanüstü bir anlayış ile kendisini bilimsel kâşif olarak hazırlama amacına yönelmişti. Bu düşünceyle Hamburg’ta ticaret ve yabancı diller, Freiberg’te Abraham Gottlob Werner ile coğrafya, Jena’da Justus Christian Loder ile anatomi, Franz Xaver von Zach ve Johann Gottfried Koehler ile astronomi ve bilimsel aletlerin kullanımı konularında eğitimini sürdürdü. Freiberg madenlerindeki bitki örtüsü üzerine yaptığı çalışmalar sonucunda 1793 yılında “Florae Fribergensis Specimen” (Fribergen Florasından Örnekler) adlı eserini yayımladı. Luigi Galvani tarafından yeni keşfedilmiş olan kasların tepkiselliği fenomeni üzerine yaptığı uzun süreli deneyler sonucunda 1797 yılında Berlin’de “Versuche über die gereizte Muskel- und Nervenfaser” (Kas ve sinir lifleri tepkiselliği üzerine çalışmalar) adlı çalışmasını yayımladı.

Edgar Allan Poe son şaheseri “Eureka”yı von Humboldt’a ithaf etmiştir. Humboldt’un “Kosmos” adlı eserindeki bilimleri birleştirme çabası Poe’nun projesi için büyük ilham kaynağı olmuştur.

Adı verilen coğrafi oluşumlar:

İlerleyen yaşının kusurlarının uygunsuz bir şekilde öne çıkarılması, Varnhagen von Ense ile olan yazışmalarının düşüncesizce yayımlanmasından kaynaklanmıştır. Bu kusurların başında, dalkavukluğa varacak kadar aşırı kibar konuşmasına rağmen özel yazışmalarında oldukça alycı ve iğneleyici olması gelir. Her zaman göze çarpan kibri, mizah duygusuyla dengeleniyor ve iyi niyetle açıkça söylendiğinden sempati yaratıyordu. Yine de her açıdan değerlendirildiğinde Humboldt ülkesinin bilimsel yanını temsil etmek üzere Goethe’nin yanında yer alabilecek kadar muazzam bir kişilik olarak karşımıza çıkar.

Aşağıdaki yerleşim birimleri Humboldt’un adını taşımaktadır:

1830 ile 1848 yılları arasında von Humboldt, çok samimi olduğu Louis Philippe’in nezdinde sıklıkla diplomatik görevlerde bulundu. Kardeşi Wilhelm von Humboldt 8 Nisan 1836’da Alexander’ın kollarında öldü. Alexander, yaşamının geri kalanını üzüntüye boğan bu ölümle “diğer yarısını” kaybettiğini söylemiştir.

Hayatının projesini yetmiş altıncı yaşına kadar erteleyip sonra da başarıyla gerçekleştirmek pek sık rastlanan bir durum değildir. Humboldt’un şaheseri sayılabilecek olan Kosmos ‘un ilk iki cildi 1845 – 1847 yılları arasında yazıldı ve yayımlandı. Genelleştirmeyi detaylarla destekleyen ve detayları genelleştirmeyle değerlendiren, grafiksel tanımlamanın ötesinde fiziksel dünyayı yaratıcı bir kavram olarak iletebilecek bir çalışmanın fikri yarım yüzyıldan uzun süredir zihnini rahatsız ediyordu. Bu fikir ilk olarak 1827 – 1828 kışında Berlin Üniversitesi’nde verdiği bir dizi konferansta şekillenmişti. Daha sonraları biyografisini yazan yazarın ifade ettiği gibi bu konferanslar “”muhteşem Kosmos freskosunun karikatürü”” idi. Bu dikkat çekici çalışma için kısaca doğanın karmaşıklığı içinde ortaya çıkan birliğin betimlenmesi denebilir. Bu çalışmada 18. yüzyılın geniş ve belirsiz idealleri 19. yüzyılın kesin bilimsel gereklilikleriyle birleştirilmeye uğraşılmıştır. Kaçınılmaz eksikliklerine rağmen bu girişim büyük oranda başarılı olmuştur.

