otomatik hareket eden tekne icat edildi

Yazan: afe | Genel | Çarşamba 28 Ocak 2009 03:51

Amerikalılar yine yapmış yapacağını.Suyun üzerinde kendi kendine hareket eden tekne etmişler.
Pittsburgh Üniversitesi’nden araştırmacılar, geliştirdikleri tekniğin, teknenin etrafındaki su yüzeyini bir titreşiminin yardımıyla karıştırdığını ve bunun da aracın su yüzeyinin doğal çekişini kullanarak ilerlemesini sağladığını belirttiler.

Araştırmaya başkanlık eden Profesör Sung Kwon Cho, geliştirdikleri yöntemin, denizlerin ve akarsuların doğal dengesini koruyarak, küçük tekne ve robotlar için etkin ve çok az enerji gerektiren bir mekanizma olduğunu belirtti.

Şimdiki deniz araçlarının bir pervane ya da uskurla yol aldığını ifade eden Cho, ancak kendi sistemlerinde hareket eden bir parça bulunmadığını ve çırpıntıları yayan düşük enerjiyle çalışan elektrotların bataryalarının da dalgaları ya da enerjisiyle şarj edilebileceğinin altını çizdi.

Cho ve doktora öğrencileri, buluşlarını dün İtalya’nın Sorrento kentinde düzenlenen Elektrik ve Mühendisleri Enstitüsü’nün 2009 Mikro Elektro-Mekanik Sistemler Konferansı’nda tanıttılar

KAYNAK: ntvmsnbc.com

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , ,

Hayatımızı kolaylaştıran icatları

Yazan: afe | Kategorilenmemiş | Çarşamba 28 Ocak 2009 03:40

şarj cihazı
Ortalama 11-12 saatte güç kutusunu şarj edebiliyorsunuz ve bu alet sayesinde yaklaşık 6 boyunca dizüstü bilgisayarınızın çalışmasını sağlayabiliyorsunuz

Suyu yeniden kullanabilen

Çamaşırı yıkadıktan sonra artan suyu tekrar arıtarak kullanabilen bu makinesi küresel ısınmanın etkilediği şu susuz günlerde ev hanımlarının bir numaralı tercihi olabilir

‘Onu bul’ ve anahtarlık

Kumanda üzerindeki “findit” tuşuna basıldığında kayıp olan anahtarlıktan bip sesi geliyor.

Hem kızartıcı hem çaydanlık

İki işi birden yapıyor, ekmek kızartıp, ılık çayınızı servis için hazırda bekletiyor.

Pazara gidip dönerken poşet taşımaktan bıktıysanız bu alet tam size göre..

Çok kullanışlı

Artık ortalık eskisi gibi dağınık olmayacak ya da hiçbir yere sığmayan terlik ve ayakkabılar büyük bir derdiniz olmayacak

sevmeyen dijital

Kağıda yazılan çalışmalarının başına bir iş gelmesinden korkanları düşünen bir kalem geliştirildi.

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Japonlar akıllı lcd icat etti

Yazan: alperen | Genel | Pazartesi 19 Ocak 2009 23:37
Yeni üretilen , kimse seyretmiyorsa kendiliğinden kapanacak
19 2009 Pazartesi, 12:46

Kimse seyretmiyorsa otomatikman kapanan TV üretildi.

Bir Japon şirketi, ürettiği yüksek çözünürlüklü yeni LCD TV’nin, üzerindeki algılayıcılarla “seyirci olup olmadığını” anladığını, kimse yoksa muayyen müddet sonunda kendiliğinden kapandığını açıkladı.

Şirket, ekran parlaklığını ortam ışığına göre ayarlayan yeni TV’nin seleflerinden çok daha az enerji tükettiğini de bildirdi.

Japon istatistiklerine göre, evlerdeki tüketiminde TV’nin payı yüzde 10 civarında.

AA

Tags: , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , ,

Yıkanabilir klavye icat edildi

Yazan: b.y.ee.s.d..ii.r.m.han | Genel | Çarşamba 14 Ocak 2009 21:57
Yıkanabilir klavye üretildi
Yıkanabilir klavye üretildi
13 2009 Salı 15:25
Seal Shield, antimikrobiyal ürün ailesine yeni eklediği Silver Surf klavye ve fareyle CES 2009’un gözdesi oldu.
sistemlerinin en az değişen parçası olan klavye ve fareler, temizlendiklerinde bile bakteri yuvası olma özelliğini kaybetmiyor. Bu sağlıksız koşulu düzeltmek için çalışan Amerikan firması Seal Shield, antimikrobiyal ürün ailesine yeni eklediği Silver Surf klavye ve lazer fareyle CES 2009’un gözdesi oldu.

