Braille alfabesi hakkında

Yazan: admin | buluşlar | Çarşamba 9 Mart 2011 17:43

U

Bu harfleri isimlendirmek için noktaların bulunduğu her bir pozisyon, yerlerine göre söylenir;

P

Esperanto’daki Ĉ, Äœ, Ĥ, Ä´, Åœ;

Y

Dillere göre Braille yazım sistemine yapılmış birçok harf eklentisi vardır.

C, 3

H, 8

Ünlem imi ( ! )

D, 4

X

Yaklaşık 600 yıl önce de Suriyeli seçkin bir Arap profesör olan Zain-Din el Hamidi notlarını tutmak ve kitaplarını yazmak için kendi geliştirdiği bir sistemi kullandı. Doğduktan kısa bir süre sonra görme yetisini kaybeden profesör buna rağmen hukuk ve yabancı diller konusunda kendisini, kendi hazırladığı alfabeye çevirttiği kitapları okuyarak oldukça geliştirdi.

N

gibi harfleri belirtmek için ilgili olduğu harfte küçük değişiklikler yapılır. Örneğin Ŭ harfini göstermek için U sembolünde bulunan birinci nokta ikiye geçer. Bu eklenik harfler her dilde değişiklik gösterebilir.

İki nokta üst üste ( : )

Virgül ( , )

Braille yazım sistemi ile oluşturulmuş bir bildiri

I, 9

O

Türkçe’deki Åž, Ç, Äž, Ö, Ü, İ, ı ;

S

Açılış soru imi ( ¿ )

Fransızca’daki Ô, É vb.;

W

Z

J, 0

Parantez ( ( ) )

Büyük harf başlangıcı

R

Lehçe’deki Ę, Ä„, Ń, Åš, Ć, Ź, Å»

G, 7

Kapanış tırnak imi ( )

Braille sistemi Latin harflerini kullanmayan birçok dile de uyarlanmıştır. Rusça, Arapça, , Ermenice, İbranice, Japonca ve Çince gibi dillerde harflerin alfabeler içindeki sıralarına deÄŸil orijinalde sahip olduÄŸu sese göre eÅŸlendirme yapılır. ÖrneÄŸin harf Γnın Yunan Alfabesi’nde üçüncü sırada yer almasına raÄŸmen C sesini deÄŸil G’yi temsil eder.

Braille alfabesi veya Körler alfabesi; 1821 yılında Braille tarafından geliştirilmiş görme engelli insanların okuyup yazması için kullanılan bir alfabe yöntemidir. İki kolon taşıyan dikdörtgen düzen üzerine dizilmiş altı kabartılmış noktadan oluşur. Her iki kolonda üçer nokta bulunur. Noktalardan her biri altmışdört farklı kombinasyondan birini oluşturması için farklı şekillerde dizilir.

Odenthal’deki Altenberger Katedrali için bir bilgilendirme maketi

E, 5

Sayı başlangıcı

Braille yazım sistemi, karakterleri dünyada ilk kez ikili ÅŸema ile gösteren sistemidir. Ana dili Fransızca olan Braille’in Fransızca’daki aksan harflerini göstermekte kullandığı gibi, Braille sisteminde, örneÄŸin Türkçe için Ö, Ü, Äž, Ç, Åž seslerini göstermek için de yeni semboller oluÅŸturulur. Bunun haricinde kullananlarına sadece 64 mümkün seçenek sunan yazım sistemi, ve müzik sembolleri içinde tasarlanan iÅŸaretleri kapsayabilir. Ayrıca, öğrenenlere daha hızlı okuma teknikleri de öğretilir.

Kapanış soru imi ( ? )

Odenthal’deki Altenberger Katedrali için bir bilgilendirme maketi

M

Açılış tırnak imi ( )

F, 6

A, 1

B, 2

Q

K

T

V

Kısa çizgi ( - )

L

Nokta ( . )

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Braille_alfabesi

Tags: , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , ,

Curie nedir

Yazan: admin | matematik keşifleri ve buluşları | Pazartesi 7 Haziran 2010 13:14

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Curie

Tags:

Etiketler:

radyoaktif nedir

Yazan: admin | buluÅŸlar | Pazartesi 7 Haziran 2010 13:13

Bir maddenin radyoaktifliğine etki eden en önemli faktör , maddenin atomlarının çekirdekleri ile ilgilidir. Nötron proton dengesizliği radyoaktiviteye neden olur.

şeklindedir.Tepkimedeki X, doğal radyoaktif atomu, Y ise oluşan yeni atomu göstermektedir.

Büyük çekirdeklerinin nötronlarla bombardıman edilerek daha küçük çekirdeklerine dönüştürülmesine fisyon denir.

Doğal radyasyon uranyum gibi bazı kimyasal elementler ile uzay boşluğundaki yıldızlar ve bazı nesneler tarafından üretilir. Bazı nesneler bir saniyeden çok daha az süreyle radyoaktif kalabilirler, bazıları ise binlerce yıl radyoaktif özelliğini koruyabilir.

Yapay radyoaktif çekirdek tepkimeleri,

Radyoaktivite (Radyoaktiflik / Işınetkinlik) , atom çekirdeğinin, tanecikler veya elektromanyetik ışımalar yayarak kendiliğinden parçalanmasıdır, bir enerji türüdür. Çekirdek tepkimesi sırasında ortaya çıkar. İnsan vücudunun olduğu gibi, birçok nesnenin de içinden geçebilir. Yalnızca toprağın, kayaların ve özellikle kurşunun içinden rahatça geçemez. Radyasyon yayan nesneler, radyoaktif olarak adlandırılır.

Radyoaktif olmayan bir atom çekirdeÄŸinin, temel taneciklerle(alfa,nötron,proton,…) bombardıman edilerek kararsız çekirdek haline dönüştürülmesi olayına yapay radyoaktiflik denir.

Bombardıman etme işlemlerinde kullanılan en uygun tanecik nötrondur.Çünkü nötron yüksüz olduğu için çekirdek tarafından itilmez ve böylelikle kolayca etkileşime girilebilir.

Küçük atom çekirdeklerinin kaynaşması ile daha büyük ve kararlı çekirdekler haline geçmesine füzyon denir.

Çekirdeği kararsız, radyoaktif bir atomun hiçbir dış etkiye bağlı kalmaksızın, kendiliğinden ışımalar yaparak başka çekirdeklere dönüşmesi olayına doğal radyoaktiflik denir.

Atom ağırlığı büyük olan kararsız çekirdekler kendiliğinden parçalanarak kararlı çekirdeklere dönüşebilirler.Bu olaya doğal fisyondenmektedir.

1 proton; 1 nötrona dönüşürken 1 pozitron ve 1 elektron nütrionusu fırlatır. Buna Pozitron ışıması denir. Proton sayısı 1 azalırken, nötron sayısı 1 artar. Kütle numarası değişmez.

Bu serilerde radyoaktifliğin çeşitli tipleri ile karşılaşılır:

Radyasyon özel makineler sayesinde de üretilebilir, bu makinelere Siklotron (ivme makinesi), doğrusal hızlandırıcı veya parçacık hızlandırıcı adı verilir. Bazı adamları bu makineleri üzerinde çalışabilecekleri radyasyonu üretebilmek için kullanırlar. cihazları az miktarda üretilen (X ışınları) sayesinde insan vucudunun iç kısımlarının görüntülenmesini sağlar.

Doğal radyoaktif çekirdek tepkimeleri;

1 nötron; 1 protona dönüşürken 1 elektron ve 1 antielektron nütrinosu fırlatır. Buna Beta ışıması denir.Proton sayısı 1 artar. Nötron sayısı 1 azalır. Kütle numarası değişmez.

şeklindedir.Tepkimedeki X kararlı çekirdeği, a ise bombardıman taneciğini gösterir.X, bombardıman edilerek Y kararsız taneciğine dönüşürken bir de ışıma yapmaktadır.Oluşan Y çekirdeği, doğal radyoaktif bozunmaya uğrayarak başka çekirdeklere dönüşür.

Bunun dışında sıcaklık da radyoaktiviteye etkiler. Sıcaklık arttıkça radyoaktif bozunma hızı azalır. Bunu veren formül de şu şekildedir ;

Radyoaktiflik hemen hemen bütün bilimsel ve teknik alanlarda geniş bir uygulama alanı bulur. Radyoaktif izotopların nükleer tepkimelerinden tekniğin birçok dalında kontrol aracı olarak faydalanılır. Bu kontrolde özellikle radyoaktif bir elementin radyoaktif olmayan bütün izotoplarıyla aynı özellikleri göstermesinden yararlanılır. Radyoaktif uygulamalardan bazı bilim dallarında şu şekilde yararlanılmıştır:

Doğada kendiliğinden radyoaktif olan bazı elementler vardır, bunlar dört grupta toplanır:

Nükleer silahlar (atom bombaları), yapıları tahrip etmek ve insanları öldürmek amacıyla çok hızlı bir şekilde çok yüksek miktarda radyasyon ortaya çıkarırlar. Bu konuda en büyük ve insanlığın hafızasına kazınmış en acı deneyim, Amerikan ordusunun II. Dünya Savaşı’nın sonunda (1945) Hiroşima ve Nagazaki’ye attığı bombalardır. Öte yandan nükleer silahlar, II. Dünya Savaşı’ndan seksenli yılların sonuna kadar Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyetler Birliği başta olmak üzere, kapitalist ve sosyalist bloklar arasında meydana gelen Soğuk Savaş’ın temelini oluşturmuştur. Uzun yıllar boyunca devam eden karşılıklı nükleer tehditler, insanlık için korkutucu bir deneyim meydana getirmiştir.

