evrim teorisi

Yazan: admin | buluşlar | Çarşamba 24 Şubat 2010 11:44

Evrim kuramının bilimsel statüsü, eÄŸitim, din, felsefe, ve politika baÄŸlamında sıkça gündeme getirilmektedir. Bu konu daha çok Amerika BirleÅŸik Devletleri’nde Hıristiyan cemaat ve lobilerin öncülüğünde gündeme gelmektedir. Fakat diÄŸer ülkelerde, eÄŸitim ve politikaya uzanmaya çalışan yaratılışçı görüşlerin savunucuları tarafından da gündeme getirilmektedir. Evrim kuramını destekleyen reddedilemez kanıtlar ve neredeyse mutlak denebilecek derecede bir bilimsel konsensüs olmasına raÄŸmen, yaratılışçı ÅŸeklinde adlandırılan çevrelerce dünyasında iki kutup varmış gibi gösterilmeye çalışılır. Yaratılışçı çevreler Amerika BirleÅŸik Devletleri’nde, toplumdan büyük oranda destek görmediÄŸi iddiası ile Evrim Kuramı’nın okullarda derslerinde okutulmasına karşı çıkmaktadır. Bu konuda Amerika’da yüzbinlerce insanını temsil eden bilimsel meslek kurumları ve onun yanında 72 Nobel ödülü sahibi insanı Evrim Kuramı’nı destekleyen bildiriler yayınlamıştır. Buna ek olarak açılan davalarda evrim kuramının bilimsel olduÄŸu kabul görmüş bir teori olarak kabul edilmiÅŸ ve okullarda okutulmasının devamına karar verilmiÅŸtir.

Darwin 1831-1836 yılları arasını, iÅŸi gereÄŸi, dünyanın farklı bölgelerine seyahat ederek geçirmiÅŸdi. Bu yıllarda aklında bir tür evrim kuramı ÅŸekillenmeye baÅŸladı. Farklı bölgelerde geçen 3 yıl sonunda, evrim teorisine en çok katkıda bulunacak yer olan Galapagos Adaları’na vardı. Bu adalardaki doÄŸal yaÅŸamı ve canlıları, Güney Amerika’dakiler (anakara) ile kıyasladı ve o dönem için ÅŸaşırtıcı bazı baÄŸlantıları keÅŸfetti.

BAV, 2007 yılının baÅŸlarında Yaratılış Atlası adlı evrim karşıtı kitabın nüshalarını yerli ve yabancı birçok okul ve araÅŸtırma merkezlerine ve gazetecilere gönderdi.[26] Fransa Milli EÄŸitim Bakanı Gilles de Robien, “bakanlığın hazırladığı müfredat ile uyuÅŸmayan” bu kitabın tüm okul kütüphanelerinden çıkarılması talimatını verdi.[26] Milli EÄŸitim Genel Denetleme Kurulu[34], Paris Üniversitesi’nde Evrimsel Biyoloji profesörü olan Hervé LeGuyader’dan kitabın detaylı analizini istedi. LeGuyader, “bu kitabın daha önceki çoÄŸunluÄŸu Anglosakson kökenli olan yaratılışçı giriÅŸimlerden çok daha tehlikeli olduÄŸunu, hiçbir masraftan kaçınılmayan bu gösteriÅŸli çalışmanın ve yazarın izlediÄŸi yöntemin cahil halk kitleleri üzerinde oldukça etkili olabileceÄŸini düşündüğünü” söyledi. Ayrıca kitaptaki bilimsel içeriÄŸin “gülünç derecede yetersiz” olduÄŸunu belirtti.[26] Milli Uzay Çalışmaları Merkezi’nden (CNES) Jacques Arnoult’a göre, BAV ve Adnan Oktar da tıpkı Amerika’daki ICR gibi, yaratılışçı argümanlarını oluÅŸtururken bölük-pörçük ve hatalı kaynaklar kullanmaktadır. Arnoult’a göre bu yazarlar evrimi savunan makaleleri de kullanmaktan çekinmemekte ancak kısa alıntılar yaparak makalelerdeki bütünsel anlamı çarptırmaktadır. Ona göre bu durum çok zararlı sonuçlar doÄŸuran, entelektüel sahtekarlıktan baÅŸka birÅŸey deÄŸildir.[35][26]

Birlikte evrim, farklı türlerin ekolojik etkileşimleri arttığında gerçekleşme eğilimindedir. Bu ekolojik etkileşimler şöyle sıralanabilir:[11]

