Foucault sarkacı

Yazan: admin | Genel | Çarşamba 9 Mart 2011 17:43

Foucault Sarkacı, adını fizikçi Léon Foucault’dan alan, ilk defa deneysel olarak Dünya’nın kendi ekseni çevresinde döndüğünü kanıtlayan sarkaç düzeneğidir.

Foucault sarkacına benzeyen bir düzenekle benzeri bir deney, Foucault’dan iki yüzyıl önce 1661′de Vincenzo Viviani tarafından gerçekleştirilmiştir.

Düşünceleri ile toplumda büyük bir ilgi uyandıran Foucault’ya imparator III. Napolyon, deneyini Paris’teki büyük kubbeli Panthéon binasında yapmasına izin vermiştir. Foucault, kubbenin ortasına 67 metrelik telle 28 kg ağırlığında bir demir top asmıştır. Topun alt tarafına sivri bir uç takılarak, yere serili ince kum tabakasında, bu ucun bıraktığı izlerden yararlanarak, sarkacın salınım düzlemindeki değişimin gözlemciler tarafından izlenebilmesi sağlanmıştır.

Dünya’daki pek çok kurum, müze ve laboratuarlarda, Foucault sarkacına benzeyen sarkaçlar bulunmaktadır. Hatta Güney Kutbu’nda da bir Foucault sarkacı bulunur. Türkiye’de Bilkent Üniversitesi Fen Fakültesi binasında ve Ege Üniversitesi Rasathanesi ve Ankara’da MTA’ya bağlı müzede de Foucault sarkacı bulunmaktadır.

Bu tarihi deneyi izlemek için Pantheon’a büyük bir kalabalık toplanmıştır. Foucault’nun sarkacı hareket ettirmesinden bir önce, titreşim ve hava akımlarına engel olmak üzere, gözlemcilerin hareketsiz ve sessiz olmaları temin edilmiştir. Sessizce salınımına başlayan sarkacın salınım düzleminde, bir süre her hangi bir değişim gözlenmemiştir. Bu sessiz bekleyişin ardından gözlemciler, kumun üzerindeki izlerin yavaşça değiştiğini görmüşlerdir. Sarkacın salınım düzlemi gözle görünür biçimde dönmektedir. Bu topluluk, tarihte ilk kez Dünya’nın kendi ekseni etrafında döndüğüne tanık olmuştur. Foucault’nun 1851′de, bu deney sırasında Pantheon’a yerleştirdiği bu sarkaç hala aynı yerde asılı durmaktadır.

Kuzey Kutbu ya da Güney Kutbu’nda, bir sarkacın salınım düzlemi, altındaki Dünya dönmeye devam ederken, yıldızlara göre değişmeden sabit kalacaktır. Tam turunu tamamlaması bir gün sürecektir.

Bir sarkacın asılma noktası değiştiği halde salınımı değişmediğini gözleyen Foucault, yeterince büyük bir sarkaç harekete geçirildiğinde, bunun salınım düzeninin değişmeyeceğini, fakat yerin, yani Dünya’nın hareket edeceği kuramını geliştirmiştir. Eğer Dünya dönüyorsa, Dünya ile birlikte sarkacı izleyen gözlemciler de dönecekler, buna karşın sarkacın salınım düzlemi hareketsiz kalacaktı. Bu nedenle sarkacın salınım düzlemi gözlemcilere göre yavaşça hareket ediyor gibi görünecekti. Gerçekte ise, gözlemcilerin dolaysız bir yolla izlemiş oldukları olay, Dünya’nın kendi etrafında dönmesinin bir sonucuydu.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Foucault_%C4%B1

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , ,

Film (sinema)

Yazan: admin | Genel | Çarşamba 9 Mart 2011 17:43

, tarihi bakımdan ilkin hareketli resimlerin kaydı ve gösterilmesi için kullanılan bir terimdi. Ancak daha sonra genelleştirilmiştir. Film terimi ile birlikte ”, “Gümüş ekran” gibi terimler de kullanılmaktadır. Herhangi bir oyuncu veya yönetmenin; oynadığı, yönettiği, yazdığı vb. tüm filmlerin listesine ise filmografi denir.

Bağımsız filmler genellikle Hollywood dışında veya diğer büyük stüdyo sistemleri tarafından yapılır. Bağımsız bir film büyük sinema stüdyoları tarafından finansmanı veya dağıtımı yapılmayan filmdir. Alternatif arayışlar, iş dünyası ve teknolojideki gelişmeler 20.yüzyılın sonunda ve 21.yüzyılın başlarında bağımsız film yapımının gelişmesine katkıda bulunan unsurlardır.

Film eleştirisi filmlerin analiz ve değerlendirmesidir. Genellikle akademisyenlerce yapılan akademik eleştirmenlik ile ve diğer medyalarda görülen gazeteci film eleştirmenliği şeklinde ikiye ayrılır.

Film kuramı film/sinemaya bir sanat olarak uygulanacak özlü, sistematik kavram arayışıdır. Klasik film kuramı teknik, öyküleme, tür, öznellik, yazarlık gibi klasik konular için uygulanacak yapısal bir çatı sağlamaktadır. Daha yakın dönemde analizler psikoanalitik film kuramı, yapısalcı film kuramı, feminist film kuramı ortaya çıkmıştır.

İki boyutlu imajların hareketli olarak gösterilmesi mekanizmasının varlığı 1860′lı yıllara kadar geri gider. Bu yıllarda zoetrope ve praxinoscope denilen basit optik aygıtların gelişmişi olan aygıtlar kullanılmaktaydı.

Filmler gerçek insan ve objelerin kamerayla kayıt edilmesiyle veya animasyon teknikleri ve/veya özel efektlerle her iki unsurun yaratılmasıyla üretilir. Filmlerle bir seri tekil çerçeveler oluşturulur ancak bu imajlar ardışık ve hızlıca gösterildiğinde, izleyicide hareket illüzyonu denilen bir göz yanılgısı oluşur. Çerçeveler arası geçişler görülmediğinden göz imajı sürekli bir akış halinde algılar.

İlk öykülü film 1902 yılında Georges Méliès tarafından Le Voyage dans la Lune (Aya Seyahat) adlı filmle gerçekleştirildi. 19. yüzyıla kadar hareketli resimler tamamen görsel bir sanat olmasına karşın ilk sessiz filmlerin kamu tarafından beğenilmişti. 20. yüzyılın başında filmler öyküsel bir yapı geliştirmeye başladı. hareketleri filmin hikâyesini daha etkili kılacak şekilde uygulanmaya başladı. Filmler sessiz olduğundan seyirciler salon sahipleri filmdeki hikâyenin geçiş şekline göre müzik üretecek bir piyanist veya orkestra kiralamaya başladılar. 1920′lerin başlarında çoğu film için bu amaçla hazır müzik listeleri oluşturuldu.

Gazete, dergi ve kablolu yayıncılıkta görülen film eleştirmenliği temelde yeni yapımlara göz atıştır. Bu alanlarda yer alan eleştirmenlerin filmleri seyredip görüşlerini yayına hazırlamaları için önlerinde kısa bir süre vardır. Bundan dolayı bu tarz eleştiriler, derin bir film analizi olmayıp izleyicileri filmin konusu, türü, yönetmeni hakkında kısaca bilgilendiren ve filme karşı eleştirmenin tavrını (beğeni ya da hoşnutsuzluğunu) gösteren tanıtıcı makalelerden ibarettir. Kitlesel tüketime giren aksiyon, korku ve komedi filmleri için yapılan eleştirilerin bu tarz filmlerin hasılatına yapabileceği etki azımsanamayacak boyuttadır. Kitleleri etkileme gücü nedeniyle gazeteci film eleştirileri, sinema sektöründe önemli bir yere sahiptir.