Ölümünden itibaren Humboldt’un yazışmalarının önemli bölümü halka açıldı. Hem zaman hem de önem açısından bunların başında “Briefe an Varnhagen von Enze “ (Leipzig, 1860) gelir. Bunları “Briefwechsel mit einem jungen Freunde” (Friedrich Althaus, Berlin, 1861); “Briefwechsel mit Heinrich Berghaus” (~ cilt., Jena, 1863); “Correspondance scientifique et littéraire” (2 cilt., Paris, 1865?1869); “Lettres à Marc-Aug. Pictet,” “Le Globe” da yayımlandı, cilt vii. (Geneva, 1868); “Briefe an Bunsen” (Leipzig, 1869); “Briefe zwischen Humboldt und Gauss” (1877); “Briefe an seinen Bruder Wilhelm” (Stuttgart, 1880); “Jugendbriefe an W. G. Wegener” (Leipzig, 1896); yazışmaları izledi. Humboldt’un başlıca çalışmaları “sekiz” baskı olarak Tb. Morgand tarafından Paris’te yayımlanmıştır (1864?1866). Ayrıca bakınız: Karl von Baer, “Bulletin de l’acad. des sciences de St-Pétersbourg”, xvii. 529 (1859); R. Murchison, Proceedings, Geog. Society of London, vi. (1859); L. Agassiz, American Jour. of Science, xxviii. 96 (1859); Proc. Roy. Society, X. xxxix.; A. Quetelet, Annuaire de l’acad. des sciences (Brussels, 1860), p. 97; J. Mädler, Geschichte der Himmelskunde, ii. 113; J.C.Houzeau, Bibl. astronomique, ii. 168. (A. M. C.)

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Alexander_von_Humboldt

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Luis Alvarez kimdir

Yazan: admin | Mucitler | Salı 28 Aralık 2010 12:08

Luis Walter Alvarez (San Francisco 13 Haziran 1911 – 1 Eylül 1988′de Berkeley, Kaliforniya’da) Amerika Birleşik Devletleri fizikçilerinden ve mûcitlerdendir. Uzun profesyonel kariyerinin neredeyse hepsinin Kaliforniya Üniversitesi’nde geçirmiştir.

1968 yılında Nobel Ödülünü kazanmıştır ve 40′tan fazla patenti vardır. Bu patentlerden birkaçı kazanç sağlanabilecek buluşlardı. 1978′de National Inventors Hall of Fame’e dâhil .

Alvarez, 1932′de lisans, 1934′te lisansüstü ve 1936′da doktora diplomasını aldığı Chicago Üniversitesi’nde eğitim gördü.

Alvarez ve üniversite öğrencisi Lawrence Johnston, Üçleme ve Nagasaki bombaları’nda kullanılan küresel iç patlarları için patlayan kablo ateşleyicisini tasarladılar [1]. Radar ve navigasyon konusunda da önemli çalışmaları vardır. 1945′te Amerika Birleşik Devletleri Hükûmeti’nin havacılık konusundaki en yüksek ödülü olan Collier Ödülü’ne kötü görüş şartlarında uçakların inişe geçmesini kolaylaştıran Yer Kontrollü Yaklaşma (YKY) sistemini geliştiridiğinden lâik görüldü.

On yıl sonra ilk önerisi olan ve Chicxulub adı verilen büyük çarpışma kraterinin Meksika açıklarında bulunmasıyla teori doğrulanmış oldu. Böylece Dünya dışı bir cisimle dinozorların yok oluşu, bugün bilginlerce kabul edilir bir açıklama olarak görülmektedir.

Alvarez ailesi Latin soydandı. Luis Walter, bir zamanlar Mayo Kliniği’nde araştırmacı ve bir doktor olan Walter C. Alvarez’in ve Harriet Smythe’in oğlu, Havai’de doktor olup lekesel cüzzama karşı daha iyi bir teşhis bulan Luis F. Alvarez’in torunudur. Teyzesi Mabel Alvarez, yağlı boya resime kendini vermiş Kalifornya’lı bir sanatçıydı. Bir oğlu olan Walter Alvarez de Berkeley’de kampüsü olan Kalifornya Üniversitesi’nde jeoloji profesörüydü.

II. Dünya Savaşı sırasında Alvarez’in askerî teknoloji üzerindeki çalışmaları en önemlidir. Manhattan Projesi ve bombasını düşüren Alberta Projesi’nin en önemli elemanlarındandı. The Great Artiste’le bilimsel gözlemci olarak bombanın atılışını izledi.

1980′de Alvarez ve oğlu Walter, asteroit çarpma teorisini taktim ederek Kreates çağ sonuna âit katmanlardaki aşırı yüksek iridyum yoğunluğunu açıkladı.

Alvarez geliştirdiği geri tepme teorisiyle John F. Kennedy suikastı sırasında presidentin başının niçin arkadan vurulmasına rağmen geriye teptiğini açıkladı ve böylece Lee Harvey Oswald’in suçlu olduğunu gösterdi.