Biyolojide evrim, canlı türlerinin nesilden nesile kalıtsal deÄŸiÅŸime uÄŸrayarak ilk halinden farklı özellikler kazanması. Evrim, modern biyolojinin temel taşıdır.[1] Bu teoriye göre , bitkiler ve Dünya’daki diÄŸer tüm canlıların kökeni kendilerinden önce yaÅŸamış türlere dayanır ve ayırdedilebilir farklılıklar, baÅŸarılı nesillerde meydana gelmiÅŸ genetik deÄŸiÅŸikliklerin bir sonucudur.[1]

Darwin’in 200ncü doÄŸum yıldönümü anısına 2009 yılı, UNESCO tarafından “Darwin yılı” ilan . Türkiye Bilimsel ve Teknolojik AraÅŸtırma Kurumu’nun (TÜBİTAK) aylık dergisi Bilim ve Teknik, Mart 2009 sayısının, genel yayın yönetmeni ÇiÄŸdem Atakuman tarafından hazırlanan kapağında Darwin’e yer verdi ve içeriÄŸinde de 16 sayfa yer ayırdı. Ancak TÜBİTAK baÅŸkan yardımcısı Ömer Cebeci baÅŸkanlığındaki TÜBİTAK yönetim kurulunun, dergiyi basımdan önce incelediÄŸi ve Darwin’li kapak ile içeriÄŸi iptal ettiÄŸi iddia edildi. Yeni hazırlanan kapakta küresel ısınmaya yer verildi ve dergi bu haliyle bir hafta gecikmeli olarak yayınlandı. Darwin’li kapağı hazırlayan ÇiÄŸdem Atakuman görevden alındı.[32]

2005 yılında Mersin’deki Yalınayak İlköğretim Okulu’nda görev yapan beÅŸ öğretmen çeÅŸitli suçlarla açığa alındı. Bu öğretmenlerin öğrencilere evrimi anlattıkları gerekçesiyle sürgün edildikleri iddia edildi ve bu iddia gerek yerli gerek yabancı basında geniÅŸ yankı buldu.[30] Mersin valisi Atilla OsmançelebioÄŸlu öğretmenlere, “usulsüz eÅŸ yardımı ve ek ders ücreti aldıkları, İstiklâl Marşı törenlerine iÅŸtirak etmedikleri, kılık-kıyafet yönetmeliÄŸine uymadıkları, görevde ayrımcılık, ödüllendirilmelerde haksızlık yaptıkları” gerekçeleriyle disiplin cezası uygulandığını belirtti.[31] EÄŸitim-Sen Mersin Åžube BaÅŸkanı Ünsal Yıldız söz konusu uygulamaya maruz kalan İngilizce öğretmeni Mehtap PektaÅŸ ve sosyal bilgiler öğretmeni Sevilay Aktürk ile düzenlediÄŸi basın toplantısında, 5 öğretmenin, laik-demokratik eÄŸitim sistemi çerçevesinde öğrencilerini eÄŸittiklerini ileri sürdü.[31] Milli EÄŸitim Bakanı Hüseyin Çelik, baskılara raÄŸmen öğretmenleri görevlerine iade etmeyi reddetti.[30]

İkinci temel süreç ise genetik sürüklenmedir. Genetik sürüklenme, popülasyonda genlerin görülme sıklığında rasgele değişimlere yol açar. Bir nesilde görülen rasgele bir genetik sürüklenme, daha sonraki nesillerde birikim sağlayarak organizmada belirgin değişimlere yol açar.

Bilimsel konular, elbette kimin listesinin daha uzun olduğu temelinde tartışılmamalıdır fakat dünyada bilim dünyasında bir çelişkinin olmadığını, tam tersine çok güçlü bir konsensüsün olduğunu göstermesi açısından Steve Projesi eğlendirici bir örnektir.

Michigan Devlet Üniversitesi’nde siyasal bilimler uzmanı olarak görev yapan profesör Jon Miller, Türkiye’nin henüz geliÅŸmekte olan bir ülke olduÄŸunu, medeniyetinin zirvesine henüz ulaÅŸmadığını, özellikle DoÄŸu ve GüneydoÄŸu Anadolu’daki halkın tamamen eÄŸitimsiz ya da çok az eÄŸitimli olduÄŸunu dile getirmiÅŸ, bir çok ülke tarafından özgür dünyanın lideri kabul edilen ABD’nin durumunun çok daha vahim olduÄŸunu vurgulamıştır. Miller’e göre, eÄŸitim seviyesi artırılırsa Türkiye, bir kaç sene içerisinde, evrime bakış açısından ABD’yi geçebilecektir.[24]

2005 yılında geliÅŸmiÅŸ ülkeler seviyesindeki 34 ülkeyi içeren bir çalışmada, “evrimi doÄŸru kabul edenlerin oranı” yaklaşık %27 ile en düşük Türkiye’de bulunmuÅŸtur.[23][24] Türkiye’den sonra ise %40 ile, akıllı tasarım akımının ortaya çıktığı ABD yer almaktadır.