Akademik film eleştirmenleri ise filmlere daha akademik bir bakış açısıyla yaklaşır, filmi gerçek anlamda analiz etmeyi amaçlar. Bu tip çalışmalar film kuram veya film çalışmaları şeklinde bilinir. Bu film eleştirilerinde filmin niçin yapıldığı, nasıl sürdüğü ve insanlar üzerindeki etkileri anlaşılmaya çalışılır. Bu tip eleştiriler bilimsel dergilerde veya kitap olarak yayımlanır.

Fotoğrafçılıkta hâlâ kullanılan selüloid filmin geliştirilmesiyle nesnelerin gerçek zamanlı hareketini yakalamak mümkün olmuştur. İlk versiyonlarda izleyicinin akış halindeki görmesi için özel bir aygıtın içine bakması gerekiyordu. 1880′lere kadar olan gelişmelerle kameraların gerçek zamanlı görüntüleri yakalaması filme kayıt etmesi ve perde üzerine yansıtarak tüm bir izleyici kitlesine izletilmesi mümkün olmuştur. “Hareketli resimler” (motion pictures) denilen bu gösterilerde görüntüler üzerinde herhangi bir sinema tekniği kullanılarak oynanamamaktaydı.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Film_(sinema)

Tags: , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , ,

Elektroskop

Yazan: admin | icatlar | Çarşamba 9 Mart 2011 17:43

Elektroskop ve dokundurulan cismin yükünün işareti aynı ise, elektroskobun yapraklarının hareketini bilebilmek için kapasitelerinin de bilinmesi gerekir. Şekilde +q yüklü çubuk ve elektroskop birbirine dokundurulduğunda üç ihtimal vardır.

Yüklü bir elektroskoba zıt yüklü bir cisim yaklaştırıldığında zıt yüklü cisim elektroskobun yapraklarındaki yükleri çeker. Eğer cismin yük miktarı az ise cisim yapraklardan biraz yük çeker ve yapraklar biraz kapanır. Yüklü elektroskoba zıt yüklü cismin yaklaşması 2

Yüklü elektroskoba aynı yüklü cismin yaklaşmasısonucunda topuzdaki yükler cisim tarafından yapraklara doğru itilir. Yapraklarda daha fazla yük olacağından yapraklar biraz daha açılır. Bu olay + yükler hareket ediyor gibi düşünülerek + yüklü cisim ve elektroskop için de doğrudur. Yüklü elektroskoba zıt yüklü cismin yaklaşması 1

Yüklü bir cismi yüklü bir elektroskoba dokundurduğumuzda, yaprakların hareketinin nasıl olacağını anlamak için yük miktarlarını ve yükün işaretini bilmek gerekir.

Yüksüz bir elektroskoba + yüklü bir cisim yaklaştırılırsa yapraklardaki — yükler cisim tarafından topuza doğru çekilir. Bu durumda yapraklar + yüklü kaldığından artıların itmesi sonucu yapraklar açılır. Yüksüz elektroskoba – yüklü cismin yaklaşması

Yüksüz bir elektroskoba – yüklü bir cisim dokundurulursa elektroskop ile cisim arasında yük paylaşımı olur. Bu durumda elektroskop – yüklü kaldığından artıların itmesi sonucu yapraklar açılır. Artı yükler birbirini iter. Hareket eden yükler aslında eksi yüklerdir. Ama artılar hareket ediyor gibi düşünülürse yanlış sonuçlar çıkmaz. Yüklü elektroskoba aynı yüklü cismin yaklaşması

Yüklü bir elektroskoba zıt yüklü cisim dokundurulursa sığalarla orantılı yük paylaşımı olur. Toplam yük topuzun ve cismin yarıçapları ile doğru orantılı paylaşılır. Yük paylaşımı elektroskobun yükünü azaltacak şekilde olmuşsa yapraklar biraz kapanır. Yüklü elektroskoba zıt yüklü cismin dokunması 2

Yüklü bir elektroskoba zıt yüklü bir cisim yaklaştırıldığında zıt yüklü cisim elektroskobun yapraklarındaki yükleri çeker. Eğer cismin yük miktarı yeterince büyük ise yaprakları nötürleyebilecek kadar yük çeker ve yapraklar tamamen kapanır. Yüklü elektroskoba zıt yüklü cismin yaklaşması 3

Elektroskop,bir cismin yüklü olup olmadığını, yüklü ise yükünün işaretini anlamaya yarayan alete denir. Elektroskobun basitçe yapısı şekildeki gibidir. bir topuz, bir tel, iletken çok hafif iki yaprak ve cam fanustan oluşmaktadır.Elektroskop yüksüz iken, yapraklar kapalı ve yapraklar arasındaki açı sıfır derecedir.

Yüklü bir elektroskoba zıt yüklü cisim dokundurulursa sığalarla orantılı yük paylaşımı olur. Toplam yük topuzun ve cismin yarıçapları ile doğru orantılı paylaşılır. Yük paylaşımı elektroskobun yükünü nötürleyecek şekilde olmuşsa yapraklar tamamen kapanır. Yüklü elektroskoba zıt yüklü cismin dokunması 3

Yüklü bir elektroskoba zıt yüklü cisim dokundurulursa sığalarla orantılı yük paylaşımı olur. Toplam yük topuzun ve cismin yarıçapları ile doğru orantılı paylaşılır. Yük paylaşımı elektroskobun yükünü değiştirecek şekilde olmuşsa yapraklar önce kapanır sonra açılır. Yüklü elektroskoba aynı yüklü cismin dokunması 1

Yüklü bir elektroskoba zıt yüklü cisim dokundurulursa sığalarla orantılı yük paylaşımı olur. Toplam yük topuzun ve cismin yarıçapları ile doğru orantılı paylaşılır. Yük paylaşımı + yüklerin cisme akması ile oluşmuşsa, yaprakların yükü azalacağından yapraklar biraz kapanır. Yüklü elektroskoba aynı yüklü cismin dokunması 3

Yüksüz elektroskoba + yüklü cismin yaklaşması

Yüklü bir elektroskoba zıt yüklü cisim dokundurulursa sığalarla orantılı yük paylaşımı olur. Toplam yük topuzun ve cismin yarıçapları ile doğru orantılı paylaşılır. Cismin ve elektoskobun potansiyelleri eşit ise yükler hareket etmez ve yapraklarda bir değişme olmaz. UYARI: Aslında hareket eden yükler eksi yüklerdir. Artı yüklerin hareket ettiği düşünülürse sonuçlar değişmez. Bu yüzden animasyonlarda + yükler hareket ettirilmiştir. Böyle düşünülmesi soru çözümlerinde pratiklik ve kesinlik sağlar.

Yüklü bir elektroskoba zıt yüklü cisim dokundurulursa sığalarla orantılı yük paylaşımı olur. Toplam yük topuzun ve cismin yarıçapları ile doğru orantılı paylaşılır. Yük paylaşımı + yüklerin elektroskoba akması ile oluşmuşsa, yaprakların yükü artacağından yapraklar biraz açılır. Yüklü elektroskoba aynı yüklü cismin dokunması 2

Yüklü bir cisim, yüklü bir elektroskoba yaklaştırıldığında yapraklar biraz açılıyorsa, cisim ile elektroskop aynı cins yükle yüklü, yapraklar biraz kapanıyorsa, cisim elektroskopla zıt yüklüdür. Cisim yaklaştırılırken yapraklar biraz açılıyorsa, uzaklaştırılırken yapraklar biraz kapanıyordur. Yani yaklaştırma ve uzaklaştırma birbirinin tersi olur.