1968 yılında Nobel Fizik Ödülünü “geliştirdiği hidrojen kabarcık odası ve veri analiziyle çok sayıda rezonans hâli keşfedildiği”nden ona verildi. Bu araştırmalarla bilginlere parçacık hızlandırıcılarında kısa ömürlü parçacıkların kaydı ve incelenme imkânı verilmişti. 1987′de ABD Enerji Bakanlığı, ona Ödülü’ne lâik gördü.

Alvarez, ayrıca “foo fighters” diye adlandırılan ve II. Dünya Savaşı’nda gözlenen UFOlarla ilgili raporları da inceledi[1].

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Luis_Alvarez

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , ,

Amerikyum icadı

Yazan: admin | icatlar | Salı 28 Aralık 2010 12:05

Amerikyum. Periyodik tablonun aktinitler dizisinde yer alan ve yapay olarak elde edilen kimyasal bir element. Doğada varlığı saptanamayan amerikyum 1944’te Glenn T. Seaborg, Ralph A. James, Leon O. Morgan ve Ghiorso tarafından bir nükleer reaktörde plütonyum-239′dan ( numarası 94) amerikyum-241 izotopu halinde elde edilir. Bulunan dördüncü uranyum ötesi element ( numarası 96 olan küriyum bundan birkaç ay önce bulunmuştur) olan amerikyum gümüş beyazlığında bir metaldir. Oda sıcaklığındaki kuru havada çok yavaş kararır. Kolay elde edilebildiği için en önemli izotopu amerikyum–241′dir; bu izotop plütonyumdan elde edilmiş ve akışkan yoğunluklarının ölçümünde, kalınlık ölçmede yakıtı göstergelerinde ve uzaklık algılayıcı aygıtlarda kullanılmıştır. Bu uygulamaların hepsine amerikyum–241′in gamma ışımasından yararlanılır. Amerikyumun bütün izotopları radyoaktiftir. Amerikyum–241′in yarı ömrü 458 yıl iken en kararlı izotopu olan amerikyum–243′ün yarı ömrü 7.370 yıldır ve bu nedenle kimyasal ayrıştırmalar için daha elverişlidir.

Amerikyum (Am)

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Amerikyum

Tags: , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , ,

Nükleer denizaltı

Yazan: admin | icatlar | Pazartesi 20 Aralık 2010 21:57

Geleneksel denizaltılar ve nükleer denizaltılar arasındaki ana fark, güç sistemidir. Nükleer denizaltılar bu iş için nükleer reaktörleri görevlendirir. Biri, mile bağlı olan elektrik motorlarına güç sağlamak için elektrik üretirken diğeri, buhar türbinlerini çeviren buhar gücünü üretmek için reacktörün ısısına bel bağlar. Denizaltılarda kullanılan reaktörler küçük bir reaktörden yüksek miktarda enerji dağıtma olanağı sağlamak için genel olarak yüksek derecede zenginleştirilmiş yakıt (sıklıklar %20′den fazla) kullanırlar.

Nükleer denizaltılar pek çok kaza geçirmiştir (hepsi güç kaynağı ile alakalı değil).

1950′lerde, Sovyetler Birliği de nükleer güçlü denizaltılar geliştirme konusunda Birleşik Devletler’in arkasından takip etti. Nautilus’un ABD tarafından geliştirilmesinin kışkırtıcı etkisiyle, nükleer güç sağlama üzerine Sovyet çalışmaları 1950′lerin başlarında Obininsk’teki ve Enerji Mühendisliği Enstitüsü’nde, daha sonra Kurçatov Enstitüsü’nün başına geçecek olan Anatoliy P. Alexandrov önderliğiyle başladı. 1956′da, onun takımı tarafından tasarlanan ilk Sovyet güç reaktörü işlemsel sınamalara başladı. Aynı anda, Vladimir N. Peregudov’un önderliğinde bir tasarım takımı, reaktöre ev sahipliği yapacak tekne üzerinde çalıştı.

Nisan 1994′te Florida’da HMS Vanguard

Soğuk Savaş’ın ilerleyen günlerinde, dört adet Sovyet tersanesinin (Severodvinsk’teki Sevmash, St. Petersburg’daki Admilralteyskiye Verfi, Nizhniy Novgorod’daki Krasnoye Sormovo ve Komsomolsk on Amur’daki Amurskiy Zavod) her birinden yaklaşık sayısı 5 ten 10 kadar varan nükleer denizaltılar hizmete sokulmuştu.