Bu basamaklardan birincisi olan evrimin olgusu, evrimin temel taşı ve son derece kesinlik arzeden bilgilere sahip olunan kısmıdır. Bu hususta Darwin’in topladığı bir çok delilin üzerine yüzyıllardır bir çok farklı biyoloji dalı tarafından toplanan deliller eklenmiÅŸtir. Günümüzde organizmaların evrimsel kökenlerine dair sahip olunan bilgiler, dünyanın yuvarlaklığı, gezegenlerin hareketleri ya da maddenin moleküler yapısı kadar “kesinlik arzeden” bilimsel çıkarımlardır.[1] Burada kastedilen kesinlik, şüphe götürmez bir gerçekliÄŸi ifade etmektedir. DiÄŸer iki husustaki bilimsel çalışmalar ise aralıksız devam etmekte, her geçen gün yeni bir sonuca ulaşılmaktadır. ÖrneÄŸin ÅŸempanze ve gorilin insana olan yakınlığının, babun veya diÄŸer maymunlara olan yakınlıklarından daha fazla olduÄŸu bugün kesin olarak bilinmektedir.[1]

Bilimsel camianın büyük bölümü, biyoloji, paleontoloji, antropoloji ve diger disiplinlerdeki görüngüleri açıklayan yagane kuramın Evrim Kuramı olduÄŸunda hemfikirdir. 1987 de yapılan bir araÅŸtırmanın sonuçlarına gore Amerika’daki doÄŸa bilimleri alanında 500,000 bilim insanından yaklaşık %99.85′lik bir bolümünün evrim teorisini desteklediÄŸi ortaya konulmuÅŸtur. Evrim-yaratılış tartışmalarında uzman konumunda olan Brian Alters, doÄŸa bilimleri alanlarında çalışan tüm bilim insanlarının %99.9′unun Evrim Kuramı’nı desteklediÄŸini belirtmiÅŸtir. Benzer ÅŸekilde, dünyanın deÄŸiÅŸik ülkelerindeki bilimsel çevreler defalarca Evrim Kuramı’nın bilimsel olduÄŸuna iliÅŸkin bildiriler yayınlamıştır[19]. 1987 yılında Amerika’daki biliminsanları arasında yapılan bir araÅŸtırma, 480.000 bilim insanından sadece 700 bilim insanının yaratılışçı ve benzeri açıklamalara itibar ettigini, ya da Evrim Kuramı’na karşı şüphe duyduÄŸunu göstermiÅŸtir. Ve bu 700 (%0.158) bilim insanından sadece küçük bir bölümü doÄŸa bilimleri alanında akademik çalışma yapmaktadır [20]. Son yıllarda yapılan benzeri karşılaÅŸtırmalar, Evrim Kuramı’nı bütünü ile reddeden ya da ona karşı şüphe duyan bilim insanlarının oranının yaklaşık olarak %0.054 civarında olduÄŸunu göstermiÅŸtir. Karşı çıkanların %75.1′i biyoloji dışındaki bilim dallarında çalışmaktadır.

Hayatın ilk kez ortaya çıkışı, evrim için temel bir ön şarttır, ancak evrimin işleyişini anlamak için hayatın kökeninin bulunması gerekli değildir, çünkü bir kez canlı organizmalar ortaya çıktığında evrim kurallarının işleyeceği deneylerle gözlenmiştir.[13] Evrim için ilk organizma sorunu henüz tam anlamıyla çözülememiştir. Ortaya çıkan ilk canlı organizma hakkında çeşitli teoriler bulunmaktadır.

Dünyadaki bu neredeyse sınırsız sayıdaki yaşam biçimi, evrimsel sürecin bir sonucudur. Tüm canlılar, ortak atalardan geldikleri için akrabadırlar. İnsan ve diğer tüm memeliler, yaklaşık 150 milyon yıl önce yaşamış sivrifaremsi bir canlıdan evrimleşmişlerdir. Memeliler, kuşlar, sürüngenler, iki yaşamlılar ve balıkların ortak atası 600 myö yaşamış su solucanlarıdır. Tüm hayvanlar ve bitkiler, yaklaşık 3 milyar yıl önce yaşamış bakterimsi mikroorganizmalardan türemişlerdir.[1] Biyolojik evrim, canlı nesillerinin ortak atadan değişerek türeme (İng: descent with modification) sürecidir.[2] Yeni nesiller, eski nesillere göre farklılıklar taşırlar ve ortak atadan uzaklaştıkça çeşitlilik artar.