Topuzdan yapraklara (–) yüklerin itilebilmesi için K cisminin yükünün işareti (–) olmalıdır. Eğer K cismi yaklaştırıldığında elektroskobun yaprakları biraz kapanıyorsa, yapraklardaki yük miktarı azalıyor yani topuza yapraklardan yük çekiliyordur. Buna göre, K cisminin yükünün işareti (+) dır.

Negatif yüklü bir top elektroskopun metal küresine yaklaştırıldığında, küre üzerinde bulunan negatif yükler, küreden çubuğun daha uzak bölgelerine itilecekler, yapraklar daha fazla yük aldığından birbirlerinden uzaklaşacaklardır. Pozitif yüklü topta ise durum tam tersi olacaktır Yüklü bir elektroskopun topuzuna, yüksüz cam, porselen, ebonit veya plastik ile dokunursak, yapraklar hiç kıpırdamaz. Bu maddeler bakımından yalıtkanlardır. Topuza bir kibrit çöpü ile dokunursak, yapraklar gene kapanır. Fakat bu kapanma çok yavaş olur. Görünüşe göre, odunun içinde de yükü hareket etmektedir. Fakat bu hareket, metallerde olduğu kadar serbest değildir. Odunun yüklerine karşı gösterdiği , metallerinkinden çok daha büyüktür

Yüksüz bir elektroskoba – yüklü bir cisim yaklaştırılırsa topuzdaki — yükler cisim tarafından yapraklara doğru itilir. Bu durumda yapraklar – yüklü kaldığından eksilerin itmesi sonucu yapraklar açılır. Yüksüz elektroskoba yüklü cismin dokunması

Nötr bir elektroskoba (–) yüklü bir K cismi yaklaştırıldığında elektroskop etki ile elektriklenir. Yapraklar (–) yükle yüklenirken, topuz ise (+) yükle yüklenir, (+) yüklü cisim yaklaştırılsa idi, yapraklar (+), topuz ise (–) yükle yüklenirdi.

Yüklü bir elektroskoba zıt yüklü bir cisim yaklaştırıldığında zıt yüklü cisim elektroskobun yapraklarındaki yükleri çeker. Eğe cismin yük miktarı elektroskoptan çok fazla ise yaprakları nötürleyecek kadar çektikten sonrada yük çekmeye devam eder. Bu durumda yapraklar önce kapanır sonra açılır. Yüklü elektroskoba zıt yüklü cismin dokunması 1

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Elektroskop

Tags: , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , ,

Betonarme

Yazan: admin | icatlar | Çarşamba 9 Mart 2011 17:43

Türkiye’de beton yapılarla ilgili hesaplamalar yapı deprem bölgesinde değilse TS500 standardına dayanarak yapılmaktadır. Yapı 1. veya 2. deprem bölgesinde yapılacak ise hesaplamar Deprem Bölgelerinde Yapılacak Binalar Hakkında Yönetmelik (2007)’ye göre yapılmaktadır.

Betonarme yapı elemanında bulunan beton ve birlikte bu gerilmelere karşı koyarlar. Bu esnada, beton daha çok basınç gerilmelerini karşılar, ise daha çok çekme gerilmelerini karşılar.

Betonarme, beton’un çelik kullanılmak suretiyle güçlendirilerek imal edilen yapı malzemesinin ismidir. Dilimize Fransızcadan gelmiş bir mühendislik terimdir. Kelimenin Fransızca orijinali ‘béton armé’ kelimesi güçlendirilmiş beton anlamındadır. Yapıda kullanılan betonarme elemanlar (kolon, kiriş, döşeme vb.) birtakım gerilmelere maruz kalırlar. Bunlar genel olarak basınç, çekme, kesme ve burulma etkileridir. Davranış itibariyle gevrek olan beton, sünek çelik ile güçlendirilerek kompozit bir yapı malzemesi olan betonarme elde edilir. Bu güçlendirme ile açıklıkların daha küçük kesitlerle geçilmesi olanaklı olmuştur. Elemana yerleştirilen çeliğe sonradan veya önceden gerilme verilerek öngerilmeli/ardçekmeli beton elde edilir.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Betonarme

Tags: , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , ,

Keskin nişancı

Yazan: admin | Kategorilenmemiş | Cuma 14 Ocak 2011 15:42

Standart ordu eğitimlerinde çoğu asker 200 ila 300 mesafeden atışlarının yarısında hedefi vurmak üzere eğitim alır.[3] Çok iyi eğitilmiş askerler, örneğin ABD Deniz Piyadeleri askerleri 400 ila 500 metre uzaktan atışlarının yarısında hedefi vurabilir.[4] Ama bir keskin nişancı 800 metre uzaktan her atışında hedefi vurmak üzere eğitilmiştir.[5][6]

Keskin nişancı tüfekleri, tabancalarda kullanılan 0,22 inçlik (5,59 mm) .22 LR gibi küçük mermilerden, M2 Browning ağır makineli tüfeklerde kullanılan 0,5 inçlik (12,7 mm) .50 BMG mermilerine kadar değişik kalibrelerde olabilir.[20] .22 LR gibi küçük mermiler genellikle bir susturucu ile beraber yakın mesafede hızla sokak ışıklarını söndürmek veya küçük hayvanları vurmak için kullanılır.[20] Bu tip küçük mermiler, uzun mesafeli atışlarda kullanmak veya insan boyutlarında hedefleri durdurmak için yeterli güce sahip değildirler.[26] Tam tersine .50 BMG gibi büyük mermiler, zaman zaman hafif araç ve ekipmanı uzaktan tahrip etmek için de kullanılan çok büyük ve ağır nişancı tüfeklerinden ateşlenirler; bu tip tüfekler 1,5 km üstünde menzilden hedefleri vuracak isabet oranına ve güce sahiptirler, ancak kısa mesafede kullanışsız, genel kullanım için ağır ve pahalıdırlar.[27]

Genellikle kurmalı tüfekler, yarı otomatik modellere kıyasla daha uzun menzile ve isabet oranına sahiptir,[20] ancak her yeni merminin elle yüklenmesi gereksinimi yüzünden atış hızları nişancının tetik çekme hızına bağlı olan yarı otomatiklere göre daha düşüktür. Yakın mesafelerde veya nişancının ilk merminin ardından hemen ikinciyi ateşlemesi gereken durumlarda yarı otomatik tüfekler tercih edilir.[21]

Bir keskin nişancının kamuflajı, en iyi vücudunun şekli ve hatlarını gizlediğinde çalışır.[17] Bunun sebebi, insan gözünün insan bedeni şeklini seçmeye daha yatkın olmasıdır.[17] Keskin nişancının bedeni insan şeklinde görünmediğinde, çoğu kişi nişancıyı uyum sağladığı ortamdan ayırt edemeyecektir.[17] Nişancılar genellikle “ghillie suit”lerine çubuklar, yapraklar, çimen ve kumaş ekleyerek vücut hatlarını gizlerler.[15]

Bazı keskin nişancılar, hedefin elindeki bir cismi vuracak kadar isabetli atışlar yapmak üzere eğitilmişlerdir.[7] Bu tarz atışlar, özellikle uzak mesafelerde çok iyi nişan almayı gerektirir. Rüzgâr hızındaki değişimler, hedeften metrelerce sapmaya sebep olabilir. Bu sebeple keskin nişancılar rüzgârın mermi uçuşundaki etkilerini hesaba katmak zorundadırlar.[8] Ayrıca sebebiyle keskin nişancının attığı mermiler uçuş sırasında bir parabol çizecektir.[9] Bu sebeple keskin nişancı hedefin daha üstüne nişan alır.[9]