Reaktörü yapmak üzere Westinghouse Şirketi atandı. Denizaltı tamamlandıktan sonra, Başkan Truman Nautilus’un pruvasında geleneksel şampanya şişesini kırdı. 17 1955′te Nautilus, Groton, Connecticut’taki limandan ayrıldıktan sonra tecrübelerine başladı. Denizaltı 320 ft (yaklaşık 97,5 ) uzunluğundaydı ve 55 milyon Amerikan Doları’na mal olmuştu.

Nautilus’un yapımı, Birleşik Devletler Atomik Enerji Komisyonu’nun Deniz Reaktörleri Dalı’ndaki bir grup bilimci ve mühendis tarafından nükleer güç sağlama aracının başarılı geliştirimiyle olası kılınmıştır. Temmuz 1951′de, Birleşik Devletler Kongresi dünyanın ilk nükleer güçlü denizaltısının yapımına, kaptan Hyman G. Rickover’ın liderliği altında izin vermiştir. Amiral Rickover nükleer denizaltıları fikrini ileri sürmüştü.

Denizaltılar 30 yıllık işletim süresine kadar nükleer yakıtı taşıyabilir. Sualtındaki zamanı kısıtlayan tek kaynak, mürettebat için erzak ve teknenin bakımıdır.

Nükleer denizaltı, bir nükleer reaktör tarafından güç sağlanmış olan denizaltıdır. Nükleer denizaltının performans avantajları, geleneksel denizaltılara (genellikle dizel, elektrik vb.) göre dikkate değerdir: nükleer güç, tamamen havadan bağımsız olduğu için geleneksel denizaltılarda gerekli duyulduğu gibi, denizaltının sıklıkla yüzeye çıkma ihtiyacından kurtarır; bir nükleer reaktör tarafından üretilen büyük miktardaki güç, nükleer denizaltıların yüksek hızda, uzun süre kullanılmasına olanak tanır; ve varış noktalarında sadece yiyecek gibi tüketilir malların depolanması gerekir. Yeni nesil nükleer denizaltılar 25 yıllık ömrü boyunca asla yeniden doldurulma ihtiyacı duymaz. Diğer yandan geleneksel denizaltılarda, elektrik akülerinde depolanan sınırlı güç, en gelişmiş geleneksel denizaltı bile düşük hızda sadece birkaç gün, en yüksek hızda ise sadece birkaç denizin altında kalabilir anlamına gelir. Havasız güç sağlamadaki son geliştirmeler bu dezavantajı biraz azaltmıştır. Nükleer teknolojinin yüksek gideri, pek az ülkenin nükleer denizaltılara sahip olabileceği anlamına gelir.

Bu makinalar bir acil ilerleme mekanizmasına elektrik sağlayabildiği kadar, reaktör bozulma ısısı azaltımı için de acil elektrik gücü sağlayabilir.

Nükleer reaktör ayrıca, hava kalitesinin bakımı, tuzlu okyanus suyunu damıtarak taze su üretimi, ısı düzeni vb. gibi denizaltının diğer altsistemlerine enerji sağlar. Tüm nükleer deniz reaktörleri günümüzde, yedek bir güç sistemi olarak dizel üreteçlerle birlikte çalışır.

Téméraire, sister-ship of Triomphant

Buhar üretimi sorunları, ışınım (radyasyon) sızıntıları ve diğer zorlukları içeren pek çok engeli aştıktan sonra, bu çabalar üzerinde temellenen Sovyet Donanması’ndaki ilk nükleer denizaltı 1958′de görevine başladı.

Bugün, şu altı ülke nükleer güçlü stratejik denizaltının herhangi bir çeşidini kullanmaktadır: Birleşik Devletler, Rusya, Fransa, Birleşik Krallık, Çin Halk Cumhuriyeti ve Hindistan. Arjantin ve Brezilya’yı da kapsayan pek çok ülkenin, nükleer güçlü denizaltılar yapmak için gelişmekte olan değişik biçimlerdeki tasarıları (projelere) vardır.

Birleşik Devletler, ilk nükleer denizaltı USS Nautilus (SSN-571)’u 1954 yılında denize indirmiştir. Nautilus, yüzeye çıkmaksızın dünyayı dört aya kadar turlayabilirdi.

20. yüzyılda, Birleşik Devletler (ABD) ve Sovyetler Birliği (SSCB) geleneksel denizaltıların kısıtlamalarının üstesinden gelmek amacıyla nükleer denizaltılar yapmak için teknolojiyi takip ediyordu. Nükleer güçlü denizaltılar geçmiş ABD-Sovyet silahlanma yarışının en güçlü göstergelerinden biridir.