Genetik sürüklenmenin etkisi en çok, bir canlı türünün kaderi birkaç bireye bağlı olduğunda ortaya çıkar. Bu duruma kurucu prensibi[9] denir. Göl, ada gibi izole olmuş ortamlara rüzgar veya başka canlıların vücudu gibi herhangi bir vasıtayla ulaşan tohumlar ve hayvan türleri, genellikle ulaştıkları yeni ortamda koloniler oluştururlar. Bu birkaç kurucu bireydeki alellerin görülme sıklığı, genellikle geride bıraktıkları popülasyondaki lokusların çoğundan farklıdır. Bu farklılıklar, yeni ortamda türeyen popülasyon üzerinde uzun süreli evrimsel etkiler yaratırlar. Hawaii Adaları gibi takımadalarda görülen tür çeşitliliğinin, birbirine temas eden anakaralardan fazla olmasının nedeni, kurucu prensibidir.[1]

Evrimin mekanizmasınının anlaşılmasında ve açıklanmasında bugün geçerli olan bilimsel sentez, İngiliz doÄŸa tarihçisi Charles Darwin tarafından 1859′da ortaya atılmış olan evrim kuramı üstüne kuruludur. Darwin, organizmaların evrim sonucu ortaya çıktığını ve organizmaların göz, kanat, böbrek gibi belirli bir amaca hizmet eden organlara sahip olmalarının yine evrimin bir sonucu olduÄŸunu ileri sürdü. Bu iddiası temelde doÄŸru olmakla birlikte eksikti.[1]

GeliÅŸmiÅŸ Avrupa devletlerinde evrimin doÄŸru kabul edilme oranları Türkiye’den ve Amerika’dan çok daha yüksektir. İzlanda’da halkın %80′inden fazlası, Danimarka, Fransa, İngiltere, Japonya’da yaklaşık %80′i evrimi kesin olarak doÄŸru kabul etmektedir. Geri kalanların büyük bir kısmı ise emin olmadığını belirtmiÅŸtir.[23]

Türkiye’deki ders kitaplarında din kültürü derslerinin yanısıra fen bilgisi ve biyoloji derslerinde de yaratılışçı görüşlere yer verilmektedir[25] ve ortaöğretimdeki öğrencilerin %75′i evrim teorisine inanmamaktadır.[26]

Birlikte evrim (İng: coevolution), iki veya daha fazla canlı türünün, birbirlerinin evrimini karşılıklı olarak etkilemesidir.[11] Örneğin bir bitkinin morfolojisindeki evrimsel bir değişiklik, o bitkiyle beslenen bir otçulun morfolojisini etkileyebilir. Otçulda meydana gelen değişiklik de tekrar bitkiyi etkileyebilir ve bu süreç karşılıklı devam eder.

Evrimi kabul eden sadece Steve isimli bilimadamları, evrimi kabul etmeyen tüm bilim insanlarından daha fazladır. Bu projede James gibi çok daha yaygın (1. sırada[21]) bir isim yerine Steve gibi çok daha az kullanılan (74. sırada[22]) bir ismin seçilmesi de araştırmanın sonuçlarının güvenilirliğini desteklemektedir.

Darwin, kuramını doğal seçilim adını verdiği sürece dayandırıyordu. Ona göre türdeşlerine göre daha çok işe yarar özelliklere sahip olan canlılar (örneğin daha keskin görüşe sahip olanlar ya da daha hızlı koşanlar) hayatta kalma yarışında avantajlı duruma geçiyor, bu nedenle soyunu devam ettirme şansını artırıyordu.

Darwin’in bu teorisi 3 ana temel üzerine oturmuÅŸtur:

19. yüzyılda Lamarck, kazanılan karakterlerin kalıtımına dair bir hipotez öne sürmüş, fakat yaptığı deneyler bu hipotezin yanlış olduÄŸunu göstermiÅŸtir. Aynı yüzyılda Charles Darwin, Galapagos Adaları’ndaki gözlemlerine dayanarak, evrimin mekanizmasını doÄŸal seçilimle açıklamıştır.

Yaratılışçıların, “evrim konusunda bilimsel konsensüs olmadığı” yönündeki iddialarını çürütmek için, Amerika Ulusal Bilimler Akademisi, Steve Projesi’ni baÅŸlatmıştır. Bu projenin amacı, isminde sadece Steve geçen bilim insanlarının kaç tanesinin Evrim Kuramı’nı desteklediÄŸini ortaya koymaktır. Ortaya çıkan liste (Steve-o-metre) çoÄŸunluÄŸu biyoloji dallarında çalışan, isimlerinde Steve sözcüğü ya da bu ismin deÄŸiÅŸik telaffuzları geçen bilim insanlarını sıralamakta ve Yaratılışçılar ile Yeni Yaratılışcıların yayınlamış oldukları listelerden daha kalabalık olduÄŸunu göstermektedir.