I. Dünya Savaşı sırasında, özel keskin nişancı tüfekleri yoktu. Bunun yerine, keskin nişancılar üzerine nişancı dürbünü monte edilmiş normal tüfekler kullanıyordu.[31]

II. Dünya Savaşı sırasında keskin nişancılar daha sık görülmeye başlandı, hatta mücadelenin önemli bir parçası oldu. Sovyet ordusunun her takımına bir keskin nişancı ya da ‘atıcı’ eklenmişti. Kamuflaj taktikleri bu süreçte geliştirilmiştir. Sovyet keskin nişancılar en çok Stalingrad Savaşı sırasında yararlı oldu. Vasili Zaytsev adındaki Rus keskin nişancısının 240 civarında Alman askeri öldürdüğü iddia edilmiştir.[32]

Polis keskin nişancıları kamuflaja askerî nişancılar kadar önem vermezler, çünkü polis nişancılarının asıl görevi suçludan gizlenmek değil, isabetli atışlar yapmaktır.[1][18] Ancak bazı durumlarda polis nişancılarının da suçludan gizlenmeleri gerekir, bu yüzden polis keskin nişancılarına da gizlenme eğitimi verilir.[19]

Keskin nişancılar çoğu video oyununda seçkin askerler olarak kullanılırlar. Bir nişancı tüfeği ile karşıdakini başından vurmak öğrenmesi zor bir yetenektir. Phone Booth ve Vantage Point gibi bazı filmlerde suikastçılar keskin nişancı tüfekleri kullanırlar.[33][34] Ekim 2002′de ABD’nin Virginia ve Maryland eyaletlerinde iki kişinin yakalanana dek bir ay boyunca diğer insanlara etmesi[35] gibi bazı olaylar sebebiyle keskin nişancılar medyada kötü bir şöhrete sahiptir.

Keskin nişancılar, nişancı tüfeği (İngilizce: sniper rifle) olarak adlandırılan özel tüfekler kullanırlar. Bu tüfekler, normal tüfeklerden çok daha isabetlidir.[20] Neredeyse tüm nişancı tüfekleri nişancı dürbünü olarak adlandırılan, uzaktaki hedeflere daha kesin nişan almayı sağlayan özel dürbünlere sahiptir. İki farklı nişancı tüfeği türü vardır, bunlardan ilki atılan her mermiden sonra kurma kolu ile tüfeğin tekrar kurulmasını gerektiren kurmalı tüfekler[21] ve tetik her çekildiğinde bir mermi atan ve kendini yeniden kuran yarı otomatik tüfekler.[21] Tetik çekili tutulduğu sürece mühimmat bitene dek kesintisiz ateş eden tam otomatik tüfekler, nişancı tüfeğine dönüştürüldükleri nadir durumlar dışında keskin nişancılar tarafından kullanılmazlar. Bu nadir durumlardan biri, ABD Ordusu tarafından Vietnam Savaşı’nda kullanılan nişancı dürbünü takılmış ağır makineli tüfeklerdir. Örneğin ABD Deniz Piyadesi keskin nişancısı Carlos Hathcock’un Browning M2 ağır makineli tüfeğiyle Şubat 1967′de 2.300 metreden yaptığı öldürücü atış,[22][23][24] Mart 2002′de Afganistan’da görev yapan Kanada’lı Rob Furlong’un 2,430 metrelik atışına[25] kadar dünya rekoruydu. Gelişen teknolojisi ve keskin nişancı eğitimleri sayesinde gerçek bir nişancı tüfeğinin bu rekoru kırması mümkün olmuştur.[23]

Bazı keskin nişancılar yüzlerce düşman askeri öldürmeleri ile tanınmışlardır. Bu nişancılara örnek olarak Vietnam Savaşı’nda görev yapan Carlos Hathcock[22] verilebilir. Hathcock aynı zamanda en uzak mesafeden (2.300 metre) öldürücü atış yapma rekorunu da uzun süre elinde tutmuştur.[23][22][24] Bu rekor Afganistan Savaşı’nda 2.430 metrelik atışıyla Kanada’lı keskin nişancılar tarafından kırılmıştır.[25] Diğer keskin nişancılar yaptıkları çok zorlu atışlarla tanınırlar. Örneğin İngiliz keskin nişancı Matt Hughes, Irak Savaşı’nda sert rüzgâr altında 860 metreden düşmanının 17 metre soluna nişan alıp ateş ederek öldürücü bir atış yapmıştır.[8][36] Bir diğer ünlü keskin nişancı ise II. Dünya Savaşı’nda Stalingrad Muharebesi sırasında 400 Alman askeri öldürdüğü iddia edilen Sovyet Vasily Zaytsev’dir.[37]

Birçok polis departmanı, özel eğitimli ekiplerinde keskin nişancılara yer verir.[1] Genellikle deneyimli avcılar da keskin nişancılarla benzer yeteneklere ihtiyaç duyarlar. İngilizcede keskin nişancılar için kullanılan “sniper” terimi de avcılar için görüp vurması çok zor olan su çulluğu (İngilizce: snipe) kuşundan türetilmiştir.[2]

Keskin nişancılar genellikle rüzgârın etkisini azaltmak için daha ağır mermiler kullanır. Bu mermileri yeterli namlu çıkış hızına ulaştırmak için kullanılan miktarı diğer mermilere kıyasla daha fazladır[10] ve bu mermiler daha yüksek hızla namludan çıkarlar. Bu sayede hedefi hareket etmeden vurmak ve yer çekimi ile rüzgârın etkisini azaltmak mümkün olur.[9][10] Ayrıca, daha büyük ve daha hızlı mermiler hedefi vurdukları zaman daha fazla zarar yaratırlar.[11]

Polis departmanları da keskin nişancılar kullanmaktadır. Bu keskin nişancılar genellikle SWAT ve benzeri özel eğitimli departmanlara bağlıdırlar.[19] Bu nişancılar sıklıkla özel olaylarda güvenlik sağlamak veya diğer keskin nişancıların suikast girişimlerini önlemek üzere savunma rolünde görev yaparlar.[18] Bu tip görevlere genel olarak “karşı-nişancılık” (İngilizce: counter-sniping) adı verilir.[18] Çoğu polis nişancısı ordu tarafından eğitilmiştir.[19]

Keskin nişancılar, yakın mesafede bile düşmandan gizlenmekte çok iyi olmaları sayesinde, çoğu kez ordu için gözcüler olarak kullanılmıştır.[3] Keskin nişancılar, tüfeklerindeki sayesinde diğer askerlerden daha iyi gözlem yapabilirler.[3] Diğer askerlerden daha iyi eğitimli olan keskin nişancılar diğer askerlere kıyasla daha ayrıntılı gözlemler yaparlar.[28] Keskin nişancılar genellikle bir gözlemci/hedef saptayıcı ve bir nişancıdan oluşan iki kişilik takımlar halinde çalışırlar.[29] Hedef saptayıcı nişancı için hedefleri bulur ve nişancının ıskalaması halinde ikinci atışın ayarlanmasına yardımcı olur.[29] Hedef saptayıcı aynı zamanda yakın mesafeden gelen düşmana karşı nişancıyı korur,[29] ayrıca telsiz iletişim kullanarak diğer askeri birliklerle haberleşir ve keskin nişancının zarar veremeyeceği hedefler için hava ve topçu bombardıman destek sağlar.[30] Bu sayede diğer birlikler daha güvenli biçimde ilerleyebilir.