Nükleer reaktörler üretmek için kullanılmaktadırlar. Bunlar da çok miktarda radyasyon meydana çıkarırlar, bu nedenle radyasyonun reaktörden dışarı sızmasını önleyecek şekilde dikkatlice inşa edilirler. Fakat birçok insan, reaktörlerde bir sorun oluşması durumunda radyasyonun çevreye yayılabileceğinden ve insanlara ve diğer canlılara zazar verebileceğinden endişe duymaktadır. 26 Nisan 1986’da Ukrayna’nın Çernobil şehrinde meydana gelen ve kanserojen etkileri Sovyetler Birliği, Avrupa ülkeleri ve Türkiye’nin de dahil olduğu geniş alanda bugün de hissedilen büyük felaket, bu korkunun başlıca temelidir. Öte yandan nükleer reaktörlerin parçaları ve atıkları büyük sorun oluşturmaktadır. Kimi parçalar, yüzlerce hatta binlerce yıl boyunca radyoaktif kalabilmekte ve çevreye zarar verebilmektedir. Bu nedenle bunların güvenli bir şekilde nasıl saklanması gerektiğine ilişkin bugün bile devam eden tartışmalar vardır.

Çevremizde her zaman için bir miktar radyasyon bulunur, fakat radyasyonun fazlası insan sağlığını tehdit ettiği gibi, daha ileri safhalarda ölüme yol açabilir.

\lambda' = \frac{\lambda}{ \frac{\frac{3}{2}kT}{mc^2} +1}

Radyoaktif dönüşümler az veya çok hızlı olurlar. Göz önüne alınan element çekirdeğin yarısının parçalanması için gerekli süreye Periyot (radyoaktiflik) veya yarılanma süresi denir. Çekirdeğin yapısı, en önemli unsurdur. Bir saniyenin milyarda birinin binde biri ( 10-12 ) kadar süren periyotlar olduğu gibi 1017 yıla ulaşan periyotlar olduğu bilinmektedir. Nükleer tepkimelerde, doğada bulunmayan radyoaktif çekirdekler elde edilebilir. Bu olaya suni radyoaktiflik denir.

Bu olayı ilk kez 1 Mart 1896 yılında Fransız fizikçi Henri Becquerel uranyum üzerinde ortaya çıkarmıştır. Becquerel buluşunu 1898 yılına kadar Becquerel ışınları olarak adlandırmış daha sonra da radyoaktivite ismini vermiştir.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Radyoaktif

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

evrim teorisi

Yazan: admin | buluşlar | Çarşamba 24 Şubat 2010 11:44

Evrim kuramının bilimsel statüsü, eÄŸitim, din, felsefe, ve politika baÄŸlamında sıkça gündeme getirilmektedir. Bu konu daha çok Amerika BirleÅŸik Devletleri’nde Hıristiyan cemaat ve lobilerin öncülüğünde gündeme gelmektedir. Fakat diÄŸer ülkelerde, eÄŸitim ve politikaya uzanmaya çalışan yaratılışçı görüşlerin savunucuları tarafından da gündeme getirilmektedir. Evrim kuramını destekleyen reddedilemez kanıtlar ve neredeyse mutlak denebilecek derecede bir bilimsel konsensüs olmasına raÄŸmen, yaratılışçı ÅŸeklinde adlandırılan çevrelerce dünyasında iki kutup varmış gibi gösterilmeye çalışılır. Yaratılışçı çevreler Amerika BirleÅŸik Devletleri’nde, toplumdan büyük oranda destek görmediÄŸi iddiası ile Evrim Kuramı’nın okullarda derslerinde okutulmasına karşı çıkmaktadır. Bu konuda Amerika’da yüzbinlerce insanını temsil eden bilimsel meslek kurumları ve onun yanında 72 Nobel ödülü sahibi insanı Evrim Kuramı’nı destekleyen bildiriler yayınlamıştır. Buna ek olarak açılan davalarda evrim kuramının bilimsel olduÄŸu kabul görmüş bir teori olarak kabul edilmiÅŸ ve okullarda okutulmasının devamına karar verilmiÅŸtir.

Darwin 1831-1836 yılları arasını, iÅŸi gereÄŸi, dünyanın farklı bölgelerine seyahat ederek geçirmiÅŸdi. Bu yıllarda aklında bir tür evrim kuramı ÅŸekillenmeye baÅŸladı. Farklı bölgelerde geçen 3 yıl sonunda, evrim teorisine en çok katkıda bulunacak yer olan Galapagos Adaları’na vardı. Bu adalardaki doÄŸal yaÅŸamı ve canlıları, Güney Amerika’dakiler (anakara) ile kıyasladı ve o dönem için ÅŸaşırtıcı bazı baÄŸlantıları keÅŸfetti.

BAV, 2007 yılının baÅŸlarında Yaratılış Atlası adlı evrim karşıtı kitabın nüshalarını yerli ve yabancı birçok okul ve araÅŸtırma merkezlerine ve gazetecilere gönderdi.[26] Fransa Milli EÄŸitim Bakanı Gilles de Robien, “bakanlığın hazırladığı müfredat ile uyuÅŸmayan” bu kitabın tüm okul kütüphanelerinden çıkarılması talimatını verdi.[26] Milli EÄŸitim Genel Denetleme Kurulu[34], Paris Üniversitesi’nde Evrimsel Biyoloji profesörü olan Hervé LeGuyader’dan kitabın detaylı analizini istedi. LeGuyader, “bu kitabın daha önceki çoÄŸunluÄŸu Anglosakson kökenli olan yaratılışçı giriÅŸimlerden çok daha tehlikeli olduÄŸunu, hiçbir masraftan kaçınılmayan bu gösteriÅŸli çalışmanın ve yazarın izlediÄŸi yöntemin cahil halk kitleleri üzerinde oldukça etkili olabileceÄŸini düşündüğünü” söyledi. Ayrıca kitaptaki bilimsel içeriÄŸin “gülünç derecede yetersiz” olduÄŸunu belirtti.[26] Fransız Milli Uzay Çalışmaları Merkezi’nden (CNES) Jacques Arnoult’a göre, BAV ve Adnan Oktar da tıpkı Amerika’daki ICR gibi, yaratılışçı argümanlarını oluÅŸtururken bölük-pörçük ve hatalı kaynaklar kullanmaktadır. Arnoult’a göre bu yazarlar evrimi savunan makaleleri de kullanmaktan çekinmemekte ancak kısa alıntılar yaparak makalelerdeki bütünsel anlamı çarptırmaktadır. Ona göre bu durum çok zararlı sonuçlar doÄŸuran, entelektüel sahtekarlıktan baÅŸka birÅŸey deÄŸildir.[35][26]

Birlikte evrim, farklı türlerin ekolojik etkileşimleri arttığında gerçekleşme eğilimindedir. Bu ekolojik etkileşimler şöyle sıralanabilir:[11]

Biyolojide evrim, canlı türlerinin nesilden nesile kalıtsal deÄŸiÅŸime uÄŸrayarak ilk halinden farklı özellikler kazanması. Evrim, modern biyolojinin temel taşıdır.[1] Bu teoriye göre hayvanlar, bitkiler ve Dünya’daki diÄŸer tüm canlıların kökeni kendilerinden önce yaÅŸamış türlere dayanır ve ayırdedilebilir farklılıklar, baÅŸarılı nesillerde meydana gelmiÅŸ genetik deÄŸiÅŸikliklerin bir sonucudur.[1]

Darwin’in 200ncü doÄŸum yıldönümü anısına 2009 yılı, UNESCO tarafından “Darwin yılı” ilan edildi. Türkiye Bilimsel ve Teknolojik AraÅŸtırma Kurumu’nun (TÜBİTAK) aylık dergisi Bilim ve Teknik, Mart 2009 sayısının, genel yayın yönetmeni ÇiÄŸdem Atakuman tarafından hazırlanan kapağında Darwin’e yer verdi ve içeriÄŸinde de 16 sayfa yer ayırdı. Ancak TÜBİTAK baÅŸkan yardımcısı Ömer Cebeci baÅŸkanlığındaki TÜBİTAK yönetim kurulunun, dergiyi basımdan önce incelediÄŸi ve Darwin’li kapak ile içeriÄŸi iptal ettiÄŸi iddia edildi. Yeni hazırlanan kapakta küresel ısınmaya yer verildi ve dergi bu haliyle bir hafta gecikmeli olarak yayınlandı. Darwin’li kapağı hazırlayan ÇiÄŸdem Atakuman görevden alındı.[32]