Darwin burada, “baÅŸarılı nesiller sonunda, yeni bir türün, halihazırdaki bir türden yavaşça farklılaÅŸarak oluÅŸtuÄŸu” kanısına vardı. DoÄŸal seçilim adını verdiÄŸi bir iÅŸlem sonucunda bu deÄŸiÅŸimlerin ortaya çıktığına inanıyordu:

Bu baÅŸvuru 59. Hükümet Milli EÄŸitim Bakanı Hüseyin Çelik tarafından reddedildi. Çelik: “Yaratılışla ilgili birçok teori var. Adı üstünde evrim teorisi. Evrim teorisini çocuklara anlatıp da evrim karşıtı olan “teorileri” çocuklara anlatmama bilimsel bir tavır mı?” açıklamasını yaptı.[28] Bu karar çeÅŸitli bilimsel çevrelerce kınandı ve yaratılışın bir “teori” deÄŸil, “inanç” olduÄŸu hatırlatıldı. Bilimsel bir derste yaratılışın öğretilmesi, İTÜ Avrasya Yerbilimleri Enstitüsü öğretim üyesi Prof. Dr. Celal Åžengör tarafından “hukuken mücadele edilmesi gereken bir politik zorbalık” olarak tanımlandı.[29]

Evrim, bir canlı popülasyonunun genetik kompozisyonunun zamanla değişmesi anlamına gelir. Genlerdeki mutasyonlar, göçler veya çeşitli türler arasında yatay gen aktarımları sonucu türün bireylerinde yeni veya değişmiş özelliklerin ortaya çıkması, evrim sürecini yürüten temel etmendir. Evrim, bu yollarla oluşan değişimlerin popülasyon genelinde daha sık veya daha nadir hale gelmesiyle işler.

Dünya’daki canlı türlerinden henüz sadece 2 milyondan biraz fazlası tanımlanabilmiÅŸ ve sınıflanabilmiÅŸtir. Bazı tahminlere göre henüz tanımlanmamış 10 ila 30 milyon canlı türü vardır. Bir milimetrenin binde birinden kısa bakterilerden tutun, yerden yüksekliÄŸi 100 metreyi, ağırlığı binlerce tonu bulan sequoia servi aÄŸaçlarına kadar dünyadaki canlı türleri, cüsse, biçim ve yaÅŸayış biçimi açısından çok büyük farklılıklar gösterirler. Sıcak su kaynaklarında kaynama sıcaklığına yakın derecelerde yaÅŸayan bakteriler olduÄŸu gibi, Antarktika’daki buzullarda ya da tuz göllerinde -23°C’ye varan sıcaklıklarda yaÅŸayan algler ve mantarlar vardır. Aynı ÅŸekilde karanlık okyanus tabanlarındaki hidrotermal çatlakların kenarlarında yaÅŸayan devasa boru kurtçukları olduÄŸu gibi, Everest Dağı’nın yamaçlarında, 6 bin metre yükseklikte yaÅŸayan hezaren çiçekleri ve örümcekler vardır.[1]

Antik Yunan filozofları, kendi yaratılış mitlerini oluşturmuşlardır. Anaksimandros, hayvanların şekil değiştirebildiklerini ileri sürmüştür. Empedocles, hayvanların, önceki hayvanların organlarının birleşiminden oluştuklarını ileri sürmüştür.[1]

30 yıldan daha fazla bir süre, Darwin düşünceleri için delil topladı. 1858′e kadar fikirlerini yayımlamaktan kaçındı. Fakat 1858′de, Alfred Russel Wallace, Darwin’e Darwin’in düşüncelerine çok benzer bir evrim teorisi fikrini mektupla yollayınca, Darwin düşüncelerini kamuya sunmak istedi. Daha sonra Darwin ve Wallace evrim teorisi ve doÄŸal seçilim üzerine beraberce bir tez yazıp yayımladılar. Yine de, özellikle 1859′da yayımladığı ünlü kitabı “On The Origin of Species by Means of Natural Selection or the Preservation of Favoured Races in the Struggle for Life” (YaÅŸam Mücadelesinde DoÄŸal Seçilim veya Avantajlı Irkların Muhafazası Yoluyla Türlerin Kökeni Üzerine) sayesinde Darwin’in adı Wallace’dan çok daha fazla duyuldu. Darwin’in bu kitabı daha sonra biyoloji tarihinin en etkili ve önemli kitaplarından olmuÅŸtur.