Keskin nişancı (İngilizce: Sniper), orduda bir asker türü. Bu askerlere keskin nişancı tüfekleri ile özel eğitim verilmektedir. Keskin nişancılar hedeflere çok uzaktan isabet kaydetmek ya da çok küçük hedefleri vurmak için keskin nişancı ekipmanlarını kullanırlar. Ayrıca, düşman tarafından görülmemeleri için gizlilik ve kamuflaj eğitimlidirler.

Keskin nişancılar genellikle düşmana görünmeyi engellemek için kamuflaj kıyafetleri giyerler[12] ve çoğu zaman yüzlerini yeşil ya da siyaha boyayarak parlamasını engelleyip çevreye uyum sağlarlar.[13] Ayrıca bazen, ortama özel olarak çevrelerindeki çeşitli bitkilerin yaprakları ile hazırladıkları “ghillie suit” olarak adlandırılan özel kıyafetler kullanırlar.[14] Bu kıyafetler keskin nişancıyı saklamakta çok etkilidir.[14] Çoğu zaman keskin nişancı, hemen yanında ayakta duran bir asker tarafından bile görülemez.[15] Keskin nişancılar farklı çevre şartlarında o ortama uygun farklı kıyafetler kullanarak düşmandan saklanırlar.[16]

Çanakkale Savaşları sırasında keskin nişancılar iki tarafta da yer almaktaydı. Gelibolu yarımadasının topografyası ve Müttefik askerlerin konumları keskin nişancılara avantaj sağlamaktaydı.[38] Özellikle Şarapnel Vadisi ve Korku Deresi gibi Anzak çıkarma bölgeleri Türk keskin nişancılarının en fazla etkinlik gösterdiği alanlar arasındaydı.[39][40] Avustralyalı keskin nişancı William Edward Sing (1886-1943), 1915-1916 yıllarında Çanakkale Savaşı’nda bulundu. Sing 201 asker vurdu.[41] Sing diğer bir ünlü asker olan Türk keskin nişancı Korkunç Abdül ile girdiği düelloyu daha hızlı davranarak kazanmıştır.[42]

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Keskin_ni%C5%9Fanc%C4%B1

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Konrad Zuse

Yazan: admin | Mucitler | Cuma 14 Ocak 2011 15:40

Konrad Ernst Otto Zuse (dg. 22.06.1910 Berlin, vf 18.12.1995 Fulda yakınında Hünfeld) bir Yapı mühendisi, mucid ve girişimci (Zuse KG) idi. 1941 yarattığı Z3 dünyada tam otomatik, yazılımla yönlendirilen, programlanabilen, sayısal ve aritmetik hesaplamayla çalışan ilk bilgisayarı icad etmiştir.

Savaştan sonra Neunkirchen’de Zuse KG kuruldu. Baş harfleri Z olan seri numaralı bir çok bilgisayarlar seri üretildi. Z5 ile Leitz firması objektiflerin hesaplamalarını yaptı. Z11 ise halen röle tekniği ile çalışırken bir çok müdürlüklerde ve optik branşında, üniversitelerde, tapu kadastro müdürlüklerinin hesaplama işlemlerinde kullanıldı. Elektroniğin kullanılmaya başlaması ile yeni sayma işlemleri yaratılırken, ilk defa 1955 de Z22 ile kathod lampalar kullanılırken, bilgiler manyetik taşıyıcılara kayıt edildiler.

Henschel--Fabrika’ları için kanat hesapları için sabit programlanmış özel hesap makineleri S1 (1942) ve S2 (1943) yi geliştirdi. Bu sırada ölçüm saatlerin otomatik okunmasını mekânizleştirme fikrini yarattı. Bunun için yarattığı alet ilk Analog-to-Digital Converter’dir. 1944 de fabrikanın taşındığı atölyerinde ilk komut prozesli hesap makinesini üretti.

Daha Z1 için çalışırken mekânik çalışma prensibini elektromekânik röle sistemine bağdaştırdı. İlk önce Z2 prototipini 1939 da bitirdi. 1940 da Uçak Araştırma-Geliştirme Müdürülüğünün direktörüne gösterim sonunda cihazının geliştirilmesi için maddi destek almayı başardı.

Z3 ün gelişmiş modelini Alman Uçak Geliştirme Müdürlüğünce destekmişdi. Röle çalıştırma prensibine dayalı modeldi. Bu zamana kadar üretilen makinelerin adları Z ile başlarken, personelin savaş nedeni ile V4 diye adlandırılması, roket adları V1 ve V2 (V=Vergeltungwaffen / İntikam silahı) ye bağdaştırılarak tanımlandırılmış. Böylece savaşta çekilen ordu ile Göttingen şehrine kaçırılabilinmiş. Burda toplama kamplarında savaş esirlerden haberdar olan Zuse, Wernher von Braun gurubuna katılabilmiş ve onlarla beraber Bavyera’ya sığındılar.

Konrad Zuse adı ve hizmetleri birçok teknik okullarının adı verilirken özel posta pullarına ve, teknik müzelerin adlarına verildi. 100. doğum gününde özel baskı 10€ luk maden paralar basıldı.

1985 Bilitişim derneğinin onursal üyesi oldu. 1987 den beri her iki senede bir Konrad-Zuse madalyonunu vermektedir.

Konrad Zuse 22.06.1910 Berlin’de Maria ve Emil Zuse nin oğulları olarak doğdu. Büyük ablası da kendisi gibi zeki ve iyi eğitim almış bir bayan idi. İki yaşında iken babasının orta sınıf posta memur olarak tayini çıktığı aile Doğu Prusya’nın Braunsberg’ine göç ettiler. Burda Hosianum Lisesinin 9. sınıfına kadar devam etti. 1923 de babasının yeni tayini çıktığı Hoyerswerda’ya ailece taşınılınca, burda Reform Lisesine devam etti ve olgunluk sınavını 1928 de burda verdi.

Hızlı büyüme safhasında olan şirkete, bankaların bilgisayarın bilinmeyen bir şey olmasını ve geleceği görememeleri nedeniyle ancak yüksek faizli kredi vermeye yanaşmaları, ve bu arada devlet desteğininde olmaması sonucu Z25 üretiminde sıkıntılar yaşayan firma iflasında ucuna geldi. 1964 senesinde aktif hissadarlıktan Zuse ayrılınca, şirket önce Alman BBC sonrada 1967 senesinde Siemens tarafından üstlenildi.

1937 de Zuse makineleri üzerine çalışırken “mantıksal varsayım dengeleme“ yi yeniledi. Z4 üzerine çalışırken proglama için gerekli makine dilinin pratik olmadığını ve zor öğrenildiğini fark eden Zuse, bunun üzerinde daha geliştirilmiş bir üst dile ihtiyaç olduğunu fark etti. İlk önce Esperanto dilini buna uygun gördü. 1945/46 senelerinde savaş nedenleriyle verimli çalışmalar yapamazken, „mantıksal varsayım dengeleme“’yi (Alm. Plankalkül) geliştirken bunu yayımlayamadı. Üstün programlama dil fikri tam on sene sonra yeniden gündeme geldiğinde Fortran, Algol ve Cobol dilleri yaratıldılar. Plankalkül ise bu dillere göre daha universel iken, ancak 2000 senesinde uyarlaması gerçekleştirelebildi.

2002 senesinde Bauhaus-Universitesi Weimar’ın kampüsünede açılan bilitişim merkezine adı verildi.

1984 de Bilitişim teknoloji Konrad-Zuse-Merkezi açıldı.