2005 yılında Mersin’deki Yalınayak İlköğretim Okulu’nda görev yapan beÅŸ öğretmen çeÅŸitli suçlarla açığa alındı. Bu öğretmenlerin öğrencilere evrimi anlattıkları gerekçesiyle sürgün edildikleri iddia edildi ve bu iddia gerek yerli gerek yabancı basında geniÅŸ yankı buldu.[30] Mersin valisi Atilla OsmançelebioÄŸlu öğretmenlere, “usulsüz eÅŸ yardımı ve ek ders ücreti aldıkları, İstiklâl Marşı törenlerine iÅŸtirak etmedikleri, kılık-kıyafet yönetmeliÄŸine uymadıkları, görevde ayrımcılık, ödüllendirilmelerde haksızlık yaptıkları” gerekçeleriyle disiplin cezası uygulandığını belirtti.[31] EÄŸitim-Sen Mersin Åžube BaÅŸkanı Ünsal Yıldız söz konusu uygulamaya maruz kalan İngilizce öğretmeni Mehtap PektaÅŸ ve sosyal bilgiler öğretmeni Sevilay Aktürk ile düzenlediÄŸi basın toplantısında, 5 öğretmenin, laik-demokratik eÄŸitim sistemi çerçevesinde öğrencilerini eÄŸittiklerini ileri sürdü.[31] Milli EÄŸitim Bakanı Hüseyin Çelik, baskılara raÄŸmen öğretmenleri görevlerine iade etmeyi reddetti.[30]

İkinci temel süreç ise genetik sürüklenmedir. Genetik sürüklenme, popülasyonda genlerin görülme sıklığında rasgele değişimlere yol açar. Bir nesilde görülen rasgele bir genetik sürüklenme, daha sonraki nesillerde birikim sağlayarak organizmada belirgin değişimlere yol açar.

Bilimsel konular, elbette kimin listesinin daha uzun olduğu temelinde tartışılmamalıdır fakat dünyada bilim dünyasında bir çelişkinin olmadığını, tam tersine çok güçlü bir konsensüsün olduğunu göstermesi açısından Steve Projesi eğlendirici bir örnektir.

Michigan Devlet Üniversitesi’nde siyasal bilimler uzmanı olarak görev yapan profesör Jon Miller, Türkiye’nin henüz geliÅŸmekte olan bir ülke olduÄŸunu, medeniyetinin zirvesine henüz ulaÅŸmadığını, özellikle DoÄŸu ve GüneydoÄŸu Anadolu’daki halkın tamamen eÄŸitimsiz ya da çok az eÄŸitimli olduÄŸunu dile getirmiÅŸ, bir çok ülke tarafından özgür dünyanın lideri kabul edilen ABD’nin durumunun çok daha vahim olduÄŸunu vurgulamıştır. Miller’e göre, eÄŸitim seviyesi artırılırsa Türkiye, bir kaç sene içerisinde, evrime bakış açısından ABD’yi geçebilecektir.[24]

2005 yılında geliÅŸmiÅŸ ülkeler seviyesindeki 34 ülkeyi içeren bir çalışmada, “evrimi doÄŸru kabul edenlerin oranı” yaklaşık %27 ile en düşük Türkiye’de bulunmuÅŸtur.[23][24] Türkiye’den sonra ise %40 ile, akıllı tasarım akımının ortaya çıktığı ABD yer almaktadır.

Bu basamaklardan birincisi olan evrimin olgusu, evrimin temel taşı ve son derece kesinlik arzeden bilgilere sahip olunan kısmıdır. Bu hususta Darwin’in topladığı bir çok delilin üzerine yüzyıllardır bir çok farklı biyoloji dalı tarafından toplanan deliller eklenmiÅŸtir. Günümüzde organizmaların evrimsel kökenlerine dair sahip olunan bilgiler, dünyanın yuvarlaklığı, gezegenlerin hareketleri ya da maddenin moleküler yapısı kadar “kesinlik arzeden” bilimsel çıkarımlardır.[1] Burada kastedilen kesinlik, şüphe götürmez bir gerçekliÄŸi ifade etmektedir. DiÄŸer iki husustaki bilimsel çalışmalar ise aralıksız devam etmekte, her geçen gün yeni bir sonuca ulaşılmaktadır. ÖrneÄŸin ÅŸempanze ve gorilin insana olan yakınlığının, babun veya diÄŸer maymunlara olan yakınlıklarından daha fazla olduÄŸu bugün kesin olarak bilinmektedir.[1]

Bilimsel camianın büyük bölümü, biyoloji, paleontoloji, antropoloji ve diger disiplinlerdeki görüngüleri açıklayan yagane kuramın Evrim Kuramı olduÄŸunda hemfikirdir. 1987 de yapılan bir araÅŸtırmanın sonuçlarına gore Amerika’daki doÄŸa bilimleri alanında 500,000 bilim insanından yaklaşık %99.85′lik bir bolümünün evrim teorisini desteklediÄŸi ortaya konulmuÅŸtur. Evrim-yaratılış tartışmalarında uzman konumunda olan Brian Alters, doÄŸa bilimleri alanlarında çalışan tüm bilim insanlarının %99.9′unun Evrim Kuramı’nı desteklediÄŸini belirtmiÅŸtir. Benzer ÅŸekilde, dünyanın deÄŸiÅŸik ülkelerindeki bilimsel çevreler defalarca Evrim Kuramı’nın bilimsel olduÄŸuna iliÅŸkin bildiriler yayınlamıştır[19]. 1987 yılında Amerika’daki biliminsanları arasında yapılan bir araÅŸtırma, 480.000 bilim insanından sadece 700 bilim insanının yaratılışçı ve benzeri açıklamalara itibar ettigini, ya da Evrim Kuramı’na karşı şüphe duyduÄŸunu göstermiÅŸtir. Ve bu 700 (%0.158) bilim insanından sadece küçük bir bölümü doÄŸa bilimleri alanında akademik çalışma yapmaktadır [20]. Son yıllarda yapılan benzeri karşılaÅŸtırmalar, Evrim Kuramı’nı bütünü ile reddeden ya da ona karşı şüphe duyan bilim insanlarının oranının yaklaşık olarak %0.054 civarında olduÄŸunu göstermiÅŸtir. Karşı çıkanların %75.1′i biyoloji dışındaki bilim dallarında çalışmaktadır.

Hayatın ilk kez ortaya çıkışı, biyolojik evrim için temel bir ön şarttır, ancak evrimin işleyişini anlamak için hayatın kökeninin bulunması gerekli değildir, çünkü bir kez canlı organizmalar ortaya çıktığında evrim kurallarının işleyeceği deneylerle gözlenmiştir.[13] Evrim için ilk organizma sorunu henüz tam anlamıyla çözülememiştir. Ortaya çıkan ilk canlı organizma hakkında çeşitli teoriler bulunmaktadır.

Dünyadaki bu neredeyse sınırsız sayıdaki yaşam biçimi, evrimsel sürecin bir sonucudur. Tüm canlılar, ortak atalardan geldikleri için akrabadırlar. İnsan ve diğer tüm memeliler, yaklaşık 150 milyon yıl önce yaşamış sivrifaremsi bir canlıdan evrimleşmişlerdir. Memeliler, kuşlar, sürüngenler, iki yaşamlılar ve balıkların ortak atası 600 myö yaşamış su solucanlarıdır. Tüm hayvanlar ve bitkiler, yaklaşık 3 milyar yıl önce yaşamış bakterimsi mikroorganizmalardan türemişlerdir.[1] Biyolojik evrim, canlı nesillerinin ortak atadan değişerek türeme (İng: descent with modification) sürecidir.[2] Yeni nesiller, eski nesillere göre farklılıklar taşırlar ve ortak atadan uzaklaştıkça çeşitlilik artar.