Yapay seçilim, evcil hayvan ve bitkilerin kontrollü olarak yetiÅŸtirilmesi sonucu gerçekleÅŸir. İnsan eliyle hangi hayvan ya da bitkinin üretileceÄŸine karar verildiÄŸinde, hangi genlerin gelecek nesillere aktarılacağına da karar verilmiÅŸ olunur. Yapay seçilimin etkisi evcil hayvanlarda gözlenir. ÖrneÄŸin Danua ve Çivava köpek cinslerinin arasındaki cüsse farkı yapay seçilimin bir sonucudur. Çok farklı görünmelerine raÄŸmen, her iki köpek cinsi de -diÄŸer tüm evcil köpek cinsleri gibi- günümüzden yaklaşık 15.000 yıl önce Çin’e denk gelen bölgede evcilleÅŸtirilmiÅŸ olan bir kaç kurdun soyundan gelir.[10]

1930′lar ve sonrasında, neredeyse bir asır önce Gregor Mendel tarafından ortaya konmuÅŸ olan kalıtım kuramı, moleküler biyoloji’nin kalıtımın moleküler temellerine dair saÄŸladığı bilgi ve Darwin’in kuramının bütünleÅŸtirilmesiyle evrim kuramı modern halini aldı. Güncel bakış açısıyla evrim, bir gen havuzu içinde bir nesilden diÄŸerine belli bir karakterin oluÅŸmasında etkili olan allellerden birinin sıklığının deÄŸiÅŸmesi olarak tanımlanabilir. DoÄŸal seçilim, genetik özelliklerin üremeye katkısı, ve popülasyon yapısı bu deÄŸiÅŸime etki eden faktörlerdir. Bu güncellenmiÅŸ evrim teorisinin adı “Sentetik evrim kuramı”´dır. Sentetik evrim kuramı´nın bügünkü bilimsel deÄŸeri hakkında kuramsal biyoloji uzmanı Theodosius Dobzhansky şöyle demiÅŸtir:

Bilim AraÅŸtırma Vakfı’nın (BAV) kurucusu, Harun Yahya lakaplı Adnan Oktar, Türkiye’deki evrim karşıtı faaliyetlerin sembolik isimlerindendir.[26] BAV, yine Adnan Oktar’a ait[26] Global Yayıncılık’tan evrim karşıtı kitaplar çıkarmasının yanısıra bir çok il ve ilçede evrim karşıtı konferanslar düzenlemektedir. 1991 yılındaki kuruluÅŸundan beri BAV, evrime dair tüm referansların Türkiye’deki eÄŸitim sisteminden çıkarılması konusunda yoÄŸun faaliyetler içindedir.[26] Avrupa Parlamentosu Konseyi raporuna göre, BAV’nin ABD’deki American Institute for Creation Research (Amerikan Yaratılış AraÅŸtırma Enstitüsü) (ICR) ile sıkı baÄŸları olduÄŸu gözlenmektedir.[26]

Bir olgunun ortaya çıkışında bileÅŸenlerin deÄŸiÅŸime uÄŸramaları ile ilgili süreç tanımının felsefi açıdan “evrim” kelimesi ile belirginleÅŸmesi çok eskiye dayanır. Darwin`in “Türlerin kökeni” adlı eserinde yer alan “YaÅŸam aÄŸacı”, canlı evriminin anlatımında kullandığı mitolojik bir simgedir ve pek çok inançta yer alır (ing. Tree of life [3], fr. Arbre de vie, alm. Lebensbaum, osm. Åžeceri hayât, ibr. Etz hayim). Herhangi bir “saÄŸlam ve doÄŸru” biyolojik altyapısı olmasa da, Aristoteles’ten Konfüçyüs’e kadar birçok önemli isim evrim kavramı konusunda yazmıştır. Ayrıca, evrim konusunda İbn’i Haldun ve İbn-i Sina farklı teoriler sunmuÅŸlardır.

Evrimi sürdüren iki temel süreç vardır; Doğal seçilim ve genetik sürüklenme. Bu süreçlerin ilki olan doğal seçilim, bulunduğu ortama en iyi uyum sağlayan bireylerin hayatta kalmasını ve kendi genlerini yavrularına aktarmasını, diğer bireylerin ise üreme şansı bulamayıp genlerinin ortadan kalkması sonucunu doğurur. Doğal seçilim ile hayatta kalmaya yardımcı olan yeni özellikler sağlayan mutasyonlara sahip bireyler hayatta kalarak popülasyonda baskın hale gelir, hayatta kalma şansını azaltan mutasyonlara sahip bireyle ise yok olur. Bu sayede sonraki nesildeki bireyler, atalarından aldıkları genler sayesinde ortama daha iyi uyum sağlar ve hayatta kalmakta daha başarılı olurlar.[5][6] Çok sayıda nesil sonrasında, çok sayıda başarılı, küçük, rasgele değişikliğin birikmesi ile adaptasyonlar belirgin hale gelir, bu sayede türler çevrelerine olası en iyi uyumu sağlamış olurlar.[7]