Birleşik Krallık’ta, Kraliyet Donanması’na ait bütün eski ve mevcut nükleer denizaltılar Barrow-in-Furness’te yapılmıştır.

1950′lerin sonlarından 1997′nin sonuna kadar, Sovyetler Birliği ve ardından gelen Rusya, diğer bütün ülkelerin ürettiğinden daha fazla sayıda, toplam 245 adet nükleer denizaltı yapmıştır.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/N%C3%BCkleer_denizalt%C4%B1

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Nötron bombası

Yazan: admin | icatlar | Pazartesi 20 Aralık 2010 21:57

Nötron bombası, füzyon ilkesiyle çalışmaktadır.Atomun parçalanmasıyla ortaya çıkan milyonlarca derecelik ısı kaynağı içinde çekirdeklerinin birleşmesi sonucu oluşan füzyon sırasında etkileşen queterium ve tritium iyonlarının 14.000.000 elektron volt enerji yüklü nötron saçılır. Bu nötron ışınları, binalar ve çevreye bir zarar vermemekle birlikte insan hayatı için kesin öldürücü tehlike içermektedir.

Nötron bombası, teknik olarak gelişmiş bir taktik nükleer silahtır. Nötron bombası gelişmiş radyasyon silahları (enhanced radiation weapon – ERW) kapsamında yer almaktadır.

      5. Tübitak ve Teknik Dergisi, 172. sayı, Şubat 1982

Nötron bombası, 1958 yılında fizikçi Samuel Cohen tarafından bulundu. İlk başlarda dönemin ABD başkanı John F. Kennedy’nin karşı çıkmasına rağmen 1963 yılında Nevada’da bir yer altı üssünde denemesi yapıldı[1]. Geliştirilmesi sonraki başkan Jimmy Carter döneminde 1978 yılına kaldıysa da protestolar yüzünden ertelendi. Üretimine başlanması 1981 yılında başkan Ronald Reagan döneminde oldu. ABD’nde üç tip ERW silahı üretildi[2]. Orta menzilli WR66 savaş başlığı anti-ICBM Sprint füzesi 1970 yılı ortalarında yapıldı. Ardından kısa menzilli W70 Mod 3 savaş başlığı ile W79 Mod 0 taktik füzeleri nötron bombası tipleri olarak geliştirildi.

Son iki tip, George W. Bush zamanında 1992 yılında soğuk savaşın bitimiyle demonte edilerek 2003 yılında kullanımdan kaldırıldı. 1999 yılı “Cox Raporu”, Çin’de nötron bombası üretiminin olanaklılığından sözetmektedir [3].

Nötron bombasının yaydığı tritiumun yaklaşık 13,32 yıl ömrü vardır[4]. Bu aktivasyon, atom bombasına göre on kat daha fazladır.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/N%C3%B6tron_bombas%C4%B1

Tags: , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , ,

Maser nedir

Yazan: admin | icatlar | Pazartesi 20 Aralık 2010 02:15

Maser, atomların, dışarıdan uyarılması neticesinde dışarıya salınan radyasyon yardımı ile elde edilen, genliği yükseltilmiş elektromanyetik dalga. Maser, önceleri ilk maserin frekansında çalışması sebebiyle İngilizce (Mikrovawe Amplification by Stimulated Emission of Radiation) cümlesindeki kelimelerin baş harflerinin alınmasından türetilmiştir. Bugünse işitme frekansından itibaren (20 ila 20.000 saykıl/saniye), görünen ve morötesi frekanslı elektromanyetik bölgelerde dahi aynı prensip tatbik edildiğinden maser, Molecular amplification by Stimulated Emission of Radiation olarak tarif edilmektedir. Maser, tahrikli radyasyon (ışın, şua) neşriyle (yayılmasıyla) mikrodalga veya moleküler dalga kuvvetlendirilmesi demektir. Cihaz, hassas olarak tayin edilmiş frekansta mikrodalga osilasyonları (titreşimleri) ve düşük gürültü seviyeli amplifikasyon (kuvvetlendirme) elde etmeyi sağlar. Bu maksatla atomların ve moleküllerin iç enerjisinden faydalanan bir amplifikatör ve osilatör grubu kullanılır. Aletin çalışmasının temel prensibi olan tahrikli neşriyat (stimulated emission), tedirgin (aşırı enerji yüklü) haldeki bir atoma, dışarıdan eşit enerjili bir fotonun çarpması sonucu atomun aynı özellikli bir foton neşretmesi şeklinde meydana gelir. Böylece tahrik eden foton veya dalgalar çarptıkları tedirgin atomlar tarafından neşredilen fotonlarla kuvvetlenir. Bir maser, veya katı halde aktif bir ortamdan ibarettir. Sistem çeşitli frekanslar halinde elektromanyetik bir radyasyona maruz bırakılır. İçerideki atomların çoğu bu tesirle yüksek enerjili (tedirgin) hale gelir. Böylece tahrikli bir frekans hasıl olur. Aktif ortam, rezonans sağlayan bir boşlukla çevrili olduğundan, tek bir çıkış frekansına eşdeğer osilasyon modlu paralel dalgalar teşekkül eder. Bunların optik frekanslarda çalışanlarına optik maser veya laser adı verilir.