Bilgisayar klavyelerinde bulunan milyonlarca bakterinin kullanıcılarda ishal, kusma ve benzeri pek çok rahatsızlığa yol açabildiğine dikkat çeken , klavyelerde bulunan bakterilerin arasında koli basili ve enfeksiyonlara yol açan Staphylococcus aureus bakterilerinin de bulunduğunu gösterdiğini belirtiyor. adamlarının Mayıs ayında yayınladıkları bir rapora göre bilgisayar klavyelerinde bir klozette bulunan miktarda bakteri bulunabildiğini ortaya koyuyor.

Kablosuz olarak tasarlanan Silver Surf ergonomik klavye ve seti, antibakteriyal olmakla birlikte, su geçirmez yapıda olduğundan, kirlendiği zaman doğrudan bulaşık makinesinde yıkanabiliyor. Bu şekilde bu sağlıksız durumun önüne geçmeyi hedefliyor.

Windows Vista, XP, ve MacOS X işletim sistemleriyle uyumlu setin ergonomik klavyesi 465x171x33mm boyutlarına sahip. 10 milyon vuruşluk ömrü olan tuşlara sahip ürün normal klavyelere nazaran %10 daha az enerji tüketiyor. Setin 800dpi çözünürlüklü lazer faresi de klavye gibi antimikrobiyal ve bulaşık makinesinde yıkanabiliyor. Ürün, Mart ayından önce 39 dolar fiyatla Amerika’da satışa sunulacak.

Kaynak: www.internethaber.com
Tags: , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , ,

eposta ya da emaili kim buldu

Yazan: berfin kayran | icatlar | Salı 13 Ocak 2009 23:46

İngilizce bir siteden yaptığım araştırmaya göre yada bizim deyimimizle 1972 yılında Ray Tomlinson tarafından kullanıldı ilk defa.

Ray Tomlinson bir bilgisayardan diğer bir bilgisayara veri yollamak için @ sembolünü seçmiş.

Eposta internetten eskiymiş.Yerel ağda bir kişinin başka bir kişiye mesaj bırakması için kullanılmış ilk defa.

Tags: , , , ,

Etiketler:, , , ,

ateşin bulunuşu ateşi kim icat etti

Yazan: berfin kayran | icatlar | Salı 13 Ocak 2009 23:41

Bu yazımızda da ateşi kim buldu,,ateşin icadı ve kimin ettiği hakkında bilgiler sunacağım.

Ateşin denetim altına alınmasından bilinçli üretimine geçiş yüzbinlerce yıl alan büyük bir adımdır. İsrail’de, Şeria Nehri kıyısında bulunan kalıntılar, insanın 790 bin yıl önce ateş ürettiğini ve kullandığını göstermektedir.[1][2]

Ateşin yakılabileceği düşüncesini uyandıran ilk kıvılcımın, çakmaktaşını piritlere sürterken mi, yoksa ağaç içinde delik açmaya çalışırken mi çaktığı bilinmemektedir. Avrupa’daki Neolitik yerleşim bölgelerinde çakmaktaşı ve piritlerin yanı ateş delgileri de bulunmuştur. İlkel toplumlarda en yaygın ateş yakma yöntemi sürtmeydi. Bambudan yapılmış küçük bir tüp içindeki havanın sıkıştırılmasıyla ısı ve ateş üreten ateş pistonu Güneydoğu Asya, Endonezya ve Filipinler’de geliştirilip kullanılan karmaşık bir aygıttı. Bundan tümüyle bağımsız olarak 1800′lerde Avrupa’da da metalden bir ateş pistonu geliştirildi. İngiliz kimyacı John Walker, içinde fosfor sülfat bulunan ve sürtülünce yanan kibriti 1827′de icat etti. Modern teknoloji ve tarihi, büyük ölçüde ateşten sağlanarak insanoğlunun kullanımına sunulan enerji toplamındaki sürekli artış olarak nitelenebilir. Enerji üretimindeki artışın büyük bölümü hem miktar, hem çeşit bakımından ateş kullanımının artmasıyla sağlanmıştır. enerjisinin denetim altına alınması, ateş kullanımında atılan son adım sayılabilir.