2. dünya savaşı sırasında 2 kez askere çağırılmış ama hiçbir zaman eli tutmamıştır. Henschel-Uçak-Fabrikalarının yöneticilerinden Prof. Herbert Wagner’in kendisinden vazgeçilemez raporu doğrultusunda askere alınmayıp fabrikanın uzaktan kumanda bombaların özel araştırma geliştirme bölümünde çalıştı. Uzaktan kumandalı bombalar ve uçak kanat ölçümünde kullanılabilen özel hesap makinelerini geliştirdi. Yeteneğinin ne kadar önemsendiği ise 1941 de açtığı şirketi „Zuse Mühendislik ve Tasarımi Berlin“ ile belli olurken yanında ilk etapta 20 personel çalışmaya başladı. O zaman bir hesap makinesini tasarım etme hakkına sahip tek şirket idi.

1957 de Bad Hersfeld’ e taşınan şirket 1967 ye kadar 251 bilgisayar üretti. Şirket „Graphomat Z64“ adlı ilk plotteri üretti.

1941 de kendi kurduğu mühendislik firmasının atölyesinde Z3 ü inşa ettiler. Tam otomatik, sayısal kayan nokta ile çalışabilen bellekli olan ana ünitesi telefon rölelerinden oluşuyordu. Hesaplamalar programlanabilirken, satır takip ve tekrarlamalar yapılamıyordu. Bugün Z3 dünyanın çalışabilen ilk bilgisayarı olarak tanımlanmıştır.

Bir zaman sonra Allgau bölgesine yerleşen Zuse burda Z4 ü bir ahırda tekrar üretti. Savaş sonunda yaptığı yağlı boya tabloları amerikan turistelere satarak ailesinin geçimin sağlayan Zuse’nin Z4 üzerine yayılan dedikodular sonunda IBM in ilgisini çeker ve bu makinenin geliştirilmesi ve üretilmesini patent haklarını koruma sebebi nedeniyle engellemek istendi. Amerikalı bilgisayar üreticisi Remington Rand ile delikli şerit için işbirliğine girişti. 1949 da İsviçre Teknik Üniversitesinden Prof. Eduard Stiefel Zuse’yle buluşmasında Z4’ün gösterimine şahit oldu. Büyük bir miktarda kiralama ücreti ile Zuse tekrar bir şirket (Zuse KG) kurma fırsatını yakaladı. 1954 de Avrupa’da çalışabilen yegane bilgisayar ve dünyada tek kurumsal bilgisayar ünavını alan Z4, UNIVAC dan da birkaç ay önce faaliyete geçebildiydi.

Yüksek Meslek Okulu Karlsruhe de 2005 e kadar faaliyette olan bir Z22 vardı ve bu 2005 sene başında Sanat ve Medyateknoloji Merkezi’nde çalışır vaziyette gösterim için tekrar kuruldu. Bugün sık sık bozulan ve yedeklerinin tedariki nerede ise imkânsız olan kathod lambalarının bakım maliyeti çok yüksek olması sebebi ile, pek seyrek gösterişi yapılmaktadır. Daha bazı çeşitli Z modelleri faaliyet halinde iken çeşitli müzelerde teşhir edilmektedirler.

1945 Berlin’de eşi Gisela (Brandes) ile evlendi. Beş çocukları oldu. En büyükleri matematik profesörü oldu. Savaşın son yıllında Berlin’den kaçan Zuse ailesi Allgäu (Güney Almanya) bölgesine sığınırken, Z4 hesap makinesinide kurtarabildiler. Z4 ile savaş sonrası kurduğu yeni şirket ülkenin ilk bilgisayar şirketi oldu. Şirketin müthiş yükselişinden sonra büyük borçlanmaya giren Zuse 1964 de çoğul hisse senetlerini bırakmak zorunda kaldı. Ondan sonra danışman olarak çalışıp „Rechnenden Raum (Hesaplanan mekân)“ adlı kitabını yazdı.

Hünfeld şehrinin müzesinde bir Zuse bölümü olup burda Z23, Z25, Z31 ve Z64 Graphomat örnekleri teşhir ediliyorlar.

Kendisini gezgin öğrenci diye tanımlayan Konrad Zuse, yüksek öğrenimine Teknik Yüksek Okulu Berlin-Charlottenburg (bugün Teknik Üniversite Berlin) da makine yapımına başladıktan sonra mimarlığa geçmiş ve ordan sonrada yapı mühendislik dalını tercih etmiş. Erken yaşlarında tekniğe ve sanata yatkınlığını hissetmiş. İcat etmek istediği şeylerin ama zaten yaratılmış olduklarını fark eder.

2003 senesinde Alman ZDF tarafından yapılan ankette en büyük 15. Alman seçildi.

Zuse tarafından tekrardan yapılan dünyanın ilk bilgisayarı Z1 yanında Z11, Z22, Z23, Z25, Z31, Z60 ve Z64 bilgisayarları Alman Teknik Müzesi Berlin’in özel Zuse bölümünde teşhir ediliyorlar.

1980 de 60 bin DM li Aachen ve Münih Teknik ve Doğalbilimler özel ödülü ile onurlandırıldı.

1935 de mühendislik eğitimini diploma ile bitirdi. Önce Henschel-Uçak-Fabrikasında statikçi olarak başlamış olsada kısa bir zaman sonra bu işi terk edip ailesinin evinde kendisine bir atölye kurdu. Burda Z1 iri tasarım eder. İlk programanabilen mekânik hesap makinesinin tasarımla uğraşırken sade mekânik düzenle kurulu olup elektriksel çalışmadığı için sorunlar yaşamıştır. Z1 tasarımındaki düzenlemeyi Z2 de daha da geliştirip röle üzerine kurarak dünyanın ilk sayısal, bellekli bilgisayarını yarattı. Yaratıcı gücü yanında çevresindeki insanları idiallerine destek olmalarına inandırabilen yaradılışı vardı. Emekli olan babasını bile hem maddi destek hem de ücretsiz atölyede çalışabilmesi için ikna edebilmişti.

Yapı mühendisliğindeki monoton ve can sıkıcı hesapları otomatikleştirebilme fikrine vardı. 1937 de anı defterine „bir yıldan beri mekânik beyin için tasarımlarla uğraşmatayım“ notunu düşmüş. 1938 de mekânik elektrikle çalışabilen Z1’i üretti. Dünyanın ilk sayısal hesaplayabilen, giriş ve çıkışı yongalı, bellekli ve şeritlerine işlenmiş programlarla çalışabilen hesap makinesini yarattı. Mekânik düzeni ama sorun ediyor ve bu yüzden düzgün çalışamıyordu. Babbage i ilk bilgisayar babası olarakda sayan Zuse onda ancak savaş sonrası haberi olabildi.

Emekliliğinde zamanını daha çok sanata ayırdı. Dışarıvurumculuk stilinde yarattığı tablolarının bazılarını „Kuno See“ olarak imzaladı.

Toplam 8 fahri doktor ünvanına sahip olan Zuse’ye, Bilişim Desktekleme Derneği (Geselschaft für Informatik) ve Alman Yapı Branşı Merkez Tabanı (Zentralverband des Deutschen Baugewerbes) bilişim üzerine üstün hizmetlerinden dolayı madalya verdiler. Alman Liyakat nişanınına (1995), Wener-von-Siemens yüksüğüne (1964) ve Wilhekm-Leuschner madalyasına laik görüldü.

Cihaz pratik alanda işleme konulmuş ve karmaşık matris hesaplamalarda, özellikle uçakların kanat titreme (bir çok uçak kazalarına sebep olan simptom) araştırmalarının hesaplamalarında çalıştırıldı. Ancak Z3 hiçbirzaman öncelikli sıfatı ile tanımlanmadığından rutin işletme ile çalıştırılmadı ve 1944 de bir bomba saldırısında tahrip oldu.