Genetik sürüklenmenin etkisi en çok, bir canlı türünün kaderi birkaç bireye bağlı olduğunda ortaya çıkar. Bu duruma kurucu prensibi[9] denir. Göl, ada gibi izole olmuş ortamlara rüzgar veya başka canlıların vücudu gibi herhangi bir vasıtayla ulaşan tohumlar ve hayvan türleri, genellikle ulaştıkları yeni ortamda koloniler oluştururlar. Bu birkaç kurucu bireydeki alellerin görülme sıklığı, genellikle geride bıraktıkları popülasyondaki lokusların çoğundan farklıdır. Bu farklılıklar, yeni ortamda türeyen popülasyon üzerinde uzun süreli evrimsel etkiler yaratırlar. Hawaii Adaları gibi takımadalarda görülen tür çeşitliliğinin, birbirine temas eden anakaralardan fazla olmasının nedeni, kurucu prensibidir.[1]

Evrimin mekanizmasınının anlaşılmasında ve açıklanmasında bugün geçerli olan bilimsel sentez, İngiliz doÄŸa tarihçisi Charles Darwin tarafından 1859′da ortaya atılmış olan evrim kuramı üstüne kuruludur. Darwin, organizmaların evrim sonucu ortaya çıktığını ve organizmaların göz, kanat, böbrek gibi belirli bir amaca hizmet eden organlara sahip olmalarının yine evrimin bir sonucu olduÄŸunu ileri sürdü. Bu iddiası temelde doÄŸru olmakla birlikte eksikti.[1]

GeliÅŸmiÅŸ Avrupa devletlerinde evrimin doÄŸru kabul edilme oranları Türkiye’den ve Amerika’dan çok daha yüksektir. İzlanda’da halkın %80′inden fazlası, Danimarka, Fransa, İngiltere, Japonya’da yaklaşık %80′i evrimi kesin olarak doÄŸru kabul etmektedir. Geri kalanların büyük bir kısmı ise emin olmadığını belirtmiÅŸtir.[23]

Türkiye’deki ders kitaplarında din kültürü derslerinin yanısıra fen bilgisi ve biyoloji derslerinde de yaratılışçı görüşlere yer verilmektedir[25] ve ortaöğretimdeki öğrencilerin %75′i evrim teorisine inanmamaktadır.[26]

Birlikte evrim (İng: coevolution), iki veya daha fazla canlı türünün, birbirlerinin evrimini karşılıklı olarak etkilemesidir.[11] Örneğin bir bitkinin morfolojisindeki evrimsel bir değişiklik, o bitkiyle beslenen bir otçulun morfolojisini etkileyebilir. Otçulda meydana gelen değişiklik de tekrar bitkiyi etkileyebilir ve bu süreç karşılıklı devam eder.

Evrimi kabul eden sadece Steve isimli bilimadamları, evrimi kabul etmeyen tüm bilim insanlarından daha fazladır. Bu projede James gibi çok daha yaygın (1. sırada[21]) bir isim yerine Steve gibi çok daha az kullanılan (74. sırada[22]) bir ismin seçilmesi de araştırmanın sonuçlarının güvenilirliğini desteklemektedir.

Darwin, kuramını doğal seçilim adını verdiği sürece dayandırıyordu. Ona göre türdeşlerine göre daha çok işe yarar özelliklere sahip olan canlılar (örneğin daha keskin görüşe sahip olanlar ya da daha hızlı koşanlar) hayatta kalma yarışında avantajlı duruma geçiyor, bu nedenle soyunu devam ettirme şansını artırıyordu.

Darwin’in bu teorisi 3 ana temel üzerine oturmuÅŸtur:

19. yüzyılda Lamarck, kazanılan karakterlerin kalıtımına dair bir hipotez öne sürmüş, fakat yaptığı deneyler bu hipotezin yanlış olduÄŸunu göstermiÅŸtir. Aynı yüzyılda Charles Darwin, Galapagos Adaları’ndaki gözlemlerine dayanarak, evrimin mekanizmasını doÄŸal seçilimle açıklamıştır.

Yaratılışçıların, “evrim konusunda bilimsel konsensüs olmadığı” yönündeki iddialarını çürütmek için, Amerika Ulusal Bilimler Akademisi, Steve Projesi’ni baÅŸlatmıştır. Bu projenin amacı, isminde sadece Steve geçen bilim insanlarının kaç tanesinin Evrim Kuramı’nı desteklediÄŸini ortaya koymaktır. Ortaya çıkan liste (Steve-o-) çoÄŸunluÄŸu biyoloji dallarında çalışan, isimlerinde Steve sözcüğü ya da bu ismin deÄŸiÅŸik telaffuzları geçen bilim insanlarını sıralamakta ve Yaratılışçılar ile Yeni Yaratılışcıların yayınlamış oldukları listelerden daha kalabalık olduÄŸunu göstermektedir.

Darwin burada, “baÅŸarılı nesiller sonunda, yeni bir türün, halihazırdaki bir türden yavaşça farklılaÅŸarak oluÅŸtuÄŸu” kanısına vardı. DoÄŸal seçilim adını verdiÄŸi bir iÅŸlem sonucunda bu deÄŸiÅŸimlerin ortaya çıktığına inanıyordu:

Bu baÅŸvuru 59. Hükümet Milli EÄŸitim Bakanı Hüseyin Çelik tarafından reddedildi. Çelik: “Yaratılışla ilgili birçok teori var. Adı üstünde evrim teorisi. Evrim teorisini çocuklara anlatıp da evrim karşıtı olan “teorileri” çocuklara anlatmama bilimsel bir tavır mı?” açıklamasını yaptı.[28] Bu karar çeÅŸitli bilimsel çevrelerce kınandı ve yaratılışın bir “teori” deÄŸil, “inanç” olduÄŸu hatırlatıldı. Bilimsel bir derste yaratılışın öğretilmesi, İTÜ Avrasya Yerbilimleri Enstitüsü öğretim üyesi Prof. Dr. Celal Åžengör tarafından “hukuken mücadele edilmesi gereken bir politik zorbalık” olarak tanımlandı.[29]

Evrim, bir canlı popülasyonunun genetik kompozisyonunun zamanla değişmesi anlamına gelir. Genlerdeki mutasyonlar, göçler veya çeşitli türler arasında yatay gen aktarımları sonucu türün bireylerinde yeni veya değişmiş özelliklerin ortaya çıkması, evrim sürecini yürüten temel etmendir. Evrim, bu yollarla oluşan değişimlerin popülasyon genelinde daha sık veya daha nadir hale gelmesiyle işler.

Dünya’daki canlı türlerinden henüz sadece 2 milyondan biraz fazlası tanımlanabilmiÅŸ ve sınıflanabilmiÅŸtir. Bazı tahminlere göre henüz tanımlanmamış 10 ila 30 milyon canlı türü vardır. Bir milimetrenin binde birinden kısa bakterilerden tutun, yerden yüksekliÄŸi 100 metreyi, ağırlığı binlerce tonu bulan sequoia servi aÄŸaçlarına kadar dünyadaki canlı türleri, cüsse, biçim ve yaÅŸayış biçimi açısından çok büyük farklılıklar gösterirler. Sıcak su kaynaklarında kaynama sıcaklığına yakın derecelerde yaÅŸayan bakteriler olduÄŸu gibi, Antarktika’daki buzullarda ya da tuz göllerinde -23°C’ye varan sıcaklıklarda yaÅŸayan algler ve mantarlar vardır. Aynı ÅŸekilde karanlık okyanus tabanlarındaki hidrotermal çatlakların kenarlarında yaÅŸayan devasa boru kurtçukları olduÄŸu gibi, Everest Dağı’nın yamaçlarında, 6 bin metre yükseklikte yaÅŸayan hezaren çiçekleri ve örümcekler vardır.[1]

Antik Yunan filozofları, kendi yaratılış mitlerini oluşturmuşlardır. Anaksimandros, hayvanların şekil değiştirebildiklerini ileri sürmüştür. Empedocles, hayvanların, önceki hayvanların organlarının birleşiminden oluştuklarını ileri sürmüştür.[1]

30 yıldan daha fazla bir süre, Darwin düşünceleri için delil topladı. 1858′e kadar fikirlerini yayımlamaktan kaçındı. Fakat 1858′de, Alfred Russel Wallace, Darwin’e Darwin’in düşüncelerine çok benzer bir evrim teorisi fikrini mektupla yollayınca, Darwin düşüncelerini kamuya sunmak istedi. Daha sonra Darwin ve Wallace evrim teorisi ve doÄŸal seçilim üzerine beraberce bir tez yazıp yayımladılar. Yine de, özellikle 1859′da yayımladığı ünlü kitabı “On The Origin of Species by Means of Natural Selection or the Preservation of Favoured Races in the Struggle for Life” (YaÅŸam Mücadelesinde DoÄŸal Seçilim veya Avantajlı Irkların Muhafazası Yoluyla Türlerin Kökeni Üzerine) sayesinde Darwin’in adı Wallace’dan çok daha fazla duyuldu. Darwin’in bu kitabı daha sonra biyoloji tarihinin en etkili ve önemli kitaplarından olmuÅŸtur.