———————————————————

ATEŞİ KİM BULDU
1600′lü yılların sonuna doğru ise, bilim tarihi bir başka yanılgıya sahne oldu. Ateş ve saçtığı alevler her devirde insanların ilgisini çekmişti. O döneme kadar henüz sırrı keşfedilememiş ateşin kaynağı üzerinde düşünen insanlardan biri de Alman bilim adamı G. E. Stahl’dı. Stahl araştırmaları sonucunda, ateşe “flojiston” adı verilen gözle görülemeyen bir maddenin yol açtığını ileri sürdü. Stahl’a göre flojiston nesnelere girip çıkabilen bir maddeydi. Flojistona sahip bir nesne hızla yanarken, flojistonun olmadığı nesneler ise yanmıyordu. Yanan maddelerden duman çıkması, bu maddelerin yanarken küçülmeleri ve hafiflemeleri, flojistonun bu maddeleri terk etmesi olarak yorumlandı. Araştırmalarda, yanan maddelerin üzerlerinin kapatılmasıyla veya toz ve toprak atılıp söndürülmeleriyle flojistonun çıkışının engellendiği ve böylece ateşin söndüğü düşünülüyordu. Ancak zamanla, metallerin yanarken küçülmemeleri veya hafiflememeleri flojistonun gerçekliği hakkında bazı kuşkuların doğmasına neden oldu. 1700′lü yılların sonunda ise havanın farklı birkaç gazın karışımı olduğu keşfedildi. Bu farklı gazların farklı biçimlerde yanmaları da flojiston kuramıyla açıklanmaya çalışılırken, oksijen gazıyla ilgili yapılan araştırmaların biri kuramın sonunu getirdi. Antoine Lavoisier adlı bilim adamı oksijen gazı içinde yaktığı bir metali gözlemledi. Bu gözlemi sonucunda yanan metalin ağırlığının arttığını, oksijen miktarının da azaldığını fark etti. İşte bu deney insanlara ateşin kaynağını da gösterdi. Nesneler oksijen aldıkları için yanıyorlardı. Flojiston isimli teorik madde ise asla var olmamıştı.
Tarihteki bilimsel yanılgılara bir diğer örnek ise, elektriğin kaynağı üzerine yapılmış bir yorumdur. Doktor Luigi Galvani 1780′li yıllarda hayvanlarla ilgili araştırma yaparken, birdenbire yeni bir kaynağı bulduğunu sandı. Kurbağalar üzerinde yaptığı araştırmalarda, bir parçaya bağlanan kurbağa bacağındaki kasların kıpırdadığını gördü. Galvani bu canlı üzerinde yaptığı birkaç araştırma sonucunda kararını verdi: Bir hayvanların kaslarından ve sinirlerinden kaynaklanan elektriğin dışarı çıkmasını sağlıyordu. Galvani deneyi tek bacak üzerinde tek parçasıyla yapmıştı. Bu deneyin mantığından şüphelenen isimli bilim adamı konuyla ilgili çalışmalara başladı. Volta kurbağanın bacağına bir telin farklı iki ucunu bağladı ve bacaklardaki kasların seyirmediğini gördü. Bu deneyden sonra çalışmalarına devam eden Volta, kurbağadan veya başka bir hayvandan kaynaklanan elektrik iddiasının gerçek olmadığını ortaya koydu. Elektrik, elektronlardan kaynaklanan bir akımdı ve metaller elektronu daha kolay iletiyordu. Hayvansal elektrik kuramı bir dönem insanlarını şaşırtmış bir yanılgıydı.