Genetik sürüklenme ya da “Sewall Wright etkisi”, küçük bir grup canlının genetik havuzunda tamamen ÅŸans eseri oluÅŸmuÅŸ deÄŸiÅŸikliklerdir.[8] Genetik sürüklenme bir popülasyondaki genetik bir karakteristiÄŸin yok olmasına ya da güçlü olanın hayatta kalmasından ve alellerin deÄŸerinden “bağımsız olarak” yaygın hale gelmesine neden olur.[8] Popülasyonda üremeyi gerçekleÅŸtiren canlıların sayısı arttıkça, genetik sürüklenmenin etkisi azalır. Bu durum yazı-tura örneÄŸine benzer. Art arda iki kere tura gelmesi doÄŸal karşılanırken 20 kere tura gelmesi tuhaftır. Yazı-tura iÅŸlemi tekrarlandıkça, turaların oranı 0.5′e yaklaşır.[1]

Evrim kuramı, insanlığın kökenine ilişkin sonuçları nedeniyle ortaya atıldığından bu yana sosyal ve politik alanda en çok tartışılan bilimsel kuramdır. Bunun sonucunda, kuramın bilimsel algılanışı ile popüler algılanışı oldukça farklı olagelmiştir. Evrim kuramına popüler düzeyde karşı çıkan ve onun yerine yeryüzündeki canlılığın kökeni ve çeşitliliğini doğaüstü bir yaratıcıya bağlayan akımlara genel olarak yaratılışçılık adı verilir.

İlk Hristiyan din adamlarından Nenizili Gregor ve Augustinus, tüm canlıların tanrı tarafından yaratılmadığını, bir kısmının sonradan tanrının yaratıklarından geliÅŸerek oluÅŸtuÄŸunu ileri sürmüştür. Bu iddianın motivi biyolojik deÄŸil dinidir. Bu din adamları, tüm canlı türlerinin, Tufan esnasında Nuh’un gemisine sığamayacağını, bu nedenle bir kısmının sonradan ortaya çıkmış olması gerektiÄŸini düşünüyorlardı.[1]

Şu anki bilimsel konsensüs karmaşık biyokimyanın, basit kimyasal reaksiyonlar ile hayatı oluşturduğu yönündedir, ancak bunun nasıl olduğu henüz tam anlamıyla çözülememiştir.[14] Hayatın ilk kez ortaya çıkışı, yaşayan ilk şeylerin yapısı veya evrensel ortak atanın genetik yapısı ile ilgili bilgiler henüz eksiktir.[15][16] Dolayısıyla, hayatın tam olarak nasıl başladığı konusunda bir konsensüs bulunmamaktadır, ancak RNA gibi kendini kopyalayan moleküller[17] ve basit hücre yapıları[18] ile ilgili teoriler mevcuttur.

Evrime göre canlılığın devamı ve çeşitliliği doğal seçilimle sağlanır. Doğal seçilimin üç temel bileşeni bulunur: Genetik karakterlerin devamını sağlayan kalıtım, farklı karakterlerin popülasyondaki zenginliğini sağlayan çeşitlilik, ve bu çeşitli karakterlerden doğadaki koşullara en uygun olanının hayatta kalmasını sağlayan seçilim.

Bazı Orta Amerika akasyaları, içi boÅŸ dikenlere ve yapraklarının sapında nektar salgılayan gözeneklere sahiptir. Acacia sphaerocephala (boÄŸa boynuzlu akasya), dikenlerinin içine yuva yapan ve nektarla beslenen Pseudomyrmex karıncalarına ev sahipliÄŸi yapar. Karıncalarda akasyayı çeÅŸitli otçullara karşı korur.[11] Bu iliÅŸki birlikte evrimin bir sonucudur.[12] Bitki karıncaların barınabilmesi için içi boÅŸ dikenleri ve nektar salgılayan gözenekleri oluÅŸturmuÅŸ, karıncalar da bitkiyi otçullardan koruyan davranış biçimini geliÅŸtirmiÅŸlerdir.[11] Karıncalar bitkiye zarar veren her türlü böcek ve tırtılı öldürmenin yanısıra bitkinin civarındaki araziyi yabani otlardan temizlemekte, gölge yapan yakındaki aÄŸaçlara zarar vermektedirler.[12] BoÄŸa boynuzlu akasya ve karınca arasındaki bu iliÅŸki ilk kez 1874′te doÄŸa tarihçisi Belt tarafından gözlenmiÅŸtir.[12]

Bu temellere göre Darwin, her popülasyonda birçok bireyin hayatta kalamadığı, kurtulamadığı veya üreyemediğini belirtmiştir. Varolma mücadelesinde sınırlı birçok kaynak için ve mevcut riskler (yırtıcı hayvanlar vb.) yüzünden popülasyonun her bireyi bir diğeriyle yarışmaktadır. Bu varolma mücadelesinde, ortama en iyi adapte olabilmiş bireyler seçici bir avantaja sahip olmakta, daha çok yaşamakta ve daha çok üreyebilmektedir.