Yapay seçilim, evcil hayvan ve bitkilerin kontrollü olarak yetiÅŸtirilmesi sonucu gerçekleÅŸir. İnsan eliyle hangi hayvan ya da bitkinin üretileceÄŸine karar verildiÄŸinde, hangi genlerin gelecek nesillere aktarılacağına da karar verilmiÅŸ olunur. Yapay seçilimin en büyük etkisi evcil hayvanlarda gözlenir. ÖrneÄŸin Danua ve Çivava köpek cinslerinin arasındaki cüsse farkı yapay seçilimin bir sonucudur. Çok farklı görünmelerine raÄŸmen, her iki köpek cinsi de -diÄŸer tüm evcil köpek cinsleri gibi- günümüzden yaklaşık 15.000 yıl önce Çin’e denk gelen bölgede evcilleÅŸtirilmiÅŸ olan bir kaç kurdun soyundan gelir.[10]

1930′lar ve sonrasında, neredeyse bir asır önce Gregor Mendel tarafından ortaya konmuÅŸ olan kalıtım kuramı, moleküler biyoloji’nin kalıtımın moleküler temellerine dair saÄŸladığı bilgi ve Darwin’in kuramının bütünleÅŸtirilmesiyle evrim kuramı modern halini aldı. Güncel bakış açısıyla evrim, bir gen havuzu içinde bir nesilden diÄŸerine belli bir karakterin oluÅŸmasında etkili olan allellerden birinin sıklığının deÄŸiÅŸmesi olarak tanımlanabilir. DoÄŸal seçilim, genetik özelliklerin üremeye katkısı, ve popülasyon yapısı bu deÄŸiÅŸime etki eden faktörlerdir. Bu güncellenmiÅŸ evrim teorisinin adı “Sentetik evrim kuramı”´dır. Sentetik evrim kuramı´nın bügünkü bilimsel deÄŸeri hakkında kuramsal biyoloji uzmanı Theodosius Dobzhansky şöyle demiÅŸtir:

Bilim AraÅŸtırma Vakfı’nın (BAV) kurucusu, Harun Yahya lakaplı Adnan Oktar, Türkiye’deki evrim karşıtı faaliyetlerin sembolik isimlerindendir.[26] BAV, yine Adnan Oktar’a ait[26] Global Yayıncılık’tan evrim karşıtı kitaplar çıkarmasının yanısıra bir çok il ve ilçede evrim karşıtı konferanslar düzenlemektedir. 1991 yılındaki kuruluÅŸundan beri BAV, evrime dair tüm referansların Türkiye’deki eÄŸitim sisteminden çıkarılması konusunda yoÄŸun faaliyetler içindedir.[26] Avrupa Parlamentosu Konseyi raporuna göre, BAV’nin ABD’deki American Institute for Creation Research (Amerikan Yaratılış AraÅŸtırma Enstitüsü) (ICR) ile sıkı baÄŸları olduÄŸu gözlenmektedir.[26]

Bir olgunun ortaya çıkışında bileÅŸenlerin deÄŸiÅŸime uÄŸramaları ile ilgili süreç tanımının felsefi açıdan “evrim” kelimesi ile belirginleÅŸmesi çok eskiye dayanır. Darwin`in “Türlerin kökeni” adlı eserinde yer alan “YaÅŸam aÄŸacı”, canlı evriminin anlatımında kullandığı mitolojik bir simgedir ve pek çok inançta yer alır (ing. Tree of life [3], fr. Arbre de vie, alm. Lebensbaum, osm. Åžeceri hayât, ibr. Etz hayim). Herhangi bir “saÄŸlam ve doÄŸru” biyolojik altyapısı olmasa da, Aristoteles’ten Konfüçyüs’e kadar birçok önemli isim evrim kavramı konusunda yazmıştır. Ayrıca, evrim konusunda İbn’i Haldun ve farklı teoriler sunmuÅŸlardır.

Evrimi sürdüren iki temel süreç vardır; Doğal seçilim ve genetik sürüklenme. Bu süreçlerin ilki olan doğal seçilim, bulunduğu ortama en iyi uyum sağlayan bireylerin hayatta kalmasını ve kendi genlerini yavrularına aktarmasını, diğer bireylerin ise üreme şansı bulamayıp genlerinin ortadan kalkması sonucunu doğurur. Doğal seçilim ile hayatta kalmaya yardımcı olan yeni özellikler sağlayan mutasyonlara sahip bireyler hayatta kalarak popülasyonda baskın hale gelir, hayatta kalma şansını azaltan mutasyonlara sahip bireyle ise yok olur. Bu sayede sonraki nesildeki bireyler, atalarından aldıkları genler sayesinde ortama daha iyi uyum sağlar ve hayatta kalmakta daha başarılı olurlar.[5][6] Çok sayıda nesil sonrasında, çok sayıda başarılı, küçük, rasgele değişikliğin birikmesi ile adaptasyonlar belirgin hale gelir, bu sayede türler çevrelerine olası en iyi uyumu sağlamış olurlar.[7]

Genetik sürüklenme ya da “Sewall Wright etkisi”, küçük bir grup canlının genetik havuzunda tamamen ÅŸans eseri oluÅŸmuÅŸ deÄŸiÅŸikliklerdir.[8] Genetik sürüklenme bir popülasyondaki genetik bir karakteristiÄŸin yok olmasına ya da güçlü olanın hayatta kalmasından ve alellerin deÄŸerinden “bağımsız olarak” yaygın hale gelmesine neden olur.[8] Popülasyonda üremeyi gerçekleÅŸtiren canlıların sayısı arttıkça, genetik sürüklenmenin etkisi azalır. Bu durum yazı-tura örneÄŸine benzer. Art arda iki kere tura gelmesi doÄŸal karşılanırken 20 kere tura gelmesi tuhaftır. Yazı-tura iÅŸlemi tekrarlandıkça, turaların oranı 0.5′e yaklaşır.[1]

Evrim kuramı, insanlığın kökenine ilişkin sonuçları nedeniyle ortaya atıldığından bu yana sosyal ve politik alanda en çok tartışılan bilimsel kuramdır. Bunun sonucunda, kuramın bilimsel algılanışı ile popüler algılanışı oldukça farklı olagelmiştir. Evrim kuramına popüler düzeyde karşı çıkan ve onun yerine yeryüzündeki canlılığın kökeni ve çeşitliliğini doğaüstü bir yaratıcıya bağlayan akımlara genel olarak yaratılışçılık adı verilir.

İlk Hristiyan din adamlarından Nenizili Gregor ve Augustinus, tüm canlıların tanrı tarafından yaratılmadığını, bir kısmının sonradan tanrının yaratıklarından geliÅŸerek oluÅŸtuÄŸunu ileri sürmüştür. Bu iddianın motivi biyolojik deÄŸil dinidir. Bu din adamları, tüm canlı türlerinin, Tufan esnasında Nuh’un gemisine sığamayacağını, bu nedenle bir kısmının sonradan ortaya çıkmış olması gerektiÄŸini düşünüyorlardı.[1]

Şu anki bilimsel konsensüs karmaşık biyokimyanın, basit kimyasal reaksiyonlar ile hayatı oluşturduğu yönündedir, ancak bunun nasıl olduğu henüz tam anlamıyla çözülememiştir.[14] Hayatın ilk kez ortaya çıkışı, yaşayan ilk şeylerin yapısı veya evrensel ortak atanın genetik yapısı ile ilgili bilgiler henüz eksiktir.[15][16] Dolayısıyla, hayatın tam olarak nasıl başladığı konusunda bir konsensüs bulunmamaktadır, ancak RNA gibi kendini kopyalayan moleküller[17] ve basit hücre yapıları[18] ile ilgili teoriler mevcuttur.

Evrime göre canlılığın devamı ve çeşitliliği doğal seçilimle sağlanır. Doğal seçilimin üç temel bileşeni bulunur: Genetik karakterlerin devamını sağlayan kalıtım, farklı karakterlerin popülasyondaki zenginliğini sağlayan çeşitlilik, ve bu çeşitli karakterlerden doğadaki koşullara en uygun olanının hayatta kalmasını sağlayan seçilim.

Bazı Orta Amerika akasyaları, içi boÅŸ dikenlere ve yapraklarının sapında nektar salgılayan gözeneklere sahiptir. Acacia sphaerocephala (boÄŸa boynuzlu akasya), dikenlerinin içine yuva yapan ve nektarla beslenen Pseudomyrmex karıncalarına ev sahipliÄŸi yapar. Karıncalarda akasyayı çeÅŸitli otçullara karşı korur.[11] Bu iliÅŸki birlikte evrimin bir sonucudur.[12] Bitki karıncaların barınabilmesi için içi boÅŸ dikenleri ve nektar salgılayan gözenekleri oluÅŸturmuÅŸ, karıncalar da bitkiyi otçullardan koruyan davranış biçimini geliÅŸtirmiÅŸlerdir.[11] Karıncalar bitkiye zarar veren her türlü böcek ve tırtılı öldürmenin yanısıra bitkinin civarındaki araziyi yabani otlardan temizlemekte, gölge yapan yakındaki aÄŸaçlara zarar vermektedirler.[12] BoÄŸa boynuzlu akasya ve karınca arasındaki bu iliÅŸki ilk kez 1874′te doÄŸa tarihçisi Belt tarafından gözlenmiÅŸtir.[12]

Bu temellere göre Darwin, her popülasyonda birçok bireyin hayatta kalamadığı, kurtulamadığı veya üreyemediğini belirtmiştir. Varolma mücadelesinde sınırlı birçok kaynak için ve mevcut riskler (yırtıcı hayvanlar vb.) yüzünden popülasyonun her bireyi bir diğeriyle yarışmaktadır. Bu varolma mücadelesinde, ortama en iyi adapte olabilmiş bireyler seçici bir avantaja sahip olmakta, daha çok yaşamakta ve daha çok üreyebilmektedir.