Z1 için bilgisayar denkli kayan nokta (Floating point) , mantisse (Significand) ve üslü sayı (potenz) ana metodunu geliştirdi. Bilgisayarlardan, cep hesap makinelerine kadar bugün hesap makineleri bu yöntemle hesap etmektedirler. IEEE-754 standardı ile tanımlanan kayan nokta formatıda Zuse’nin geliştirme çalışmalarının bir ürünüdür.

1995 de CCC (Chaos Computer Club) bir Almanya çapında ünlü bilgisayarcılar derneğinin onursal üyesi oldu. Hoyerswerda şehri fahri hemşeriliğini verdi.

Zuse savaş zamanında bir çok patentler için başvurmuştu. Bunlardan en önemlisi ise 1941 de Z3 ün tanımlaması idi. Alman patent denetleyicilerinin bir itirazı olmadığından 1952 de patent hakkı verilip yayımlandı. İlk önce Triump sonra da IBM buna itiraz ettiler. Dava bir çok mahkemelerde bakılırken nihayen 1967 de Federal Patent Mahkemesi tarafından „yetersiz icad değeri“ sebepi ile patent hakkı Zuse’ye red . Prozesli çalıştırma fikrini patentleme de Zuse’nin hiç aklına gelmedi.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Konrad_Zuse

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Wilhelm Eduard Weber

Yazan: admin | Mucitler | Salı 28 Aralık 2010 12:12

Manyetik maddelerin molekülleri iki kutuplu birer küçük gibi oldukları ve mıknatıslanmamış bir maddede bu küçük mıknatıslar rastgele bulunduklarından birbirlerinin manyetik alanını yok ettiklerini ve böylece maddenin çevresinde herhangi bir alan meydana gelmediğini saptayarak bu manyetik madde mıknatıslandığında moleküler mıknatıslar zıt kutupları uç uca gelecek şekilde sıralanarak madde çevresinde manyetik alanı olan haline geldiğinden hareketle ; “Bir çubuk mıknatısın moleküllerine kadar bölündüğünde yine iki kutuplu mıknatıs elde edileceği ve mıknatısların uçlarında manyetik alanın olduğu” anlamına gelen Moleküler teoriyi ortaya atmıştır. 1833 yılında Gauss ile birlikte Göttingen’te ilk elektromanyetik telgrafı buldular. Manyetik akımın SI birim sistemindeki karşılığı olan weber Wb, onun anısına, Alman fizikçinin adını taşır.

Wilhelm Eduard Weber (d. 1804 Wittenberg, Almanya – ö.1890 ), Alman fizikçi. Teoloji profesörü Michael Weber’in oğludur.

, jeodezi ve astronomi alanlarında çalıştı. 1807 yılında yıldız gözlemevi direktörlüğü yapmaya başladı. 1831′den sonra Carl Friedrich Gauss ile bir ekip kurup, o günlerde büyük bir karmaşa yaratan elektromanyetizma teorisini yeniden ele aldı. Manyetizmanın ölçülmesine yönelik çok hassas yeni birimler oluşturdu mutlak yer manyetik alanı ölçümleri yaptı elektromanyetik yüklerin etkileri hakkında çok önemli teoremlere ulaştı.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Wilhelm_Eduard_Weber

Tags: , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , ,

Georg Ohm

Yazan: admin | Mucitler | Salı 28 Aralık 2010 12:12

Bir çilingirin oğlu olan Ohm, bir süre babasının yanında çalıştıktan sonra Köln’deki Cizvitler Koleji’nde ve Berlin Harp Okulu’nda ve öğretmenliği yaptı. Köln, Nürnberg ve Münih Üniversitelerinde profesörlük görevi aldı.

Ohm’un bulduğu ve bugün Ohm Kanunu olarak bilinen,

gerilim(V)= şiddeti(I).(R)

üç değişkenli formül, tüm devrelerinin temelini oluşturmaktadır. Bu buluşundan sonra bir devresinde elektromotor gücünün dağılımını keşfetti. Direnç, elektromotor kuvveti ve akım şidddeti arasındaki bağlantıyı buldu.

1830’da A.C. Becquerel’in çalışmalarından habersiz olarak pillerdeki kutuplama olayını açıkladı. 1843′te insan kulağının çeşitli titreşimler arasında, sinüsoidal titreşimleri ayırt ederek algılayabileceğini ispatladı. Ayrıca canavar düdüklerinin teorisini kurdu.

Elektrik akımını bir sıvının debisi, potansiyel farkını da bir seviye farkı gibi kabul ederek ve elektrik miktarını, şiddetini, elektromotor kuvveti kesin bir şekilde tanımlayarak, elektrokinetik olaylar için bilimsel terimler ortaya koydu. Belirli kesit ve uzunluktaki, belirli bir madenden yapılmış bir teli standart seçerek, öbür teller için bugün ‘direnç’ denilen özelliği “indirgenmiş uzunluk” adıyla tanımladı ve ünlü yasasını, “akım şiddeti = elektroskopik kuvvet / indirgenmiş uzunluk” biçiminde açıkladı. 1826’da yayımladığı makalelerde, Ohm’un bu yasaya tümüyle deneysel yoldan vardığı görülür.

Lise öğretmenliği yaparken daha önceden tarafından bulunan elektrokimyasal hücreler üzerine çalışmaya ve araştırma yapmaya başladı. Kendi ekipmanlarını kullanarak yaptığı araştırmalar sırasında, bir telden geçen akımın geçtiği alanla doğru orantılı ve uzunluğuyla ters orantılı olduğunu buldu. Bu deney sonuçlarını kullanarak, gerilim akım ve direnç arasındaki bağlantıyı çözdü. Bu denklem oldukça büyük bir gelişmeydi çünkü elektrik devrelerin analizlerinin yapılmasının başlangıcını ve temelini oluşturuyordu. Fakat 1827′de bu buluşunu yayınlayınca, kolejde hoş karşılanmadı ve lise öğretmenliğinden istifa etmeye zorlandı. Bu onu yoksulluğa itti. 1833′de Nürnberg’de profesörlük pozisyonuna kabul edilinceye kadar bu yoksul hayatı devam etti. Üniversitedeki pozisyonu onun için çok iyi bir gelişme oldu.

Ohm Kanunu olarak bilinen, bir telden geçen akımın, geçtiği alanla doğru orantılı ve uzunluğuyla ters orantılı olduğunu tespit ederek gerilim, akım ve direnç arasındaki bağlantıyı buldu.

George Simon Ohm (d. 16 Mart 1787[1], Erlangen, Bavyera – ö. 6 Temmuz 1854, Münih), Alman fizikçi.

1854 yılında ölen fizikçinin yaşamı sırasında bilime yaptığı katkılarından dolayı, yaşarken takdir görmese de, ölümünden yaklaşık otuz yıl sonra adı direnç birimine verilerek onurlandırıldı.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Georg_Ohm

Tags: , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , ,

Gustav Robert Kirchoff

Yazan: admin | Mucitler | Salı 28 Aralık 2010 12:12

1875’te Berlin üniversitesinde tekerlekli sandalyede ders anlatarak araştırmalarını devam ettirdi.

1845 yılında ünlü Kirchhoff yasalarını ortaya koydu. Kirchhoff yasaları elektriksel akımın , voltajın , direncin hesaplanmasında kullanılan temel yasalardır. Bu yasayı bulmakla birlikte Ohm’un araştırıp bulduğu yöntemi biraz daha genişletmiştir.

Kirchhoff’un babası Friedrick Kirchhoff hukukçuydu ve mecliste millet vekiliydi.