Bu örneklerde de açıkça görüldüğü gibi, günümüzde çok iyi bilinen gerçekler hakkında geçmişte çok yanlış bazı iddialarda bulunuldu. Birçok bilim adamı gerek dönemlerinin geri kalmış bilimsel düzeyleri, gerekse sahip oldukları bazı önyargıları dolayısıyla birçok bilimsel yanılgıya kapıldı. Tarihte gerçekleşmiş bu gibi bilimsel yanılgılara verilecek örnek, yaşamın kökeni üzerine ortaya atılmış iddialardan biriydi. Çünkü bu iddianın etkileri ve mantıksızlığı yukarıda örneğini verdiğimiz yanılgılardan çok daha büyük oldu. Bu yanılgı, evrim inancıyla materyalist dünya görüşünün birleştiği ‘Darwinizm’di.
Bir zamanlar Darwinizm, elde yeterince bilimsel kanıt olmadığı için bazılarınca bilimsel bir teori gibi kabul ediliyordu. Darwin’in 1859 yılında yayınlanan Türlerin Kökeni adlı kitabı o dönemde bile anlaşılan tutarsızlıklarına rağmen, bazı çevrelerde yankı uyandırdı. Darwin’in genetik veya biyokimya biliminden habersiz olarak yaptığı varsayımlar, fosil kayıtlarının yetersizliğinden yararlanarak ileri sürdüğü hatalı iddialar, bu teoriyi kabul etmeye felsefi nedenlerle çok yatkın olan kişiler tarafından hararetle kabul gördü. Bu felsefi neden, Darwin’in teorisi ile materyalist felsefe arasındaki ilişkiydi. Darwin, tüm canlıların kökenini maddesel faktörlerle ve rastlantılarla açıklamaya çalışan, dolayısıyla bir Yaratıcı’nın varlığını reddeden bir teori öne sürmüştü. Akla ve mantığa tamamen aykırı olan bu teorinin yanlışlığının bilimsel olarak ortaya çıkması içinse, 20. yüzyıldaki bir dizi bulgu gerekecekti.
Bugün Darwinizm hala bazı saplantılı bilim çevrelerinde yaygın bir kabul görmektedir; ama bu, Darwinizm devrinin sona erdiğini kabul etmemize engel değildir. Çünkü teoriyi ayakta tutan sözde bilimsel varsayımlar birer birer çökmüştür. Teoriyi hala ayakta tutan tek neden, onun temeli olan materyalist felsefenin hala bir kısım bilim çevrelerinde fanatik bir tutkuyla savunulmasıdır. Darwinizm dünyası, 1980′li yılların ikinci yarısındaki Sovyetler Birliği’ne benzemektedir. O dönemlerde komünizmin bir ideoloji olarak iflas ettiği, varsayımlarının geçersiz olduğu ortaya çıkmıştı. Ancak komünist sistemin kurumları hala varlığını koruyordu. Komünist ideolojiyle beyni yıkanmış bir kuşak hala körü körüne bu ideolojiyi savunuyordu. Bu dogmatizm nedeniyle, pratikte çökmüş olan komünist sistem bir süre daha yaşatıldı. “Glasnost” ve “Perestroyka” denen formüllerle reforme edilip yaşatılmak istendi

———————————————————————————

İnsanoğlu tarafından yakılan ilk ateş konusunda değişik bir tahmin daha vardır. Bu tahmin,günümüzde ilkel topluluklarda yapılabilecek bir gözlemle ilgilidir.Şimdi,sözünü ettiğimiz bu ilkel topluluklardaki bazı yöntemlere eğilelim. Alaska’da bazı kabilelerden yerliler, iki taş üzerine sülfür (kükürt) sürer ve bu taşları birbirine sürterler. Kükürt ateşlenince de,yanan taşı kuru otların veya ateş alabilecek başka şeylerin üzerine atarlar.

Hindistan’da ve Çin’de, kırık bir çömlek parçasına , bir bambu (kamış) çubukla sertçe sürtülür. Bambu çubuğun dış yüzü çok serttir ve çakmak taşı niteliklerine sahiptir. Eskimolar ise, alelade bir kuvartz parçasını, bir demir piriti parçasına sürterler. Kuvartz,bünyesinde silis bulunan bir nevi taştır. Gerek bu tür kuvartz gerekse silisli demir parçaları, Eskimolar’ın yaşadıkları çevrede çok yaygın ölçüde bulunur . Kuzey Amerika’da yaşayan kızılderililer arasında da, ateş yakmak için iki çubuğu birbirine kuvvetle sürtüştürmek çok yaygın bir yöntemdir. Örneklerden de anlaşılacağı gibi, bu uygulama ve yöntemlerin hepsi yaklaşık olarak aynı esasa dayanmaktadır.

Eski Yunanlılar ve Romalılar ise başka bir yöntemden yararlanırlardı. Bu yöntemin temel unsuru, güneşin ışınlarını belirli bir noktada odaklaştıran bir nevi mercekti.

Güneşin ışınları bu mercek sayesinde belirli bir noktada yoğunlaştırıldığı zaman, kuru bir ağaç parçasının yanmasını sağlayacak kadar ısı uygulanmış oluyordu.

Eski çağlarda ateşle ilgili olarak dikkati çeken bir şey de, birçok ilkel toplumlarda insanların “devamlı ateş”i muhafaza etmeleri,bu bakımdan gösterdikleri titizliktir. Şimdiki Meksika’da yaşayan eski Mayalar, Aztekler, tapınaklarında veya belirli yerlerde hiç sönmeyen,sönmesi ne meydan verilmeyen devamlı ateşler yakarlardı. Eski Yunanlılar, Mısırlılar ve Romalılar da, tapınaklarında aynı yöntemi uygulamışlardır.

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,