Birlikte evrimin en bariz örnekleri çoğunlukla ortak yaşamlı olan bitki-böcek çiftlerinde görülür. Birçok bitki ve onların polen taşıyıcıları olan böcekler varlıklarını devam ettirebilmek için birbirlerine bağımlıdırlar. Ancak polen taşıyıcısı olmayan hayvanlarla eşleşmiş bitki türleri de mevcuttur.[11]

TÜBİTAK, 16 Mart 2009 tarihinde yaptığı bir basın açıklamasında “asıl kapağın Küresel iklim deÄŸiÅŸimini konu edinen kapak olduÄŸunu, Darwin’i konu edinen kapağın ve içeriÄŸin genel yayın yönetmeni tarafından son anda bilimsel editörlere danışmadan eklendiÄŸini, bu nedenle iptal edildiÄŸini” öne sürdü. Ayrıca TÜBİTAK “Bilim ve Teknik” dergisinin Türkiye’de evrim konusunu en fazla iÅŸleyen yayın olduÄŸunu, “Darwin yılı” boyunca bu konuya dair yayınlara devam edileceÄŸini ve hatta özel bir sayının Charles Darwin’e ithaf edileceÄŸini belirtti.[33] YaÅŸananlar TÜBİTAK’ta kadrolaÅŸma iddialarını tekrar gündeme getirdi.[32]

2006 yılında Üniversite Konseyleri DerneÄŸi’ne baÄŸlı 700 akademisyen, bilimsel olmadığı için yaratılış görüşünün ders müfredatından çıkarılması için Milli EÄŸitim Bakanlığı’na dilekçe verdi. BaÅŸvuruda, laikliÄŸe vurgu yapan T.C. Anayasasının 2. maddesi; Milli EÄŸitim Temel Kanunu’nun “Türk millî eÄŸitiminde laiklik esastır” diyen 12. maddesi ile “Her derece ve türdeki ders programları ve eÄŸitim metotlarıyla ders araç ve gereçleri, bilimsel ve teknolojik esaslara ve yeniliklere (…) göre sürekli olarak geliÅŸtirilir” diyen 13. maddeleri hatırlatıldı.[25]

2008 yılında, Hacettepe Üniversitesi’nden biyoloji öğretmeni adayı 98 öğrenci üzerinde yapılan araştırmada, katılımcıların yüzde 43’ünün evrim teorisini benimsediği, yüzde 30’unun kararsız olduğu, yüzde 16’sının ise benimsemediği ortaya çıktı. Araştırmayı yapan Yrd. Doç. Dr. Oğuz Özdemir öğrencilere yapılan en büyük kötülüğün, fen bilgisi derslerinde evrim kuramının, yaratılışla birlikte işlenerek ikilik yaratılması olduğunu söyledi.[27]

Modern bilimde kuram, tutarlı bir bütün oluÅŸturan gerçekler ve açıklamalardır. Modern fiziÄŸin temel taÅŸlarından olan Görelilik ve Kuantum kuramları, ÅŸu an üzerinde deliller toplanan, yeteri kadar test edilip güven verdiklerinde kanun konumuna yükselecek hipotezler deÄŸillerdir. Evrim kuramı da aynı statüye sahiptir. Biyolojideki birçok veriyi birleÅŸtirip anlaşılır kılar; henüz kanıtlanmamış, test aÅŸamasında olan bir “tahmin” deÄŸildir.

Evrim kuramı, üç hususta açıklamalar getirir:[1]

İnsanlık tarihi boyunca deÄŸiÅŸik kültürler, insanın, diÄŸer canlıların ve evreninin kökenini çeÅŸitli ÅŸekillerde açıklamaya çalışmış bu çaba da pek çok farklı yaratılış mitine yol açmıştır. Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam’da canlıların ortaya çıkışı bir yaratıcının tüm evreni yoktan (Latince: ex nihilo) var etmesiyle açıklanır.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Evrim

Benzer icatlar veya konular:

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

1 Yorum »

  1. Yorum 02 Mart 2011 @ 14:56

    ” tarihteki yaÅŸanan olayların günümüze aktarılmasında ve belgelenmesinde hangi buluÅŸlar etkilidir.

Bu yazıya yapılan yorumlar için RSS beslemeleri. TrackBack URI

Yorum yap