Birlikte evrimin en bariz örnekleri çoğunlukla ortak yaşamlı olan bitki-böcek çiftlerinde görülür. Birçok bitki ve onların polen taşıyıcıları olan böcekler varlıklarını devam ettirebilmek için birbirlerine bağımlıdırlar. Ancak polen taşıyıcısı olmayan hayvanlarla eşleşmiş bitki türleri de mevcuttur.[11]

TÜBİTAK, 16 Mart 2009 tarihinde yaptığı bir basın açıklamasında “asıl kapağın Küresel iklim deÄŸiÅŸimini konu edinen kapak olduÄŸunu, Darwin’i konu edinen kapağın ve içeriÄŸin genel yayın yönetmeni tarafından son anda bilimsel editörlere danışmadan eklendiÄŸini, bu nedenle iptal edildiÄŸini” öne sürdü. Ayrıca TÜBİTAK “Bilim ve Teknik” dergisinin Türkiye’de evrim konusunu en fazla iÅŸleyen yayın olduÄŸunu, “Darwin yılı” boyunca bu konuya dair yayınlara devam edileceÄŸini ve hatta özel bir sayının Charles Darwin’e ithaf edileceÄŸini belirtti.[33] YaÅŸananlar TÜBİTAK’ta kadrolaÅŸma iddialarını tekrar gündeme getirdi.[32]

2006 yılında Üniversite Konseyleri DerneÄŸi’ne baÄŸlı 700 akademisyen, bilimsel olmadığı için yaratılış görüşünün ders müfredatından çıkarılması için Milli EÄŸitim Bakanlığı’na dilekçe verdi. BaÅŸvuruda, laikliÄŸe vurgu yapan T.C. Anayasasının 2. maddesi; Milli EÄŸitim Temel Kanunu’nun “Türk millî eÄŸitiminde laiklik esastır” diyen 12. maddesi ile “Her derece ve türdeki ders programları ve eÄŸitim metotlarıyla ders araç ve gereçleri, bilimsel ve teknolojik esaslara ve yeniliklere (…) göre sürekli olarak geliÅŸtirilir” diyen 13. maddeleri hatırlatıldı.[25]

2008 yılında, Hacettepe Üniversitesi’nden biyoloji öğretmeni adayı 98 öğrenci üzerinde yapılan araştırmada, katılımcıların yüzde 43’ünün evrim teorisini benimsediği, yüzde 30’unun kararsız olduğu, yüzde 16’sının ise benimsemediği ortaya çıktı. Araştırmayı yapan Yrd. Doç. Dr. Oğuz Özdemir öğrencilere yapılan en büyük kötülüğün, fen bilgisi derslerinde evrim kuramının, yaratılışla birlikte işlenerek ikilik yaratılması olduğunu söyledi.[27]

Modern bilimde kuram, tutarlı bir bütün oluÅŸturan gerçekler ve açıklamalardır. Modern fiziÄŸin temel taÅŸlarından olan Görelilik ve Kuantum kuramları, ÅŸu an üzerinde deliller toplanan, yeteri kadar test edilip güven verdiklerinde kanun konumuna yükselecek hipotezler deÄŸillerdir. Evrim kuramı da aynı statüye sahiptir. Biyolojideki birçok veriyi birleÅŸtirip anlaşılır kılar; henüz kanıtlanmamış, test aÅŸamasında olan bir “tahmin” deÄŸildir.

Evrim kuramı, üç hususta açıklamalar getirir:[1]

İnsanlık tarihi boyunca deÄŸiÅŸik kültürler, insanın, diÄŸer canlıların ve evreninin kökenini çeÅŸitli ÅŸekillerde açıklamaya çalışmış bu çaba da pek çok farklı yaratılış mitine yol açmıştır. Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam’da canlıların ortaya çıkışı bir yaratıcının tüm evreni yoktan (Latince: ex nihilo) var etmesiyle açıklanır.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Evrim

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

mekanik nedir

Yazan: admin | buluşlar | Salı 23 Şubat 2010 12:47

Mekanik (İngilizce; mechanics, Almanca; mechanik), kuvvetlerin etkisi altındaki cisimlerin hareketli ve duraÄŸan hâllerini inceleyen dalıdır.Mekanik bilimlerinin en eskisidir. Kaldıraçları ve suyun kaldırma kuvvetini kapsayan tarihteki ilk yazılı mekanik prensipler ’e (M.Ö. 287-M.Ö. 212) aittir. Kendisinden sonra gelen İbn-i Heysem, , İbn Bacce gibi müslüman adamları ile Galilei, Kepler, , Varignon, d’Alembert, Stevinus, , Lagrange gibi batılı adamlarının çalışmaları sayesinde Mekanik bugünkü seviyesine gelmiÅŸtir.İnsan yaÅŸantısında dün olduÄŸu gibi bugün de mekanik biliminin yeri büyüktür. Suyun akışından tutun da, insanın yaÅŸamını kolaylaÅŸtırmak için tasarlanan uçağın uçuÅŸuna, makinelerin çalışmasına kadar tabiattaki bütün hareketler mekanik prensiplerine göre gerçekleÅŸir. BaÅŸta olmak üzere mühendisliÄŸin tüm uygulamalarında, mekanik bilimi ve prensipleri büyük öneme sahiptir ve bu sahalarda çalışanlar tarafından özümsenmesi gerekir.Bu ideal durumu inceleyen rijit cisimler mekaniÄŸi baÅŸlıca iki kısımda incelenir.Katı mekaniÄŸi veya Mukavemet, kuvvet etkisiyle ÅŸekil deÄŸiÅŸtirebilen cisimlerin statik ve dengelerini inceleyen dalıdır.Kuvvetlerin tesiri altındaki bir cismi meydana getiren tüm parçaların, birbirlerine göre izafi olarak ÅŸekil deÄŸiÅŸtirmediÄŸi cisme rijit cisim denir. Bu cisim ideal bir cisimdir ve gerçekte tüm cisimler kuvvet etkisiyle elastik veya plastik ÅŸekil deÄŸiÅŸtirirler.Akışkanların dengesini inceleyen dalıdır. Akışkanlar mekaniÄŸi aÅŸağıdaki alt dallara ayrılır.Mekanik bilimi, ideal durumları inceleyen Rijit cisimler mekaniÄŸi ve gerçek durumları inceleyen Sürekli ortamlar mekaniÄŸi olmak üzere iki ana kısımda ele alınabilir.
Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Mekanik

Tags: , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , ,

Isının keşfi

Yazan: admin | buluşlar | Salı 23 Şubat 2010 12:47

Sıcaklık, bir cismin sıcaklığının ya da soğukluğunun bir ölçüsüdür. Bir sistemin ortalama moleküler kinetik enerjisinin bir ölçüsüdür. Gazlar için kinetik enerji, mutlak sıcaklık dereceleriyle orantılıdır. Bir başka deyişle, ısı geçiş halindeki enerjilerdir. Isı sıcak bir maddenin soğuk maddeye ilettiği sıcaklığı sağlayan bir enerji türüdür.Yani ısı bir enerji,sıcaklık ise bir ölçüdür.Aşağıdaki formülde bu daha iyi görülmektedir:Isı birimi iş birimi ile aynıdır yani joule (j) ya da kaloridir (cal).Isı, belirli sıcaklıktaki bir sistemin sınırlarından, daha düşük sıcaklıktaki bir sisteme, sıcaklık farkı nedeniyle transfer edilen enerjidir. Isı da iş gibi bir enerji transfer biçimidir. Isı ve iş hiçbir cisimde depo edilemez, ancak sistem sınırlarında ve geçiş halinde iken belirlenebilir. Her ikisi de birer eğri fonksiyonudurlar. Bir başka deyişle, ısı ve iş geçiş halindeki enerjilerdir. Isı sıcak bir maddenin soğuk maddeye ilettiği sıcaklığı sağlayan bir enerji türüdür
Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Is%C4%B1

Tags:

Etiketler:

bakır

Yazan: admin | buluÅŸlar | Pazartesi 22 Åžubat 2010 14:50

Malahit minerali.Bir bakır külçesi.İndirgenme elektrolizinde satılabilir kalitede katodik bakır üretimi elektrolitteki bakır deriÅŸimi litresinde 15 g civarına ininceye kadar mümkündür. 15 g’dan 8 g’a kadar olan deriÅŸimlerde yine satılabilir fakat toz veya sünger halde bakır üretilebilmektedir. Bu satılabilirlik sünger bakırın anot fırınında iÅŸleneceÄŸi açısından geçerlidir.Bu deÄŸer en az indirgenecek iyonun EMK deÄŸerine eÅŸittir.Bakır (Cu)Kuprit minerali.Bir elektroliz olayında kullanılan enerjisi ile yapılan kimyasal iÅŸ arasındaki iliÅŸkiler Kanunu ile belirlenir.Bir elektrolit ile temas halinde bulunan elektrotlara dışardan bir elektromotor kuvvet uygulayarak kimyasal bir reaksiyonunOhm kanunu gereÄŸince kablo baÄŸlantılarında ve elektrot-kablo temas noktalarında, sistemden geçen miktarı ile doÄŸru orantılı olarak direnç ortaya çıkar, bu direnç potansiyel düşüşlerine yol açar. Elektroliz sırasında ulaşılması gereken hücre potansiyeli bunların toplamına eÅŸittir.Oksitli bakır cevherlerin doÄŸrudan, diÄŸerlerinin bir ön iÅŸlemden sonra veya bakteriler yardımıyla çözümlendirilmesi sonucu deÄŸiÅŸen derisimlerde elde edilen sülfatlı çözeltilerden bakırın kazanılmasında uygulanan yöntemlerden bir tanesi de indirgenme elektrolizidir. indirgenme elektrolizinde katot ve anot reaksiyonu ise ÅŸu ÅŸekildedir:Azurit minerali.=== Kalkopirit ===–85.105.100.114 17:13, 11 Åžubat 2010 (UTC)sdvgKOGOFF.fefif
İnsanların normal beslenme rejimi her gün 2-5 mg arasında bakır gerektirir. Kalıtımsal protein seruloplazmin (Kan plazmasında bulunan protein) eksikliÄŸi aÅŸağı yukarı bütün dokularda, özellikle beyin ve karaciÄŸerde bakır miktarının artmasıyla birlikte geliÅŸir.Kimyasal formülü 2CuCO3·Cu(OH)2. Bazik bir bakır karbonat olup malahit kadar fazla bulunmaz. Kendine has lacivert renginden dolayı bu anlama gelen azurit adı verilmiÅŸtir.Anot ve katot polarizasyon toplamına parçalanma voltajı da denir. DiÄŸer bir deyiÅŸle elektrolizin gerçekleÅŸmesi için sisteme verilmesi gereken en düşük potansiyel deÄŸeridir.Rafinasyon ve indirgenme elektrolizleri arasındaki temel fark anot tepkimeleridir. Rafinasyon elektrolizinde anot olarak kullanılan malzeme oksitlenip çözeltiye geçerken, indirgenme elektrolizinde çözünmeyen anotlar kullanılır. Çözünmeyen anotların indirgenme elektrolizindeki görevi iletkenliÄŸi saÄŸlamaktır ve yüzeyinde oksijen çıkışı meydana gelir.Voltaj arttıkça akım yoÄŸunluÄŸu da artmakta fakat belli bir noktadan sonra voltajın artması akım yoÄŸunluÄŸunda hiçbir deÄŸiÅŸikliÄŸe sebep olmamaktadır ve bu akım deÄŸerine limit akım denmektedir. Limit akım uygulanabilecek maksimum akımdır. Genellikle limit akımın üçte biri deÄŸerinde çalışılmaktadır. Rafinasyon elektrolizinde aynı bir çözeltiye temas halinde olan aynı bir metal hem anotta hem katotta bulunduÄŸundan, hücrenin elektromotor kuvveti pratik olarak sıfırdır, yani potansiyel farkı oluÅŸmaz. Elektroliz sırasında indirgenecek metal iyonlarının çözeltinin iç taraflarından katot yüzeyine gelmeleri difüzyon, konveksiyon ve migrasyon yolu ile gerçekleÅŸir. Katotun hemen yakınında metal iyonlarınca fakirleÅŸmiÅŸ bir bölge oluÅŸur. Buna “difüzyon tabakası” (Nernst diffusion layer) denmektedir. Bu tabaka kalınlığı elektrolizdeki akım ÅŸiddetine baÄŸlı olmay:)ıp, hücre potansiyelini arttırmak suretiyle akım yükseltildiÄŸinde faz sınırındaki deriÅŸim düşmektedir.bunu yazaan tosun okuyana kosun.xDElektroliz iÅŸleminde meydana gelen olaylar anodik ve katodik tepkimeler olup bunlar anotta yükseltgenme (oksidasyon), katotta ise indirgenme (redüksiyon) ÅŸeklindedir. Genel olarak üç çeÅŸit elektroliz vardır. Bunlar rafinasyon, indirgenme ve ergimiÅŸ tuz elektrolizidir. Rafinasyon elektrolizi çözünebilir anotlarla yapılan elektroliz iÅŸlemine en güzel örnektir. Rafinasyon elektrolizinde anot ve katot aynı metalden oluÅŸtukları için parçalanma voltajı teorik olarak sıfırdır. Uygulanan hücre voltajı bu nedenle sadece elektrolitin direncinin biraz üstünde olmalıdır. Rafinasyon elektrolizini tarif edecek toplam bir reaksiyon anlamsızdır.Bakırın önemi, baÅŸlıca üç nedenden kaynaklanmaktadır:–85.105.100.114 17:13, 11 Åžubat 2010 (UTC)== Bakır mineralleri == Bakır endüstriyel öneme sahip pek çok mineralin önemli bir bileÅŸenidir. Dünya bakır üretiminde kullanılan minerallerin yaklaşık %50 sini kalkozit (İng. chalcocite) (Cu2S), %25′ini kalkopirit (İng. chalcopyrite) (CuFeS2), %3′ünü enargit (İng. enargite) (Cu3AsS4), %1′ini diÄŸer sülfür mineralleri, %6-7 sini nabit (doÄŸal) bakır ve %15′ini de oksit mineralleri oluÅŸturur.elektrot dışında elektronlar anottan katota elektrolit içinde ise katottan anota doÄŸru akarlar. Devreye akım verildiÄŸinde çözeltideki negatif yükler pozitif kutup olan anota, pozitif yükler ise negatif kutup olan katoda yönelirler. Bunu yazan tosun okuyana kosun.Kimyasal formülü CuFeS2 dir. (Açık yazılımı: Cu2S·Fe2S3). CoÄŸrafi bakımdan en yaygın mineral olup hemen hemen her bakır cevher yatağında bulunur. Pirinç sarısı renkte, metalik görünüşte ve yeÅŸilimsi siyah çizgiler halinde kitle ÅŸeklinde bulunur. Kalkopiritin, bornit, demirli kuprit ve pirit ile birlikte diÄŸer sekonder bakır minerallerinin orijinal yapısını oluÅŸturduÄŸu kabul edilmektedir. Mineralin teorik yapısında %34,6 Cu olmakla birlikte cevherdeki Cu miktarı %0,5 ve daha aÅŸağıya düşebilmektedir. Halen Kanada’da %0,06 tenörlü 3×109 ton rezervli bir bakır madeninin ekonomik olarak çalıştırılması için çalışmalar yapılmaktadır. DoÄŸal olarak, cevherde bulunan diÄŸer metaller de kıymetlendirilmek suretiyle bu çalışma ekonomik olabilmektedir.Enargit minerali.Parçalanma Voltajı, elektrolizin gerçekleÅŸebilmesi için, yani örneÄŸin bakır iyonlarının katodda toplanabilmesi için gereken en düşük potansiyeldir ve anotla kato polarizasyonlarının toplamına eÅŸittir.KurÅŸun direkt olarak çözünmeyen PbSO4 oluÅŸturarak anot yüzeyinde kalır. Anot bakırı fazla miktarda kurÅŸun içerirse oluÅŸan PbSO4 yüzeyi tamamen kaplayarak anodun pasifleÅŸmesine neden olur.Bornit minerali.
Kalkopirit minerali.Termodinamik hücre potansiyelinin uygulanması ile bir elektroliz iÅŸleminin gerçekleÅŸmeyeceÄŸi sisteme bazı fazla voltajların da verilmesi gerektiÄŸi yukarıdaki açıklamalarda belirtilmiÅŸtir. Bu fazla voltajlara ilaveten devredeki dirençleri aÅŸabilecek ilave voltaja da ihtiyaç vardır. Bu dirençlerin başında anot -katot arasındaki elektrolitin direnci gelir. Elektrolitin direnci R, akım I olarak alınırsa Ohm kanunu gereÄŸince uygulanacak potansiyel I*R büyüklüğündedir. Elektroliz esnasında ulaşılması gereken hücre voltajı, tüm fazla voltajlar, parçalanma voltajı ve dirençten kaynaklanan potansiyel düşüşlerin toplamına eÅŸittir.Bakır (Ingilizce copper, Almanca Kupfer, Fransızca cuivre), 1B geçiÅŸ grubu elementi. Bakıra tarihte ilk defa Kıbrıs’ta rastlandığından tüm dillerdeki isimlerinin Cyprium kelimesinden türediÄŸi tahmin edilmektedir. Simyacılar tarafından Venüs aynası ile gösterilmiÅŸtir.Kimyasal formülü CuCO3·(OH)2. En çok rastlanılan bakır oksit mineralidir. Büyük kitleler halinde bulunduÄŸunda sadece cevher olarak deÄŸil, aynı zamanda yarı mücevher olarak kuyumculukta, süs eÅŸyası imalinde de kullanılmaktadır. Güzel yeÅŸil bir rengi vardır.Dördüncü grupta yer alan metallerden Se ve Te’ün Cu2S ve Cu2Te halinde anot bakırında bulunduÄŸu ve çözünmeden direkt anot çamuruna geçtiÄŸi kabul edilir. Kalay ise bakırla intermetalik bileÅŸik olmasına raÄŸmen tamamen çözünür, ancak CuSO4’lı çözeltilerde çözünürlüğü çok az olduÄŸundan aÅŸağıdaki tepkime uyarınca hidroliz olarak anot çamuruna geçer:Bakır, çeÅŸitli Bakır, çeÅŸitli piro, hidro ve elektrometalurjik metotların kullanılmasıyla cevherlerinden saf olarak üretilmektedir. Pirometalurjik metotlar, sülfürlü, oksitli ve nabit bakır cevherlerine, hidrometalurjik metotlar ise düşük tenörlü oksitli bakır cevherlerine uygulanır. Elektrometalurji metotları da yukarıdaki yöntemlerin son kademesi olarak her ikisine de uygulanır. Böylece, pirometalurji metotlarıyla elde edilen saf olmayan bakır, elektrolitik arıtmaya tabi tutularak saf katot bakıra çevrilir. Benzer ÅŸekilde hidrometalurjik yollarla sulu çözeltiye alınan bakır, elektrokazanım yoluyla katotta saf olarak toplanabilmektedir. Dünya bakır üretiminin %80’i sülfürlü cevherlerden yapılır.Åžu ÅŸekilde sınıflandırılmaktadır:Kalkozit minerali.Askorbit asit, oksidaz, tirosinaz, laktoz ve monoamin oksidaz gibi yükseltgeyici enzimlerin bir parçası olarak birçok bitki ve hayvanda çok az miktarda bulunan bakır, bunların saÄŸlıklı yaÅŸamı için gereklidir. Bakır, bu proteinlerde, oksijen, kükürt ya da azot atomları içeren baÄŸlanma bölgelerinde sıkıca baÄŸlanır.Anotta oluÅŸan bir kısım bakır iyonları disproporsiyonlaşır. Burada oluÅŸan bakır toz halinde anot yüzeyinde ve yüzeyden ayrılarak banyonun dibinde anot çamurunda birikir. Pb, Sn, Sb ve Bi anodik olarak çözünürler fakat elektrolit içinde oluÅŸturdukları bileÅŸikler nedeniyle ÅŸlam ÅŸeklinde yüzerler ve mekanik olarak katot kirliliÄŸi yaratabilirlerse de genelde çökerler ve anot çamuru içinde birikirler. Anodik olarak çözümlendirilemeyen Au, Ag, ve Pt gibi elementler anodun yenilmesine paralel olarak anottan ayrılıp banyo dibine inerler ve burada anot çamuru içinde birikirler. Ortalama olarak Au, Ag, Se, Te ve Pb %98 oranında, Sb %60 civarında anot çamuruna geçer. Anot bileÅŸimindeki nikelin %5’i çözünmez ve bakır-nikel karışık kristali halinde anot çamuruna geçer. Aynı ÅŸekilde 3 Cu2O·4NiO·Sb2O5‘de büyük oranda çözünmeden anot çamuruna gider. Üçüncü grup metaller de bakırla karışık kristal halinde bulunurlar ve anodik çözünme potansiyeli bakıra yakındır. Ancak bu metaller çözünseler bile daha sonra sementasyon sonucu anot çamuruna giderler. ÖrneÄŸin, gümüş:Bir elektroliz olayında elektrolizin hangi ÅŸartlarda nasıl gerçekleÅŸeceÄŸi, hangi tip anot ve katotlara nasıl tepki vereceÄŸi, uygun sıcaklık, akım ÅŸiddeti ve gerilim deÄŸerlerinin neler olacağı bazı parametrelere baÄŸlıdır. Bu parametrelerden bir tanesi polarizasyondur. Elektrolizi gerçekleÅŸtirmek için gerekli olan potansiyel teorik olandan daha yüksek olmak zorundadır. Teorik deÄŸer ile pratikte uygulanan deÄŸer arsındaki fark fazla voltaj adını alır. Elektrolizde katotta indirgenmeyi gerçekleÅŸtirmek için bu fazla voltaj deÄŸerlerini aÅŸmak gerekir ve sisteme verilmesi gereken fazla voltajların tümü polarizasyon adını alır.
Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Bak%C4%B1r