Kirchhoff yasasına göre; bir düğüme giren akımla çıkan akımın toplamı eşittir. Kirchhoff gerilim yasasına göre ise; bir çevredeki potansiyel kaynakları potansiyel düşmelere ya da dirençlerin potansiyel toplamlarına eşittir.

Gustav Kirchhoff, Ohm yasalarını uygulayarak genelleştirilmiş matematiksel sonuca varmak ister ama sonuçları farklı olduğunu saptar.

1843’te okumak için Albertus üniversitesine girdi. 1833 senesinden başlayarak - semineri vermeye başlar. 1845’te Gustav Kirchhoff , Königsberg üniversitesinde Freirich Jules Richelot’tan matematik eğitimini alırken Neumann iki önemli elektriksel indüksiyonla ilgili araştırmaları yapmaktadır.İzleyen yıllarda Neumann’la çalışırken elektriksel akım hakkında araştırmasını tamamladı.

Gustav Robert Kirchhoff d.12 mart 1824 Köningsberg, Prusya (şimdiki Kaliningrad- Rusya) – ö. 17 Ekim 1887 Schöneberg, Berlin

1847 yılında Königsberg üniversitesinden mezun olur. 1848 yılından 1850 yılına kadar Berlin üniversitesinde almaksızın eğitim verir ve Berlin’deki çalışmalarında akımını ve elektrostatiğin doğruluğunu bir daha kanıtlar. Elastik levhanın bozulmasıyla ilgili problemleri araştırarak çözümüne ulaştırır. Bu teorinin formülleşmesinde Germain ve Poisson ile birlikte çalıştı. 1857 yılında, Kirchhoff ve Weber ikisi de hızın telin cinsine bağlı olduğu ve hızına hemen-hemen yakın olduğunu buldular.

Kirchoff yasası, akımın herzaman en kısa ve en dirençsiz yolu tercih ettiğini tanımlar.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Gustav_Robert_Kirchoff

Tags: , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , ,

Justus von Liebig

Yazan: admin | Mucitler | Salı 28 Aralık 2010 12:12

Paris’i terkeden Liebig Darmstadt’a dönerek eyalet başkanının kızı Henriette Moldenhauer ile evlendi. Ancak bu evlilik Liebig’in eski sevgilisi olan şair Platen ile ilişkileri yüzünden sona erdi. 1824′de 21 yaşındayken, Liebig, Humboldt’un önerileriyle Giessen Üniversitesi’nde profesör oldu. Bundan kısa süre sonra dünyanın ilk kaydadeğer okuluna imza attı. Bu nedenle Bavyera kralı 1852′de Liebig’i Münih Üniversitesi’ne atadı. Liebig burada 1873′te Münih’teki ölümüne kadar kaldı. Sonrasında ise 1845′te Liebig Freiherr yani baron ünvanını aldı. 1832′den başlayarak kurduğu Annalen der Chemie gazetesinde yazarlık yapan Liebig, bu gazeteyle en prestijli Almanca kimya gazetesi oldu.

Minimum yasası

Liebig, sonrasında Bonn Üniversitesi’nde eğitim almaya başladı. Burada aynı zamanda babasının iş ortağı olan Karl Wilhelm Gottlob Kastner adlı öğretmenin öğrencisi oldu. Kastner, Erlangen Üniversitesi’ne geçince, Liebig de onunla beraber bu üniversiteye geçti ve doktorasını burada tamamladı. Ancak buradan doktora diplomasını uzunca bir süre alamadı. Yine Liebig, Erlangen’de kendi adına soneler yazan şair August von Platen-Hallermünde (1796-1835) ile birlikte olmaya başladı.[1] Liebig, Erlangen’i 1822′de terketti. Bunun gerekçesi olarak Korps Rhenania adı verilen milliyetçi bir örgütte yer alması gösterildi.

Liebig, Alman eyaletlerinde bilimsel odaklı tarımı ve gübrelemeyi destekledi ve ülke çapında önemli bir rol oynadı. Liebig ayrıca yanan etin vücut salgılarında damgalandığını öne sürdü.[3] Bu fikir günümüzde de yaygındır ancak doğru değildir. Yine II. Dünya Savaşı sonrası, Giessen Üniversitesi, onun adına atfen, Justus-Liebig-Universität Giessen olarak değiştirildi. 1953′te Batı Almanya posta teşkilatı, onun adına bir pul yayımlandı.[4]

1822 sonbaharında Liebig, Paris’e öğretmeni Kastner’in güvencesiyle beraber hükümet tarafından gönderildi. Burada ünlü kimyacı Joseph Gay-Lussac’ın lâboratuvarında çalışma fırsatı buldu. Yine Alexander von Humboldt ve Georges Cuvier (1769-1832) adlı öğretmenlerden de yardım aldı.

Justus von Liebig (12 Mayıs 1803 – 18 Nisan 1873) tarımsal kimya ve biyokimya üzerine yaptığı çalışmalarıyla tanınan ve organik kimya üzerine yaptığı fikirlerle bilinen Alman kimyacıdır. Bir profesör olarak lâboratuvar destekli öğretim yöntemleri ve yenilikleriyle bilinen Liebig, gelmiş geçmiş en başarılı kimya öğretmenleri arasında gösterilmektedir. Bunların dışına gübreleme sanayisinin babası olarak tanınan Liebig, tarımda bitkilerin ihtiyaç duyduğu temel maddelerden olan azotun önemini keşfetti ve Minimum yasasında her bitkinin ihtiyaç duyduğu besinleri belirtti. Et üzerinde de çalışmalar yapan bilimadamı, kendi adıyla bilinen bir et şirketi de mevcuttur.

Liebig, ayrıca günümüzde bilinen lâboratuvarların ilk kurucusudur. Buhar buğusu plânı, her ne kadar öncesinde kullanılan bir yöntemse de, onun kullandığı yöntemlerden biridir. 1835 yılında gümüşleme yöntemini keşfeden Liebig, ayrıca yapımında da önemli bir yere sahip oldu. Jöns Jakob Berzelius adlı meslektaşının aksine, Liebig, organik ve inorganik bileşiklerin kesin bir kuralla ayrılmadığını, ileride şeker, salisin () ve morfin gibi maddelerin yapay olarak üretilebileceğini söyledi.

Liebig, Darmstadt kentinde, orta gelirli bir ailede dünyaya geldi. Çocukluğundan başlayarak, kimyaya büyük bir ilgi duymaya başladı. Gottfried Pirsch (1792-1870) adlı bir eczacıya çırak olarak verilen Liebig, bu dönemde Heppenheim kentinde yaşadı.

Liebig, potasyum hidroksit çözeltisini karbon dioksit üreten organik tepkimelerde kullanan beş ampüllü bir aparat olan Kaliapparat üzerinde yapılan analizleri geliştirdi.[2] Liebig, humusun bitki yetiştiriciliğinde olan etkisini önemsemeyerek bitkilerin topraktaki azotlu bileşikler, havadaki karbon dioksit ve topraktaki minerallerle beslendiğini ortaya koydu. Liebig’in günümüze değin en çok bilinen ve en çok sonuca sahip çalışmalarından biri, azot bazlı gübre üretmesidir. Bitkilerin köklerinde amonyak ve türevlerinin bulunması gerektiğine inanan Liebig, azota çok önem verdi. Birtakım pratik ve günlük engellere rağmen, gübreleme konusundaki bu keşfi, kimyasal gübrelerin doğal hayvan dışkıları yerine kullanılabileceğini gösterdi. Liebig ayrıca bunu Minimum yasasında formülize etti. Buna göre bir bitkinin gelişmesi, çevresindeki azota ve topraktaki minerallerle sınırlıydı.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Justus_von_Liebig

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , ,

Sonraki Sayfa »