Maser yayını ile uzaydaki gazların cinslerini tesbit etmek mümkündür. Bu maksatla hidrojen atomu ile 1421 MHz’de çalışan hidrojen maseri yapılmıştır.

İlk maser rezonatörü (osilatör de denir) H. Townes, James Gordon ve Herbert Zeiger tarafından 1954 senesinde yapıldı. Bu maserde amonyak gazının özel frekansından istifade . Azot atomu amonyak molekülünde (NH3) hidrojen atomları arasında 24.000 MHz ile titreşir. Bu frekansla titreşen amonyak molekülleri, havasız elektrostatik bir ortamdan geçirilirken aynı frekansta titreşen amonyak molekülleri bir hüzme şeklinde rezonatöre gelir. Rezonatör de enerji seviyelerindeki değişmelerle foton üretimine sebep olur. Bu fotonlar aynı fazda, aynı frekansta mikrodalgalar halinde titreşirler. Mikrodalga, rezonatörden dalga klavuzu ile alınarak yayınlanır.

Maserin kullanıldığı en mühim saha haberleşmedir. Haberleşmede karşılaşılan sıkıntı muhabere edilen kanalların mahdut olmasıdır. Böyle bir muhabere trafiğinde yayınların birbirine müdahale etmemesi için, mikrodalga (yüksek frekans) kullanılması gerekir. Maser bu tür haberleşme için çok uygundur. Mikrodalga ile yayında, yayın yapan istasyonla alıcının birbirini görmesi lazımdır. Bu bakımdan ara istasyonlara ihtiyaç vardır. Dünya etrafında yörüngede bulunan uydular, ara istasyon vazifesi yaparlar. 1962 senesinde yörüngeye oturtulan Telstar uydusu bu vazifeyi icra etmektedir. Telstar 3700-4200 ve 5925-6425 MHz bandlarında maser yayını alır ve yükselterek yayınlar.

Maser dalgaları oldukça kararlı ve monokromatik (aynı frekans ve fazda) olduğu için astronomi ve uzay haberleşmesinde, gürültü seviyesi olmayan yükselticiler olarak kullanılırlar. Maserde dalga rezonans sistemi, enerji seviyelerinden istifade edilerek çalıştığı için, dalga boyları çok küçük olmasına rağmen imal edilmesi mümkündür. Halbuki aynı frekansta mevcut hiçbir manyetik dalga rezonatörü yapılamaz. Çünkü rezonatör yapımı dalga boyu büyüklüğü ile sınırlıdır. Maser dalga boyu 1 mm’den çok küçüktür. Klasik metodlarla elde edilen en yüksek frekansa (daha doğrusu en küçük dalga boyuna) sahip rezonatör radar cihazlarında kullanılmaktadır.

Maser’in kullanıldığı bir saha da, uzaya fırlatılan araçların göndereceği bilgiler içindir. Uzay aracı çok küçük ve mesafe çok uzak olduğu için mikrodalga vericisinin hem küçük hem de yaptığı yayının gürültüsüz olarak alınması gereklidir. Maser bu maksada mükemmel cevap verir. 1964 senesinde 383.180 km mesafedeki ay yüzeyinden Ranger VII ay modülünün gönderdiği yayınları ile 1965 senesinde 215.740.000 km mesafedeki Mars yüzeyinden Mariner IV’ün gönderdiği çok net resim yayınları, maser ile sağlanmıştır. Bu kadar uzak mesafeden optik ve dalgaları ile ve resim yayını mümkün değildir.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Maser

Tags: , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , ,

Sonraki Sayfa »