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Periyodik tablo kim buldu

Yazan: admin | buluÅŸlar | Cuma 5 Haziran 2009 17:24

Altın, gümüş, kalay, bakır, kurÅŸun ve cıva gibi elementler eski çaÄŸlardan beri biliniyordu. Bir elementin ilk bilimsel olarak bulunması 1649 yılında Henning Brand’ın fosforu bulmasıyla baÅŸlamıştır. Bundan sonraki 200 yıl boyunca elementler ve onları bileÅŸikleri hakkında kimyacılar tarafından pekçok bilgi elde edilmiÅŸtir. Bununla beraber 1869 yılına kadar toplam 63 element bulunabilmiÅŸtir. 1817 yılında Johann Dobereiner benzer kimyasal özelliklere sahip olan stronsiyum, kalsiyum ve baryuma bakarak, stronsiyumun ağırlığının kalsiyum ve baryum ağırlıklarının ortasında olduÄŸuna dikkat çekmiÅŸtir. 1829 yılında klor, brom ve iyot üçlüsünün de benzer özellikler gösterdiÄŸi bulunmuÅŸdu. Yine benzer davranış lityum, ve potasyum için de gözleniyordu. 1829 ve 1858 yılları arasında bu konuda pek çok araÅŸtırma yapıldı. Bu sırada halojenler grubu katıldı. Oksijen, kükürt, selenyum ve tellür bir grubun üyesi olarak düşünülürken azot, fosfor, arsenik, antimon ve bizmut baÅŸka bir grup içine yerleÅŸtirildiler. İlk periyodik tabloyu oluÅŸturma ÅŸerefi adamı A. E. Beguyer de Chancourtois’e düştü. De Chancourtois, silindirin çevresine 16 kütle birimleri yerleÅŸtirerek elementleri buraya oturttu. Benzer özelliklerdeki elementler bu silindir üzerinde düşey satırlarda gruba ayırmıştı. Atom ağırlıkları sekizin katı kadar olan elementlerin özellikleri benzerdi. 1864 yılında yazılan bir yazıda Newlands bunu Oktav kanunu (Law of Octaves) olarak tanımladı. Bu kanuna göre herhangi bir element tablodaki sekizinci elementle benzerlikler gösteriyordu.

via Periyodik tablo – Vikipedi.

Tags: , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , ,

Dinamit kim bulmuÅŸ

Yazan: admin | buluşlar | Pazartesi 25 Mayıs 2009 17:13

Dinamit, nitrogliserinin diatomite adsorbe edilmesiyle üretilen bir patlayıcı türüdür. İsveçli kimyager Alfred Nobel tarafından 1866′da keÅŸfedilmiÅŸ ve 1867 yılında patenti alınmıştır. Genellikle 20 cm. uzunluÄŸunda ve 2,5 cm. çapında çomaklar halinde satılır ancak baÅŸka boyları da mevcuttur.

via Dinamit – Vikipedi.

Tags: , ,

Etiketler:, ,

Vakum pompasını kim keşfetmiştir

Yazan: -icat-mucit | buluşlar | Pazar 3 Mayıs 2009 17:17

, penis’i büyüttüğü ileri sürülen, içi boÅŸ silindir biçimli araç. Bu aracın, penise vakum uygulayarak kan damar’larını açtığı ve penisin sünger‘si doku’larına daha fazla kan dolmasına yaradığı ileri sürülmektedir. Penisi büyütme amacıyla kullanılmasının yanı , ereksiyon saÄŸlamak amacıyla da kullanılmaktadır.

Vakum pompalarının penisi büyüttüğü iddiası, konunun uzman‘larınca ‘gerçek dışı’ ve ‘kandırmaca’ kabul edilmektedir. Uzmanlara göre, bu araçlar, penisi büyütmek bir yana, penis sertleÅŸtiÄŸinde içindeki kanı tutan kapakçıklara ters basınç yolu ile zarar vermekte ve erkek’te sertleÅŸme (ereksiyon) problem‘leri yaratmaktadır. Bu yüzden kullanılması zararlıdır.

Tags: , , , , ,

Etiketler:, , , , ,

Sonraki Sayfa »